Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 8

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

A la cama no te iras sin saber una cosa mas.

(Yeni birşey öğrenmeden yatağa girme.)

Arjantin atasözü

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in kalbi olan, şehrin tam merkezindeki Cumhuriyet Meydanı (İsp. Plaza de la República) ve meydanın tam ortasına dikilmiş Obelisco adlı beyaz dikilitaş, oldukça büyüleyici idi.

     Buenos Aires şehrinin kuruluşunun 400. yıldönümü anısına dikilmiş bir anıt bu. Burası, Arjantin bayrağının tarihte ilk dalgalandırıldığı yer.

     Muş’un Varto ilçesinin 400. kuruluş yıldönümünde Bursa’da dünyaya gelmiş olan Yaşar Gülen kardeşimizle beraber meydanı gezdikten sonra, aynı yoldan yürüyerek otelimize geri dönüyoruz.

     Buenos Aires’in Centro (Merkez) semtinde, Viamonte ve Reconquista adlı caddelerin kesiştiği noktada yer alan otelimiz Amérian Buenos Aires Park Hotel’e varınca, önce birer kahve içip dinleniyoruz.

     Nerdeyse akşam olacak, birazdan hava kararacak ancak biz hâlâ sabahın erken saatlerinde otelde yaptığımız kahvaltıyla duruyoruz. Tüm gün birşey yemedik ve ikimiz de kurt gibi açız.

     Arjantin’de ne yenir?

     Bu soruyu sormak bile “ofsayt” hatta “9 kusurlu hareketten biri”dir, çünkü Arjantin en çok sığır bifteğiyle meşhurdur. Arjantin bifteği (İsp. Filete Argentino), dünyanın en meşhur ve en lezzetli bifteğidir.

     Gelmeden önce bu ülkeyle ilgili yaptığımız araştırmalarda, methini çok okumuştuk. Bakalım övdükleri kadar var mıymış?

    Bu kadar meşhur olduğuna göre, bulunduğumuz yerin yakınlarında da bunu yiyebileceğimiz güzel restoranlar olmalı. Bunu öğrenmek için resepsiyona gidiyoruz ve otel çalışanlarına soruyoruz. Otel çalışanları, elleriyle dışarıyı işaret edip,

     – Şu caddeden dümdüz aşağı inin, yolun bitiminde sol tarafta çok güzel bir restoran var ve mükemmel biftek yapıyor, diyorlar.

     Ma bu qedder yaxın!.. Süper.

     Otelimizin hemen önünde başlayan Reconquista adlı caddeden aşağıya doğru yürüyoruz, Yaşar kardeşimle beraber…

     Tam da otel çalışanlarının tarif ettiği gibi, yolun bitiminde sol tarafta çok güzel bir restoran var: “Restaurante Las Nazarenas”.

     Üzerinde “Restaurante Las Nazarenas – Asador Criollo” yazıyor. “Asador criollo”, İspanyolca’da “ızgara yemeği” ya da “fırında ızgara” anlamına geliyor.

     Bu restoran, Reconquista adlı caddenin bitip bir anayol olan Avenida Córdoba (Córdoba Caddesi) ile kesiştiği noktada yer alıyor. Córdoba Caddesi’nin karşı tarafında ise Buenos Aires’in “SkyLine”ı yani gökdelenleri bulunuyor. Gökdelenlerin arkasında ise dünyanın en geniş nehri olan Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata) akıyor.

     “Las Nazarenas” adlı restoranın dış görünüşü oldukça güzel. Hem içeride hem de dışarıda yolun kenarında masaları var. İçeri girmeden önce dışarıdan restoranın birkaç fotoğrafını çekiyoruz.

     Restoranın kubbe biçimindeki dış kapısından içeri giriyoruz…

     İçeri girdiğinizde, biri karşınızda biri yan tarafınızda iki cam kapı ile karşılaşıyorsunuz. Karşıdaki kapıdan, müşteri olarak restoranın içine giriyorsunuz. Yan taraftaki kapı ise etlerin piştiği hole açılıyor.

     Yaşar direk karşıdaki kapıdan içeri giriyor. Ben ise elimde fotoğraf makinamla yan kapıdan etlerin piştiği hole giriyorum. Etlerin pişirilme biçimini çekime alacağım.

     Etlerin pişirildiği hol, oldukça ilginç. Holün ortasında yerde daire şeklinde ateş çemberi var. Etler burada dikey biçimde demir şişlerden oluşan kazıklara asılmış; o şekilde pişiyorlar. Üstünde ise ateşin ısı ve buharını tutan bir kubbe şeklinde kazan bulunuyor.

     Latin Amerika denince akla ilk gelen olaylardan biri olan ve restoranın tabelasında da isminin kocaman harflerle yazıldığı “asado” veya diğer adıyla “parrillada”, bu işte.

     “Asado” (Parrillada), Güney Amerika’nın bölgesel mutfaklarında, özellikle de Arjantin ve Uruguay’da, aynı zamanda Paraguay, Şili ve Bolivya’da, mangal yapmanın adıdır ya da bir mangal yapılmasının sosyal olayıdır. İspanyolca konuşulan diğer tüm ülkelerde de her ızgara tabağı için kullanılan bir terimdir.

     Daha çok sığır eti pişiriliyor, bu ızgarada. Ama diğer hayvanların etlerini de bu yöntemle pişirenler var.

     “El asado”, “barbacoa”, “parrilla” veya “parrillada” olarak adlandırılan bu ızgara pişirme yöntemi, yemeklerin (et parçalarının) ateş veya közlere maruz kalarak yavaş yavaş pişirilmesi tekniğidir. Isı yavaş yavaş, genellikle ateşte veya kömürlerin yakınında bulunan ete iletilir. Ateş, mangal kömüründen veya odundan elde edilir ancak gaz ızgaraları da vardır. En çok kullanılan ahşaplar, yüksek sıcaklıklarda ve uzun bir süre boyunca yanabilen meşe, mesquite, quebracho ve coronilla gibi sert ağaçlardır.

     Uruguay’da kömür kullanılmaz; bunun yerine doğrudan köz veya sıcak kömür kullanılır. Arjantin’in güney toprakları olan ve doğal güzellikleri nedeniyle “yeryüzü cenneti” olarak anılan Patagonya bölgesinde ise, pişirilen etin temelde kızartılması için bir başka geleneksel yöntem, tüm hayvanın (genelde kuzu eti) toprağa çivilenmiş ve canlı kömürlerin sıcaklığına maruz kalan, “asado el palo” denilen tahta çubuklardır.

     Bir “asado” için et marine edilmemektedir. Yêkane hazırlık, pişirme öncesinde veya sırasında tuz uygulanmasıdır. Ayrıca yavaş pişirmeyi sağlamak için kömürlerden gelen sıcaklık ve mesafe sürekli kontrol edilir.

     “Asado”yu pişirmek genellikle iki saat kadar sürer. Bundan başka, etten gelen yağın kömürün üzerine düşmemesine ve ete ters gelecek şekilde tad vermemesine hususen dikkat edilir. Bazı “asado”larda, etin tam altındaki bölge kömürden uzak tutulur.

     “El asado”, “barbacoa”, “parrilla” veya “parrillada” olarak adlandırılan bu ızgara yemeği, Arjantin, Uruguay, Paraguay ve Şili’de “millî bir yemek”tir. Ayrıca Doğu Bolivya, Güney Brezilya ve Kuzey Meksika’da tipik bir yemek kültürü olup, Kolombiya’da da özellikle ülkenin merkezinde gelenekseldir.

     Arjantin’de “asado” (et ızgara) hazırlamak erkeklere aittir. Kadınlar genellikle yemeğe eşlik eden salataların hazırlanmasında yardımcı olurlar.

     Etlerin pişirildiği holde çekim yaptıktan sonra restoranın içine giriyorum ve biraz da içeride çekim yapıyorum. Aşçılar ve garsonlar karınca gibi harıl harıl çalışırken, müşteriler de masalarında mutlu bir şekilde yemeklerini yiyorlar.

     Restoran çalışanlarından, restoran hakkında bilgiler alıyorum.

     Arjantin’deki ilk akşam yemeğimizi yiyeceğimiz başkent Buenos Aires’teki bu “Las Nazarenas” adlı restoran, 1981 yılında Barbería ailesi tarafından açılmış. 38 yıldır hizmet veriyor. Buenos Aires şehir merkezinde açılmış İLK ızgara restoranıdır.

     Açıldığından beri bazı ulusal ve uluslararası gıda dergilerine haber olmuş, hakkında yazılar ve makaleler yazılmıştır. (Bu arada, bu fakir kardeşiniz de, 2011 – 12 yıllarında Avrupa’da Almanca ve Türkçe olarak yayınlanan aylık bir gıda dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yapmıştır. Konuya yabancı değilim yani, anlayacağınız. Zaten adına “hayat” dedikleri şu yalan dünyada, ilgimi çeken sadece 2 şey var: Astronomi ve Gastronomi.)

    Restoran, 1997 yılından itibaren turistlerin ilgisini çekmeye başlamış, o tarihten beridir yerli ve yabancı turistlerin gözde uğrak yerlerinden biri olmuştur.

     “Restaurante Las Nazarenas”, sadece müşterilerine et ziyafeti çekmekle yetinmiyor. Bu lokanta, uzun yıllardır, bünyesinde çalıştırdığı Arjantinli köylü çocuklarına tradisyonel Arjantin ızgara pişirme tekniğini öğretmekte, onları meslek sahibi yapmaktadır.

     Gözlerim Yaşar’ı arıyor. Baktım, restoranın kıytı bir köşesinde boş bir masada gariban gariban oturmuş, bir yandan elindeki menü kağıdına, bir yandan da etrafa bakıyor…

     Yanına vardım:

     – Nasıl, beğendin mi restoranı?

     – Benim sana sormam lazım. Qay sen dolaştın içeride…

     – 🙂

     – 🙂

     Oturup beraber inceliyoruz menü kâğıdını. Neler neler yok ki? Yemeklerin isimleri İspanyolca ve ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz: “Jamón Crudo Con Morrones o Palmitos”, “Provoleta Grillada”, “Chinchulín de Cordero”, “Chinchulín de Ternera”, “Salchicha Parrillera”, “Bife de Lomo”, “Bife de Costilla”, “Ojo de Bife”, “Cordero Patagónico Con Salsa de Menta”…

     Menü kartından pek birşey anlamıyoruz; resimlere bakarak anlamaya çalışıyoruz.

     Sonunda garsonlardan birini masamıza çağırıyoruz ve ona İspanyolca – Almanca – İngilizce – Fransızca – Flamanca – İtalyanca – Çekçe – Kürtçe – Farsça – Türkçe – Arapça – İbranice – Urduca – Bengalce – Kiswahili – Danca – İsveççe – Norveççe karışık bir dille sığır bifteği istediğimizi anlatmaya çalışıyoruz. Garson hayatında hiç duymadığı bu dilimizi anlamaya çalışıyor ama nafile! Arjantin topraklarında ilk defa konuşulan, hatta 500 yıl önce soykırıma uğrattıkları Kızılderili kabilelerin dahi konuşmadığı böyle bir dili anlamasına imkân olmayınca, bu kez de ona İşitme Engelliler Dili’yle anlatmaya çalışıyoruz. İnek taklidi yaparak, hangi hayvanın etini istediğimizi anlatmaya çalışıyoruz. Garson anladığını söyleyerek masamızdan ayrılıyor.

     Umarım anlamıştır. İnşallah inek taklidini güzel yapmışızdır; neme lazım, gidip bize eşek eti falan getirmesin?..

     Bir de adama İspanyolca olarak “Somos Musulmanes” (Bizler Müslümanız) dedik ki, domuz eti yemediğimizi ve içinde alkol olan soslardan istemediğimizi anlasın…

     Yirmi dakika içinde yemeğimiz geliyor, yanında mezeleriyle birlikte.

     Yemek nefis görünüyor. Mezeler ise tipik Latin Amerika, bana Meksika mutfağını hatırlatıyor. Tabiî bunu Almanya’da Meksika mutfağı pişiren restoranlardan biliyorum, yoksa Meksika’ya gittiğim falan yok…

     Arjantin’in en önemli özelliklerinden biri, dünyanın en ünlü ve lezzetli sığır bifteklerinin bu ülkede pişiriliyor olmasıdır. Buenos Aires’teki ilk akşam yemeğimiz, nezih bir restoranda biftek yemek oldu.

     Övdükleri kadar varmış. Allah’ım, bu nasıl bir lezzet böyle?

     Hayatımda yediğim en lezzetli yemeklerden biri oldu, bugünkü akşam yemeğimiz.

     Şu ana kadar;

     Geride kalan 12 yıllık evliliğimde, çocuklarımın annesinin yaptığı yemekleri saymazsak (çünkü hayatımdaki en lezzetli yemekleri O’nun elinden yedim), hayatımdaki en lezzetli yemekleri Kürdistan’da yedim elbette ki.

     Ve fakat;

     Hayatımdaki en lezzetli pilavı İran’da yedim…

     Hayatımdaki en lezzetli köfteyi Makedonya’da yedim…

     Hayatımdaki en lezzetli balığı Bangladeş’te yedim…

     Hayatımdaki en lezzetli kahveyi Kenya’da içtim…

     Hayatımdaki en keyifli nargileyi Mısır’da çektim…

     Şimdi de, böylece;

     Hayatımdaki en lezzetli eti de Arjantin’de yemiş oldum.

     Yemeğimizi yedikten sonra kalkıyor ve otelimize geri dönüyoruz. Otele varınca direk odamıza çıkıyoruz.

     Odada abdestlerimizi alıyor ve Amerika kıtasındaki ilk namazlarımızı kılıyoruz. Gerçi günün tüm namazlarını tek vakitte toplu olarak kıldık ama, o kadar çok mezhep var, içlerinden biri Allah rızası için kabul etsin artık. Ma ne olmîş?..

     Namazdan sonra her birimiz kendi yatağına uzanmış, elinde cep telefonu, bütün gün gelen mesajlara, sosyal medyada neler paylaşıldığına, haber sitelerinde günün haberlerine bakıyoruz. Bir yandan da ara ara kendi aramızda sohbet ediyoruz. Bugün yaşadıklarımızı birbirimize anlatıyor, yarın neler yapacağımızı konuşuyoruz.

     Mutluyuz, çok mutlu hem de.

     Gecenin sonunda odanın ışıklarını kapatıyorum ve Youtube’dan “Seni Sevmek” adlı şiirimi açıyorum, içinde “Buenos Aires” geçen. Sevgili Yusuf Can okuyor:

     Seni sevmek, hazalım
     kurşunu arkadan yemektir Melikahmet Caddesi’nde
     Cebelitarık üzerinden gemiler sürmektir Endülüs topraklarına
     ve nar yetiştirmektir Elhamra avlusunda
     seni sevmek, hazalım
     önünde seccade
     arkanda hayının hançeri
     seni sevmek, hazalım
     Addis Abiba, Buenos Aires, Kuala Lumpur
     ve bir de Çemişgezek
     hazalım seni sevmek
     kalbimin dili
     gönlümün seli
     ömrümün gülü
     ulemanın piri
     Şubat’ın biri
     alınlarda toprağın kiri
     bir ben olmak benden içeri
     hazalım, gözrengini Manavgat suyundan almaktır seni sevmek.

     Seni sevmek, hazalım
     uğrunda ölümlere gittiğim kutlu dâvâ
     ateş, toprak, su ve hava
     elem yecidke yetimen feava
     hazalım seni sevmek
     Kıbleteyn Mescidi’nin her iki kıblesi
     yetim bir çocuğun el öpmesi
     Molla Mansur’un yitik ülkesi
     seni sevmek, hazalım
     Şubat, Haziran, Sonbahar
     ve bir de Ferverdin.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

FOTOĞRAFLAR:

Buenos Aires SkyLine

Córdoba Caddesi’nin karşı tarafında ise Buenos Aires’in “SkyLine”ı yani gökdelenleri bulunuyor. Gökdelenlerin arkasında ise dünyanın en geniş nehri olan Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata) akıyor. (ARJANTİN)

Bu restoran, Reconquista adlı caddenin bitip bir anayol olan Avenida Córdoba (Córdoba Caddesi) ile kesiştiği noktada yer alıyor. (ARJANTİN)

Üzerinde “Restaurante Las Nazarenas – Asador Criollo” yazıyor. “Asador criollo”, İspanyolca’da “ızgara yemeği” ya da “fırında ızgara” anlamına geliyor. (ARJANTİN)

“Las Nazarenas” adlı restoranın dış görünüşü oldukça güzel. Hem içeride hem de dışarıda yolun kenarında masaları var. İçeri girmeden önce dışarıdan restoranın birkaç fotoğrafını çekiyoruz. (ARJANTİN)

Restoranın kubbe biçimindeki dış kapısından içeri giriyoruz…

İçeri girdiğinizde, biri karşınızda biri yan tarafınızda iki cam kapı ile karşılaşıyorsunuz. Karşıdaki kapıdan, müşteri olarak restoranın içine giriyorsunuz. Yan taraftaki kapı ise etlerin piştiği hole açılıyor. (ARJANTİN)

Yaşar direk karşıdaki kapıdan içeri giriyor. Ben ise elimde fotoğraf makinamla yan kapıdan etlerin piştiği hole giriyorum. Etlerin pişirilme biçimini çekime alacağım.

Etlerin pişirildiği hol, oldukça ilginç. Holün ortasında yerde daire şeklinde ateş çemberi var. Etler burada dikey biçimde demir şişlerden oluşan kazıklara asılmış; o şekilde pişiyorlar. Üstünde ise ateşin ısı ve buharını tutan bir kubbe şeklinde kazan bulunuyor. (ARJANTİN)

“Asado” (Parrillada), Güney Amerika’nın bölgesel mutfaklarında, özellikle de Arjantin ve Uruguay’da, aynı zamanda Paraguay, Şili ve Bolivya’da, mangal yapmanın adıdır ya da bir mangal yapılmasının sosyal olayıdır. İspanyolca konuşulan diğer tüm ülkelerde de her ızgara tabağı için kullanılan bir terimdir.

Daha çok sığır eti pişiriliyor, bu ızgarada. Ama diğer hayvanların etlerini de bu yöntemle pişirenler var. (ARJANTİN)

“El asado”, “barbacoa”, “parrilla” veya “parrillada” olarak adlandırılan bu ızgara pişirme yöntemi, yemeklerin (et parçalarının) ateş veya közlere maruz kalarak yavaş yavaş pişirilmesi tekniğidir. Isı yavaş yavaş, genellikle ateşte veya kömürlerin yakınında bulunan ete iletilir. Ateş, mangal kömüründen veya odundan elde edilir ancak gaz ızgaraları da vardır. En çok kullanılan ahşaplar, yüksek sıcaklıklarda ve uzun bir süre boyunca yanabilen meşe, mesquite, quebracho ve coronilla gibi sert ağaçlardır.

Uruguay’da kömür kullanılmaz; bunun yerine doğrudan köz veya sıcak kömür kullanılır. Arjantin’in güney toprakları olan ve doğal güzellikleri nedeniyle “yeryüzü cenneti” olarak anılan Patagonya bölgesinde ise, pişirilen etin temelde kızartılması için bir başka geleneksel yöntem, tüm hayvanın (genelde kuzu eti) toprağa çivilenmiş ve canlı kömürlerin sıcaklığına maruz kalan, “asado el palo” denilen tahta çubuklardır. (ARJANTİN)

Bir “asado” için et marine edilmemektedir. Yêkane hazırlık, pişirme öncesinde veya sırasında tuz uygulanmasıdır. Ayrıca yavaş pişirmeyi sağlamak için kömürlerden gelen sıcaklık ve mesafe sürekli kontrol edilir.

“Asado”yu pişirmek genellikle iki saat kadar sürer. Bundan başka, etten gelen yağın kömürün üzerine düşmemesine ve ete ters gelecek şekilde tad vermemesine hususen dikkat edilir. Bazı “asado”larda, etin tam altındaki bölge kömürden uzak tutulur. (ARJANTİN)

“El asado”, “barbacoa”, “parrilla” veya “parrillada” olarak adlandırılan bu ızgara yemeği, Arjantin, Uruguay, Paraguay ve Şili’de “millî bir yemek”tir. Ayrıca Doğu Bolivya, Güney Brezilya ve Kuzey Meksika’da tipik bir yemek kültürü olup, Kolombiya’da da özellikle ülkenin merkezinde gelenekseldir. (ARJANTİN)

Arjantin’de “asado” (et ızgara) hazırlamak erkeklere aittir. Kadınlar genellikle yemeğe eşlik eden salataların hazırlanmasında yardımcı olurlar. (ARJANTİN)

Arjantin’deki ilk akşam yemeğimizi yiyeceğimiz başkent Buenos Aires’teki bu “Las Nazarenas” adlı restoran, 1981 yılında Barbería ailesi tarafından açılmış. 38 yıldır hizmet veriyor. Buenos Aires şehir merkezinde açılmış İLK ızgara restoranıdır. (ARJANTİN)

Açıldığından beri bazı ulusal ve uluslararası gıda dergilerine haber olmuş, hakkında yazılar ve makaleler yazılmıştır. (Bu arada, bu fakir kardeşiniz de, 2011 – 12 yıllarında Avrupa’da Almanca ve Türkçe olarak yayınlanan aylık bir gıda dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yapmıştır. Konuya yabancı değilim yani, anlayacağınız. Zaten adına “hayat” dedikleri şu yalan dünyada, ilgimi çeken sadece 2 şey var: Astronomi ve Gastronomi.)

Restoran, 1997 yılından itibaren turistlerin ilgisini çekmeye başlamış, o tarihten beridir yerli ve yabancı turistlerin gözde uğrak yerlerinden biri olmuştur. (ARJANTİN)

“Restaurante Las Nazarenas”, sadece müşterilerine et ziyafeti çekmekle yetinmiyor. Bu lokanta, uzun yıllardır, bünyesinde çalıştırdığı Arjantinli köylü çocuklarına tradisyonel Arjantin ızgara pişirme tekniğini öğretmekte, onları meslek sahibi yapmaktadır. (ARJANTİN)

Arjantin’in en önemli özelliklerinden biri, dünyanın en ünlü ve lezzetli sığır bifteklerinin bu ülkede pişiriliyor olmasıdır.

* * 

201 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 8

  1. Emine Torun dedi ki:

    Sayin Sediyani

    Her zamanki gibi acaba bugün nerede neyi anlatiyor diyerek Arjantin ile ilgili bölümü bir solukta okudum, sira fotograflara gelince biraz daha ayrintli baktim, esimin dogumgünü icin ilk kez bir Arjantin et lokantasinda yer ayirttik ve izgarada pisirilmis enfes farkli sigir ve kuzu etlerini yedik, cok lezzetliydi.

    Selamlar saygilar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir