Kadın Peygamberler – 14

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Kur’ân-ı Kerîm’de, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp kurtaran ve kendi eliyle büyüten hanımın “Firavun’un karısı” olduğu, şöyle belirtilir:

     “Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Hâmân ve onların askerleri hata yapıyorlardı.

     Firavun’un karısı şöyle dedi: ‘Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.’ Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.

     Musa’nın annesinin (Yoxebed’in) kalbi bomboş kaldı. Eğer Biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.” (746)

     Kur’ân’da kadının ismi geçmez. Fakat hadislerde ve diğer İslamî ana kaynaklarda bu kadının ismi “Asiye” (Asiye binti Muzahim) olarak geçiyor. (747)

     İslam tarihçileri, Asiye’nin şeceresini şu şekilde vermektedirler: Asiye, babası Muzahim, onun babası Ubeyd, onun da babası Reyyan, onun da babası Welid. (748) Bunların iddiâlarına göre, Asiye’nin dedesinin dedesi olan Welid, Hz. Yusuf (as) dönemindeki Mısır Firavunu’dur. (749) Tabiî bu iddiâların gerçeklerle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur, tamamen hayâl ürünü ve uydurmadır.

     Kimi İslamî kaynaklarda, Hz. Asiye’nin Amalika kavminden veya Firavun’un amcasının kızı olduğu (Kur’ân’da açıkça “Firavun’un karısı” olduğu belirtildiği halde) rivayetinin yanında, kendisinin de İsrailoğulları/kızları’ndan olduğu ve hatta Hz. Asiye’nin Hz. Musa’nın halası olduğu şeklindeki ilginç ve o kadar da gerçekdışı rivayetler de vardır. (750)

     Hiçbir kutsal kitapta ismi dahi geçmeyen, Tevrat’ta ve İncil’de “Firavun’un kızı” (751), Kur’ân’da “Firavun’un karısı” (752) diye bahsedilen bu hanımın ismi, kimliği, hele hele soy kütüğü ile ilgili yaşadığı M. Ö. 1300’lerden tutun ikibin sene sonrasına kadar hiçbir dînî ve tarihî kaynakta en ufak bir bilgi dahi yokken, kendisinden 2000 sene sonra yaşamış ve İslam’ın doğuşundan sonra ortaya çıkmış bu “İslam tarihçileri”, O’nun şeceresini nasıl çıkartmışlar, babası dedesi hatta büyük büyük dedesine kadar soy ağacını nasıl tespit etmişler, bununla ilgili yorumu okuyucularımıza bırakıyorum.

     Bir de gerek bu hanımın kendisine verilen “Asiye” isminden tutun, gerek O’nun babası, dedesi, büyük dedesi, büyük büyük dedesi olarak verilen isimlere kadar baktığımızda, İslam tarihçilerinin, geçmişte yaşamış tüm peygamberleri ve yüce şahsiyetleri “Araplaştırmaya” oldukça hevesli olduklarını görüyoruz. “İslam tarihçisi”, “İslam âlimi”, “İslam öncüsü” gibi saygın ünvanlar ve sıfatlar taşıdıkları halde “İslam” ve “Dîn” kisvesi altında Arapçılık ve Arap nasyonalizmi yapan bu zâtlar, Hz. Asiye’nin Araplık’la, Arap olmakla uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığını, ayrıca O’nun yaşadığı dönemde Mısır’da ne Arapça’nın ne de Arapça herhangi bir ismin var olduğunu bilmeyecek kadar cahil değiller elbette. Bunu bilakis bilinçli olarak yapıyorlar. Çünkü amaç ve niyetleri, “Dînler ve Peygamberler Tarihi”ni tümüyle “Araplaştırmak”. Fakat üzücü olan, Müslüman âleminin bu kaynaklardan besleniyor oluşu ve dolayısıyla çocukluktan ve öğrencilikten ileri yaşlara kadar beyne bu şekilde empoze edildiği için, bugün 1, 5 milyarlık nüfûsuyla Müslümanlar’ın da sadece Hz. Muhammed (sav) ve sahabelerini değil, geçmişteki tüm peygamberleri ve yüce şahsiyetleri Arap tipolojisiyle, Arap kıyafetleri ve Arap örf adetleriyle tahayyül ediyor oluşudur.

     “Asiye” kelimesi Arapça olduğu için ve fakat Firavun’un hanımı Hz. Asiye’nin Araplık’la, Arap olmakla uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı için, bunun bir sıfat olarak İslam nakilcileri ve tarihçileri tarafından verildiği anlaşılıyor. Gerçek şu ki, O’nun ismi çok daha farklı birşey idi ve Asiye O’nun ismi değil sıfatıdır. Batılı kaynaklar da, Asiye isminin İslam müfessirleri tarafından verildiğini, Tevrat’ta geçen ve Hz. Yusuf (as)’un hanımının ismi olan Asenat’ın (753) bozulmuş ve Arapçalaştırılmış şekli olduğunu, Süryanî metinlerinde Hz. Yusuf’un eşinin ismi Asyat şeklinde geçtiğinden, İslamî kaynaklara Süryanice’den geçtiğini kaydetmektedirler. (754)

     Hz. Yusuf’un karısıyla Firavun’un karısını birbirine karıştırmışlar yani, bizim “radiallahu anh”lar…

     Tevrat’ta ve İncil’de “Firavun’un kızı”, Kur’ân’da “Firavun’un karısı” diye bahsedilen, bebek Musa’yı nehirde bulup kurtaran ve onu saraya alıp kendi elleriyle büyüten bu kadına Yahudîler ve Hristiyanlar büyük sevgi ve saygı gösterirler, ancak kendisini bir peygamber olarak kabul etmezler. Müslümanlar ise bu kadına aynı şekilde hatta daha fazla sevgi ve saygı gösterir, kendisini “insanlık tarihi boyunca en yüksek kemâle ermiş kadınlardan biri” olarak görürler. (755)

     O’nunla ilgili bir hadiste şöyle denilir:

     “Erkeklerden çoğu kemale erdi, kadınlardan ise Firavun’un karısı Asiye ile İmran’ın kızı Meryem’den başka kemale eren olmamıştır.” (756)

     Sünnî Eşarîlik mezhebinin imamı Ebû Hasan Ali ibn-i İsmail ibn-i İshaq el- Eşarî (873 – 935), bu hadise dayanarak Hz. Asiye’nin bir kadın peygamber olduğunu beyan etmiştir. (757) Bu hadise dayanarak Hz. Asiye’nin bir kadın peygamber olduğunu dile getiren İslam öncülerinden biri de Endülüslü ünlü Berberî filozof, tarihçi ve İslam âlimi İbn-i Hazm ya da tam adıyla Ebû Muhammed Ali ibn-i Ahmed ibn-i Said ibn-i Hazm ez- Zahirî el- Endelusî (994 – 1064)’dir. (758) Endülüslü ünlü Berberî muhaddis, müfessir, fakih, dilbilimci ve kıraat âlimi Kurtubî ya da tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Ebibekr bin Farac el- Ensarî el- Hazrecî el- Endelusî el- Kurtubî (1214 – 73) de aynı görüştedir, bu hadise dayanarak Hz. Asiye’nin bir kadın peygamber olduğunu söylemiştir. (759)

     İbn-i Hazm ve Kurtubî, bu hadis-i şerifin, Hz. Asiye (as) ile Hz. Meryem (as)’in peygamberliğine delil olduğu kanaatindedirler. Çünkü “kemal” çok yüksek bir makamdır ve hadis-i şerifte bu “kemal” ancak bazı peygamberlere nisbet edilmiştir. Onlar için Allah-û Teâlâ, “O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden·üstün kıldık” buyurmaktadır. (760) Kamil olana kendi cinsinden kimse ulaşamaz. Peygamber Efendimiz (sav)’in Hz. Meryem ile Firavun’un hanımı Hz. Asiye’yi tahsisi, onların kendilerine nübûvvet verilen diğer kadın peygamberlerden daha üstün olduğunu gösterir. (761)

     Kur’ân-ı Kerîm’de de, Allah, Firavun’un karısını (Asiye) bütün inananlara örnek olarak gösterir. (762)

     Peki Kur’ân-ı Kerîm’de “Firavun’un karısı” denilerek bahsedilen, İslam âlimlerinin ve tarihçilerinin “Asiye” ismini yakıştırdıkları ve bu yüzden Müslümanlar’ın Asiye adıyla bildiği bu kadın gerçekte kim olabilir?

     Bunu doğru bir biçimde tespit edebilmek hem çok zor, hem de çok kolaydır.

     Zordur; çünkü Kur’ân’da ismi geçmemekte, sadece “Firavun’un karısı” denilmektedir ve ayrıca bahsi geçen Firavun’un da ismi meçhuldür. İslamî kaynaklarda ise kendisine yakıştırılmış bir isim olan “Asiye” geçmektedir.

     Fakat aynı zamanda kolaydır da. Asiye’nin gerçek kimliğini, ismini, gerçekte kim olduğunu tespit edebilmek şu sebeplerden ötürü çok kolaydır:

     1 – Bir kere Hz. Asiye herhangi bir Mısır kadını değil, Mısır Kraliçesi’dir, Firavun’un karısıdır. Eski Mısır Uygarlığı’nın M. Ö. 1549 – M. Ö. 1292 tarihleri arasını kapsayan ve “Yeni İmparatorluk” olarak da adlandırılan 18. Krallık döneminde hüküm sürmüş bütün firavun ve kraliçelerin isimleri kayıt altına alınmış olup günümüzde yazılı olarak tek tek bellidir ve krallık sülalesindeki bütün bu isimlerin hepsi önümüzdedir. (763) Bu durumda, Kur’ân-ı Kerîm’de O’nun “Firavun’un karısı” olduğu belirtildiğine göre (764), Asiye, bu silsilede yer alan ve isimleri açıkça belli olan kişilerden biridir, burada isimleri geçen kraliçelerden biri kesin olarak Asiye’dir.

     2 – Hz. Musa’nın hangi tarihlerde yaşadığı bellidir. M. Ö. 1300’lerde yaşamıştır. (765) Bu durumda, o tarihlerde iktidarda olan kraliçe hangisiyse, Musa’yı sudan çıkarıp kurtaran ve büyüten odur. M. Ö. 1300’lerde hangi kadın Mısır Kraliçesi ise, Kur’ân’da “Firavun’un karısı” diye anlatılan, İslamî kaynaklarda da “Hz. Asiye” diye bahsedilen kadın odur.

     İki aşamalı bu yöntemle Asiye’nin kim olduğunu bulmak zor değildir, imkân dahilindedir.

     Ancak bu iki aşamayı takip ederek M. Ö. 1300’lerde iktidarda olan “Firavun’un karısı”nı (Mısır kraliçesini) tespit etmekle iş bitmiyor. Çünkü bunlardan sonra, çoook ama çok önemli bir üçüncü aşamanın daha hakikate uygunluğu gerekiyor:

     3 – Hz. Musa’nın yaşadığı M. Ö. 1300’lü tarihlerde iktidarda olan Firavun’un karısının (Mısır kraliçesinin) biyografisi ile Kur’ân’da ve İslamî kaynaklarda “Firavun’un karısı Asiye” diye bahsedilen kadının biyografisinin benzerlik göstermesi gerekiyor. Bilimsel – nesnel tarihte ismi kayıt altında olup belli olan o kadın ile dînî metinlerde “Hz. Asiye” diye okuduğumuz o kadının aynı ahlaka, aynı karaktere, aynı yaşam öyküsüne sahip olması, her iki kadının da iktidarları süresince aynı mücadeleyi (şirke ve çoktanrıcılığa karşı Tek Tanrı’ya imân) vermiş olmaları gerekiyor.

     Eğer üçüncü maddede belirttiğimiz husus hakikate uygunluk göstermezse, ilk iki maddede yaptığımız tespitin pek bir anlamı kalmaz. Bu durumda başka bir yola başvurmamız veya başka türlü bir akıl yürütmemiz yahut da bu hikâyeyi tümden “hikâye” kabul etmemiz gerekecektir.

     Şimdi sıkı durun:

     Bu taramayı yaptığımızda, hem Hz. Musa’nın yaşadığı dönemde Mısır Kraliçesi olan, hem de biyografisi, yaşamı, kişiliği ve mücadelesi tıpkı Hz. Asiye ile aynı olan bir kadın gerçekten var: Mısır’ın Kürt Kraliçesi Nefertiti (M. Ö. 1370 – M. Ö. 1330).

     Bilimsel / nesnel tarihte yer alan reel bir kişilik olan Firavun’un karısı Nefertiti ile dînî / İslamî kaynaklarda bahsi geçen Firavun’un karısı Asiye’yi karşılaştırdığımızda, her şeylerinin ama her şeylerinin aynı olduğunu görüyoruz.

     İşte Nefertiti’nin Hz. Asiye’nin tâ kendisi olduğunu gösteren o hayatî önemdeki benzerlikler:

     ● Nefertiti, M. Ö. 1370 – M. Ö. 1330 yılları arasında yaşamıştır (766), yani Hz. Musa ile aynı dönemde (767). Tarihler bellidir. Kraliçe olduğu tarihler, M. Ö. 1351 – M. Ö. 1334 yıllarıdır. (768) Musa doğduğunda Mısır’ın kraliçesi olan kadın Nefertiti’dir, dolayısıyla Kur’ân-ı Kerîm’de bahsedilen, bebek Musa’yı nehir sularından çıkarıp kurtaran ve sarayına alıp kendi elleriyle büyüten “Firavun’un karısı” (769), Nefertiti’den başkası olamaz. Böylece bahsi geçen Firavun da Nefertiti’nin ilk kocası III. Amenhotep (M. Ö. 1401 – M. Ö. 1351) oluyor. Nefertiti daha sonra O’nun oğlu (daha doğrusu evlatlığı) IV. Amenhotep (M. Ö. 1372 – M. Ö. 1334) ya da sonradan kendisine seçtiği ünvânla Axenaton ile evlenmiştir. (Nefertiti’nin / Asiye’nin evliliklerini çalışmamızın devamında O’nun biyografisini işlerken anlatacağız. Bu konu önemlidir. Çünkü bu konuyu işlediğimizde, kutsal kitaplarda Musa kıssası anlatıldığında, bu kadından niçin Tevrat’ta “Firavun’un kızı” ama Kur’ân’da “Firavun’un karısı” diyerek bahsedilmiş olduğunu da anlayacaksınız. Ve esasında ilk başta “birbiriyle çelişen anlatımlar” gibi görünse de, bu farklı anlatımlarda Tevrat ile Kur’ân arasında bir çelişki OLMADIĞINI anlamış olacaksınız.)

     ● Kutsal metinlerde anlatıldığı şekliyle olaya baktığımızda, Firavun’un karısının (Asiye’nin) bir Mısır Kraliçesi olmasına ve saraylı bir kişilik olmasına rağmen, davranışlarının, hal ve haraketlerinin hatta ahlak ve kişiliğinin tamamen farklı olduğunu görüyoruz. Bizzat kendi yönettiği devletin en temel yasalarını çiğnemesi, Nil Nehri sularında bir sandığa bırakılıp terkedilmiş halde bulduğu bebek Musa’yı bir İbranî çocuğu olduğunu anladığı halde sevip benimsemesi, hatta sarayına alıp kendi elleriyle büyütmesi, O’nun her ne kadar Mısır Kraliçesi ise de aslen Mısırlı olmadığı intibaını uyandırıyor. Hz. Musa ile aynı zamanda yaşamış olan Nefertiti de her kadar Mısır Kraliçesi ise de, aslen Mısırlı değildir, kendisi aslen Kürdistanlı olup bir Kürt kadınıdır. (770) Nefertiti, Mitanni Kürt Krallığı’nın başkenti olan Vaşşuganni şehrinde doğmuştur (771) (bu şehir, bugünkü Urfa / Riha ilinin Ceylanpınar / Serê Kanî ilçesi yakınlarında, bugünkü Rojava sınırı yani Türkiye – Suriye sınırı üstüne düşen bir yerde kurulmuştu) ve Mitanni Prensesi olan bir Hitit Kürt kızıdır. (772) Daha sonra gelişen Mısır – Hitit ilişkilerinin sonucu olarak Mısır’a gelin gitmiş, Mısır Firavunu IV. Amenhotep (Axenaton) ile evlenerek Mısır Kraliçesi olmuştur. (773) Çok güzel bir kadın olan Nefertiti, Kürdistan’dan Mısır’a gelin geldikten sonra, Mısırlılar kendisine “Nefertiti” ismini takmışlardır ve bu ifade Eski Mısır dilinde “Güzel Kadın Geldi” veya “Güzellik Geliyor” demektir. (774) Nefertiti’nin gerçek ismi Taduxepa (Taduxipa)’dır. (775)

     ● Kutsal metinlerde anlatıldığı şekliyle olaya baktığımızda, Hz. Asiye’nin Firavun kocasına karşı baskın bir yapısının olduğunu, ona sözünü geçirtebildiğini, edilgen değil etken bir karaktere sahip güçlü bir kadın olduğunu görüyoruz. Nefertiti de aynen böyle bir kadındı. Hatta Nefertiti zamanında Mısır’ı Firavun değil karısı Nefertiti yönetiyordu denebilir. Nefertiti, devlet yönetiminde kocası Axenaton’la aynı seviyede bulunuyordu. Firavun’un devlet idaresinde sahip olduğu tüm yetkilere O da sahipti. Bu durum Mısır’da alışkın olunan bir uygulama olmadığından halk ve özellikle dîn adamları hiç memnun değildi. (776)

     ● En önemli ve “can alıcı” benzerlik de şu: Nefertiti, çoktanrılı bir inanca sahip olan Mısır’da Tek Tanrı inancını başlatan kişidir. Şirke, tuğyana ve putperestliğe karşı mücadele eden Nefertiti, yaşamı ve iktidarı boyunca Tevhîd mücadelesi vermiş, insanları putlara ve sahte ilahlara değil, evrenin gerçek yaratıcısı olan Tek İlah’a imân ve ibadet etmeye çağırmıştır. (777) Mü’mîn ve muvahhid bir kadın olan ve Mısır’da “dînî bir devrim” gerçekleştiren Nefertiti, sonunda Tanrı’ya olan inancı nedeniyle acımasızca şehîd edilmiştir.

     Gördüğünüz üzere, Kur’ân-ı Kerîm’de “Firavun’un karısı” denilerek bahsedilen, hadislerde ve İslamî kaynaklarda “Hz. Asiye” ismiyle zikredilen kadın, Nefertiti’den başkası olamaz. Çünkü hem Hz. Musa ile aynı dönemde yaşamış olan Mısır Kraliçesi Nefertiti’dir, hem de bilimsel / nesnel tarihteki reel bir kişilik olan Kürt kadını Nefertiti ile dînî / İslamî kaynaklarda “Firavun’un karısı Asiye” denilerek bahsedilen kadının yaşam öyküleri, ahlak ve karakterleri hatta verdikleri mücadele bile aynıdır.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Bazı konular vardır – ister tarihle ilgili olsun, ister tıp, biyoloji veya astronomi – “Dîn” ve “Bilim” birbirinden tamamen farklı şeyler söyler ve ikisine birden inanma şansınız nerdeyse hiç olmaz. Birinden birine inanmak zorunda kalırsınız. Seküler veya deist / ateist kesimler Bilim’in söylediğine inanma yolunu seçerken, dîndar ve inançlı kişiler de Dîn’in söylediğine inanır. İkisine birden inanan, inanmak isteyen kişiler de her zaman çıkar ve onlar da zorlama yorumlarla, bazı kavramları ve olguları tevil ederek ikisini bağdaştırmaya çalışır.

     Fakat bizim şu anda konuştuğumuz konu öyle bir konu ki, birine inanıp öbürünü reddetme şansınız yoktur. Çünkü bu konuda “Dîn” ve “Bilim” aynı şeyi söylemektedir. Dolayısıyla ikisine birden inanmak zorundasınız, başka şansınız yoktur! “Dîn”in anlattığı Hz. Asiye ve o yaşam öyküsü ile “Bilim”in anlattığı Nefertiti ve o yaşam öyküsü her yönüyle aynıdır.

     Dolayısıyla, Kur’ân-ı Kerîm’e imân eden ve “Elhamdülillah Müslümanım” diyen herkes, Hz. Asiye’nin Nefertiti’nin tâ kendisi olduğuna inanmak zorundadır. Başka şansı yoktur. Asiye’nin Nefertiti olamayacağını söyleyen bir Müslüman, aslında – hâşâ – “Kur’ân’daki kıssa gerçek değil, ben Kur’ân’a inanmıyorum” diyordur. Bunu hiçbir Müslüman bilinçli olarak söylemez elbette ama söylediği şey tam olarak bu anlama gelir. Çünkü Musa ile aynı dönemde Mısır’da hükümranlık süren kadın, Nefertiti’dir. Dolayısıyla, Kur’ân’da ve İslamî kaynaklarda “Firavun’un karısı Hz. Asiye” diye bahsedilen kadın, Kürt kadını Nefertiti’nin tâ kendisidir. Bu durumda, her Müslüman, Hz. Asiye (as)’nin bir Kürt olduğuna inanmak zorundadır.

     Bir de şu hususu da belirtmeden geçmeyelim: Bunu mevzûbahis edip tartışmaya açmak bile abestir ancak ırkçı ve inkârcı bir iklimin insanları olan talihsiz yazarlar olduğumuz için, zarurî olarak ifade etmemiz gerekiyor ki, Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin bir Kürt olduğu konusunda bütün bilim dünyası hemfikirdir. Nefertiti’nin “Kürtlüğü” tartışmaya bile açık olmayan kesin bir konudur. Bizim burada tartıştığımız ve bu çalışmada üzerinde kafa yorduğumuz konu da Nefertiti’nin etnik kökeni değildir zaten. O’nun Kürt olduğu kesin olarak kabul görmüş bir realitedir. Bizim burada tartıştığımız ve bu çalışmada üzerinde kafa yorduğumuz konu, dînî metinlerde “Hz. Asiye” denilerek bahsedilen kadının Nefertiti olup olmadığıdır. Konumuz budur.

     Konumuza devam edelim:

     Dînî / İslamî kaynaklarda “Firavun’un karısı Hz. Asiye” diye bahsedilen kadının Mısır Kraliçesi Nefertiti olduğunu ve ancak O olabileceğini ilk kez iddiâ eden biz değiliz, bunu ilk ortaya çıkaran da biz değiliz. Akademik çevrelerde Hz. Asiye’nin Nefertiti olduğuna inanan pekçok insan bulunuyor ve dünyada da buna inanan ciddi bir kitle var. Zirâ Asiye’nin Nefertiti olduğuna dair ciddi kuşkular ve kanıtlar bulunuyor. (778)

     Aslında düğümü çözecek, Hz. Asiye hatta Hz. Musa’nın reel kimliğini bulmamızı sağlayacak “yanıtlar”, Nefertiti’nin evliliklerinde saklıdır. Bu yüzden, yukarıda da söylediğim gibi, bu konu çok önemlidir. Nefertiti önce III. Amenhotep ile, daha sonra O’nun oğlu (daha doğrusu evlatlığı) olan IV. Amenhotep ya da sonradan kendisine seçtiği ünvânla Axenaton ile evlenmiştir. (779) İlk evlendiği III. Amenhotep, Tevrat’ta ve Kur’ân’da bahsedilen Firavun’dur. “Kâfir”dir, çoktanrıcıdır. Nefertiti’nin daha sonra evlendiği kocası IV. Amenhotep ise tam aksine Nefertiti’nin yoldaşıdır ve şirke, çoktanrıcılığa karşı tevhid ve Tek Tanrı’ya imân mücadelesini birlikte vermişlerdir.

     Eski Yunan tarihçi Heredot (M. Ö. 484 – M. Ö. 425)’un deyimiyle “Tüm dünyanın en dîndar insanlarının yaşadığı yer” olan Mısır’da, Nefertiti ve kocası IV Amenhotep (Axenaton), çoktanrıcılığa karşı Tek Tanrı inancını başlatan kişilerdirler. Şirke, tuğyana ve putperestliğe karşı mücadele eden Nefertiti ve IV. Amenhotep, yaşamı ve iktidarları boyunca Tevhîd mücadelesi vermiş, insanları putlara ve sahte ilahlara değil, evrenin gerçek yaratıcısı olan tek ilah “Aton”a (daha sonra Musevîlik’te “Yehova”, İslamiyet’te “Allah”) imân ve ibadet etmeye çağırmıştır. (780)

      Fakat IV. Amenhotep, III. Amenhotep’in evlatlığıdır, oğulluğudur. Burası çok önemli ve bütün gizem burada saklı.

     Ne demek “evlatlığı”? Yoksa, yoksa…

     Yoksa IV. Amenhotep (Axenaton) bizzat Hz. Musa mıdır?

     Yoksa Hz. Asiye, bebekken nehir sularından alıp kurtardığı, kendi elleriyle büyüttüğü ve peygamberlik geldikten sonra kendisine imân ettiği Hz. Musa ile sonradan evlenmiş midir?

     Hz. Asiye ile Hz. Musa sonradan evlendiler mi? Nefertiti’nin kocası olan ve Mısır’da şirke karşı tevhid (Tek Tanrı inancı) mücadelesini başlatan IV. Amenhotep (Axaneton), yoksa Hz. Musa’nın tâ kendisi midir?

     Bütün bu soruların yanıtlarını, Hz. Asiye’nin biyografisini anlatmaya başlayacağımız bundan sonrasında bulmaya çalışacağız.

     Hz. Asiye’nin gerçek kimliğini, gerçekte kim olduğunu ortaya çıkardıktan sonra, şimdi de Hz. Asiye (as)’nin imân, cesaret, erdem, fedakârlık ve şehadetle geçen mübarek yaşam öyküsünü anlatmaya başlayabiliriz.

     Ancak peşinen söyleyelim:

     Sevgili Yahudîler, sevgili Hristiyanlar, sevgili Müslümanlar! Eğer hayatınız boyunca sinagoglarda, kiliselerde ve camilerde duyduğunuz rivayetlerle, size anlatılan masallarla mutlu iseniz ve farklı birşey duymak sizi rahatsız edecek hatta incitecekse, çalışmamızın bundan sonrasını takip etmemeniz sizler için daha sağlıklı olacaktır.

     Çünkü size rivayetler, masallar anlatmayacağız. Bizim tek arayışımız “gerçekler”dir ve size gerçekleri anlatacağız.

     Size gerçek Asiye’yi ve gerçek Musa’yı anlatacağız.

     Şayet sizler de bizler gibi “gerçeğe imân etmişseniz” ve yêkane arayışınız gerçekler ise, çalışmamızın bundan sonrasını büyük bir ilgiyle takip edeceğinize şüphem yoktur.

     Unutmayın: Yalanlar sizi mutlu etse de, yine de yalandır. Gerçekler sizi mutsuz etse de, yine de gerçektir. Sizi mutlu eden, huzur veren yalanlarla yaşamaktansa, sizi mutsuz edecek, huzursuzluk verecek gerçeklerle yaşamayı tercih edin.

     Şimdi Hz. Asiye’nin – ve aynı anda Hz. Musa’nın – gerçek biyografisini anlatmaya başlayabiliriz.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(746): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8 – 10

(747): Buharî, Enbiya 32 ve 46

(748): Taberî, Tarih, cilt 1, s. 386 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 127 – 128, Kahire 1883

(749): age / age

(750): Kurtubî, Tefsir, cilt 18, s. 132 ve 203 / Aynî, Umdet’ul- Qarî, cilt 13, s. 47, Kahire 1972

(751): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20 – 21

(752): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(753): Tevrat, Tekvin, 41:45

(754): Josef Horovitz, Koranische Untersuchungen, s. 86, De Gruyter Verlag, Berlin & Leipzig 1926 / Henry Martyn, Controversial Tracts on Christianity and Mohammedanism, s. 137, Cambridge St. John’s College Publishers, Londra 1824

(755): Buharî, Enbiya 32 ve 46; Fezail’u Ashab’in- Nebi 30; Et’ime 25 / Müslim, Fezail’us- Sahabe 70 / Tirmizî, Et’ime 31 / İbn-i Mace, Et’ime 14 / Müsned, cilt 4, s. 394 ve 409

(756): Buharî, Kitab’ul- Enbiyâ, cilt 4, s. 192 ve 200, Dar-u İhyâ’it- Turasi’l- Arabî, Beyrut tarihsiz / Müslim, Sahih, Kiitab’ul- Fedâil’is- Sahabe, cilt 4, s. 1886, Dar-u İhyâ’it- Turasi’l- Arabî, Beyrut 1955 / Tirmizî, Kitab’ul- Et’ime, cilt 4, s. 275, Dar-u İhyâ’it- Turasi’l- Arabî, Beyrut tarihsiz / İbn-i Mace, Kitab’ul- Et’ime, cilt 2, s. 1091, El- Mektebat’el- İlmiyye, Beyrut tarihsiz / Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned,  cilt 4, s. 396 ve 409, El- Mektebat’ul- İslamî li’t- Tıbaatî we’n- Neşr

(757): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(758): İbn-i Hazm, El- Fasl fi’l- Milel we’l- Ehwaî we’n- Nihal, cilt 5, s. 121, Tahkik: Dr. Muhammed İbrahim Nasr – Dr. Abdurrahman Umeyra, Mektebet’ul- Ukaz Neşriyat, 1981

(759): Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 4, s. 83, Kahire 1976

(760): Kur’ân-ı Kerîm, Baqara 253

(761): İbn-i Hazm, El- Fasl fi’l- Milel we’l- Ehwaî we’n- Nihal, cilt 5, s. 121, Tahkik: Dr. Muhammed İbrahim Nasr – Dr. Abdurrahman Umeyra, Mektebet’ul- Ukaz Neşriyat, 1981 / Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 4, s. 83, Kahire 1976

(762): Kur’ân-ı Kerîm, Tahrim 11

(763): Ancient Egypt Wikia, 18th Dynasty Family Tree, ancientegypt.fandom.com/wiki/18th_Dynasty_Family_Tree / Wikipedia (İngilizce), “Eighteenth Dynasty of Egypt” maddesi, en.wikipedia.org/wiki/Eighteenth_Dynasty_of_Egypt / Vikipedi (Türkçe), “Mısır’ın Onsekizinci Hanedanı” maddesi, https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r%27%C4%B1n_on_sekizinci_hanedan%C4%B1 / Wikipedia (İngilizce), “Eighteenth Dynasty of Egypt Family Tree” maddesi, https://en.wikipedia.org/wiki/Eighteenth_Dynasty_of_Egypt_family_tree

(764): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(765): Henri Cazelles, Dictionnaire de la Bible, cilt 5, s. 1321 – 1322, Paris 1957

(766): Wikipedia (İngilizce), “Nefertiti” maddesi, en.wikipedia.org/wiki/Nefertiti / Wikipedia (İspanyolca), “Nefertiti” maddesi, https://es.wikipedia.org/wiki/Nefertiti

(767): Henri Cazelles, Dictionnaire de la Bible, cilt 5, s. 1321 – 1322, Paris 1957

(768): Wikipedia (İngilizce), “Eighteenth Dynasty of Egypt” maddesi, en.wikipedia.org/wiki/Eighteenth_Dynasty_of_Egypt

(769): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 3 – 14

(770): David Hatcher Childress, The Mystery of the Olmecs, s. 163, Adventures Unlimited Press, Kempton 2007 / Subhash Kak, The Wishing Tree: Presence and Promise of India, s. 104 – 105, iUniverse Publishing, New York & Bloomington & Şanghay 2008 / K. S. Krishnan, The Origin of Vedas, Notion Press, Chennai 2019 / Mehrdad Izady, The Kurds, Routledge Publishing, New York 2015 / Erik Hornung, Akhenaten and the Religion of Light, Cornell University Press, Ithaca 2001 / Şoreş Welat Demir, Şu Asi-l Kürtler, s. 326, SWD-GROUP Yayınları, İstanbul 2018 / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin / Saradistribution, Nefertiti, http://www.saradistribution.com/nefertiti.htm

(771): Subhash Kak, The Wishing Tree: Presence and Promise of India, s. 104 – 105, iUniverse Publishing, New York & Bloomington & Şanghay 2008 / Erik Hornung, Akhenaten and the Religion of Light, Cornell University Press, Ithaca 2001 / William L. Moran, The Amarna Letters, Johns Hopkins University Press, Baltimore 2002 / K. Gajendra Singh, Was Nefertiti, An Aryan Princess?, In Search of Wassukkani – Capital of Pre-Vedic Aryan Kingdom of Mitannis from 1500 BC to 1200 BC in Upper Mesopotamia, Boloji, 13 Mayıs 2007, https://www.boloji.com/articles/763/was-nefertiti-an-aryan-princess

(772): Harry Reginald Hall, The Ancient History of the Near East, s. 255 – 258, Routledge Publishing, New York 2016 / Dorothea Arnold, The Royal Women of Amarna, s. 14, The Metropolitan Museum of Art Publishers, New York 1997 / Erik Hornung, Akhenaten and the Religion of Light, Cornell University Press, Ithaca 2001 / William L. Moran, The Amarna Letters, Johns Hopkins University Press, Baltimore 2002 / Subhash Kak, The Wishing Tree: Presence and Promise of India, s. 104 – 105, iUniverse Publishing, New York & Bloomington & Şanghay 2008 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018

(773): David Hatcher Childress, The Mystery of the Olmecs, s. 163, Adventures Unlimited Press, Kempton 2007 / K. S. Krishnan, The Origin of Vedas, Notion Press, Chennai 2019 / Mehrdad Izady, The Kurds, Routledge Publishing, New York 2015 / William L. Moran, The Amarna Letters, Johns Hopkins University Press, Baltimore 2002 / Aidan Dodson – Dyan Hilton, The Complete Royal Families of Ancient Egypt, Thames & Hudson Publishing, Londra 2004 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Şoreş Welat Demir, Şu Asi-l Kürtler, s. 326, SWD-GROUP Yayınları, İstanbul 2018 / Ellen Lloyd, Was Princess Tadukhipa of the Mitanni Kingdom Quenn Nefertiti?, Ancient Pages, 15 Mart 2016, http://www.ancientpages.com/2016/03/15/was-princess-tadukhipa-of-the-mitanni-kingdom-queen-nefertiti/ / K. Gajendra Singh, Was Nefertiti, An Aryan Princess?, In Search of Wassukkani – Capital of Pre-Vedic Aryan Kingdom of Mitannis from 1500 BC to 1200 BC in Upper Mesopotamia, Boloji, 13 Mayıs 2007, https://www.boloji.com/articles/763/was-nefertiti-an-aryan-princess / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin

(774): Aidan Dodson, Amarna Sunrise: Egypt from Golden Age to Age of Heresy, s. 87, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2016 / Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Lindsay Shapka, Queen Nefertiti: The Most Beautiful Women in Ancient Egypt, The Anthrotorian, 10 Temmuz 2013, https://theanthrotorian.com/history/2013/7/10/the-most-beautiful-women-in-ancient-egypt / Ellen Lloyd, Was Princess Tadukhipa of the Mitanni Kingdom Quenn Nefertiti?, Ancient Pages, 15 Mart 2016, http://www.ancientpages.com/2016/03/15/was-princess-tadukhipa-of-the-mitanni-kingdom-queen-nefertiti/ / Mahmoud Gebril, Nefertiti – Beautiful and Powerful Queen of Ancient Egypt, Osiris Tours, 21 Aralık 2016, https://www.osiristours.com/nefertiti-beautiful-powerful-queen-ancient-egypt/ / Jone Johnson Lewis, Biography of Queen Nefertiti, Ancient Egyptian Queen, ThoughtCo, 22 Mayıs 2019, https://www.thoughtco.com/about-queen-nefertiti-3529849 / A. R. Williams, Could Queen Nefertiti’s Tomb Reveal Secret From Egypt’s Shadowy Past?, National Geographic, 18 Aralık 2015, https://www.nationalgeographic.com/news/2015/12/151218-nefertiti-tomb-mystery-egypt/ / Roberto Soberanis, Nefertiti, Ancient Egypt’s Most Beautiful Lie, Cultura Colectiva, 11 Kasım 2016, https://culturacolectiva.com/history/nefertiti-ancient-egypts-most-beautiful-lie / Christobel Hastings, How Nefertiti, Ancient Egypt’s Revolutionary Queen, Became a Global Icon, Vice, 30 Nisan 2018, https://www.vice.com/en_us/article/kzxd8x/nefertiti-bust-radical-history-hidden-by-beauty / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/ / Saradistribution, Nefertiti, http://www.saradistribution.com/nefertiti.htm

(775): Joyce Tyldesley, Nefertiti’s Face – The Creation of an Icon, s. 143, Harvard University Press, Cambridge 2018 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Harry Reginald Hall, The Ancient History of the Near East, s. 255 – 258, Routledge Publishing, New York 2016 / Aidan Dodson, Amarna Sunrise: Egypt from Golden Age to Age of Heresy, s. 87, American University in Cairo Press, Kahire & New York 2016 / Dorothea Arnold, The Royal Women of Amarna, s. 14, The Metropolitan Museum of Art Publishers, New York 1997 / Pauline Gedge, The Twelfth Transforming, Chicago Review Press Incorporated, Chicago 1984 / Menachem Mannie Magid, Who Knew Not Joseph, Strategic Book Publishing, Singapur 2015

(776): Joyce Tyldesley, Die Königinnen des Alten Ägypten – Von den Frühen Dynastien bis zum Tod Kleopatras, s. 133, Koehler & Amelang Verlag, Leipzig 2008 / Kamel Höber, Die Göttliche Königin – Nofretete, Herrlich an Liebreiz, Kemet Heft, sayı 1, s. 20, Berlin 2002 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/ / Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları – 2, Peyama Kurd, 29 Mart 2018, http://www.peyamakurd.com/Niviskar/kuertler-ve-devlet-deyince-aklimiza-gelen-ilk-sey-isgalcinin

(777): Erik Hornung, Echnaton: Die Religion des Lichtes, s. 46, Artemis Verlag, Zürih 1995 / Dominic Montserrat, Akhenaten: History, Fantasy and Ancient Egypt, s. 102 – 108, Routledge Publishing, Londra & New York 2003 / Rita E. Freed – Sue D’Auria – Yvonne J. Markowitz, Pharaohs of the Sun: Akhenaten, Nefertiti, Tutankhamen, Museum of Fine Arts, Leiden & Boston 1999 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Isa Böhme, Nofretete – Versuch Einer Biographie, Kemet Heft, sayı 3, s. 12, Berlin 2010 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/

(778): Brian Arthur Brown, Noah’s Other Son – Bridging the Gap Between the Bible and the Qur’an, s. 144, Wipf & Stock Publishing, Eugene 2013

(779): William L. Moran, The Amarna Letters, s. 61 – 62, Johns Hopkins University Press, Baltimore 2002 / Joyce Tyldesley, Chronicle of the Queens of Egypt, s. 124, Thames & Hudson Publishing, Londra 2006 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Aidan Dodson – Dyan Hilton, The Complete Royal Families of Ancient Egypt, Thames & Hudson Publishing, Londra 2004 / Cyril Aldred, Akhenaten: King of Egypt, Thames & Hudson Publishing, Londra 1991

(780): Erik Hornung, Echnaton: Die Religion des Lichtes, s. 46, Artemis Verlag, Zürih 1995 / Dominic Montserrat, Akhenaten: History, Fantasy and Ancient Egypt, s. 102 – 108, Routledge Publishing, Londra & New York 2003 / Rita E. Freed – Sue D’Auria – Yvonne J. Markowitz, Pharaohs of the Sun: Akhenaten, Nefertiti, Tutankhamen, Museum of Fine Arts, Leiden & Boston 1999 / Aidan Dodson, Amarna Sunset: Nefertiti, Tutankhamun, Ay, Horemheb and the Egyptian Counter-Reformation, The American University in Cairo Press, Kahire 2009 / Joyce Tyldesley, Nefertiti: Egypt’s Sun Quenn, Penguin Books, Londra 1998 / Isa Böhme, Nofretete – Versuch Einer Biographie, Kemet Heft, sayı 3, s. 12, Berlin 2010 / Sabine Neuratter, Nofretete und die Amarna-Religion, Kemet Heft, sayı 3, s. 23 – 24, Berlin 2010, https://kemet.de/ausgaben/3-2010/nofretete_amarna.htm / Nazan Apaydın Demir, Mısır Kraliçesi Nefertiti Kimdir?, Antik Tarih, 5 Mayıs 2018, http://www.antiktarih.com/2018/05/05/kralice-nefertiti/

     SEDİYANİ HABER

     14 EKİM 2019

Kopacaksa kopsun artık kıyamet
artık İsrafil mi Sur’a üfleyecek
yoksa Annunakiler mi geri gelecek Nibiru’dan
gezegenimize bir göktaşı mı çarpacak
ne olacaksa olsun artık…
Eleftia, ey Hitit güzeli Kürt kızı!
Kahveyeşili gözlerine tutsak olduğum!
Sen böyle mahzun, böyle çaresiz
ve ben eli kolu bağlı
seni yaşadığın o sıkıntılarından
o kâbus gibi hayattan kurtaramıyorum ya
kopacaksa kopsun artık kıyamet…
Oysa ne güzel düşlerim vardı, sana dair
ne güzel hayâllerim vardı
sana mor renkli elbiseler alacaktım Fenike ülkesinde
adını taş tabletlere kazıyacaktım Asur mekteplerinde
beraber fidan dikecektik Babil’in asma bahçelerinde
sana sevdâ türküleri okuyacaktım Urartu kalelerinde
toprağı ekip biçecektik deniz kenarındaki Frigya tarlalarında
seni beslemek için her gün çalışmaya gidecektim Lidya diyarına
ve bu bedenimi sana kurban edecektim Sümer tapınaklarında
oy ben öleydim, leylim leylim
başımı alıp nereye gideyim, derdo derdo
kendimi denizlere mi atayım Pier Gerlofs Donia gibi
ormanın içine girip saklanayım mı Dedan Kimathi gibi
yoksa kendimi dağlara mı vurayım Piranlı Şeyh Abdurrahîm gibi?
Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
bitsin bu kaldıramadığım imtihan.
 
Ey Hitit güzeli Kürt kızı!
Yalnız kalbimi değil, beynimi de esir aldın…
İlk yaratılan aşk olsaydı, İblis de secde ederdi
bir ateş yaktın ki, Ginnungagap’a atsan Ragnarök eriyip yok olacak
okyanusa vursan Lemurya ortaya çıkacak yeniden
varsın seni bana yazmayı unutmuş olsunlar
adını kader ağacı Yggdrasil’e ben tırnaklarımla kazıdım
kim ne derse desin, benim olacaksın
bir ırmağın iki yakasıyız, ben Kinşasa sen Brazzaville
bir ülke kuracağım koynunda senin
bir ülke, ben diyeyim Rohingya sen de Frizya
Tufan ilk nerede başladıysa orada öpeceğim seni dudaklarından
On Emir nereye indiyse orada kıyacağız nikâhımızı
ve Ashab-ı Kehf’in yedi delikanlısı da halay çekecek düğünümüzde
asiyim, bilirsin, aksiyim
bilirsin; konuştuğumda Ali’yim, sustuğumda Huzeyfe
ve küstüğüm zaman Ebu Zerr
ne halifelere boyun eğerim ne de sultanlara…
Eleftia, sen ey Hattuşaş’ın şiir boylu dilberi
yalnız kalbimi değil, beynimi de esir aldın
Allahım, bu ne kadar güzel bir kadın böyle
gül yanakları sanki Tanah’ın ilk beş sûresi
bakışları sanki Avesta’nın kayıp âyetleri
hele o tatlı dili yok mu
o tatlı dili
sanki Tevbe sûresinin unutulmuş Besmele’si.
 
(“Hattuşaşlı Eleftia” şiirinden, İbrahim Sediyani)

* * * 

 

733 Total Views 9 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir