Diğer İnsan Türlerini Biz mi Yok Ettik? | 300.000 Yıl Öncesine Kadar Dünyada En Az 9 İnsan Türü Yaşıyordu

 

isediyani

Biz benzersiz olarak tehlikeli bir türüz. Yünlü mamutları, dev tembel hayvanları ve moa kuşlarını avladık. Tarım yapmak için gezegenin arazisinin yarısından çoğunu değiştirdik ve ormanları tahrip ettik. Gezegenin iklimini değiştirdik. Ama biz diğer insan toplulukları içinde en tehlikeli olanız.

     Sadece 300.000 yıl önce dünyada en az dokuz insan türü yaşıyordu. Şimdi ise sadece bir tane var. Peki neden?

     Neandertaller, Avrupa’nın soğuk bozkırlarına adapte olmuş tıknaz avcılardı. Denisovalılar Asya’da, daha ilkel Homo erectus Endonezya’da, Homo rhodesiensis ise Orta Afrika’da yaşıyordu. Bunların yanında kısa, küçük beyinli birkaç tür daha hayattaydı: Güney Afrika’da Homo naledi, Filipinler’de Homo luzonensis, Endonezya’da Homo floresiensis (hobbitler) ve Çin’deki gizemli Kızıl Geyik Mağarası insanları. Yeni türleri ne kadar çok keşfettiğimiz gözönüne alındığında, daha fazlasının bulunması da bekleniyor.

     10.000 yıl önce bu türlerin hepsi gitmişti. Bu diğer türlerin yok olması kitlesel bir yokoluşu andırıyor. Ancak, buna neden olabilecek bariz bir çevresel felâket (volkanik patlamalar, iklim değişikliği, asteroit etkisi) yok. Bunun yerine, yok oluşların zamanlaması, Güney Afrika’da 260.000 ilâ 350.000 yıl önce gelişen Homo sapiens adlı yeni bir türün yayılmasından kaynaklandığını gösteriyor.

     Nick Longrich’e göre, modern insanların Afrika dışına yayılması, Buzul Çağı memelilerinin ortadan kaybolmasından medeniyetlerin yağmur ormanlarını yok etmesine kadar uzanan 40.000 yıllık bir olay olan 6. kitlesel yokoluşa neden oldu. Fakat diğer insan türleri ilk zayiatlar mıydı? Longrich, “Biz benzersiz olarak tehlikeli bir türüz. Yünlü mamutları, dev tembel hayvanları ve moa kuşlarını avladık. Tarım yapmak için gezegenin arazisinin yarısından çoğunu değiştirdik ve ormanları tahrip ettik. Gezegenin iklimini değiştirdik. Ama biz diğer insan toplulukları içinde en tehlikeli olanız, çünkü kaynaklar ve toprak için rekabet ediyoruz” diyor.

     Tarih, Roma’nın Kartaca’yı yıkmasından Batı’nın Amerika’yı işgal etmesine ve Avustralya’daki İngiliz sömürgeciliğine kadar bölgedeki diğer gruplarla savaşan, yerinden eden ve yok eden örneklerle dolu. Bosna, Ruanda, Irak, Darfur ve Myanmar’da yakın zamanda soykırım ve etnik temizlik yapıldı. Erken Homo sapiens’in de daha az bölgeci, daha az şiddet sever, daha az hoşgörüsüz ya da daha az insan olduğunu düşünmek için çok az neden var.

     İyimserler erken avcı – toplayıcıları barışçıl, soylu vahşiler olarak tanımlıyor ve doğamızın değil, kültürümüzün şiddet yarattığını savunuyor. Ancak saha çalışmaları, tarihsel kayıtlar ve arkeoloji, ilkel kültürlerdeki savaşın yoğun, yaygın ve ölümcül olduğunu gösteriyor. Saldırı ve pusu gibi gerilla taktikleriyle birlikte sopalar, mızraklar, baltalar ve yaylar gibi Neolitik silahlar yıkıcı derecede etkiliydi. Şiddet, bu toplumlarda erkekler arasında önde gelen ölüm sebebiydi ve savaşlar kişi başına oranlandığında I. ve II. Dünya Savaşları’ndan daha yüksek zayiat yaratmıştı.

     Kemikler ve eserler bu şiddetin oldukça eski olduğunu gösteriyor. Kuzey Amerika’da bulunan 9.000 yaşındaki Kennewick adamının pelvisine gömülü bir mızrak ucu var. Kenya’daki 10.000 yıllık Nataruk bölgesi, en az 27 erkek, kadın ve çocuğun acımasız katliâmını belgeliyor.

     Diğer insan türlerinin çok daha barışçıl olması pek muhtemel değildi. Erkek şempanzelerde kooperatif şiddetin varlığı, savaşın insanların gelişimini yendiğini gösteriyor. Neandertal iskeletleri savaşla tutarlı travma izleri taşıyor. Ancak karmaşık silahlar muhtemelen Homo sapiens’e askerî bir avantaj sağlamıştı. İlk Homo sapiens cephaneliklerinde büyük olasılıkla cirit ve mızrak atıcı gibi fırlatıcı silahlar vardı. Karmaşık aletler ve kültür, daha geniş yelpazedeki hayvanları ve bitkileri verimli bir şekilde hasat etmemize, daha büyük kabileleri beslememize ve türlerimize sayı açısından stratejik bir avantaj sağlamasına yardımcı olacaktı. Ancak mağara resimleri, oymalar ve müzik aletleri çok daha tehlikeli bir şeye işaret ediyor: Soyut düşünce ve iletişim için sofistike bir kapasite. İşbirliği yapma, planlama, strateji kurma, manipüle etme ve aldatma yeteneği bizim nihaî silahımız olabilir.

     Fosil kayıtlarının eksik olması, bu fikirleri test etmeyi zorlaştırıyor. Ancak nispeten eksiksiz arkeolojik kayıtlara sahip Avrupa’daki fosiller, gelişimizden birkaç bin yıl sonra Neandertaller’in kaybolduğunu gösteriyor. Avrasya halklarındaki Neandertal DNA’sının izleri, soyları tükendikten sonra onların yerine geçmediğimizi kanıtladı. Onlarla tanıştık ve çiftleştik. Başka yerlerde görülen DNA’lar, arkaik insanlarla başka karşılaşmalar olduğunu gösteriyor. Doğu Asya, Polinezya ve Avustralya gruplarının Denisovalılar’dan gelen DNA’sı var. Muhtemelen Homo erectus DNA’sı, birçok Asya insanında bulunuyor. Afrika genomları, başka bir arkaik türden DNA izleri taşıyor. Bu durum, diğer türlerle çiftleşmiş olmamız, onların bizimle karşılaştıktan sonra ortadan kaybolduğunu kanıtlıyor.

     Fakat atalarımız neden akrabalarını yok ederek kitlesel bir yololuşa ya da daha doğru ifadeyle kitlesel bir soykırıma yok açtı?

     Cevap nüfûs artışında yatıyor. İnsanlar, bütün türler gibi katlanarak ürüyor. Kontrolsüz olarak, her 25 yılda bir sayılarımızı tarihsel olarak ikiye katladık. Ve insanlar işbirlikçi avcılar olduktan sonra, besin zincirinde üzerimizde bir canlı yoktu. Nüfûsumuzu kontrol eden bir avcı olmadan ve çok az aile planlaması ile, popülasyonlar mevcut kaynakları kullanmak için büyümeye başladı. Kuraklık, sert kışlar veya kaynakların aşırı hasat edilmesinin neden olduğu daha fazla büyüme veya yiyecek kıtlığı, kaçınılmaz olarak kabileleri yiyecek alanlarıyla ilgili çatışmalara itti. Savaş, belki de en önemlisi olan nüfûs artışının kontrolü oldu.

     Diğer türlerin ortadan kaldırılması muhtemelen medeniyetler tarafından uygulanan türden planlı, koordineli bir çaba değil, bir yıpratma savaşıydı. Ancak nihaî sonuç yine de aynı oldu. Baskından baskın, pusudan pusuya, vadiden vadiye, modern insanlar düşmanlarını yıpratıp topraklarını aldı.

     Yine de, Neandertaller’in neslinin tükenmesi, en azından, binlerce yıl sürdü. Bunun nedeni, erken Homo sapiens’in daha sonraki fethetme avantajlarından mahrum olmasıydı: Örneğin çiftçilikle desteklenen çok sayılı nüfûslar, rakiplerini mahveden çiçek hastalığı, grip ve kızamık gibi salgın hastalıklar. Fakat Neandertaller savaşı kaybederken, uzun süre dayanabilmeleri için bize karşı savaşmış ve birçok savaş kazanmış olmalılar.

     Bugün yıldızlara bakıyoruz ve evrende yalnız mıyız diye merak ediyoruz. Fantezi ve bilim kurguda, bizim gibi olan ama biz olmayan diğer akıllı türlerle tanışmanın nasıl olacağını merak ediyoruz. Bir zamanlar yaptığımızı düşünmek çok üzücü, ve şimdi bunlar yüzünden o insanlar yok.

     THE CONVERSATION, ARKEOFİLİ

     25 KASIM 2019

 

340 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir