Huli Halkı: Papua Yeni Gine’nin Süslü Savaşçıları

 

isediyani

Huli kabilesi, Papua Yeni Gine’de yaşayan kabileler arasında en ilgi çekici ve özgün toplumdur. Bölgede bulunan yüzlerce farklı halk arasında en büyük kültürel gruplardan biridir.

 

 

     Huli kabilesi, Papua Yeni Gine’de yaşayan kabileler arasında en ilgi çekici ve özgün toplumdur. Bölgede bulunan yüzlerce farklı halk arasında en büyük kültürel gruplardan biridir. Huliler, modern dünyayla aktif biçimde iletişim halindedir; toprakları ziyaretçilere açıktır ve diğer insanların da festival ve kutlamalarına katılmalarına izin verirler.

     Huli halkı, sosyal bağlamda klanlar ve alt sınıflar halinde örgütlenmiştir. Onları diğer halklardan ayırmaksa oldukça kolaydır. Huli halkı kendi benzersiz ve renkli geleneksel vücut dekorasyonlarına sahiptir ve kendilerine has renkli peruklar takarlar. Huli erkeklerinin kullandığı peruklar, peruk okullarında eğitim gören ve topluluğun geri kalanından ayrı olarak bir arada yaşayan, “Huli Perukçuları” adıyla bilinen benzersiz bir grup tarafından özel olarak yapılır.

     Henüz bekâr olan Huli erkekleri, kendilerini benzersiz bir şekilde yetişkinliğe hazırlarlar. Saçlarını özel bir şekilde büyütür ve şekillendirirler. Yetişkin bir erkek iki veya üç peruk taktığında, bir eş seçme hakkına sahip olur. Daha sonra, kabilenin erkekleri bu perukları yalnızca özel günlerde giyerler. Huliler estetik açıdan göze hoş görünmelerinin yanısıra yetenekli ve güçlü savaşçılardır. Aslında nadiren ilk saldırıyı onlar gerçekleştirse de kıyafetleri gerçekten korkutucu bir görünüm yaratmaya odaklanmıştır.

     Huli halkı 1900’lerin ortalarına dek Avrupalılar tarafından bilinmese de, aslında 1000 yılı aşkın bir süredir aynı bölgede yaşamaktadır. Hem yaylalarda hem de anavatanlarının ovalarında genellikle ticaret amacıyla gezgin bir halk olarak yaşadılar ve hem bireyler hem de klanlarının ve atalarının tarihi ile ilgili uzun bir sözlü tarihleri mevcuttur.

     DÜNYANIN UCUNDAKİ EŞSİZ KABİLE

     Huli veya Haroli halkı, Papua Yeni Gine’nin Hela eyaletinde yaşayan yerli bir kabile. Huli kabilesinin toplam nüfûsu 250.000 ilâ 300.000 arasındadır ve bu da onu ülkenin en büyük toplumlarından biri yapar. Huli kabilesi, kendine özgü bir dil konuşur. Bununla birlikte, bazı kabileler İngilizce’yle karışık bir karma dil ya da Tok Pisin gibi komşu halkların dillerini de konuşurlar.

     Kabilenin kökenine ilişkin herhangi bir yazılı kayıt olmasa da kabile üyeleri kökenlerini Huli adındaki tarihsel bir karaktere dayandırırlar ve Huli’nin binlerce yıldır aynı bölgede yaşadığına inanırlar. Huliler’in varlığı, 1934 Kasımı’nda Avrupalı misyonerlerin yerli halkları Hristiyanlık’a döndürmek için bölgeye gelmesine kadar bilinmiyordu. Neticede bu vaizler Huli halkının inançları üzerinde bir dönüşüm yarattı ve çok sayıda Huli, gönüllü olarak ya da zorlamanın neticesinde Hristiyan dînine geçiş yaptı.

     İlk Avrupalı kaşifler 1930’larda Papua Yeni Gine’nin yaylalarına doğru yola çıktıklarında, var olduğunu düşündükleri vahşi sıradağları bulamadılar. Bunun yerine, yoğun biçimde ekilmiş vadiler ve burada yaşayan bir milyondan fazla insana rastladılar. Günümüzde, Papua Yeni Gine’nin bu kesimleri hâlâ ülkenin en yoğun nüfûslu bölgesiyken yine de modern dünya tarafından en az hasar verilmiş bölge olmaya devam ediyor.

     Eyaletin en uzak kısmı olan Tari, toplumların hâlâ çok ilkel şartlarda yaşadığı ve geleneksel giyim ve yaşam biçiminin sürdürüldüğü yerlerden biri. Klan ve kabile aidiyeti burada hâlâ çok güçlü ve kabile gelenekleri özellikle kırsal alanlarda tam anlamıyla yaşamaya devam ediyor. Huliler için domuz yetiştiriciliği ve bahçe tarımı hayattaki en önemli iki şey olmaya devam ediyor ve kabilelerarası çatışmalar henüz tam olarak sona ermiş değil.

     “İLKEL” DÜNYANIN PERUKÇU SİHİRBAZLARI

     Bir Huli peruk ustası olabilmek için kişinin bazı doğaüstü güçlere sahip olması ve büyü yapabilmesi gerekir. Huliler’e göre saç, doğası gereği bir peruğun içinde büyüyemez. Yalnızca bir ustanın büyüsü ile büyüyebilir.

     Huli kültüründe, çocuklar 8 – 10 yaşına kadar anneleriyle yaşarlar; daha sonra yay ve okla avlanma, çamurdan duvarlar inşâ etme ve ev yapma gibi becerileri öğrenmek için babalarıyla birlikte yaşamaya başlarlar. 14 ilâ 15 yaşına gelen erkek çocuklar bir peruk okuluna giderler ve mezun olana dek evlerine dönmezler. Mezuniyet süresi kimi durumlarda 10 yılı bulabilir.

     Peruk okullarında, geleneksel Huli kostümlerinin temellerini ve kurallarını öğrenirler: Saçlarını uzatmaktan tüyleri toplamaya ve kol bantları yapmaya dek birçok alanda eğitim alırlar. Perukçular devlet okullarında örgün eğitim almadığından, okuma yazma öğrenmez ve yalnızca Hulice konuşurlar.

     Bir peruk okuluna girmek için, çocuğun ailesi öğretmene 80 dolar ya da bir domuz öder ve bir peruk büyütmek için öğrenci en az 18 ay boyunca öğretmenle birlikte kalır. Eğer öğrenci bir peruk daha büyütmek istiyorsa, daha uzun süre burada kalır ve yeniden ödeme yapar. Yanı sıra, ödeme için kullanılan domuzlar yaylalarda çok değerlidir ve genellikle bir gelinin çeyizi olarak da kullanılırlar. Bununla birlikte herkes öğrenci olarak kabul edilmez. Sadece genç ve bakir erkekler peruk okuluna girebilir. Okula girmesinden önce öğrenciye güçlü bir büyü yapılır. Bu büyü, cinsel hayatı olan bir kişi üzerinde etkili olmaz.

     KADINLAR YİNE “İKİNCİ SINIF”

     Elbette, Huliler’in peruk hikâyesinde eksik olan büyük bir parça var, o da Huli kadınları. Yerkürenin büyük kısmında ve birçok konuda olduğu gibi, Huli toplumunda da kadınlar bazı alanlarda dışarıda bırakılır; peruk takma ve üretimini yapma konularında kadınların bir katılımı sözkonusu değildir.

     Huli toplumu çok eşlidir. Erkekler birden fazla eş alabilir; ancak kadınların her seferinde sadece bir kocası olabilir. Kabilenin dışından evlenmek toplumsal bir normdur. Yakın akrabalar arasındaysa evlilik yasaktır.

     Evlilikler genelde aileler tarafından kararlaştırılır ama kimi zaman kadın ve erkek bireyler de kendi tercihleri doğrultusunda seçim yapabilirler. Gelinin ailesi, genellikle domuzlarla ya da diğer yerel hayvanlarla ödenen bir çeyiz alır. Damat, gelin için bir ev inşâ etmekten sorumludur.

     Evlendikten sonra, kadının rolü çocuk yetiştirmek ve onlara bakmak, bahçeyle ilgilenmek ve domuzları yetiştirmektir. Çocuklar genellikle 10 yaş civarında annelerinin evini terkederek babalarıyla yaşamaya başlarlar.

     Boşanmalarsa pek nadir değildir; en sık boşanma nedeni kadının bir çocuk sahibi olamamasıdır.

     SAVAŞÇI VE SANATÇI BİR TOPLUM

     Huli toplumu, geleneksel anlaşmazlık çözüm yöntemlerini tercih eden gururlu ve korkusuz savaşçılara sahiptir. Kabile içinde yaşanan klan savaşları, toprak, domuzlar ve kadınlar için yaşanan anlaşmazlıklardan kaynaklanır. Domuzlar Huliler için en değerli varlıktır. Onları, gelin çeyizi, cenaze törenleri ve diğer bazı geleneksel ödemeleri gerçekleştirmek için kullanırlar.

     İnsanların yerel toplum içindeki statüsü, sahip olduğu domuz sayısının büyüklüğüne bağlıdır; yani daha fazla domuz, daha yüksek statü anlamına gelir. Huli toplumunda soydan gelen bir şeflik anlayışı bulunmaz. Genellikle klanların en güçlü ya da becerikli erkekleri tüm güçlerini ve becerilerini sergileyerek bu makama ulaşırlar.

     Ataerkil bir yapıda süren toplumsal yapı içerisinde erkeklerin kadınlarla temas halinde olmasının zararlı olduğuna inanıldığından, erkekler ve kadınlar ayrı evlerde yaşarlar. Çocuklarla ve domuz yavrularıyla birlikte yaşayan kadınların, erkeklerin evine girmesi kesinlikle yasaktır ve evlilik münasebetleri de açık havada, bahçelerde gerçekleşir.

     Huliler’in beden boyama sanatı, kültürlerinde kutsal kabul edilen “ambua” adındaki kırmızı hardal ve parlak sarı kil vasıtasıyla yüz ve vücut süslemeleri biçiminde gerçekleştirilir. Erkeklerin aksine, Huli kadınları düğünlerde siyah ve basit kıyafetler giyerler ve yas tutarken mavi – gri renkteki bir kil ile kendilerini boyarlar.

     Savaşçılığıyla nam salan Huli erkeklerinin şaşırtıcı derecede yumuşak bir tarafı vardır; Huli erkekleri tam anlamıyla saçlarına ilişkin bir takıntıya sahiptirler. Kullandıkları peruklar olgunluk sembolleridir; papatyalar, cennet kuşu ve papağan tüyleri, yerel hayvanların kürkleri ve diğer malzemelerle süslenirler.

     Her ne kadar geçmişteki savaşçılıkları ve saldırganlıkları dillere destan olsa da, Huliler artık kanlı intikamlar ve katliâmlar yerine yerleşik bir hayat yaşayabilmek için sulh halini tercih ediyorlar; çünkü barış seçeneği, bir toplumun devamını sağlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.

     Gündelik giyimiyle bir Huli erkeği, diğer toplumlara kıyasla çok az giyinmiş gibi görünür. Erkekler, belden bağlanan ve dizlerine dek inen bir tür önlük giyerler. Yerel bitkilerin yapraklarından yapılan bir bitki demeti kalçalarını kapatır ve yeşil ve mavi renklerle parlak bir görünüm verir. Erkekler bedenlerini boncuklar, kemik küpeler, deniz kabuklarından yapılma kolyeler, palmiye yapraklarından yapılan kemerler ve bir kemik bıçakla donatırlar. Bir Huli kadınıysa otlardan yapılan uzun bir etek ve göğüslerini kapatan bir önlük giyer. Kadınlar genellikle saçlarında ve boyunlarında boncuklardan yapılan eşyalar ve göğüslerinde çiçeklerden yapılan kolyeler taşırlar.

     YOK OLMAYA YÜZ TUTAN BİR İNANÇ VE KÜLTÜR SİSTEMİ

     Kabilenin yaşam alanı, ormansızlaşma ve doğalgaz çıkarma faaliyetleri nedeniyle giderek daha fazla tehdit edilmekte. Yollar ve işleme tesisleri gibi altyapısal gelişmeler, Huli halkının yuva dediği yağmur ormanları üzerinde olumsuz bir etkiye sahip. Kabilenin tüylerini peruk yapımı için kullandığı kuşlar bile habitat kaybı nedeniyle azalıyor.

     Çoğunlukla okuma yazma bilmeyen Huli halkı, çoğu zaman aldatılarak, arazilerini talancı şirketlere satıyor. Modern dünyanın yıkıcı etkisi, artık dünyadan izole halde yaşayamayan kabilenin hayatının bir parçası haline gelmiş; özellikle enerji ve yol şirketlerinin yarattığı tahribattan dolayı Huliler’in de çok uzak olmayan bir gelecekte tarihten silinip gitmesi muhtemel görünüyor.

     Huli halkı, Animizm’e, yani bu evrendeki her şeyin bir rûha ve bir öze sahip olduğuna, kabilenin yararına olacak şekilde rûhları memnun etmek için bazı fedakârlıkların yapılması gerektiğine inanıyor. Onlara göre, insan tarafından ulaşılamaz olan üç ana doğaüstü güç bulunur: Dama, Dini ve Tomia.

     Dama, Huli inançlarına göre en büyük doğaüstü güç olarak kabul edilir. Efsanelere göre, bu doğaüstü güç Huli bölgesini çevreleyen gökyüzünde, nehirlerde, ovalarda ve çalılarda varlığını sürdürür. Dama, tarım ve hayvancılıkta verimi kontrol ederken, kabilenin maruz kalacağı felaketlere ve hastalıklara da yol açabilir veya bunları durdurabilir.

     Dini, Dama kuvvetinden daha az etkilidir ve Huli efsaneleri, bu doğaüstü gücün ölü rûhlardan kaynaklandığını aktarır. Dişi güç kendi yavruları hariç tüm kabile üyeleri açısından bir düşman olarak kabul edilirken, erkek güç bütün kabile açısından bir koruyucu vazifesi görür.

     Tomia ise en az etkili doğaüstü güçtür. Bu güç, kayalar ve ağaçlar gibi çoğu varlıkta bulunur ve bazı hastalıklara neden olabilir.

     Huli kabilesinin geleneksel dîni Animizm olmasına rağmen, Hristiyan rahiplerin bitmek bilmeyen misyonerlik çalışması, kabile üyelerinin çoğunun dînini değiştirmesine yol açmıştır.

     Tarkan Tufan

     GAZETE DUVAR

     1 ARALIK 2019

 

202 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir