Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 11

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

“Herşey yiyecek olarak hizmet ediyor: Kurbağa, yılan, leş ve hatta insan eti… Bir seferinde Kızılderililer, at çalan iki beyazı yargılamış ve hırsızlık suçundan dolayı idam etmişlerdi. Ertesi gün İspanyollar, gizlice idam yerine gittiler ve ipte asılı duran bu iki ölü arkadaşını alıp cesetlerini parçaladılar ve etlerini pişirip yediler.”

(Paraguay’da doğmuş, ikinci nesil işgalcilerden olan İspanyol asıllı tarihçi Ruy Díaz de Guzmán e Irala, 1559 – 1629)

“Orada görülen şeyler yazılı olarak aktarılmadı / Kocalarını öldürüp yiyen ve böylece dul kalan kadınlar / Kendi kardeşinin etini ızgara yapıp yiyen erkekler / Anlatılmadı bunlar, anlatılmadı…”

(Aynı dönemde yaşamış İspanyol edebiyatçı ve şair Luis Miranda de Villafañe, ? – 1575)

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te sevgili Yaşar Gülen kardeşimle beraber yürümeye devam ediyoruz.

     Güzel bir gün. Hava güneşli, gökyüzü masmavi. Göğün büyüleyici güzellikteki maviliği arasında bize gülümseyen, tebessüm eden sarı bir güneş. Tıpkı Arjantin bayrağı gibi.

     Reconquista adlı caddeyi bitirdikten sonra, Buenos Aires’in “doğum yeri” olan ve “siyasî sebeplerden dolayı” dünyaca ünlü Mayıs Meydanı (İsp. Plaza de Mayo)’na varıyoruz.

     Meydan, tek kelimeyle muhteşem ve oldukça göz kamaştırıcı.

     Şu anda bulunduğumuz yer çoook çok önemli bir yer, sevgili okurlar.

     Çünkü “Mayıs Meydanı” veya “Mayıs Devrimi Meydanı” olarak adlandırılmış olan bu meydan, dört sebepten ötürü şehrin en önemli yeridir.

     Tarihin kalbi 4 defa burada atmıştır:

     – Burası, Buenos Aires şehrinin kurulmaya başlandığı yerdir. Şehir ilk olarak bu noktada kurulmuş, buradan başlayarak genişlemiştir. (2 Şubat 1536)

     – Burası, Arjantin’in bağımsızlığının ilan edildiği yerdir. (15 Mayıs 1816)

     – Burası, ülkenin en karanlık ve kirli sayfası olan Arjantin cuntasının ve askerî rejimin 7, 5 yıllık faşist iktidarının başlangıç meydanıdır. (24 Mart 1976 – 30 Ekim 1983)

     – Burası, Arjantin’de 1976 – 83 yılları arasındaki askerî rejim döneminde izlerini kaybettikleri yakınlarının bulunması için 42 senedir eylem yapan ve “Madres con Pañuelo Blanca” (Beyaz Başörtülü Anneler) ya da “Madres de Plaza de Mayo” (Mayıs Meydanı Anneleri) olarak anılan annelerin her hafta Perşembe günü eylem yaptıkları meydandır. (30 Nisan 1977 – halen devam ediyor)

     Bu dört sebepten ötürü bu meydan, yaşamsal önemdedir. Ülkenin tarihi adetâ burada yazılmıştır.

     Meydana bu ismi, 25 Mayıs 1810’daki “Mayıs Devrimi” (İsp. Revolución de Mayo)’ne ithafen verilmiştir.

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires, 2 Şubat 1536 tarihinde İspanyol sömürgeci (onlar “kaşif” diyorlar) Pedro de Mendoza y Luján (1487 – 1537) tarafından “Puerto de Nuestra Señora Santa María del Buen Ayre” ismiyle kurulmuştur ki, şehrin bu ilk ismi, “Sevgili Bakire Annemiz Meryem’in Güzel Hava Limanı” anlamına gelmektedir. Burada kastedilen, elbette ki Hz. İsa (as)’nın annesi Hz. Meryem (as)’dir.

     Avrupalı beyaz işgalcilerin bu topraklara gelmesinden önce, bugünkü Buenos Aires’in bulunduğu mıntıka, ağaçların ve çim örtüsünün olmadığı Pampa ovasının bir parçasıydı. Bazı su parkları göze çarpıyordu. Medrano ve Maldonado adlı akarsular, küçük çukurlar oluşturarak sessiz sessiz akarlardı. Tamamı Kızılderililer’den oluşan yerli nüfûs, guanako (buraya özgü bir deve türü) ve nandu (buraya özgü bir devekuşu) avcılığı yaparak hayatlarını idame ettiriyorlardı.

     Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’in güney (Arjantin) tarafında köyler, Kızılderililer’in Tehuelçe kavmine, göçebe bir hayat süren çeşitli etnik gruplara ve toprakları Samborombón Nehri’ne kadar ulaşan Querandí kavmine aitti. (NOT: Tehuelçeler, Patagonya’nın yerli kabilelerinin ortak adıdır. “Patagonyalılar” olarak da anlandırılırlar. Erken Avrupalı işgalcilerin hikâyelerinde adı geçen Güney Amerika’nın dev sakinleri Patagonlar’ın Tehuelçeler oldukları düşünülmektedir.)

     Río de la Plata (Gümüş Nehir)’nın kuzey (Uruguay) tarafında ise köyler, ovada avlanan Çarrúa kavminin yaşadığı köylerdi. (NOT: Çarrúa Kızılderilileri’nin bugünkü toplam nüfûsları 175 bin kadardır. Bunların 159 bin 319 kişisi Uruguay’da, 14 bin 649’u Arjantin’de yaşarken, Brezilya’da da bu kavme mensup yalnızca 42 kişi yaşıyor.)

     Nehirler ve dereler, zamanla kanallar teşkil ederek Parana Deltası’nı parçaladı ve bölgede birçok ada ve adacık oluşturdu. (NOT: “Parana”, Kızılderili Guaraní dilinde “Denizin akrabası” demektir.)

     Bu durum, genellikle balıkçılıkla uğraşarak hayatlarını devam ettiren bir Kızılderili kavmi olan Guaraní nüfûsunun bölgeye ağırlıklı biçimde yerleşmelerine yol açtı. (NOT: Guaraní Kızılderilileri’nin bugünkü toplam nüfûsları 280 bin kadardır. Bunların 83 bin kişisi Bolivya’da, 61 bini Paraguay’da, 54 bini Arjantin’de yaşarken, geri kalan 85 bin nüfûs da Brezilya ve Uruguay’da yaşamını sürdürmekte. Paraguay’da ülke nüfûsunun % 80’i Guaraní dilini konuşur ve bu dil Paraguay Cumhuriyeti’nin ikinci resmî dilidir. Futbolda nasıl ki her millî takımın bir lakabı varsa, örneğin Fransa’nın “Horozlar”, Hollanda’nın “Portakallar”, Almanya’nın “Panzerler”, Danimarka’nın “Vikingler” lakabıyla anılması gibi, Paraguay Millî Takımı’nın lakabı da “Guaraní”dir ve kendilerini Guaraní Kızılderilileri olarak adlandırıp maçlara çıkarlar. Ayrıca bugün İngilizce olarak kabul edilen ve oradan tüm dünya dillerinde de ortak olarak kullanılan “jaguar”, “tocuan” gibi sözcüklerin kökeni Guaraní diline dayanır. Bir Kızılderili dili olan Guaraní dilinden dillerimize geçmiştir.)

     İspanya adına “keşif gezisine” çıkan ve 1516 yılının Ocak ayında Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’i “keşfeden” denizci Juan Pedro Díaz de Solís (1470 – 1516), Río de la Plata’ya ulaşan ilk Avrupalı işgalcidir. Fakat macerası kısa sürdü. Çünkü bu mıntıkaya ayak bastığı aynı günlerde, şu anda çoğunluğu Uruguay’da yaşayan Çarrúa adlı Kızılderili kavmi tarafından bugünkü Tigre kenti yakınlarında uğradığı saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

     Bu saldırıdan, ekibin içindeki “huysuz” ve “kötü niyetli” kişi olan ve Juan Díaz de Solís’le anlaşamayan Francisco del Puerto (? – ?) sağ kurtuldu ve Kızılderililer tarafından esir alındı. Açık deniz filosunda bekleyen Solis’in arkadaşları, “katliâmı” duyduklarında çok korktular ve İspanya’ya geri kaçmaya çalıştılar. Ancak fırtınaların sıklığı nedeniyle bunu başaramadılar ve gemileri Santa Catalina Körfezi’ne demir atmak zorunda kaldı.

     Saldırıdan kurtulanların bir kısmı, daha sonra Portekizli sömürgeci (onlar “kâşif” diyorlar) Aleíxo García (? – 1525) önderliğinde, Guaraní Kızılderilileri’nin yaşadığı Los Patos’a yerleştiler. Bu Avrupalılar, yerel Guaraní dilini ve Kızılderili örf ve geleneklerini öğrenerek, birkaç yıl orada Kızılderililer’le iç içe yaşadılar.

     Koyu Hristiyan ve çoğu da zaten misyoner olan bu Avrupalı beyazlar, “semavî dîn” martavalıyla Kızılderililer’i inanç yönünden pek etkileyemediler, ancak kendileri, Kızılderili dîn ve inançlarından, özellikle mistik anlatılarından oldukça etkilendiler. Onlar, Kızılderililer’den, yerli halkın ölümcül hastalıklardan ve diğer ıstıraplardan kurtulmak için ulaşmak zorunda oldukları “şeytanî bir ülke”nin varlığından bahseden mistik hikâyelerini dinlediler ve bundan etkilendiler. Bu “ütopik ülke”, Sierra del Plata’nın bulunduğu “Beyaz Krallık” topraklarıydı.

     García bu coğrafyayı keşfetme arzusuyla yanına bir Kızılderili ordusu alarak yola koyuldu. Onları bugünkü Arjantin – Brezilya sınırında bulunan ve iki ülke arasındaki sınırı da çizen dünyaca ünlü İguazú Şelâlesi (İsp. Cataratas del Iguazú; Port. Cataratas do Iguaçu)’nin ve Paraguay Nehri’nin ötesine götürerek Chaco sınırını geçtiler. (NOT: “Iguazú”, bir Kızılderili dili olan Guaraní dilinde bir isim olup “Büyük su” demektir. “Paraguay” ise yine aynı dilde bir isimdir ve bu dilde “Denizi doğuran ırmak” demektir. – KAYNAK: Adını Arayan Coğrafya, sayfa 46)

     Ekip, burada altın ve gümüş eşyalardan oluşan bir tomar buldu. Dönüş yolunda, Aleíxo García, 1525 yılındaki bir çatışmada öldü. Kurtulanlar 1526 yılında Santa Catalina sahiline geldiler. Burada García’nın iki “meslektaşını” bulup onlara keşfettikleri topraklardan ve buldukları hazineden bahsettiler.

     García’nın keşfi ile ilgili hikâye, Venedikli seyyah Sebastián Caboto (1484 – 1557)’nun kulağına, o sırada Molucas’a doğru giderken ve Pernambuco’ya demirleyen filosuyla Brezilya kıyılarına varırken ulaşır. Caboto, García’nın maceralarını duyduktan sonra planlarını değiştirir ve hikâyede bahsi geçen zenginlik bölgesine gitmeye karar verir. Tatlı denizlere yelken açabilen bir tekneyle Santa María’ya (şimdiki ismi Punta del Este) demir atar.

     Dört yıl sonra dünyaca ünlü Portekizli denizci ve seyyah Macellan ya da doğru ismiyle Fernão de Magalhães (1480 – 1521) kaptanlığındaki bir filo, Río de la Plata (Gümüş Nehir) üzerinde seyrederek Buenos Aires sahiline varır ve 21 Ekim 1520 tarihinde Tüm Azîzler Boğazı (İsp. Estrecho de Todos los Santos)’nı keşfeder.

    Ancak, yalnızca Haziran 1527’de Sebastián Caboto buraya girebilir. Paraná Nehri ağzında Sancti Spiritu Limanı’nı kurar ve 1530 yılında İspanya’ya geri döner. İspanya’da “La Sierra de Plata y las Tierras del Rey Blanco” (Gümüş Dağ ve Beyaz Krallık Toprakları) adlı efsaneyi kaleme alır ve Avrupa’yı bu “gizemli zengin ülke”den haberdar eder. V. Carlos adıyla Kutsal Roma İmparatoru ve I. Carlos adıyla İspanya Kralı olan Şarlken (1500 – 58), 1536 yılında İspanyol denizci ve kâşif Pedro de Mendoza’yı o “gizemli ülke”yi bulmak amacıyla seferber eder ve bu denizaşırı sefer için gerekli tüm finansal desteği kendisine sağlar. Pedro de Mendoza, 22 Ağustos 1534 tarihinde İspanya Kralı Şarlken’in kararıyla “genel sekreter”, “genel vali” ve “kaptan” olarak atanır.

     24 Ağustos 1534 tarihinde İspanyol denizci ve kâşif Diego García de Moguer (1484 – 1544), Río de la Plata (Gümüş Nehir) kıyısına ikinci bir sefer düzenler. Uruguay ve Paraná nehirlerinden girip Santiago de Cabo Verde Adası’ndan geçerek tâ Brezilya’ya kadar ulaşır ve orada Pedro de Mendoza’ya katılır.

     Pedro de Mendoza, en az 4 yeni şehir kurma göreviyle 24 Ağustos 1535’te Sanlucar de Barrameda’dan ayrılır. Mendoza’nın seferi, 14 gemiden oluşuyordu. Bu gemilerde 1200 erkek, atlar ve ineklerin yanısıra, Basklı komutan ve işgalci (onlar “fatih” anlamında “conquistador” diyorlar) Juan de Garay (1528 – 83)’ın gelmesi için binlerce hayvana ulaşan ilk sürüleri oluşturup çoğalttıklarından oluşan bir insan ve hayvan sürüsü bulunuyordu.

     Kızılderililer’in vatanı olan Arjantin topraklarının işgal edilip ele geçirilmesi (onlar “fethedilmesi” diyorlar) harekâtı böylece başlamıştı…

     İspanya’nın Sevilla limanından yola çıkan İspanyol komutan ve işgalci (onlar “fatih” anlamında “conquistador” diyorlar) Hernando Pizarro (1504 – 80), yanında işe aldığı denizcilere ve maceracılara ücret olarak Peru’dan götürdüğü ve İnkalar’dan gaspettiği altınları verdiği için, beraber yolculuk etmek için adam bulmakta zorlanmamıştı. İspanya Kralı Şarlken, Afrika’dan, Kap Verde adlı adadan ve Gine sahillerinden getirdikleri 200 kadar köleyi de onların hizmetine vermiş, beraber Amerika kıtasına götürmelerine müsaade etmişti. Diğer İspanyol denizciler ve işgalciler (onlar “fatih” anlamında “conquistador” diyorlar) Hernando de Soto de Jerez (1500 – 42) ve Juan Núñez (? – ?) de Kral’dan aynı izni almışlardı.

     Toplamda 2500 İspanyol ve 150 yabancı (Portekizli, Alman, Flaman), Augsburglu Alman bankacı ailenin iki ferdi Sebastián Neithard (? – ?) ve Jacobo Welser (? – ?)’in kiraladığı bir gemiye bindiler. Yolcular arasında ünvan sahibi 20 soylu, 14 dîn adamı (rahip), bir askerî birliğin 2 veya 3 beyi, İtalyan kaptanlar, 1 doktor, bazı soylu ailelerin çocukları ve bazı kadınlar vardı. Kadınlardan bazıları şunlardı: Pedro de Mendoza’nın sevgilisi María Davila (? – ?), soylu ailelerin kadınları olan Elvira Pineda (? – ?), Mari Sánchez (? – ?) ve Catalina Vadillo (? – ?), Kanarya Adaları’nın en büyüğü olan Tenerife’de gemiye binen Catalina Pérez (? – ?), ayrıca kısaca Orden de la Merced olarak anılan Merhametli Hz. Meryem Annemizin Kraliyet ve Askerî Düzeni ve Esirlerin Kefareti (İsp. La Orden Real y Militar de Nuestra Señora de la Merced y la Redención de los Cautivos; Lat. Ordo Beatæ Mariæ Virginis de Redemptione Captivorum) adlı Katolik kadın cemaatinin üyesi kadınlar ve bunların başındaki İspanyol başrahibe ve azîze Santa Teresa Sánchez de Cepeda Dávila y Ahumada de Jesús de Ávila (1515 – 82).

     Mendoza tarafından komuta edilen ve Portekizli denizci Gonzalo de Acosta (? – ?)’nın kaptanlığını yaptığı filo, 1536 tarihinde, Ortodoks Hristiyanlar’ın dînî bayramı olan Epifani Bayramı’nda Arjantin’deki Paraná Guazú Nehri’ne ulaşır. Burada nehir kıyılarında yaklaşık 2000 yerli Çarrúa Kızılderilisi görürler ve böylece Mendoza, ilk kuruluşunu yaptığı güney sahilinde dağılmaya karar verir.

     Mendoza’nın “Puerto de Nuestra Señora Santa María del Buen Ayre” (Sevgili Bakire Annemiz Meryem’in Güzel Hava Limanı) olarak adlandırdığı şey, 2 Şubat 1536 tarihinde, nehrin kenarında kuruldu ve burada Riachuelo adlı bir kale inşâ edildi. Kale, taraf başına 150 çubuk ve neredeyse 2 m yüksekliğinde bir duvarla örülü ve etrafı palisade kaplı bir çukurla çevrili, sağlam bir şekilde inşâ edilmişti. Kalede çamur ve samandan yapılma, ev olarak kullanılan birkaç çiftlik ve 5 kilise vardı. Alan aslen Guarani olarak bilinen yerli Pampa Kızılderilileri tarafından iskân edilmişti.

     Bu, Arjantin’in bugünkü başkenti, ülkenin en büyük, tüm Güney Amerika’nın ise ikinci büyük şehri Buenos Aires’in çekirdeğidir, kardeşlerim.

     Şehrin ilk kuruluşudur.

     Buraya yerleşen Mendoza ve beraberindeki İspanyollar’a, ilk günlerinde erzak ve barınmalarını bölgedeki Querandí Kızılderilileri sağlıyordu. Beyaz adamın “soluk yüzlü” ve “çatal dilli” olduğunu henüz tecrübe etmemiş olan Kızılderiler, “misafir” olarak gördükleri bu beyazlara her türlü yiyecek yardımını yapıyorlardı.

     Ancak beyaz adamın karnını doyurmak kolaydı da, gözünü doyurmak o kadar kolay değildi. İlk 15 gün boyunca Avrupalı beyazlara her türlü gıda yardımını yapan Kızılderililer, artık buna güçleri yetmeyince, beyazlara “Neyimiz var neyimiz yok sizinle paylaşıyoruz, misafir olduğunuz için, sizin yüzünüzden yaşadığımız sıkıntıya katlanıyoruz, ama buraya geleli bir hayli zaman oldu. Ömür boyu mu yapacağız bu yardımı size? Günlerdir sadece evlerinizde oturuyor ve bizim size yemek getirmemizi bekliyorsunuz. Madem buraya yerleştiniz, geçiminizi kendi çabanızla temin etmeye çalışın” diyerek, yiyecek yardımını kestiler.

     Avrupalı beyazlar, yiyecek yardımına devam etmeleri için birkaç kez gidip Kızılderililer’e yalvardılar. Ancak olumlu yanıt alamadılar. Kızılderililer “tatlı dilden anlamayınca” (!), İspanyol beyazlar, bu sefer tehditvarî bir dille Kızılderililer’den yiyecek istediler. Ancak Querandí Kızılderilileri artık yardım yapmayacaklarını kesin olarak kararlaştırmışlardı. Çünkü onların da aileleri, çocukları vardı.

     Bunun üzerine İspanyol işgalcilerin lideri Pedro de Mendoza, 30’u atlı olmak üzere 300 paralı askerle Querandíler’e saldırdı. Bu şiddetli saldırı, sırf Kızılderililer onlara yiyecek yardımı yapmadığı içindi. Fakat Querandí Kızılderilileri bu saldırıya sert bir karşılık verdiler. Querandíler, İspanyollar’ın üzerine adetâ ok yağmuru yağdırdı ve onlara atları düşüren, bağırsaklardan yapılmış iplerle bağlanmış taşlar fırlattı. (NOT: Bu taş fırlatma silahı, Gauço kültüründe “boleros” adıyla bilinir.)

     Bugün Arjantin’in en büyük havaalanı olan ve bizim de bu kıtada ilk ayak bastığımız yer olan Buenos Aires Uluslararası Ministro Pistarini Havaalanı (İsp. Buenos Aires Aeropuerto Internacional Ministro Pistarini) ya da bilinen adıyla Buenos Aires Uluslararası Ezeiza Havaalanı (İsp. Buenos Aires Aeropuerto Internacional de Ezeiza)’nın yakınlarında gerçekleşen bu savaşta, başta Pedro de Mendoza olmak üzere İspanyol erkeklerin önemli bir kısmı öldürülür.

     Bu Kızılderili kabilesi, kendilerini Het olarak tanımlayan veya burası Pampa bölgesi olduğu için Pampalılar olarak tanımlanan, komşu bir Kızılderili kabilesi olan Guaraní halkı tarafından da Querandí adıyla anılan kabiledir. Querandí (Het, Pampalılar) halkının üç ayrı kolu vardır: Çeçe – Het, Didiu – Het ve Talu – Het.

     Bu olayın yaşandığı yerde kurulu semtin bugünkü ismi o yüzden “La Matanza” olup, İspanyolca’da “Katliâm” demektir. Buenos Aires’in en kalabalık semtidir. Burada akan ırmağın ismi de “Río Matanza” yani “Katliâm Nehri” olup, ismini bu olaydan ötürü almıştır.

     1536 yılında burada İspanyol sömürgeciler ile yerli Het (Querandí) kabilesi arasında sırf yiyecek yüzünden çetin bir savaş yaşanır. Bu savaşta kaç Kızılderili savaşçının hayatını kaybettiği bilinmez, ancak ölen İspanyol işgalci askerlerin sayısı elebaşları Pedro de Mendoza ile birlikte 22’dir. İşte bu hadiseden dolayı bu semtin ismi Katliâm (İsp. La Matanza)’dır. Semtte akan akarsuyun ismi de Katliâm Nehri (İsp. Río Matanza)’dir.

     Yerliler, yabancıları bu bölgeden tümden kovmanın yollarını aradılar. Dört farklı Kızılderili kabilesi birleşerek, beyazların ikamet ettiği kampın etrafını sardı ve çatıları yaktılar. Ayrıca nehirde demirlemiş olan ve beyazlara ait dört gemiyi de ateşe verdiler. Beyazlar can havliyle sağlam kalmış gemilere kaçıştılar ve bu gemilere binip artlarına bile bakmadan bölgeden kaçtılar.

     Bölgeden kaçan İspanyol beyaz işgalciler, “hazır yiyecek yardımına” alışkın oldukları için, daha sonra beslenme konusunda büyük sıkıntı yaşadılar; açlık ve sefalet yaşadılar ve bu durum beyazlar arasında “yamyamlık” (kanibalizm, antropofaji) da dahil olmak üzere çeşitli trajik durumlara yol açtı.

     Bu hadisenin yaşandığı zamandan sadece bir kuşak sonra Paraguay’da doğmuş, yani ikinci nesil işgalcilerden olan İspanyol asıllı tarihçi Ruy Díaz de Guzmán e Irala (1559 – 1629), ilk nesil işgalcilerin yaşadığı bu trajedik durumu şu şekilde kaleme alıp nakletmiştir:

     “Herşey yiyecek olarak hizmet ediyor: Kurbağa, yılan, leş ve hatta insan eti… Bir seferinde Kızılderililer, at çalan iki beyazı yargılamış ve hırsızlık suçundan dolayı idam etmişlerdi. Ertesi gün İspanyollar, gizlice idam yerine gittiler ve ipte asılı duran bu iki ölü arkadaşını alıp cesetlerini parçaladılar ve etlerini pişirip yediler.”

     Bu gerçek, yine aynı dönemde yaşamış İspanyol edebiyatçı ve şair Luis Miranda de Villafañe (? – 1575)’nin şiirlerinde de işlenmiştir:

     “Orada görülen şeyler yazılı olarak aktarılmadı / Kocalarını öldürüp yiyen ve böylece dul kalan kadınlar / Kendi kardeşinin etini ızgara yapıp yiyen erkekler / Anlatılmadı bunlar, anlatılmadı…”

     1536 yılında ilk temelini attıkları bugünkü Buenos Aires’i böylece terkeden beyaz işgalciler, aradan 44 yıl geçtikten sonra, 1580 yılında tekrar buraya geldiler. 44 yıl önce kurdukları ama Kızılderililer’in saldırısı sonucu artlarına bakmadan kaçtıkları ve terkettikleri yerleşimi yeniden kuracaklardı.

     Bu görev, o sırada bugünkü Paraguay’ın başkenti olan Asunción şehrinde yüzlerce beyaz işgalciye komutanlık eden Basklı komutan ve işgalci (onlar “fatih” anlamında “conquistador” diyorlar) Juan de Garay’a verildi.

     Eski kalenin izleri yoktu, yerinde yeller esiyordu. Bu yüzden Garay, 11 Haziran 1580’de bu aynı noktada “Ciudad de La Santísima Trinidad y Puerto de Santa María del Buen Ayre” isimli yerleşimi kurmuştur ki, şehrin bu ismi, “Kutsal Üçlü Şehri ve Azîze Meryem’in Güzel Hava Limanı” anlamına gelmektedir. Burada kastedilen, elbette ki Hz. İsa (as)’nın annesi Hz. Meryem (as)’dir.

     Bu, Arjantin’in bugünkü başkenti, ülkenin en büyük, tüm Güney Amerika’nın ise ikinci büyük şehri Buenos Aires’in ikinci defa kuruluşudur, kardeşlerim.

     Garay limanı kurduktan sonra, karısı ve 63 arkadaşıyla arasında toprak dağılımı yaptı. Yerleşimin kurulduğu meydanın (bugünkü meydanın) batı tarafına 1580 yılında “Plaza Mayor o Grande” (Büyük Krallık Meydanı), doğu tarafına da 1583 yılında “Solar del Adelantado” (Adelantado Güneşi) ismi verildi. Bu ikisi, işte bugünkü “Plaza de Mayo” (Mayıs Meydanı)’nun temelidir.

     1608 yılında Cizvit ebeveynleri, Vali Hernando Arias Suárez de Toledo Saavedra y Sanabria Calderón (1561 – 1634)’un izniyle, şehrin kuzey kesimine el koydular ve burada bugünkü San Ignacio Kilisesi (İsp. Iglesia de San Ignacio)’nin kökeni olan küçük bir şapel ve bir çiftlik kurdular. 1617’de ise yine aynı valinin isteği üzerine burada bir okul açıp kiliseyi de genişlettiler.

     Doğu tarafı olan “Solar del Adelantado”nun ismi önce 1608 yılında “Solar de los Jesuitas” (Cizvitler Güneşi), 1661 yılında da “Plaza de Armas del Fuerte o del Mercado” (Güçlü Ordunun Pazarı Meydanı) olarak değiştirildi. Batı tarafı olan “Plaza Mayor o Grande”nin ismiyse 1808 yılında “Plaza de la Victoria” (Zafer Meydanı) olarak değiştirildi.

     Bu gelişmeden sonra, Arjantin sınırları içinde, hepsi kuzeybatıda bulunan birçok şehir daha kuruldu. Bunlardan en eskisi, ülkenin kuzeydoğusunda bulunan bugünkü Santiago del Estero’dur.

     Buenos Aires’teki meydanın batı tarafında 1725 yılında “Cabildo” adlı hükûmet konağı inşa edilmiştir ki, bu bina, günümüzde, meydanda sömürge döneminden kalma olup halen ayakta olabilen tek binadır.

     Buenos Aires kurulduğu ilk zamanlardan beri şehrin etrafındaki Pampa bölgesinde beslenen hayvanlar ve İspanya ile yapılan ticaretle geçimini sağlamıştır. Yerleşim gitgide büyüdü ve onyıllar, sonra yüzyıllar içinde kocaman bir şehir haline geldi. Ama 17. ve 18. yy’larda İspanyol yönetimi Avrupa’ya gelecek bütün malların vergilendirilebilmesi için öncelikle Peru’nun başkenti Lima’ya gönderilmesini zorunlu kıldı. Malların yollanmasını zorlaştıran bu olay Buenos Airesli tüccarların İspanya’ya karşı hoşnutsuzluklarını gitgide arttırdı ve kaçakçılık günden güne arttı. İspanya Kralı III. Carlos (1716 – 88) otoritesinin gitgide azaldığını farketti ve tahtta olduğu dönemde (1759 – 88) önce ticarî yaptırımları hafifletti, en sonunda da Buenos Aires’i serbest bir liman şehri olarak tanıdı.

     1763 yılında, dönemin zengin tüccarlarından Francisco Álvarez Campana (? – ?), dönemin valisi Pedro Antonio de Cevallos Cortés y Calderón (1715 – 78)’a, meydanı ikiye bölecek şekilde, dükkânların ve tezgâhların bulunduğu bir pazar kurulmasını teklif etti. Ancak 1803 yılına kadar bu çalışma başlatılamadı. 1803 yılında yapımına başlanan ve romanesk tarzı mimariyle inşâ edilen alışveriş pazarı, 1804 yılında tamamlandı.

     Buenos Aires nihayet 1776 yılında Peru Eyaleti’nden ayrılıp Río de la Plata Eyaleti’nin başkenti oldu. Şehrin nüfûsu Afrika’dan getirilen kölelerle birlikte büyük ölçüde arttı. 1778 – 1815 yılları arasında nüfûsun hemen hemen üçte birini Afrikalı siyahlar oluşturuyordu.

     İspanya’nın Büyük Britanya Birleşik Krallığı’na karşı Fransa’nın müttefiki olarak girdiği ve Napolyon Savaşları olarak da bilinen Sömürge Savaşları (1792 – 1815) sırasında General 1. Viscount William Carr Beresford (1768 – 1854) yönetimindeki İngiliz birlikleri, iki gün süren bir savaş sonunda Buenos Aires şehrini işgal ettiler. Şehir halkı İngilizler’e karşı direndi ve İspanyol birliklere komutanlık yapan Fransız komutan Jacques de Liniers (1753 – 1810) emrindeki yerel güçler (artık onlar “yerel” oluyorlar) 4 Ağustos 1807’de şehri tekrar ele geçirdiler. Liniers bir İngiliz kuşatmasını daha başarıyla savuşturdu, bu da 7 Haziran 1807 tarihinde Britanyalı yönetici John Whitelocke (1757 – 1833)’un kapitülasyonu ile sonuçlandı.

     Kuşatmaların, İspanyol birliklerinin değil de, kızgın halkın direnmesi sonucu başarısızlığa uğraması, milliyetçileri cesaretlendirdi. “Cabildos Abiertos” adı verilen yerel birliklere gitgide artan tavizler verdirerek ülkenin bağımsızlığa giden yolunu da açmış oldular.

     Bizim şu anda bulunduğumuz ve siz sevgili gönüldaşlarımıza seslendiğimiz Mayıs Meydanı (İsp. Plaza de Mayo)’nın tarihteki ikinci önemi, burasının, 15 Mayıs 1816 tarihinde Arjantin’in bağımsızlığının ilan edildiği yer olmasıdır.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

FOTOĞRAFLAR:

Reconquista adlı caddeyi bitirdikten sonra, Buenos Aires’in “doğum yeri” olan ve “siyasî sebeplerden dolayı” dünyaca ünlü Mayıs Meydanı (İsp. Plaza de Mayo)’na varıyoruz. (ARJANTİN)

Şu anda bulunduğumuz yer çoook çok önemli bir yer, sevgili okurlar.

Çünkü “Mayıs Meydanı” veya “Mayıs Devrimi Meydanı” olarak adlandırılmış olan bu meydan, dört sebepten ötürü şehrin en önemli yeridir.

Tarihin kalbi 4 defa burada atmıştır:

– Burası, Buenos Aires şehrinin kurulmaya başlandığı yerdir. Şehir ilk olarak bu noktada kurulmuş, buradan başlayarak genişlemiştir. (2 Şubat 1536)

– Burası, Arjantin’in bağımsızlığının ilan edildiği yerdir. (15 Mayıs 1816)

– Burası, ülkenin en karanlık ve kirli sayfası olan Arjantin cuntasının ve askerî rejimin 7, 5 yıllık faşist iktidarının başlangıç meydanıdır. (24 Mart 1976 – 30 Ekim 1983)

– Burası, Arjantin’de 1976 – 83 yılları arasındaki askerî rejim döneminde izlerini kaybettikleri yakınlarının bulunması için 42 senedir eylem yapan ve “Madres con Pañuelo Blanca” (Beyaz Başörtülü Anneler) ya da “Madres de Plaza de Mayo” (Mayıs Meydanı Anneleri) olarak anılan annelerin her hafta Perşembe günü eylem yaptıkları meydandır. (30 Nisan 1977 – halen devam ediyor)

Bu dört sebepten ötürü bu meydan, yaşamsal önemdedir. Ülkenin tarihi adetâ burada yazılmıştır. (ARJANTİN)

Meydana bu ismi, 25 Mayıs 1810’daki “Mayıs Devrimi” (İsp. Revolución de Mayo)’ne ithafen verilmiştir. (ARJANTİN)

Meydanın sembollerinden olup 1873 yılında inşâ edilen Pembe Ev (İsp. Casa Rosada) ve binanın önünde 1811 tarihindeki bağımsızlık savaşında elinde mavi – beyaz bir bayrakla savaşan, sonra da bu bayrağın Arjantin bayrağı olduğu Arjantinli hukukçu, siyasetçi ve general Manuel José Joaquín del Corazón de Jesús Belgrano y González (1770 – 1820)’in heykeli. (ARJANTİN)

Buenos Aires’teki meydanın batı tarafında 1725 yılında “Cabildo” adlı hükûmet konağı inşa edilmiştir ki, bu bina, günümüzde, meydanda sömürge döneminden kalma olup halen ayakta olabilen tek binadır. (ARJANTİN)

Arjantin’in başkenti Buenos Aires, 2 Şubat 1536 tarihinde İspanyol sömürgeci (onlar “kaşif” diyorlar) Pedro de Mendoza y Luján (1487 – 1537) tarafından “Puerto de Nuestra Señora Santa María del Buen Ayre” ismiyle kurulmuştur ki, şehrin bu ilk ismi, “Sevgili Bakire Annemiz Meryem’in Güzel Hava Limanı” anlamına gelmektedir. Burada kastedilen, elbette ki Hz. İsa (as)’nın annesi Hz. Meryem (as)’dir.

Avrupalı beyaz işgalcilerin bu topraklara gelmesinden önce, bugünkü Buenos Aires’in bulunduğu mıntıka, ağaçların ve çim örtüsünün olmadığı Pampa ovasının bir parçasıydı. Bazı su parkları göze çarpıyordu. Medrano ve Maldonado adlı akarsular, küçük çukurlar oluşturarak sessiz sessiz akarlardı. Tamamı Kızılderililer’den oluşan yerli nüfûs, guanako (buraya özgü bir deve türü) ve nandu (buraya özgü bir devekuşu) avcılığı yaparak hayatlarını idame ettiriyorlardı. (ARJANTİN)

Plaza de Mayo, 21 Nisan 2019

207 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir