Gümüş Nehir’in Kıyısındaki Başkentlerin Meydanlarında Haykırdım Sana Olan Sevgimi – 5

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires’teki Buenos Aires Uluslararası Ministro Pistarini Havaalanı (İsp. Buenos Aires Aeropuerto Internacional Ministro Pistarini) ya da bilinen adıyla Buenos Aires Uluslararası Ezeiza Havaalanı (İsp. Buenos Aires Aeropuerto Internacional de Ezeiza)’ndan çıktıktan sonra, bizi bekleyen taksiye biniyor ve Buenos Aires şehir merkezine doğru yol alıyoruz.

     Havaalanı, şehir merkezinin 22 km güneybatısında, Ezeiza semtinin 2 km kuzeyinde yer alıyor. İsmi de o yüzden böyledir. Bizim gideceğimiz ve 10 gün boyunca kalacağımız, şehir merkezinin tam kalbindeki Amérian Buenos Aires Park Hotel ise havaalanına 33 km mesafede.

     Taksiye biniyoruz. Sergio direksiyon başına, ben yanındaki koltuğa, Yaşar da Muşlu olduğu için arka koltuğa…

     Taksicimiz Sergio, çok güzel Almanca konuşuyor. Kendisi elbette Arjantinli ama turizm sektöründe çalıştığı için Almanca’yı da öğrenmiş. Arabada sohbet ede ede gidiyoruz…

     Havaalanı kompleksinden çıktıktan sonra AU Tte. Gral. Pablo Riccheri adlı otobana çıkıyoruz ve yolculuğumuz burada başlıyor.

     Yolumuzun sağ tarafına düşen Barrio Uno mahallesini geçtikten sonra, yolumuzun sol tarafında geniş bir yeşillik alan olduğunu görüyoruz. Burası bir spor kompleksi ve ortasında Beyzbol Ulusal Stadı (İsp. Estadio Nacional de Béisbol) var.

     – Argentinische Fußballnationalmannschaft trainiert auch hier (Arjantin Millî Futbol Takımı da antrenmanlarını burada yapıyor), diyor şoförümüz Sergio.

     Bu hem Yaşar’ı hem beni mutlu ediyor, çünkü ikimiz de Arjantin Millî Takımı hayranıyız. Doğrusu Arjantin’e ayak bastığımızın hemen ilk saatinde Arjantin Millî Takımı’nın kamp yaptığı, antrenmanlarını gerçekleştirdiği sahayı görmek, bizim için oldukça hoş bir sürpriz oluyor.

     Yaşar dayanamayıp şoförümüze soruyor:

     – Bist du ein River Plate-Fan oder Boca Juniors-Fan? (Sen River Plate taraftarı mısın yoksa Boca Juniors taraftarı mı?)

     “River Plate” isminin kendi ismiyle aynı cümlede kullanılmasını nerdeyse “hakaret” kabul eden Sergio, kızgın bir ses tonuyla cevap veriyor:

     – Was River Plate?!! Natürlich Boca Juniors… (Ne River Plate’si?!! Tabiî ki Boca Juniors…)

     Gülüyoruz…

     Bu kez Sergio soruyor bize:

     – Und sie? Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe..? (Ya siz? Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe..?)

     Bizim takımları biliyor. Yaşar cevap veriyor:

     – Ich bin Galatasaray-Fan, Ibrahim ist Beşiktaş-Fan. (Ben Galatasaray taraftarıyım, İbrahim Beşiktaş taraftarı.)

     Sergio’ya Türkiye’deki takımlarda top koşturan Arjantinli futbolculardan bahsediyoruz. Beşiktaş forması giyen Matías Emilio Delgado’yu, Fenerbahçe forması giyen Ariel Arnaldo Ortega’yı, Trabzonspor forması giyen Gustavo Alejandro Colman’ı, Bursaspor forması giyen Pablo Martín Batalla’yı, Sakaryaspor, Kayserispor ve Elazığspor’da oynayan Franco Dario Cángele’yi, eskiden Beşiktaş forması giyen ve halen Trabzonspor’da top koşturan José Ernesto Sosa’yı anlatıyoruz.

     Seviniyor Sergio, mutlu oluyor.

     Sergio’ya bu sezon Arjantin Ligi (Primera Divisón)’nde hangi takımın şampiyon olduğunu soruyoruz. Boca Juniors mu River Plate mi yoksa Independiente mi?

     “Hiçbiri değil” diye yanıtlıyor Sergio. Bu sezon Arjantin Futbol Ligi’nde sürpriz bir takımın şampiyonluğa ulaştığını belirtiyor: Racing Club de Avellaneda.

     Sergio’nun, kendisine hangi takımın taraftarı olduğunu sorduğumuzda verdiği tepki, hâlâ aklımızda. Gülüyoruz.

     Arjantin ve Brezilya gibi Latin Amerika ülkelerinde insanlar böyle işte. Futbol burada bir “hastalık”. Arjantin’de bir Boca Juniors taraftarına “Sen River Plate taraftarı mısın?” diye sormak, Ortadoğu’da bir Müslüman’a “Sen Hristiyan mısın?” diye sormak gibi birşey.

     Onlara bir anekdot anlatıyorum. Yaşanmış bir hadise. Almanca olarak anlatıyorum:

     – Zamanın birinde, Brezilya Spor Bakanı, bir ziyaret için Almanya’ya gelir. Almanya’da bir televizyon kanalı, O’nu canlı yayına çıkarır ve kendisiyle söyleşi yapar. Programın sunucusu olan gazeteci, kendisine sorar: “Sizin ülkenizde, Brezilya’da en popüler spor dalları hangileridir?” Brezilya Spor Bakanı saymaya başlar: “Basketbol, voleybol, capoeira, sörf, judo…” Bakanın bu dediklerini hayretler içinde dinleyen Alman gazeteci, dayanamayıp sorar: “Sayın Bakan, sizler Brezilya’nın spor bakanısınız. Brezilya denince dünyanın aklına ilk gelen şey futboldur. Ben size Brezilya’da en sevilen spor dallarını sordum, siz birkaç spor dalı saydınız ama futbolun adını dahi anmadınız. Doğrusu şaşkınlık içindeyim…” Brezilya Spor Bakanı buna şu cevabı verir: “Futbol mu? Futbol bizde bir spor değil ki, bir dîn! Siz bana spor dallarını sordunuz. Futbolu bana değil, dîn adamlarına sormalısınız. Ben dîn adamı değilim, spor adamıyım. Futbol Brezilya’da bir dîndir, bir spor dalı değil. Ben Brezilya Spor Bakanı’yım, Brezilya Diyanet İşleri Başkanı değil!”

     Kahkaha kopuyor arabanın içinde…. Yüksek sesle gülüyoruz.

     Spor kompleksinin bittiği yerde Arroyo adlı küçük bir dere akıyor. O akarsuyun üstünden geçerek yolumuza devam ediyoruz.

     Şehir görünmeye başladı. Arjantin’in muhteşem başkenti Buenos Aires, karşımızda, bizi bekliyor…

     Río Matanza (Katliâm Nehri) adlı ırmağın nazlı nazlı akan sularının üzerinden geçerek Buenos Aires’e varıyoruz.

     “Río Matanza” (Katliâm Nehri)’nın “Río de la Manzana” (Elma Nehri) ve “Río Riachuelo” (Küçük Nehir) gibi farklı isimleri de bulunuyor. 64 km uzunluğundaki nehir, Buenos Aires’in güneybatısında doğuyor ve kuzeydoğuya doğru akarak şehrin dünyaca ünlü tradisyonel semti olan La Boca semtinde sularını buranın en büyük, tüm dünyanın ise en geniş nehri olan Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’e bırakarak akıntısını tamamlıyor. Arjantin’in güçlü futbol kulüplerinden Club Atlético Boca Juniors (CABJ) da tam burada bulunuyor. (NOT: Yarın tam oraya gideceğimiz için ve Río Matanza nehrinin sularını Río de la Plata sularına bıraktığı noktanın fotoğraflarını çekeceğimiz için, bu fotoğrafları o geziyi yaptığımız bölümde sizlerle paylaşacak, La Boca semtini ve Matanza Nehri’ni o bölümde siz sevgili okurlarımıza anlatacağız.)

     Şehre güney ucundan girdiğimiz için, yolumuzun sağ (doğu) tarafına düşen 9 de Abril (9 Nisan) mahallesi ile yolumuzun sol (batı) tarafına düşen Ciudad Evita (Evita Şehri) mahallesi arasından geçerek giriyoruz şehre. Bunlar, La Matanza (Katliâm) semtinin mahalleleri.

     Siz sevgili okurlarımız, semt ve mahallelerin (bir de nehrin) neden böyle garip isimler taşıdıklarını merak etmişsinizdir. Arjantin’in kanlı ve devrimci bir tarihi var. Bu çarpıcı tarihi, bölüm bölüm okumakta olduğunuz ve yeni başlamış bulunan “Arjantin ve Uruguay Seyahatnamesi”nin ilerleyen bölümlerinde siz sevgili okurlarımız için ayrıntılı bir şekilde kaleme alacağız. Ancak gezinin bu etabında içinden geçtiğimiz ve adlarını zikrettiğimiz bu isimlerin kaynağını burada belirtmek durumundayız.

     Şu anda içinden geçtiğimiz ve ismi İspanyolca’da “Katliâm” anlamına gelen “La Matanza” semtinin bu ismi taşımasının sebebi, 1536 yılında tam burada gerçekleşen bir katliâmdan dolayıdır. İspanyol sömürgeci (onlar “kaşif” diyorlar) Pedro de Mendoza y Luján (1487 – 1537)’ın kardeşi Diego de Mendoza y Luján (? – 1536), burada bir yerli Kızılderili kabilesiyle çatışmaya girer ve şiddetli bir savaş yaşanır. Bu Kızılderili kabilesi, kendilerini Het olarak tanımlayan veya burası Pampa bölgesi olduğu için Pampalılar olarak tanımlanan, komşu bir Kızılderili kabilesi olan Guaraní halkı tarafından da Querandí adıyla anılan kabiledir. Querandí (Het, Pampalılar) halkının üç ayrı kolu vardır: Çeçe – Het, Didiu – Het ve Talu – Het.

     1536 yılında burada İspanyol sömürgeciler ile yerli Het (Querandí) kabilesi arasında çetin bir savaş yaşanır. Bu savaşta kaç Kızılderili savaşçının hayatını kaybettiği bilinmez, ancak ölen İspanyol işgalci askerlerin sayısı elebaşları Pedro de Mendoza ile birlikte 22’dir. İşte bu hadiseden dolayı bu semtin ismi Katliâm (İsp. La Matanza)’dır. Semtte akan ve biraz önce üzerinden geçtiğimiz akarsuyun ismi de Katliâm Nehri (İsp. Río Matanza)’dır.

     Semtin adı 1730 yılına kadar “Pago” (Ödeme) idi, bu tarihten sonra “La Matanza” (Katliâm) adını aldı. 1812 yılında ise belediyesi kuruldu. 321, 71 km²’lik bir alanı kapsayan semtin şu andaki nüfûsu 1 milyon 775 bin 886’dır. Buenos Aires’in en kalabalık semtidir.

     Bu semtin şu anda bulunduğumuz Ciudad Evita (Evita Şehri) mahallesi ise, Peronist hareketin kurucusu ve önderi olan Arjantin Devlet Eski Başkanı Juan Domingo Perón Sosa (1895 – 1974)’nın ikinci hanımı olup Arjantin halkının çok sevdiği Maria Eva Duarte de Perón (1919 – 52)’un adını taşıyor. Eva Perón, Arjantin’de İspanyolca’da “Küçük Eva” anlamına gelen “Evita” adıyla çağrılırdı.

     Mahalleden geçerken, bazı büyük binaların duvarlarında Eva Perón’un büyük boy resimlerinin çizili olduğunu ve posterlerinin asılı olduğunu görüyoruz.

     Bu mahalleyi geride bıraktıktan sonra sırasıyla Aldo Bonzi, Tapiales, Villa Celina ve Villa Madero mahallelerinden geçerek, Villa Lugano semtine varıyoruz. Daha sonra da AU Luis Dellepiane adlı otobana çıkıp yolumuza devam ediyoruz.

     Parque Avellaneda semtine vardığımız noktada AU 25 de Mayo adlı otoyola çıkıyoruz ve Flores semti geliyor. Bu yol üzerine seyrederken, Azucena Butteler, Parque Chacabuco, Boedo, San Cristóbal ve Constitución mahallerinden geçiyoruz. Bu mahallenin bittiği noktada 25 Mayıs Otoyolu’ndan çıkıp Avenida de 9 de Julio (9 Temmuz Caddesi)’ne çıkıyoruz.

     Bu arada Buenos Aires şehrinin sembolü olan Obelisco (uzun beyaz dikilitaş), tam karşımızda ve arabanın içinden bakınca görüyoruz. Bugün, otelde kahvaltı yaptıktan sonra oraya gideceğiz. Hani nasıl derler, “Azzzz sonra”…

     Monserrat semtini geçtikten sonra nihayet 10 gün boyunca ikamet edeceğimiz ve şehrin kalbi olan Centro (Merkez) semtine varıyoruz.

     Şoförümüz direksiyonu sağa kırarak Viamonte adlı caddeye giriyor ve bu cadde üzerinde sadece 700 m kadar gittikten sonra, otelimizin, Amérian Buenos Aires Park Hotel’in önündeyiz.

     Arabadan iniyor, Sergio’dan hatır istiyor ve eşyalarımızla birlikte otelin kapısından içeri giriyoruz.

     Otelimiz şehrin tam kalbinde, Centro semtinde, Viamonte ve Reconquista adlı caddelerin kesiştiği noktada yer alıyor. Bu toprakların en büyük, tüm dünyanın ise en geniş nehri olan ve “Seyahatname”mizin bu cildine de ismini veren Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’e de oldukça yakın. Hemen iki cadde aşağıda, yürüyerek 10 dakikalık mesafede. Öbür tarafında ise şehrin en önemli AVM (alışveriş merkezi)’si olan Galerias Pacifico (Pasifik Galerisi) bulunuyor ve o da otele yürüyerek sadece 3 dakika mesafede.

     4 yıldızlı bir otel olan bu otelimiz, “Avenida Reconquista – 699 esq. Viamonte, C1003ABM Buenos Aires” adresinde yer alıyor.

     Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te – inanmanız belki biraz güç ama – toplam 460 adet otel bulunuyor ve bizimki de bunlardan biri.

     1999 yılında inşâ edilen Amérian Buenos Aires Park Hotel, 2010 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla renove edildi ve daha modern bir yapıya kavuşturuldu.

     14 katlı otelin toplam 152 odası var. Odalarda yataklar, elbise dolabı (Yaşar elbiselerini katlayıp düzelterek koydu, ben ise fırlatıp içine attım), özel veya değerli eşyalarınızı saklayıp kilitleyeceğiniz özel kasa (benim değerli eşyam zaten yok bildiğiniz gibi, Yaşar birşeyler sakladı ama ne sakladı bilmiyorum), internet bağlantısı (WIFI) (o olmasaydı zaten hemen aynı gün başka bir otel aramaya giderdim), buzdolabı (10 gün boyunca bir kez bile açıp içinde ne olduğuna bakmadık), yemek ısıtmak için mikrowelle (hiç kullanmadık hatta görmedik bile), televizyon (arada bir açıp Arjantin televizyonunda “Haberler”i dinliyorduk, ancak İspanyolca bilmediğimiz için söylenen yalanları anlayamıyorduk) ve bir de yazı tahtası (onu da kullanmadık, kendimi gezmeye kaptırdığım için oturup aşk şiirleri yazmaya fırsatım yoktu) bulunuyor. Sigara içilmenin yasak olduğu odaların hemen hepsinin balkonu var (gece sigaramı balkonda içiyordum).

     Otelde her sabah nefis bir kahvaltı veriliyor. Açık büfe. Gerçi akşam yemekleri sunan restoranı da var ama o paralı. Hem dışarıda çok nefis restoranlar var, burası Buenos Aires, akşam yemeklerini dışarıda yiyorduk. (Şimdi bazılarınız öğle yemeğini soracak: Ne benim ne de Yaşar’ın “öğle yemeği” diye bir kültürümüz yok. Günlük hayatımızda da böyle yaşıyoruz. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği; günde iki öğün.)

     Otelin internet odası, fitness salonu ve saunası da bulunuyor ama bir kez bile uğramadık. Bütün gün dışarıdaydık, otele sadece uyumak için geliyorduk. Biz buraya tatil yapmaya gelmedik, gezmeye geldik.

     Otelin altında geniş bir otoparkı da bulunuyor ama o bizi ilgilendirmiyor tabiî. Biz buraya Lufthansa ile geldik, benim 2001 model VW Polo arabamla değil.

     Otel hakkında daha ayrıntılı bilgi için web adresine bakabilirsiniz: www.amerian.com.

     Otelin zemin katında bulunan resepsiyonunda kayıtlarımızı yapmak istedik. Ancak küçük bir sürprizle karşılaşıyoruz. Otele yerleşme vakitleri saat 11:00’de başlıyordu, biz ise uçağımız sabahın köründe bu ülkeye indiği için, otele çok erken gelmiştik. Henüz iki saatten fazla zamanımız vardı, odalarımızı tutup yerleşmek için.

     Biz de bu süreyi kahvaltılarımızı yaparak değerlendirdik. Otelin 1. katında bulunan kahvaltı salonunda, açık büfe kahvaltı. Amerika kıtasındaki ilk kahvaltımız…

     Kahvaltı tek kelimeyle nefisti. Kahvaltıdan sonra ardı ardına kahve içiyor, sohbet ediyoruz. Amaç, saat 11’e kadar vakit geçirmek.

     Vakit gelince, resepsiyonda kayıtlarımızı yaptırıyoruz. Eşyalarımızı alıp, bizim için ayrılan odaya asansörle çıkıyoruz.

     Odaya giriyoruz. Güzel bir oda. Hiç oyalanmadan, sadece eşyalarımızı odanın bir köşesine koyarak, tekrar dışarı çıkıyoruz.

     Daha ilk günden, bu ülkeye ayak bastığımız ilk saatlerde, Buenos Aires’i gezmek istiyoruz.

     Hayatımızda ilk defa geldiğimiz ve hayatımız boyunca hayâllerimizdeki bir ülke olmuş olan Arjantin’i bir an önce yaşamak istiyoruz.

     Bu duygularla atıyoruz kendimizi dışarı…

     İlk hedefimiz, başkent Buenos Aires’in sembolü olan, bütün kartpostallarda resmedilen, havaalanından taksiyle gelirken de yolda uzaktan gördüğümüz, Cumhuriyet Meydanı (İsp. Plaza de la República)’nın tam ortasına dikilmiş olan Obelisco adlı uzun beyaz dikilitaşın yanına gitmek.

     Otelimize yürüme mesafesinde. O kadar yakın yani.

     Yürüyerek gideceğiz…

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 11

“Río Matanza” (Katliâm Nehri)’nın “Río de la Manzana” (Elma Nehri) ve “Río Riachuelo” (Küçük Nehir) gibi farklı isimleri de bulunuyor. 64 km uzunluğundaki nehir, Buenos Aires’in güneybatısında doğuyor ve kuzeydoğuya doğru akarak şehrin dünyaca ünlü tradisyonel semti olan La Boca semtinde sularını buranın en büyük, tüm dünyanın ise en geniş nehri olan Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’e bırakarak akıntısını tamamlıyor. Arjantin’in güçlü futbol kulüplerinden Club Atlético Boca Juniors (CABJ) da tam burada bulunuyor. (ARJANTİN)

Bu semtin şu anda bulunduğumuz Ciudad Evita (Evita Şehri) mahallesi ise, Peronist hareketin kurucusu ve önderi olan Arjantin Devlet Eski Başkanı Juan Domingo Perón Sosa (1895 – 1974)’nın ikinci hanımı olup Arjantin halkının çok sevdiği Maria Eva Duarte de Perón (1919 – 52)’un adını taşıyor. Eva Perón, Arjantin’de İspanyolca’da “Küçük Eva” anlamına gelen “Evita” adıyla çağrılırdı.

Mahalleden geçerken, bazı büyük binaların duvarlarında Eva Perón’un büyük boy resimlerinin çizili olduğunu ve posterlerinin asılı olduğunu görüyoruz. (ARJANTİN)

Parque Avellaneda semtine vardığımız noktada AU 25 de Mayo adlı otoyola çıkıyoruz ve Flores semti geliyor. Bu yol üzerine seyrederken, Azucena Butteler, Parque Chacabuco, Boedo, San Cristóbal ve Constitución mahallerinden geçiyoruz. Bu mahallenin bittiği noktada 25 Mayıs Otoyolu’ndan çıkıp Avenida de 9 de Julio (9 Temmuz Caddesi)’ne çıkıyoruz. (ARJANTİN)

Bu arada Buenos Aires şehrinin sembolü olan Obelisco (uzun beyaz dikilitaş), tam karşımızda ve arabanın içinden bakınca görüyoruz. Bugün, otelde kahvaltı yaptıktan sonra oraya gideceğiz. Hani nasıl derler, “Azzzz sonra”… (ARJANTİN)

Monserrat semtini geçtikten sonra nihayet 10 gün boyunca ikamet edeceğimiz ve şehrin kalbi olan Centro (Merkez) semtine varıyoruz.

Şoförümüz direksiyonu sağa kırarak Viamonte adlı caddeye giriyor ve bu cadde üzerinde sadece 700 m kadar gittikten sonra, otelimizin, Amérian Buenos Aires Park Hotel’in önündeyiz. (ARJANTİN)

Otelimiz şehrin tam kalbinde, Centro semtinde, Viamonte ve Reconquista adlı caddelerin kesiştiği noktada yer alıyor. Bu toprakların en büyük, tüm dünyanın ise en geniş nehri olan ve “Seyahatname”mizin bu cildine de ismini veren Gümüş Nehir (İsp. Río de la Plata)’e de oldukça yakın. Hemen iki cadde aşağıda, yürüyerek 10 dakikalık mesafede. Öbür tarafında ise şehrin en önemli AVM (alışveriş merkezi)’si olan Galerias Pacifico (Pasifik Galerisi) bulunuyor ve o da otele yürüyerek sadece 3 dakika mesafede. (ARJANTİN)

4 yıldızlı bir otel olan bu otelimiz, “Avenida Reconquista – 699 esq. Viamonte, C1003ABM Buenos Aires” adresinde yer alıyor. (ARJANTİN)

Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te – inanmanız belki biraz güç ama – toplam 460 adet otel bulunuyor ve bizimki de bunlardan biri. (ARJANTİN)

1999 yılında inşâ edilen Amérian Buenos Aires Park Hotel, 2010 yılında gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarıyla renove edildi ve daha modern bir yapıya kavuşturuldu. (ARJANTİN)

14 katlı otelin toplam 152 odası var. (ARJANTİN)

Odalarda yataklar, elbise dolabı (Yaşar elbiselerini katlayıp düzelterek koydu, ben ise fırlatıp içine attım), özel veya değerli eşyalarınızı saklayıp kilitleyeceğiniz özel kasa (benim değerli eşyam zaten yok bildiğiniz gibi, Yaşar birşeyler sakladı ama ne sakladı bilmiyorum), internet bağlantısı (WIFI) (o olmasaydı zaten hemen aynı gün başka bir otel aramaya giderdim), buzdolabı (10 gün boyunca bir kez bile açıp içinde ne olduğuna bakmadık), yemek ısıtmak için mikrowelle (hiç kullanmadık hatta görmedik bile), televizyon (arada bir açıp Arjantin televizyonunda “Haberler”i dinliyorduk, ancak İspanyolca bilmediğimiz için söylenen yalanları anlayamıyorduk) ve bir de yazı tahtası (onu da kullanmadık, kendimi gezmeye kaptırdığım için oturup aşk şiirleri yazmaya fırsatım yoktu) bulunuyor. Sigara içilmenin yasak olduğu odaların hemen hepsinin balkonu var (gece sigaramı balkonda içiyordum). (ARJANTİN)

Otelin altında geniş bir otoparkı da bulunuyor ama o bizi ilgilendirmiyor tabiî. Biz buraya Lufthansa ile geldik, benim 2001 model VW Polo arabamla değil. (ARJANTİN)

Arabadan iniyor, Sergio’dan hatır istiyor ve eşyalarımızla birlikte otelin kapısından içeri giriyoruz. (ARJANTİN)

Otelin zemin katında bulunan resepsiyonunda kayıtlarımızı yapmak istedik. Ancak küçük bir sürprizle karşılaşıyoruz. Otele yerleşme vakitleri saat 11:00’de başlıyordu, biz ise uçağımız sabahın köründe bu ülkeye indiği için, otele çok erken gelmiştik. Henüz iki saatten fazla zamanımız vardı, odalarımızı tutup yerleşmek için. (ARJANTİN)

Amerika kıtasındaki ilk kahvaltı…

 

208 Total Views 9 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir