Kadın Peygamberler – 17

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Tevrat, İncil ve Kur’ân’da, bebek Hz. Musa (IV. Amenhotep, Axenaton)’yı Mısır’daki Nil Nehri’nde bulup kurtaran ve sahiplenerek saraya alan kadın olarak anlatılan Hz. Asiye (Taduxepa, Nefertiti) annemiz (924), pekçok İslam âlimine ve kimi İslam mezheplerine göre bir kadın peygamberdir. (925)

     Musa’nın doğumu ve Nil Nehri’ne bırakıldıktan sonra – Tevrat ve İncil’e göre “Firavun’un kızı” (926), Kur’ân’a göre “Firavun’un karısı” (927) – Hz. Asiye tarafından kurtarılıp büyütülmesi olayı Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân-ı Kêrîm’de uzun ve detaylı bir biçimde anlatılmaktadır.

     Özellikle Kur’ân perspektifinden konuya baktığımızda, Asiye’nin “Allah’a imân etmiş, Tek Tanrı inancına sahip ancak bu inancını müşrik ve tağut kocası Firavun’dan gizleyen bir kadın” olduğunu öğrenmekteyiz. (928) Hatta İslamî kaynakların verdiği bilgilere göre, Asiye kocasından gizli gizli Allah’a ibadetlerini de yapıyordu (929) ve yalnızca bebek Musa’yı ölümden kurtarıp kendi eliyle büyütmekle yetinmemiş, Musa’nın ailesine (annesi Hz. Yoxebed’e, ablası Hz. Meryem’e ve abisi Hz. Harun’a) de sahip çıkmış, bütün aileyi himayesi altına almıştır. (930)

     Sarayda büyüyen Hz. Musa, aristokratlara has entelektüel bir eğitim almış, dönemin medeniyette en gelişmiş ve kültürlü halkı olan Mısırlılar’ın bütün ilimlerinde yetiştirilmiş ve gerek sözlerinde gerekse işlerinde kudretli bir kimse olmuştur. (931)

     Şimdi burada çoook çok önemli bir hususa değinmek zorundayız. O kadar önemli ki, değinmeden geçmek asla olmaz:

     Kutsal kitaplar Tevrat ve Kur’ân dikkatli bir biçimde ve “anlayarak” okunduğunda, Musa henüz bebekken Asiye’nin “imân etmiş bir insan” olduğu görülecektir. Hele ki kutsal kitabımız Kur’ân’da bu gayet anlaşılır bir şekilde dile getirilir. Ancak Tevrat ve Kur’ân’daki anlatımdan bu hakikat açıkça görüldüğü halde, nedense Musevîlik ve İslamiyet’e ait “ikincil kaynaklar” (Yahudîlik’teki Talmud, Midraşlar ve Yahudî müfessirler / tarihçiler tarafından yazılan eserler ile İslam’daki Kutub-i Sitte, diğer hadis kaynakları ve Müslüman müfessirler / tarihçiler tarafından yazılan eserler), konuyu, “Musa büyüdükten sonra Allah kendisine peygamberlik verdi ve Musa dîni tebliğ edince Asiye kendisine imân etti” şeklinde nakletmektedirler. Böyle anlattıkları için de, Yahudîler’in, Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın tamamı bu şekilde bilmekte ve böyle inanmaktadırlar.

     Hatta kimi İslamî kaynaklarda, Asiye’nin nasıl imân ettiği ile ilgili (sanki daha önce – hâşâ – müşrikmiş gibi), acayip ve hayâl ürünü olduğundan kuşkumuzun olmadığı fantastik hikâyeler anlatılmaktadır. Örneğin bir rivayete göre, Firavun’un kızının saçlarını tarayan bir kadının (Hazakiel’in hânımı) Allah’a imân ettiği ortaya çıkınca o kadın fırına atılarak yakılmış, bu kadının rûhunun melekler tarafından semâya çıkarıldığını gören Asiye de Allah’a imân edip Musa’nın peygamberliğini tasdik etmiştir. Asiye sarayın pen­ceresinden olup bitenleri ve idam olayını gözlüyordu. O’na nasıl işkence edildiğini ve nasıl öldürüldüğünü dehşetle takip etmişti. Hazakiel’in hânımı öldürüldüğü sırada Asiye, meleklerin gelip O’nun rûhunu nasıl aldıklarını, o sırada O’na ne gibi ikramlarda bulunarak göklere çıkardıklarını görmüş ve Allah’a imânı güçlenmiş, bağlılığı artmıştı. O, melekleri temâşâ ederken girdiği manevî âlemde bulunduğu sırada kocası Firavun ansızın odaya girdi ve Hazakiel’in hânımının haberini ve O’na yaptığı işkenceleri anlatmaya başladı. Sözünü bitirdikten sonra Asiye, “Yazıklar olsun sana ey Firavun! Allah’a karşı gelmeye nasıl cesaret ediyorsun, inanmışlara işkenceyi nasıl revâ görüyor­sun?” diye çıkıştı. Hiç ummadığı ve beklemediği bu söz karşısında Firavun, “Az önce işkence ile öldürdüğümüz kadına gelen cinnet galiba sana da gelmiş” dedi. Asiye, “Hayır! Ne O’na cinnet geldi ve ne de bana. Şunu bil ki ben, senin de, benim de, âlemlerin de Rabbi olan Allah’a imân ettim” dedi. Firavun, Asiye’nin annesini yani kayınvalidesini çağırarak, Kızlarımın berberi gibi kızın Asiye de delirmiş” dedi. Sonra da Asiye’ye, “Ya Musa’nın ilâhına küfreder, O’nu tanımazsın, ya da işkenceler altında can verirsin” dedi. Firavun odadan çıkıp gidince annesi yaklaştı ve kızını Firavun’un dediğini yapması için iknaya çalıştı. Asiye diretti ve “Ey anne! Eğer istediğin şey, benim Al­lah’a karşı gelmem ve O’na küfretmem ise bu asla olmaz” dedi. Hânımının kesin kararını duyan ve deliye dönen Firavun’un emri ile Hz. Asiye işkence edilerek öldürüldü. (932)

     Ancak dediğimiz gibi, bunlar tamamen hayâl ürünü, İslam tarihçileri tarafından uydurulmuş hikâyelerdir ve hakikat ile bir ilgisi yoktur. Ne kutsal kitaplardaki (Tevrat ve Kur’ân) anlatımla, ne de tarihsel gerçeklerle bağdaşmaktadır. Hikâyenin içine bir de kaynana tiplemesi sokulmuş ki, “evlere” şenlik! O da aynı sarayda, onlarla beraber yaşıyormuş meğer! Bunları yazan veya nakleden kişiler, ailede “kaynana” faktörünün oldukça baskın olduğu bizim coğrafyamızın insanları olunca, yazdıkları hikâyeler de bu şekilde oluyor ister istemez. Halbuki Asiye’nin kaynanası (Mitanni Kraliçesi Yuni) oradan uzakta başka bir ülkede yaşamakta ve o ülkenin kraliçesi olup kendi sarayında yaşamaktadır. Bir ülkenin kraliçesi, niçin başka bir ülkenin kralının sarayında yaşasın ki? Hikâyeden çıkan sonuçlardan biri de, Asiye’nin şehîd edilmeden kısa süre önce imân ettiğidir ki, bu da hiçbir biçimde ne dînî anlatımlarla ne de tarihsel anlatımlarla bağdaşmaktadır. Asiye’nin imânından dolayı işkence edilerek şehîd edildiği doğrudur, ancak şehadetinden çok uzun yıllar önce imân etmiş, yıllarca Tevhîd mücadelesi vermiştir.

     Bir başka rivayete göre ise Musa ile sihirbazlar arasındaki mücadelede, Asiye Musa’nın galip geldiğini duyunca, “Musa’nın ve Harun’un Rabb’ine imân ettim” diyerek hak dîni kabul etmiştir. (933)

     Oysa dediğimiz gibi, kutsal kitaplar Tevrat ve Kur’ân dikkatli bir biçimde ve “anlayarak” okunduğunda, Musa henüz bebekken Asiye’nin “imân etmiş bir insan” olduğu görülecektir. Hele ki kutsal kitabımız Kur’ân’da bu gayet anlaşılır bir şekilde dile getirilir. Ancak Tevrat ve Kur’ân’daki anlatımdan bu hakikat açıkça görüldüğü halde, nedense Musevîlik ve İslamiyet’e ait “ikincil kaynaklar”, konuyu, “Musa büyüdükten sonra Allah kendisine peygamberlik verdi ve Musa dîni tebliğ edince Asiye kendisine imân etti” şeklinde nakletmektedirler. Böyle anlattıkları için de, Yahudîler’in, Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın tamamı bu şekilde bilmekte ve böyle inanmaktadırlar.

     Velakin Yahudîler’in, Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın bu “ortak inancı” doğru değildir. Sarayda Asiye tarafından büyütülen Musa’ya daha sonra peygamberlik bahşedilince Asiye’nin Musa’ya imân ettiği şeklindeki inanç (ki hepimiz böyle inanıyoruz), doğru değildir. Gerçek, bunun tam tersidir: Asiye bir peygamberdir ve Musa kendisine imân etmiştir.

      “Hz. Musa büyüdükten sonra peygamber olunca Tek Tanrı inancını yaymış, insanları yalnızca Allah’a imân ve ibadet etmeye çağırmış, Musa’ya ilk imân eden insanlardan biri bizzat kendisini büyüten Hz. Asiye olmuştur” şeklindeki inancımız / tahayyülümüz, kesinlikle ne kutsal kitapların anlatımlarıyla ne de tarihsel gerçeklerle bağdaşmaktadır. Hakikatte olan, yaşanan, bunun tam tersidir: Hz. Asiye zaten Tek Tanrı inancına sahip ama bunu kocasından ve halktan gizleyen, Allah’a imân eden ve üstelik gizlice ibadetlerini de yapan mümîne bir kadındır. Musa o sırada bırakın peygamber olmayı, henüz yeni doğmuş bir bebektir. Allah tarafından seçilmiş bir kadın peygamber olan Hz. Asiye (as) annemiz, Musa’yı kendi eliyle büyütmüş, eğitimini vermiştir. Musa büyüyünce de Hz. Asiye’nin dînine ve taşıdığı Allah inancına imân etmiştir.

     Vakıâ budur.

     Yani demek istediğim; Asiye Musa’ya imân etmiş değil, tam tersine, Musa Asiye’ye imân etmiştir.

     Gerek Tevrat’taki gerek Kur’ân’daki anlatımlardan, gerekse bilimsel – nesnel tarihin aktarımından ve gerekse aklın – mantığın gereği olarak doğrusu bu şekilde iken, kadına öncülüğü, hele hele peygamberliği hiç yakıştırmayan Yahudî ve Müslüman âlimler ve müfessirler nedense “ataerkil” bir zihniyetle yaptıkları aktarımlarda, hakikati tersine çevirerek nakletmişlerdir. Oysa konuya “feminal” bir bakış açısıyla ve hakkaniyetli bir şekilde baktığımızda, gerçeği anlamak zor olmasa gerekir.

     Hem, başka nasıl olabilir ki? Asiye Musa’nın elinde büyümemiştir, Musa Asiye’nin elinde büyümüştür. Asiye Musa’nın yetiştirdiği bir kadın değildir, tam aksine, Musa Asiye’nin yetiştirdiği bir erkektir.

     Tek Tanrı inancına sahip ama bunu kocasından ve halktan gizleyen, Allah’a imân eden ve üstelik gizlice ibadetlerini de yapan bir kadın olan Hz. Asiye (Taduxepa, Nefertiti)’nin, kendi eliyle büyüttüğü ve eğitimini verdiği Hz. Musa (IV. Amenhotep, Axenaton)’ya bu inancı aşılamadığını düşünmek mümkün müdür? Açıktır ki, kâinatın tek ve gerçek yaratıcısı olan Allah’tan başka ilâh olmadığını, Allah’tan başkasına kulluk etmenin şirk olduğunu, dünyadaki âmellerimize göre öldükten sonra âhirette ceza veya mükâfat ile karşılaşacağımızı, bütün bunları Musa Asiye’den öğrenmiştir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Ama elbette ki, Musa büyüdükten sonra, Allah kendisine de peygamberlik bahşetmiştir. Musa’nın bir peygamber olduğu, Tevrat’ın yanısıra İncil ve Kur’ân ile de sabittir. (934)

     Yeni doğan Musa, annesi Yoxebed tarafından Nil Nehri’ne bırakıldıktan ve Firavun III. Amenhotep’in hanımı Asiye (Nefertiti, Taduxepa) tarafından bulunup saraya alındıktan sadece 3 yıl sonra, zalim ve tağut Firavun III. Amenhotep ölür. (935)

     Yıl, M. Ö. 1347. Zalim ve tağut Firavun öldüğünde, dul kalan Hz. Asiye (as) 19 yaşında, Hz. Musa (as) ise henüz 3 yaşındadır.

     Musa ((IV. Amenhotep, Axenaton), sarayda büyütülür, bizzat Asiye (Nefertiti, Taduxepa) tarafından. İyi bir eğitim alır.

     “Musa, Mısırlılar’ın bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu.” (936)

     “Musa erginlik çağına gelip olgunlaşınca, Biz ona ilim ve hikmet verdik. İşte güzel davrananları böyle ödüllendiririz.” (937)

     Hz. İsa (as) ile aynı dönemde yaşamış ve Yunan akılcılığı ile Musevî inancını birleştirmesiyle ünlenen, Yunan Felsefesi ile Tevrat’ın özdeş olduğunu kanıtlamaya çalışmış, Yahudîler’in kutsal kitabını Eflatun (M. Ö. 427 – M. Ö. 347)’un felsefesi ışığında yorumlamış olan dünyaca ünlü Mısırlı Yahudî dîn bilgini ve filozof İskenderiyeli Filon Yedidia (M. Ö. 20 – M. S. 45), Hz. Musa’nın öğrendiği tüm ilimleri zikretmektedir. Filon’un naklettiğine göre Musa, gizli Mısır öğretisinin yanısıra Asur ve Xalde ilimlerini de öğrenmiştir. Firavun’un evlatlığı olduğu için tahtın varisi diye kabul edilen bu genç, zenginlikler ve eğlenceler arasında mütevazi ve iffetli olarak kalıp bir filozof gibi hayat sürecek kadar faziletliydi. Musa, tahta yakın bulunması sebebiyle devlet yönetiminde üst görevler için yetiştirildiğinden, kuvvetle muhtemeldir ki Mısır Hiyeroglifi yanında Çivi Yazısı’nı da öğrenmiş ve siyasî alanda da yetişmiştir. (938)

     Peki daha sonra ne mi oluyor?

     Kutsal kitaplar ve dînî kaynaklar bahsetmediği için pek bilmeyiz ama, bebekken nehirden alıp kurtardığı Musa 3 yaşındayken dul kalan Asiye, kendi eliyle büyüttüğü ve yetiştirdiği Musa ile büyüdüğünde evlenmiştir.

     Asiye zaten Musa’dan sadece 16 yaş büyüktür. Bebekken Musa’yı Nil Nehri’nden çıkardığında, Asiye 16 yaşındaydı.

     Hz. Asiye’nin Taduxepa (Nefertiti)’nın tâ kendisi, Hz. Musa’nın da IV. Amenhotep (Axenaton)’in tâ kendisi olduğunu daha önce ilmî ve somut delilleriyle ortaya koymuştuk. Bilimsel – nesnel tarihin yazdığına göre, ilk başta zalim Firavun III. Amenhotep (Tevrat ve Kur’ân’da bahsedilen müşrik firavun) ile evli olan Taduxepa / Nefertiti (Hz. Asiye), daha sonra O’nun “evlatlığı” IV. Amenhotep / Axenaton (Hz. Musa) ile evlenmiştir. (939)

     Semavî dînlere mensup insanlar (Yahudîler, Hristiyanlar, Müslümanlar), belki bu yazdıklarımıza kızacaklardır ama (kızılacak ne var burda, onu anlamak da zor), eğer gerçekten de Asiye ile Musa sonradan evlenmişlerse, ikisi de hayatlarındaki en doğru şeyi yapmışlardır demektir. Bundan daha güzeli ne olabilir? Ağzına kadar putperestlik, şirk ve tuğyana boğulmuş bir cahiliye toplumunda, Allah’a tertemiz bir imânla bağlı olan bu iki muvahhîd insanın evlenmesinden daha güzeli ne olabilir? Eğer evlenmişlerse, çok güzel bir iş yapmışlar demektir.

     Asiye (Nefertiti) ile Musa (Axenaton)’nın tam olarak hangi tarihte evlendiği belirsizdir, ancak tarihsel kaynaklar, Nefertiti ile evlendiğinde Axenaton’un 16 yaşında olduğunu kaydetmektedirler. (940) Bu durumda Nefertiti’nin de 32 yaşında olması lazım.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Yıl, M. Ö. 1334. Hz. Asiye ile Hz. Musa’nın evlendikleri tarihtir bu. Evlendiklerinde Asiye 32 yaşında, Musa ise 16 yaşındadır.

     Eski Mısır Krallığı’nda, dünyadaki diğer tüm krallıklarda olduğu gibi, kral öldüğünde yerine oğlu hemen yeni kral olarak tahta çıkardı. Fakat IV. Amenhotep (Axenaton)’te böyle olmamıştır. Firavun III. Amenhotep öldüğünde, oğlu (daha doğrusu evlatlığı) IV. Amenhotep (Axenaton) hemen tahta çıkmamış, Mısırbilimcilere göre 8 veya 12 yıl bekletildikten sonra tahta çıkarılmıştır. (941) Çünkü henüz 3 yaşında bir çocuk idi. Biraz büyümesi beklenmiştir.

     Zalim ve tağut Firavun (III. Amenhotep) öldükten 12 yıl sonra evlatlığı Axenaton’un (Hz. Musa’nın) tahta çıktığını kabul edersek, demek ki 15 yaşında tahta çıkmıştır. Bu da Musa – Asiye evliliğinin, Musa tahta çıktıktan bir yıl sonra gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.

     Çiftin hiç erkek çocuğu olmaz. Bu evlilikten 6 kız çocuğu dünyaya gelir. Kızların isimleri – büyükten küçüğe – şöyledir: Meryetaton (doğumu M. Ö. 1333; evlilikten 1 yıl sonra doğdu / Anne ve babası Nefertiti – Axenaton yani Asiye – Musa çiftinin Tek Tanrı inancına bağlı bir mümin ve muvahhid olarak yaşamış, “Müslüman” olarak vefat etmiştir), Meketaton (doğumu M. Ö. 1330; evlilikten 4 yıl sonra doğdu / Anne ve babası Nefertiti – Axenaton yani Asiye – Musa çiftinin Tek Tanrı inancına bağlı bir mümin ve muvahhid olarak yaşamış, “Müslüman” olarak vefat etmiştir), Anxesenpaaton ya da sonradan değiştirdiği ismiyle Anxesenamon (doğumu M. Ö. 1329; evlilikten 5 yıl sonra doğdu / Mısır’da Tek Tanrı inancını yayan Axenaton’un yani Musa’nın ölümünden sonra tahta çıkıp tekrar ülkeyi eski çoktanrıcı şirk inancına geri döndüren Firavun Tutanxaton ya da sonradan değiştirdiği ismiyle Tutanxamon ile evlenmiştir / İkilinin isimlerini değiştirmeleri ve isimlerinin sonuna Tek Tanrı Aton yani Allah / Yehova yerine Mısır’ın eski çoktanrıcı inancın baştanrısı Amon’u eklemeleri, Tanrı’nın yolundan sapıp şirke bulaşmaları ve çoktanrıcılığa dönüş yapmaları sebebiyledir), Neferneferuaton Taşerit (doğumu M. Ö. 1326; evlilikten 8 yıl sonra doğdu), Neferneferura (doğumu M. Ö. 1325; evlilikten 9 yıl sonra doğdu / isminin sonunda Mısır Güneş Tanrısı Ra’nın eklenmiş olması, muvahhid değil müşrik olduğunu göstermekte) ve Setepenra (doğumu M. Ö. 1323; evlilikten 11 yıl sonra doğdu / isminin sonunda Mısır Güneş Tanrısı Ra’nın eklenmiş olması, muvahhid değil müşrik olduğunu göstermekte). (942)

     IV. Amenhotep (Axenaton) yani Hz. Musa (as) ile eşi Taduxepa (Nefertiti) yani Hz. Asiye (as), çoktanrılı bir inanca sahip olan Mısır’da Tek Tanrı inancını başlatan kişilerdirler. Şirke, tuğyana ve putperestliğe karşı mücadele eden IV. Amenhotep (Axenaton, Musa) ve Nefertiti (Taduxepa, Asiye), iktidarları boyunca Tevhîd mücadelesi vermiş, insanları putlara ve sahte ilahlara değil, evrenin gerçek yaratıcısı olan tek ilah “Aton”a (daha sonra Musevîlik’te “Yehova”, İslamiyet’te “Allah”) imân ve ibadet etmeye çağırmışlardır. (943)

     Ancak 17 yıl ülkeyi yöneten çift, bunu iktidara gelir gelmez yapmaya başlamamışlardır. Sonuçta önce iktidarlarını sağlamlaştırmaları, halka kendilerini kabul ettirmeleri gerekiyordu. Tasarladıkları devrim yalnızca Mısır’ın değil tüm dünyanın çehresini değiştirecek büyük bir devrim olduğundan, öyle bir günde, tepeden inme bir şekilde olmazdı, aşama aşama gerçekleşmesi gerekiyordu. (944)

     Nefertiti (Taduxepa) çok güçlü bir kadındı. Hatta Nefertiti zamanında Mısır’ı kocası IV. Amenhotep (Axenaton) değil karısı Nefertiti yönetiyordu denebilir. Nefertiti, devlet yönetiminde kocasıyla aynı seviyede bulunuyordu. Firavun’un devlet idaresinde sahip olduğu tüm yetkilere O da sahipti. Bu durum Mısır’da alışkın olunan bir uygulama olmadığından halk ve özellikle dîn adamları hiç memnun değildi. (945)

     Mısır’ın yeni kral ve kraliçesi olan IV. Amenhotep (Musa) ve Nefertiti (Asiye), ülkenin başkenti Teb’deki ilk yıllarında, Mısır’ın geleneksel dokusuna ve dînî inançlarına dokunmadılar. Ancak Mısır Güneş Tanrısı Amon-Ra’nın büyük kült merkezi olan Karnak Tapınağı’nın yakınında, kâinatın gerçek yaratıcısı olan Tek Tanrı Aton’a (daha sonra Musevîlik’te Yehova, İslamiyet’te Allah) ibadethaneler de dahil olmak üzere büyük binalar inşâ ettiler. (946)

     Mısır’ın o zamanki başkenti Teb, tıp (tıb) ilminin doğduğu şehirdir ve bugün sağlık bilimi için kullandığımız “Tıp” (Tıb) ismi de bu “Teb” şehrinin isminden gelmedir. (947)

     Nefertiti ve IV. Amenhotep’in başkent Teb’de Tek Tanrı Aton (daha sonra Musevîlik’te Yehova, İslamiyet’te Allah) için inşâ ettikleri ilk ibadethane (tapınak), “Gempaaton” adını taşıyordu. İlginçtir; “Gempaaton”, eski Mısır dilinde “Allah’ın Evi” yani “Beytullah” demektir. (948)

     Nefertiti (Hz. Asiye) ve IV. Amenhotep (Hz. Musa), gizlice imân ettikleri Tek Tanrı inancını yaymak için ilk adımları, iktidarlarının 4. yılından başlayarak atmaya başlarlar. O dönemler bir ülkenin “idarî merkezi” (başkenti) aynı zamanda o ülkenin “dînî merkezi” de olduğundan, Nefertiti ve kocası IV. Amenhotep’in Tek Tanrı inancı için attıkları ilk adım, Mısır’ın başkentini değiştirmek, daha doğrusu Mısır için yeni bir başkent inşâ etmektir.

     Artık Musa ve Asiye için “hak dîni” (Tek Tanrı inancını) yaymanın ve şirke (çoktanrıcılığa) karşı mücadeleye başlamanın zamanı gelmişti.

     İktidarlarının 4. yılında, başkent Teb’in 400 km kuzeydoğusunda, kaya oluşumlarıyla çevrili Nil Nehri’nin doğu kıyısında, büyük ve kumlu bir mıntıkada yeni bir başkent inşâ ederler ve bu şehre “Axetaton” (daha sonra “Amarna” ismini aldı) ismini koyarlar. Şehre verilen “Axetaton” ismi, eski Mısır dilinde “Tanrı’nın Ufku” demektir. (949)

     Firavunlar dönemindeki Eski Mısırlılar, bütün yerleşim birimlerini, köy ve kentlerini Nil Nehri’nin doğu (akış yönüne göre, sağ) tarafında kurmuşlar ve yaşamlarını, ülkenin ve toplumsal hayatlarının can damarı olan Nil’in doğusunda sürdürmüşlerdir. Aynı Mısırlılar, yaptıkları bütün piramitleri ve mezarları da, Nil’in batı (akış yönüne göre, sol) tarafında inşâ etmişler ve ölülerini bu ırmağın batı yakasında defnetmişler veya mumyalamışlardır. Bugün bile, gidiniz Mısır’a, Nil Irmağı’nın doğu yakasında bir tek piramit bile göremezsiniz. Bütün piramitler, Nil’in batı tarafındadır. Bunun sebebi şudur: Eski Mısırlılar, Nil Nehri’ni, “yaşam” ile “ölüm” arasında bir “çizgi” olarak görmüşlerdir. Güneş doğudan doğup batıda battığı için, Nil’in doğusunu, yani güneşin doğduğu tarafı, kendilerine “yaşam alanı” olarak seçmiş ve hayatlarını akarsuyun doğu yakasında idame etmişlerdir. Nil’in batısını, yani güneşin battığı tarafı ise bir nevi “âhiret yurdu” olarak algılamış ve ölülerini bu tarafa almışlardır. Akarsuyun doğu yakası “hayat”, batı yakası ise “ölüm” yurdu olarak görülmüş, aradaki Nil ise bu felsefe içinde “yaşam ile ölüm arasındaki çizgi” olarak kabul edilmiştir. (950)

     Demek ki Eski Mısırlılar ölümü bir “yok oluş” değil, “yeni bir hayata başlangıç” olarak görmüş olacaklar ki, ölülerini, cesetleri bozulmasın diye mumyalamışlardır. Eski Mısırlılar, insanların “iki ayrı hayat” yaşayacaklarına inanmış, bu yüzden bütün yerleşim birimlerini, köy ve kentlerini Nil’in doğu yakasında inşâ etmiş ve “birinci hayatlarını” – güneş doğudan doğup batıda battığı için – bu ırmağın doğu tarafında yaşamışlar, “ikinci hayatlarını” ise Nil’in batısında yaşamayı uygun gördüklerinden, bütün mezarlarını ve piramitleri, bu ırmağın batı tarafında yapmışlardır. Böylece Nil Nehri, “birinci hayat” ile “ikinci hayat” arasındaki “çizgi” olarak kabul edilmiştir. (951)

     IV. Amenhotep, tahta çıktığının 4. yılından başlayarak Tek Tanrı inancını yaymaya başlayınca, iktidarının 5. yılının 7. ayında kendi ismini değiştirdi, daha doğrusu kendisine bir sıfat seçti ve o sıfatı kendisine isim yaptı: “Axenaton”. (952) Bir ay sonra da, iktidara gelişinin tam olarak 5. yılının 8. ayının 13. gününde, başkenti günümüzde Amarna olarak bilinen, kendisinin ise Axetaton adını verdiği yeni şehre taşıdı. (953)

     Mısır’da tahta çıkan Hz. Musa (IV. Amenhotep)’nın, iktidarının 5. yılının 7. ayında ülkede şirke, putperestliğe ve çoktanrıcılığa karşı Tevhîd (Tek Tanrı) inancını tebliğ etmeye başlamasından sonra IV. Amenhotep yerine Axenaton ismini kullanmaya başlaması oldukça ilginç ve hayret vericidir. IV. Amenhotep, ülkesinde ve kendi milletine “Birden fazla Tanrı olamaz, putlara tapmayın! Kâinatın tek bir yaratıcısı vardır, sadece bir Tanrı vardır ve bir olan o Tanrı’ya imân ve ibadet edin” diye tebliğ etmeye başlarken, kendisi için niçin “Axenaton” ismini (sıfatını) kullanmıştır ve “Axenaton” ismi ne anlama gelmektedir?

     “Axenaton” nitelemesi, o dönemde konuşulan Eski Mısır dilinde “Tanrı’nın Elçisi” demektir (954) ve bu direk olarak semavî dînlerdeki “Allah’ın Peygamberi” nitelemesine karşılık gelmektedir. IV. Amenhotep (Hz. Musa)’in Mısır’da Tek Tanrı inancını tebliğ etmeye başladıktan sonra kullandığı “Axenaton” sıfatı, direk olarak İslamî literatürdeki “Resulullah” (ﺮﺳﻮﻞﷲ) nitelemesine tekabül etmektedir.

     Axen: Elçi, Peygamber, Hizmetkâr

     Aton: Tanrı, Yehova, Allah

     Axenaton: Tanrı’nın Elçisi, Allah’ın Peygamberi, Resulullah

     Musa (IV. Amenhotep) ve Asiye (Nefertiti), Mısır’da şirke (çoktanrıcılığa) karşı mücadele edip “hak dîni” (Tek Tanrı inancını) tebliğ etmeye başlayınca, ismini değiştiren yalnızca IV. Amenhotep (Axenaton) olmamıştır. Eşi Nefertiti de ismini değiştirmiştir. Bir Mitanni Kürt kızı (955) olup gerçek ismi Taduxepa olan (956) ve Kürdistan’dan Mısır’a gelin geldiğinde Mısırlılar’ın kendisine “Güzel Kadın Geldi” veya “Güzellik Geliyor” anlamında “Nefertiti” adını taktığı (957) Hz. Asiye, ismini “Neferneferuaton Nefertiti” olarak değiştirmiş, daha doğrusu isminin önüne uzunca bir sıfat ekleyip ismini uzatmıştır. Nefertiti’nin kendisine isim (sıfat) olarak benimsediği ve kullandığı “Neferneferuaton” ifadesi, eski Mısır dilinde “En güzel olan Aton’dur” (En güzel olan Allah’tır) ya da “Allah’tan daha mükemmel yoktur” anlamına gelmektedir. (958)

     Mısır’ın başkentinin Teb’den yeni kurulan Axetaton’a (bugün Amarna olarak bilinen şehir) taşınması, Eski Mısır Takvimi’ne göre tam olarak 13 Peret IV tarihindedir. (959) (13 Peret = günümüzde kullandığımız takvimde 21 Şubat)

     Mısır Kralı Axenaton (Hz. Musa) ile Mısır Kraliçesi Neferneferuaton Nefertiti (Hz. Asiye)’nin yeni başkent Axetaton (Amarna)’a taşınması, Eski Mısır Takvimi’ne göre tam olarak 30 Axet IV tarihindedir. (960) (30 Axet = günümüzde kullandığımız takvimde 9 Kasım)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Yeni başkent, Tek Tanrı Aton’a adanmış birkaç büyük açıkhava tapınağı içeriyordu. Nefertiti ve ailesi, şehir merkezindeki Büyük Kraliyet Sarayı’nda ve muhtemelen Kuzey Sarayı’nda kalıyorlardı. Nefertiti ve kraliyet ailesinin geri kalanı, saraylardaki çizim ve betimlemelerde ve soyluların mezarlarında belirgin bir şekilde yer almaktadırlar. (961)

     Bilimsel – nesnel tarihe ait kaynaklar, bu süre zarfında Nefertiti’nin saraydaki görevlisinin Meryre adında bir kadın olduğunu belirtmektedirler. Meryre, evi idare etmekten sorumluydu. (962)

     Elimizde kesin bir kanıt olmamakla birlikte, bize göre, nesnel tarihte Meryre adıyla geçen bu kadın, Hz. Musa (Axenaton)’nın ablası Hz. Miryam (Meryem)’ın tâ kendisidir. Hani Musa bebekken sandığa konulup Nil Nehri’ne bırakıldığında (963), kendisini gizli gizli takip eden (964) ve o sırada 7 yaşında (965) bir kız çocuğu olan ablası Miryam (Meryem).

     Biraz önce anlattığımız üzere, Asiye yalnızca bebek Musa’yı ölümden kurtarıp kendi eliyle büyütmekle yetinmemiş, Musa’nın ailesine (annesi Hz. Yoxebed’e, ablası Hz. Meryem’e ve abisi Hz. Harun’a) de sahip çıkmış, bütün aileyi himayesi altına almıştır. (966)

     Daha önce de değindiğimiz üzere, bilimsel – nesnel tarihteki Axenaton ile Nefertiti’nin hayatlarını ve mücadelerini incelediğimizde, karşımıza tıpatıp dînî öğretilerdeki Musa ile Asiye çıkmaktadır. Axenaton Musa’nın tâ kendisi, Nefertiti de Asiye’nin tâ kendisidir.

     Bilimsel tarih ve birçok bilim insanı ile tarihçi, Nefertiti’nin yalnızca başkentteki sarayında ikamet eden bir kraliçe olmadığını, bilakis ülkeyi kocası Axenaton’la birlikte yönettiğini, yönetimde O’nunla ortak olduğunu ve hatta bu konuda daha baskın olduğunu kaydetmektedir. (967) Nefertiti (Asiye), Amarna (Axetaton) döneminin başında hem dînî hem de politik yaşamda önemli bir rol oynadı. Eski Mısır’daki kadının genel olarak güçlü konumu, Hz. Asiye (Nefertiti) şahsında özellikle daha da geliştirildi. Hz. Asiye kocasıyla bir tür eşgüdüm yaptı ve iktidar gücüyle donatıldı. Örneğin Nefertiti’nin başındaki ve göğsündeki semboller, göğüs üzerindeki ünlü mavi taç, bunlar normalde sadece kral tarafından taşınan sembol ve nişanlar olup, Nefertiti’nin de bunları üzerinde taşıması, O’nun kraldan bir farkının olmadığını göstermektedir. Ayrıca arabada da gösterilir veya sadece kral tarafından yapılan fahrî altın ödülüne de dahil edilir. (968)

     Nefertiti zamanında Mısır’ı Firavun değil karısı Nefertiti yönetiyordu denebilir. Nefertiti, devlet yönetiminde kocası Axenaton’la aynı seviyede bulunuyordu. Firavun’un devlet idaresinde sahip olduğu tüm yetkilere O da sahipti. Bu durum Mısır’da alışkın olunan bir uygulama olmadığından halk ve özellikle dîn adamları hiç memnun değildi. (969)

     Nefertiti (Hz. Asiye) ile Axenaton (Hz. Musa), iktidarda oldukları dönem içinde Mısır kültüründe bir devrim gerçekleştirerek, Mısır dîninde köklü değişiklikler yaptılar. Çoktanrıcı bir inanca sahip olan Mısır halkı da onların etkisiyle Tek Tanrı inancına doğru yönelmekteydiler. Bununla birlikte, Nefertiti ve Axenaton’un dînî anlamda sunduğu ve kısmen de olsa kabul ettirdiği yenilikler, eski Mısır’ın dînî inanışına ve tapınaklarına olan ilgiyi azaltmış, bu da eski papaz ve diğer dîn adamlarının halk üzerindeki güçlerinin zayıflamasına yol açmıştır. Bunun sonucunda da Hz. Asiye (Nefertiti) ve Hz. Musa (Axenaton) bu yaptıklarıyla, eski Mısır dîninin temsilcileri olan dîn adamlarının düşmanlığını üzerine çekmiştir. (970)

     Eski Mısır’da 2000 civarında tanrıya tapılıyordu. Axenaton ve Nefertiti ise sadece bir Tanrı olduğuna inanıyorlardı. Nefertiti ve Axenaton, ülkedeki tüm putları kırdırdılar ve halkından Tek Tanrı Aton’a (daha sonra Musevîlik’te Yehova, İslamiyet’te Allah) kulluk ve ibadet etmelerini istediler. Hatta Nefertiti ve Axenaton, kralların “tanrı” olmadığını kanıtlamak için zaman zaman halkın içine çıkar, onlarla birlikte sohbet edip onlar gibi sıradan davranışlar sergilerlerdi. Nefertiti ve Axenaton, kendi heykellerinin yapılmasını ve hatta abartılı resim yapılmasını da yasakladılar. (971)

     Axenaton’un M. Ö. 1300’lerde Tek Tanrı inancını dile getirmek için bir yazıta yazdığı sözler şöyledir:

     “Tanrı birdir, tektir, O’ndan başkası yoktur. Bir tanedir, O’dur her varlığı yaratan.

     Bir rûhtur Tanrı, görünmeyen bir rûh. Rûhlar rûhu, Mısır’ın yüce rûhu, kutsal rûh.

     Tâ başlangıçta vardı Tanrı. İlk varlıktır O. Hiçbir şey yokken O vardı.

     Herşeyi O yarattı kendi doğduktan sonra. Başlayanların yaratanı. Sonsuzdur Tanrı. Zamanın başından sonuna kadar, ezelden beri süregelen varlığı sonsuzluğa kadar sürecek.

     Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir O’nu. Benzerlerini bile gören olmamıştır.

     İşitir her çığlığı. Güçsüzleri korur güçlülere karşı.

     Kendini tanıyanları tanır. Yardım elini uzatır hizmet edenlere. İzinden yürüyenleri esirger.” (972)

     Bu sözler M. Ö. 1300’lü yıllara ait ve Mısır Kralı Axenaton tarafından söylenmiştir. Daha ortada ne Tevrat var, ne İncil ne de Kur’ân…

     Dikkat çekici bir husus da, Axenaton’un M. Ö. 1300’lerde Tek Tanrı Aton için yazdığı “Aton’un Büyük İlahîsi” adlı şiiri ile Yahudîler’in kutsal kitabı Tevrat’ın (Tanah’ın) Ketuvim kısmında bulunan bir bölümün ismi olup İbranice ismi “Tehillim” (תהילים) olan “Zebur”daki 104. bölümün tıpatıp aynı olmasıdır. (973)

     Kutsal kitap Zebur’daki ilahî şöyledir:

     “Rabb’e övgüler sun, ey gönlüm!
     Yâ Rabb, Tanrım, ne ulusun!
     Görkem ve yücelik kuşanmışsın,
     Bir kaftana bürünür gibi ışığa bürünmüşsün.
 
     Gökleri bir çadır gibi geren,
     Evini yukarıdaki sular üzerine kuran,
     Bulutları kendine savaş arabası yapan,
     Rüzgârın kanatları üzerinde gezen,
     Rüzgârları kendine haberci,
     Yıldırımları hizmetkâr eden sensin.
 
     Yeryüzünü temeller üzerine kurdun,
     Asla sarsılmasın diye.
     Engini ona bir giysi gibi giydirdin,
     Sular dağların üzerinde durdu.
     Sen kükreyince sular kaçtı,
     Göğü gürletince hemen çekildi.
     Dağları aşıp derelere aktı,
     Onlar için belirlediğin yerlere doğru.
     Bir sınır koydun önlerine,
     Geçmesinler, gelip yeryüzünü bir daha kaplamasınlar diye.
 
     Vadilerde fışkırttığın pınarlar,
     Dağların arasından akar.
     Bütün kır hayvanlarını suvarır,
     Yaban eşeklerinin susuzluğunu giderirler.
     Kuşlar yanlarında yuva kurar,
     Dalların arasında ötüşürler.
     Gökteki evinden dağları sularsın,
     Yeryüzü işlerinin meyvesine doyar.
 
     Hayvanlar için ot,
     İnsanların yararı için bitkiler yetiştirirsin;
     İnsanlar ekmeğini topraktan çıkarsın diye,
     Yüreklerini sevindiren şarabı,
     Yüzlerini güldüren zeytinyağını,
     Güçlerini artıran ekmeği hep sen verirsin.
 
     Rabb’in ağaçları,
     Kendi diktiği Lübnan sedirleri suya doyar.
     Kuşlar orada yuva yapar,
     Leyleğin evi ise çamlardadır.
     Yüksek dağlar dağ keçilerinin uğrağı,
     Kayalar kaya tavşanlarının sığınağıdır.
 
     Mevsimleri göstersin diye ayı,
     Batacağı zamanı bilen güneşi yarattın.
     Karartırsın ortalığı, gece olur,
     Başlar kıpırdamaya orman hayvanları.
     Genç aslan av peşinde kükrer,
     Tanrı’dan yiyecek ister.
     Güneş doğunca
     İnlerine çekilir, yatarlar.
     İnsan işine gider,
     Akşama dek çalışmak için.
 
     Yâ Rabb, ne çok eserin var!
     Hepsini bilgece yaptın;
     Yeryüzü yarattıklarınla dolu.
     İşte uçsuz bucaksız denizler,
     İçinde kaynaşan sayısız canlılar,
     Büyük küçük yaratıklar.
     Orada gemiler dolaşır,
     İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan da orada.
     Hepsi seni bekliyor,
     Yiyeceklerini zamanında veresin diye.
     Sen verince onlar toplar,
     Sen elini açınca onlar iyiliğe doyar.
     Yüzünü gizleyince dehşete kapılırlar,
     Soluklarını kesince ölüp toprak olurlar.
     Ruhunu gönderince var olurlar,
     Yeryüzüne yeni yaşam verirsin.
 
     Rabb’in görkemi sonsuza dek sürsün!
     Sevinsin Rabb yaptıklarıyla!
     O bakınca yeryüzü titrer,
     O dokununca dağlar tüter.
 
     Ömrümce Rabb’e ezgiler söyleyecek,
     Var oldukça Tanrım’ı ilahîlerle öveceğim.
     Düşüncem O’na hoş görünsün,
     Sevincim Rabb olsun!
     Tükensin dünyadaki günâhlılar,
     Yok olsun artık kötüler!
     Rabb’e övgüler sun, ey gönlüm!
     Rabb’e övgüler sunun!” (974)
     .

     Mısır Kralı Axenaton tarafından kaleme alınan şiirin olduğu gibi Yahudîler’in kutsal kitabı Zebur’da sûre olarak karşımıza çıkması, Musevîlik dîninin kökeninin Mısır’a, Axenaton’un Tek Tanrı Aton inancına dayandığını ve Axenaton’un Hz. Musa’nın tâ kendisi olduğunu hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak netlikte göstermektedir.

     Amarna’daki çeşitli sarayların kaya mezarlarında yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde Axenaton’a ait bu ilahî sarayın türbesinde bulunmuştur. (975) ABD’li karı – koca Mısırbilimciler Colleen Manassa Darnell (1980 – halen hayatta) ve John Coleman Darnell (1984 – halen hayatta) de bu ilahînin Aton Tapınağı’nda Axenaton ve bağlıları tarafından söylendiğini doğruluyorlar. (976)

     Britanyalı Mısırbilimci Toby Alexander Howard Wilkinson (1969 – halen hayatta), Mısır Kralı Axenaton tarafından yazılan ve sonradan olduğu gibi Zebur’da âyetler olarak yer alan bu şiiri, “Homerik öncesi dünyadan hayatta kalan en önemli ve görkemli şiirlerden biri” olarak nitelendirmektedir. (977) Alman bir Siyonist ve 1948’den sonra İsrailli bir siyasetçi olan Richard Lichtheim (1885 – 1963)’in kızı olup 1914’te bir Osmanlı Yahudîsi olarak İstanbul’da doğan Samî dînler uzmanı ve Mısırbilimci Miriam Lichtheim (1914 – 2004), Axenaton tarafından yazılan bu şiiri “Tek Tanrı doktrininin şiir diliyle güzel bir ifadesi” şeklinde methetmektedir. (978) Şiir hakkında 1913 yılında yaptığı değerlendirmede Britanyalı Mısırbilimci ve tarihçi Henry Reginald Holland Hall (1873 – 1930) ise, Axenaton’un bu şiiri için “Bilimsel aklın ilk örneği” demektedir. (979)

     Nefertiti (Hz. Asiye) ve Axenaton (Hz. Musa)’un Mısır’da gerçekleştirdiği dînî devrim, şirke ve putperestliğe karşı verdikleri Tevhîd mücadelesi, müşrik toplumu ve özellikle de bel’âm dîn adamlarını çok rahatsız etmişti. Bunun haricinde, Mısır’ın eski dînine ait tapınaklar önemini yitirince, bu durum daha çok “puthanelere” bağlı olan Mısır ekonomisinin büyümesini de engellemiş hatta çökmesine sebep olmuştur. (980)

     Mısır’daki Nefertiti – Axenaton iktidarını deviren hanedanlığın müşrik temsilcileri, Tek Tanrı inancının tüm izlerini yeniden silmeye başladılar ve ülkeyi eski cahiliye dînine geri döndürdüler. (981)

     Mısır’da iktidarı ele geçiren müşrikler (eski dînin mensupları) ve yeni Firavun Tutanxamon – ki Hz. Asiye yani Nefertiti’nin üvey oğludur – üvey annesi Nefertiti (Asiye)’ye imânından vazgeçmesi ve Allah’ı bırakıp putlara tapması için korkunç işkenceler yaptı. Hz. Asiye (Nefertiti) annemiz, Allah’a imân ettiği için ellerinden ve ayaklarından kazıklara bağlanmış, güneş altında bırakılarak kendisine işkence edilmiştir. (982)

     Firavun’un emri ile dört ayrı yere kazıklar çakılmış, Hz. Asiye, el ve ayaklarından bu kazıklara bağlanarak kendisine işkence edilmiştir. Kur’an-ı Kerîm’deki “Kazıklar sahibi Firavun” âyetinin buna işaret olduğu söylenmiştir. (983)

     Ancak bu mübarek kadın, bunca ağır ve korkunç işkencelere rağmen imânından taviz vermemiş, Allah’tan başkasını ilâh edinmeyi reddetmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de anlatıldığına göre, üzerine büyük bir kaya parçası atılacağı sırada, Asiye (Nefertiti) annemiz şu dûâyı yapmıştır:

     “Rabbim! Benim için yanında Cennet’te bir ev yap, beni Firavun’dan ve O’nun kötülüklerinden kurtar, beni şu zalimler topluluğundan kurtar.” (984)

     Al­lah dûâsını kabul ederek, kadın peygamber Asiye’ye, “Başını yukarı kaldır!” diye vahyetti. Hz. Asiye (as) başını kaldırınca Cennet’te kendisi için inciden yapılmış sarayı gördü ve hemen gü­lümsedi. Zalim ve tağut Firavun O’nun güldüğünü görünce, “Azap içinde gülen deliye bakınız!” diye bağırdı. (985)

     Hz. Muhammed (sav)’in İranlı sahabesi Selman-ı Farisî (ra) şöyle demiştir: “Asiye’ye güneş altında işkence edilirken, güneşin sıcaklığı eza verince, melekler kanatları ile güneşe gölge yapıyorlardı.” (986)

     Asiye, bu ağır işkenceler altında şehîd olmuş, rûhunu Allah’a teslim etmiştir. (987)

    Allah’ın varlığına ve birliğine imân eden, Mısır halkına hak dîni tebliğ eden kadın peygamber Hz. Asiye (as), Kur’ân-ı Kerîm’de inananlara “imân ve kararlılık örneği” olarak zikredilmiştir. (988) Hadislerde de Hz. Asiye’den övgüyle söz edilmiş ve Hz. Meryem (as)’le birlikte O da “en yüksek kemale ermiş bir kadın” olarak gösterilmiştir. (989)

    Nefertiti (Hz. Asiye)’nin mezarı, yapılan arkeolojik çalışmalar neticesinde Krallar Vadisi’nde bulunmuştur. Bulunan kemikler ilk sonuçlara göre Hz. Asiye (Nefertiti)’nin kemikleridir. Bilimsel araştırmalar hâlâ devam etmektedir. İlk bulgulara göre Hz. Asiye (Nefertiti) annemiz başına sert bir cisimle vurulmak suretiyle öldürülmüştür. (990)

     Bu hayatlar, Asiye (Nefertiti) ve Musa (Axenaton)’nın yaşam hikâyeleri, insanlığın doğuşundan beri süregelen ve kıyamete kadar da süregidecek olan hak – bâtıl, aydınlık – karanlık, erdem – tuğyan, tevhîd – şirk mücadelesinin en zirve, en çarpıcı öyküsüdür.

     Şirkin, bağnazlığın, geleneksel dîn karanlığının, cehaletin, muhafazâkarlığın karşısında cesurca ve onurlu bir biçimde dikilen tevhîdi düşüncenin, erdemin, devrimci dîn aydınlığının, bilincin ve özgür düşüncenin öyküsüdür.

     Aşkın, sadakatin, dürüstlüğün, tertemiz duygularla sevmenin öyküsüdür.

     Gerçek aşk ve sevginin, ölene kadar eşine sadakatle bağlı olmak ve O’ndan başkasına kalbini açmamak gerektiğinin öyküsüdür. Sevdiğin kişiye ortak koşmanın, Tanrı’ya ortak koşmakla eşdeğer olduğunun öyküsüdür.

     Kadına öncülüğü ve peygamberliği yakıştırmayan ataerkil zihniyetin, erkekegemen dîn anlayışının suratına tokat gibi çarpan, onların bu uyduruk söylemlerini boşa çıkaran hakikatin öyküsüdür. Kadının peygamberlik yapması halinde hak – bâtıl mücadelesinin nasıl en mükemmel şekilde yapılacağının ve tevhîd – şirk tarihinin kadın peygamberler şahsında nasıl en muhteşem bir biçimde yazılacağının öyküsüdür.

     Kadının yalnızca ailede ve sosyal hayatta değil, dînî ve siyasî hayatta, devlet yönetiminde de erkekle / kocasıyla “tam eşit” olması halinde yaşadığımız ülkenin ve üzerinde bulunduğumuz dünyanın nasıl da güzelleşeceğinin öyküsüdür.

     Bu hayat, bu yaşam hikâyesi, 4, 5 milyar yaşındaki bu gezegenin üzerinde 200 bin yıldır yaşayan “insan” denen canlı türünün, insanlık tarihinin gördüğü en muhteşem bir insanın öyküdür.

     İnsanlık tarihine ve gezegenimize son 3 bin 500 yıllık şeklini veren harikulade bir kadının, Hz. Asiye (Nefertiti) annemizin öyküsüdür.

     Allah’a duyulan imânın, eşine olan aşkın, aşka olan sadakatin, sadakate olan dürüstlüğün, kısacası “gerçek kadınlığın” öyküsüdür.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(924): Tevrat, Çıkış, 1:1 – 22; 2:1 – 10 / İncil, Resullerin İşleri, 7:17 – 22 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 1 – 14

(925): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150 / İbn-i Hazm, El- Usûl we’l- Furûu, cilt 2, s. 275 – 276, Tahkik: Dr. Muhammed Âtıf el- Iraqî başkanlığındaki komisyon, Kahire 1978 / Beycurî, Şerh-u Cewherat’ut- Tewhîd, cilt 8 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî, cilt 6, s. 471 – 473 / Alusî, Rûh’ul- Meânî, cilt 14, s. 147

(926): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20 – 21

(927): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(928): Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim 11

(929): Taberî, Cami’ul- Beyan fi Tewil’ul- Qur’ân, cilt 28, s. 110, Kahire 2001 / Taberî, Tefsîr, cilt 23, s. 130 – 131; cilt 28, s. 171; cilt 30, s. 179 / İbn’ul- Cewzî, Tefsîr, cilt 8, s. 314 / İbn-i Kesir, Tefsir’ul- Qur’ân’il- Âzim, cilt 7, s. 63 / İbn-i Kesir, El- Bidaye we’n- Nihaye, cilt 2, s. 59

(930): Taberî, Cami’ul- Beyan fi Tewil’ul- Qur’ân, cilt 18, s. 164, Kahire 2001 / M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, cilt 2, s. 50, Semerkand Yayıncılık, İstanbul 2001

(931): İncil, Resullerin İşleri, 7:22 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 14

(932): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 184 / Kurtubî, Tefsîr, cilt 18, s. 132

(933): Taberî, Tefsîr, cilt 28, s. 110 / Aynî, Umdet’ul- Qarî, cilt 13, s. 47, Kahire 1972

(934): Tevrat, Tesniye, 34:10;  Çıkış, 19:5 – 6 ve 33:11; Sayılar, 12:6 – 8 / İncil, İbraniler’e Mektup, 3:1 – 6 / Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 51; Âraf 144; Meryem 52; Tâhâ 13 ve 39 – 41; Duhan 17 – 18; Ahzab 69; Qasas 26; Saffat 121 – 122

(935): Ancient Egypt Wikia, 18th Dynasty Family Tree, ancientegypt.fandom.com/wiki/18th_Dynasty_Family_Tree / Wikipedia (İngilizce), “Eighteenth Dynasty of Egypt” maddesi, en.wikipedia.org/wiki/Eighteenth_Dynasty_of_Egypt / Vikipedi (Türkçe), “Mısır’ın Onsekizinci Hanedanı” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r%27%C4%B1n_on_sekizinci_hanedan%C4%B1 / Wikipedia (İngilizce), “Eighteenth Dynasty of Egypt Family Tree” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Eighteenth_Dynasty_of_Egypt_family_tree

(936): İncil, Resullerin İşleri, 7:22

(937): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 14

(938): Philon von Alexandria, Neue Deutsche Biographie, s. 503, Duncker & Humblot Verlag, Berlin 1953

(939): Joyce Tyldesley, Chronicle of the Queens of Egypt, s. 124, Thames & Hudson Publishing, Londra 2006 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Rita E. Freed – Sue D’Auria – Yvonne J. Markowitz, Pharaohs of the Sun: Akhenaten, Nefertiti, Tutankhamen, Museum of Fine Arts, Leiden & Boston 1999 / Norman De Garis Davies, The Rock Tombs of el- Amarna, bölüm 5: “Smaller Tombs and Boundary Stelae” ve bölüm 6: “Tombs of Parennefer, Tutu and Ay”, Egypt Exploration Society, Londra 2004

(940): Larry S. Milner, Was Achilles a Jew?, s. 101, Xlibris Publishing, Bloomington 2008 / Hornung, Akhenaten and the Religion of the Light, s. 107 – 108, Cornell University Press, Londra & Ithaca 1995 / Ahmed Osman, The Lost City of the Exodus, Bear & Company Publishing, Rochester 2014

(941): Nicholas Reeves, Akhenaten: Egypt’s False Prophet, s. 77, Thames & Hudson Publishing, Londra 2000 / Lawrence Berman, Overview of Amenhotep III and His Reign, s. 23, University of Michigan Press, Ann Arbor 1998

(942): Morris L. Bierbrier, Historical Dictionary of Ancient Egypt, s. 20, 160 ve 212, Scarecrow Press, Plymouth & Lanham 2008 / Josef Wegner, The Sunshade Chapel of Meritaten from the House-of-Waenre of Akhenaten, s. 7, Pennsylvania University Museum of Archaeology and Anthropology Publishing, Philadelphia 2017 / Jenni Davis, Lost Bodies – A Chronicle of Deaths, Disappearances and Discoveries, s. 11, Chartwell Books, New York 2017 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Aidan Dodson – Dyan Hilton, The Complete Royal Families of Ancient Egypt, Thames & Hudson Publishing, Londra 2004

(943): Erik Hornung, Echnaton: Die Religion des Lichtes, s. 46, Artemis Verlag, Zürih 1995 / Dominic Montserrat, Akhenaten: History, Fantasy and Ancient Egypt, s. 102 – 108, Routledge Publishing, Londra & New York 2003 / Rita E. Freed – Sue D’Auria – Yvonne J. Markowitz, Pharaohs of the Sun: Akhenaten, Nefertiti, Tutankhamen, Museum of Fine Arts, Leiden & Boston 1999 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Isa Böhme, Nofretete – Versuch Einer Biographie, Kemet Heft, sayı 3, s. 12, Berlin 2010 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/

(944): Rita E. Freed – Sue D’Auria – Yvonne J. Markowitz, Pharaohs of the Sun: Akhenaten, Nefertiti, Tutankhamen, Museum of Fine Arts, Leiden & Boston 1999

(945): Joyce Tyldesley, Die Königinnen des Alten Ägypten – Von den Frühen Dynastien bis zum Tod Kleopatras, s. 133, Koehler & Amelang Verlag, Leipzig 2008 / Kamel Höber, Die Göttliche Königin – Nofretete, Herrlich an Liebreiz, Kemet Heft, sayı 1, s. 20, Berlin 2002 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/ / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin

(946): Molefi Kete Asante – Ama Mazama – Chinua Achebe – Kwame Gyekye – Maulana Karenga – Marta Moreno Vega – Isidore Okpewho – Kofi Asare Opoku, Encyclopedia of African Religion, Sage Reference Publication, Londra & Thousand Oaks & Yeni Delhi & Singapur 2009 / Aber el- Shahawi, The Egyptian Museum in Cairo – A Walk Through the Alleys of Ancient Egypt, s. 147, 187, 191 – 193 ve 203, Farid Atiya Press, Cize – Kahire 2005 / James K. Hoffmeier, Akhenaten and the Origins of Monotheism, s. 73, 91 – 98,  125 ve 165, Oxford University Press, Oxford & New York 2015 / George Hart, The Routledge Dictionary of Egyptian Gods and Goddesses, s. 5 ve 35 – 38, Routledge Publishing, Londra & New York 2005 / Rosalie David, Life in Ancient Egypt, s. 125, Facts on File Publishing, New York 1998 / Susanna Thomas, Leaders of Ancient Egypt – Akhenaten and Tutankhamen: The Religious Revolution, Rosen Publishing, New York 2003 / Dieter Arnold, Lexikon der Ägyptischen Baukunst, Albatros Verlag, Düsseldorf 2000

(947): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 67, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(948): Aber el- Shahawi, The Egyptian Museum in Cairo – A Walk Through the Alleys of Ancient Egypt, s. 191 ve 203, Farid Atiya Press, Cize – Kahire 2005 / Nicholas Reeves, Akhenaten: Egypt’s False Prophet, s. 77, Thames & Hudson Publishing, Londra 2000 / Zoe Lowery – Susanna Thomas, Akhenaten and Tutankhamen, s. 37 – 43, Rosen Publishing, New York 2017 / Clyde E. Fant – Mitchell G. Reddish, Lost Treasures of the Bible, s. 43, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2008 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Dominic Montserrat, Akhenaten – History, Fantasy and Ancient Egypt, Routledge Publishing, New York 2000

(949): Anne K. Capel – Glenn E. Markoe, Mistress of the Huse, Mistress of Heaven – Women in Ancient Egypt, s. 112 ve 203, Hudson Hills Press, New York 1997 / Josef Wegner, The Sunshade Chapel of Meritaten from the House-of-Waenre of Akhenaten, s. 5, 105 ve 118 – 119, Pennsylvania University Museum of Archaeology and Anthropology Publishing, Philadelphia 2017 / James K. Hoffmeier, Akhenaten and the Origins of Monotheism, s. 93, 149,  165, 218 ve 237, Oxford University Press, Oxford & New York 2015 / Rosalie David, Handbook to Life in Ancient Egypt, s. 125, Facts on File Publishing, New York 1998 / Robert B. Clarke, An Order Outside Time – A Jungian View of the Higher Self from Egypt to Christ, Hampton Roads Publishing, Charlottesville 2005

(950): İbrahim Sediyani, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 1, Mısır Gezisi, “Nil’in İki Yakası” bölümü

(951): age

(952): Peter Roberts, Ancient History Book, cilt 2, s. 15 – 17, 32 ve 187 – 190, Pascal Press, Sydney 2003 / David O’Connor – Eric H. Cline, Amenhotep III: Perspectives on His Reign, s. 90 – 92, 271, 301 ve 310 – 311, University of Michigan Press, Michigan 2001 / Rosalie David, Life in Ancient Egypt, s. 125, Facts on File Publishing, New York 1998 / James K. Hoffmeier, Akhenaten and the Origins of Monotheism, s. 69, 88 ve 123 – 124, Oxford University Press, Oxford & New York 2015 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, , s. 8 ve 170, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2009 / Cyril Aldred, Akhenaten: King of Egypt, s. 259 – 268, Thames & Hudson Publishing, Londra 1991 / Tobias Hofmann – Alexandra Sturm, Menschenbilder – Bildermenschen: Kunst und Kultur im Alten Ägypten, s. 214 – 215, Books on Demand GmbH, Norderstedt 2003 / Peter J. Brand – Louise Cooper, Causing His Name to Live – Studies in Egyptian Epigraphy and History, s. 70 – 71, 76 – 79 ve 90, Brill Publishing, Leiden & Boston 2009 / Moustafa Gadalla, Ancient Egyptian: Roots of Christianity, Tehuti Research Foundation, Greensboro 2007 / Ahmed Osman, Moses and Akhenaten – The Secret History of Egypt at the Time of the Exodus, Grafton Books, Londra 1990, https://books.google.de/books?id=5VkoDwAAQBAJ&pg=PT213&lpg=PT213&dq=nefertiti+moses&source=bl&ots=y16R_XsjXK&sig=ACfU3U30oWGYid-POsq9ogqRpresIhEueg&hl=de&sa=X&ved=2ahUKEwijlLm1vJrlAhXI0qQKHcxyCww4FBDoATAGegQICRAB#v=onepage&q&f=false

(953): Dorothea Arnold, The Royal Women of Amarna, s. 8, 25, 55, 85 ve 93, The Metropolitan Museum of Art Publishing, New York 1997 / Pamela Bradley, The Ancient World Transformed, s. 139 ve 155 – 167, Cambridge University Press, Port Melbourne 2014 / Jessica Joyce Christie – Jelena Bogdanović – Eulogio Guzmán, Political Landscapes of Capital Cities, s. 25 – 33 ve 61, Colorado University Press, Boulder 2016 / W. Stevenson Smith, The Art and Architecture of Ancient Egypt, s. 181 – 182 ve 270 – 272, Yale University Press, New Haven 1998 / Robert Hari, New Kingdom Amarna Period – The Great Hymn to Aten, s. 8 – 20, Brill Publishing, Leiden 1985 / Peter Roberts, Ancient History Book, cilt 2, s. 18 – 22 ve 187 – 189, Pascal Press, Sydney 2003 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, , s. 8 ve 170, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2009 / Cyril Aldred, Akhenaten: King of Egypt, s. 259 – 268, Thames & Hudson Publishing, Londra 1991 / James C. Thompson, The Amarna Experiment, iUniverse Publishing, New York & Lincoln & Şanghay 2003

(954): Delia Pemberton, The Civilization of Ancient Egypt, s. 95, Rosen Publishing, New York 2013 / Ronald H. Fritze, Egyptomania: A History of Fascination, Obsession and Fantasy, s. 45, Reaktion Books, Londra 2016 / David P. Silverman, Ancient Egypt, s. 128, Oxford University Press, Oxford & New York 1997 / Brian Fagan, Lord and Paharaoh, s. 37 – 41 ve 72, Routledge Publishing, Londra & New York 2015 / Kevin Shillington, Encyclopedia of African History, s. 37, Fitzroy Dearborn Publishing, Londra & New York 2005 / Arnold D. Richards, The Jewish World of Sigmund Freud, s. 155 – 156, McFarland Publishing, Londra & Jefferson 2010 / Clyde E. Fant – Mitchell G. Reddish, Lost Treasures of the Bible, s. 43, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2008 / Richard Darlow, Moses in Ancient Egypt & The Hidden Story of the Bible, s. 105, 120 ve 140, Brighton 2006

(955): Harry Reginald Hall, The Ancient History of the Near East, s. 255 – 258, Routledge Publishing, New York 2016 / Dorothea Arnold, The Royal Women of Amarna, s. 14, The Metropolitan Museum of Art Publishers, New York 1997 / Erik Hornung, Akhenaten and the Religion of Light, Cornell University Press, Ithaca 2001 / William L. Moran, The Amarna Letters, Johns Hopkins University Press, Baltimore 2002 / Subhash Kak, The Wishing Tree: Presence and Promise of India, s. 104 – 105, iUniverse Publishing, New York & Bloomington & Şanghay 2008 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / David Hatcher Childress, The Mystery of the Olmecs, s. 163, Adventures Unlimited Press, Kempton 2007 / K. S. Krishnan, The Origin of Vedas, Notion Press, Chennai 2019 / Mehrdad Izady, The Kurds, Routledge Publishing, New York 2015 / Şoreş Welat Demir, Şu Asi-l Kürtler, s. 326, SWD-GROUP Yayınları, İstanbul 2018 / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin / Saradistribution, Nefertiti, http://www.saradistribution.com/nefertiti.htm

(956): Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Harry Reginald Hall, The Ancient History of the Near East, s. 255 – 258, Routledge Publishing, New York 2016 / Aidan Dodson, Amarna Sunrise: Egypt from Golden Age to Age of Heresy, s. 87, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2016 / Dorothea Arnold, The Royal Women of Amarna, s. 14, The Metropolitan Museum of Art Publishers, New York 1997 / Pauline Gedge, The Twelfth Transforming, Chicago Review Press Incorporated, Chicago 1984 / Menachem Mannie Magid, Who Knew Not Joseph, Strategic Book Publishing, Singapur 2015

(957): Aidan Dodson, Amarna Sunrise: Egypt from Golden Age to Age of Heresy, s. 87, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2016 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Lindsay Shapka, Queen Nefertiti: The Most Beautiful Women in Ancient Egypt, The Anthrotorian, 10 Temmuz 2013, https://theanthrotorian.com/history/2013/7/10/the-most-beautiful-women-in-ancient-egypt / Ellen Lloyd, Was Princess Tadukhipa of the Mitanni Kingdom Quenn Nefertiti?, Ancient Pages, 15 Mart 2016, http://www.ancientpages.com/2016/03/15/was-princess-tadukhipa-of-the-mitanni-kingdom-queen-nefertiti/ / Mahmoud Gebril, Nefertiti – Beautiful and Powerful Queen of Ancient Egypt, Osiris Tours, 21 Aralık 2016, https://www.osiristours.com/nefertiti-beautiful-powerful-queen-ancient-egypt/ / Jone Johnson Lewis, Biography of Queen Nefertiti, Ancient Egyptian Queen, ThoughtCo, 22 Mayıs 2019, https://www.thoughtco.com/about-queen-nefertiti-3529849 / A. R. Williams, Could Queen Nefertiti’s Tomb Reveal Secret From Egypt’s Shadowy Past?, National Geographic, 18 Aralık 2015, https://www.nationalgeographic.com/news/2015/12/151218-nefertiti-tomb-mystery-egypt/ / Roberto Soberanis, Nefertiti, Ancient Egypt’s Most Beautiful Lie, Cultura Colectiva, 11 Kasım 2016, https://culturacolectiva.com/history/nefertiti-ancient-egypts-most-beautiful-lie / Christobel Hastings, How Nefertiti, Ancient Egypt’s Revolutionary Queen, Became a Global Icon, Vice, 30 Nisan 2018, https://www.vice.com/en_us/article/kzxd8x/nefertiti-bust-radical-history-hidden-by-beauty / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/ / Saradistribution, Nefertiti, http://www.saradistribution.com/nefertiti.htm

(958): Ralph Ellis, Eden in Egypt – Adam and Eve were Pharaoh Akhenaton and Queen Nefertiti, s. 153, Edfu Books, Cheshire 2004 / Patrick Farsen, Der Grabschatz des Tutanchamun, s. 8 – 9, AVM Verlag, Münih 2010 / Dominic Montserrat, Akhenaten: History, Fantasy and Ancient Egypt, Routledge Publishing, Londra & New York 2003 / Isa Böhme, Nofretete – Versuch Einer Biographie, Kemet Heft, sayı 3, s. 12, Berlin 2010

(959): Gérard Gertoux, Noah and the Deluge – Chronological, Historical and Archaeological Evidence, s. 191, Lulu Publishing, Morrisville 2015 / Gérard Gertoux, The Trojan War – Chronological, Historical and Archaeological Evidence, s. 168, Lulu Publishing, Morrisville 2016 / Hermann A. Schlögl, Echnaton, s. 40 – 41, C. H. Beck Verlag, Münih 2008

(960): Margaret R. Bunson, Encyclopedia of Ancient Egypt, s. 19, Facts on File Publishing, New York 2002

(961): Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998

(962): Peter Steven Karsten, Nemezzeena, s. 8 ve 86 – 87, Karsten Karbowski Publication, Sydney & Victoria 2017 / Bill Butler, King Tuts Gold, s. 51 – 66, AutorHouse Publishing, Bloomington 2007 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998

(963): Tevrat, Çıkış, 2:3

(964): Tevrat, Çıkış, 2:4 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 11

(965): John McClintock – James Strong, Cyclopædia of Biblical, Theological and Ecclesiastical Literature, cilt 6, s. 677 – 687, “Mo’ses” maddesi, Harper & Brothers Publishing, New York 1882

(966): Taberî, Cami’ul- Beyan fi Tewil’ul- Qur’ân, cilt 18, s. 164, Kahire 2001 / M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, cilt 2, s. 50, Semerkand Yayıncılık, İstanbul 2001

(967): Nefertiti, History.com, 15 Haziran 2010, https://www.history.com/topics/ancient-history/nefertiti

(968): Joyce Tyldesley, Die Königinnen des Alten Ägypten – Von den Frühen Dynastien bis zum Tod Kléopatras, s. 133, Koehler & Amelang Verlag, Leipzig 2008 / Gabriele Höber-Kamel, Die Göttliche Königin – Nofretete, Herrlich an Liebreiz, Kemet Heft, sayı 3, s. 12, Berlin 2010 / Sabine Neureiter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010

(969): Joyce Tyldesley, Die Königinnen des Alten Ägypten – Von den Frühen Dynastien bis zum Tod Kleopatras, s. 133, Koehler & Amelang Verlag, Leipzig 2008 / Gabriele Höber-Kamel, Die Göttliche Königin – Nofretete, Herrlich an Liebreiz, Kemet Heft, sayı 1, s. 20, Berlin 2002 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/ / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin

(970): Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/

(971): Nefertiti ve Axenaton ile ilgili bütün tarihsel kaynaklar

(972): Talat S. Halman, Eski Mısır Şiiri, s. 151 – 152, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1972 / Orhan Gökdemir, Din ve Devrim, s. 55, Destek Yayınları, İstanbul 2010

(973): William J. Duiker – Jackson J. Spielvogel, World History, cilt 1, s. 22 – 24, Wadsworth CENGAGE Learning, Boston 2010 / Susan Gillingham, Jewish and Christian Approaches to the Psalms, John Day, “Psalm 104 and Akhenaten’s Hymn to the Sun”, s. 211 – 223, Oxford University Press, Oxford 2013 / John Day, From Creation to Babel: Studies in Genesis 1 – 11, s. 21 – 22, Bloomsbury Publishing, Londra & Yeni Delhi & New York & Sydney 2013 / Dorothy Milne Murdock, Did Moses Exist? The Myth of the Israelite Lawgiver, s. 64 – 65, 421 ve 448, Stellar House Publishing, Seattle 2014 / Jan Assmann, Moses the Egyptian: The Memory of Egypt in Western Monotheism, s. 23, 191 ve 262, Harvard University Press, Cambridge 1997 / Dominic Montserrat, Akhenaten: History, Fantasy and Ancient Egypt, s. 101, Routledge Publishing, Londra & New York 2002 / Miriam Lichtheim, Ancient Egyptian Literature, cilt 2, “The New Kingdom”, s. 100, University of California Press, Oakland 2006 / Daniel Hillel, The Natural History of the Bible, s. 97, Columbia University Press, New York 2006 / Mark S. Smith, God in Translation, s. 70, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids 2008

(974): Zebur, 104: 1 – 35

(975): Miriam Lichtheim, Ancient Egyptian Literature, cilt 2, “The New Kingdom”, s. 90, University of California Press, Oakland 2006

(976): John Coleman Darnell – Colleen Manassa Darnell, Tutankhamun’s Armies: Battle and Conquest During Ancient Egypt’s Late Eighteenth Dynasty, s. 41, Wiley Publishing, Hoboken 2007

(977): Toby Wilkinson, The Rise and Fall of Ancient Egypt, s. 289 – 290, Bloomsbury Publishing, Londra 2011

(978): Miriam Lichtheim, Ancient Egyptian Literature, cilt 2, “The New Kingdom”, University of California Press, Oakland 2006

(979): Henry Reginald H. Hall, Ancient History of the Near East – From the Earliest Times to the Battle of Salamis, s. 599, Methuen Publishing, Londra 1913

(980): James Henry Breasted, Ancient Records of Egypt, bölüm 3, “The Great Edict of Horemheb”, s. 50 – 67, University of Chicago Press, Chicago 1906

(981): Nefertiti ve Axenaton ile ilgili bütün tarihsel kaynaklar

(982): Taberî, Tefsîr, cilt 28, s. 110 / Aynî, Umdet’ul- Qarî, cilt 13, s. 47, Kahire 1972

(983): Kur’ân-ı Kerîm, Fecr 10

(984): Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim 11

(985): Taberî, Tefsîr, cilt 23, s. 130 – 131; cilt 28, s. 171; cilt 30, s. 179 / İbn’ul- Cewzî, Tefsîr, cilt 8, s. 314 / İbn-i Kesir, Tefsir’ul- Qur’ân’il- Âzim, cilt 7, s. 63 / İbn-i Kesir, El- Bidaye we’n- Nihaye, cilt 2, s. 59

(986): Serpil Özcan, Hz. Havva’dan Hz. Zeyneb’e Kadınların İzinde, s. 65 – 66, Server İletişim Yayıncılık, İstanbul 2009

(987): Taberî, Tefsîr, cilt 28, s. 110 / Aynî, Umdet’ul- Qarî, cilt 13, s. 47, Kahire 1972

(988): Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim 11

(989): Buharî, Enbiya 32 ve 46; Fezail’u Ashab’in- Nebi 30; Et’ime 25 / Müslim, Fezail’us- Sahabe 70 / Tirmizî, Et’ime 31 / İbn-i Mace, Et’ime 14 / Müsned, cilt 4, s. 394 ve 409 / Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned,  cilt 4, s. 396 ve 409, El- Mektebat’ul- İslamî li’t- Tıbaatî we’n- Neşr

(990): William J. Murnane, Text from the Amarna Period in Egypt, s. 78, Scolars Press, Atlanta 1995 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, s. 18, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Hermann A. Schlögl, Echnaton – Tutanchamun, s. 106, Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 1993 / Susan E. James, Who is Mummy Elder Lady?, KMT, sayı 12, Yaz 2001 / Orell Witthuhn, Der Körper Einer Frau, Kemet Heft, sayı 3, s. 20, Berlin 2010 / Seen Martin, Archaeologist Believes Hidden Passageway in Tomb of Tutankhamun Leads to Resting Place of Nefertiti, International Business Times, 11 Ağustos 2015

     SEDİYANİ HABER

     13 ARALIK 2019

Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Hypatia içsin
bir fincanını Hannah Arendt
Şu aşk var ya kalbimdeki,
Allah’tan gelme,
Cennet’ten indi oracığa,
henüz hayat başlamamıştı yeryüzünde…
Aşk, Allah’ın 100. sıfatıdır
kadındır, yeryüzündeki halifesi
doğuran, çoğaltan, bereketlendiren, üreten herşey dişidir çünkü
Asiye emzirmezse,
Tanrı kime gönderecekti Kutsal Kitap?
Meryem doğurmazsa,
nasıl dirilecektik biz öldükten sonra?
Hacer olmazsa,
Tanrı’ya nasıl komşu olacaktık şâhdamarımızdan daha yakın?
Hatice örtmeseydi Muhammed’in üstünü,
hiç iner miydi Müdessir?
Fatımâ’nın evi olmasa,
ilmin kapısı olabilir miydi Ali?
Zeynep olmazsa,
bir mektep doğar mıydı Kerbelâ kıyamından?
melek soylum
sevdiceğim
hani Qazî Muhammed’in bir talebesi vardı
üstü başı pasaklıydı
tembeldi, haylazdı
diğer öğrenciler sınıfta pürdikkat dinlerken Qazî’nin dersini
o tırnaklarıyla önündeki sıraya haritalar çizerdi
o bendim işte
yeniden dünyaya geldim reenkarnasyon yaşayarak.
 
(“Kahve Yeşili” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
871 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Kadın Peygamberler – 17

  1. Ali dedi ki:

    Slm ibrahim bey tesbitrleriniz hz yusuf filimini ters yüz ediyor bence bu yazı dizinizde hz yusufun filmdeki axenaton ve nefertiti hikayesine açıklık getirseniz çok iyi olacak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir