Dünyanın En Küçük 6. Ülkesi: Liechtenstein

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Önce Almanya’dan sonra Avusturya’dan çıktıktan sonra Avusturya – Liechtenstein sınırındaki Tisis Sınır Kapısı’ndayım. Gümrükte pasaport kontrolünden geçiyorum. Çünkü Liechtenstein ve sonrasında gelen batı komşusu İsviçre, bunlar Avrupa Birliği (AB) ülkesi değildiler. Benim Avusturya’dan çıkıp Liechtenstein’a girmem, AB topraklarını terk etmem demekti. Pasaporttaki “AB oturumu” bu iki ülkede geçmediği için kontrol yapılıyordu.

     Gerekli kontrole tabi tutulduktan sonra AB topraklarını terk ettim ve “dünyanın en küçük 6. ülkesi” olan Liechtenstein’a girdim. Karşıma çıkan ilk yerleşim birimi, Tisis köyü oldu. (Tisis için özel olarak “köy” dediğime bakmayın. Liechtenstein’da şehir yok zaten. Ülkenin başkenti dahil, bütün yerleşim birimleri köydürler. Birkaç köyden oluşan bir ülkedir, bu ülke.)

     16 numaralı yol üzerinde seyrederken Nendorf köyünü geride bıraktıktan sonra Schaan köyüne vardım. Her ne kadar başkent Vaduz’a varana dek durmak niyetinde değildimse de, Schaan köyünün içinden geçerken, yolun sol tarafındaki modern binanın önünde dalgalanan “Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği” (Fédération Internationale de Football Association / FIFA), “Avrupa Futbol Federasyonları Birliği” (Union of European Football Associations / UEFA) ve “Liechtenstein Futbol Federasyonu” (Liechtensteiner Fußballverband / LFV) bayraklarını görünce hemen arabayı kenara çektim ve dışarı çıktım. Müthiş bir sürpriz oldu benim için. FIFA, UEFA ve LFV’nin Liechtenstein merkez binasına rastlamıştım.

     Toplam nüfûsu 38 bin 111 olan 160 km²’lik küçücük bir ülkede bu tür sürprizlerle sıkça karşılaşmak mümkündür. Örneğin Türkiye veya Almanya gibi büyük ülkelerde önemli merkezleri veya şahsiyetleri, BM, UNICEF, FIFA, UEFA gibi uluslararası kuruluşların o ülkedeki merkezlerini ya da o ülkenin parlamentosunu, cumhurbaşkanını, başbakanını veyahut diğer önemli kişiliklerini görmek kolay olmaz ama Liechtenstein gibi birkaç köyden ibaret olan bir ülkede bu tür kurumlar ve şahıslar “eşeğin üzerinde yol alırken bile” karşınıza çıkabilir.

     Liechtenstein’in en doğusundan en batısına yürüyerek 3 saatte ulaşırsınız.

     Sahi, böyle ülkelerde önemli yerlere gelme şansınız da yüksek olur. Diyelim ki, Türkiye’de sizin “başbakan” olma şansınız “80 milyonda 1” ise, Liechtenstein’da bu şansınız “38 binde 1”dir. Sonuçta Liechtenstein’ın nüfûsu, Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadar.

     İşte ben de “dört tekerlekli eşeğimin üzerinde gezerken” yolum bu köye düştü ve Schaan köyünde FIFA, UEFA ve LFV merkez binasına rastladım. Bu üç kuruluşun da aynı bina içinde olması, diğer bir ilginç noktaydı, kuşkusuz. (Liechtenstein’in başkenti 5 bin 605 nüfûslu Vaduz köyüdür ama ülkenin en büyük “kenti”, işte bu 6 bin 7 nüfûslu Schaan köyüdür)

     Hazır futbolun hem dünya, hem Avrupa, hem de Liechtenstein merkez binasının önüne gelmiş ve dalgalanan FIFA, UEFA ve LFV bayrakları altında objektiflere poz vermişken, “çok ilginç özellikleri olan” Liechtenstein futbolundan bahsetmek istiyorum.

     1934 yılında kurulan ve kısa adı LFV olan Liechtenstein Futbol Federasyonu (Liechtensteiner Fußballverband), kuruluşundan 40 yıl sonra (1974), aynı yıl içinde hem FIFA’ya, hem de UEFA’ya üye oldu. Başkanlığını Hugo Quaderer, genel sekreterliğini ise Peter Jehle yapmaktadır.

     Liechtenstein’ın millî takımı vardır ve uluslararası müsabakalara katılır. Ancak buna rağmen ülkenin kendine ait bir “futbol ligi” yoktur. Sadece 7 adet futbol kulübü bulunan ülkenin yêkane profesyonel takımı olan başkent temsilcisi FC Vaduz, İsviçre 2. Ligi’nde mücâdele ediyor, yani başka bir ülkenin liginde. (Tıpkı, başka bir ülke olan Monaco’nun AC Monaco takımının Fransa 1. Ligi’nde mücâdele vermesi gibi)

     Toplam 1762 aktif futbolcusu bulunan ülkenin millî takımında oynayan futbolcuların çoğu, aslında bu işi “ek iş” olarak yapmaktadırlar. Kimi bankada memurdur, kimi mühendistir, kimi de benim gibi “rahatlık kendisine batan” bir gazetecidir ve bunlar millî maç olduğu zaman formalarını giyip sahaya çıkıyorlar ve top oynuyorlar. (Bizdeki çocukların mahalle maçına çıkması gibi. Şaka yapmıyorum, anlattıklarım gerçek)

     Liechtenstein millî futbol takımı, oynadığı her maçı farklı şekilde kaybeder, futbol tabiriyle “averaj takımı”dır. Millî maçlarda aldıkları “beraberliği” bile “büyük bir zafer” olarak görürler ve bunu günlerce kutlarlar. Hatta bırakın beraber kalmayı, 1 – 0, 2 – 0 gibi sonuçlarla yenilince bile bunu “büyük bir başarı” olarak görürler. Çünkü Liechtenstein hemen hemen her maçını 10 – 0, 11 – 0, 12 – 0 gibi ağır sonuçlarla kaybeder. Liechtenstein millî takımı, önüne gelen herkesten bir düzine dolusu gol yiyen bir takımdır. (Bu yönüyle Liechtenstein takımı, Karakoçan’da, benim de uzun yıllar top oynadığım bizim mahallenin futbol takımıyla aralarında büyük benzerlikler göstermektedir)

     Liechtenstein’da sadece bir stadyum vardır, o da başkent Vaduz’da, Ren Nehri kenarında bulunan 7 bin 838 kişilik Ren Park Stadyumu (Rheinpark – Stadion)’dur.

     Liechtenstein’ın başkenti Vaduz ise de, az önce belirttiğimiz gibi, en büyük yerleşim birimi Schaan’dır. Deniz seviyesinin 450 m üzerinde kurulan ve 26, 8 km²’lik bir alanı kaplayan Schaan’ın nüfûsu 6 bin 7’dir. Schaan’ın güneyinde başkent Vaduz, batısında Liechtenstein – İsviçre sınırını çizen Ren Nehri, doğusunda ise Üç Kızkardeş (Drei Schwestern) Dağları bulunur.

     6 bin yıllık bir yerleşim birimi olan ve eski adı “Scana” olan bu köy, bugün ülkenin en önemli ekonomik merkezidir. Bu kadar küçük bir köyde 700 ayrı firma bulunur ve bunlar toplam 7 bin işçiye istihdam sağlar.

     Liechtenstein, “vergi cenneti” olarak bilinir. Vergi kaçıranların, dolandırıcıların, kara para avcılarının, sahtekârların karargâhı ve üssüdür ama ben bu “mide bulandırıcı” konuya değinmeyeceğim. Size hep güzel şeylerden bahsetmek istiyorum çünkü. (Yakın zaman önce Avrupa’daki gurbetçilerimizi “iman gücüyle” soyup soğana çeviren JET – PA’nın Avrupa merkezi de işte bu Schaan köyüydü, azîz dîn kardeşlerim)

     Neyse, sevgili Ahmet Kaya gibi “yalan da olsa zenginiz ya, bu bize yetiyor” deyip yolculuğuma devam ettim. Schaan köyünden çıktıktan sonra nihayet başkent Vaduz’a ulaştım.

     Pay-i tahta varır varmaz uygun bir park yeri aradım. Köyün tam ortasındaki büyük parka çektim arabayı. Vaduz’da “beleş” park yeri bulamazsınız, nereye park ederseniz edin, ücretlidir.

     Fotoğraf makinâmı ve not defterimi yanıma alıp dışarı çıktım. Bunca kilometreyi bu Vaduz için almıştım, bundan öteye gitmeyecektim, Vaduz’u gezdikten sonra geri dönecektim. Niyetim saatlerce gezmekti bu mini başkenti.

     Liechtenstein’ın sembolü olan Vaduz Şatosu (Schloß Vaduz)’nu seyrettim, başkentin sokaklarında yürüdüm.

     Dükkânları ve mağazaları dolaştım, “suvenir” yerlerine girdim. Biraz alışveriş yaptım.

     Liechtenstein’ın kendine ait bir para birimi yok, İsviçre Frangı kullanıyorlar. Ben AB topraklarından geldiğim halde sıkıntı çekmedim, çünkü Euro ile alışveriş yapabilirsiniz.

     Liechtenstein ve İsviçre’den yakınlarınız için alacağınız en güzel hediye, saat veya çikolatadır. İsviçre, bu iki ürünüyle meşhurdur. Liechtenstein ise pulculuk ile.

     Alışverişimi yaptıktan sonra Liechtenstein Parlamentosu’na gittim. İçeri girmedim ama sarı renkli parlamento binasının ve bahçesinin önünde bol bol resim çektim.

     Liechtenstein’in başkenti Vaduz, ülkenin ikinci büyük yerleşim birimidir. Deniz seviyesinin 455 m üzerinde kurulan ve 17, 3 km²’lik bir alanı kaplayan bu başkentin nüfûsu 5 bin 605’tir. Liechtenstein dünyanın en küçük 6. ülkesi, Vaduz ise dünyanın en küçük 5. başkentidir.

     Resmî adı “Liechtenstein Prensliği” (Fürstentum Liechtenstein) ve uluslararası trafik remzi “FL” olan bu ülkenin devlet başkanı prenstir, prenslikle yönetilir. Hükûmetin başında ise başbakan vardır. Toplam 11 belediyeden ibaret olan ülkenin parlamentosu, 4 yıl için seçilen 25 üyeli bir meclistir. Yani topu topu 25 milletvekili vardır.

     Vaduz, 1150 yılında kurulan bir yerleşim birimidir. “Vaduz” isminin kökeni Roman dilindeki “avadutg” sözcüğüne dayanır ve “su tesisatı” anlamına gelir.

     Liechtenstein dünyanın en küçük 6., Avrupa’nın ise en küçük 4. ülkesi. Liechtenstein’ın başkenti olan 5 bin 605 nüfûslu Vaduz ise dünyanın en küçük 5., Avrupa’nın en küçük 2. başkentidir.

     Ülkede bir tane bile göl yoktur. Liechtenstein – İsviçre sınırını boydan boya Ren (Rhein) Nehri çizer. Güneyden kuzeye doğru akan nehrin, akış yönüne göre sol (batı) yakası İsviçre, sağ (doğu) yakası ise Liechtenstein toprağıdır.

     Liechtenstein’in denize kıyısı olmadığı gibi, komşuları olan İsviçre ve Avusturya’nın da yoktur. Bu özelliğiyle Liechtenstein, dünya üzerinde, “hem kendisinin, hem de komşularının denize kıyısı olmadığı” iki ülkeden biridir (diğeri Özbekistan).

     Yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Liechtenstein Prensliği’nin başlıca gelir kaynağı tarım iken, günümüzde ülke halkının yalnızca % 4’ü tarım ve ormancılıkla uğraşmakta. Ülkenin “mucize” diye nitelenen bir iktisadî gelişmeyle “refah ülkeleri” arasında yer almasını sağlayan şey, iktisadın, kökten değiştirilerek üstün nitelikli bir sanayiye (makine üretimi, dokuma, kimya, seramik) dayandırılmasıdır.

     Liechtenstein, pul basımı ve pul satışı konularında “dünyanın bir numaralı ülkesi” durumundadır. Sadece başkent Vaduz’da 30’dan fazla banka şubesi var.

     Liechtenstein’da havalimanı olmadığı gibi, ülkenin kendine ait bir tren garı da yok. En yakın havaalanı İsviçre’nin Zürih (Zürich) kentinde, en yakın tren garı ise aynı ülkenin Sargans kasabasındadır. Fakat ülke çok iyi bir otobüs ağına sahip.

     Kural olarak zorunlu askerlik sistemine karşıdır. 100 yılı aşkın süredir ordusu yoktur.

     Ülkede sadece 2 adet gazete bulunur: “Liechtensteiner Vaterland” (Liechtenstein Atayurdu) ve “Liechtenstein News” (Liechtenstein Haberler) adlı bu gazetelerin toplam tirajı 19 bindir. 38 bin nüfûslu bu ülkede yayın yapan iki gazetenin toplam tirajının 19 bin olduğunu gözönünde bulundurursak, her iki Liechtensteinlı’dan birinin gazete aldığını, daha gerçekçi olmak gerekirse, ülkede hemen her eve her gün gazete girdiğini anlayabiliriz. Ancak bu gazeteler hükûmetin veya muhalefetin “propaganda organları” gibi yayın yapmazlar, kimsenin güdümünde değildirler ve her gün birbirlerine çamur da atmazlar. Sadece “gazete”dirler.

     Liechtenstein küçücük olmasına ve dünya siyaset sahnesinde hiçbir gücü bulunmamasına rağmen, kendi içinde her türlü siyasî birliği sağlamış, ekonomik refahı ve kalkınmayı gerçekleştirmiş bir devlettir. Hem huzurlu, hem zengin, hem de adildir. Hukuk önünde herkes eşittir. Hiçbir kimse – yalnız vatandaşlar değil, göçmenler de dahil olmak üzere – etnik kökeninden, anadilinden, dîninden, inancından, düşüncesinden dolayı ayrıma tabi tutulmaz. Ayrıca halka tam bir özgürlük sağlanmıştır. Şiddete başvurmamak ve başkalarının huzurunu bozmamak şartıyla her türlü siyasî ve ideolojik düşünceyi savunmak, her türlü örgütlenmeye girmek serbesttir.

     Halk devlet için değil, devlet halk için vardır. İnsanlar özgürdürler. İsteyen kiliseye gider, isteyen camiye. İsteyen başörtüyle okur, isteyen açık. Herkes kendi “-istan”ında yaşar ancak en güzeli, herkes BİRLİKTE yaşar ve hiç kimse yekdiğerinin varlığından rahatsız olmaz.

     Liechtenstein sokaklarına çıkıp yürüdüğünüzde, etrafınızda yalnızca güleryüzlü, sevimli, canayakın ve mutlu insanlar görürsünüz. Yüzünde gülümseme olmayan birini bulmak çok güç, hatta imkânsızdır. Sizinle karşılaşan herkes, sizi tanısın veya tanımasın, kadın olsun veya erkek olsun, yüzünüze karşı hemen tebessüm eder. Selam verdiğiniz herkesle rahatlıkla arkadaş olabilirsiniz. Kime adres sorsanız, mutlaka yardımcı olur. Alışveriş yapmak için girdiğiniz her dükkânda güleryüzlü satıcılarla karşılaşırsınız. En önemlisi, satıcının söylediği her şeye inanabilirsiniz. Ne malını satmak için yalan söylerler, ne de illâ da bir şey almanız için ısrarcı olurlar.

     Ülkede alışveriş yapmak biraz “yağlı” gelebilir. Çünkü herşey çok pahalıdır. Ücretsiz park yeri bulmak imkânsızdır. Aracınızı nereye park ederseniz edin, park ücreti ödemek zorundasınız.

     Ülkede cinayet, hırsızlık, gasp gibi olayların yaşanması mümkün değildir. Liechtensteinlılar, bu tür şeyleri yalnızca medyadaki haberlerden, o da “Dış Haberler” bölümünden okur veya duyarlar. Bu ülkede, aracınızı terk ettiğinizde kilitlemenize gerek yok. Arabanızın kapısını açık bırakabilirsiniz, kimse dokunmaz. Burada yaşıyorsanız, dışarı çıktığınızda evinizin kapısını kilitlemeye gerek yok. Kimse soymaz. Ordayken sormak aklıma gelmemişti ama, öyle sanıyorum ki hapishanesi bile yoktur.

     Başkent Vaduz’da saatlerce gezdikten sonra Liechtenstein’dan ayrılma vakti gelmişti. Almanya’dan Liechtenstein’a Avusturya üzerinden gelmiştim, ama aynı yoldan değil, İsviçre üzerinden geri dönmek niyetindeydim.

     Vaduz, Ren (Rhein) ırmağının kenarında yer alır. Ren ise Liechtenstein – İsviçre sınırını çizer.

     Ren Nehri üzerindeki köprüden karşıya geçer geçmez kendimi İsviçre’de buldum zaten. İsviçre’de ilk karşıma çıkan yerleşim birimi, St. Gallen kantonunun Buchs köyü oldu.

     Avrupa’nın en büyük 6. nehri olan 1320 km’lik Ren Nehri, güneyden kuzeye doğru akar, yani harita üzerinde “aşağıdan yukarıya”.

     İki ülkenin ortasında durmuş, resim çekiyordum. Nehrin, akış yönüne göre sağ (doğu) tarafı Liechtenstein, sol (batı) tarafı ise İsviçre’ydi.

     Liehtenstein, dünyanın en küçük ülkelerinden biri. O kadar küçüktür ki, bırakın dünya haritasını, Avrupa haritasında bile yer almaz. Haritada, küçük bir nokta olarak işaretlenir.

     Liechtenstein o kadar küçük bir ülkedir ki, ülkenin en doğusundan en batısına YÜRÜYEREK 3 saatte ulaşırsınız. Bir tane bile şehri yoktur, topu topu birkaç köyden ibarettir.

     Sadece 38 bin kişi yaşıyor bu ülkede. Ülkenin toplam nüfûsu, Türkiye’deki bir ilçenin nüfûsu kadar.

     Bırakın başka devletleri korkutmayı, kendi topraklarını koruyacak gücü bile yoktur. Tamamen savunmasız bir ülke olmasına rağmen bölgesinde ve dünyada hiç ama hiçbir devlet / ordu Liechtenstein’a saldırmaz. Çünkü herkes sever, sempatiyle bakar. Dünyada Liechtenstein’dan nefret eden, bu ülkenin zarar görmesi için beddûâ eden bir tane bile millet yoktur.

     Dünya siyaset sahnesinde hiç ama hiçbir gücü ve fonksiyonu yoktur. Dünya siyasetinde adam yerine bile konulmaz. Fakat kendi içinde her türlü siyasî birliği sağlamış, sosyal barışı gerçekleştirmiş bir ülkedir. Şiddete ve teröre başvurmamak şartıyla her türlü siyasî ve ideolojik örgütlenme serbesttir. Kimse kimsenin anadilini yasaklamaz, kimse kimsenin inancını ve düşüncesini aşağılamaz, kimse kimsenin kıyafetiyle uğraşmaz. Hele hele devlet, hiç uğraşmaz. 

     Ülke idaresinde ne “cumhuriyet” vardır, ne de “laiklik”. İkisini de benimsememişlerdir. Cumhuriyet değil, prensliktir. Kanunları laik değildir, Hristiyanlık değerlerine dayanır. Bayrağında “haç” vardır. 25 milletvekili vardır ve hepsi de ailesiyle birlikte düzenli olarak kiliseye gidip ibadet eder. Ülkede yaşayan Hristiyanlar, Müslümanlar, her türlü dîn ve vicdan özgürlüğüne sahiptirler. İsteyen istediği kıyafetle okur, istediği kıyafetle çalışır.

     Ekonomik olarak gerçek bir refah toplumudur. Dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Devlet ne kadar zenginse, halk da o kadar zengindir. “Dünyanın (veya bölgesinin) süper gücü” olmakla övünen ve geniş mi geniş topraklara sahip diğer ülkelerde olduğu gibi “devlet 1. sınıf ama halk 3. sınıf” bir konumda değildir. Prensin, başbakanın mutfağında hangi yemek pişiyorsa, işçinin, ırgatın mutfağında da aynı yemek pişer.

     Keşke biz de böyle olsaydık…

     Keşke biz “büyük” olmasaydık, “anlı şanlı” olmasaydık. Keşke biz de küçük olsaydık.

     Keşke biz de sadece 38 bin kişi olsaydık. Ama hepimiz kardeş olsaydık, hukuk önünde eşit olsaydık, hepimiz birarada yaşasaydık, hepimiz birbirimize karşı saygılı ve hoşgörülü olsaydık, kimse kimsenin kıyafetinden, dilinden ve inancından rahatsız olmasaydı.

     Keşke biz de küçük, küçücük bir ülke olsaydık. Kimse bizim gücümüzden korkmasaydı, uluslararası alanda hiçbir fonksiyonumuz olmasaydı ama herkes bizi sevseydi, hatta bize imrenseydi.

     Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Arap, Gürcü, Ermenî, Alevî, Sünnî, Müslüman, Hristiyan, Yahudî, hepimiz huzur içinde yaşasaydık, hepimiz KARDEŞ olsaydık. Kimse kimseyle kavga etmeseydi, kimse kimsenin varlığından rahatsız olmasaydı, kimse yekdiğerini kendisi için tehdit olarak görmeseydi.

     Topraklarımızda ne yazık ki hiç eksik olmayan ırkçı ve dinci barbarlık, bu topraklarda onbinlerce yıllık geçmişi ve geleneği olan milletimizin başına musallat olmasaydı.

     Keşke biz de böyle olsaydık, küçük olsaydık…

     Varsın dışarıya karşı zayıf olsaydık, güçsüz olsaydık, kimsenin gözünü korkutacak gücümüz olmasaydı. Ama içeride, kendi içimizde huzurlu olsaydık, mutlu olsaydık, barış içinde yaşasaydık.

sediyani@gmail.com

     PENCERE DERGİSİ

     SAYI: 3

     SONBAHAR 2019

FOTOĞRAFLAR:

Ülkenin simgesi olan ve başkent Vaduz’da bulunan Vaduz Şatosu

Vaduz kent merkezi

Liechtenstein’ı ve başkenti Vaduz’u Pencere Dergisi için gezdik

Bankacılık ve vergi sistemiyle meşhur olan ülkenin başkentinde bulunan Liechtenstein Ülke Bankası binası

Liechtenstein Parlamentosu

Liechtenstein Parlamentosu’nun bahçesinde ağaçlarla sohbet ediyoruz

Dünyanın en küçük 5. başkenti olan 5605 nüfûslu Vaduz

Avrupa’nın en büyük 6. nehri olan 1320 km uzunluğundaki Ren, Liechtenstein – İsviçre sınırını çiziyor. Güneyden kuzeye doğru akan ırmağın akış yönüne göre sağ tarafı (resimde karşı taraf) Liechtenstein, sol tarafı (resimde bu taraf, benim bulunduğum yer) ise İsviçre

175 Total Views 12 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir