Kadın Peygamberler – 11

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. YOXEBED (AS)

     Allah tarafından seçilip insanlığa gönderilmiş kadın peygamberlerden biri de, kendisi de ikisi erkek biri kız üç peygamber (Hz. Musa, Hz. Harun ve Hz. Miryam) doğurmuş olan Hz. Yoxebed (as)’dir.

     İslam itikadında “Ulu’l- Âzm” olarak adlandırılan en büyük 5 peygamberden biri olan Hz. Musa’nın annesi Yoxebed’in bir peygamber olduğu, bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de vurgulanır. Kur’ân’ın iki ayrı sûresinde Allah’ın Musa’nın annesine vahyettiği, O’nunla konuştuğu ve kendisine âyetler gönderdiği net bir biçimde belirtilir:

     “Musa’nın annesine şöyle vahyettik: ‘Onu emzir. Şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak. Korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız’.” (520)

     “(Allah) Buyurdu: ‘Ey Musa! İstediğin sana verilmiştir. Andolsun Biz bir defa daha sana lütufta bulunmuştuk. Sen doğduğun zaman, annene de vahyedilmesi gereken şeyi vahyetmiştik: ‘Onu (Musa’yı) bir sandığın içine koy ve (sandığı) suya bırak. Böylece su onu sahile bıraksın. Onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün altında yetiştirilmen için, tarafımdan sana bir sevgi bıraktım’.” (521)

     Yahudîler, Musa’nın annesi Yoxebed’e büyük saygı ve hürmet gösterirler, ancak O’nu peygamber olarak kabul etmezler. Fakat Kur’ân-ı Kerîm’deki Tâhâ ve Qasas sûrelerini baz alan kimi İslam âlimleri, Yoxebed’in bir hanım peygamber olduğuna hükmetmişlerdir.

     Mısır Firavunu’nun, ülkede yeni doğan tüm erkek çocuklarının öldürülmesi emrini vermesi (522), Yoxebed’in yeni doğurduğu bebeği Musa’yı öldürmesinler diye bir sandığa koyup Nil Nehri’ne bırakması (523), sonra bu bebeğin sarayda yaşayan (Tevrat’a göre Firavun’un kızı (524), Kur’ân’a göre Firavun’un karısı (525)) bir kadın tarafından bulunup çıkarılması (526), bizzat sarayda büyütülmesi (527), dünyanın belki de en meşhur öyküsüdür. Öyle ki, yeryüzünde bu hikâyeyi bilmeyen, duymamış nerdeyse tek bir ferd dahi yoktur.

     Tarihteki dördüncü kadın peygamber olan Hz. Yoxebed (as) annemizi kaleme alacağımız ve fakat aynı anda altı kişiyi anlatacağımız (İmran, Hz. Yoxebed, Hz. Asiye, Hz. Miryam, Hz. Harun ve Hz. Musa) bu bölümde, esas konuya başlamadan önce, en az onun kadar önemli olan ve ondan daha fazla ilgi çekici olduğunu düşündüğüm üç mevzûyu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor:

     Birincisi; “İmran” (Amram), “Yoxebed”, “Asiye”, “Miryam” (Meryem), “Harun” (Aharon) ve “Musa” (Moşe) isimlerinin etimolojisi. Bu kelimeler hangi dile ait sözcüklerdirler ve ne anlama gelmektedirler?

     İkincisi; Musa’yı nehir sularından çıkarıp saraya alan ve kendi eliyle büyüten kadın, Firavun’un kızı mıydı yoksa karısı mı? Tevrat’ın söylediğine göre, Firavun’un kızıdır. (528) Kur’ân’ın söylediğine göre ise, Firavun’un karısıdır. (529) Hangisi doğru?

     Üçüncüsü ve “can alıcı” olanı da; İslam kaynaklarında “Hz. Asiye” ismiyle geçen (530) ve fakat bunun bir isim değil – müşrik ve zalim Firavun’a “asi” (isyankâr) davranmış olmasından dolayı – bir sıfat olduğu anlaşılan, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp saraya alan ve kendi eliyle büyüten bu kadın gerçekte kimdir? Kimdir bu Asiye? Gerçek ismi ne? Asıl kimliği ve etnik kökeni nedir?

     Birinci mevzûyu Hz. Yoxebed (as) annemizi kaleme alacağımız bu bölümde, ikinci ve üçüncü mevzûları ise Hz. Asiye (as) annemizi kaleme alacağımız bir sonraki bölümde ele alıp irdeleyeceğiz.

     Bunları yaparken de, çalışmamızın başından beri riayet ettiğimiz ve sonuna kadar da riayet etmeye devam edeceğimiz disipline ve “bilimsel ahlâka” bağlı kalmaya devam edecek, aktardığımız her “bilgi” ve “olgu”yu dînî ve ilmî kaynaklarıyla birlikte ortaya dökerek okurlarımızın istifadesine sunacak ve kendi subjektif yorumlarımızı mümkün mertebe katmamaya çalışacağız. Amacımız, kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân ışığında ve üç semavî dîne ait dînî metinler ve tarihsel kaynaklar ışığında bir konuyu ilmî seviyede etüd etmektir. Zirâ kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’da geçmiş ümmetler ve peygamberler hakkında pekçok önemli aktarımlar bulunmakta, üç semavî dîn olan Musevîlik, Hristiyanlık ve İslam’a ait dînî / naklî metinler ve tarihî kaynaklarda pekçok önemli ve çarpıcı bilgiler yer almaktadır.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Yoxebed’in kocası olan İmran’ın adı gerçek orijinal haliyle “Amram / Amiram” (עמרם) şeklinde olup, İbranice’de “En Yücelerin Arkadaşı” veya “İnsanları Yücelten” anlamına gelmektedir. (531) Bir diğer görüşe göre de “Amram” isminin anlamı “Yüce Amca” olup, isimdeki “am” sözcüğü “amca” demektir. (532) Günümüzde dahi Kürtçe’de ve Türkçe’de amca için bu sözcükten türeme kelimeler kullanılır. Kürtçe’deki “mam” ve Türkçe’deki “amca”, ayrıca şivesel kullanımdaki “emmi” sözcükleri buradan türemiştir.

     “Amram” ismi Tevrat’ta iki kez geçer. (533) Tevrat’ın “Mısır’dan Çıkış” bölümünde, Amram’ın, Yoxebed’in kocası, Harun, Musa ve Miryam’ın da babası olduğu belirtilir. (534)

     İsmin İslamî kaynaklarda Arapçalaştırılmış şekli “İmran” (عمران) olup (535), Kur’ân’da “Âl-i İmran” (İmran Ailesi) adında bir de sûre vardır (536). Ancak Kur’ân, “İmran Ailesi” derken, Hz. Musa’nın kızkardeşi Hz. Meryem (Miryam)’in ailesinden değil de, O’ndan 1300 yıl sonra yaşamış olan Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in ailesinden bahsetmektedir ki (537), bu şaşırtıcı durumu Miryam’ı kaleme alacağımız bölümde irdeleyeceğiz.

     İmran (Amram)’ın hanımı olan kadın peygamber “Yoxebed” (יוכבד)’in adı ise, Yahudî ve Hristiyan kaynakların açıklamalarına göre “Yahve Kabed” ifadesinden doğmadır ve “Tanrı En Güçlüdür” veya “Tanrı En Büyüktür” anlamına gelmektedir ki (538), bu da, tam olarak İslam’daki “Allah-û Ekber” şiarına karşılık gelmektedir.

     Ancak bu durum, Tanrı’nın, kendi özel ismi olan “Yahova” ismini ilk kez Musa’ya bildirdiğini beyan eden Tevrat âyetiyle çelişmektedir. Eğer “Yehova” adı ilk Musa’ya bildirildiyse, Musa’nın dedesi ve ninesi bu ismi nereden biliyordu da kızlarına o isme isnaden bir isim taktılar? İlgili Tevrat âyeti şöyledir:

     “Tanrı, Musa’ya, ‘Ben Yehova’yım’ dedi, ‘İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a ‘Herşeye Gücü Yeten Tanrı’ olarak göründüm, ama onlara kendimi Yehova olarak tanıtmadım. Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlarla antlaşma yaptım. Mısırlılar’ın köleleştirdiği İsrailliler’in iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım. Onun için İsrailliler’e de ki, ‘Ben Yehova’yım. Sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım. Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrınız olacağım. O zaman sizi Mısırlılar’ın boyunduruğundan çıkaran Tanrınız Yehova’nın ben olduğumu bileceksiniz. Sizi İbrahim’e, İshak’a ve Yakup’a vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben Yehova’yım’.” (539)

     Ancak çalışmamızın daha önceki bölümlerinde de söylediğimiz gibi, – ve niyetimiz Yahudî olsun başka dînden olsun hiç kimseyi incitmek ve rencide etmek değil ama – Tevrat hakikaten çelişkilerle doludur. Örneğin yukarıda verdiğimiz âyetlerde bunlar söylenirken, Tevrat’ın başka bir âyetinde Tanrı’nın Yehova ismini Hz. İbrahim’e de bildirdiği (540), başka bir âyetinde Tanrı’nın Yehova ismini Hz. İshak’a da bildirdiği (541), başka bir âyetinde de Tanrı’nın Yehova ismini Hz. Yakup’a da bildirdiği (542) söylenmektedir. Aynı kutsal kitabın içinde biribiriyle çelişen ifadeler…

     İslamî kaynaklarda, bebek Musa’yı Nil Nehri’nden çıkarıp saraya alan ve kendi eliyle büyüten kadın olarak anlatılan “Asiye” (آسيا)’nin ismi Kur’ân’da geçmez. Kur’ân, O’ndan bahsederken “Firavun’un karısı” diyerek bahseder. (543) Tıpkı Hz. Sara (as) annemizden bahsederken de ismini anmayıp “İbrahim’in karısı” diyerek bahsetmesi gibi. (544) Ancak hadislerde ismi geçer. Hz. Muhammed (sav), O’ndan bahsederken “Firavun’un eşi Asiye” diyerek ismini açıkça belirtir. (545)

     “Asiye” isminin etimolojisini yaparken, çok ince bir hususu bilmek ve ıskalamamak gerekiyor. O ince husus şudur: Arapça olan bu ismin şayet ilk harfini “ayn” () ile yazarsanız, yani “Âsiye” (ﻋﺎﺻﻴﻪ) şeklinde yazarsanız, bu durumda kelime “İsyan Eden Kadın”, “İsyankâr Kadın” anlamına gelmektedir. Türkçe’de de “âsi” (isyan eden erkek) ve “âsiye” (isyan eden kadın) sözcükleri kullanılmaktadır. Yok ama bu ismin şayet ilk harfini “elif” () ile yazarsanız, yani “Asiye” (آسيا) şeklinde yazarsanız, bu durumda kelime “Kederli Kadın”, “Üzüntülü Kadın” anlamına gelmektedir. (546) Bunun yanında “İnsanların Arasını Düzelten Kadın”, “Adaletli Kadın” veya “Sağlam Bina” gibi anlamlara da gelebilmektedir. (547) Burada bir kişilik olarak ele aldığımız Hz. Asiye annemizin ismi “Asiye” (آسيا) şeklindedir; yani “Kederli Kadın”, “Üzüntülü Kadın” anlamında.

     İslam Peygamberi Hz. Muhammed, “İsyan Eden Kadın”, “İsyankâr Kadın” anlamına gelen ilk şekliyle “Âsiye” ismini tasvip etmemiş, bu ismi taşıyan bazı hanım sahabelerin isimlerini değiştirmiştir. (548) İslam öncesi dönemde Araplar erkeklere “Âsi” (ﻋﺎﺻﻲ), kadınlara “Âsiye” (ﻋﺎﺻﻴﻪ) ismini takarlardı. “İsyan Eden”, “İsyankâr” anlamına gelen bu ismi Araplar sıkça çocuklarına verirlerdi. Bu anlamdaki bir ismin kullanılmasının hoş olmayacağına kanaat getiren Hz. Muhammed (sav), bazı kadın sahabelerin “Âsiye” olan isimlerini “Güzel Kadın” anlamına gelen “Cemile” veya “Zeynep” olarak değiştirmiştir. (549)

     Bir rivayete göre, ikinci halife Ömer ibn-i Xattab (581 – 644)’ın Âsiye adında bir kızı vardı. Hz. Muhammed, o kızın ismini Cemile olarak değiştirdi. (550) Ömer’in oğlu yani Âsiye (yeni adıyla Cemile)’nin kardeşi Abdullah ibn-i Ömer (612 – 93) anlatıyor: “Resûlullah kızkardeşim Âsiye’nin adını değiştirdi. O’na ‘Sen Cemile’sin’ dedi.” (551)

     Ancak “Asiye” kelimesi Arapça olduğu için ve fakat Firavun’un hanımı Hz. Asiye’nin Araplık’la, Arap olmakla uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı için, bunun bir sıfat olarak İslam nakilcileri ve tarihçileri tarafından verildiği anlaşılıyor. Gerçek şu ki, O’nun ismi çok daha farklı birşey idi ve Asiye O’nun ismi değil sıfatıdır. Batılı kaynaklar da, Asiye isminin İslam müfessirleri tarafından verildiğini, Tevrat’ta geçen ve Hz. Yusuf (as)’un hanımının ismi olan Asenat’ın (552) bozulmuş ve Arapçalaştırılmış şekli olduğunu, Süryanî metinlerinde Hz. Yusuf’un eşinin ismi Asyat şeklinde geçtiğinden, İslamî kaynaklara Süryanice’den geçtiğini kaydetmektedirler. (553)

     Amram – Yoxebed çiftinin biri kız ikisi erkek üç çocuğu var: Miryam, Harun ve Musa. (554)

     Tevrat’ta Miryam’dan bahsederken “Miryam Peygamber” diyerek bahsedilir. (555) Yahudilik’in sözlü kanununun kâğıda dökülmüş derlemesi olan Talmud’da da aynı şekilde “Miryam Peygamber” diye geçer ve Musevîlik inancında İsrail’in 7 kadın peygamberinden biri olarak kabul edilir. (556)

     “Miryam” (Miriam; Meryem; Maria) ismi, dünyanın en ünlü kız isimlerinden biridir ve günümüzde dahi yeryüzünde en çok kullanılan kadın ismidir. İsmin Tevrat’ta geçen İbranice şekli “Miryam” (מרים), İncil’de geçen Yunanca şekli “Maria” (Μαριά), Kur’ân’da geçen Arapça şekli “Meryem” (ﻤﺮﻴﻢ) olup, günümüz farklı toplumlarında “Mary”, “Mariam”, “Mariye” şeklinde de kullanılır. İsrail’de halen kullanılan hipokoristik biçimleri arasında “Mira”, “Miri” ve “Mimi” de bulunuyor. (557)

     İsmin etimolojisi belli değildir. (558) Tarihte bu isimde karşımıza çıkan ilk kadın, Hz. Musa’nın kızkardeşi Hz. Miryam olduğu için İbranice bir isim olduğu zannediliyorsa da, aslında Mısır kökenli bir isimdir ve Musa Peygamber de, sözkonusu ablası Miryam Peygamber de Mısır doğumludurlar, Mısırlı’dırlar. (559) Sadece bu değil, pekçok Levite ismi de sanıldığı gibi İbranî kökenli değil Mısır kökenlidir.

     En ciddi etimolojik çözümlemeye göre, kelime Mısır kökenli olup, Mısır Tanrıları’nın sevgilisi olduğunu ifade eder. “Miryam” (Meryem) ismi, Eski Mısır dilinde “Amon’un Sevgilisi” anlamına gelen “Mry.t-Jmn” veyahut da “Ra’nın Sevgilisi” anlamına gelen “Mry.t-Ra” ifadesinden türemiştir. (560)

     Diğer bir varyanta göre, bu isim, antik dönemde “İsyan”, “Acı Deniz”, “Güçlü Su”, “Birini Yüceltmek”, “Hükmetmek”, “Çocuk Dilemek” ve “Güzel” gibi anlamlarda da kullanılmıştır. Hristiyanlık’ın ilk yüzyıllarının en ünlü rahiplerinden biri olan Filistinli teolog ve tarihçi Eusebius ya da tam adıyla Eusebius Pamphili tís Kaisereias (263 – 339)’ın takipçisi olan İtalyan teolog ve tarihçi Azîz Jerome ya da tam adıyla Eusebius Sophronius Hieronymus (347 – 420)’un takriben 390 yılında kaleme aldığı bilgiye göre (561), ismin kökeni İbranice olup, Tevrat’ta geçen ve “damla” anlamına gelen “mar” (מר) (562) sözcüğü ile yine Tevrat’ta geçen ve “deniz” anlamına gelen “yam” (ים) (563) sözcüğünün bileşiminden oluşmuştur ve “Deniz Damlası” anlamına gelmektedir. Fakat bu çeviri daha sonra skribal hata nedeniyle veya 3. yy’daki “ünlü harfleri kayması” nedeniyle “damla” anlamına gelen “mar” (מר) sözcüğü yerine “yıldız” anlamına gelen “maor” (מאור) sözcüğüyle yazıldığından, isim de “Deniz Yıldızı” haline gelmiştir. (564)

     Musa’nın ablası Miryam (Meryem) ile aynı ismi taşıyan ancak 1300 yıl sonra yaşayan, Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in de Ortaçağ’daki adı “Stella Maris” idi ve bu ifade de Latince’de “Deniz Yıldızı” anlamına geliyor. (565) Nitekim Kral James İncili’nde de Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem, “Sabah Yıldızı” olarak nitelendirilir. (566)

     Miryam (Meryem)’ın kardeşi, Musa’nın ağabeyi Harun’un adı İbranice orijinal haliyle “Aharon” (אהרן) olup, ismin İslamî kaynaklarda Arapçalaştırılmış biçimi “Harun” (ﻫﺍﺮﻮﻥ) şeklindedir. Bu peygamberin ismi hem Tevrat’ta (567), hem İncil’de (568), hem Kur’ân’da (569), hem de Bahaîlik’in kutsal kitabı İkan’da (570) geçer.

     İsmin etimolojisi belli değildir. Tarihte bu isimde karşımıza çıkan ilk erkek, Hz. Musa’nın ağabeyi Hz. Harun olduğu için İbranice bir isim olduğu zannediliyorsa da, aslında Mısır kökenli bir isimdir ve Musa Peygamber de, abisi Harun Peygamber de Mısır doğumludurlar, Mısırlı’dırlar. (571)

     En ciddi etimolojik çözümlemeye göre, kelime Mısır kökenli olup, Eski Mısır dilinde “Savaşçı Aslan” anlamına gelen “Aha rw” ifadesinden türemiştir. Bir anlamı da “Aydınlanmış Kişi”dir. Eski Mısır dîninde “Cennet”in adı da “Aaru” idi ve bu cennet, İyilik ve Diriliş Tanrısı Osiris tarafından yönetiliyordu. (572)

     Bir diğer ilginç ve çarpıcı teoriye göre ise, “Aaron” (Harun) ismi Mezopotamya (Kürdistan) kökenli bir isimdir ve aslında Hz. İbrahim (as)’in kardeşi “Harran”ın isminin farklı bir biçime sokulmuş halinden başka birşey değildir. (573)

     Amram – Yoxebed çiftinin en küçük çocuğu, Miryam (Meryem) ve Aaron (Harun)’un kardeşi Hz. Musa’nın adı Tevrat’ta “Moşe” (משה) şeklinde, Kur’ân’da ise “Musa” (ﻣﻮﺴﻰ) şeklinde geçer.

     Tevrat’a göre, “Moşe” (Moses; Musa) adı Mısır kökenli İbranice bir isim olup “Sudan Çıkan” anlamına geliyor ve bu isim kendisine, Firavun’un kızı tarafından Nil Nehri’nden çıkartıldığı için verilmiştir:

     “Firavun’un kızı, çocuğu evlat edindi. ‘Onu sudan çıkardım’ diyerek adını ‘Musa’ koydu.” (574)

     Musevîlik’teki kutsal metinlerin haftalık sinagog toplantılarında okunması ve dinleyicilere ders olarak verilen açıklamalarından oluşan külliyat olan “Midraşlar”da da, “Musa” adının kökeninin Eski Mısır dilinde “Nil’in Çocuğu” anlamına gelen “Mw-Še” olduğu belirtilir. (575)

     Eski Mısır dilinde “mou” sözcüğü “su” anlamına gelirken, “mw” kelimesi de “nehir” demekti. Nil Nehri’nde bulunup çıkarılan bir bebek olan Musa’nın ismi de buradan doğmuştur. (576) Buna göre “Moşe” (Musa) ismi, İbranice’de “çekip çıkarmak” anlamına gelen ve Tevrat’ta nadiren kullanılan “mşh” (maşah) kökünden türemiştir. (577)

     Ancak Firavun’un kızı İbranice konuşmadığı için çocuğa İbranice bir isim vermiş olamaz; dolayısıyla bunun Yahudî dîn bilginleri tarafından uydurulmuş bir yakıştırma olduğuna inanan tarafsız dilbilimciler, sözkonusu türetmeyi doğru kabul etmemektedirler. “Musa” kelimesinin Ras Şamra Tabletleri’nde rastlanan İbranice “m(w)ş” kelimesiyle alakalı olabileceği ileri sürülmüşse de, araştırmacıların çoğu kelimenin Mısır kökenli olduğuna kanidir. (578)

     Tevrat’taki İbrani etimolojisi vurgusu, birçok araştırmacıya göre, Musa’nın Mısırlı ve isminin Mısır kökenli oluşunu saklama çabası olabilir. (579) Ancak ismin Mısır karakteri, 2000 yıl önce yaşamış Yahudî dîn âlimleri ve müfessirler tarafından kabul edilmiştir. Örneğin Hz. İsa (as) ile aynı zamanda yaşamış olan dünyaca ünlü İskenderiyeli Yahudî âlim ve filozof Filo Yedidia (M. Ö. 20 – M. S. 45) ve yine Hz. İsa (as)’dan sadece bir kuşak sonra yaşamış olan dünyaca ünlü Kudüslü Yahudî müfessir ve tarihçi Titus Flavius Josephus ya da gerçek adıyla Yosef ben Matityahu ha Kohen (37 – 100), ismin Mısır kökenli olduğunu kabul edenlerin başında gelirler. Filo Yedidia, “Mısırlılar’ın dilinde ‘mou’ sözcüğü ‘su’ demekti” derken (580), Yosef ben Matityahu da, “Mısırlılar’ın dilinde ‘môu’ sözcüğü ‘su’ demekti ve bu İsis’in de ünvânıydı” demiştir (581).

     Bir diğer ilginç ve çarpıcı teoriye göre ise, Mısır kökenli bir isim olan “Musa” (Moşe; Moses) kelimesi aslında isim değil bir sıfat veya fiil olup, “… çocuğu” anlamına gelen “msy” tamlamasından veyahut da “yarattı” fiilinin karşılığı olan “moses” ya da “messes” fiilinden türemiştir. (582) Buna örnek olarak da, Mısır Tanrıları’nın isimlerini kullanıp o isme “… yarattı” fiilinin karşılığı olarak “moses” ya da “messes” fiilini ekleyerek bunu kendilerine isim yapan Mısır Firavunları gösterilir. Misalen “Thut yarattı” anlamına gelen “Thutmose” (Thut-mose) ismini kullanan firavunlar ya da “Ra yarattı” anlamına gelen “Ramses” (Ra-mses) ismini kullanan firavunlar. Bilindiği üzere, Tuth ve Ra, eski Mısır Tanrıları’dırlar. Dolayısıyla “yarattı” anlamına gelen “mose” veya “mses” fiilinden türeyen “Musa” ismi de, aslında böyle bir etimolojik çıkışa sahip olabilir. (583) Tevrat’ta da ismi zikredilen Mısır Firavunu Ramses’in ismi bu âyetin İbranice orijinalinde “Ra’amses” şeklinde okunur. (584)

     Mısırbilimcilerin çoğu, “Moşe” (Musa) kelimesinin Mısır dilinde “çocuk” anlamındaki “mes” veya “mesu” kelimesinin farklı yazılmış şekli olduğunu kabul etmektedirler. Ancak Firavun’un kızının “mes” veya “mesu” kelimesini tek başına mı yoksa bir Tanrı adıyla birlikte mi kullandığı bilinmemektedir. (585)

     Müslüman dilbilimciler de “Musa” isminin menşeini tartışmışlardır. Kelimenin aslının İbranice “su” anlamındaki “mu” sözcüğü ile “ağaç” anlamındaki “şa” sözcüğünden oluşan “Muşa” olduğu, su ve ağacın yanında veya sudaki bir sandık içinde bulunduğu için Musa’ya bu adın verildiği nakledilmektedir. (586)

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     “İmran” (Amram), “Yoxebed”, “Asiye”, “Miryam” (Meryem), “Harun” (Aharon) ve “Musa” (Moşe) isimlerinin etimolojisini de bu şekilde yaptıktan sonra, Allah tarafından seçilip insanlığa gönderilmiş dördüncü kadın peygamber olan Hz. Yoxebed (as)’in ilginç ve çarpıcı hayat hikâyesini anlatmaya başlayabiliriz…

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(520): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7

(521): Kur’ân-ı Kerîm, Tâhâ 36 – 39

(522): Tevrat, Çıkış, 1:9 – 16 ve 22; Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 3 – 4

(523): Tevrat, Çıkış, 2:2 – 4; Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 7 – 8

(524): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6

(525): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(526): Tevrat, Çıkış, 2:7 – 8; Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 9

(527): Tevrat, Çıkış, 2:9 – 10; Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 9

(528): Tevrat, Çıkış, 2:5 – 6

(529): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 8; Tahrim 11

(530): Buharî, Enbiya 32 ve 46

(531): Shlomo Giora Shoham, Moses: The Righteous Sky Gazer, s. 289, Cambridge Scholars Publishing, Newcastle 2014 / Abdelbaset Yusuf, Jesus: From India to Japan, s. 59, Dorrance Publishing, Pittsburgh 2017 / Carlos N. Moore, Survey of the Scriptures, s. 30, Lulu Press, Raleigh 2015 / Mark David, Numbers of the Lord, s. 25, Xlibris Corporation Publishing, Bloomington 2011 / Glen Carpenter, Connections, s. 336, Xulon Press, Maitland 2004 / William Macdonald, Believer’s Bible Commentary, s. 2541, Thomas Nelson Publishing, Nashville 2016 / Judson Cornwall – Stelman Smith, The Complete Dictionary of Bible Names, International Bible Society, Newberry 1998 / Joy Jacobs, They Were Women Too, Moody Publishers, Chicago 1981 / The International Standard Bible Encyclopedia, cilt 1, s. 118, William B. Eerdmans Publishing Company, Grand Rapids 1979

(532): Edgar Kellenberger, Das Wissenschaftliche Bibellexikon, “Amram und Jochebed” maddesi, Deutsche Bibelgesellschaft, Stuttgart 2009

(533): Tevrat, Çıkış, 6:20; Ezra, 10:34

(534): Tevrat, Çıkış, 6:20

(535): Benjamin Stora – Abdelwahab Meddeb, A History of Jewish – Muslim Relations: From the Origins to the Present Day, s. 52 – 53, Princeton University Press, Princeton 2013 / Angelika Neuwirth – Nicolai Sinai – Michael Marx, The Qur’ān in Context, s. 507, Brill Publishing, Leiden & Boston 2010 / Maura Hearden – Virginia M. Kimball, Mary: God-Bearer to a World in Need, s. 112, Pickwick Publications, Eugene 2013 / Georges Vajda, Études sur le Judaïsme Médiéval, s. 807, Tel Aviv University Publishers, Tel Aviv 1997

(536): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran sûresi

(537): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 33 – 36; Tahrim 12

(538): Jonas C. Greenfield – Michael E. Stone – Esther Eshel, The Aramaic Levi Document, s. 192 – 194, Brill Publishing, Leiden & Boston 2004 / James Nohrnberg, Like unto Moses: The Constituting of an Interrupion, s. 333, Indiana University Press, Bloomington & Indianapolis 1995 / Andrea Wellnitz, Die Schönsten Biblischen Vornamen, Wilhelm Heyne Verlag, Münih 2008

(539): Tevrat, Çıkış, 6:2 – 8

(540): Tevrat, Tekvin, 15:7

(541): Tevrat, Tekvin, 26:24

(542): Tevrat, Tekvin, 28:13

(543): Kur’ân-ı Kerîm, Qasas 9; Tahrim 11

(544): Kur’ân-ı Kerîm, Hud 71; Zariyat 29

(545): Buharî, Enbiya 32 ve 46

(546): Elif Ersoy, Hz. Asiye, Düşün-ü-yorum Dergisi, sayı 22, Mart 2012 / M. Şerafeddin Kalay, Peygamberimiz Asiye İsmini Neden Değiştirdi?, Din Kültürü Atölyesi, 20 Ekim 2016

(547): İbn-i Manzur, Lisân, cilt 14, s. 34 – 35

(548): Mehmet Yaşar Kandemir, El- Edeb’ül- Müfred, cilt 2, bölüm 361, “Âsiye İsmini Değiştirmek”, Tahlil Yayınları, İstanbul 2018

(549): Buharî, Edeb 108 ve 114 / Müslim, Edeb 14 – 21 / Tirmizî, Edeb 66 / Ebû Davud, Edeb 69 – 70 ve Tıbb 24 / İbn-i Manzur, Lisân, cilt 15, s. 233

(550): Müslim, Edeb 3, hadis no 1687

(551): Müslim, Edeb 3, hadis no 1686 / Ebû Davud, Edeb 5, s. 238 – 239

(552): Tevrat, Tekvin, 41:45

(553): Josef Horovitz, Koranische Untersuchungen, s. 86, De Gruyter Verlag, Berlin & Leipzig 1926 / Henry Martyn, Controversial Tracts on Christianity and Mohammedanism, s. 137, Cambridge St. John’s College Publishers, Londra 1824

(554): Tevrat, Çıkış, 6:20; 15:20

(555): Tevrat, Çıkış, 15:20

(556): Talmud, Megillah 14 a

(557): Dan Isaac Slobin, The Crosslinguistic Study of Language Acquisition, s. 342, Lawrence Erlbaum Associates Publishers, Londra & Hillsdale 1985

(558): Neues Bibel-Lexikon, cilt 2, s. 815 – 816, “Miryam” maddesi, Zürih 2001

(559): Tevrat, Çıkış, 5:26 – 27

(560): The Catholic Encyclopedia, cilt 15, “The Name of Mary” maddesi, Robert Appleton Company, New York 1912

(561): age

(562): Tevrat, İşaya, 40:15

(563): Tevrat, Daniel, 4:16

(564): The Catholic Encyclopedia, cilt 15, “The Name of Mary” maddesi, Robert Appleton Company, New York 1912

(565): Raphael M. Huber, St. Anthony of Padua, s. 40 – 41, The Bruce Publishing Company, Milwaukee 1947

(566): İncil, Kral James İncili, Vahiy 1:16, 2:28, 12:1 ve 22.16

(567): Tevrat, Tesniye, 9:20, 10:6 ve 32:50; Levililer, 7:1 – 7, 8:7 – 9, 9:8 – 18, 10:10 – 11 ve 13:1 – 59; Ezra, 7:1 – 5; Mika: 6:4; Çıkış, 4:2 – 4, 4:14 – 16, 4:27 – 31, 6:16 – 20, 6:22 – 29, 7:1 – 2, 7:7 – 13, 7:19 – 20, 8:1 – 7, 8:16 – 17, 16:2 – 10, 17:12, 24:1 – 14, 28:1 – 2, 29:9, 32:1 – 6; 32:21, 32:25, 32:35 ve 40:12 – 15; I. Samuel, 12:68; Sayılar 3:2 – 3, 12:1 – 12, 14:4 – 5, 17:8, 18:2 – 7, 20:2 – 29, 25:7 – 13 ve 33:37 – 39; Siracide, 45:6 – 22; I. Tarihler, 6:1 – 15 ve 24:1 – 4

(568): İncil, İbraniler’e Mektup, 5:2 – 5, 7:11 – 12 ve 8

(599): Kur’ân-ı Kerîm, Nisa 163; En’âm 84; Saffat 114 ve 120; Qasas 34; Enbiyâ 48; Tâhâ 29 – 36, 70, 85 ve 90 – 98; Furqan 35; Meryem 53; Yunus 75; Mü’mînun 45; Şuara 48; Âraf 121 – 122 ve 142

(570): Kitab-ı İqan, 5:270 – 280, Selected Writings of Bahaullah and Abdulbaha, s. 243, Bahai Reference Library, 1861, 1976 ve 2003

(571): Tevrat, Çıkış, 5:26 – 27

(572): Das Große Vornamenlexikon, s. 35, Duden Verlag, Mannheim 2007

(573): Rabbi Isaac Luria, Şa’ar Ha-Gilgulim, Xeim Vital, bölüm 33, paragraf 3 b, 16. yüzyıl

(574): Tevrat, Çıkış, 2:10

(575): Rivka Ulmer, Egyptian Cultural Ikons in Midrash, cilt 1, s. 269, De Gruyter Verlag, Berlin & New York 2009

(576): Naomi E. Pasachoff – Robert J. Littman, A Concise History of the Jewish People, s. 5, Rowman & Littlefield Publishers, Oxford & Lanham & Boulder & New York & Toronto 2005 / Constanza Cordoni – Gerhard Langer, Narratology, Hermeneutics and Midrash, s. 145 – 175, Lorena Miralles Maciá, “Judaizing a Gentile Biblical Character Through Fictive Biographical Reports: The Case of Bityah, Pharaoh’s Daughter, Moses’ Mother, According to Rabbinic Interpretations”, Vienna University Press, Viyana 2014 / Franz V. Greifenhagen, Egypt on the Pentateuch’s Ideological Map, s. 63, Sheffield Academic Press, Londra & New York 2002 / Thomas B. Dozeman, Commentary on Exodus, s. 81 – 82, William B. Eerdmans Publishing, Cambridge & Grand Rapids 2009

(577): Tevrat, II. Samuel, 22:17 / Zebur, Mezmurlar, 18:16

(578): Eugene Mangenot, Dictionnaire de la Bible, cilt 4, s. 1191, Paris 1912 / Henri Cazelles, Dictionnaire de la Bible, cilt 5, s. 1320, Paris 1957

(579): Franz V. Greifenhagen, Egypt on the Pentateuch’s Ideological Map, s. 63, Sheffield Academic Press, Londra & New York 2002

(580): Filo Yedidia, Mos, 1, 4:17

(581): Yosef ben Matityahu, Ant, 2:228

(582): Christopher B. Hays, Hidden Riches: A Sourcebook fot the Comparative Study of the Hebrew Bible and Ancient Near East, s. 116, Westminster John Knox Press, Louisville 2014 / Eckart Otto, Mose, Ägypten und das Alte Testament, Manfred Görg, “Mose – Name und Namensträger: Versuch Einer Historischen Annäherung”, s. 17 – 42, Herbert Donner, “Geschichte Des Volkes Israel”, s. 125 – 126, Verlag Katholisches Bibelwerk, Stuttgart 2000

(583): age / age

(584): Tevrat, Çıkış, 1:11

(585): Eugene Mangenot, Dictionnaire de la Bible, cilt 4, s. 1191, Paris 1912 / Henri Cazelles, Dictionnaire de la Bible, cilt 5, s. 1320, Paris 1957

(586): Mevhub bin Ahmed el- Cevalikî, El- Muarreb, s. 567 – 568, Şam 1990

     SEDİYANİ HABER

     2 EYLÜL 2019

Sonbahar, ne de çabuk dayandın kırık pencereme
oysa gözlerimde yağmur
nefesimle bulutlar biriktirmiştim penceremin camında
buhar buhar bulutlar
parmağımla üzerine “Qum fe enzir” yazdığım.
 
November sevgilim; yere düşen yapraklar
ağaçlardan mı yoksa ömrümden mi
dallar mı çöküyor omuzlarım mı
söyle ey nefesim, cama soluduğum
bu kırışık yüz
bu güçsüz beden benim mi
November;
düşen son yaprakları ömrümün
susun;
ağaçlar uyuyor…
 
(“November Sevgilim” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
330 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir