Kadın Peygamberler – 6

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Gerçek Yaratıcı’ya imân eden ancak Dînlerin Tanrıları’na imân etmeyen ve bu yüzden kendi halkı tarafından lanetlenip kovulan İbrahim ve Sara’nın bundan sonraki hayatları sürgün, hicret, çile ve acılarla doludur. Kendi yaşadıkları zaman diliminde, dünyada ne kadar dîn varsa hepsini reddeden ve hiçbir toplumun dînine imân etmeyen, sadece ve sadece Evrenin Gerçek Yaratıcısı’na imân ettiklerini söyleyen İbrahim ve Sara’nın bu çıkışları, insanlık tarihinin seyrini de değiştirecek ve hayat adetâ yenibaştan başlayacaktır.

     İbrahim ile Sara’nın Kürdistan’dan İsrail’e göçü, sadece bir ailenin, bir kavmin veya inancın değil, tüm insanlık ailesinin gelecekteki kaderini şekillendirecek bir hadise olacaktır.

     Tevrat’ta net bir biçimde belirtildiğine göre, Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sara, bugünkü Kürdistan topraklarında yer alan ve günümüzde Şanlıurfa (Rîha) ilimize bağlı bir ilçe durumundaki Harran kentindendirler. Tevrat’ta yazıldığına göre, Hz. İbrahim (as), eşi Hz. Sara (as) ve yeğeni Hz. Lut (as) ile birlikte Kürdistan’ın Harran şehrinden Kenan topraklarına göç ettiler. Ancak İbrahim’in babası Tarah, öldüğü 205 yaşına kadar Harran’da kaldı. (288)

     Takriben M. Ö. 2300’lerde İbrahim ve Sara, Urfa’dan Harran’a, ordan da Yudea’ya (bugünkü İsrail) göç ettiler.

     Tanrı, İbrahim’e, O’nu kutsayacağına ve O’nun soyunu büyük bir millet yapacağına söz verdi. (289) İbrahim, Sara ve Lut, Kenan topraklarında antik Şexim kentine yerleştiler. (290)

     Sarai’nin adı daha sonra Sara olarak değiştirilir. Bu değişikliği isteyen ve yaptıran da bizzat Allah’tır. Kenan ülkesine vardıklarında, Allah, Hz. İbrahim’e vahyederek, Sarai isminin Sara olarak değiştirilmesini emreder: “Rab, ‘Karın Sarai’ye gelince, O’na artık Sarai demeyeceksin’ dedi, ‘Bundan böyle O’nun adı Sara olacak’. O’nu mübarek kılacağım ve sana O’ndan doğacak bir oğul vereceğim. O’nu mübarek kılacağım ve milletlerin annesi haline gelecek. Halkların kralları O’ndan türeyecek.” (291)

     Peki neden Sarai’nin ismi Sara olarak değiştirilmiştir? Çünkü “Sarai” kelime olarak “Prensesim” demektir ve yalnızca İbrahim’in prensesidir. Fakat O artık bundan böyle tüm milletlerin annesidir; dolayısıyla ismi sadece “Prenses” anlamına gelen “Sara” olarak değiştirilmiştir. (292)

     Tevrat metinlerini ve Kur’ân’daki anlatımları birleştirdiğimizde, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’ya peygamberliklerinin Urfa’dan Harran’a göçüp yerleştikten sonra – belki de evlenmelerinden hemen sonra – ve lakin Mezopotamya’dan Kenan topraklarına göç etmelerinden kısa bir süre önce verildiğini anlamaktayız. Gerek Tevrat âyetlerini, gerek Kur’ân âyetlerini, gerekse Yahudî ve Müslüman kaynaklarını dikkatli bir biçimde okuduğumda benim çıkardığım sonuç, “peygamberlik” olayının İbrahim’le Sara’ya bahşedilmesinin, evlenmelerinden hemen sonra gerçekleşmiş olmasıdır. Düğünden sonra oluyor bu.

     Tevrat’ta Hz. İbrahim’in babası Tarah’ın üç oğlunun olduğu belirtiliyor. Bunlar; İbrahim, Nahor ve Harran’dır. İbrahim ile Nahor, bu iki kardeş, aynı gün evlendiler. İbrahim’in evlendiği kızın ismi Sara, Nahor’un evlendiği kızın ismi Milka idi. (293)

     Harran’da düğünleri yapılan İbrahim ile Sara, güzel bir yuva kurarlar. Birbirlerini çok sevmektedirler. Hayatta karşılaştıkları her türlü sorun ve sıkıntıları birlikte aşmak için hep elele, omuz omuza verirler. Sağlam bir birliktelikleri vardır. Hele kutsal metinlerden anladığımız şu ki, İbrahim, hanımı Sara’nın sözünden dışarı çıkmamakta, karısına büyük değer vermekte ve ne derse yapmaktadır.

     Ancak evlenmelerinden kısa bir süre sonra, onları büyük üzüntülere garkeden acı bir gerçekle tanışırlar: Sara kısırdır, çocuk doğuramıyor… (294)

     O dönemin şartlarında ve içinde yaşadıkları toplumun kültüründe bu oldukça zor bir durumdu. Ancak hayatları bu şekilde sürüp giderken, bir gün “herşey” değişir; sadece kendileri için değil, tüm insanlık için, dünyada kendilerinden sonra gelecek olan milyarlarca insan için “herşey” değişir.

     İbrahim, günlerden bir gün heyecan içinde ve koşa koşa Sara’nın yanına gelir. Biraz önce başına, kendisinin bile inanmakta güçlük çektiği bir olay gelmiştir. “Tanrı benimle konuştu, hatta bana göründü” der İbrahim, karısı Sara’ya. Tabiî aslında O’na görünen Tanrı değil, gönderdiği meleği Cebrail’di. Kendisine hiçbir konuda ve asla asla yalan söylemeyeceğini bildiği için, bu hususta güvendiği için şok geçiren Sara, hayretler içinde İbrahim’e ardı ardına sorular sorar. Hatta nefes bile almadan sorular sorarken, “Sana ne dedi? Haydi anlat…” diye sorarken farkında olmadan İbrahim’in boğazını sıkar. İbrahim, “Sakin ol hayatım” der, karısına. Sonra oturup zihnini toplamaya çalışır. Ardından Tanrı’nın söylediklerini karısına söyler:

     “Memleketinden, akrabalarının yanından çık ve sana göstereceğim memlekete git.” (295)

     Allah, İbrahim ve Sara’ya “peygamberlik” bahşedince, onlara verdiği ilk emirlerden biri göçtür, hicrettir:

     “Rab, İbrahim’e, ‘Ülkeni, halkını, babanın evini bırak; sana göstereceğim topraklara git’ dedi.” (296)

     Nihayetinde Tanrı’nın emri gereği Mezopotamya (Kürdistan) topraklarından Kenan (İsrail) topraklarına göç etme kararı alırlar…

     Sara eşyalarını toplarken hangilerini yanına alıp hangilerini bırakacağına karar vermeliydi. Kervandaki eşeklerin taşıyamayacağı büyüklükte eşyaları yanına alamazdı. Ayrıca birçok eşyası göçebe hayatı sürerken işine yaramayacaktı. Kuşkusuz bunların çoğunun satılması ya da birilerine verilmesi gerekecekti. Şehir hayatının rahatlığı da geride kalacaktı. Örneğin çarşı pazar ayağının altındaydı. Arpa, buğday, et, meyve, sebze, kıyafet gibi ihtiyaçlarını ve yaşamı kolaylaştıran şeyleri rahatlıkla temin edebiliyordu. (297)

     Sara’nın geride bırakacağı başka birşey daha vardı: Ailesi. Tanrı’nın “akrabalarının yanından çık” emri O’na özellikle zor gelmiş olabilir. Mutlaka erkek kardeşleri, kız kardeşleri, yeğenleri, amcaları, teyzeleri vardı ve bu sıcak, sevgi dolu kadın onlara çok düşkündü. Onları bir daha belki hiç göremeyecek olması Sara’yı caydırmadı. O yolculuk hazırlıklarına devam etti. Tüm zorluklara rağmen belirledikleri gün geldiğinde Sara toplanmış, yola çıkmak için hazırdı. (298)

     Harran’dan ayrıldılar ve yolculuğa başladılar. Allah’ın bu emri üzerine İbrahim ve Sara, yanlarında yeğenleri Hz. Lut ile beraber, Kürdistan’dan çıkıp İsrail’e doğru yol alırlar. Onlar, Kenan topraklarında antik Şexim kentine yerleştiler (bugünkü Batı Şeriâ bölgesinde Nablus kentinin bulunduğu yer). İbrahim o sıralar 75, Sara ise 65 yaşındadır. (299)

     İbrahim, Sara ve Lût, Yahudî takvimine göre muhtemelen M. Ö. 14 Nisan 1943 tarihinde Fırat Nehri’ni geçtikten sonra güneye, Tanrı’nın onlara vaadettiği İsrail diyarına doğru yola çıktılar. (300)

     Şexîm civarında, More’deki büyük ağaçların yakınlarında Tanrı’nın meleği Cebrail yeniden İbrahim’e göründü. Bu kez şöyle dedi: “Bu diyarı senin soyuna vereceğim.”… “Soy”! Bu kelime İbrahim için çok şey ifade etmiş olmalı. Çünkü karısı Sara kısırdır. Tanrı, İbrahim’e, O’ndan gelecek milletin yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için nimetlerin yolunu açacağını söylemişti. (301)

     Ancak onların Kenan (bugünkü İsrail) topraklarına yerleşmelerinden kısa süre sonra o topraklarda kıtlık başgösterir. Bunun üzerine onlar daha öteye, Mısır topraklarına doğru göçlerine devam ederler ve gidip Mısır’a yerleşirler. (302)

     Fakat İbrahim’le Sara’nın Mısır topraklarında yaşadıkları, bir hayli gariptir ki, bunu daha önce de detaylı bir biçimde işlemiştik. Hz. İbrahim’in, çok güzel bir kadın olduğu için, karısı Sara’yı Mısırlılar’ın elinden alacağından korkması ve bu yüzden karısını “kızkardeşi” olarak tanıtması, hatta kendi eliyle Firavun’un sarayına sunması iddiâsı ve bu minvaldeki rivayetler.

     Sözkonusu olayla ilgili birbirinden farklı hatta çelişkili olan iki anlatının Tevrat’ta yer aldığını görüyoruz. Bunların ilkinde Hz. İbrahim’in Hz. Sara’yı kızkardeşi olarak tanıtmakla yalan söylediği, ikincisinde ise gerçekten Sara’nın kendi kızkardeşi olduğu söylenmektedir. Bu da Tevrat’ın aynı hadiseyi anlatırken bile kendi içinde nasıl bir çelişkiye düştüğünü göstermekte. Şimdi her iki anlatış şeklini de aktarmak istiyoruz.

     Birincisi, Hz. İbrahim’in Hz. Sara’yı kızkardeşi olarak tanıtmakla yalan söylediğini bildiren âyetler:

     “Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden İbrahim geçici bir süre için Mısır’a gitti. Mısır’a yaklaştıklarında karısı Sara’ya, ‘Güzel bir kadın olduğunu biliyorum’ dedi, ‘Olur ki Mısırlılar seni görüp, ‘Bu O’nun karısı’ diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen, ‘O’nun kızkardeşiyim’ de ki, senin hatrın için bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.’ İbrahim Mısır’a girince, Mısırlılar karısının çok güzel olduğunu farkettiler. Kadını gören Fıravun’un adamları, güzelliğini Firavun’a övdüler. Kadın saraya alındı. O’nun hatırı için Fıravun İbrahim’e iyi davrandı. İbrahim davar, sığır, erkek ve dişi eşek, erkek ve kadın köle, deve sahibi oldu. Rab İbrahim’in karısı Sara yüzünden Fıravun’la ev halkının başına korkunç felâketler getirdi. Firavun İbrahim’i çağırtarak, ‘Nedir bana bu yaptığın?’ dedi, ‘Neden Sara’nın karın olduğunu söylemedin? Niçin ‘Sara kızkardeşimdir’ diyerek O’nunla evlenmeme izin verdin? Al karını git.’ Firavun O’nun için adamlarına buyruk verdi. Böylece İbrahim’le karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.” (303)

     İkincisi, Hz. Sara’nın gerçekten de Hz. İbrahim’in kızkardeşi olduğunu bildiren âyetler:

     “İbrahim Mamre’den Negev’e göçerek Kadeş ve Sur kentlerinin arasına yerleşti. Sonra geçici bir süre Gerar’da kaldı. Karısı Sara için, ‘Bu kadın kızkardeşimdir’ dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sara’yı getirtti. Ama Tanrı gece düşünde Avimelek’e görünerek, ‘Bu kadını aldığın için öleceksin’ dedi, ‘Çünkü O evli bir kadın.’ Avimelek henüz Sara’ya dokunmamıştı. ‘Ya Rab’ dedi, ‘Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin? İbrahim’in kendisi bana, ‘Bu kadın kızkardeşimdir’ demedi mi? Kadın da İbrahim için, ‘O kardeşimdir’ dedi. Ben temiz vicdanla, suçsuz ellerimle yaptım bunu.’ Tanrı, düşünde O’na, ‘Bunu temiz vicdanla yaptığını biliyorum’ diye yanıtladı, ‘Ben de seni bu yüzden bana karşı günâh işlemekten alıkoydum, kadına dokunmana izin vermedim. Şimdi kadını kocasına geri ver. Çünkü O bir peygamberdir. Senin için dûâ eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.’ Avimelek sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştüler. Avimelek İbrahim’i çağırtarak, ‘Ne yaptın bize?’ dedi, ‘Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günâha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.’ Sonra, ‘Amacın neydi, niçin yaptın bunu?’ diye sordu. İbrahim, ‘Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok’ diye yanıtladı, ‘Karım yüzünden beni öldürebilirler diye düşündüm. Üstelik, Sara gerçekten kızkardeşimdir. Babamız bir, annemiz ayrıdır. O’nunla evlendim. Tanrı beni babamın evinden gurbete gönderdiği zaman karıma, ‘Bana sevgini şöyle göstereceksin: Gideceğimiz her yerde kardeşin olduğumu söyle’ dedim.’ Avimelek İbrahim’e karısı Sara’yı geri verdi. Bunun yanısıra O’na davar, sığır, köleler, cariyeler de verdi. İbrahim’e, ‘İşte ülkem önünde, nereye istersen oraya yerleş’ dedi.” (304)

     Tevrat’taki bu ilginç hikâye ve bir hayli “can sıkıcı” olan bu olay, Hz. İbrahim’in hayatının ve başına gelenlerinin oldukça detaylı bir biçimde işlendiği Kur’ân-ı Kerîm’in hiçbir yerinde geçmez. Kur’ân’da bu olay yoktur. Bu da hikâyenin doğruluğunu şüpheli hale sokmaktadır. Eğer bu olay doğru olsaydı, bir şekilde Kur’ân’da da bahsi geçerdi. Zirâ İbrahim’in hayatı, mücadelesi, başına gelen musibetler, zorluklar, Kur’an’da oldukça detaylı bir şekilde anlatılmaktadır, lakin Kur’ân’ın hiçbir yerinde böyle bir olaydan bahsedilmez.

     Ancak ne hikmetse İslam’dan ve Kur’ân’dan daha çok Yahudîlik’ten beslenen hadis kitaplarında bu hikâye kendine yer bulmuştur. Örneğin Sünnî İslam dünyasının tartışmasız “sahih” kabul ettiği “Müslim”de bu hikâye şu şekilde anlatılmaktadır:

     “Hz. İbrahim, yanında Sara olduğu halde zalim bir kralın ülkesine gelmişti. Sara kadınların en güzeli idi. Bu nedenle Hz. İbrahim O’na, ‘Eğer bu zalim senin benim hanımım olduğunu bilirse, seni benden alır. Bunun için senin kim olduğunu sorarsa, kızkardeşim olduğunu söyle. Çünkü sen, İslam’da benim kardeşimsin ve yeryüzünde ikimizden başka Müslüman bilmiyorum’ dedi. Zalim kralın memleketine girdikleri zaman, kralın bir adamı Sara’yı gördü ve krala gelerek, ‘Senin memleketine, senden başkasına layık olmayan bir kadın geldi’ dedi. Bunun üzerine kral adam göndererek Sara’yı getirtti. Hz. İbrahim ise bu sırada namaza kalktı. Sara kralın yanına girdiğinde, kral O’nu taciz etmekten kendini alamadı. Ancak kralın eli tutuldu. Kral Sara’ya, ‘Allah’a dûâ et de ellerimi serbest bıraksın, sana zarar vermeyeceğim’ dedi. Sara da dûâ etti ve elleri normal hale geldi, ancak kral tekrar Sara’yı taciz etti. Bunun üzerine kralın elleri, ilkinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu. Kral ilkindeki gibi Sara’nın yine dûâ etmesini istedi, Sara da dûâ etti ve elleri normal hale geldi. Fakat kral tekrar Sara’yı taciz etti. Bu sefer kralın elleri, ilk ikisinden daha şiddetli bir şekilde tutuldu. Kral da yine Sara’ya, ‘Allah’a dûâ et de ellerimi serbest bıraksın. Allah şahîd olsun ki sana bir zarar vermeyeceğim’ dedi. Sara da tekrar dûâ etti ve kralın elleri normal hale geldi. Bunun üzerine kral hemen Sara’yı getiren adamı çağırarak, ‘Sen bana bir insan değil, bir şeytan getirmişsin. Bunu hemen memleketimden çıkar ve Hacer’i de O’na ver’ dedi.” (305)

     Ancak “Müslim”deki anlatımda, sadece Hz. İbrahim’in hanımı Sara’ya tavsiyesi sözkonusu olup, kendisinin kralın huzurunda “Sara’nın kendi kızkardeşi olduğunu” söylediğine dair bir bilgi verilmemektedir. Ve fakat yine Sünnî İslam dünyasının tartışmasız “sahih” kabul ettiği “Buharî”, “Tirmizî”, “Ebû Davud” ve “Ahmed ibn-i Hanbel”de, İbrahim’in krala “Sara benim kızkardeşimdir” dediği aynen Tevrat’taki gibi açık biçimde belirtilir. (306)

     Üstâd Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî, kendisi de bir Sünnî olduğu halde ve bu olay Sünnîlik mezhebinin en temel ve “sahih” hadis kitaplarında yer aldığı halde, yine de bunu inandırıcı bulmamış ve reddetmiştir. Mewdudî’ye göre bu hadis, ravîleri güvenilir olsa da, metin itibariyle sahih kabul edilemez. (307)

     Tevrat’taki hikâyede, Mısır Firavunu’nun Sara’yı sarayından çıkarıp İbrahim’e geri verirken ve ikisini memleketinden geri gönderirken, onlara davarlar, sığırlar, köleler ve cariyeler de vererek, İbrahim’le Sara’yı bu hediyelerle birlikte gönderiyorlar. Yahudî, Hristiyan ve Müslüman âlimlerin ve tarihçilerin tam bir ittifak halinde ortak olarak naklettiklerine göre, işte bu cariyelerden biri de Hz. Hacer’dir. (308)

     Hz. Hacer (as) annemizin ismi Yahudî kaynaklarında “Hagar” şeklinde, İslamî kaynaklarda “Hacer” şeklinde geçmekte. Aslında İbranice’deki anlamı ile Arapça’daki anlamı hemen hemen aynıdır. “Hagar”, İbranice’de “kaçma, kaçış” anlamına geliyor. (309) “Hacer” ise “h – c – r” (ha – cim – ra) kökünden türeme bir kelime olup Arapça’da “göç eden” anlamına gelir. Bugün dilimize de geçmiş olan “hicret” (göç), “muhacir” (göçmen), “tehcir” (sürgün) gibi sözcükler de aynı kökten türemişlerdir. (310)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Arap tarihçi ve dilbilimci İbn-i Hişam ise, “Hagar” (Hacer) ismini, Mısır’ın kuzeydoğusundaki Ferema (eski ismi Ettine) bölgesinde, Akdeniz kıyısına sadece 3 km mesafede kurulu ve Hz. Hacer annemizin köyü olan Ümm’ül- Arab (eski ismi Ümm’ül- Arik) civarında yaşayan Hagarit (veya Agarit) kabilesiyle ilişkilendirmiştir. (311) 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79) de İbn-i Hişam ile aynı görüştedir. (312) Kimi Batılı araştırmacıların da benzer şekilde söylediğine göre, Hagar (Hacer) de Hagaritler’dendir ve ismini de mensubu olduğu kabileden alır. (313)

     İlk yıllarında Sara, Hacer’e iyi davranmaktadır. Arkadaş gibidirler. Ancak mâlum “çocuk mevzûsu” yüzünden aralarında bir çekememezlik hatta husumet oluşur. Daha doğrusu, “çocuk” yüzünden değil de, “O’ndan çocuğu oldu diye İbrahim’in Hacer’e duygusal olarak yakınlık göstermesi” yüzünden yaşanıyor bütün bunlar. Nitekim çocuk sahibi olsun diye İbrahim’e Hacer’e gitmesini teklif eden bizzat Sara’dır.

     Sara’nın aynı zamanda İbrahim’e karşı baskın bir yapısının olduğu ve bununla birlikte İbrahim’in O’na saygısının büyük olduğu, isteklerinde O’na karşı çıkmadığı anlaşılıyor. Sara, kendi eli ile kocası İbrahim’i kendi cariyesi Hacer ile evlendirir:

     “Sara, İbrahim’e, ‘Rab çocuk sahibi olmamı engelledi’ dedi, ‘Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.’ İbrahim Sara’nın sözünü dinledi.” (314)

     İbrahim’in Hacer’den bir oğlu olur. Adını “İsmail” (İşmael) koyarlar. Tevrat’ta, İsmail doğduğunda İbrahim’in 86 yaşında olduğu yazılıdır. (315)

     “İsmail” (İşmael), İbranice bir isim olup “isma” (işitmek, duymak) ve “İl” (Tanrı) sözcüklerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir ve “Tanrı işitir” ya da “Tanrı bizi işitti” anlamına gelmektedir. İbrahim yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadığı için, İsmail’e bu ismi koymuşlardır. (316)

     “İsmail” (İşmael) adının bu anlama geldiği ve bu amaçla çocuğa bu ismin konulduğu, zaten bizatihi Tevrat’ta da belirtilir. (317)

     80 yaşına merdiven dayamış ve çocukluklarından beridir birbirlerini deli gibi seven, amcaçocukları ve aynı zamanda karı – koca olan İbrahim ile Sara arasına, hayatları boyunca ilk kez soğukluk girer. Çünkü Hacer’den çocuk sahibi olunca, İbrahim Hacer’e, yani çocuğunun annesine karşı duygusal bir yakınlık gösterir, hatta gönlü kayar gibi olur. Bunda Hacer’in tavırları da etkili olmuştur; İbrahim’e çocuk verdi diye kendisini Sara ile eşit görmüş hatta yer yer O’na karşı üstünlük taslamıştır. Bu durum ise Sara ile İbrahim arasındaki iplerin kopmasına sebep olur, doğal olarak. Sara, Hacer’in çocuk doğurması üzerine İbrahim’in ilgisinin Hacer’e kaymasına tahammül edemeyerek, kocası İbrahim’e çok sert çıkışır:

     “Sara İbrahim’e, ‘Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi’ dedi, ‘Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. İkimiz arasında Rab karar versin.’ İbrahim’e, ‘Bu cariyeyle oğlunu kov’ dedi.” (318)

     İbrahim’in Sara’ya verdiği cevap ve sonrasında yaşananlar şudur:

     “İbrahim Sara’ya, ‘Cariyen senin elinde’ dedi, ‘Neyi uygun görürsen yap.’ Böylece Sara, cariyesi Hacer’e sert davranmaya başladı. Hacer bu eziyetlere dayanamayarak O’nun yanından kaçtı.” (319)

     Allah, daha önce İbrahim’e ve Sara’ya gönderdiği gibi, Hacer’e de Cebrail’i gönderir. Çünkü her üçü de peygamberdir. (320)

     Tanrı’nın gönderdiği Cebrail meleği, Hacer’e şunları vahyeder:

     “Rabb’in meleği (Hacer’e), ‘Hanımına (Sara’ya) dön ve O’na boyun eğ’ dedi. Çünkü Rabb sıkıntı içindeki yakarışını işitti.” (321)

     Tevrat’taki anlatımlar biraz ilginç hatta gariptir. Zirâ örneğin Hacer’e bunları vahyeden ve öğütleyen Tanrı, aynı Tanrı, İbrahim’e de bu olayda şunları vahyedip öğütlemektedir:

     “Tanrı, İbrahim’e, ‘Oğlun ve cariyen için üzülme’ dedi, ‘Sara’nın sözünü dinle. Çünkü senin soyun İshak’la sürecektir’.” (322)

     Tanrı’nın gerek Hacer’e vahyettiğini gerekse İbrahim’e vahyettiğini birleştirdiğimizde, açıkça ortada olan şudur ki, Tanrı bu konuda kesin olarak Sara’yı haklı bulmakta, net biçimde Sara’yı tutmaktadır. Ki zaten sağlıklı bir biçimde olaya baktığımızda da, haklı olan Sara’dır.

     Aslında sadece bu olayda değil, daha önceki pekçok olayda da gördüğümüz üzere, Tanrı hep Sara’yı destekleyici bir tutum göstermektedir. Hatta Tanrı, kimi yerlerde, Sara’yı savunmak için İbrahim’i azarlamaktan dahi çekinmemektedir. Bu durum, semavî dînlere mensup pekçok dîn bilgini tarafından, Tanrı katında Sara’nın makamının İbrahim’den daha üstün olduğuna yorumlanmış, Sara’nın İbrahim’den daha üstün bir peygamber olduğu belirtilmiştir. (323)

     Hacer İsmail’i doğurduktan ve Sara ile aralarında bu olumsuzluk başgösterdikten sonra, Hacer, kucağında bebeği İsmail ile beraber evden kovulur. İbrahim, içi kan ağalayarak da olsa, eşi Hacer’i ve çocuğu İsmail’i alıp uzak bir diyara, çöl bir bölgeye bırakıp geri döner.

     Tevrat’a göre, İbrahim’in Hacer’le İsmail’i götürüp bıraktığı yer, İsrail’in güneyindeki Negev Çölü’nde, bugünkü Be’er – Şeva şehrinin kurulu olduğu yerdir. (324) Kur’an’a göre ise, İbrahim’in Hacer’le İsmail’i götürüp bıraktığı yer, Arabistan’ın batısındaki kurak bir mıntıkada, bugünkü Mekke şehrinin kurulu olduğu yerdir. (325)

     Tevrat’ın anlattığına göre, Hacer’le İsmail “oraya” bırakıldıktan bir süre sonra, Allah’ın gönderdiği Cebrail meleğinin uyarısıyla tekrardan İbrahim’le Sara’nın evine geri dönerler. (326)

     Bu olaydan 13 yıl sonra, çok ilginç bir hadise yaşanır. İbrahim 99 yaşında, karısı Sara 89 yaşındadır. İbrahim’in Hacer’den olma oğlu İsmail ise 13 yaşına gelmiştir. Bir gün, İbrahim’le Sara’nın evine, üç bilge yaşlı adam misafir olarak gelirler. Kendilerine “Tanrı misafiri” derler. Bu üç yaşlı bilge, evin oturma odasında İbrahim’le sohbet ederlerken, Sara da kapının arkasında gizlice konuşmaları dinlemektedir. Tanrı, İbrahim’e daha önce verdiği sözün yerine getirilme zamanının geldiği müjdesini, bu üç yaşlı bilge aracılığıyla iletmektedir. Kimbilir; belki de bu üç yaşlı aksakallı bilge, insan kılığına girmiş meleklerdirler. Allah bilir.

     Misafirlerden biri, evsahibi İbrahim’e, hanımı Sara’nın gelecek yıl doğum yapacağını ve bir erkek çocuk doğuracağını müjdeler. İbrahim, 99 yaşında olduğunu, bu yaştan sonra nasıl baba olacağını sorar. Ama aksakallı yaşlı bilge, Tanrı’nın istemesiyle her şeyin mümkün olduğunu bildirir. Kapı arkasında konuşmaları dinleyen Sara, misafirlerin dediklerine inanmamış hatta söylenenlere gülmüştür. (327)

     Ancak “Tanrı’nın vaadi” ve yaşlı misafirlerin verdiği “müjde” gerçekleşir. Sara kısa süre sonra hamile kalır. Bir sene sonra da çocuk doğurur. Anne olur, Sara.

     İbrahim’in Sara’dan da bir oğlu olur. Adını “İshak” (Yitzak, İsaac) koyarlar. Tevrat’ta, İshak doğduğunda İbrahim’in 100 yaşında, Sara’nın ise 90 yaşında olduğu yazılıdır. (328)

     “İshak” (Yitzak, Isaac), Aramice bir kelime olup “gülen yüz” veyahut “Tanrı bize güldü” ya da “Tanrı bizi güldürdü” anlamına gelmektedir. İbrahim ile Sara yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadıkları için, İshak’a bu ismi koymuşlardır. (329)

     “Ve Sara dedi ki, ‘Tanrı beni güldürdü. Bunu duyan (90 yaşımda çocuk doğurduğumu duyan) herkes de bana gülecektir.” (330)

     Ancak bu mükâfat ve sevinç, daha sonra “tarihin en büyük imtihanı” olacaktır: Kurban.

     Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmeye yeltenmesi olayı, Müslümanlar ve Yahudîler arasında ortak bir konu olmasına karşılık, kurban edilmeye çalışılan çocuğun İbrahim’in hangi oğlu olduğu noktasında ihtilaf vardır. Her iki çocuk da Hz. İbrahim’in oğludur ve ikisine de sonradan peygamberlik verilmiştir. Müslümanlar, Hz. İbrahim’in Hacer’den doğma oğlu İsmail’i kurban etmeye kalkıştığına inanırken, Yahudîler ise Hz. İbrahim’in Sara’dan doğma diğer oğlu İshaq’ı kurban etmeye kalkıştığına inanmaktadırlar. (NOT: Kurban hadisesini, Hz. Hacer’i kaleme alacağımız bir sonraki bölümde anlatacağız.)

     Sara, bu mükemmel, asil ve bir o kadar da çilekeş Kürt kadını, 127 yaşında İsrail’in Kiryat – Arba (bugünkü Hebron) kentinde vefat eder. (331)

     Naaşı, kocası İbrahim tarafından Kiryat – Arba (Hebron) yakınlarındaki Maxpela Mağarası’na defnedilir. (332)

     O dönemdeki ismi Kiryat – Arba ancak bugünkü İbranice ismi Hebron, bugünkü Arapça ismi de El- Xelîl (El- Halil) olan bu kentin yakınlarındaki Maxpela Mağarası (İbranice ismi Me’arat ha- Maxpela; Arapça ismi Haram’el- İbrahim), günümüzde hem Yahudîler, hem Hristiyanlar, hem de Müslümanlar tarafından “kutsal bir mekân” olarak kabul edilmektedir. Müslümanlar buraya “İbrahim’in Tapınağı” derler.

     Burada, baba – oğul – torun peygamberler olan İbrahim ile hanımı Sara, onların oğlu İshak ile hanımı Rebekka, onların oğlu Yakup ile hanımı Leah yatmaktadır. (333)

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(288): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 11: 32

(289): Tevrat, Tekvin, 12:1 – 3 / ayrıca Kur’ân-ı Kerim, Baqara 124; Âl-i İmran, 33; Ankebut 27; Hadid 26

(290): Tevrat, Tekvin, 12:4

(291): Tevrat, Tekvin, 17:15

(292): Estraya Seval Vali, Yahudîlik’in Kadın Peygamberleri – 7: Sara, Şalom Gazetesi, 7 Aralık 2011

(293): Tevrat, Tekvin, 11:29

(294): Tevrat, Tekvin, 11:30

(295): İncil, Elçiler, 7:3

(296): Tevrat, Tekvin, 12:12

(297): “Güzel Bir Kadınsın”, Gözcü Kulesi Dergisi, sayı 3, s. 12 – 15, Mayıs 2017

(298): agm

(299): Tevrat, Tekvin, 12:4

(300): Tevrat, Çıkış, 12:40 – 41

(301): Tevrat, Tekvin, 3:15; 12:2 – 7

(302): Tevrat, Tekvin, 12:14 – 15

(303): Tevrat, Tekvin, 12:10 – 20

(304): Tevrat, Tekvin, 20:1 – 15

(305): Müslim, Fedail 154

(306): Buharî, Enbiyâ 8 / Tirmizî, Tefsir 22 / Ebû Davud, Talaq 16 / Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned, cilt 2, s. 403

(307): Ebû’l- Âlâ el- Mewdudî, Tefhîm’u Qur’ân, cilt 3, s. 286, İnsan Yayınları, İstanbul 1986

(308): Genesis Rabbah; 45:2 / İncil, Galatyalılar, 4:22 – 26, 28 ve 31 / Buharî, Büyü 100, Hibe 26 ve 28 / Müslim, Fedail 154

(309): Manfred Görg, Hagar, die Ägypterin, Biblische Notizen, sayı 33, s. 17 – 20, Freiburg & Basel & Viyana 1986 / Raymond Kuntzmann, Typologie Biblique: De Quelques Figures Vives, s. 65, Cerf Édition, Paris 2002

(310): Ali Şeriatî, Hacc, s. 53, Özgün Yayıncılık, İstanbul 1999

(311): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 40, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985

(312): Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983

(313): Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003

(314): Tevrat, Tekvin, 16:2

(315): Tevrat, Tekvin, 16:16

(316): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, Fredrick E. Greenspahn, “Ishmael”, s. 4551 – 4552, Macmillan Reference Publishing, Thomson Gale 2005

(317): Tevrat, Tekvin, 16:15 – 16

(318): Tevrat, Tekvin, 21:10

(319): Tevrat, Tekvin, 16:5 – 6

(320): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(321): Tevrat, Tekvin, 16:6 – 11

(322): Tevrat, Tekvin, 21:12

(323): Midraşlar, Şemot Raba 1:1

(324): Tevrat, Tekvin, 21:8 – 21

(325): Kur’ân- Kerîm, Âl-i İmran 96; İbrahim 37; Hacc 26 – 27; Baqara 127 – 129

(326): Tevrat, Tekvin, 16:1 – 16

(327): Tevrat, Tekvin, 18:11

(328): Tevrat, Tekvin, 25:5

(329): Isidore Singer – Cyrus Adler, Jewish Encyclopedia, Isidore Singer – Isaac Broydé, “Isaac”, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1901 – 1906 / David Noel Freedman – Allen C. Myers – Astrid B. Beck, Eerdmans Dictionary of the Bible, Nancy deClaise-Walford, “Isaac”, s. 647, William B. Eerdmans Publishing Company, Cambridge & Grand Rapids 2000

(330): Tevrat, Tekvin, 21:6

(331): Tevrat, Tekvin, 23:1 – 2

(332): Tevrat, Tekvin, 23:19

(333): Tevrat, Tekvin, 23:19; 25:9; 49:31; 50: 13

     SEDİYANİ HABER

     25 HAZİRAN 2019

Kirpiklerin arasından ayışığı yolla karanlık dünyama
ağlamaklı bakışlarında umut hiç eksilmesin
Hiroşima gözlerinden ihaneti bilmez bir ulus ver bana
ve yüreğinde birşeyler sakla hep acıya dair
ağladıkça benimsin sen
ağladıkça benim
güldüğün an kaybedersin beni
“bir damla su” kadar sevmenin ağır bedelidir bu
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
çırılçıplak yıkansınlar ülkemin çocukları
gözlerindeki denizin yakamozlarında
gözyaşları boşalsın kirpiklerin arasından
ve düşsün bir damlası
Harran dudaklarıma.
 
Emzirmesi biten bir bebeğin
ağzının iki yanından süzülen
anne sütü gibi akıyor Dicle ve Fırat
çocukların iki memesi arasında büyüyor
ve özgürleşiyor yitik ülkem Gülistan
ana kucağı gibi sıcaktır Ğarzan ovası
ve bir babanın merhametini saklar bağrında Serhat
ağladıkça yeşile çalar gözlerin
yeşile çalar Zigana geçidi
yeşile çalar Eleşkirt
yeşile Beytüşşebap, Erbaa ve Şebinkarahisar
daha bir asildir Kızılırmak sen ağladıkça
daha bir ulaşılmaz kılınır Erciyes
ve Ninova’ya daha bir yakın durur Hattuşaş.
 
(“Ağladıkça Yeşile Çalar Gözlerin” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
*
973 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Kadın Peygamberler – 6

  1. İbrahim Halil Kuran dedi ki:

    Merhaba. Sayın Sediyani, bu makalenin bir yerinde kafamı karıştıran “Bu diyarı senin soyuna vereceğim” cümlesi oldu. Hz.İbrahim Kürt ise İsrail diyarı nasıl O’nun soyuna veriliyor? Konuyu aydınlatırsanız
    sevinirim. Slm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir