Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

Kirpiklerin arasından ayışığı yolla karanlık dünyama
ağlamaklı bakışlarında umut hiç eksilmesin
Hiroşima gözlerinden ihaneti bilmez bir ulus ver bana
ve yüreğinde birşeyler sakla hep acıya dair
ağladıkça benimsin sen
ağladıkça benim
güldüğün an kaybedersin beni
“bir damla su” kadar sevmenin ağır bedelidir bu
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
çırılçıplak yıkansınlar ülkemin çocukları
gözlerindeki denizin yakamozlarında
gözyaşları boşalsın kirpiklerin arasından
ve düşsün bir damlası
Harran dudaklarıma.

Daha dün Serhat göğsüme yaslanırken
ve ellerimle okşarken Bahteran saçlarını
şimdi gözyaşlarınla ıslattığın bir mektup göndermişsin
ülkeler ötesi uzaklarından
nehirler dağlar ötesi
kavgalar ölümler savaşlar ötesi uzaklarından
yakın olmak için yalnızlığıma
yoksamak için beklentilerimi
kaç damla yaş döktürdün sayamadım
Van Gölü sularına bakan gözlerimden
beni ağlatma güneşe sevdalı topraklarda
sen ağla
senin gözyaşların taşırsın Van sularını
bir gözünde Muradiye
bir gözünde Beyazçeşme
her birinde bir şelâle olsun gözlerinin
ben ağlarsam zûlümdür adı ihanettir
sen ağlarsan sevgidir bağlılıktır
hatta İslam’dır adı
Sümeyye’dir Fatımâ’dır Zeyneb’dir
yağmurdur doğaya yeşil rengini veren
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
ve ben sevdalıyım Zilan gibi
rengini kavak ağaçlarından alan Erciş gözlerine.

Bir şiir yazdım gül yapraklarına
şiir reçeli yiyesin diye
bir türkü çağırdım göçmen kuşların ardından
sanırsın ki saçları okşayan rüzgâr
sanırsın ki Kapuzbaşı’nda su sesi
sanırsın ki ayağında halhal bêrivan’ların
Hıdırnebi yaylasında mendil sallar içimdeki çocuk ben
yemenileri rüzgâra karışır Lazca konuşan kadınların
kolkola girip süreriz bulutları güneyine ülkemin
bembeyaz olup düşerler tarlalarına Çukurova’nın
toplarız düşen bulutları pamuk tarlalarında nasırlı ellerimizle
Urfa’dan gelen ırgatlarla birlikte
benim güneşim her zaman güzeldir
Kaniya Reş’ten Karlıova’dan doğar
ve Side’de Athena Tapınağı’nın arkasında batar benim güneşim
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Amik ovası
yeşile çalar Nazilli
yeşile Seddülbahir, Kekova ve Aspendos
daha bir gür akar Gediz sen ağladıkça
daha bir durudur Kurşunlu
ve daha bir yüksekten dökülür Tortum.

Emzirmesi biten bir bebeğin
ağzının iki yanından süzülen
anne sütü gibi akıyor Dicle ve Fırat
çocukların iki memesi arasında büyüyor
ve özgürleşiyor yitik ülkem Gülistan
ana kucağı gibi sıcaktır Ğarzan ovası
ve bir babanın merhametini saklar bağrında Serhat
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Zigana geçidi
yeşile çalar Eleşkirt
yeşile Beytüşşebap, Erbaa ve Şebinkarahisar
daha bir asildir Kızılırmak sen ağladıkça
daha bir ulaşılmaz kılınır Erciyes
ve Ninova’ya daha bir yakın durur Hattuşaş.

Gecenin çıplak ayaklarıdır
takip eder kapanmamış iki göz
ayışığı saçlarında
yakamoz gözlerinde
Muhammed’e salavat getirerek açar bütün güller Isparta’da
ve kıyıya her vuruşunda tekbir getirir dalgaları Karadeniz’in
bir daha yemin edilir üzerine incirin zeytinin
ağladıkça daha bir Nusaybin kokuludur şairleri yurdumun
daha bir buğday renklidir saçları çocukların
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
ağladıkça daha bir Zilhicce’dir her tarafı memleketimin
daha bir Muharrem’dir tüm başkentleri Ortadoğu’nun
daha bir Ferverdin’dir meydanları metropollerin
daha bir Şehrivar’dır sevdâları varoşların
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar sayfaları Nech’ul- Belağa’nın
yeşile çalar Şerefname
yeşile Mukaddime, Urvet’ul- Vuska ve Risale-i Nûr
ağladıkça daha bir Elif’tir kadınları ülkemin
daha bir kara sevdalıdır doğurdukları oğullar
ve daha bir Sarıkamış’tır alın yazıları.

Bir uçurumdur gözlerin
Düden gölgesinde soğuk bir mağara sanki
bir ırmaktır sana sevdalanmak
bir ırmak, Fırat gibi mavi
Manavgat gibi yeşil
Çoruh gibi sarı
Borçka gibi beyaz
ve Zilan gibi kırmızı
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
ağladıkça daha çok su ister Obruk
bir ok fırlatılır Haymana’dan
ve filiz verir Yukarı Fırat’ta
kâh Şeyh Bedreddin olur ferman verilir boynuna
kâh Yunus olur sarı dizeler döker Porsuk çayına
kâh Ahmed-i Hani olur Zap ile sular Doğubeyazıt’ı
kâh Fâkih-i Teyran olur zembil satar Silvan önlerinde
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
ağladıkça daha bir 1925’tir zaman
ağladıkça daha 65, daha bir 79
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
ağladıkça yeşile.

20 Kasım 1994

GÜLİSTAN

images (2)

 

1822 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin

  1. sebahattin özdemir dedi ki:

    Yorum benim ilk okul diplomamı çok aşıyor bunu benim gibi birinin degerlendirmesi mümkün degildi ama tek kelimeyle harika yazılmış memleketin herköşesi sevgiyle aşkla ele alınmış şairimizin eline diline saglık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir