Kadın Peygamberler – 19

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

    Kadın peygamber Hz. Miryam (as)’ın nasıl güçlü bir karaktere sahip olduğu, yüksek feraseti, insanlara ve olaylara öncülük eden lider kişiliği ve en önemlisi de cesareti, daha henüz küçük bir kız çocuğuyken belli etmiştir.

     Hz. Yoxebed (as) ile Amram (İmran)’ın kızı, Hz. Harun (as) ile Hz. Musa (as)’nın ablası (1091) olan Miryam (Meryem), bir kadın peygamber (1092) olarak Tevrat’ın oluşumunda ve semavî dînlerin ortaya çıkmasında başat rol oynayan bir karakterdir.

     Yahudilik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı Talmud (תלמוד)’da anlatıldığına göre, Musa daha annesinin karnındayken ablası Miryam şöyle demiştir: “Annem, İsrail’i kurtaracak olan bir oğlan doğuracak.” (1093)

     Musa, İsrailoğulları’nın Mısır’da ağır baskı ve zûlüm altında olduğu, yeni doğan Yahudî erkek çocuklarının Nil Nehri’ne atılarak öldürüldüğü bir zamanda doğmuştu. (1094) Mısır Krallığı’nda Firavun’un emriyle, ülkede doğan tüm Yahudî erkek çocukları öldürülmekteydiler. (1095)

     İşte tam bu dönemde, Miryam’ın annesi Yoxebed hamile idi ve bir erkek bebek doğuracaktı. Bunun için, Mısır Firavunu, ülkede doğacak tüm Yahudî çocuklarının öldürülmesi emrini verdiğinde, İmran, 3 aylık hamile olan karısı Yoxebed’i boşar. Yoxebed, alelacele başka bir adamla, Parnak’ın oğlu Elizafan ile evlenir. Bu çok akıllıca uygulanmış bir taktiktir. Böylece Yoxebed altı ay sonra Musa’yı doğurduğunda, Firavun ve adamları O’nu 6 aylık hamile sanıyorlardı. Yani daha üç ay sonra doğum yapacağını düşünüyorlardı. Oysa ki Yoxebed evlendiğinde zaten 3 aylık hamileydi (ilk kocasından) ve dolayısıyla evlendikten altı ay sonra 9 aylık hamile olmuş ve bebeğini doğurma zamanı gelmişti. Bu akıllıca taktik sayesinde Yoxebed hamileliğinin ilk üç ayını sakladı ve böylece Firavun ve adamları Musa’nın doğumunu engelleyemediler, zamanlamasını doğru hesaplayamadılar. (1096)

     Yahudî kutsal metinlerinde yazıldığına göre, Amram – Yoxebed çiftinin tek kızı ve en büyük çocuğu olan, kardeşi Musa doğduğunda 7 yaşında bir kız olan Miryam, daha sonra anne ve babasını yeniden evlenmeye ikna etmiştir. (1097) İmran (Amram) aynı zamanda İbraniler’in yüksek mâhkemesi Sanhedrin (סנהדרין)’in başkanı olduğundan (1098), O’nun hamileyken karısını boşamasını diğer bazı evli Yahudî erkekleri örnek almış, onlar da hamileyken karılarını boşamış, bu yanlış davranış gitgide bir gelenek halini almaya başlamıştı. Cesur bir karaktere ve lider bir kişiliğe sahip olan Miryam, korkusuzca babası İmran’ın karşısına dikilmiş ve O’na şu sözleri söylemiştir: “Senin aldığın karar, Firavun’un aldığı kararlardan daha kötü! Zirâ O sadece erkekleri hedef alıyor. Ama senin kararın hem erkekleri hem kadınları etkiliyor.” (1099)

     Bunun üzerine İmran (Amram) büyük bir tören düzenleyerek eşi Yoxebed’le yeniden evlenmiştir. Halk da O’nun yolunu takip etmiş ve artık kimse hamileyken eşlerini boşamamıştır. (1100)

     Musa doğduktan sonra, annesi Yoxebed, “çok güzel olan” (1101) bebeği bulup öldürmesinler diye Tanrı’nın emri ve yönlendirmesiyle (1102) sazdan bir sepeti harç ve ziftle sıvamış ve yaptığı bu sandığın içine bebeği Musa’yı koyarak onu Nil Nehri’ne bırakmıştır. (1103) Yoxebed bebeği Musa’yı sandığa koyup nehre bırakınca, 7 yaşındaki kızı (bebeğin ablası) Miryam’a da nehir sularında yüzen sandığı gizli gizli takip etmesini söylemiştir. Miryam, yeni doğan kardeşinin akıbetinin ne olacağını bilmek için sandığın sudaki yüzüşünü gizlice takip etmiştir. (1104)

     Musa’yı taşıyan ve Nil Nehri sularında usul usul süzülen sandık, Firavun’un (Tevrat ve İncil’e göre) kızı (1105) veya (Kur’ân’a göre) karısı (1106) tarafından bulunmuştur. Firavun’un kızı veya karısı, yıkanmak için nehre indiğinde sepeti ve içindeki bebeği görmüş ve almış, onun İbraniler’in çocuklarından olduğunu anladığı halde bebeği sevmiş, “Bize göz aydınlığı olacak ne kadar güzel bir çocuk!” diyerek bebeği kucaklamış ve saraya alarak onu himaye etmiştir. (1107)

     Firavun’un kızı veya karısı, bebeği sudan çıkardığı için, ona “Sudan çıkan” veya “Nehrin çocuğu” anlamına gelen “Musa” ismini takmıştır. (1108)

     Firavun’un kızı veya karısı, bebeği emzirmek için birçok Mısırlı kadını saraya çağırtmış, fakat bebek (Musa) o kadınlardan hiçbirinin sütünü emmemiştir. (1109) Bebeğe sütanne ararlarken, bebeğin 7 yaşındaki ablası Miryam saraya giderek Firavun’un kızına veya karısına, “Bebeği emzirmesi için size bir İbranî sütanne bulup getirebilirim” demiş, Firavun’un kızı veya karısı bunu kabul etmiş, Miryam büyük bir sevinçle ve alelacele koşup annesine haber vermiş, bebeği doğuran öz annesi olduğunu kimsenin bilmediği Yoxebed böylece saraya gelerek bebek Musa’yı emzirmiş, Musa O’nun sütünü içmiştir. Bu duruma çok şaşıran Firavun’un kızı veya karısı, Yoxebed’in Musa’ya sütannelik yapmasını istemiştir. Böylece Yoxebed, kendi öz evladına sarayda sütannelik yapmıştır. (1110)

     Dünyanın belki de en meşhur olayı olan bu olayda yaşananlara baktığımızda, burada yine Miryam’ın cesaret ve ferasetini, geleceği tahayyül edip tasarlayabilen ilerigörüşlü zekâsını ve öncü, lider kişiliğini görmekteyiz. Bunun içindir ki, halen bugün dahi Yahudî toplumu arasında şöyle bir atasözü vardır: İbranice orijinal haliyle; “Miryam la nevia ke kurava i medisinava, sensia i pasensiya dava.” (Şifa veren ve iyi eden peygamber Miryam, ilim ve sabır verirdi.) (1111)

     Miryam, kardeşi Musa’nın ve İbraniler’in geleceğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynadı. Musa için saray güvenli bir yerdi. O sıralar Miryam henüz 7 yaşında bir kız çocuğu olmasına rağmen küçük bir kız için fazlasıyla cesurdu. Yaşı küçük olsa da çok hikmetli davrandı. Annesi, Miryam’a güvendiğinden olacak ki O’na büyük bir sorumluluk vermişti. (1112)

     Daha sonra sarayda büyüyen Musa, aristokratlara has entelektüel bir eğitim almış, dönemin medeniyette en gelişmiş ve kültürlü halkı olan Mısırlılar’ın bütün ilimlerinde yetiştirilmiş ve gerek sözlerinde gerekse işlerinde kudretli bir kimse olmuştur. (1113)

     Ancak Tevrat’ta, Musa büyüyüp ablası Miryam’la birlikte İbrani halkını Mısır’dan çıkartana kadar Miryam’dan hiç sözetmiyor. “Exodus” (Mısır’dan Çıkış) esnasında Musa 80, Harun 83, Miryam da 87 yaşında olduğuna göre (1114), demek ki Tevrat Miryam’dan tâ 80 sene sonra yeniden bahsetmeye başlıyor.

     Kutsal kitaplar (Tevrat, İncil, Kur’ân), 80’li yaşlarına gelene kadar Harun ile ablası Miryam’dan hiç bahsetmediği için ve bu zamana kadar yalnızca Musa’yı anlattığı için, biz de o zamana kadar Musa’dan bahsedeceğiz. Okurlarımızın aklına, “Konu Miryam iken neden kardeşi Musa anlatılıyor?” gibi bir soru takılmaması için, bunu belirtme ihtiyacı hissettim. 80’li yaşlarına kadar yalnızca Musa’dan bahsedecek, ancak oraya geldikten sonra yeniden Miryam’la Harun’u anlatacağız. Kutsal kitapların (Tevrat, İncil, Kur’ân) anlatımına sadık kalarak konuyu işlediğimiz için, sevgili okurlarımızın bu durumu anlayışla karşılamasını umuyoruz. Takdir edersiniz ki, biz bu tarihi anlatırken kendi kafamızdan uydurmuyoruz, herhangi bir yerde yazılmamış ve anlatılmamış bir şeyi bizim de bilmemiz mümkün değildir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Dînî ve tarihî kaynaklar, Mısır Firavunu’nun sarayında büyüyen Hz. Musa’nın aksine abisi Hz. Harun ve ablası Hz. Meryem (Miryam)’in Mısır’ın kuzeydoğusundaki sınır bölgesinde yer alan Goşen’de büyüdüklerini kaydederler. (1115)

     Tevrat’ta anlatıldığına göre, abisini ve ablasını özleyen Musa, onların ikamet ettiği Goşen’e giderek Harun ile Miryam’ı ziyaret etmiştir. (1116) Kutsal kitap İncil, bu ziyareti yaptığında Musa’nın 40 yaşında olduğunu belirtir. (1117)

     İncil’e göre, Musa’nın kardeşlerine gidişi basit bir ziyaret değil, onların kaderlerini paylaşmak içindir. Musa imânla büyüyünce Firavun’un kızının oğlu olarak anılmayı reddetmiş ve “Allah’ın kavmiyle” (İbraniler’le) beraber hakaret görmeyi, “günâhın sefasını sürmeye” tercih etmiştir. (1118) İnancı uğruna aşağılanmayı, Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saymıştır. Çünkü Cennet’te alacağı ödülü düşünüyordu. (1119) Firavun’un öfkesinden korkmadan, hışımla Mısır’daki sarayını terkedip ordan ayrıldı. Görünmez Olan’ı görür gibi Allah’a dayandı. (1120)

     Ancak bu ziyaret esnasında, kötü bir olay yaşar Musa. Bu ziyaret esnasında Musa, kavga eden bir Mısırlı ile bir İbrani’nin bu kavgasına tanık olmuş, Mısırlı’nın İbrani’yi dövdüğünü görmüştür. Sonra Musa, etrafta kimselerin olmadığını görünce, o Mısırlı’yı öldürüp gizlice kuma gömmüştür. (1121)

     Hem kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de bahsi geçen hem de Tevrat ve İncil’de anlatılan bu olay, şayet doğruysa, Musa katil olmuş demektir. Çünkü bu cinayet, Musa’nın ilahî sebeplerle yahut Tanrı’nın emri gereği değil (zaten henüz peygamber de değil), tamamen dünyevî sebeplerle hatta milliyetçi / kavmiyetçi saiklerle hareket ederek işlediği bir cinayettir.

     Tevrat ve İncil’deki anlatımda, bu cinayet anlatılırken, Musa’da en ufak bir pişmanlık belirtisi göremiyoruz. Bilakis tek endişesi, işlediği bu cinayetin başkaları tarafından duyulmamasıdır. (1122) Ancak Tevrat ve İncil’in aksine, Kur’ân’daki anlatımda, bu cinayet nedeniyle Musa’nın çok pişman olduğunu, afv ve mağfiret dileyerek Allah’a tevbe ettiğini, sonra da Allah’ın kendisini affettiğini, işlediği suç nedeniyle pişman olduğu için kendisini bağışladığını görüyoruz. (1123)

     Fakat burda ilginç bir nokta var: Bu cinayet hadisesi olurken, Musa henüz peygamber değildir. Zaten Musa’ya bu olaydan yıllar sonra peygamberlik verildiği bizzat Kur’ân’da da belirtilir. (1124) Tevrat’ta da bu şekilde belirtilir. (1125) İncil’e göre de, Musa’ya peygamberlik verilmesi, bu cinayet olayından taa 40 yıl sonradır. (1126) Bu durumda, bu cinayet olayı zamanında Musa henüz peygamber olmadığına göre, Allah kendisini affetmişse Musa bunu nereden bilecek?

     Tuhaflık bu ya; bu olaydan sadece bir gün sonra, bu kez de iki İbrani’nin kavgasına şahit olur Musa. Kavgada dövülen haklı, döven haksızdır. Musa, ikisine birden hitap ederek, “Efendiler! Sizler kardeşsiniz, aynı milletin çocuklarısınız. Niçin birbirinizle kavga ediyorsunuz?” der. Sonra da haksız olan İbrani’yi, “Niçin kardeşini dövüyorsun?” diye azarlar. Ama adam O’na öyle bir cevap verir ki, Musa şaşkınlıktan apışıp kalır: “Kim seni başımıza yönetici ve yargıç seçti? Yoksa dün Mısırlı’yı öldürdüğün gibi beni de mi öldüreceksin?” (1127)

     Hiç beklemediği bu cevap karşısında şok geçiren Musa, içinden “Eyvah! Demek ki dünkü olay duyulmuş” diyerek korkmuştur. (1128) Musa’nın bir Mısırlı’yı öldürdüğü haberini alan Firavun, emir vererek Musa’nın öldürülmesini istemiş, Musa da korkudan ordan çıkıp Sina Yarımadası’nın doğu tarafındaki Medyen topraklarına kaçmıştır. (1129) (Afrika’dan Asya’ya)

     Musa’nın Medyen’de yaşadıkları da ilginçtir. Musa, Medyen’de bir kuyu başına vardı. Orda Medyen kâhini Reuel’in (1130) (veya Yitro’nun (1131)) yedi kızı, kuyudan su çekiyorlardı, babalarının sürüsünü suvarmak için yalakları dolduruyorlardı. Fakat kızlar koyunlara su vermeye korkuyorlardı, koyunlarını suya salmamak için uğraşıyorlardı. Musa onlara, “Koyunlarınızı burada tutmaktaki maksadınız ne? Niçin onlara su vermeye çekiniyorsunuz?” diye sordu. Kızlar, “Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır” dediler. Musa, kızlara yardım ederek hayvanlarına su verir. (1132) Kızlar eve döndüklerinde, babaları Reuel (veya Yitro) kızların bu kadar erken dönmelerine şaşırır ve bütün işi nasıl bu kadar çabuk yaptıklarını sorar. Kızlar, yaşadıklarını babalarına anlatırlar, “Mısırlı bir adam bizi çobanların elinden kurtardı” derler, “Üstelik bizim için su çekip hayvanlara verdi.” Babaları, “Nerede o?” diye sorar, “Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.” (1133)

     Kızlar gidip Musa’yı eve çağırırlar, yemeğe davet ederler. Musa, kızlarla birlikte babaları Reuel’in (veya Yitro’nun) yanına gider. Yemekten sonra, kızlardan biri babasına, “Babacığım, O’nu ücretle tut. Herhalde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır” der. Medyen kâhini Reuel (veya Yitro), Musa’ya yanında kalmasını ve kendi yanında çalışmasını önermiş, daha sonra Musa’ya, Ben, 8 yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer sen bunu 10 yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşallah beni salih kimselerden bulacaksın” der. Musa bu teklifi kabul eder ve şöyle der: “Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husumet yok. Allah, söylediklerimize vekildir.” Reuel (veya Yitro) kızı Zippura’yı Musa ile evlendirmiş, düğünlerini de kendi eliyle yapmıştır. (1134) Bu evlilikten Gerşom ve Eliezer adlarında iki erkek çocuk doğmuştur. (1135)

     Musa’nın Zippura ile evlenmesine ablası Miryam şiddetle karşı çıkmıştır. Sebebi ise, kızın İbrani olmaması. (1136) Ancak Miryam’ın Harun’la birlikte bu evliliğe karşı çıkmaları ve bu yüzden kardeşleri Musa ile kavga etmeleri, Mısır’dan çıktıktan sonra yaşanan bir hadise olduğu için, bu olayı o zamana geldiğimizde anlatacağız.

     Musa Medyen’de tam 40 yıl kalmıştır. (1137) Medyen’de bulunduğu bu uzun süre içinde, başta Mısır Firavunu olmak üzere kendisini öldürmek isteyenlerin hepsi ölmüştür. (1138)

     Aradan 40 yıl geçmişti. Ama İbraniler hâlâ kölelik altında inliyor, zûlüm görüyor, feryâd ediyorlardı. Sonunda yakarışları Tanrı’ya ulaştı. Tanrı iniltilerini duydu; daha önce Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as) ve Hz. Yakup (as)’la yaptığı antlaşmayı Musa ile de yapmayı kararlaştırdı. İsrailliler’e baktı ve onlara ilgi gösterdi. Çünkü İbraniler’e acımış ve onları bu mazlumiyet durumundan kurtarmak istemişti. (1139)

     Tevrat’taki anlatımda, öykünün tam burasında ilginç bir durum göze çarpmaktadır. “Hata” mı desek, “dikkatsizlik” mi desek, yoksa “bizim bilmediğimiz mecazî bir anlamı ve idrak edemediğimiz bir hikmeti vardır” (hani Müslümanlar’ın da bazen olur ya, onun gibi) mı desek bilmiyorum ama, Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabının 2. bölümünden 3. bölümüne geçilirken hikâye kaldığı yerden anlatılmaya devam etmektedir fakat ne hikmetse garip bir biçimde Musa’nın kayınbabasının ismi bir anda değişmektedir. Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabının 2. bölümünde Musa’nın kayınbabasının ismi Reuel olarak belirtilirken, 3. ve 4. bölümlerde aynı adamın ismi bir anda Yitro oluyor.

     Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabının 2. bölümünde Musa’nın kayınbabasının ismi Reuel’dir:

     “Sonra kızlar babaları Reuel’in yanına döndüler. Reuel, ‘Nasıl oldu da bugün böyle tez geldiniz?’ diye sordu.” (1140)

     “Musa Reuel’in yanında kalmayı kabul etti. Reuel de kızı Zippura’yı onunla evlendirdi.” (1141)

     Fakat Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabının 3. ve 4. bölümlerinde konu kaldığı yerden anlatılmaya devam ettiği halde Musa’nın kayınbabasının ismi bir anda Yitro oluyor:

     “Musa kayınbabası Medyenli kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horeb’e vardı.” (1142)

     “Musa kayınbabası Yitro’nun yanına döndü. O’na, ‘İzin ver, Mısır’daki soydaşlarımın yanına döneyim’ dedi, ‘Bakayım, hâlâ yaşıyorlar mı?’ Yitro, ‘Esenlikle git’ diye karşılık verdi.” (1143)

     İşin diğer bir ilginç tarafı da, öykünün tam burasının, Musa’nın Allah tarafından peygamber olarak seçildiği o “özel ân” olmasıdır. Musa, Medyen’deki ikametinin 40. yılında Horeb (Tur) Dağı çevresinde kayınpederinin sürüsünü otlatırken, dağda gördüğü ateşten Tanrı veya O’nun meleği tarafından kendisine seslenilerek peygamber seçildiği bildirilmiş ve İsrailoğulları’nı kurtarmak için Firavun’a gitmekle görevlendirilmiştir. Fakat Musa’nın bu büyük vazifeden ürküp kendini bu işe ehil görmemesi üzerine Allah tarafından kendisine başarılı olacağı bildirilmiştir. (1144)

     Musa’ya peygamberlik verilişi, kutsal kitap Tevrat’ta şöyle anlatılır:

     “Musa kayınbabası Medyenli kâhin Yitro’nun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağı’na, Horeb’e vardı. Rabb’in meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor ama tükenmiyor. ‘Çok garip’ diye düşündü, ‘Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor?’

     Tanrı, Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, ‘Musa, Musa!’ diye seslendi. Musa, ‘Buyur!’ diye yanıtladı. Tanrı, ‘Fazla yaklaşma’ dedi, ‘Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Ben babanın Tanrı’sı, İbrahim’in Tanrı’sı, İshak’ın Tanrı’sı ve Yakup’un Tanrısı’yım.’

     Musa yüzünü kapadı, çünkü Tanrı’ya bakmaya korkuyordu.

     Rabb, ‘Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm’ dedi, ‘Angaryacılar yüzünden ettikleri feryâdı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlılar’ın elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. İsrailliler’in feryâdı bana erişti. Mısırlılar’ın onlara yapmakta olduğu baskıyı görüyorum. Şimdi gel, halkım İsrail’i Mısır’dan çıkarmak için seni Firavun’a göndereyim.’

     Musa, ‘Ben kimim ki Firavun’a gidip İsrailliler’i Mısır’dan çıkarayım?’ diye karşılık verdi. Tanrı, ‘Kuşkun olmasın, Ben seninle olacağım’ dedi, ‘Seni Benim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: Halkı Mısır’dan çıkardığın zaman bu dağda bana tapınacaksınız.’

     Musa şöyle karşılık verdi: ‘İsrailliler’e gidip, ‘Beni size atalarınızın Tanrı’sı gönderdi’ dersem, ‘Adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?’

     Tanrı, ‘Ben Ben’im’ dedi, ‘İsrailliler’e de ki, ‘Beni size Ben Ben’im diyen gönderdi.’ İsrailliler’e de ki, ‘Beni size atalarınızın Tanrı’sı, İbrahim’in Tanrı’sı, İshak’ın Tanrı’sı ve Yakup’un Tanrı’sı Yehova gönderdi.’ Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım. Git, İsrail ileri gelenlerini topla, onlara şöyle de: ‘Atalarınız İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un Tanrı’sı Yehova bana görünerek şunları söyledi: Sizinle ve Mısır’da size yapılanlarla yakından ilgileniyorum. Söz verdim, sizi Mısır’da çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına, süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.’ İsrail ileri gelenleri seni dinleyecekler. Sonra birlikte Mısır Kralı’na gidip, ‘İbraniler’in Tanrı’sı Yehova bizimle görüştü’ diyeceksiniz, ‘Şimdi izin ver, Tanrı’mız Yehova’ya kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım.’ Ama biliyorum, güçlü bir el zorlamadıkça Mısır Kralı gitmenize izin vermeyecek. Elimi uzatacak ve aralarında şaşılası işler yaparak Mısır’ı cezalandıracağım. O zaman sizi salıverecek. Halkımın Mısırlılar’ın gözünde lütûf bulmasını sağlayacağım. Gittiğinizde eli boş gitmeyeceksiniz. Her kadın Mısırlı komşusundan ya da konuğundan altın ve gümüş takılar, giysiler isteyecek. Oğullarınızı, kızlarınızı bunlarla süsleyeceksiniz. Mısırlılar’ı soyacaksınız.’” (1145)

     Devamında yaşananları Tevrat şöyle anlatmaktadır:

     “Musa, ‘Ya bana inanmazlarsa?’ dedi, ‘Sözümü dinlemez, ‘Rabb sana görünmedi’ derlerse ne olacak?’ Rabb, ‘Elinde ne var?’ diye sordu. Musa, ‘Değnek’ diye yanıtladı. Rabb, ‘Onu yere at’ dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı. Rabb, ‘Elini uzat, kuyruğundan tut’ dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu. Rabb, ‘Bunu yap ki, ataları İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un Tanrı’sı Rabb’in sana göründüğüne inansınlar’ dedi.

     Sonra, ‘Elini koynuna koy’ dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. Rabb, ‘Elini yine koynuna koy’ dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü.

     Rabb, ‘Eğer sana inanmaz, ilk belirtiyi önemsemezlerse, ikinci belirtiye inanabilirler’ dedi, ‘Bu iki belirtiye de inanmaz, sözünü dinlemezlerse, Nil’den biraz su alıp kuru toprağa dök. Irmaktan aldığın su toprakta kana dönecek.’

     Musa Rabb’e, ‘Aman yâ Rabb!’ dedi, ‘Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim.’

     Rabb, ‘Kim ağız verdi insana?’ dedi, ‘İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim? Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.’

     Musa, ‘Aman yâ Rabb!’ dedi, ‘Ne olur, benim yerime başkasını gönder.’

     Rabb Musa’ya öfkelendi ve ‘Ağabeyin Levili Harun var ya’ dedi, ‘Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek. Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim. O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın. Bu değneği eline al, çünkü belirtileri onunla gerçekleştireceksin.’” (1146)

     Geçtiğimiz 20. yy’da, beyaz ırkçılığın sistematik bir devlet politikası olarak uygulandığı ve siyahî halklara yönelik zûlüm ve ayrımcılığın had safhaya vardığı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) topraklarında, siyahî halkların hakları için mücadele eden ve Müslüman olup bu haklı mücadelesini İslamî kimliğiyle yapan Afro – Amerikalı yiğit lider Malcolm X (1925 – 1965), Tevrat’ın bu bölümlerinde geçen, (Rabb) Sonra, ‘Elini koynuna koy’ dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. Rabb, ‘Elini yine koynuna koy’ dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü” (1147) âyetini delil göstererek, Hz. Musa’nın bir siyahî olduğunu iddiâ etmiştir. Beyazların kiliselerine giden inançlı Hristiyan siyahları o kiliselere gitmekten alıkoymaya çalışan ve siyahları kendi kiliselerini kurmaya teşvik eden “The Black Muslims” (Siyah Müslümanlar) hareketi liderleri, özellikle Tevrat’taki bu âyeti miting ve konferanslarında sıklıkla işlemişler, gündeme getirmişlerdir. Malcolm X bir konuşmasında şöyle demiştir: “Musa beyazsa elinin beyaz olması niçin mucize olsun ki? Elinin beyaz olması mucizeyse ve Musa bu duruma şaşırıp kalmışsa, demek ki o el siyahtır. Evet, Musa da İsa da tıpkı sizin gibi, benim gibi siyah bir insandı, kardeşlerim! Ama beyaz adamın kiliselerine gidin, duvardaki resimlere bakın, Musa’yı, İsa ve Meryem’i kendileri gibi beyaz, sarışın ve mavi gözlü çiziyorlar. Sanki bunlar Avrupalı! Kardeşlerim, Musa da İsa da İbrani değil mi? İbraniler koyu tenli değil mi? Musa Afrikalı değil mi, Afrika’da yaşamadı mı? Mısır nerede, Afrika halkının rengi nedir?” (1148)

     Musa’ya peygamberlik verilişi, kutsal kitap İncil’de de şöyle anlatılır:

     “Kırk yıl geçtikten sonra Musa’ya, Sina Dağı’nın yakınlarındaki çölde, yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü. Musa gördüklerine şaştı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında, Rabb ona şöyle seslendi: ‘Senin atalarının Tanrı’sı, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrı’sı benim.’

     Korkuyla titreyen Musa bakmaya cesaret edemedi.

     Sonra Rabb, ‘Çarıklarını çıkar! Çünkü bastığın yer kutsal topraktır’ dedi. ‘Mısır’da halkıma yapılan baskıyı yakından gördüm, iniltilerini duydum ve onları kurtarmaya geldim. Şimdi gel, seni Mısır’a göndereceğim.’

     Bu Musa, ‘Kim seni yönetici ve yargıç atadı?’ diye reddettikleri Musa’ydı. Tanrı onu, çalıda kendisine görünen meleğin aracılığıyla yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi. Halkı Mısır’dan çıkaran, orada, Kamış Denizi’nde (Kızıldeniz’de) ve kırk yıl boyunca çölde (Sina Çölü’nde) belirtiler ve harikalar yapan oydu. İsrailoğulları’na, ‘Tanrı size kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak’ diyen Musa odur. Çöldeki topluluğun arasında yaşamış, Sina Dağı’nda kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunmuş olan odur. Bize iletmek üzere yaşam dolu sözler aldı.” (1149)

     Musa’ya peygamberlik verilişi, kutsal kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ise şöyle anlatılır:

     “Musa’nın haberi sana ulaştı mı?

     Hani bir ateş görmüştü de ailesine, ‘Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında yol gösterecek birini bulurum’ demişti.

     Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: ‘Ey Musa! Şüphe yok ki, Ben senin Rabb’inim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın. Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle. Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl. Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!’

     (Allah) ‘Şu sağ elindeki nedir ey Musa?’ (diye sordu). Musa dedi ki: ‘O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.’ Allah, ‘Onu yere at ey Musa!’ dedi. Musa da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş! Allah şöyle dedi: ‘Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.’

     (Allah) ‘Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, bir hastalık olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın’ (dedi).

     (Allah) ‘Firavun’a git, çünkü o azmıştır’ (dedi). Musa dedi ki: ‘Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar. Bana ailemden birini yardımcı yap, Kardeşim Harun’u. Onunla gücümü artır. Onu işime ortak et. Seni çok tesbih edelim diye. Seni çok zikredelim diye. Çünkü Sen bizi hakkıyla görmektesin.’

     Allah, şöyle dedi: ‘Ey Musa! İstediğin sana verilmiştir. Andolsun Biz, bir kez daha sana lütufta bulunmuştuk. Sen doğduğun zaman, annene de vahyedilmesi gereken şeyi vahyetmiştik. (Annene) ‘Onu (bebek Musa’yı) sandığın içine koy ve suya (Nil Nehri’ne) bırak ki, su onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan biri (Firavun) alsın’ (demiştik). Sana da, ey Musa, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.’

     Hani kızkardeşin (Miryam), (Firavun ailesine) gidiyor ve ‘Size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?’ diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük.

     Ve bir cana kıydın da Biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin).

     Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tur Dağı’na) geldin ey Musa!’

     ‘Ben seni kendim için seçtim. Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin. Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.’

     Musa ve Harun şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.’ Allah şöyle dedi: ‘Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm. Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabb’in elçileriyiz. İsrailoğulları’nı (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabb’in katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun. Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.’” (1150)

     Musa’ya peygamberlik verilişi, Kur’ân-ı Kerîm’in başka bir yerinde de şöyle anlatılır:

     “Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, ‘Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm’ dedi.

     Musa ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: ‘Ey Musa! Şüphesiz Ben, evet, Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.’

     (Allah) ‘Değneğini (yere) at’ (dedi). (Musa değneğini attı) Onu bir yılanmış gibi süratle hareket eder görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. (Bu sefer şöyle seslenildi:) ‘Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen güvenlikte olanlardansın.’

     (Allah) ‘Elini koynuna sok. Bir hastalık olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın. Korkudan açılan kolunu kendine çek. İşte bunlar, Firavun ve ileri gelen adamlarına (göstermen için) Rabb’in tarafından (sana verilen) iki delildir. Çünkü onlar fasık bir kavimdirler.’

     Musa şöyle dedi: ‘Ey Rabb’im! Şüphesiz ben onlardan birini öldürdüm. Onların da beni öldürmelerinden korkuyorum. Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da benimle birlikte, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Çünkü ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum.’

     Allah, ‘Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size bir iktidar vereceğiz de âyetlerimiz sayesinde size (kötü bir amaçla) ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar, galip gelecek olanlardır’ dedi.” (1151)

     Musa’ya peygamberlik ve büyük bir görev veren Allah (Yehova), ağabeyi Harun’u da peygamberlikle görevlendirmesinin yanında, O’nu ve ölümünden önce O’nun gözetiminde oğullarını, “kâhin” adı altındaki ve daha sonraki süreçte “ruhbanlık” haline gelen dînî müessesenin başına getirir. (1152)

     Kur’ân’ın hiç değinmediği kâhinlik müessesesi hakkında Tevrat’ta en ince detaylara kadar varan anlatımlar bulunmaktadır. Yahudîlik’in, peygamberlikten sonraki en önemli hatta tek, olmazsa olmaz müessesi kâhinliktir. Kâhinlik olmadan Tevrat hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Bir Yahudî günlük yaşamında uygulayacağı kural ve kaideleri kâhin elinden, onun onayından, onun müsaadesi olmadan gerçekleştiremez. (1153)

     Harun da Musa ile beraber İsrailoğulları’nı kurtarmak üzere Firavun’a gitmekle görevlendirilir. (1154) Musa’nın Sina’da Tanrı’dan aldığı “Yasa” (Tevrat)’nın bir kısmı Harun’a verildiği için, “yardımcı peygamber” rolündeki Harun, aynı zamanda İsrail ulusunun ilk rahibi sıfatını kazanmıştır. (1155)

     Medyen’e dönen Musa, Tanrı’nın kendisiyle konuşması ve peygamberlikle şereflendirmesi olayı ve o yaşananlar hakkında kayınbabasına ve baldızlarına bilgi vermeden ve sadece akrabalarını özlediğini söyleyip Mısır’a gitmek istediğini bildirir. Kayınbabası kendisine izin verir ve Musa karısını eşeğe bindirerek ve Tanrı’nın buyurduğu değneği de yanına alarak ailesiyle birlikte yola çıkar. (1156)

     Yola çıkarken, Allah Musa’ya şöyle der: “Mısır’a döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri Firavun’un önünde yapmaya bak. Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek. Sonra Firavun’a de ki: ‘Rabb şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur. Sana, bırak oğlum gitsin, Bana tapsın, dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim.’” (1157)

     Yolda çok ilginç, insanı hayretlere düçar eden bir olay yaşanır. Tevrat’taki anlatıma göre, yolda bir konaklama anında, Allah Musa’yı öldürmeye çalışır, ama Musa’nın hanımı Zippura bunu engelleyerek Musa’nın hayatını kurtarır. Evet, yanlış okumadınız! Tevrat’taki belki de en ilginç anlatımlardan biridir bu:

     “Rabb yolda, bir konaklama yerinde Musa’yla karşılaştı, onu öldürmek istedi. O anda Zippura keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musa’nın ayaklarına dokundurdu. ‘Gerçekten sen bana kanlı güveysin’ dedi. Böylece Rabb Musa’yı esirgedi. Zippura Musa’ya sünnetten ötürü ‘Kanlı güveysin’ demişti.” (1158)

     Bu hakikaten çok enteresan bir olaydır. Tanrı’nın, kendi seçtiği peygamberi – hem de aynı Tevrat’a göre “peygamberlerin en büyüğü” (1159) olanı – öldürmeye çalışması (üstelik daha yeni kendisine peygamberlik vermiş ve ondan sonra yanlış bir şey de yapmamış) ve fakat Tanrı’nın buna güç yetirememesi, karısının buna engel olması, semavî dînlerin kendi itikad anlayışına ters ve bizim bildiğimiz ve inandığımız “herşeye gücü yeten kudret sahibi Tanrı” (1160) inancıyla pek bağdaşmıyor.

     Musevî inancında ve tarihinde bu olaya “Konaklama Yerinde Zippura” (צפורה במלון) deniyor. Mevzubahis pasaj, Musa, karısı Zippura ile birlikte Medyen’den yola çıkıp Firavun’a ve halkına “10 Bela”yı getirmek için Mısır’a yola çıkışını anlatan bölüm olan “Mısır’dan Çıkış, 4:24 – 26”da anlatılır.

     “On Bela” (עשר המכות) veya “Mısır Belaları” (מכות מצרים), köle olan İsrailoğulları’nın serbest bırakılması için Yehova (Allah) tarafından Mısır Firavunu’na gönderilen belalar dizisidir. (1161) Bu belalar şunlardır:

     1 – Dam (su kana dönüşüp bütün balıkları ve diğer sualtı yaşamını öldürdü) (1162)

     2 – Zifardeah (kurbağa istilâsı) (1163)

     3 – Kinim (bit istilâsı) (1164)

     4 – Arov (sinek istilâsı) (1165)

     5 – Dever (besi hayvanlarında başgösteren çeşitli hastalıklar) (1166)

     6 – Şin (iyileşmeyen çıbanlar) (1167)

     7 – Barad (dolu ve fırtına) (1168)

     8 – Arbeh (çekirge istilâsı) (1169)

     9 – Hoşeh (karanlık) (1170)

     10 – Makat Behorot (kapı eşiğinde işaret bulunmayan yerlerdeki ilk doğan insan ve hayvanların ölümü) (1171)

     Bu belalar, Firavun’un evrenin gerçek yaratıcısı olan Tek Tanrı’yı tanımamasına karşılık Tanrı’nın Firavun’a yanıt olsun diye gönderdiği “işaretler ve mucizeler” görevi görürler. (1172)

     Firavun, İsrailoğulları’nın gitmesine, onuncu bela gerçekleşene kadar izin vermemiştir. Bu belalar, İsrail Tanrı’sının gerçekliğini ve Mısır Tanrıları’nın güçsüzlüğünü betimlemektedir. (1173) Bazı yorumcular bu belaların bazılarını Nil Tanrıları’na verilen yargı, bereket ve doğal fenomenlerle bağdaştırırlar. (1174)

     Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” kitabında Tanrı (Yehova), Mısır Tanrıları’nı yargılayacağını bildirmektedir: “O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben Rabb’im.” (1175)

     Allah bu kez Harun’a, “Çöle, Musa’yı karşılamaya git” diye emreder. Harun hemen yola çıkar. Allah’ın emriyle Harun ile Musa Sina Dağı’nda buluşurlar. Harun, küçük kardeşi Musa’ya sarılıp O’nu öper. (1176)

     Musa, Allah’ın kendisine vahyettiği bütün buyrukları ve ikisi beraber neler yapmaları gerektiğini bir bir ağabeyi Harun’a anlatır. İkisi beraber İsrailoğulları’nın arasına gidip halkı etraflarında toplarlar ve onlara konuşma yaparlar. Harun, Tanrı’nın kardeşi Musa’ya söylediklerini bir bir İbrani halkına anlatır. Musa biraz kekeme olduğundan iyi konuşamadığı için O’nun yerine konuşmaları hep Harun yapıyordu. İbraniler onların anlattıklarına inandılar, çok sevindiler ve hep beraber eğilip, kendilerini kurtarma sözü veren Tanrı’ya şükür secdesi ettiler. (1177)

     İsrailoğulları’nı kendilerinin peygamber olduklarına inandıran Musa ve Harun, beraber Mısır’ın başkentine gidip Firavun’un huzuruna çıkarlar. Musa ve Harun, Fravun’a şöyle derler: “Rabb, İsrailoğulları’nı salıvermeni istiyor. Halkımızı bırak gitsinler.” Ama Firavun, Rabb’i tanımadığını söyleyerek bu isteği reddeder. (1178) Firavun bu isteği reddettiği gibi İsrailoğulları’nın yükünü daha da ağırlaştırır. (1179) Bunun üzerine İsrailoğulları Musa ve Harun’a tepki gösterirler. İsrailoğulları, Harun ile Musa’ya, “Rabb sizin cezanızı versin! Bizi Firavun’la görevlilerinin gözünde rezil ettiniz. İşimizi halletmediğiniz gibi, durumumuzu daha da ağırlaştırdınız. Bizi öldürmeleri için onların ellerine bir kılıç verdiniz” derler. (1180)

     Musa ile Harun’un Firavun’la görüşmesinin İsrailoğulları için “hayır” ile değil “şer” ile sonuçlanması nedeniyle İsrailoğulları’nın büyük kesimi Musa’yla Harun’a imân etmez, sadece az bir kısmı onlara inanır. (1181)

     Bu duruma oldukça üzülen Musa, Tanrı’ya yakarır ancak adetâ “Tanrı’yı suçlarcasına ve azarlarcasına” O’na yakarır: “Yâ Rabb, niçin bu halka kötü davrandın? Beni bunun için mi gönderdin? Senin adına Firavun’la konuşmaya gittim gideli Firavun bu halka kötü davranıyor. Sen de kendi halkını kurtarmak için hiçbir şey yapmadın!”  (1182)

     Tanrı, “Bu kez Firavun’a ne yapacağımı göreceksin” diyerek Musa ile Harun’u tekrar Firavun’a göndertir. (1183) Musa ile Harun, Allah’ın emriyle bir kez daha Firavun’un huzuruna çıkarlar. Musa ile Harun, Firavun’a Allah’ın elçileri olduklarını bildirip O’ndan İsrailoğulları’nı kendileriyle beraber göndermesini isteyince Firavun şöyle der: “Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yılını aramızda geçirmedin mi? Sonunda o yaptığın işi de (adam öldürmeyi) yaptın! Sen nankörün tekisin!” Ancak Musa o işi bilmeden yaptığını, korkunca da kaçtığını söyler. (1184)

     İsrailoğulları’nın salıverilmesi teklifini Firavun yine kabul etmez. Ayrıca Musa’yı hapse atmakla tehdit eder. (1185) Musa ve Harun peygamber olduklarını kanıtlamak için Firavun’a çeşitli mucizeler gösterirler. Bunlar, “elin beyaz olması” ve “âsanın yılana dönüşmesi” mucizesidir. (1186)

     Kıssanın anlatımında, Tevrat ile Kur’ân arasında bariz bir farklılık göze çarpmaktadır. Tevrat’taki anlatıma göre, elinde âsâ olan, âsâsını yere attığında yılan olan ve Firavun’un sihirbazlarının yılanlarını yutan kişi, Hz. Harun’dur. (1187) Kur’ân’daki anlatıma göre ise, elinde âsâ olan, âsâsını yere attığında yılan olan ve Firavun’un sihirbazlarının yılanlarını yutan kişi, Hz. Musa’dır. (1188)

     Firavun’un gözlerinin önünde gerçekleşen bu “elin beyaz olması” ve “âsanın yılana dönüşmesi” mucizelerinden sonra sihirbazlar Musa ve Harun’a imân edince Firavun tarafından cezalandırılırlar. (1189)

     Firavun küfründe ısrar eder, İsrailoğulları’na baskı ve zulüm daha da artar. (1190) Firavun’un kalbi katılaşarak İsrailoğulları’nı göndermeyince bu defa Firavun ve Mısır halkına yukarıda değindiğimiz, Tevrat’ta geçen İbranice orijinal ismiyle “Eser Ha-Makot” (On Bela) veya “Makot Mitzrayim” (Mısır Belaları) denilen suların kana dönüşmesi (1191), kurbağa istilâsı (1192), bit ve tatarcık istilâsı (1193), at sineği istilâsı (1194), hayvanların hastalanması ve ölümü (1195), çıbanlar (1196), dolu ve fırtına (1197), çekirge istilâsı (1198), üç gün süren karanlık (1199), ilk doğanların ölümü (1200) şeklinde sıralanan musibetler gelir. Her musibette Firavun, İsrailoğulları’nı salıvereceğine söz verir,  fakat azap kalktığında sözünden döner ve inadında ısrar eder. (1201) Nihayet her evde ilk doğanların ölümüne Mısırlılar’ın baskısı da eklenince Firavun gitmelerine izin verir. (1202)

     Yahudîler’in en önemli bayramlarından biri olan ve İbranice’de “Pêsax” (פסח) olarak adlandırılan “Hamursuz Ekmek Bayramı” bu şekilde doğmuştur. Tevrat’tan okuyalım:

     “Rabb Mısır’da Musa’yla Harun’a, ‘Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak’ dedi, ‘Bütün İsrail topluluğuna bildirin: Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak. Eğer bir kuzu bir aileye çok geliyorsa, aile bireylerinin sayısı ve herkesin yiyeceği miktar hesaplanacak ve aile kuzuyu en yakın komşusuyla paylaşabilecek. Koyun ya da keçilerden seçeceğiniz hayvan kusursuz, erkek ve bir yaşında olmalı. Ayın ondördüne kadar ona bakacaksınız. O akşamüstü bütün İsrail topluluğu hayvanları boğazlayacak. Hayvanın kanını alıp, etin yeneceği evin yan ve üst kapı sövelerine sürecekler. O gece ateşte kızartılmış et mayasız ekmek ve acı otlarla yenmelidir. Eti çiğ veya haşlanmış olarak değil, başı, bacakları, bağırsakları ve işkembesiyle birlikte kızartarak yiyeceksiniz. Sabaha kadar bitirmelisiniz. Artakalan olursa, sabah ateşte yakacaksınız. Eti şöyle yemelisiniz: Beliniz kuşanmış, çarıklarınız ayağınızda, değneğiniz elinizde olmalı. Eti çabuk yemelisiniz. Bu Rabb’bin Fısıh Kurbanı’dır.

     O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilâhlarını yargılayacağım. Ben Rabb’im.

     Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü Rabb’in bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.

     Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. İlk gün evlerinizden mayayı kaldıracaksınız. Kim bu yedi gün içinde mayalı birşey yerse, İsrail’den atılacaktır. Birinci ve yedinci günler kutsal toplantı yapacaksınız. O günler hiçbir iş yapılmayacak. Herkes yalnız kendi yiyeceğini hazırlayacak. Mayasız Ekmek Bayramı’nı kutlayacaksınız, çünkü sizi ordular halinde o gün Mısır’dan çıkartacağım. Bu günü kalıcı bir kural olarak kuşaklarınız boyunca kutlayacaksınız. Birinci ayın ondördüncü gününün akşamından yirmibirinci gününün akşamına kadar mayasız ekmek yiyeceksiniz. Evlerinizde yedi gün maya bulunmayacak. Mayalı birşey yiyen yerli yabancı herkes İsrail topluluğundan atılacaktır. Mayalı birşey yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde mayasız ekmek yiyeceksiniz.’

     Musa İsrail’in bütün ileri gelenlerini çağırtarak onlara şöyle dedi: ‘Hemen gidin, aileleriniz için kendinize davarlar seçip Fısıh Kurbanı olarak boğazlayın. Bir demet mercanköşkotu alın, leğendeki kana batırıp kanı kapılarınızın yan ve üst sövelerine sürün. Sabaha kadar kimse evinden çıkmasın. Rabb Mısırlılar’ı öldürmek için gelecek, kapılarınızın yan ve üst sövelerindeki kanı görünce üzerinden geçecek, ölüm saçanın evlerinize girip sizi öldürmesine izin vermeyecek.’

     Sen ve çocukların kalıcı bir kural olarak bu olayı kutlayacaksınız. Rabb’in size söz verdiği topraklara girdiğiniz zaman bu töreye uyacaksınız. Çocuklarınız size, ‘Bu törenin anlamı nedir?’ diye sorduklarında, ‘Bu Rabb’in Fısıh Kurbanı’dır’ diyeceksiniz, ‘Çünkü Rabb Mısırlılar’ı öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.’

     İsrailliler eğilip tapındılar. Sonra gidip Rabb’in Musa’yla Harun’a verdiği buyruğu eksiksiz uyguladılar.

     Geceyarısı Rabb, tahtında oturan Firavun’un ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısır’daki bütün insanların ve hayvanların ilk doğanlarını öldürdü. O gece Firavun’la görevlileri ve bütün Mısırlılar uyandı. Büyük feryâd koptu. Çünkü ölüsü olmayan ev yoktu.

     Aynı gece Firavun Musa’yla Harun’u çağırttı ve ‘Kalkın!’ dedi, ‘Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi Rabb’e tapın. Dediğiniz gibi davarlarınızı, sığırlarınızı da alın götürün. Beni de kutsayın.’

     İsrailliler’in ülkeyi hemen terketmesi için Mısırlılar diretti. ‘Yoksa hepimiz öleceğiz’ diyorlardı. Böylece halk mayası henüz katılmamış hamurunu aldı, giysilere sarılı hamur teknelerini omuzlarında taşıdı.

     İsrailliler Musa’nın dediğini yapmış, Mısırlılar’dan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi. Rabb İsrailliler’in Mısırlılar’ın gözünde lütûf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular.” (1203)

     Böylece İsrailoğulları’nın tarihindeki en önemli olaylardan biri olan “Mısır’dan Çıkış” (יציאת מצרים) vakti gelmişti.

     Çocukluğunda ve kardeşi Musa’nın doğumunda ana karakter olarak kendisinden bahsedilen (sadece Tevrat’ta değil, Kur’ân’da da) ancak ondan sonra nerdeyse hiç bahsi geçmeyen (sadece Kur’ân’da değil, Tevrat’ta da) Musa’yla Harun’un ablası peygamber Miryam, “Mısır’dan Çıkış” hadisesiyle birlikte yeniden Tevrat’ta ve yine ana karakter olarak karşımıza çıkmaktadır.

     İsrailoğulları’nın tarihindeki en önemli olaylardan biri olan, İbranice orijinal adıyla “Yetsiat Mitzrayim” (Mısır’dan Çıkış) hadisesinde ve sonrasında hadiselerin devamında kadın peygamber Miryam (Meryem) adetâ başroldedir ve hatta Musa’yla Harun’dan daha başat bir karakter olarak sahnededir.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(1091): Tevrat, Çıkış, 6:20; 15:20

(1092): Tevrat, Çıkış, 15:20 – 21 / Talmud, Megillah 14 a

(1093): Talmud, Megillah 14 a; Seder Olam 3

(1094): Tevrat, Çıkış, 1:8 – 14 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 3 – 6

(1095): Tevrat, Çıkış, 1:1 – 22 ve 2:1 – 10 / İncil, Resullerin İşleri, 7:17 – 22 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 1 – 14

(1096): Exodus Rabbah, 1:17

(1097): age

(1098): Haggadah, Mısır’dan Çıkış, 1:13

(1099): Talmud, Sota 12 a

(1100): age

(1101): Tevrat, Çıkış, 2:2 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20

(1102): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7; Tâhâ 36 – 39

(1103): Tevrat, Çıkış, 2:3

(1104): Tevrat, Çıkış, 2:4 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 11

(1105): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6

(1106): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(1107): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8 – 9

(1108): Tevrat, Çıkış, 2:10; II. Samuel, 22:17 / Zebur, Mezmurlar, 18:16 / Filo Yedidia, Mos, 1, 4:17 / Yosef ben Matityahu, Ant, 2:228 / Mevhub bin Ahmed el- Cevalikî, El- Muarreb, s. 567 – 568, Şam 1990 / Rivka Ulmer, Egyptian Cultural Ikons in Midrash, cilt 1, s. 269, De Gruyter Verlag, Berlin & New York 2009 / Naomi E. Pasachoff – Robert J. Littman, A Concise History of the Jewish People, s. 5, Rowman & Littlefield Publishers, Oxford & Lanham & Boulder & New York & Toronto 2005 / Constanza Cordoni – Gerhard Langer, Narratology, Hermeneutics and Midrash, s. 145 – 175, Lorena Miralles Maciá, “Judaizing a Gentile Biblical Character Through Fictive Biographical Reports: The Case of Bityah, Pharaoh’s Daughter, Moses’ Mother, According to Rabbinic Interpretations”, Vienna University Press, Viyana 2014 / Franz V. Greifenhagen, Egypt on the Pentateuch’s Ideological Map, s. 63, Sheffield Academic Press, Londra & New York 2002 / Thomas B. Dozeman, Commentary on Exodus, s. 81 – 82, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2009 / Eugene Mangenot, Dictionnaire de la Bible, cilt 4, s. 1191, Paris 1912 / Henri Cazelles, Dictionnaire de la Bible, cilt 5, s. 1320, Paris 1957

(1109): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 12

(1110): Tevrat, Çıkış, 2:7 – 9 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 12 – 13

(1111): Estraya Seval Vali, Yahudîlik’in Kadın Peygamberleri – 1: Miriam, Mısır’dan Çıkış’ın Kadın Peygamberi, Şalom Gazetesi, 22 Haziran 2011

(1112): Nurcan Kırsaçlı Duran, Havva ve Ötesi: Kutsal Kitaplarda Geçen Kadınlar, GDK Yayınları, İstanbul 2017

(1113): İncil, Resullerin İşleri, 7:22 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 14

(1114): Tevrat, Çıkış, 7:6

(1115): Erica R. Edwards, Charisma and the Fictions of Black Leadership, s. 96 – 95, University of Minnesota Press, Minneapolis 2012 / Cynthia Davis, Miriam’s Healing, s. 46, 57, 74, 84, 102 ve 110, Americana Publishing, Albuquerque 2003 / John A. Peck, Called to Serve, s. 23, Leader’s Edition, 2006 / Kenneth W. Osbeck, 52 Bible Characters Dramatized: Easy-to-Use Monologues for All Occasions, s. 35, Kregel Publishing, Grand Rapids 1996 / Diane Glancy, Uprising of Goats, s. 153, Wipf & Stock Publishing, Eugene 2014 / Kevin Green, All-in-One: Bible Reference Guide, s. 11, Zondervan Publishing, Grand Rapids 2008 / Mesu Andrews, Miriam – A Treasures of teh Nile Novel, WaterBrook Press, Colorado Springs 2016

(1116): Tevrat, Çıkış, 2:11

(1117): İncil, Resullerin İşleri, 7:23

(1118): İncil, İbraniler’e Mektup, 11:24 – 25

(1119): İncil, İbraniler’e Mektup, 11:26

(1120): İncil, İbraniler’e Mektup, 11:27

(1121): Tevrat, Çıkış, 2:11 – 12 / İncil, Resullerin İşleri, 7:24 – 25 / Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 40 ve Qasas 15

(1122): Tevrat, Çıkış, 2:14

(1123): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 16 – 17

(1124): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 40

(1125): Tevrat, Çıkış, 3:1 – 21

(1126): İncil, Resullerin İşleri, 7:30

(1127): Tevrat, Çıkış, 2:13 – 14 / İncil, Resullerin İşleri, 7:26 – 28 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 19

(1128): Tevrat, Çıkış, 2:14

(1129): Tevrat, Çıkış, 2:15 / İncil, Resullerin İşleri, 7:29 / Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 40 ve Qasas 20 – 22

(1130): Tevrat, Çıkış, 2:18 ve 2:21

(1131): Tevrat, Çıkış, 3:1 ve 4:18

(1132): Tevrat, Çıkış, 2:15 – 17 / Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 40 ve Qasas 23 – 24

(1133): Tevrat, Çıkış, 2:18 – 20

(1134): Tevrat, Çıkış, 2:21 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 25 – 28

(1135): Tevrat, Çıkış, 2:22; 18:2 – 4; I. Tarihler, 23:15 – 17 / İncil, Resullerin İşleri, 7:29

(1136): Tevrat, Sayılar, 12:1

(1137): İncil, Resullerin İşleri, 7:30

(1138): Tevrat, Çıkış, 2:23; 4:19

(1139): Tevrat, Çıkış, 2:23 – 25

(1140): Tevrat, Çıkış, 2:18

(1141): Tevrat, Çıkış, 2:21

(1142): Tevrat, Çıkış, 3:1

(1143): Tevrat, Çıkış, 4:18

(1144): Tevrat, Çıkış, 3:1 – 22 / İncil, Resullerin İşleri, 7:30 – 35 / Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 9 – 48 ve Qasas 29 – 35

(1145): Tevrat, Çıkış, 3:1 – 22

(1146): Tevrat, Çıkış, 4:1 – 17

(1147): Tevrat, Çıkış, 4:6 – 7

(1148): Malcolm X Konuşuyor, Nehir Yayınları, İstanbul 1986

(1149): İncil, Resullerin İşleri, 7:30 – 38

(1150): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 9 – 48

(1151): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 29 – 35

(1152): Tevrat, Çıkış, 7:1 ve 28:1; Levililer, 8:1 – 36; Sayılar, 3:10

(1153): Cengiz Duman, İstisnaî Bir Peygamber Hz. Harun ve Yardımcı Resullük, Haksöz Dergisi, sayı 208, Temmuz 2008

(1154): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf, 103; Yunus, 75; Tâhâ, 25 – 35 ve 42 – 46; Furkan 36; Şuarâ, 10 – 15; Qasas 32 – 35; Mü’mîn, 23 – 24; Zuhruf 46; Naziât 16 – 17

(1155): Chambers Biographical Dictionary, “Aaron” maddesi, s. 1, Camilla Rockwood, Chambers Harrap Publishers, Edinburg 2007

(1156): Tevrat, Çıkış, 4:18 – 20

(1157): Tevrat, Çıkış, 4:21 – 23

(1158): Tevrat, Çıkış, 4:24 – 26

(1159): Tevrat, Tesniye, 34:10

(1160): Kur’ân-ı Kerîm’in nerdeyse tamamı

(1161): Eerdmans Dictionary of the Bible, “Plagues of Egypt” maddesi, s. 1062, F. V. Greifenhagen, Amsterdam University Press, Amsterdam 2000

(1162): Tevrat, Çıkış, 7:14 – 25

(1163): Tevrat, Çıkış, 8:1 – 15

(1164): Tevrat, Çıkış, 8:16 – 19

(1165): Tevrat, Çıkış, 8:20 – 30

(1166): Tevrat, Çıkış, 9:1 – 7

(1167): Tevrat, Çıkış, 9:8 – 12

(1168): Tevrat, Çıkış, 9:13 – 35

(1169): Tevrat, Çıkış, 10:1 – 20

(1170): Tevrat, Tekvin, 1:1 – 31

(1171): Tevrat, Çıkış, 11 ve 12

(1172): The Jewish Study Bible, “Exodus” maddesi, s. 117, Jeffrey H. Tigay, Oxford University Press, Oxford 2004

(1173): New Bible Dictionary, “Plagues of Egypt” maddesi, J. D. Douglas – N. Hillyer, Tyndale House Publishers, Wheaton 1987

(1174): The Jewish Study Bible, “Exodus” maddesi, “Commentary on Exodus 7” dipnotu, A. Berlin – M. Brettler, Oxford University Press, Oxford 2004

(1175): Tevrat, Çıkış, 12:12

(1176): Tevrat, Çıkış, 4:27

(1177): Tevrat, Çıkış, 4:28 – 31

(1178): Tevrat, Çıkış, 5:1 – 5 / Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ  43 – 55; Şuâra 15 – 17; Duhan 17 – 21

(1179): Tevrat, Çıkış, 5:6 – 19

(1180): Tevrat, Çıkış, 5:20 – 21

(1181): Kur’ân-ı Kerîm, Yunus  83; Duhan 22

(1182): Tevrat, Çıkış, 5:22 – 23

(1183): Tevrat, Çıkış, 6:1

(1184): Kur’ân-ı Kerîm, Şuâra 18 – 22

(1185): Kur’ân-ı Kerîm, Şuâra 29

(1186): Tevrat, Çıkış, 7:8 – 12 / Kur’ân-ı Kerîm, Âraf 106 – 118; Tâhâ 56 – 70; Şuârâ 30 – 46

(1187): Tevrat, Çıkış, 7:8 – 12

(1188): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf 106 – 118; Yunus 79 – 81; Tâhâ 63 – 70; Şuârâ 30 – 46

(1189): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf 120 – 129; Şuâra 46 – 51; Tâhâ 70 – 77

(1190): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 49; İbrahim 6; Âraf 127; Ğafir 23 – 25; Zuhruf 51 – 54

(1191): Tevrat, Çıkış, 7:14 – 25

(1192): Tevrat, Çıkış, 8:1 – 15

(1193): Tevrat, Çıkış, 8:16 – 19

(1194): Tevrat, Çıkış, 8:20 – 30

(1195): Tevrat, Çıkış, 9:1 – 7

(1196): Tevrat, Çıkış, 9:8 – 12

(1197): Tevrat, Çıkış, 9:13 – 35

(1198): Tevrat, Çıkış, 10:1 – 20

(1199): Tevrat, Tekvin, 1:1 – 31

(1200): Tevrat, Çıkış, 11 ve 12

(1201): Kur’ân-ı Kerîm, Âraf 30 – 135; İsra 101

(1202): Tevrat, Çıkış, 12:29 – 32

(1203): Tevrat, Çıkış, 12:1 – 36

     SEDİYANİ HABER

     29 ARALIK 2019

Gökyüzünü hep simsiyah gördüm
gündüzleri kördür gözlerim
maviyi seçemiyorum anla beni
ne göğün mavisini tanırım
ne denizlerin
ne de beklemenin
bildiğim tek mavi ateş mavisidir
onu da ancak yanabilenler görür
yangınlar var gözlerinde yangınlar
gözyaşlarında yangınlar var gûla jiyan
sakın kapama gözlerini
üşürüm sonra.
 
Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.
 
(“Sakın Kapama Gözlerini” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * * 
924 Total Views 7 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir