Kadın Peygamberler – 8

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Bütün dünyanın çok iyi tanıdığı bir isim olan Hz. Hacer’in, bu tanınmışlığı, İbrahim ile Sara’nın hayatına girdikten sonradır. Hacer’in, İbrahim – Sara çiftinden önceki yaşamı ve kimliği ile ilgili somut bir bilgi, belge bulunmamaktadır.

     Ancak Hz. Hacer’in, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın hayatına girdikten sonraki yaşamı ve kimliği hakkında gerek Tevrat’ta, gerek İncil’de, gerekse Kur’ân-ı Kerîm’de çok ayrıntılı ve doyurucu bilgiler bulunmaktadır. Bizler şimdi tam buradan Hacer’i anlatmaya devam edeceğiz.

     Mısır Firavunu’nun Sara’yı sarayından çıkarıp İbrahim’e geri verirken ve ikisini memleketinden geri gönderirken, onlara davarlar, sığırlar, köleler ve cariyeler de vererek, İbrahim’le Sara’yı bu hediyelerle birlikte gönderiyorlar. Yahudî, Hristiyan ve Müslüman âlimlerin ve tarihçilerin tam bir ittifak halinde ortak olarak naklettiklerine göre, işte bu cariyelerden biri de Hz. Hacer’dir. (367)

     Hz. İbrahim (as), İbrahim’in hanımı Hz. Sara (as), Sara’nın cariyesi Hz. Hacer (as) ve İbrahim’le Sara’nın yeğeni Hz. Lut (as); bu dört kişi Mısır’dan çıkıp beraber İsrail topraklarına doğru yol alırlar. Ancak dönüş yolculuğunda Lut onlardan ayrılır. Hz. Lut, Sodom ve Gomorra bölgesine yerleşerek bu mıntıkada halka peygamberlik yapar. (368) İbrahim, Sara ve Hacer ise Kenan topraklarında antik Şexim kentine yerleştiler (bugünkü Batı Şeriâ bölgesinde Nablus kentinin bulunduğu yer). İbrahim o sıralar 75, Sara ise 65 yaşındadır. (369)

     “İbrahim, karısı ve sahip olduğu her şeyle birlikte Mısır’dan ayrılıp Negev’e doğru gitti. Lut da O’nunla birlikteydi. Lut kendine Şeriâ Ovası’nın tümünü seçti ve doğuya doğru göçtü. Birbirlerinden ayrıldılar. İbrahim Kenan topraklarında kaldı. Lut ovadaki kentlerin arasına yerleşti. Sodom’a yakın bir yere çadır kurdu.” (370)

     İlk yıllarında Sara, Hacer’e iyi davranmaktadır. Arkadaş gibidirler. Ancak mâlum “çocuk mevzûsu” yüzünden aralarında bir çekememezlik hatta husumet oluşur. Daha doğrusu, “çocuk” yüzünden değil de, “O’ndan çocuğu oldu diye İbrahim’in Hacer’e duygusal olarak yakınlık göstermesi” yüzünden yaşanıyor bütün bunlar. Nitekim çocuk sahibi olsun diye İbrahim’e Hacer’e gitmesini teklif eden bizzat Sara’dır. (371)

     Sara’nın aynı zamanda İbrahim’e karşı baskın bir yapısının olduğu ve bununla birlikte İbrahim’in O’na saygısının büyük olduğu, isteklerinde O’na karşı çıkmadığı anlaşılıyor. Sara, kendi eli ile kocası İbrahim’i kendi cariyesi Hacer ile evlendirir:

     “Sara, İbrahim’e, ‘Rab çocuk sahibi olmamı engelledi’ dedi, ‘Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.’ İbrahim Sara’nın sözünü dinledi.” (372)

     Kutsal kitap Tevrat, Mısır dönüşünden 10 yıl sonra Hacer’in İbrahim’den hamile kaldığını belirtmekte. (373) İbrahim’in Hacer’den bir oğlu olur. Adını “İsmail” (İşmael) koyarlar. Tevrat’ta, İsmail doğduğunda İbrahim’in 86 yaşında olduğu yazılıdır. (374)

     “İsmail” (İşmael), İbranice bir isim olup “isma” (işitmek, duymak) ve “İl” (Tanrı) sözcüklerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir ve “Tanrı işitir” ya da “Tanrı bizi işitti” anlamına gelmektedir. İbrahim yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadığı için, İsmail’e bu ismi koymuşlardır. (375)

     “İsmail” (İşmael) adının bu anlama geldiği ve bu amaçla çocuğa bu ismin konulduğu, zaten bizatihi Tevrat’ta da belirtilir. (376)

     “Ve Rabb’in meleği Şur yolunda olan pınarın, çölde sular pınarının başında onu buldu. ‘Ben hanımım Sara’nın yanından kaçıyorum.’ Rabb’in meleği ona dedi: ‘Hanımına dön ve onun eli altında boyun eğ.’ Rabb’in meleği ona dedi: ‘Senin zürriyetini çoğaltacağım. Sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın. Ve onun adını İşmael koyacaksın. Rabb’in sana olan cefayı işitti.” (377)

     Başta kutsal metinler olmak üzere, Yahudî ve İslamî metinler bu yaşanmışlıkları anlatırken, en çok da İbrahim’in 80 yıl boyunca evlat hasreti çekmesi ve İsmail doğduktan sonra Sara ile Hacer arasında yaşanan kıskançlık ve çekememizlik üzerinde durur; sonra da bunlarda “insanlar için ibret alınacak dersler” olduğunu belirtir. Çocuk sahibi olamayan bir adamın ömrü boyunca evlat hasreti çekmesinde (ki bu gayet doğaldır) ve aynı adamla evli olan iki kadın arasında kıskançlık ve çekememezlik yaşanmasında (ki bu da gayet doğaldır), insanlık için ne gibi “ibret alınacak dersler” olduğunu okurlarımıza bırakıyorum. Bana sorarsanız; evet bu yaşanmışlıklarda “insanlar için ibret alınacak” iki büyük ders vardır, ama bu iki şey değil, başka iki şey.

     Ben hakikatin, hikmetin ve “asıl bilgi”nin, hep ayrıntılarda saklı olduğuna inanan bir insanım. Bir olaya bakarken, asıl gerçeğin hep o olaydaki küçük bir ayrıntıda veya ayrıntılarda bulunduğuna inanırım.

     Şu anda sizlerle konuştuğumuz bu hadisede de, iki tane ayrıntı vardır ki, bana sorarsanız “insanlar için ibret alınacak dersler” tam da bu iki husustadır ve fakat nedense Yahudî ve İslamî metinler bunu hiç önplana çıkarmamış, hatta belki de hiç görememişlerdir. Onun yerine gayet doğal ve normal olan, dünyadaki hemen her ailede yaşanan ve yaşanılacak “çocuk sahibi olamayan bir adamın ömrü boyunca evlat hasreti çekmesi” ve “aynı adamla evli olan iki kadın arasında kıskançlık ve çekememezlik yaşanması” üzerinde genişçe durulmuş, uzun uzun anlatılmıştır.

     Eğer gerçekten de amaç insanların doğru yola ulaşması, erdemli, dürüst, namuslu olması, amaç dünyada ve toplumlar arasında erdem, sadakat, hakkaniyet, kardeşlik ve ümmet umdelerinin yer etmesi ise, bu hadisede “insanlığın ibret ve örnek alması gereken iki ders” şunlardır, bana göre:

     1 – Ömrü boyunca evlat hasreti çekmesine rağmen ve bu evlat hasreti kendisinde artık neredeyse saplantı derecesinde bir tutkuya dönüşmüş olmasına rağmen, kısır bir kadınla evli olan ve dolayısıyla karısından çocuk sahibi olamayacağını kesin olarak bildiği halde, İbrahim’in yine de başka bir kadınla evlenmeye hiç teşebbüs etmemiş olması, ikinci bir evlilik yapmayı aklının ucundan dahi geçirmemiş olması. Bu, İbrahim’in Sara’yı nasıl büyük bir aşkla sevdiğini gösteriyor.

     Karısı kısır olduğu için, çocuk sahibi olabilsin diye başka bir kadınla evlense veya ikinci bir evlilik yapsa hiç kimse kendisini kınamayacak, ayıplamayacak, ama buna rağmen yapmıyor bunu. Bırakın buna teşebbüs etmeyi, böyle bir şeyi aklından dahi geçirmiyor. Ve bu adam bundan tam 4000 yıl önce yaşayan bir adam.

     İçinde bulunduğumuz 21. yy’da bile, yani İbrahim’den 4000 yıl sonra, bizim yaşadığımız çağda bile, bir adamın eğer karısı kısır ise ve çocuk sahibi olabilsin diye gidip başka bir kadınla evlenirse, inanın o adamı hiç kimse ayıplamaz! Günümüzdeki en modern ve uygar toplumlarda bile hiç kimse bu davranışından dolayı o erkeği kınamaz!

     Kaldı ki Hz. İbrahim Peygamber, M. Ö. 2000’lerde yaşamış bir erkek. Her erkeğin rahatlıkla üç, beş hatta on kadınla birden evli olduğu ve bunun gayet normal olduğu bir zamanda ve coğrafyada yaşıyor ve buna rağmen ikinci bir kadına niyet dahi etmiyor. İstese bunu rahatlıkla yapabilir. Konumu, statüsü, her şeyi müsait. Hatta belki hanımı dahi itiraz etmez. Ama etmiyor. Etmemesinin tek sebebi ise, karısı Sara’ya olan büyük sevgisi ve saygısı.

     Düşünün: Bir nevi “çocukluk aşkı” olan ve çocukluğundan beri deli gibi sevdiği amcasıkızı Sara ile 20’li yaşlarda evleniyor. Daha önce anlattığımız üzere, evlendikten kısa bir süre sonra Sara’nın kısır olduğu anlaşılıyor. Buna rağmen karı – koca arasına en ufak bir soğukluk girmiyor. Birbirlerine duydukları sevgi ve saygı olduğu gibi devam ediyor. Ve 60 yıldan fazla zaman evli kalıyorlar. Hep evlat hasreti çekerek üstelik. Buna rağmen başka bir kadınla evlenmek, Sara’nın üstüne kuma getirmek, böyle birşey gündem dahi olmuyor ailede. M. Ö. 2000’lerin Ortadoğu’sunda yaşayan bir erkek için oldukça muazzam birşey bu ve kanaatimce her türlü saygıyı hakkediyor.

     Zaten İbrahim Peygamber’in hayatını başından sonuna kadar okuyan, O’nun Kürdistan’daki, İsrail’deki ve Mısır’daki yaşamını en ince detayına kadar okuyan herkes çok rahat bir şekilde farkeder ve anlar ki, bu adam karısına deli gibi âşık! Aynı şekilde Sara da O’na, tabiî…

     Kimbilir, belki de karısına olan bu sevgi ve saygısına, karısına olan bu sadakatine ve ömrü boyunca O’nun üstüne gül koklamayı aklından dahi geçirmemiş olmasına karşılık bir jest olarak, kendisine bu derece bağlı olan kocasının içini alev alev yakan evlat hasreti dinsin diye, Hacer’i bizzat Sara teklif edip sunuyor kocası İbrahim’e.

     İbrahim’in Hacer’le evlenip O’nunla yatması, İbrahim’in değil Sara’nın isteği üzerine gerçekleşen bir olay.

     2 – Eğer gerçekten de amaç insanların doğru yola ulaşması, erdemli, dürüst, namuslu olması, amaç dünyada ve toplumlar arasında erdem, sadakat, hakkaniyet, kardeşlik ve ümmet umdelerinin yer etmesi ise, bu hadisede “insanlığın ibret ve örnek alması gereken” çok daha büyük bir ders de şudur: Sara’nın “İbrahim’in soyu devam etsin diye” kendisine aynı ırktan ve etnik kökenden olmayan Hacer’i teklif etmesi ve sunması, bu mübarek insanlarda (Sara ve İbrahim) ırkçılık, milliyetçilik, kavmiyetçilik, kabilecilik gibi cahilî duyguların asla bulunmadığını gösteriyor.

     Bir bakıma tek başına bu olay bile, Yahudîler’in (Musevîler’in) nasıl çarpık ve yanlış bir inanca kapıldıklarını gösteriyor. Onlar (Yahudîler), kendilerini “üstün ırk” olarak görüp, hatta Hacer’in etnik kökeninden dolayı İsmailîler’i küçümser, hor görürler. Ne büyük bir tezat, öyle değil mi? Kendilerini Hz. İbrahim ve Hz. Sara’ya nispet eden Yahudîler bu ırkçılığı ve kavmiyetçiliği yaparken, Hz. Hacer’i ve soyunu küçümserken, bizzat İbrahim’le Sara’nın kendisi dahi yapmıyor bunu.

     İbrahim’in soyunun aynı ırktan ve etnik kökenden olmayan, siyahî bir Habeş kadını olan Hacer’le devam etmesi Sara’yla İbrahim’in gözünde gayet normalken, bunda utanılacak bir durum yokken, onların yerine Yahudîler bunu mevzû yapıyor, Hacer’i ve soyunu küçümsüyor. Bunu yapmayan ve yapmamış olan İbrahim’le Sara’nın adına yapıyorlar üstelik.

     Güler misin ağlar mısın?

     80 yaşına merdiven dayamış ve çocukluklarından beridir birbirlerini deli gibi seven, amcaçocukları ve aynı zamanda karı – koca olan İbrahim ile Sara arasına, hayatları boyunca ilk kez soğukluk girer. Çünkü Hacer’den çocuk sahibi olunca, İbrahim Hacer’e, yani çocuğunun annesine karşı duygusal bir yakınlık gösterir, hatta gönlü kayar gibi olur. Bunda Hacer’in tavırları da etkili olmuştur; İbrahim’e çocuk verdi diye kendisini Sara ile eşit görmüş hatta yer yer O’na karşı üstünlük taslamıştır. Bu durum ise Sara ile İbrahim arasındaki iplerin kopmasına sebep olur, doğal olarak. (378)

     Sara, Hacer’in çocuk doğurması üzerine İbrahim’in ilgisinin Hacer’e kaymasına tahammül edemeyerek, kocası İbrahim’e çok sert çıkışır:

     “Sara İbrahim’e, ‘Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi’ dedi, ‘Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında Rab karar versin.’ İbrahim’e, ‘Bu cariyeyle oğlunu kov’ dedi.” (379)

     İbrahim’in Sara’ya verdiği cevap ve sonrasında yaşananlar şudur:

     “İbrahim Sara’ya, ‘Cariyen senin elinde’ dedi, ‘Neyi uygun görürsen yap.’ Böylece Sara, cariyesi Hacer’e sert davranmaya başladı. Hacer bu eziyetlere dayanamayarak O’nun yanından kaçtı.” (380)

     Allah, daha önce İbrahim’e ve Sara’ya gönderdiği gibi, Hacer’e de Cebrail’i gönderir. Çünkü her üçü de peygamberdir. (381)

     Tanrı’nın gönderdiği Cebrail meleği, Hacer’e şunları vahyeder:

     “Rabb’in meleği (Hacer’e), ‘Hanımına (Sara’ya) dön ve O’na boyun eğ’ dedi. Çünkü Rabb sıkıntı içindeki yakarışını işitti.” (382)

     Tevrat’taki anlatımlar biraz ilginç hatta gariptir. Zirâ örneğin Hacer’e bunları vahyeden ve öğütleyen Tanrı, aynı Tanrı, İbrahim’e de bu olayda şunları vahyedip öğütlemektedir:

     “Tanrı, İbrahim’e, ‘Oğlun ve cariyen için üzülme’ dedi, ‘Sara’nın sözünü dinle. Çünkü senin soyun İshak’la sürecektir’.” (383)

     Tanrı’nın gerek Hacer’e vahyettiğini gerekse İbrahim’e vahyettiğini birleştirdiğimizde, açıkça ortada olan şudur ki, Tanrı bu konuda kesin olarak Sara’yı haklı bulmakta, net biçimde Sara’yı tutmaktadır. Ki zaten sağlıklı bir biçimde olaya baktığımızda da, haklı olan Sara’dır.

     Aslında sadece bu olayda değil, daha önceki pekçok olayda da gördüğümüz üzere, Tanrı hep Sara’yı destekleyici bir tutum göstermektedir. Hatta Tanrı, kimi yerlerde, Sara’yı savunmak için İbrahim’i azarlamaktan dahi çekinmemektedir. Bu durum, semavî dînlere mensup pekçok dîn bilgini tarafından, Tanrı katında Sara’nın makamının İbrahim’den daha üstün olduğuna yorumlanmış, Sara’nın İbrahim’den daha üstün bir peygamber olduğu belirtilmiştir. (384)

     İsmail doğduktan sonra Sara ile Hacer arasında başlayan kıskançlık ve çekememezlik, İsmail’in bebekliğinin sona erip çocukluk döneminin başlamasına kadardır. Fakat İsmail’in yürümeye başlayıp 13 yaşına gelmesine kadar Sara’dan başka kıskançlık tepkisi geldiğine dair Tevrat’ta hiçbir anlatım mevcut değildir. Muhtemeldir ki, Sara artık bu duruma alışmıştır. Kaldı ki 13 yaşına kadar gelmiş olan bir çocuk, artık çoktan evin bir parçası olmuştur.

     Fakat 13 yıl sonra, çok ilginç bir hadise yaşanır. İbrahim 99 yaşında, karısı Sara 89 yaşındadır. İbrahim’in Hacer’den olma oğlu İsmail ise 13 yaşına gelmiştir. Bir gün, İbrahim’le Sara’nın evine, üç bilge yaşlı adam misafir olarak gelirler. Kendilerine “Tanrı misafiri” derler. Bu üç yaşlı bilge, evin oturma odasında İbrahim’le sohbet ederlerken, Sara da kapının arkasında gizlice konuşmaları dinlemektedir. Tanrı, İbrahim’e daha önce verdiği sözün yerine getirilme zamanının geldiği müjdesini, bu üç yaşlı bilge aracılığıyla iletmektedir. Kimbilir; belki de bu üç yaşlı aksakallı bilge, insan kılığına girmiş meleklerdirler. Allah bilir.

     Misafirlerden biri, evsahibi İbrahim’e, hanımı Sara’nın gelecek yıl doğum yapacağını ve bir erkek çocuk doğuracağını müjdeler. İbrahim, 99 yaşında olduğunu, bu yaştan sonra nasıl baba olacağını sorar. Ama aksakallı yaşlı bilge, Tanrı’nın istemesiyle her şeyin mümkün olduğunu bildirir. Kapı arkasında konuşmaları dinleyen Sara, misafirlerin dediklerine inanmamış hatta söylenenlere gülmüştür. (385)

     Ancak “Tanrı’nın vaadi” ve yaşlı misafirlerin verdiği “müjde” gerçekleşir. Sara kısa süre sonra hamile kalır. Bir sene sonra da çocuk doğurur. Anne olur, Sara.

     İbrahim’in Sara’dan da bir oğlu olur. Adını “İshak” (Yitzak, İsaac) koyarlar. Tevrat’ta, İshak doğduğunda İbrahim’in 100 yaşında, Sara’nın ise 90 yaşında olduğu yazılıdır. (386)

     “İshak” (Yitzak, Isaac), Aramice bir kelime olup “gülen yüz” veyahut “Tanrı bize güldü” ya da “Tanrı bizi güldürdü” anlamına gelmektedir. İbrahim ile Sara yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadıkları için, İshak’a bu ismi koymuşlardır. (387)

     “Rab verdiği söz uyarınca Sara’ya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. Sara hamile kaldı. İbrahim’in yaşlılık döneminde, tam Tanrı’nın belirttiği zamanda O’na bir erkek çocuk doğurdu. İbrahim, Sara’nın doğurduğu çocuğa İshak adını verdi. Tanrı’nın kendisine buyurduğu gibi oğlu İshak’ı sekiz günlükken sünnet etti. İshak doğduğunda İbrahim yüz yaşındaydı.” (388)

     “Ve Sara dedi ki, ‘Tanrı beni güldürdü. Bunu duyan (90 yaşımda çocuk doğurduğumu duyan) herkes de bana gülecektir. Kim ‘İbrahim’e Sara çocuk emzirecek’ derdi? Bu yaşımda O’na bir oğul doğurdum.” (389)

     Tevrat’ın anlattığına göre, İsmail’in doğumuyla başlayan ve fakat on yıldır durmuş olan Sara’daki kıskançlık, ne zamanki İshak doğar, yeniden nüksetmeye başlar. On yıl önce kocası İbrahim’in Hacer’den çocuğu oldu diye ve fakat kendisi çocuk doğuramıyor diye Hacer’i kıskanan ve evde sorun çıkaran Sara, bu kez de kendi doğurduğu çocuğun (İshak), Hacer’in doğurduğu çocuktan (İsmail) daha “öz” olması gerektiği derdine düşmüştür. Bunun asıl sebebi ise şudur: Nasıl ki 13 yıl önce İsmail doğunca Hacer kendisini Sara’yla eşit hatta O’ndan daha üstün görmeye başlamış, Sara’ya karşı küçümseyici tavırlar içinde bulunmuş, bu sefer de Hacer’in doğurduğu 13 yaşındaki İsmail, Sara’nın doğurduğu ve henüz bebek olan İshak’a karşı aynı tavırları sergilemeye başlamıştır.

    İshak sütten kesildikten sonra evde bunun kutlamasını yaparlar. Bu kutlama esnasında İsmail kardeşi İshak’la dalga geçer ve onunla alay eder. Hayatı boyunca çile çekmiş bir kadın olarak 80 yıldır özlemini çektiği ve beklediği oğluyla alay edilmesine Sara o kadar üzülür ki, üzüntüden gözyaşlarını tutamaz. Çok sinirlenir bu duruma ve İsmail’in asla İshak’ın mirasını paylaşamayacağını söyleyerek bu konuda kocası İbrahim’e kesin biçimde tavır koyar. (390)

     İnsanî açıdan bakarsak, Sara yine haklıdır. Hacer Sara’ya karşı küçümseyici tavırlar sergilerken, Hacer’in oğlu İsmail de Sara’nın bebeği İshak’la alay ediyor, ona gülüyordu. Ana – oğulun bu davranışları Sara’yı ister istemez çileden çıkartıyordu.

     “Çocuk (İshak) büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer’in İbrahim’den olma oğlu İsmail’in İshak’la alay ettiğini görünce, İbrahim’e, ‘Bu cariyeyi ve oğlunu dışarı at, kov buradan; çünkü bu cariyenin oğlu benim oğlumla, İshak’la beraber mirasçı olmayacaktır’ dedi.” (391)

     “Bu durum İbrahim’i çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. Ancak Tanrı İbrahim’e, ‘Oğlunla cariyen için üzülme’ dedi, ‘Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak’la sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” (392)

     Hacer ile Sara arasında bu olumsuzluk başgösterdikten sonra, Hacer, oğlu İsmail ile beraber evden kovulur. Hemen her konuda olduğu gibi, burada da yine Sara’yı haklı bulan ve destekleyen Allah, meleği Cebrail vasıtasıyla İbrahim’e vahyederek, Hacer’i ve oğlunu evden uzaklaştırmasını emreder. İbrahim, içi kan ağlayarak da olsa, sabahleyin erken kalkar ve ekmekle bir su tulumu alıp omuzunun üstüne koyarak eşi Hacer’i ve çocuğu İsmail’i alıp uzak bir diyara, çöl bir bölgeye bırakıp geri döner.

     “İbrahim sabahleyin erken kalktı, ekmekle bir su tulumu aldı ve omzunun üzerine koyarak Hacer’e verdi, çocuğu da verip O’nu gönderdi.” (393)

     Hikâyenin tam burasında, Yahudî kaynakları veya Musevîlik inancıyla İslamî kaynaklar veya İslam inancı arasında iki temel farklılık / çelişki zuhur etmektedir. Birincisi görece olarak biraz önemsiz, ancak ikincisi çok önemlidir.

     Yahudî kaynakları ile İslamî kaynaklar arasındaki birinci çelişki / farklılık şudur:

     Yahudî kaynaklarına göre, İbrahim, Hacer’le İsmail’i evden çıkarıp uzak bir diyara götürürken, İshak doğmuştur ve İsmail o sırada 13 – 14 yaşlarında bir çocuktur. (394) İslamî kaynaklara göre ise, İbrahim, Hacer’le İsmail’i evden çıkarıp uzak bir diyara götürürken, İshak daha doğmamıştır ve İsmail o sırada henüz bir bebektir. (395)

     Musevîlik inancı ile İslam inancı arasında bundan çok daha önemli olan ikinci çelişki / farklılık ise şudur:

     Tevrat’a göre, İbrahim’in Hacer’le İsmail’i götürüp bıraktığı yer, İsrail’in güneyindeki Negev Çölü’nde, bugünkü Be’er – Şeva şehrinin kurulu olduğu yerdir. (396) Kur’an’a göre (daha doğrusu Kur’an yorumcularına göre) ise, İbrahim’in Hacer’le İsmail’i götürüp bıraktığı yer, Arabistan’ın batısındaki kurak bir mıntıkada, bugünkü Mekke şehrinin kurulu olduğu yerdir. (397)

     Peki işin doğrusu nedir? Gerçek hangisidir?

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(367): Genesis Rabbah; 45:2 / İncil, Galatyalılar, 4:22 – 26, 28 ve 31 / Buharî, Büyü 100, Hibe 26 ve 28 / Müslim, Fedail 154

(368): Tevrat, Tekvin, 16:1

(369): Tevrat, Tekvin, 16:14

(370): Tevrat, Tekvin, 16:12 – 13

(371): Tevrat, Tekvin, 16:1 – 3

(372): Tevrat, Tekvin, 16: 2

(373): Tevrat, Tekvin, 16:3 – 4

(374): Tevrat, Tekvin, 16:16

(375): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, Fredrick E. Greenspahn, “Ishmael”, s. 4551 – 4552, Macmillan Reference Publishing, Thomson Gale 2005

(376): Tevrat, Tekvin, 16:15 – 16

(377): Tevrat, Tekvin, 16: 7 – 11

(378): Tevrat, Tekvin, 16:4 – 6

(379): Tevrat, Tekvin, 21:10

(380): Tevrat, Tekvin, 16:5 – 6

(381): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(382): Tevrat, Tekvin, 16:6 – 11

(383): Tevrat, Tekvin, 21:12

(384): Midraşlar, Şemot Raba 1:1

(385): Tevrat, Tekvin, 18:11

(386): Tevrat, Tekvin, 25:5

(387): Isidore Singer – Cyrus Adler, Jewish Encyclopedia, Isidore Singer – Isaac Broydé, “Isaac”, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1901 – 1906 / David Noel Freedman – Allen C. Myers – Astrid B. Beck, Eerdmans Dictionary of the Bible, Nancy deClaise-Walford, “Isaac”, s. 647, William B. Eerdmans Publishing Company, Cambridge & Grand Rapids 2000

(388): Tevrat, Tekvin, 21:1 – 5

(389): Tevrat, Tekvin, 21:6 – 7

(390): Tevrat, Tekvin, 21:9 – 13

(391): Tevrat, Tekvin, 21:8 – 10

(392): Tevrat, Tekvin, 21:11 – 13

(393): Tevrat, Tekvin, 21:14

(394): Tevrat, Tekvin, 21:8 – 19

(395): Ebû Welid Muhammed el- Ezraqî, Kabe ve Mekke Tarihi, s. 43, Çağrı Yayınları, İstanbul 1980

(396): Tevrat, Tekvin, 21:14 – 34

(397): Kur’ân- Kerîm, Âl-i İmran 96; İbrahim 37; Hacc 26 – 27; Baqara 127 – 129

     SEDİYANİ HABER

     3 AĞUSTOS 2019

Ama sevdik be dostlar, adamakıllı sevdik
görür görmez sevdik…
Duruşu kitap gibi, kokusu toprak
hüzünlü bakışları Hacer gibi çaresiz
öptüğüm parmakları Meryem gibi lekesiz…
Sordum: “Sen ey gönlüme hayat veren güzel kız! Kimsin, kimlerdensin?”
Dedi: “İsmim Eleftia, memleketim Hattuşaş”
“Hitit Kürt ülkesinin bir ferdiyim”
“ben senin çalınan tarihinim”
“senin kayıp medeniyetinim”…
Bende zaman durdu, tarih durdu
ilim durdu, hikmet durdu
Tanrım, bu ne güzel bir kadın böyle
kilitli dudakları deniz kırmızısı
gözkapakları ateş mavisi
ve gözleri yere düşen sonbahar yaprağının kayıp yeşili
sanırsın ki yeni yeşeren bir ağacın filizleri sarkacak parmaklarının arasından
sanırsın ki yeni doğan bir ırmağın kaynağı akacak kirpiklerinin arasından.
 
(“Hattuşaşlı Eleftia” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
332 Total Views 9 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

6 Cevap Kadın Peygamberler – 8

  1. Denis Ojalvo (Şalom Gazetesi) dedi ki:

    Değerli İbrahim Bey,

    “Yahudîler, kendilerini ‘üstün ırk’ olarak görüp” diyorsunuz.

    Burada İKİ yanlış var:

    1- IRK kelimesinin İbranicesi GEZA’dır. Oysa, deyimin aslı AM NİVHAR’dır. Türkçe’si: “seçilmiş” HALK (ırk değil)

    2- Dahası, “üstün” değil SEÇİLMİŞ!

    Pekiyi, ne için seçilmiş?

    Burada bir görevlendirme sözkonusu. Bu görev TEK TANRI kelamını insanlığa yaymak!

    Buna İbranice’de OR LA GOYİM (HALKLARA / ULUSLARA IŞIK OLMAK) deniyor. Yani YOL GÖSTERMEK sözkonusu.

    “Seçilmişlik“ bu vazife ile sınırlıdır.

    Selamlar, sevgiler.

  2. Cemal Aktay dedi ki:

    Mamoste, İbrahim (a.s.)’in Kürt olduğu hakkında sanırım hiç kimsenin şüphesi yok, değil mi..?

  3. Aliance dedi ki:

    Woow, ufkumu açtı fikirleriniz. % 100 katıldığımı söyleyemeyeceğim (çünkü konu hakkında bilgim çok az) ama Müslüman dünyasında tamamen kenara atılmış bir konuya merak saldım sayenizde. Teşekkürler.

  4. Abdusselam Çiçek dedi ki:

    Bu konuyu yalnız sen mi keşfettin? Başka bir icat bulmadın mı? Dünyada yalnız sen mi bu konuyu buldun? Bence başka konu ile ilgilensen senin için daha iyi.

  5. Mahmut Yıldız dedi ki:

    Bu resimleri kim çizmiş merak ettim.

  6. Bustan Abraham dedi ki:

    Hz ismail in soyu yeryüzünde edassailyas peygamber le kendisi hz musanin soyu hz muhammed in soyu bir şu anda yeryüzündeki kavimler hz muhammed in soyu olan ibraniler yani 12 imamların caferi sadik mezhebi kerbela olayları gibi olaylar düzenleyerek bayagi kabile tasfiye etmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir