Kadın Peygamberler – 13

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. ASİYE (AS)

     Bu bölümde anlatacağımız kişi, tarihin en gizemli kadınıdır.

     Öyle bir kadın ki, O olmasaydı, insanlık tarihinin son 3500 yıllık serüveni çok daha başka bir biçimde şekillenecekti ve hatta şu anda yaşadığımız dünyadan tamamen farklı bir dünyada yaşıyor olacaktık.

     Kimdir? Asıl ismi nedir? Gerçek kimliği nasıldır bu kadının? Tarihin en gizemli konularından biridir, bu.

     Öyle bir kadın ki, nehre bırakılan bir bebeği bulup alarak ve o bebeği kendi eliyle büyüterek, üzerinde yaşadığımız gezegene son 3500 yıllık şeklini vermiştir.

     Bugünkü dünya, bu kadının doğurduğu bir dünyadır.

     O olmasaydı, şu anda dünya üzerinde var olan inançlar ve kültürler de olmayacaktı ve – Allahu alem – belki de şu anda dünyada tamamen farklı inançlar, kültürler yaşıyor olacaktı. İnsanlar şu anda bambaşka şeylere inanıyor, bambaşka şeylerle hayatlarını şekillendiriyor olacaktı.

     Çünkü bu kadın olmasaydı, ne Musa olacaktı ne de Tevrat. Dolayısıyla bu geleneğin devamı olan diğer elçiler ve kitaplar da.

     Peki kimdir bu kadın?

     Tevrat’a ve İncil’e göre, Firavun’un kızıdır. (698) Kur’ân’a göre ise Firavun’un karısıdır. (699)

     Fakat kutsal kitapların hiçbirinde, kadının ismi geçmez. “Firavun’un kızı” olduğuna inanılan Yahudî ve Hristiyan ikincil dînî kaynaklarında, bu kızın isminin “Batyah” (Bityah) (700) veya “Yahudiya” (Hayehudiye) (701) ya da “Thermutis” (Tharmuth) (702) yahut “Merrhoe” (Merris) (703) veyahut “İskoçya” (Scotia) (704) olduğu şeklinde farklı farklı görüşler bulunuyor. “Firavun’un karısı” olduğuna inanılan Müslüman ikincil dînî kaynaklarında ise bu kadının ismi “Asiye” (Asiye binti Muzahim) (705) olarak geçiyor.

     Peki kimdir bu Asiye? Gerçek kimliği nedir?

     Mısır Firavunu’nun “Ülkede yeni doğan tüm Yahudî erkek çocuklarının öldürülmesi” emrini vermesi üzerine (706), yeni doğurduğu bebeği Hz. Musa (as)’nın öldürüleceğinden korkan annesi Hz. Yoxebed (as)’in, Allah’ın emri ve yönlendirmesiyle (707) bir sandığa / beşiğe koyup Nil Nehri’ne bıraktığı (708) bebek Musa’yı nehirde bulup kurtaran ve onu saraya alıp kendi elleriyle büyüten (709) bu kadına Yahudîler ve Hristiyanlar büyük sevgi ve saygı gösterirler, ancak kendisini bir peygamber olarak kabul etmezler. Müslümanlar ise bu kadına aynı şekilde hatta daha fazla sevgi ve saygı gösterir, kendisini “insanlık tarihi boyunca en yüksek kemâle ermiş kadınlardan biri” olarak görürler. (710) Pekçok İslam âlimi ve kimi İslam mezhepleri O’nun bir kadın peygamber olduğunu belirtmişlerdir. (711)

     Hz. Asiye (as) annemizle ilgili Yahudîler / Hristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki en temel görüş ayrılığı, Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın O’nun “Firavun’un kızı” olduğuna inanmaları, Müslümanlar’ın ise O’nun “Firavun’un karısı” olduğuna inanmalarıdır. Çünkü Tevrat’ta ve İncil’de kendisinden “Firavun’un kızı” diyerek bahsedilirken (712), Kur’ân-ı Kerîm’de kendisinden “Firavun’un karısı” diyerek bahsedilir (713). Ancak bu iki farklı anlatımdan birini doğru olarak seçip ona inanmakla sorun bitmiş olmuyor, kafanızdaki soru işaretleri dağılmış olmuyor. Çünkü hangisini doğru kabul edip inanırsanız inanın, kadının gerçek kimliği ve asıl ismi ile ilgili gizem hâlâ aydınlanmamış olarak kalıyor.

     Şayet Tevrat ve İncil’in söylediğine inanır ve doğru kabul ederseniz, yani O’nun “Firavun’un kızı” olduğuna inanırsanız, yukarıda da anlattığımız üzere, bu kızın gerçek ismi ve asıl kimliği ile ilgili kaynaklarda birbirinden farklı ve ilginç görüşler bulunuyor. Yok şayet Kur’ân’ın söylediğine inanır ve doğru kabul ederseniz, yani O’nun “Firavun’un karısı” olduğuna inanırsanız, gerçi o zaman karşınıza “Asiye” diye tek bir isim çıkıyor ancak hatırlatalım ki, Asiye O’nun ismi değil sıfatıdır. Kendisinden 2000 sene sonra yaşamış, İslam’ın doğuşundan sonra ortaya çıkmış Müslüman âlimlerin ve tarihçilerin O’na yakıştırdıkları Arapça bir isimdir. Fakat O’nun gerçekte ismi kesinlikle böyle değildi ve kendisinin Araplık’la, Arap olmakla uzaktan yakından bir ilgisi de yoktur. Ayrıca O’nun yaşadığı dönemde Mısır’da ne Arapça vardır ne de Arapça herhangi bir isim.

     Biz bu çalışmamızda, Hz. Asiye’nin biyografisini, imân, cesaret, erdem, fedakârlık ve şehadetle geçen mübarek yaşam öyküsünü anlatmaya başlamadan önce, Asiye’nin gerçek kimliğini ve bu kadının gerçekte kim olduğunu irdelemeye, bu hususa kafa yormaya çalışacağız. O’nun gerçek kimliğini saptadıktan sonra kendisinin örnek yaşam hikâyesini anlatmaya başlayacağız.

     Bakalım, Tevrat’ta “Bat-Paroh” (הבת־פרע) yani “Firavun’un kızı”, Kur’ân’da ise “İmreât-u Fir’awne” (ٱمْرَأَتُ فِرْعَوْنَ) yani “Firavun’un karısı” denilerek bahsedilen bu kadın gerçekte kimmiş…

     Konuya başlamadan önce, önemli gördüğümüz bir hususu belirtmemiz gerekiyor: Bizler bu konuyu incelerken, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkartıp büyüten kadın “Firavun’un kızı mıydı yoksa karısı mı”, yani “Tevrat / İncil mi doğru anlatıyor yoksa Kur’ân mı” gibi bir tartışmaya girmeyeceğiz. Bunu somut veriler ışığında tespit edebilmemiz zaten mümkün de değildir. Bizler, Tevrat / İncil / Kur’ân, üçünün de Allah’ın kutsal kitapları olduğuna inanan insanlar olarak, kutsal kitapları birbirleriyle çatıştırma gibi bir gayret içinde değiliz. Hiç kimsenin de dînî duygularını incitme, rencide etme, onda kendi inancıyla ilgili şüpheler oluşturma gibi bir çabayı asla ve asla gütmüyoruz. Yahudî olsun, Hristiyan olsun, Müslüman olsun, herkesin inancına, kutsalına saygımız vardır. Her insan haddini / sınırını bilmelidir ve bizler de haddimizi / sınırımızı bilen insanlarız. Allah Tebareke ve Teâlâ’ya şükürler olsun ki, bu yaşıma kadar hiç kimseye dîninden, mezhebinden, ırkından ve etnik kökeninden dolayı düşmanlık beslemedim, hiçbir dîne, mezhebe, ırka ve etnik kökene karşı da saldırgan bir tutum içinde olmadım. Bundan sonraki yaşamımda da olmayı düşünmüyorum.

     Dîncilik, mezhepçilik, ırkçılık, milliyetçilik, kavmiyetçilik, kabilecilik, sınıfçılık, cinsiyetçilik; bütün bunların hepsi ayaklarımın altındadır.

     Bizim amacımız, ele aldığımız ve üzerinde çalıştığımız konuda eldeki tüm dînî ve ilmî kaynakları tarayıp sizlerle paylaşmak ve bunlar üzerinde tahlil ve tefekkür ederek nesnel bir yapıt ortaya koymaktır. Çabamız budur. Dînler ve inançlar hakkında ne herhangi bir yorumda bulunuyoruz, ne de amacımız bunların mensuplarını güç durumda bırakmaktır. İsteyen istediği şeye inanır, herkes özgürdür.

     Bu yüzden ve böyle bir sorumluluk anlayışıyla hareket ettiğimiz için, Hz. Asiye’nin asıl ismini ve gerçek kimliğini tespit etmeye ve belirlemeye çalışırken, şöyle bir yöntem takip edeceğiz:

     Önce Tevrat ve İncil’in anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un kızı” olduğunu kabul ederek, bu kızın gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışacağız. Sonra da Kur’ân’ın anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un karısı” olduğunu kabul ederek, bu kadının gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışacağız.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     İmdi, önce Tevrat ve İncil’in anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un kızı” olduğunu kabul ederek, bu kızın gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışalım…

     Tevrat’ta, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp kurtaran ve kendi eliyle büyüten hanımın “Firavun’un kızı” olduğu, şöyle belirtilir:

     “O sırada Firavun’un kızı yıkanmak için nehre indi. Hizmetçileri nehir kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, Firavun’un kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, ‘Bu bir İbranî çocuğu’ dedi.

     Çocuğun ablası Firavun’un kızına, ‘Gidip bir İbranî sütanne çağırayım mı?’ diye sordu, ‘Senin için bebeği emzirsin.’ Firavun’un kızı, ‘Olur’ diye yanıtladı.

     Kız gidip bebeğin annesini çağırdı.

     Firavun’un kızı kadına, ‘Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm’ dedi.

     Kadın bebeği alıp emzirdi.

     Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavun’un kızı çocuğu evlat edindi. ‘Onu sudan çıkardım’ diyerek adını ‘Musa’ koydu.” (714)

     İncil’de de bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp kurtaran ve kendi eliyle büyüten hanımın “Firavun’un kızı” olduğu, şöyle belirtilir:

     “Firavun’un kızı onu bulup evlat edindi ve kendi oğlu olarak yetiştirdi.

     Musa, Mısırlılar’ın bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu.” (715)

     Kutsal kitaplar Tevrat ve İncil’de anlatılan, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp kurtaran ve büyüten bu kızın, Firavun’un kızının isminin ne olduğu konusunda Yahudî ve Hristiyan dîn bilginleri ve tarihçiler tarafından farklı görüşler ileri sürülmüş, bu görüşlerin bir sonucu olarak bu hususta birbirinden değişik inançlar teşekkül etmiştir.

     Tevrat ve İncil olayı anlatırken kızın ismini vermez, ondan sadece “Bat-Paroh” (הבת־פרע) yani “Firavun’un kızı” diyerek bahseder. (716)

     Tanah (Tevrat)’ın bir parçası olup masoretik metinde Ketuvim’in ilk veya son kitabı olarak yer alan ve Ketuvim’in son kitabı olarak kullanıldığında bütün Tanah’ın da son kitabı haline gelen, İbranice orijinal ismi “Dibre Hayyamim” (דברי הימים) olan “Tarihler Kitabı”nda, “I. Tarihler” bölümünde, Firavun’un Batyah (Bityah) isminde bir kızından bahsedilir:

     “Ezra’nın oğulları: Yeter, Meret, Efer, Yalon. Meret’in karılarından biri Miryam’ı, Şamma’yı ve Eştemoa’nın kurucusu Yişbah’ı doğurdu.

     Bunlar Meret’in evlendiği Firavun’un kızı Batyah’ın doğurduğu çocuklardır. Meret’in Yahudalı karısı, Gedor’un kurucusu Yeret’i, Soko’nun kurucusu Hever’i, Zanoah’ın kurucusu Yekutiel’i doğurdu.

     Hodiya, Naham’ın kızkardeşiyle evlendi. Ondan doğan oğulları Keila’da yaşayan Garm ve Eştemoa’da yaşayan Maaka boylarının atasıydı.” (717)

     Kimi dîn bilginleri, bu âyetlerde bahsedilen Firavun’un kızı Batyah (Bityah)’ın, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkaran aynı kız olduğunu ileri sürmüş, her ne kadar bu âyetlerde tamamen farklı bir konu anlatılıyorsa da, burada bahsi geçen “Firavun’un kızı” ile bebek Musa olayının baş kahramanı olan “Firavun’un kızı”nın aynı kişi olduğunu savunmuşlardır.

     Homiletik bir midraş olan ve 10. – 12. yy’lar arasına ait “Leviticus Rabbah” (ויקרא רבה)’da da, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp kurtaran ve babasının sarayına alıp kendi eliyle büyüten kızın isminin Batyah (Bityah) olduğu ileri sürülmüştür. (718)

     “Batyah” ismi İbranice “Bat-Yahwe” (הבתי) ifadesinden türetilmiş bir isim olup, “Tanrı’nın kızı” demektir. (719) Ancak bunu bu şekilde kabul etmek, bizi Firavun’un kızının da bir İbrani (Yahudî) olduğu sonucuna götürür ki, bu tarihsel gerçeklerle hiçbir biçimde bağdaşmaz.

     Tevrat’ın yukarıda aktardığımız “I. Tarihler; 4:18” âyetinde geçen “Ha Yehudiyyah” (ההַיְהֻדִיָּ֗) yani (Meret’in) Yahudalı karısı” ifadesinden yola çıkan bazı araştırmacılar da, Firavun’un kızının isminin Yahuda olduğunu ileri sürecek kadar ileri gitmişlerdir. (720) Tevrat’ın “I. Tarihler; 4:18” âyetinin Kral James Versiyonu da bu görüşü dile getirmiştir. (721)

     Fakat dediğimiz gibi, bu tarihsel gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, akla ve mantığa da uygun değildir. Düşünün ki, ülkede yeni doğan tüm Yahudî erkek çocuklarının öldürülmesini emreden Firavun’un bizzat kendisi bir Yahudî kadınla evli olacak ve kendi kızının ismi de Yahuda olacak (!). Bu mümkün değil…

     M. Ö. 2. yy’a ait Yahudî yazıtları olan ve günümüzde Etiyopya’daki Etiyopya Ortodoks Tevhidî Kilisesi (የኢትዮጵያ ኦርቶዶክስ ተዋሕዶ ቤተ ክርስትያን)’nde muhafazâ edilen (722) “Yıldönümleri Kitabı” (ספר היובלים)’nda ise, bebek Musa’yı Nil Nehri’nde bulup çıkaran ve onu kendi eliyle büyüten kızın isminin Thermutis (Tharmuth) olduğu belirtilir. (723)

     Hz. İsa (as)’dan sadece bir kuşak sonra yaşamış olan dünyaca ünlü Kudüslü Yahudî müfessir ve tarihçi Titus Flavius Josephus ya da gerçek adıyla Yosef ben Matityahu ha Kohen (37 – 100) de Firavun’un bu kızının ismini Thermutis (Tharmuth) olarak nakleder. (724)

     Bu düşünceyi savunanlara göre, Thermutis (Tharmuth), Mısır Medeniyeti hakkında bilgiler veren Yunan Medeniyeti kaynaklarında Renenūtet (Ernūtet, Renenet) adıyla bahsedilen Mısır Prensesi’nin tâ kendisidir. (725)

     Hristiyanlık inancının bazı kollarında, bebek Musa’yı nehir sularından alıp kurtaran ve büyüten bu kızın isminin Merrhoe (Merris) olduğuna inanılır. (726)

     Fakat bütün bu farklı görüşler arasında en ilginç ve çarpıcı olanı, bebek Musa’yı Nil Nehri’nde bulup çıkaran ve kurtaran, sonra da onu saraya alıp kendi elleriyle büyüten Firavun’un kızının isminin İskoçya (Scotia) olduğu şeklindeki görüştür. Bu inanca göre, Firavun’un kızı İskoçya (Scotia), bebek Musa’yı Nil Nehri’nde bulup kurtardıktan ve onu kendi elleriyle büyüttükten sonra Hz. Musa’nın hak dînine imân etmiş, bu yüzden müşrik ve kafir Firavun babası tarafından çeşitli zûlüm ve baskılara maruz kalmış, bunun üzerine Fenikeli bir gençle evlenerek babasından ve Mısır’dan Babil’e kaçmış, Babil Kulesi’nin yıkılmasından sonra Yunanistan’a, ordan da İspanya’ya, ordan da nihayetinde Britanya’ya göç etmiş ve bu topraklarda işte bugünkü İskoçya (Scotland) ülkesini kurmuştur. Bugünkü İskoçyalılar, İrlandalılar ve Galliler bebek Musa’yı nehirden kurtarıp büyüten Mısır Firavunu’nun kızı İskoçya’nın soyundan gelmektedirler ve İskoçya coğrafyası da bu prensesin adını taşımaktadır. (727)

     İskoçya (Scotia), İskoç mitolojisinde, İrlanda mitolojisinde ve bir de bu topraklara ait gayr-ı resmî tarihte, iki farklı Mısır firavununun kızlarına verilen adlardır. (728)

     Bu inanış, şayet doğruysa, Romalılar’ın ilk kez İrlandalı yağmacılar için kullandığı, sonra da İskoçya’nın batısındaki Argyll (Earra – Ghàidheal) ve İskoçya’nın doğusundaki Kaledonya topraklarında yaşayan yerli halkı niçin “Scotti” kelimesiyle isimlendirdiklerini de açıklar. (729) Romalılar’ın İskoçya’daki yerli halkları “Scotti” (= Scotia’nın soyundan olanlar) adıyla anmaları, İskoç ve İrlanda mitolojilerindeki bu inanışın doğru olma ihtimalini güçlendirmektedir.

     İskoçyalılar’ın, İrlandalılar’ın ve Gallerliler’in Roma kayıtlarında “Scotti” (= Scotia’nın soyundan olanlar) olarak isimlendirilmiş olmalarına, o dönemin Roma kaynaklarında sıkça rastlamak mümkün. Örneğin 4. yy’da yaşamış olan Latin panegirist Pacatus Drepanius (? – ?)’un kaleme aldığı yazılarda (730), aynı dönemde yaşamış Romalı tarihçi Ammianus Marcellinus (330 – 91)’un eserlerinde (731), aynı dönemde yaşamış Latin şair Claudius Claudian (370 – 404)’ın şiirlerinde (732) bu nitelendirmeye rastlamak mümkün. Aynı şekilde, Kıbrıslı Ortodoks kardinal Salamisli Epifánios (315 – 403)’un 370 yılında kaleme aldığı kayıtlarda da bu topluluklar için “Scotti” ifadesinin kullanıldığını görmekteyiz. (733) Ayrıca 452 yılına ait Latin kroniği olan “Chronica Gallica”da da bu isimlendirme yapılmıştır. (734)

     İskoç tarihçi Edward James McKenzie Cowan (1944 – halen hayatta), İskoçya ve İrlanda sözlü edebiyatında Scotia adlı prensesten bahsedilen en eski kaynakların izini sürmüş ve 12. yy’da kaleme alınan yazıtlarda bu isme rastlamıştır. (735) Buna göre, 1160 yılında kaleme alınmış ve halen ayakta olan en eski İrlanda kroniklerinden biri olan “Lebor Laignech” adlı kronikte Scotia’dan bahsedildiği görülmüştür. (736) İrlanda’nın başkenti Dublin (Baile Átha Cliath)’de kaleme alınmış olan bu eser, toplam 187 yapraktan oluşmaktadır ve bunun 45 sayfası da kayıptır. (737) “Lebor Laignech”te bu bilgiler verilirken, orda da 9. yy’a ait olan ve halen ayakta olan en eski İrlanda kroniği durumundaki “Lebor Gabála Érenn” (İrlanda’nın Ülke Olarak Kuruluşu Kitabı) adlı eser referans olarak verilmiştir. (738) Bununla birlikte, 828 yılında kaleme alınmaya başlanan ve 11. yy’da tamamlanan “Historia Brittonum” (Britanyalılar’ın Tarihi)’da, yine Scotia isimli kadından bahsedilmektedir. (739)

     Hakikaten çok ilginçtir: 12. yy’a ait İskoç, İr ve Gal kaynakları, Scotia’nın Hz. Musa’nın çağdaşı olan, Mısır Firavunu’nun kızı olup babasından ve ülkesinden kaçan ve Britanya’ya gelen, sonra da Gaedal Glas (veya Goidel Glas) adlı bir delikanlıyla evlenen bir Mısır prensesi olduğunu belirtiyorlar. Bunlar daha sonra bu topraklardaki ülkeleri ve hatta ulusları kuran kişilerdirler. Bugünkü “İskoçya” (Scotia, Scotland) ülkesi, ismini Hz. Musa’yı Nil Nehri’nden kurtarıp büyüten o prensesten alırken, bugünkü “Galler” (Wales) ülkesi de ismini bu kızın evlendiği Gaedal Glas adlı kocasından alıyor. (740)

     Ancak 9. yy’a ait olan ve halen ayakta olan en eski İrlanda kroniği durumundaki “Lebor Gabála Érenn” (İrlanda’nın Ülke Olarak Kuruluşu Kitabı) adlı çok kıymetli eserde, olay biraz farklı anlatılmaktadır. Buradaki anlatıma göre, Gaedal Glas, Scotia’nın kocası değil oğludur. Bu eserde konu şöyle anlatılır: Scotia, Mısır Firavunu Cingris’in kızıydı. Cingris, ülkede doğan tüm Yahudî erkek çocukların öldürülmesi emrini verdiğinde, peygamber Hz. Musa’yı yeni doğurmuş olan annesi Yoxebed, bebeği Musa’yı bir beşiğe / sandığa koyup Nil Nehri’ne bıraktı. Sonra Firavun Cingris’in kızı Scotia bebeği nehirde buldu ve kurtardı, bebeği sahiplendi ve onu saraya alarak kendi elleriyle büyüttü. Scotia daha sonra Fenike kökenli olan Fenikeli Fersaiz’in oğlu Nél ile evlendirildi. Düğünleri Mısır’daki sarayda oldu. Nél bir dilbilimciydi ve yaşadığı dönemde dillere olan hakimiyeti nedeniyle şöhret yapmıştı. Kendisi de bizzat dillere meraklı olan Mısır Firavunu Cingris’in daveti üzerine Mısır’a gelmişti ve geldikten sonra Firavun onu kendi kızıyla evlendirdi. Fakat Musa büyüdükten sonra Allah kendisine peygamberlik verdi ve Firavun’un kızı Scotia ile kocası Nél, Hz. Musa’nın dînine imân ettiler. Bu durum müşrik ve kafir olan Firavun’u çileden çıkarttı, kendi kızına ve damadına zûlüm ve baskı uygulamaya başladı. Bunun üzerine Scotia ile kocası Nél, babaları Firavun’dan kaçarak Babil topraklarına hicret ettiler. Bir süre Babil ülkesinde yaşadılar, ancak Babil Kulesi’nin yıkılması üzerine oradan çıkarak İskit topraklarına gittiler. Ordan da İberya (İspanya) coğrafyasına uzandılar. Scotia ve Nél, hak dîne imân ettikleri için, gittikleri her ülkede semavî dînlerden uzak, müşrik ve putperest bir yaşam süren toplumlar tarafından dışlanıyor, hedef haline geliyorlardı. Bu yüzden bu genç mü’mîn karı – koca sürekli bir diyardan bir diyara göç etmek zorunda kalıyor, Allah’a olan imânlarını koruyacak ve ibadetlerini özgür biçimde yapabilecek bir vatan arıyorlardı. En sonunda İspanya topraklarından da kaçmak zorunda kalan Scotia ve Nél, kuzeye doğru yol alarak anakaranın bittiği yere geldiler ve ordan sandallarla Britanya topraklarına vardılar. Britanya’ya kalıcı olarak yerleşen Scotia ve Nél’in burada iki oğlu oldu. Birinin adı Gaedal Glas, birinin adı Eremon. İşte bugünkü “İskoçya” (Scotia) ülkesi adını Hz. Musa’nın kurtarıcısı olan bu prenses Scotia’dan alırken, “Galler” (Wales) ülkesi adını Scotia’nın ilk oğlu Gaedal Glas’tan almış, “İrlanda” (Éire) ülkesi de adını diğer oğlu Eremon’dan almıştır. (741)

     Scotia’nın dilbilimci olan ve dünyadaki tüm dillere hakim olan kocası Nél, dünya dillerini karısı Scotia’ya ve oğulları Gaedal Glas ve Eremon’a da öğretti. Bu aile, dünyadaki 72 farklı dili birleştirip sentezleyerek bugün halen konuşulan Galce’yi oluşturdular. Galce’nin hiçbir dil sınıfına tek başına ait olmaması, Galce’nin hem Ada – Kelt, hem Hint – Avrupa, hem de Hami – Sami özellikler taşıyan bir dil olması bu sebepten ötürüdür. (742)

     Ortaçağ’da yaşamış İskoç hukukçu Baldred Bisset (1260 – 1311), 1301 yılında kaleme aldığı “Processus” adlı eserinde, bugün Büyük Britanya Birleşik Krallığı’nın sembolü olan ve kraliçelik tacının her devir – teslim töreninde hazır bulundurulan “Kraliyet Taşı” (İngilizce adı “Stone of Scone”, İskoçça adı “Stane o Scuin”, Galce adı “An Lia Fàil”) adlı taşın, Hz. Musa’yı Nil Nehri’nde bulup kurtaran, sonra da O’nun peygamberliğine ve dînine imân ettiği için babası Firavun’dan kaçan Mısır prensesi Scotia’nın Mısır’dan kendisiyle Britanya’ya kadar getirdiği kutsal bir taş olduğunu iddiâ etmiştir. (743)

     Britanya’daki Hristiyanlık inancına göre bu taş, Tevrat’ın “Tekvin” bölümünde bahsedilen, Hz. Yakup (as)’un İsrail’deki Be’er-Şeva’dan çıkıp Kürdistan’daki Harran’a giderken, yolda mola verip gecelediğinde başının altına koyup uyuduğu taştır. Başını bu taşın üzerine koyup uyuyunca bir rüyâ görüyor ve rüyâsında Allah kendisine soyunun doğuya, batıya, güneye ve kuzeye yayılacağını müjdeliyor. İşte bu taşın kuzeye, Britanya’ya gelmiş olması, bu rüyânın gerçekleşmesi mucizesidir. Tevrat’taki bu âyetler şöyledir:

     “Yakup Be’er-Şeva’dan ayrılarak Harran’a doğru yola çıktı. Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı.

     Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrı’nın melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. Rabb yanıbaşında durup, ‘Atan İbrahim’in, İshak’ın Tanrısı Rabb benim’ dedi, ‘Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.’

     Yakup uyanınca, ‘Rabb burada, ama ben farkına varamadım’ diye düşündü. Korktu ve ‘Ne korkunç bir yer!’ dedi, ‘Bu, Tanrı’nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.’

     Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü. Oraya ‘Beytel’ adını verdi. Kentin önceki adı ‘Luz’ idi.

     Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: ‘Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa, babamın evine esenlik içinde dönersem, Rabb benim Tanrım olacak. Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı’nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.’” (744)

     Mısır Firavunu’nun kızı olup bebek Musa’yı Nil Nehri’nde bulup çıkaran ve saraya alıp kendi elleriyle büyüten, sonra da kendisine peygamberlik bahşedilince Hz. Musa’nın dînine imân eden, bu yüzden müşrik ve kafir babası Firavun tarafından zûlüm ve baskılara uğradığı için kocasıyla birlikte ülkesi Mısır’dan Babil’e kaçan, Babil Kulesi yıkılınca ordan da İskit topraklarına hicret eden, orda da hak dînine imân ettiği için müşrik ve putperest toplumların baskılarına maruz kalınca İspanya’ya hicret eden, daha sonra kuzeye yönelerek Britanya topraklarına kadar gelen ve burada İskoçya ülkesini kuran prenses İskoçya (Scotia)’nın, yani biz Müslümanlar’ın “Hz. Asiye” ismiyle andığımız bu mübarek kadının mezarı, İrlanda’nın güneyinde, Mhumhain (Cúige Mumhan) ilinin Contae Chiarraí ilçesi yakınlarında, “Scotia’nın Mezarı” (İrce adı “Gleann Scotín”, İngilizce adı “Scotia’s Grave”) denilen yerdedir. Bu bölge, “Vale of the Little Flower” (Küçük Çiçeğin Vadisi) olarak isimlendirilmiştir. (745)

     İrlanda’nın inançlı halkı halen Scotia’nın buradaki mezarını ziyaret etmekte, dûâlar edip ilahîler okumakta, Hz. Yoxebed, Hz. Musa ve Scotia (Hz. Asiye)’yı anmaktadırlar.

     Evet… Dînsel ve tarihsel kaynaklarda geçen birbirinden ilginç bilgiler, insanı hayretlere düçar eden hikâyeler, öyküler…

     Her öykü bir derstir, alabilene. Ve ulaştığımız, öğrendiğimiz her yeni bilgi, cehaletimizi gidermez, bilakis bize cehaletimizin ne derece büyük olduğunu gösterir.

     Yeni ve farklı her bilgi, ezber bozar. İşte bu yüzdendir ki, ezberlenmiş kabuller ve tek taraflı beslenmenin kişilerde yol açtığı tutuculuk, yeni şeyler öğrenilmesine engel olur.

     Dünyayı sadece doğduğu ve büyüdüğü ortamdan ibaret sananlar, insanlık tarihine biçim vermiş öykülerin de sadece kendisine öğretildiği şekilde olduğunu sanır.

     Tevrat ve İncil’in anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un kızı” olduğunu kabul ederek, bu kızın gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalıştığımız bu çalışmamızda, taradığımız bütün dînsel ve tarihsel kaynaklarda karşımıza çıkan karakterler ve ihtimaller bunlardı. Gördüğünüz gibi hepsi de birbirinden ilginç ve insanı hayretlere düçar eden görüşler, inançlar, olasılıklar. Bunların tamamını tarayarak siz sevgili okurlarımızın ilgisine ve istifadesine sunduk.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Şimdi de, Kur’ân’ın anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un karısı” olduğunu kabul ederek, bu kadının gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışacağız.

     Peşinen söyleyelim: Bu kadının “Firavun’un karısı” olduğunu kabul ederek O’nun gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışırken, karşımıza öncekinden çok çok daha ilginç ve enteresan karakterler çıkacaktır.

     İslamî kaynaklarda “Hz. Asiye” denilerek bahsedilen bu kadının gerçekte kim olduğunu araştıracağımız bundan sonrasında, karşınıza çıkacak ihtimaller karşısında hayretlere kapılacak, bundan sonra yazacaklarımızı büyük bir ilgi ve merakla okuyacak ve okurken adetâ nutkunuz tutulacaktır.

     Evet, şimdi de Kur’ân’ın anlatımını esas alarak, yani bebek Musa’yı nehirden çıkarıp kurtaran ve büyüten hanımın “Firavun’un karısı” olduğunu kabul ederek, İslamî kaynaklarda “Hz. Asiye” denilerek bahsedilen bu kadının gerçek kimliğini, gerçekte kim olabileceğini bulmaya çalışacağız.

     Kimdir bu Asiye?

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(698): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20 – 21

(699): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(700): Leviticus Rabbah; 1:3 / Tarihler Kitabı, I. Tarihler, 4:17 – 18

(701): Tarihler Kitabı, I. Tarihler, 4:18

(702): Yıldönümleri Kitabı, 47:5

(703): Eusebius of Caesarea, Preparation for the Gospel; 9:15 / Eustathius of Antioch, Commentary on Hexameron; MPG 18:785

(704): Lebor Laignech, Irish Text Society, Dublin 1941 / William Matthews, Viator, sayı 1, “The Egyptians in Scotland: The Political History of a Myth”, s. 289 – 306, Ediburgh 1970 / Edward James McKenzie Cowan, Myth and Identity in Early Medieval Scotland, Scottish Historical Review, sayı 176, s. 111 – 135, Ekim 1984 / Dauvit Broun, The Irish Identity of the Kingdom of the Scots in the 12th and 13th Centuries, s. 78 ve 120, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 1999 / James P. Carley, Glastonbury Abbey and the Arthurian Tradition, s. 275, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 2001 / James MacKillop, A Dictionary of Celtic Mythology, s. 330, Oxford Univertsity Press, Oxford 2004 / Gordon McMullan – David Matthews, Reading the Medieval in Early Modern England, s. 109, Cambridge University Press, Cambridge 2007 / Joseph Lennon, Irish Orientalism: A Literary and Intellectual History, s. 5 – 57, Syracuse University Press, Syracuse 2008 / Helmut Birkhan, Nachantike Keltenrezeption, s. 399, Praesens Verlag, Viyana 2009

(705): Buharî, Enbiya 32 ve 46

(706): Tevrat, Çıkış, 1:15 – 22 / İncil, Resullerin İşleri, 7:17 – 19 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 4

(707): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7

(708): Tevrat, Çıkış, 2:3 – 4 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7

(709): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 10 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20 – 22 / Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8 – 14

(710): Buharî, Enbiya 32 ve 46; Fezail’u Ashab’in- Nebi 30; Et’ime 25 / Müslim, Fezail’us- Sahabe 70 / Tirmizî, Et’ime 31 / İbn-i Mace, Et’ime 14 / Müsned, cilt 4, s. 394 ve 409

(711): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150 / İbn-i Hazm, El- Usûl we’l- Furûu, cilt 2, s. 275 – 276, Tahkik: Dr. Muhammed Âtıf el- Iraqî başkanlığındaki komisyon, Kahire 1978 / Beycurî, Şerh-u Cewherat’ut- Tewhîd, cilt 8 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî, cilt 6, s. 471 – 473 / Alusî, Rûh’ul- Meânî, cilt 14, s. 147

(712): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6 / İncil, Resullerin İşleri, 7:20 – 21

(713): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(714): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 10

(715): İncil, Resullerin İşleri, 7:21 – 22

(716): Tevrat, Çıkış, 2:5

(717): Tevrat, I. Tarihler, 4:17 – 19

(718): Leviticus Rabbah; 1:3

(719): The Encyclopedia of Jewish Women, Jewish Women’s Archive, Tamar Kadari, Daughter of Pharaoh: Midrash and Aggadar, https://jwa.org/encyclopedia/article/daughter-of-pharaoh-midrash-and-aggadah

(720): Encyclopædia Biblica: A Critical Dictionary of the Literary, Political and Religious History, the Archaeology, Geography and Natural History of the Bible, cilt 2, Thomas Kelly Cheyne – J. Sutherland Black, The Macmillan Company, New York 1899

(721): Bible Dictionary, Jehudijah, https://www.biblestudytools.com/dictionary/jehudijah/

(722): The Ethiopian Orthodox Tewahedo Church Faith and Order, Canonical, Books, http://www.ethiopianorthodox.org/english/canonical/books.html

(723): Yıldönümleri Kitabı, 47:5

(724): David Flusser – Shua Amorai Stark, The Goddes Thermuthis, Moses and Artapanus, Jewish Studies Quarterly, sayı 3, s. 217 – 233, 1993 / Josephus, Antiquities of the Jews, bölüm 9, paragraf 5, http://www.ccel.org/ccel/josephus/complete.ii.iii.ix.html / History’s Women, Thermuthis: Pharaoh’s Daughter, Foster Mother of Moses 1500 B. C., https://historyswomen.com/miscellaneous-articles/thermuthis/

(725): Renenutet, Ancient Egypt Online, 2016, https://ancientegyptonline.co.uk/renenutet/

(726): Eusebius of Caesarea, Preparation for the Gospel; 9:15 / Eustathius of Antioch, Commentary on Hexameron; MPG 18:785

(727): Lebor Laignech, Irish Text Society, Dublin 1941 / William Matthews, Viator, sayı 1, “The Egyptians in Scotland: The Political History of a Myth”, s. 289 – 306, Ediburgh 1970 / Edward James McKenzie Cowan, Myth and Identity in Early Medieval Scotland, Scottish Historical Review, sayı 176, s. 111 – 135, Ekim 1984 / Dauvit Broun, The Irish Identity of the Kingdom of the Scots in the 12th and 13th Centuries, s. 78 ve 120, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 1999 / James P. Carley, Glastonbury Abbey and the Arthurian Tradition, s. 275, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 2001 / James MacKillop, A Dictionary of Celtic Mythology, s. 330, Oxford Univertsity Press, Oxford 2004 / Gordon McMullan – David Matthews, Reading the Medieval in Early Modern England, s. 109, Cambridge University Press, Cambridge 2007 / Joseph Lennon, Irish Orientalism: A Literary and Intellectual History, s. 5 – 57, Syracuse University Press, Syracuse 2008 / Helmut Birkhan, Nachantike Keltenrezeption, s. 399, Praesens Verlag, Viyana 2009

(728): Joseph Lennon, Irish Orientalism: A Literary and Intellectual History, s. 5 – 57, Syracuse University Press, Syracuse 2008

(729): Seán Duffy, Medieval Ireland: An Encyclopedia, s. 698, Routledge Publishing, Londra & New York 2005 / Philip Freeman, Ireland and the Classical World, s. 88 – 106, University of Texas Press, Austin 2001 / Philip Rance, Epiphanius of Salamis and the Scotti: New Evidence for Late Roman – Irish Relations, Britannia, sayı 43, s. 227 – 242, 2012

(730): Pacatus, Panegyric, bölüm 5, paragraf 1

(731): Ammianus Marcellinus, Res Gestae, cilt 20, bölüm 1, paragraf 1; cilt 26, bölüm 4, paragraf 5; cilt 27, bölüm 8, paragraf 5

(732): Claudius Claudian, Panegyricus Dictus Honorio Augusto Tertium Consuli, s. 52 – 58; Panegyricus Dictus Honorio Augusto Quartum Consuli, s. 24 – 33; De Consulatu Stilichonis, cilt 2, s. 247 – 255; Epithalamium Dictum Honorio Augusto et Mariae, s. 88 – 90; Bellum Geticum, s. 416 – 418

(733): Philip Rance, Epiphanius of Salamis and the Scotti: New Evidence for Late Roman – Irish Relations, Britannia, sayı 43, s. 227 – 242, 2012

(734): Chronica Gallica ad Annum 452, Gratiani IV, Monumenta Germaniae Historica, Auctores Antiquissimi IX, s. 646, Berlin 1892

(735): Edward James McKenzie Cowan, Myth and Identity in Early Medieval Scotland, Scottish Historical Review, sayı 176, s. 111 – 135, Ekim 1984

(736): Lebor Laignech, Irish Text Society, Dublin 1941

(737): Wikipedia (İngilizce), “Book of Leinster” maddesi / Wikipedia (Almanca), “Book of Leinster” maddesi

(738): Lebor Gabála Érenn, 9. yüzyıl, http://www.ancienttexts.org/library/celtic/ctexts/lebor1.html

(739): Dauvit Broun, The Irish Identity of the Kingdom of the Scots in the 12th and 13th Centuries, s. 78 ve 120, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 1999

(740): William Matthews, Viator, sayı 1, “The Egyptians in Scotland: The Political History of a Myth”, s. 289 – 306, Ediburgh 1970

(741): Lebor Gabála Érenn, 9. yüzyıl / James MacKillop, A Dictionary of Celtic Mythology, s. 330, Oxford Univertsity Press, Oxford 2004

(742): Lebor Gabála Érenn, 9. yüzyıl

(743): Dauvit Broun, The Irish Identity of the Kingdom of the Scots in the 12th and 13th Centuries, s. 120, Boydel & Brewer Publishing, Suffolk 1999

(744): Tevrat, Tekvin, 28:10 – 22

(745): Geoffrey Keating, The History of Ireland, From the Earliest Period to the English Invasion, s. 202, James B. Kirker Publishing, New York 1866 / Maeve Friel, Here Lies: A Guide to Irish Graves, s. 156, Poolbeg Publishing, Dublin 1997

     SEDİYANİ HABER

     5 EKİM 2019

Sen girdin ya hayatıma, kadınım, Cennet gözlerindeki yeşilin olduğu yerde,
Bıla ew Beheşt bıbe malbata mın, keçê, êş û elem pêşla jiyana mın berde,
Seitdem ich dich liebe, bin ich ganz sicher, mein Himmel ist auf dieser Erde,
We are not alone in this Heaven, my darling, flowers and angels are very horde,
İn aşq yêk ihsasest ku, men çizi nemibinem, der muqabil çeşm-i men perde,
Uriden ekûn meakum limada’a el- heyat, li’ş- şehâdu aleyh, semâwati we’l- erde,
Leef met je mee vol gekke, leven als poëzie, gelukkig en afgezonderde,
Du är livets mening för mig, min glädje i livet, jag bifogade det största värde.
 
Kärlek är det viktigaste i livet, hans självironi,
Zonder jou mijn leven is droge en lege woestenij,
Haza el- hubb huwe’l- lezi asbağlî, el- heyat’el- sani,
Rah-ê Beheşt aşqest we buyi gûlruz, derd-ê xud insani,
Happiness to be with you, but the separation is puni,
Unsere Liebe bekommt in undenklichen Zeiten harmoni,
Evina mın tû j’bo mın têgha hebun û kaniya jiyani,
Senin o tertemiz kalbine kurban olsun Sediyani.
 
(“Be-heşt” şiirinden, İbrahim Sediyani)
* * *
905 Total Views 18 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir