Kadın Peygamberler – 7

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. HACER (AS)

     İslam mezheplerinden Sünnî Eşarîlik’in imamı Ebû Hasan Ali ibn-i İsmail ibn-i İshaq el- Eşarî (873 – 935), Allah’ın seçtiği kadın peygamberler arasında Hz. Hacer (as)’i de sayar. Buna göre Hacer, Hz. Havva ve Hz. Sara’dan sonra gelen üçüncü kadın peygamberdir. (334) Kutsal kitap Tevrat’ta da Allah’ın Hz. Hacer’e risalet meleği olan Cebrail’i gönderdiği açık biçimde belirtilir. Tevrat’ta verilen bilgiye göre, Allah Hacer’e Cebrail’i göndermiş, Cebrail Hacer’e Allah’ın buyruklarını iletmiştir. (335)

     Siyahî bir Habeş kadını (336) olan Hacer’in, Kürt bir aile (337) olan ve “semavî dînlerin öncü kişilikleri” durumundaki İbrahim ile Sara’nın hayatına girmesi, Mısır topraklarında (338) vuk’u bulan bir hadisedir.

     Allah’ın emri üzerine İbrahim ve Sara, yanlarında yeğenleri Hz. Lut ile beraber, Kürdistan’dan çıkıp İsrail’e doğru yol alırlar. Onlar, Kenan topraklarında antik Şexim kentine yerleştiler (bugünkü Batı Şeriâ bölgesinde Nablus kentinin bulunduğu yer). İbrahim o sıralar 75, Sara ise 65 yaşındadır. (339)

     İbrahim, Sara ve Lût, Yahudî takvimine göre muhtemelen M. Ö. 14 Nisan 1943 tarihinde Fırat Nehri’ni geçtikten sonra güneye, Tanrı’nın onlara vaadettiği İsrail diyarına doğru yola çıktılar. (340)

     Şexîm civarında, More’deki büyük ağaçların yakınlarında Tanrı’nın meleği Cebrail yeniden İbrahim’e göründü. Bu kez şöyle dedi: “Bu diyarı senin soyuna vereceğim.”… “Soy”! Bu kelime İbrahim için çok şey ifade etmiş olmalı. Çünkü karısı Sara kısırdır. Tanrı, İbrahim’e, O’ndan gelecek milletin yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için nimetlerin yolunu açacağını söylemişti. (341)

     Ancak onların Kenan (bugünkü İsrail) topraklarına yerleşmelerinden kısa süre sonra o topraklarda kıtlık başgösterir. Bunun üzerine onlar daha öteye, Mısır topraklarına doğru göçlerine devam ederler ve gidip Mısır’a yerleşirler. (342)

     Fakat İbrahim’le Sara’nın Mısır topraklarında yaşadıkları, bir hayli gariptir ki, bunu Sara’nın hayatını anlattığımız önceki bölümde detaylı bir biçimde işlemiştik. Hz. İbrahim’in, çok güzel bir kadın olduğu için, karısı Sara’yı Mısırlılar’ın elinden alacağından korkması ve bu yüzden karısını “kızkardeşi” olarak tanıtması, hatta kendi eliyle Firavun’un sarayına sunması iddiâsı ve bu minvaldeki rivayetler.

     Sözkonusu olayla ilgili birbirinden farklı hatta çelişkili olan iki anlatının Tevrat’ta yer aldığını görüyoruz. Bunların ilkinde Hz. İbrahim’in Hz. Sara’yı kızkardeşi olarak tanıtmakla yalan söylediği, ikincisinde ise gerçekten Sara’nın kendi kızkardeşi olduğu söylenmektedir. Bu da Tevrat’ın aynı hadiseyi anlatırken bile kendi içinde nasıl bir çelişkiye düştüğünü göstermekte. Şimdi her iki anlatış şeklini de aktarmak istiyoruz.

     Birincisi, Hz. İbrahim’in Hz. Sara’yı kızkardeşi olarak tanıtmakla yalan söylediğini bildiren âyetler:

     “Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden İbrahim geçici bir süre için Mısır’a gitti. Mısır’a yaklaştıklarında karısı Sara’ya, ‘Güzel bir kadın olduğunu biliyorum’ dedi, ‘Olur ki Mısırlılar seni görüp, ‘Bu O’nun karısı’ diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen, ‘O’nun kızkardeşiyim’ de ki, senin hatrın için bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.’ İbrahim Mısır’a girince, Mısırlılar karısının çok güzel olduğunu farkettiler. Kadını gören Fıravun’un adamları, güzelliğini Firavun’a övdüler. Kadın saraya alındı. O’nun hatırı için Fıravun İbrahim’e iyi davrandı. İbrahim davar, sığır, erkek ve dişi eşek, erkek ve kadın köle, deve sahibi oldu. Rab İbrahim’in karısı Sara yüzünden Fıravun’la ev halkının başına korkunç felâketler getirdi. Firavun İbrahim’i çağırtarak, ‘Nedir bana bu yaptığın?’ dedi, ‘Neden Sara’nın karın olduğunu söylemedin? Niçin ‘Sara kızkardeşimdir’ diyerek O’nunla evlenmeme izin verdin? Al karını git.’ Firavun O’nun için adamlarına buyruk verdi. Böylece İbrahim’le karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.” (343)

     İkincisi, Hz. Sara’nın gerçekten de Hz. İbrahim’in kızkardeşi olduğunu bildiren âyetler:

     “İbrahim Mamre’den Negev’e göçerek Kadeş ve Sur kentlerinin arasına yerleşti. Sonra geçici bir süre Gerar’da kaldı. Karısı Sara için, ‘Bu kadın kızkardeşimdir’ dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sara’yı getirtti. Ama Tanrı gece düşünde Avimelek’e görünerek, ‘Bu kadını aldığın için öleceksin’ dedi, ‘Çünkü O evli bir kadın.’ Avimelek henüz Sara’ya dokunmamıştı. ‘Ya Rab’ dedi, ‘Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin? İbrahim’in kendisi bana, ‘Bu kadın kızkardeşimdir’ demedi mi? Kadın da İbrahim için, ‘O kardeşimdir’ dedi. Ben temiz vicdanla, suçsuz ellerimle yaptım bunu.’ Tanrı, düşünde O’na, ‘Bunu temiz vicdanla yaptığını biliyorum’ diye yanıtladı, ‘Ben de seni bu yüzden bana karşı günâh işlemekten alıkoydum, kadına dokunmana izin vermedim. Şimdi kadını kocasına geri ver. Çünkü O bir peygamberdir. Senin için dûâ eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.’ Avimelek sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştüler. Avimelek İbrahim’i çağırtarak, ‘Ne yaptın bize?’ dedi, ‘Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günâha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.’ Sonra, ‘Amacın neydi, niçin yaptın bunu?’ diye sordu. İbrahim, ‘Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok’ diye yanıtladı, ‘Karım yüzünden beni öldürebilirler diye düşündüm. Üstelik, Sara gerçekten kızkardeşimdir. Babamız bir, annemiz ayrıdır. O’nunla evlendim. Tanrı beni babamın evinden gurbete gönderdiği zaman karıma, ‘Bana sevgini şöyle göstereceksin: Gideceğimiz her yerde kardeşin olduğumu söyle’ dedim.’ Avimelek İbrahim’e karısı Sara’yı geri verdi. Bunun yanısıra O’na davar, sığır, köleler, cariyeler de verdi. İbrahim’e, ‘İşte ülkem önünde, nereye istersen oraya yerleş’ dedi.” (344)

     Tevrat’taki hikâyede, Mısır Firavunu’nun Sara’yı sarayından çıkarıp İbrahim’e geri verirken ve ikisini memleketinden geri gönderirken, onlara davarlar, sığırlar, köleler ve cariyeler de vererek, İbrahim’le Sara’yı bu hediyelerle birlikte gönderiyorlar. Yahudî, Hristiyan ve Müslüman âlimlerin ve tarihçilerin tam bir ittifak halinde ortak olarak naklettiklerine göre, işte bu cariyelerden biri de Hz. Hacer’dir. (345)

     Hz. Hacer (as) annemizin ismi Yahudî kaynaklarında “Hagar” şeklinde, İslamî kaynaklarda “Hacer” şeklinde geçmekte. Aslında İbranice’deki anlamı ile Arapça’daki anlamı hemen hemen aynıdır. “Hagar”, İbranice’de “kaçma, kaçış” anlamına geliyor. (346) “Hacer” ise “h – c – r” (ha – cim – ra) kökünden türeme bir kelime olup Arapça’da “göç eden” anlamına gelir. Bugün dilimize de geçmiş olan “hicret” (göç), “muhacir” (göçmen), “tehcir” (sürgün) gibi sözcükler de aynı kökten türemişlerdir. (347)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Arap tarihçi ve dilbilimci İbn-i Hişam ya da tam adıyla Ebû Muhammed Abdulmelik ibn-i Hişam bin Eyyûb el- Himyarî (? – 833) ise, “Hagar” (Hacer) ismini, Mısır’ın kuzeydoğusundaki Ferema (eski ismi Ettine) bölgesinde, Akdeniz kıyısına sadece 3 km mesafede kurulu ve Hz. Hacer annemizin köyü olan Ümm’ül- Arab (eski ismi Ümm’ül- Arik) civarında yaşayan Hagarit (veya Agarit) kabilesiyle ilişkilendirmiştir. (348) 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79) de İbn-i Hişam ile aynı görüştedir. (349) Kimi Batılı araştırmacıların da benzer şekilde söylediğine göre, Hagar (Hacer) de Hagaritler’dendir ve ismini de mensubu olduğu kabileden alır. (350)

     Hz. Hacer (Hagar)’in, Batılı araştırmacıların ileri sürdüğü gibi Hagarit (veya Agarit) kabilesinden olması kuvvetle muhtemeldir. Hz. Hacer’in Hagaritler’den olduğunu belirten kaynakları aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (351)

     İncil’e baktığımızda da, Hz. Hacer’in Hagaritler’den (Agaritler’den) olduğu anlaşılıyor. Kutsal kitap İncil’de Gilad’ın doğusundaki Jetur, Nefiş ve Nodab yerleşim birimleri etrafında yaşayan Hagarit (Agarit) kavminden sözedilir. Kral James İncili, Hagaroğulları (Agaroğulları) olarak da anılan Hagaritler’den bahsederken onlardan “İsmaililer” diyerek sözeder. (352) Yani “Hz. Hacer’in oğlu Hz. İsmail’in soyundan gelenler” anlamında. Agaritler’in “İsmaililer” adıyla anılması, onların Hz. Hacer’in soyu ile ilgili olduğu anlaşılıyor. Anlatıldığına göre, Hagaritler (Agaroğulları), İsrail’in doğusundaki seyrek nüfûslu topraklarda göçebe bir hayat sürmekteydiler ve hayvan sürüleriyle dolu bir yaşam tarzı benimsemişlerdi. (353)

     Tanah’ın bir parçası olup masoretik metinde Ketuvim’in ilk veya son kitabı olarak yer alan ve Ketuvim’in son kitabı olarak kullanıldığında bütün Tanah’ın da son kitabı haline gelen, İbranice orijinal ismi “Dibre Hayyamim” (דברי הימים) olan “Tarihler Kitabı”nda, Hagaritler’le yapılan bir savaştan, daha doğrusu Hagaritler’e uygulanan korkunç bir katliâmdan sözedilmektedir. Buna göre, Reubenler, Gadlar ve bir de Menasihler’in yarısı, bu üç kabile birleşerek Hagaritler üzerine şiddetli bir saldırı gerçekleştirirler. Toplam 44 bin 760 kişilik bir savaşçı gücüyle gerçekleştirilen bu acımasız saldırıda, Reubenler, Hagarit topraklarının tamamını ele geçirdi. Ayrıca Hagaritler’den 100 bin erkek, kadın ve çocuğu esir olarak alıp köleleştirdiler. Bununla birlikte, Hagaritler’e ait 250 bin koyun, 50 bin deve ve 2 bin eşeği de ganimet olarak aldılar. (354)

     Yahudîler’in kutsal kitabı Tevrat’ın (Tanah’ın) Ketuvim kısmında bulunan bir bölümün ismi olan ve İbranice ismi “Tehillim” (תהילים) olup Müslümanlar’ın ayrı bir kutsal kitap zannettikleri “Zebur”da, Hagaritler, Yahudîler’i haritadan silmek için İsrail’e saldıracak olan 10 halktan biri olarak zikredilir. (355)

     Bütün dünyanın siyahî bir köle olarak bildiği Hz. Hacer’in aslında soylu bir aileden geldiği ve kabilesinin sonradan esir alınıp köleleştirildiği, hatta Hacer’in aslında eskiden bir hükümdarın kızı yani prenses olduğu görüşü, kimi İslam bilginleri ve tarihçileri tarafından da dile getirilen bir iddiâdır. Örneğin İslam tarihinin en büyük tarihçileri arasında gösterilen Arap tarihçi İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73), bu görüşün en güçlü savunucularındandır. İbn-i Kesir’in kaleme aldığı tarihçede, Hz. Hacer’in nesebi ile ilgili ilginç bir bilgi geçmektedir. Şöyle ki: İkinci halife Ömer ibn-i Xattab (581 – 644) ve üçüncü halife Osman bin Affan (576 – 656) dönemlerinde İslam ordularının komutanlığı yapan Amr bin Âs (583 – 664), Mısır’ın “fethi” için Mısır’a gittiğinde, Mısır’ın ileri gelenlerine Hz. Hacer’den dolayı akraba olduklarını beyan eder. Onlar da Hz. Hacer’in nesebini şöyle sayarlar: “Hacer, bizim tanınmış ve şerefli bir mensubumuzdu. Hükümdarımızın kızıydı. Menef halkındandı. Menefliler’in hükümdarı Fedil’di. Aynuşşemsliler onlara saldırdılar. Onla­rı öldürüp mallarını yağmaladılar. Hükümdarları ve halkları yerlerin­den sürgün edildiler. Bu sebeple Hacer, İbrahim Peygamber’in eline geç­ti.” (356)

     Hatta Hz. Muhammed (sav)’in şöyle bir hadisi vardır ve bu söz bu bağ ile alakalı söylenmiştir: “Mısır’ı fethettiğinizde halkına iyi davranın; çünkü onlara karşı ahdimiz ve onların bizimle akrabalığı vardır.” (357)

     Kimi İslamî kaynaklarda Hacer’in Mısırlı ve Kıbtî krallardan birinin kızı olduğu belirtilir. Babasının Menfis (Menef) halkından ve oranın kralı olduğu nakledildiği gibi, Hacer’in Hz. İbrahim’in Mısır’a varışında tahtta bulunan Firavun’un cariyelerinden olduğu da rivayet edilmektedir. (358)

     Bilgiler birbiriyle o kadar çelişiktir ki, hatta kimi Tevrat tefsirlerinde, Hacer’in Firavun’un kızı olduğu belirtilmektedir: “Firavun, sarayında Sara’ya gösterilen hürmeti görünce, ‘Kızım başkasının evinde hanımefendi olacağına bu sarayda hizmetçi olsun’ diyerek, kızı Hacer’i Sara’ya verir.” (359)

     Hacer’in Firavun’un kızı olduğu, başka Yahudî kaynaklarında da geçmektedir. Yahudî dînî literatürüne göre, Sara’nın güzelliği karşısında endişelenen İbrahim, O’nun güzelliği yüzünden başına bir kötülük gelmemesi için kendisini sandık içine gizler. Fakat Mısır sınırında muhâfızlar şüphelenip sandığı açtıklarında Sara’yı görürler. Bunun ardından bütün Mısır’a O’nun güzelliğinin haberi yayılır. Firavun Sara’yı saraya aldırır. İbrahim ise eşini bu durumdan kurtarması için Tanrı’ya dûâ eder. Sara da, “Ey Râbbim! İbrahim’e yurdunu terkedip Kenan diyarına gitmesini emrettin ve O’na vaadlerde bulundun. Biz de ülkemizi terkederek tanımadığımız bir milletin arasına geldik. Buraya da insanları açlıktan kurtarmak için geldik, fakat şimdi başımıza bu felâket geldi. Ey Râbbim! Beni bu zalimin elinden kurtar” diye yalvarır. Sara Firavun’un huzuruna çıkarılınca, bir melek gelerek O’na korkmamasını söyler. Firavun, İbrahim’in kim olduğunu sorunca Sara “kardeşi” olduğunu söyler. Firavun, İbrahim’e bir servet vereceğini, sarayda oturtacağını, ayrıca Goşen Vadisi’ni de kendisine bağışlayacağını, Sara’ya olan sevgisinin bir ifadesi olarak kendi kızı Hacer’i de Sara’ya cariye olarak verdiğini belirtir. Ancak Sara’ya yaklaşmak istediğinde melek O’na engel olur, Firavun ve maiyeti cüzzama yakalanır. Firavun bu durumun sebebini anlayınca İbrahim’i huzuruna getirtir. (360)

     Tevrat ve Talmud’un ilk kapsamlı tefsirlerinin yazarı olan Raşi ya da tam adıyla Rabbi Şlomo Yarçi ben Yitzak (1040 – 1105)’ın pentatök Tevrat şerhinde de, Hacer’in Firavun’un kızı olduğu kaydedilmiştir. Hacer, Firavun’un kızıydı. (İbrahim’in hanımı) Sara’nın insanüstü özelliklerini gösteren mucizeleri müşahede ettiğinde, Firavun, ‘Kızım Hacer bir diğer evde ev sahibeliği yapacağına, Sara’ya hizmetçilik etmesi çok daha iyidir’ demişti.” (361)

     Raşi’nin Tevrat tefsirinde kullandığı ifade, İbranice orijinal şekliyle aynen şöyledir: “Bath Par’o hayetah” (בַּת פַּרְעֹה הָיְתָה). Anlamı; “O, Firavun’un kızıydı”.

     Hindistanlı ünlü İslam tarihçisi, fakih ve dîn bilgini Muhammed Hamidullah (1908 – 2002) da, Hacer’in Firavun’un kızı olduğu konusunda Musevî dünyasının gelmiş geçmiş en büyük Yahudî müfessirlerinden olan Raşi ile aynı görüştedir. Muhammed Hamidullah, şunları söylemektedir: “Buharî’de kayıtlı olduğuna göre (60 / 11), Firavun Hacer’i Sara’nın hizmetine tahsis etmişti. Ayrıca Tevrat, Tekvin 16 / 1’de ‘Mısırlı hizmetçi’ deyimi geçmektedir. Buna bakarak O’nun bir köle (cariye) olduğu sonucuna varmak gerekmez.” (362)

     İlginç bir tevafuktur ki, Tevrat’ta Hacer’in adı tam 12 kez geçerken, Kur’an’da da İsmail’in adı aynı şekilde 12 kez geçer.

     Konuyu takip eden siz sevgili okurların, bu hadisede çok önemli bir ayrıntıyı dikkatten kaçırmaması gerekiyor: Mısır Firavunu, Hacer’i İbrahim’e değil Sara’ya cariye (hizmetçi) olarak vermiştir. (363) Bu hakikati, Firavun’un Sara’ya duyduğu muhabbet, saygı ve hürmet ile birlikte düşünürsek, Hacer’in Firavun’un öz kızı olma ihtimali gerçekten de bir hayli yüksektir.

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923) de Hacer’in İbrahim’e değil Sara’ya cariye olarak verildiğini kaydetmektedir. Taberî, olayı “Firavun, Sara’yı katından çıkardı, O’na Hacer’i armağan etti. Sara, Hacer ile birlikte İbrahim’in yanına döndü” şeklinde aktarmaktadır. (364)

     Hz. Hacer’in, Mısır’ın kuzeydoğusundaki Ferema (eski ismi Ettine) bölgesinde, Akdeniz kıyısına sadece 3 km mesafede kurulu Ümm’ül- Arab (eski ismi Ümm’ül- Arik) köyünden olduğunu belirten kaynaklar olduğu gibi, Yak adlı köyden yahut Nil Nehri yakınındaki Ensina kasabasının bir köyünden olduğunu belirten kaynaklar da mevcuttur. (365)

     Üstâd Mevdudî, Hz. Hacer’in doğum yeri hakkında şunları kaydetmektedir: Hz. Hacer, Ümm’ül- Arab veya Ümm’ül- Arik adlı köyde doğmuştu. Burası, Mısır’ın doğusunda Akdeniz kıyısından 3 km uzaklıktaki Ferema veya Ettine’ye yakın bir köydü ve Firavun’un zamanında burada bir kale de vardı. Bugün bu bölgeye Tell’ul- Farma denilir. (366)

     Bütün bunlar tabiî ki yüzyıllar hatta binyıllar sonra, İslam’ın o topraklarda egemen olmasından sonra isimleri Arapçalaştırılmış köyler ve yerleşim birimleridirler. Gerçek şu ki, Hz. Hacer’in yaşadığı zaman diliminde ortada ne Araplar vardır ne de Arapça. Hele ki Mısır topraklarında hiç yoktur.

     Hz. Hacer annemizin Araplık’la, Arap olmakla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. O’nun yaşadığı dönemde zaten Arap diye bir kavim yoktur. En güçlü ihtimal, kendisinin bir Habeş kadını olduğu, yok eğer gerçekten de Firavun’un kızıysa o zaman da Mısır Firavunları ile aynı etnisiteye mensup olduğudur.

     Hacer’in Firavun’un kızı olma ihtimali, hem Yahudîler’in hem Müslümanlar’ın işine gelmez, hatta bu iki dînî topluluğun da inançlarını zedeler. Şöyle ki:

     Yahudîler, Hacer’i siyahî bir köle olarak göstermek için azamî çaba gösterirler. Bunda amaç, “İsmaililer” olarak andıkları karşıt topluluğu küçümsemek, aşağılamaktır. “Bizler Sara gibi asil bir kadının soyundan gelirken, sizler köle bir kadının soyundan geliyorsunuz” mesajı vermektir. Yani ırkçı duygularla yapıyorlar bunu. Müslümanlar’da da Hacer’in siyahî bir köle olduğu inancının yer etmiş olması, Yahudîler’den Müslümanlar’a geçen bir kabulleniştir. Fakat Hacer’in Firavun’un kızı olması, Hacer ile Sara’yı eşit konuma sokar. Zirâ bu durumda her ikisi de prensestir. Sara, Harran Kürt Kralı’nın kızı ve Harran Krallığı’nın prensesi iken, Hacer de Mısır Firavunu’nun kızı ve Mısır Krallığı’nın prensesidir.

     Bu bilginin doğru olması Müslümanlar’ı ise şu şekilde rahatsız eder: Bu durumda ellerinde bilimsel, arkeolojik ve genetik hiçbir kanıt olmadan Araplar’ın soyunu Hz. Hacer ve Hz. İsmail’e dayandırma çabası güme gidecektir. Nitekim İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsmail’in soyundan geldiği inancı, Müslümanlar’ın en sağlam biçimde inandıkları mevzûlardan biridir. Fakat eğer Hacer gerçekten de Firavun’ın kızıysa, bu durumda O’nun Araplar’ın annesi olduğu itikadı yanlışlanacaktır.

     Hacer’in Firavun’un kızı yani prenses olduğu kuşkusunu zihinlerde yer ettiren diğer bir husus, İbrahim ile Sara’ya verildikten sonra Hacer’in Sara’yla sürekli bir çekişme ve “üstünlük taslama” davranışları içinde bulunmasıdır. Bunları daha İsmail doğmamışken ve kendisi İbrahim’le izdivaç yapmamışken yapıyor. Sara’yı en çok çıldırtan şey de, Hacer’in bu davranışları zaten. Hacer eğer gerçekten de daha Mısır’dayken köle olsaydı ve bir köle olarak bu aileye teslim edilseydi, Sara’ya karşı bu “kadınsı” davranışları göstermeye cüret edemezdi, dolayısıyla iki kadın arasında böyle çekişmeler yaşanmazdı. Bunların yaşanması (ki yaşanmıştır), ancak ikisinin de prenses yani eşit olması halinde mümkündür. Bu yaşananları, Hacer’i kaleme aldığımız bu bölümün ileriki sayfalarında ayrıntılı biçimde anlatacağız.

     Şu var ki, bütün dünyanın çok iyi tanıdığı bir isim olan Hz. Hacer’in, bu tanınmışlığı, İbrahim ile Sara’nın hayatına girdikten sonradır. Hacer’in, İbrahim – Sara çiftinden önceki yaşamı ve kimliği ile ilgili somut bir bilgi, belge bulunmamaktadır. Hacer’den 3000 yıl sonra, 3500 yıl sonra yaşamış kimi tarihçilerin ve ilim erbâbının Hacer’in soyu ve kökeni hakkında ellerinde elle tutulur ciddi kanıt olmadan yazdıkları ne derece doğru ve isabetlidir, bilinmez. Bizler sadece sözkonusu kaynaklarda bu yazılanları ve görüşleri siz sevgili okurlarla paylaşmayı seçtik.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Ancak Hz. Hacer’in, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın hayatına girdikten sonraki yaşamı ve kimliği hakkında gerek Tevrat’ta, gerek İncil’de, gerekse Kur’ân-ı Kerîm’de çok ayrıntılı ve doyurucu bilgiler bulunmaktadır. Bizler şimdi tam buradan Hacer’i anlatmaya devam edeceğiz.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(334): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(335): Tevrat, Tekvin, 16:6 – 11

(336): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 40, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985 / Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983 / Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003

(337): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004 / Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010, https://ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4071.htm / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(338): Genesis Rabbah; 45:2 / İncil, Galatyalılar, 4:22 – 26, 28 ve 31 / Buharî, Büyü 100, Hibe 26 ve 28 / Müslim, Fedail 154

(339): Tevrat, Tekvin, 12:4

(340): Tevrat, Çıkış, 12:40 – 41

(341): Tevrat, Tekvin, 3:15; 12:2 – 7

(342): Tevrat, Tekvin, 12:14 – 15

(343): Tevrat, Tekvin, 12:10 – 20

(344): Tevrat, Tekvin, 20:1 – 15

(345): Genesis Rabbah; 45:2 / İncil, Galatyalılar, 4:22 – 26, 28 ve 31 / Buharî, Büyü 100, Hibe 26 ve 28 / Müslim, Fedail 154

(346): Manfred Görg, Hagar, die Ägypterin, Biblische Notizen, sayı 33, s. 17 – 20, Freiburg & Basel & Viyana 1986 / Raymond Kuntzmann, Typologie Biblique: De Quelques Figures Vives, s. 65, Cerf Édition, Paris 2002

(347): Ali Şeriatî, Hacc, s. 53, Özgün Yayıncılık, İstanbul 1999

(348): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 40, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985

(349): Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983

(350): Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003

(351): Encyclopaedia Biblica: A Critical Dictionary of the Literary, Political and Religious History, The Archaeology, Geography and Natural History of the Bible, Theodor Nöldeke, “Hagar” maddesi, cilt 2,  The Macmillan Company, New York 1899 / Paul K. Hooker, First ans Second Chronicles, s. 30, Westminster John Knox Press, Louisville 2001 / Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003 /  Keith Bodner, The Artistic Dimension: Literary Explorations of the Hebrew Bible, s. 136, Bloomsbury Publishing, Londra & Yeni Delhi & New York & Sydney 2013 / Bruce K. Waltke, Genesis: A Commentary, Zondervag Academic, s. 344, 22 Kasım 2016

(352): Kral James İncili, “Agaroğulları”, Baruch 3:23

(353): Encyclopaedia Biblica: A Critical Dictionary of the Literary, Political and Religious History, The Archaeology, Geography and Natural History of the Bible, Theodor Nöldeke, “Hagar” maddesi, cilt 2,  The Macmillan Company, New York 1899

(354): Dibre Hayyamim, 5:18 – 22

(355): Tevrat, Mezmurlar (Zebur), 83:6

(356): İbn-i Kesir, El- Bidaye we’n- Nihaye, cilt 7, s. 162 – 167, Çağrı Yayınları, İstanbul 2008

(357): Müslim, Fezâil’us- Sahabe, hadis no 227 / Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, cilt 5, s. 174

(358): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 245, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(359): İslam Ansiklopedisi, cilt 14, s. 432, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1996

(360): Louis Ginzberg, Les Légendes des Juifs, cilt 2, s. 33 – 35, Les Éditions du Cerf, Paris 1998

(361): Rashi, Tevrat, Tekvin, 16:1 tefsiri

(362): Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, cilt 1, s. 30, İrfan Yayınevi, İstanbul 1980

(363): Tevrat, Tekvin, 16:1 – 2

(364): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 332, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(365): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 6, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985 / Aynî, Umdet’ul- Qarî, cilt 10, s. 16, Kahire 1972

(366): Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983

     SEDİYANİ HABER

     16 TEMMUZ 2019

Kalk bir kahve yap, melek soylum
kahve yeşili gözlerinde süzerek
bir fincanını Hacer içsin
bir fincanını Meryem
cezvende kavur dört kitabın öğrettiği ne varsa
beş vakit, altı kıta, yedi iklim ve sekiz cilt seyahatname
bir sayfası Chittagong
bir sayfası Nairobi
aksın tüm nehirler gözlerin gibi yeşil
Nuh’un yaptığı gemi çocuk oyuncağı
kahve yeşili gözlerinde yüzdürdüm ben gemilerimi
Yunus ne ki
ben bir kelebeğin kanatlarında yaşadım yıllarca
bir günlük ömrü vardı
her sabah ab-ı hayat içirdim
yeniden yeniden bağışlanıyordu bana fecre andolsun ki
Musa’ya inen 11 Emir idi aslında
birini sakladı
korkmuştu kavmine açıklamaya
şöyle yazıyordu: “Aşka ihanet etmeyeceksin!”
 
(“Kahve Yeşili” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
885 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir