Paleolitik İnsanlar Gökteki Ay’ı Takvim Olarak Kullanıyordu

 

isediyani

Mağara resimleri ile taş oymaları, ilk insanların zamanı izlemedeki gelişmişliğini ortaya koyuyor.

 

 

     Güneş’in ritmi günlerin hızını belirliyor olabilir, ancak ilk insanlar gündüz ve gecenin de ötesinde bir zaman tutmak için yollar ararken gökyüzündeki ikinci bir ışık kaynağına bakıyordu: Ay, yazılı dil bulunmadan, ilk düzenli şehirlerden ve yerleşik dînlerden de önce insan türünün ilk saati görevini görüyordu. Ayın yüzü geceler boyunca ve mevsimlere göre düzenli olarak değişiyor ve bu da onu güvenilir bir zaman işareti haline getiriyordu.

     Emekli astronomi profesörü Anthony Aveni, “Ay, harika bir saattir” diyor. Aveni, aynı zamanda arkeoastronomi alanının kurucularından da biri. “Ay saatinin günümüzden 25.000, 30.000 ve hatta 35.000 yıl kadar öncesinde etrafımızda olduğuna dair iyi kanıtlar var” diyor.

     İnsanlar doğal dünyada ne gördüklerini tasvir etmeye çalıştıklarında, gökyüzü ile hayvanlar olarak iki ortak motif vardı. Bilinen en eski mağara resimlerinden biri, içinde boynuzlu bir vahşi boğa figürü olan, en az 40.000 yıllık bir mağara olan Borneo Adası’ndaki mağaraydı. Avrupa’daki mağara sanatı da 37.000 yıl öncesine tarihleniyordu ve bazı araştırmacıların yıldızlar ya da ay olarak belirttiği geometrik desenlerin yanısıra vahşi büyükbaş hayvanları resmediyordu.

     Onlarca yıl boyunca tarih öncesi arkeologları ve diğerleri, antik insanların doğuştan bir yaratıcılıkla doğal dünyada gördükleri şeyi resmettiklerine inandı. Paleolitik halkın doğayı sanatsal nedenlerden daha büyük bir nedenle resmettiğine dair modern düşünce ise 19. yy’ın sonunda ilgi kazandı ve 20. yy’ın başlarında, Fransız Katolik rahip ve arkeolog Abbé Henri Breuil tarafından daha da geliştirildi. Breuil mağara resimlerindeki stilistik bizon ve aslanları, Güney Fransa’nın oymalarında ava şans getiren bir ritüel sanat olarak yorumladı.

     1960’lara gelindiğindeyse amatör bir antropoloğa dönüşmüş bir gazeteci tarafından, bu çizimlerin ve diğer eserlerin daha pratik bir amaçları olduğu iddia edildi: Bunlar, zamanı söylemek için yaratılmışlardı. Apollo uzay projesinin ilk günlerinde gazeteci Alexander Marshack, Ay’a adımla sona eren insanlık tarihinin nasıl seyrettiğini anlamak için bir kitap yazıyordu. Sonrasında zamanın işleyişini ve tarımı anlamaya çalışarak, tarihöncesi dünyaya daldı. Marshack, 1972 tarihli “The Roots of Civilization” (Uygarlığın Kökenleri) adlı kitabında, “Kaçırılan birşey hakkında önemli bir mantık geliştirdim” diye yazıyor. Astronomi ve matematik gibi formal bilimlerin “aniden” görüldüğünü söylüyor. Tıpkı yazı, tarım, sanat ve takvim gibi… Ancak elbette bu hazırlıkların bilişsel adımlarını atmak binlerce yıl aldı. Marshack burada asıl sorunun “kaç bin yıl aldığı” olduğunu söylüyor. Bunu öğrenmek içinse, Avrupa’daki mağaralar ve Afrika ekvatordaki balıkçı köyleri de dahil olmak üzere gittiği yerlerde antik kemik oymalarını ve duvar sanatlarını inceledi. Gördüğü şeylerin bazılarını basit noktalar, kısa çizgiler ya da hayvan tasvirleri olarak veya Ay aracılığıyla zamanın izini sürmek için kullanılan araçlar olarak tanımladı. Bugün bazı uzmanlar O’nun bu tezini destekliyor, bazılarıysa buna ikna olmuş değil.

     Sadece doğaya dikkat ederek mevsimleri takip etmek, elbette kolay. Dünyanın her yerinde geyik ve sığır gibi hayvanlar, kışın o karanlık mahremiyetinde gebedirler; ağaçlarda yapraklar göründüğünde ve çimler uzadığında doğum yaparlar.

     Almanya Glichling’deki Yetişkin Eğitim ve Gözlem Evi’nden bilim tarihçisi ve astronom Michael Rappenglück, 30.000 yıl önceki ilk insanların, flora ve faunanın mevsimsel evrelerinde, bu yıldızların ve Ay’ın evrelerinin görünüşü ile bu “fenofaz”larda meydana gelen değişiklikleri sık sık ilişkilendirdiklerini söylüyor. Erken mağara tasvirlerini “paleo – almanaklar” olarak adlandırıyor, çünkü bunlar zaman hesaplamasını yaşam döngüleri ile ilgili bilgilerle birleştiriyor. Rappenglück’in belirttiği gibi, sadece mevsimlerin döndüğünü not etmek süreyi tutmaya yetmeyecekti. Bir kere başta, flora ve fauna bir yerden bir yere değişiyordu ve hatta 30.000 yıl önce insanlar, yiyecek aramak için çok uzak mesafelere yolculuk yapıyorlardı. Zamanlarını söylemelerine yardımcı olmak için daha sabit bir şeye ihtiyaçları vardı. “İnsanlar, Ay’ın akışını dikkatle izledi; onun doğal ufuk üzerindeki konumunu ve evrelerinin değişimini gördü, not etti” diye yazıyor Rappenglück, 2015 yılındaki “Handbook of Archaeoastronomy and Ethnoastronomy” adlı kitabında.

     1960’larda Paleolitik halkın Ay ile zamanı birbirine bağladığını öne sürmek için Marshack, Fransız müzelerindeki tozlu dolaplardan aralarından geçerek, insanlar tarafından çalışılan kemik ve boynuz parçalarını yeniden bulup getirdi. Diğerleri bu nesneler üzerindeki gravürleri bir bileme ürünü olarak ya da belki de daha önce Breuil’ün düşündüğü gibi boş elle yapılan soyut çalışmaları olarak düşündü. Ancak Marshack en eski gökyüzü almanak örneklerini gördü. Gravürlerin sayısal ve işaretsel olduğunu savundu. Fransa’da Abri Blanchard adında, 28.000 yıl öncesine dayanan, tarih öncesi bir yerleşimden kalma bir kemik parçasında, bazıları sıradışı kıvrımlı ve bir kısmı yuvarlak olan bir çukur deseni buldu. Bunu Ay döngülerinin bir kaydı olarak gördü. Bulgusundan dolayı derinden heyecanlanan Marshack, kısa sürede Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki arkeologlara ve antropologlara vardığı sonuçları iletti. O zamanki kayıtlara göre, bu uzmanlardan bazıları etkilendi.

     Aveni, gecenin Ay ışığında ne zaman aydınlanacağını anlayabilen avcıların “uyarlanabilir bir avantajı” olacağını söylüyor. Fransa’daki Chauvet Mağarası’nın ve diğer yerlerin duvarlarındaki hayvanlara yakın olan çentik işaretlerine atıfta bulunarak “Bunlar bir mağara resimlerinin olduğundan çok daha fazlası” diyor.

     Marshack’ın Blanchard kemiği kırığı hakkındaki spekülasyonlarına gelince, paleoantropolog Ian Tattersall hâlâ bundan tam emin değil. New York’taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nin insan kökenleri hakkındaki küratörü Ian Tattersal, “Buzul Çağı Avrupa sanatının oldukça sembolik olduğunu biliyoruz ve eski insanların doğanın etrafındaki sembolleri algıladıklarına şüphe yok. Ve Ay’ın kozmolojisinde çok büyük bir rol oynadığı ve döngüsünün tam olarak farkında oldukları oldukça kesin. Bunun dışındaki tüm iddiâlara yollar kapalı” diyor.

     Aveni, Marshack’ın bulgularını yayınlamasından onlarca yıl sonra tarihçiler ve antropologların, bu zamanın ve sonrasının arkeolojik kayıtlarında benzer Ay motifleri farkettiklerini belirtiyor, “Üzerlerinde Ay ile ilgili olabilecek birden fazla işaret var” diyor.

     Laussel Venüsü ise olağanüstü bir örnek. Şehvet uyandıran bir kadına ait olan oymada kadın bir eli karnının üzerinde duruyor, diğer eli ise 13 çentikle kazılmış bir bizon boynuzu tutuyor. Kadının yüzü boynuza dönük biçimde duruyor. Bu figür, 22.000 veya 27.000 kadar yıl önce, Fransa’nın güneybatısındaki Dordogne bölgesindeki bir kayaya oyulmuş.

     Bazı arkeologlar şimdi 13 çentiğin bir Güneş yılındaki Ay döngüsünün sayısını ve yaklaşık olarak ortalama adet döngüsünü temsil ettiğini düşünüyor. Modern bilim insanları her ne kadar Ay’ın döngüleri ve doğurganlık arasında doğrudan bir bağlantı olduğu fikrinden sapmış olsalar da, antik insanlar paralel zamanlara inanırdı. Adet döngüsü de, ortalama olarak kadınların adet döngüsünde olduğu gibi 29, 5 günde tamamlanır. Rappenglück, 30.000 yıl öncesinin insanlarının Ay’ı ve yıldızı hamileliklerini planlamak için kullanmış olabileceklerini iddiâ ediyor.

     Dordogne bölgesindeki mağara resimleri, Ay ve adet döngülerinin betimlemeleri olabilir. Özellikle de 17.000 yıl öncesine ait olan Lascaux mağara resimleri, atların ve boğaların kıvrımlı, geniş tasvirleri ile bilinir. Mağara girişinin ötesinde “Boğaların Büyük Salonu” olarak adlandırılan Axial Gallery adı verilen ölü bir çıkmaz geçit yer alır. Soyu tükenmiş bir sığır türü olan Avrupa bizonu bir grupta durur. Büyük bir siyah boğa ise onlardan ayrı durur. Galeri boyunca, hamile bir at 26 siyah noktadan oluşan bir satırın üzerinde dörtnala koşmaktadır. Eşit aralıklı düzenlenmiş 13 ek noktanın arkasından görünmeyen ön bacakları ile bir kısrak bir büyük bir geyiğe doğru koşmaktadır.

     Rappenglück, bu hayvanların mevsimleri temsil edebileceğini öne sürüyor. Avrupa’da sığırlar ilkbaharda buzağılarlar. Atlar ise baharın sonunda hem de taylarını doğururlar hem de çiftleşirler. Geyiklerin kızgınlık dönemi sonbahar başında gerçekleşir ve dağ keçisi olarak bilinen yabani keçiler ise kış gündönümünde çiftleşir. Rappenglück’e göre noktalar, Ay döngüsündeki 13 tam Ay’ı gösteriyor. Diğer 26 nokta ise kabaca bir yıldız Ay’ının günlerini veya Ay’daki yıldızlara göre Ay’ın gökyüzündeki aynı konuma geri dönme süresini gösteriyor. 2004 yılında Rappenglück, “Bu çarpıcı noktalar dizisi bir tür zaman birimi” diye yazmıştı.

     Eleştirmenler Marshack’ın çalışmalarının, bazıları çıplak gözle de görmeye yaklaşan sınırlarda işaretler içeren Afrika ve Avrupa’dan birden çok nesnenin yorumlanmasını sağladığını söylüyor. Sanat tarihçisi James Elkins, 1996 yılında yazdığı yarı eleştiri yarı kutlama niteliğindeki makalesinde, “Modern kanıt standartlarına göre Marshack numerolojik tesadüflerle oynuyor” diyor. Elkins ayrıca Marshack’ın belirsizliklerini geriye atarak ondan şüphe duyanlarla karşı karşıya geldiğini ve daha iyi açıklamalarının kan kaybettiğini savunuyor. Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nden aynı zamanda sanatın kökenleri üzerine çalışan bir antropolog olan Harald Floss, “O zamanlar geceler gerçekten de geceydi ve Paleolitik insanlar kesinlikle gökyüzünde olup bitenler hakkında derinlemesine içgörülere sahipti. Fakat daha fazla şey söyleyerek riske girmek istemem” diyor.

     SCIENCE NEWS, ARKEOFİLİ

     28 TEMMUZ 2019

 

232 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir