Siyasî Bir Edebiyat mı, Edebî Bir Siyaset mi?

 

isediyani

Eğitimci ve yazar İbrahim Altun, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Siyasî Bir Edebiyat mı, Edebî Bir Siyaset mi?

İbrahim Altun

     Ülkede siyaset kadar bilim, kültür, sanat ve edebiyat konuşulsa zannımca ortada siyasete alet olacak bir problem kalmayacak.

     Bir ülke düşünün ki çiftçisinden işçisine, sanatçısından edebiyatçısına kadar herkes gece gündüz siyaset konuşuyor.

     Öyle ki baba oğulla, kardeş kardeşle, komşu komşuyla siyasî bir tarafgirlikle hem de saatlerce tartışıp duruyor. Hatta bazen tartışmalar öyle kızışıyor ki muhabbet ortadan kalkıyor, rezil bir kavgaya dönüşüyor. Sonrasında kavgalar nefreti, nefretler anlamsız ve yersiz bir husumeti doğuruyor. Dostluklar, yakınlıklar unutulup gidiyor. En nihayetinde kalpler kırılıp gönüller yıkılıyor. Gönüllerin arasına kinden, öfkeden aşılmaz ve yıkılmaz duvarlar örülüyor.

     Peki ne uğruna?

     Hemen cevap vereyim: Maalesef koskoca bir HİÇ uğruna.

     Bu duruma kızmamak, üzülmemek elde değil.

     Hem çok kızıyorum hem de çok üzülüyorum; ancak en dibe kadar siyasete gömülen ve hemen hemen her gün siyasetle yatıp siyasetle kalkan halkımıza hiçbir şey diyemiyorum. Zira halka yol gösterecek, kalem tutan aydınların bile gecesi gündüzü siyaset olmuşsa zavallı halk ne yapsın? Mâlumunuz ön teker nereye giderse arka teker oraya gider.

     Şimdi şunu sormadan edemiyorum:

     Halka yol göstermekle ve bu halkın çocuklarını muasır medeniyetler seviyesine çıkarmakla yükümlü olan sanatçılar, edebiyatçılar ve bilim insanları bu denli siyasetle meşgul iken, siyasetçilerin kaçının günlerce bilim, kültür, sanat ve edebiyat konuştuklarını duydunuz ya da toplumu ileriye taşıyacak bu değerleri nasıl daha öteye taşıyabiliriz derdiyle yanıp hararetle bu konuyu tartıştıklarını gördünüz?

     Bu tabloya bakınca İbrahim Sediyani hocadan duyduğum şu söz aklıma geldi: “Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini görmek istiyorsan, o ülkenin siyasetçilerine ve edebiyatçılarına bak: Eğer edebiyatçıları siyaset konuşuyorsa o ülke geridedir; eğer siyasetçileri edebiyat konuşuyorsa o ülke ileridedir.”

     Şu husus sakın yanlış anlaşılmasın: Ben “yanlışa susulsun” demediğim gibi “siyaset yapılmasın” da demiyorum. Tabiî ki yeri geldiğinde doğrular konuşulacak ve yanlışlar tartışılacak, aynı şekilde siyaset de yapılacaktır. Ancak unutulmaması gereken birşey var: Edebiyatçılar, pekâlâ siyaset yapmadan doğruları konuşabilir, aynı şekilde siyasetçiler de edebiyat, sanat ve bilim konuşarak ülkeyi yönetebilir. İşte benim asıl söylemek istediğim şey budur.

     Kalem ve kelam ehli insana hiçbir koşulda siyaset bulaşmamalı; eğer bulaşırsa kalem kirlenir, zihin zehirlenir.

     Kalemi kirlenmiş, zihni zehirlenmiş birine aydın denilebilir mi? Sözüm ona böyle bir aydından hangi aydınlık fikir beklenebilir?

     Siyaset, tarafında olan şeytanı, sana melek; karşında duran meleği, sana şeytan gösterebilir. Oysa doğru bir adamın yanlışına susmamak ne denli doğru ise yanlış bir adamın doğrusunu susturmak o denli yanlıştır.

     Yanlış olana susmamak! Doğru olanı susturmamak!

     Sanatçı ve edebiyatçıların asıl yapması gereken işte tam da budur. Sanat ve edebiyatla uğraşanlar ancak bu düstura uyarlarsa gerçek bir aydın olurlar. Bu hiçbir surette unutulmamalıdır.

     Edebiyatçıların ve sanatçıların siyaset konuştuğu bir ülke değil; siyasetçilerin edebiyat ve sanat konuştuğu bir ülke olmamız ümidiyle…

     Edebiyat, siyaset kokmasın. Siyaset, edeple edebiyatla boyansın.

     SEDİYANİ HABER

     24 HAZİRAN 2019

 

435 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir