İsrailoğulları’nın Nijerya’daki Kayıp Kabilesi: İgbo Yahudileri

 

isediyani

Nijerya İgbo Yahudileri, kendilerini dünyadaki Yahudi cemaatinin bir parçası olarak tanımlarken, hâlâ diğer Yahudiler tarafından tanınmak için mücadele ediyorlar.

 

     Nijerya İgbo Yahudileri, kendilerini dünyadaki Yahudi cemaatinin bir parçası olarak tanımlarken, hâlâ diğer Yahudiler tarafından tanınmak için mücadele ediyorlar.

     Yahudi inancına göre, Yakup Peygamber’in 12 oğlundan meydana gelen nesil, 12 kabilelik İsrailoğulları’nı oluşturmaktadır. M. Ö. 720’de Asurlular’ın İsrail Krallığı’nı ele geçirmesiyle, bu bölgede yaşayan on kabile başka bölgelere gönderilmiş veya ortadan kaybolmuştur. Günümüzde dünyanın birçok bölgesinde, Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya, Çin, Etiyopya, Güney Afrika, Hindistan, Nijerya, Yeni Zelanda, İngiltere, İrlanda, Afganistan ve Burma’da atalarının İsrailliler olduğunu iddiâ eden birçok grup yaşamaktadır. Bu gruplardan biri de Yahudi kökeni tartışmalı olan, Nijerya’nın küçük ama hızla büyüyen Yahudi cemaatini temsil eden “İgbo Yahudileri”dir.

     İgbo topluluğu içindeki birçok kişi, İsrail Krallığı’nı oluşturan ve M. Ö. 720’de Asurlular’ın bu bölgeyi ele geçirmesiyle tarihe karışan “on kayıp kabile”den birinin torunları olduğuna inanıyor, Yahudi olmayan pekçok İgbo ise atalarının Yahudi olduğunu ve İngiliz sömürge yönetimi döneminde Hıristiyanlaştırıldığını düşünüyor. Kendilerine “Beni İsrail” adını veren Nijerya’daki İgbo Yahudileri, Nijerya’nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturan İgbo topluluğunun bir parçası.

     İgbo Yahudileri’nin 740’lı yıllarda Suriye, Portekiz ve Libya’dan Batı Afrika’ya göç eden Yehuda, Zevulun, Gad, Aşer, Dan ve Naftali kabileleri olduğu da iddiâ ediliyor. Daha sonra onlara, 1484 ve 1667’de Portekiz ve Libya’dan gelen Yahudi göçmenlerin de dahil olduğu söyleniyor. İgbo topluluğunun sözlü efsanelerine bakıldığında, bu göçün 1500 yıl önce başladığına ve Batı Afrika’ya yerleştiklerine dair bir genel kabulün hâkim olduğunu görüyoruz.

     İgbo Yahudileri’nin, misyonerler tarafından Hristiyanlık’a maruz kalmadan önce, yerel dînlere inandığı ve bazı Yahudi ritüellerini uyguladıkları görülüyor. Bazı İgbo geleneklerinin Yahudi geleneklerine olan benzerliği, ilk defa, azat edilmiş bir köle olan Olaudah Equiano’nun 1789 tarihli otobiyografisinde kaydedilmiştir. Misyonerler tarafından dört yüzyıl önce Portekiz’e gönderilen mektuplarda, İgbolar’dan bahisle, Yahudi geleneklerine sahip bir kabilenin keşfedildiği yazar. Yazılı kayıtların kaybedilmesine rağmen, İgbo Yahudileri’nin birçok dînî uygulaması, günümüzde cari Yahudi tatbikatlarıyla benzerlikler gösterir. İgbolar, İsrail’in kayıp kabilelerinden tevarüs edilmiş olarak gördükleri gelenek ve kültürlerini, kendilerinin Musevî bir kökenden geldiklerinin büyük bir kanıtı olarak görürler.

     İgbo Yahudileri’ni günümüz itibarıyla Yahudi tarihine bağlayacak belge ve kanıtların olmaması, kendilerini diğer Yahudi cemaatlerine kabul ettirme süreçlerinde karşılarına engel olarak çıkmaktadır. Kendilerini küresel Yahudi cemaatinin ve İsrail devletinin bir parçası olarak gören Yahudi İgbolar, dünyadaki Yahudiler ve Yahudi devletinden kendilerini dînî ve siyasî olarak tanımalarını talep etmekteler. Ancak, İsrail ve İsrail seçkinlerinden bazı akademisyenler tanıma tartışmasıyla ilgili olarak, bazı İgbolar’ın sırf vatandaşlık almak ve İsrail’de daha iyi bir yaşam elde etmek için Yahudi kökenlerini kullandığını ve kendilerini Musevî hareketiyle özdeş gibi gösterdiğini ifade etmekteler. İgbo Yahudileri’nin İbraniler topluluğunun bir parçası olarak kabul edilip edilmemesi konusu, henüz kapsamlı bir araştırma başlatılmadığı için İsrail devleti tarafından ciddiye alınmıyor gibi görünüyor. İsrail’in İgbolar’ı Yahudi olarak tanımakta niçin isteksiz olduğuna dair teorilerden biri, böyle bir tanımanın İsrail’in Nijerya ile sahip olduğu iyi ilişkilere ve iki ülke arasındaki siyasî ve ekonomik bağlara zarar verebileceği düşüncesidir.

     Dünyadaki Yahudi cemaatlerinin Nijerya Yahudi cemaatine olan ilgisi, İzak Rabin’in kayıp kabilelerin bulunması için 1995’te Nijerya’ya bir ekip göndermesiyle resmîleşmiş, bundan sonra Batılı hahamlar ve özellikle Haham Howard D. Gorin gibi eğitmenler, İgbo Yahudi cemaatini müteaddit kereler ziyaret etmiştir. Buna rağmen İsrail, İgbolar’ın kayıp on kabileden biri olduğunu henüz resmî olarak kabul etmemiş durumda. İgbo Yahudileri, kendilerini dünyadaki Yahudi cemaatinin bir parçası olarak tanımlarken, hâlâ diğer Yahudiler tarafından tanınmak için mücadele ediyorlar. İgbolar, eski İsrailliler’in soyundan geldiklerine dair tezlerini, yaptırdıkları genetik araştırmalarla da destekleyerek Yahudi kanı taşıyan Yahudiler olduklarını iddiâ ediyorlar.

     Yahudilik’i uygulayan bazı Nijerya cemaatlerine, New York merkezli “Kulanu” gibi Yahudi örgütleri ve İsrail, ABD ve Kuzey Afrika Yahudi cemaatleri kitap, bilgisayar, dînî makale ve diğer tür desteklerle yardımda bulunmaktalar. Aynı zamanda Batı Yahudi toplulukları Nijerya’da Yahudi kütüphanelerinin kurulmasında etkili olmuştur. Nijerya dışındaki Yahudilerce yaptırılan iki sinagogun bakımını İgbolar yapmakta ve bunun yanında çeşitli büyüklüklerde toplam 60 adet sinagog yer almaktadır. İgboların bir kısmının Hristiyanlık’ı takip etmelerine rağmen Yahudi olduklarını iddiâ etmeleri, Nijerya’da yaşayan Yahudiler’in nüfûsunun belirlenmesi konusunda problem oluşturmaktadır. Bazı araştırmacılar, 33 milyon Nijeryalı İgbo’dan Yahudilik’i uygulayanların toplamının 30 bin kişi olduğunu tahmin ediyor. Ancak aynı araştırmacılara göre Ortodoks Yahudilik’e bağlı olanların sayısı ise 1500 ilâ 2000 arasında. Ayrıca Abuja’daki Gihon Enstitüsü ve güneydeki Port Harcourt eyaletinde de etkili topluluklar bulunuyor. Nijerya’da Yahudilik’i uygulayan İgbo kabilesinin dışında Akwa Ibom ve Cross River eyaletlerinde Annang, Efik ve İbibio halkları da Yahudilik’e benzer ibadet şekillerine sahip olduğundan Yahudi pratiğinin tek bir etnik grup veya bölgeyle sınırlı olmadığını söyleyebiliriz.

     AMAÇ İKİNCİ BİR BİAFRA AYAKLANMASI MI?

     1999 yılında kurulan ve Biafra’nın bağımsızlığı için faaliyet yürüten Egemen Biafra Devletini Kurma Hareketi (MASSOB), parti fonlarının dağıtımı konusunda MASSOB lideri Ralph Uwazuruike ile Nnamdi Kanu arasında yaşanan anlaşmazlığın akabinde Kanu’nun gruptan ayrılarak kendi kurduğu diğer bir bağımsızlık hareketi Biafra Yerli Halkları (IPOB)’na liderlik etmeye başlamasıyla bölünmüş oldu. MASSOB’un faaliyetleri, farklı zamanlarda güvenlik güçleri ile yaşadığı gerilimlerin ardından birçok takipçisinin tutuklanmasına yol açsa da, bu gelişmeler uluslararası medyadan ve toplumdan beklenen ilgiyi görmedi. MASSOB’dan ayrılan diğer bir grup ise Biafra Siyonist Hareketi (BZM)’ni kurdu ve daha sonra ismini Biafra Siyonist Cephesi (BZF) olarak değiştirdi.

     Biafra ayrılıkçı grupları içinde şu an itibarıyla en etkili olanı, Yahudi bir Britanya – Nijerya vatandaşı olan Nnamdi Kanu’nun, Güneydoğu bölgesinin Nijerya’dan ayrılarak bağımsız bir Biafra devleti kurmasını sağlamak amacıyla 2014 yılında kurduğu Biafra Yerli Halkları (IPOB) isimli örgüttür. Nnamdi Kanu’nun öncülüğünde Nijerya’dan ayrı bir devlet kurulması için çalışan ve 1967 yılındaki Biafra bağımsızlık ayaklanmasının devamı niteliğinde kurulan ayrılıkçı IPOB hareketinin üyelerinin büyük çoğunluğunu Yahudi İgbo üyeler teşkil etmesine rağmen, bu harekete 1960’ların ortalarından bu yana ayrılıkçı hareketin temelini oluşturan Hristiyan İgbolar da destek vermektedir.

     Nnamdi Kanu, bağımsızlık yanlılarını ve sempatizanları Biafra dâvâsına yönlendirmek ve Biafra bağımsızlık ayaklanmasında İgbo milliyetçiliğini ve İgbo bilincini şekillendirmek amacıyla, 1967’den 1970’e kadar faaliyet gösteren “Radyo Biafra”yı 2009 yılında Londra’da yeniden yayına başlatarak milyonlarca İgbo dinleyicisini milliyetçi propagandasına çekmeyi başardı. “Radyo Biafra”nın direktörlüğünü de üstlenen Kanu, yayınlarında, Nijerya hükûmetinin dikkatini çekebilmek için, Nijerya ve Nijeryalılar hakkında nefret dolu konuşmalar yaptı, şiddete ve savaşa teşvik edici kışkırtıcı söylem ve ifadeler kullandı.

     Nnamdi Kanu 2015 yılında Nijerya’ya geri döndüğünde, “Radyo Biafra” aracılığıyla yaymakta olduğu nefret dolu konuşmalar ve yaptığı silahlanma ve şiddet çağrısı yüzünden Devlet Güvenlik Servisi (DSS)’nin emri üzerine Nijerya gizli polisi tarafından tutuklandı. Biafra bağımsızlığı için en büyük desteği sağlayan diasporadaki İgbolar ve Nnamdi Kanu’nun Nijerya’daki destekçileri, Kanu’nun tutuklanmasına karşı farklı eyaletlerde protesto yürüyüşleri düzenlediler ve bu protestolar Biafra yanlısı bağımsızlık hareketinin hızla yayılmasına yol açtı. Verilen desteğin büyüklüğü, çoğu gözlemciyi olduğu kadar bölgedeki politikacıları da şaşırttı. Ancak, Güneydoğu eyaletlerindeki valiler ve üst düzey politikacılar bağımsızlık hareketini genellikle bir marjinalleşme hareketi olarak kabul ettikleri için, ayrılıkçı harekete bu zümreden çok az kişi destek verdi. Nnamdu Kanu, İgbo politikacılarının, Nijerya’nın güneydoğu eyaletlerinin İslamlaştırılması için çalışan Müslüman Hausalar ve Fulaniler’in ileri gelenleri tarafından kontrol edildiğini iddiâ ederek İgbo halkı arasında milliyetçiliği yaymaya çalıştı.

     Kanu ve takipçilerinin duruşmalar sırasında Yahudilik’i temsil eden kıyafetler giymesi ve Kanu’nun serbest bırakılması için kefalet veren üç kişiden birinin “Nijerya Şefi” ismiyle anılan Haham Immanuel Shalum Okabemadu olması, Kanu ile Yahudi destekçileri arasındaki bağın güçlü olduğunu gösterdi. Kanu, kamuoyunda konuşma yapmaktan ve toplantılara katılmaktan imtina etmesi şartıyla 2017 yılında kefaletle serbest bırakıldı.

     Nijerya güvenlik birimleri IPOB’un gizli bir silahlı grup olduğunu iddiâ etmekte, ancak IPOB, barışçıl bir hareket olduğunu savunmaktadır. Nijerya Hükûmeti’nin 2017 yılında Biafra Yerli Halkları (IPOB) lideri Nnamdi Kanu’yu ve diğer Biafra yanlısı grupları “terörist” olarak nitelendirmesi üzerine IPOB, Abuja Federal Yüksek Mahkemesi tarafından “terör örgütü” olarak kabul edildi ve varlığı Nijerya’da yasaklandı. Abuja’daki ABD Büyükelçiliği ise, IPOB’un ABD yasalarına göre “terör örgütü olmadığını” açıkladı. Bunun üstüne, Devlet Başkanı Muhammed Buharî’nin bir danışmanı IPOB’un yabancı ülkeler tarafından terörist bir grup olarak tanınıp tanınmamasının bir önemi olmadığını vurguladı.

     Nijerya Hükûmeti’nin IPOB’u “terörist grup” ilan etme kararının ardından Nijerya, Güneydoğu bölgesinde gerginliği azaltmak için ordunun gerçekleştirdiği Piton Dansı II Operasyonu dahilinde alınan önlemleri daha da sıkılaştırarak herhangi bir kitlesel ayaklanmanın çıkmasını önledi. Bazı gözlemciler, Nijerya Ordusu’nun Piton Dansı II Operasyonu’nu, 1967 – 70 yılları arasında Biafra için verilen bağımsızlık mücadelesi dahilinde yaşanan ve bir milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan çatışmaların küçük bir versiyonu olarak gördü. Mezkur mücadelede yaşanan muazzam derecede yüksek can kaybı gözönüne alındığında, Kanu’nun Biafra’daki ayrılıkçı düşünceleri alevlendirme çabalarının Nijerya’nın istikrarı üzerinde ciddi sonuçları olacağı aşikardır.

     İGBO YAHUDİLERİ KİMDEN YARDIM BEKLİYOR?

     Kongo’da Nijeryalı askerlerin komutanı olduğu dönemde, İsrail ile dostane ilişkiler kurduğuna inanılan bir İgbo generalin gerçekleştirdiği ilk askerî darbenin arkasında İsrail’in olduğu iddiâ edildi. Darbeden birkaç ay sonra Hausa komutanlarının İgbo generale karşı gerçekleştirdiği darbenin akabinde Kuzey Nijerya’da başlayan İgbo karşıtı ayaklanmalar ve çatışmalardan sonra Güneydoğu bölgesi Nijerya’dan ayrılmak istedi. Nijerya’da iç savaşa yol açan Biafra ayrılık hareketine destek veren İsrail ve diğer birkaç ülke, Biafra isyanına maddî ve tıbbî yardım sağlayarak destek oldu.

     Nijerya’nın 1999 yılında demokrasiye geçişinden sonra dikkat çeken konulardan biri, istikrarı sarsan darbelerin yerini, “terör örgütlerinin” almış olması. Bu örgütlerden biri, Biafra ayaklanmasından 52 yıl sonra IPOB adı altında, farklı bir isimle ortaya çıktı. 1967 yılındaki iç savaş sırasında İsrail’in Biafralı ayrılıkçılarına destek verdiği gibi, bugün de IPOB üyeleri İsrail’in tekrar yardım edeceğini umut ediyorlar. Nijerya ordusu tarafından evine yapılan baskın sırasında bulunamayan ve bir süre ortada görünmeyen IPOB lideri Nnamdu Kanu’nun İsrail’de Ağlama Duvarı önünde ayin yaptığı bir videoda görülmesi, İsrail’in Biafralı ayrılıkçılara desteğinin sürdüğünü gösteriyor. Kanu, İsrail’den Nijerya hükûmetine tehditlerde bulunarak, takipçilerine referandum talepleri kabul edilinceye kadar tüm seçimleri boykot etmelerini istedi. Kanu’nun Nijerya’da tutuklu olduğu dönemde hem Britanya pasaportuna hem de Nijerya pasaportuna el konulması ve pasaportları olmadan İsrail’e gitmesi ve “Hayatta kalmamı İsrail devletine borçluyum” diye açıklama yapması akıllara MOSSAD’ı getirmekte.

     İsrail, ABD ve ABD Başkanı Donald Trump’a sempati duyan IPOB örgütü üyeleri, her gösteride Biafra bayrağıyla birlikte ABD ve İsrail bayrağı da taşıyorlar. Trump’ın ABD başkanlığına seçilmesi, Obama’nın Nijerya Devlet Başkanı Buharî yönetimine verdiği desteği çekeceğine inanan IPOB üyeleri tarafından sokak kutlamalarıyla karşılanmıştı. Bazı Yahudi Biafralı ayrılıkçılar, İsrail’e güçlü destek veren Trump’ın İsrail yanlısı bir Biafra devletine de destek vereceğini düşünüyor ve Trump’ı İsrail’in Afrika’daki müttefiklerini baskı yapmaya teşvik ederek ya da Güney Sudan modelini kullanarak, Biafra’nın bağımsızlığını mümkün kılacak hamleler yapmasını umut ediyorlar.

     ANADOLU AJANSI

     24 EYLÜL 2019

 

306 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir