Kadın Peygamberler – 5

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     Şimdi gelelim, yaşamları tüm insanlığın yaşamını etkilemiş ve kendilerinden sonraki milyarlarca insanın yaşamını şekillendirmiş olan İbrahim ile Sara’nın çarpıcı yaşam öyküsüne…

     Kutsal kitap Tevrat’ta verilen bilgiye göre, Hz. İbrahim hayatı boyunca üç defa evlenmiştir. İbrahim, ilk evliliğini amcasıkızı olan Hz. Sara annemizle yapmıştır. (206) İkinci evliliğini de Sara’nın Mısırlı cariyesi Hz. Hacer ile gerçekleştirmiştir. (207) İbrahim’in evlendiği üçüncü kişi ise Xetura isimli bir kadındır. (208)

     İlk iki hânımı dünyadaki herkes bilir, tanır. İnsanların pek bilmediği kişi, İbrahim’in üçüncü hânımıdır.

     İbrahim’in Sara’dan İshak adlı oğlu (209), Hacer’den İsmail adlı oğlu (210), Xetura’dan da Zimran, Yokşam, Medam, Midyam, Yişbak ve Şuax adlarında 6 çocuğu (211) olur.

     Gariptir: İbrahim’in herkesçe mâlum olan ilk iki evliliğinde asıl konu, bu evlilikleri bir “dram”a dönüştüren mesele “çocuk sahibi olamama” mevzûsu iken ve bu ailevî sorun nerdeyse son dörtbin yıllık tarihimizde milyarlarca insanın inanç ve yaşamını şekillendirmişken, İbrahim’in pek kimsenin tanımadığı üçüncü hânımının O’na dilediğinden fazla çocuk vermiş olmasıdır. Buna rağmen bu evlilik ve bu çocukların, dînî itikadın teşekkülünde pek rol almamış olması, kutsal kitaplarda bu evlilikten ve bu çocuklardan bahsedilmemiş olması, insanın garibine gidiyor.

     İbrahim’in ilk eşi ve aynı zamanda amcasıkızı olan Sara kendisi gibi Kürt (212), ikinci eşi olan Mısırlı Hacer siyahî bir Habeş kadını (213), üçüncü eşi Xetura da yine bir Kürt kadınıdır (214). Bir görüşe göre, Hz. İbrahim’in Xetura’dan doğma dördüncü çocuğu olan Midyam, Medler’in atasıdır. (215)

     İbrahim’in üçüncü hânımı olan Xetura, ilginç ve gizemli bir kişiliktir. Özellikle Bahaîlik dîni ve bu dîne ait metinler, Xetura ve çocuklarını çok özel bir konuma oturtmakta ve onlardan ayrıntılı biçimde bahsetmektedir. Ancak Xetura bizim bu çalışmamızda konumuz dahilinde değildir. Xetura’yı – Allah izin verirse – günün birinde başka bir çalışmamızda siz sevgili okurlarımızla işlemeyi düşünüyorum. Fakat bizim bu çalışmamızdaki konu, Sara’dır.

     Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın tam olarak hangi tarihte doğduklarını ve yaşadıklarını yüzde yüz bir doğrulukla tespit edebilmek mümkün olmasa da, günümüzden takriben 4 bin yıl önce yaşadıkları bilinmektedir.

     Fakat yine de Hz. İbrahim’in ne zaman doğduğunu ve yaşadığını kesin bir tarih vererek aktaran Müslüman ve Hristiyan tarihçiler ve araştırmacılar da olmuştur. Örneğin ünlü Arap tarihçi İbn-i Sa’d ya da tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed ibn-i Saad ibn-i Manî el- Basrî el- Haşimî Kâtib el- Waqidî (784 – 845), İslam dünyasında oldukça meşhur bir kaynak olan “Kitab’et- Tabaqat’ul- Kebir” (Büyük Sınıf Kitabı) adlı eserinde, tarih de vererek, “Hz. Âdem ile Hz. İbrahim arasında 2000 yıl, Hz. İbrahim ile Hz. Muhammed arasında da 2469 yıl vardır” diyor. (216)

     Hollandalı tarihçi, teolog, Semitik diller uzmanı ve İslambilimci Arent Jan Wensinck (1882 – 1939) ise, “Hz. İbrahim, dünyanın yaratılışından 3337 yıl sonra, Nûh Tufanı’ndan 1263 yıl sonra doğmuştur” diyor. (217)

     Britanyalı arkeolog ve Mezopotamya Uygarlıkları uzmanı Charles Leonard Woolley (1880 – 1960) ise, “Hz. İbrahim, M. Ö. 2100 yıllarında Ur kentinde doğmuştur” demekte. (218) Bir görüşe göre de, Hz. İbrahim, Nûh Tufanı’ndan sadece 293 yıl sonra doğmuştur. (219)

     Nitekim Babil Kralı Amrefal’ın, Babil Kralı Hammurabi (M. Ö. 1810 – M. Ö. 1750) ile aynı kişi olduğu yönündeki iddiâ da gözönünde bulundurulursa, Hz. İbrahim’in M. Ö. 22. – 20. yy’lar arasında yaşadığı söylenebilir. (220)

     Bazı araştırmacılar, Tevrat’ta bulunan hayat hikâyesinin, çeşitli metinlerin biraraya getirilmesiyle oluşturulduğunu söylerler. Alman teolog, Tevrat uzmanı ve oryantalist Julius Wellhausen (1844 – 1918) ekolünün ortaya koyduğu “Tevrat’ın edebî tahlili”ne göre Hz. İbrahim’le ilgili bilgiler, Yahvist, Elohist ve Rûhban metinlerine dayanır. Yahvist metin M. Ö. 950 yıllarında, Elohist metin M.Ö. 800’lü yıllarda, Rûhban metin ise M.Ö. 400’lerde yazılmıştır. (221) Tevrat’ta Hz. İbrahim’le ilgili bilgilerin Babil esareti devrine ait rivayetler olduğu, esaret sonrası dönemde Rûhban metni yazarının buna bazı ilaveler yaptığı ileri sürülmektedir. (222)

     Kimi araştırmacılara göre ise İbrahim Peygamber ile Zerdüşt Peygamber aynı kişidirler. Zerdüştîlik dîninin peygamberi olan Hz. Zerdüşt (as), aslında birçok insanın sandığı gibi tek kişi değil, farklı zaman aralıklarıyla yaşamış üç ayrı kişidirler. Ve üçü de bir sıfat olarak “Zerdüşt” şeklinde isimlendirilmişlerdir. I. Zerdüşt, yaklaşık olarak M. Ö. 3000’li yıllarda yaşamış ve asıl adı Mehâbâd olan peygamberdir (bugün Kürdistan’ın bir şehri O’nun adını taşımaktadır). II. Zerdüşt, takriben M. Ö. 2040’larda yaşayan ve gerçek adı Haşeng olan peygamberdir. III. Zerdüşt ise M. Ö. 660’larda yaşayan ve kendi gerçek adı da Zerdüşt olan peygamberdir. Bizim bugün Zerdüşt Peygamber olarak bildiğimiz ve tanıdığımız kişi, bu üçüncü kişidir. (223)

     İşte M. Ö. 2040’larda yaşayan II. Zerdüşt, yani Haşeng, birçok tarihçi ve araştırmacıya göre Hz. İbrahim’in tâ kendisidir. (224) Kimilerine göre de II. Zerdüşt, İbrahim’in talebesidir. (225)

     Kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân dahil olmak üzere, dünyada ne kadar kutsal metin ve dînî kaynak varsa, ayrıca dünyada ne kadar bilimsel ve tarihsel kaynak varsa, istisnasız tamamı, Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sara’nın hangi topraklarda doğdukları, nereden Kenan topraklarına göç ettikleri konusunda hemfikirdirler. İbrahim ve Sara, bugünkü Kürdistan / Mezopotamya topraklarında doğmuş ve oradan Kenan topraklarına (bugünkü Lübnan ve İsrail) hicret etmişlerdir. İbrahim ve Sara’nın hangi coğrafyanın çocukları oldukları, konuşulması / irdelenmesi bile abes bir konudur. Zirâ dediğimiz gibi, dünyada ne kadar dînî ve tarihî kaynak varsa, bu konuda aynı coğrafyayı işaret etmektedirler.

     Tevrat’ta net bir biçimde belirtildiğine göre, Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sara, bugünkü Kürdistan topraklarında yer alan ve günümüzde Şanlıurfa (Rîha) ilimize bağlı bir ilçe durumundaki Harran kentindendirler. Tevrat’ta yazıldığına göre, Hz. İbrahim (as), eşi Hz. Sara (as) ve yeğeni Hz. Lut (as) ile birlikte Kürdistan’ın Harran şehrinden Kenan topraklarına göç ettiler. Ancak İbrahim’in babası Tarah, öldüğü 205 yaşına kadar Harran’da kaldı. (226)

     Tevrat’ta bahsedilen Harran’ın bugünkü Urfa’nın Harran ilçesi olduğunu bilim dünyası da kabul etmektedir. Özellikle 1950’lerden bu yana bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar da bu inancı doğrulamıştır. (227) Ancak arkeolojik çalışma sitesindeki araştırmalar, bölgenin Ortaçağ öncesi tarihi (228) ve Patriarkal döneme ait tarihi (229)  hakkında yeterli keşifler vermemiştir.

     Pekçok tarihçi ve dîn bilgini, hem bilimsel kanıtlardan hem de Ebla Tabletleri’nden yola çıkarak, Tevrat’ta bahsedilen “Ur”un bugünkü Türkiye Kürdistanı’nda bulunan ve Harran’ın da 45 km kuzeyinde yer alan Urfa / Şanlıurfa (Riha) şehri olduğu konusunda hemfikirdirler. (230)

     Takriben M. Ö. 2300’lerde İbrahim ve Sara, Urfa’dan Harran’a, ordan da Yudea’ya (bugünkü İsrail) göç ettiler. Kürdistanlı olan İbrahim ve Sara Kürt idiler ve bu göç neticesinde Yahudî (İbrani) kavmi doğdu. Bazı Yahudî tarihçiler, Yahudîler’in Kürtler’den neşet eden bir kol olduğunu ve İbrahim ile Sara’nın bu göç hadisesiyle birlikte Kürtler’den ayrıldığını söylemektedirler. (231)

     Şanlıurfa’nın gerçek (eski) adı olan “Riha” adının da “İbrahim” adından geldiği söylenir. (232)

     Hz. İbrahim, Şanlıurfa (Riha)’da bir mağarada doğmuştur. (233) Bu mağara bugün halen ziyaret edilmektedir. “İbrahim” adının gramatik açılımını yaptığımızda, karşımıza şöyle ilginç bir tespit çıkıyor: Kürtçe’de “bra” sözcüğü “kardeş” demekken, “him” sözcüğü de “mağara” anlamına gelir. Bu durumda “İbrahim” (ya da “Brahim”), “Mağaranın kardeşi” demektir. (234)

     Tarih kitaplarında, dönemin kralı Nemrud’un bir rüyâsından bahsedilmektedir. Bu biraz Hz. Musa (as)’nın hikâyesine ve Firavun’un rüyâsı olayına benzemektedir. Rüyâya göre Nemrud, Ay ve Güneş’i de aydınlatan pek parlak bir yıldızın üzerine doğduğunu görür. Rüyâ tabircileri, Nemrud’un saltanatına son verecek bir çocuğun doğacağını haber verirler. Bunun üzerine Nemrud, doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. (235) İşte Hz. İbrahim (as)’in böyle bir dönemde, babasının annesini saklamış olduğu mağarada doğduğu ifade edilir. (236)

     Urfalı olan Hz. İbrahim ile Hz. Sara, amcaçocuklarıdırlar. (237)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi İbn-i Esir ya da tam adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali Kurê Muhammed Kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233), Hz. İbrahim Peygamber’in şeceresini şöyle vermektedir: İbrahim, babası Tarah, onun babası Nahor, onun da babası Sarux, onun da babası Erxo, onun da babası Falağ, onun da babası Gabir, onun da babası Şalah, onun da babası Qaynan, onun da babası Erfahşed, onun da babası Sam, onun da babası Hz. Nûh (as). (238)

     Hz. İbrahim için verilen soy kütüğü, yakın akraba oldukları için, eşi Hz. Sara’nın soy kütüğüyle hemen hemen aynıdır. İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923), Hz. Sara’nın şeceresini şöyle vermektedir: Sara, babası Batvil, onun babası Nahor, onun da babası Sarux, onun da babası Erxo, onun da babası Falağ, onun da babası Gabir, onun da babası Şalah, onun da babası Qaynan, onun da babası Erfahşed, onun da babası Sam, onun da babası Hz. Nûh (as). (239)

     İbn-i Esir ve Taberî haricinde de pekçok İslamî kaynakta Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın şeceresi aynen bu şekilde verilmektedir. İslam tarihinin en büyük tarihçileri arasında gösterilen Arap tarihçiler İbn-i Hişam ya da tam adıyla Ebû Muhammed Abdulmelik ibn-i Hişam bin Eyyûb el- Himyarî (? – 833), İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73) ve İbn-i Sa’d da İbrahim ile Sara’nın soy ağacını bu şekilde nakletmektedirler. (240)

     Bir Kürt kızı (241) olan ve çok yakın akrabası İbrahim’le evlendirilen Sara, aslında Kürdistan’ın prensesidir (242). Harran Kürt Kralı’nın kızıdır. (243) Fakat o ve eşi İbrahim, inançlarından ve fikirlerinden dolayı kendi toplumu tarafından dışlanır, ülkelerinden kovulurlar. (244)

     Batılı ve Doğulu pekçok Yahudî, Hristiyan ve Müslüman tarihçi ve dîn bilgini, “semavî dînlerin öncü kişilikleri” olan Hz. İbrahim (as) ile Hz. Sara (as)’nın Kürt olduklarını net bir biçimde belirtmişlerdir. (245)

     Hatta çok daha ilginç bir bilgiyi paylaşayım: Pekçok tarihçi ve dîn bilgini, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın Kürtler’in hangi kolundan (boyundan veya aşiretinden) olduğunu dahi kaydetmişlerdir. Bu bilim insanlarının söylediklerine göre, Hz. İbrahim ile Hz. Sara, proto-Kürtler olan Habiru Kürt boyuna mensupturlar ve hatta – çoook çok daha ilginç – bugün Yahudîler’in etnik ismi olan “Hebrew / Hebräer” (İbrani) kelimesi de işte bu “Habiru” isimli Kürt boyundan gelmedir. Habirular, tarihteki en büyük Kürt medeniyetlerinden birini kuran Hurriler’in bir koludur. (246)

     İslam kaynaklarında İbrahim ile Sara’nın şecereleri verilmekte ve bunların amcaçocukları olduğu açık bir biçimde belirtilmektedir. Ünlü tarihçiler İbn-i Esir ve Taberî’nin naklettikleri üzere, İbrahim Tarah’ın oğludur, Sara da Batvil’in kızıdır. Kardeş olan Tarah ile Batvil’in babaları da Nahor’dur. (247)

     Tevrat’ın söylediğine göre, oğlu Tarah (İbrahim’in babası) doğduktan sonra da Nahor, 119 yıl daha yaşamıştır. Ve Nahor’un başka oğullarının ve kızlarının (İbrahim’in amcaları ve halaları) olduğu da beyan edilmektedir. (248)

     İslam kaynaklarında Sara’nın annesi hakkında da bilgiler bulabilmekteyiz. Ünlü İslam tarihçisi Kürt tarihçi İbn-i Esir, Sara’nın, Harran Kürt Kralı Batvil’in kızı olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Sara’nın annesi, Harran’ın kraliçesidir. İbn-i Esir, “Sara, Harran hükümdarının kızıydı” demektedir. (249) Ünlü İslam tarihçisi Mazenderî tarihçi Taberî de aynı bilgileri nakletmekte, hatta Hz. Sara’nın annesinin ismini dahi vermektedir. Taberî’ye göre, Sara’nın annesinin ismi Havza’dır. (250)

     Ancak Hz. İbrahim’in babasının ismini Tevrat ve Kur’an birbirlerinden farklı vermektedirler. Tevrat’ta Hz. İbrahim’in babasının isminin Tarah olduğu belirtilirken (251), Kur’an Hz. İbrahim’in babasının ismini Azer olarak vermektedir (252). Bu duruma bir açıklama getiremeyen âlimler ve tarihçiler, farklı bakış açılarıyla bir açıklama getirmeye çalışmışlardır. Kimi İslam âlimleri ve tarihçileri Hz. İbrahim’in babasının Tarah ve Azer olmak üzere iki isminin olduğunu (253), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri tıpkı Yakup ve İsrail isimlerinde olduğu gibi Hz. İbrahim’in babasının da bir isminin bir de lakabının olduğunu, dolayısıyla Tarah’ın O’nun ismi, Azer’in de O’nun lakabı olduğunu (254), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri Azer’in Tarah isminin Arapçalaşmış şekli olduğunu (İbrahim ve babası Tarah’ın Araplık’la ne alakası varsa artık) (255), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri de Azer’in Harezm bölgesinde “şeyh-i herîm”, yani “çok ihtiyar” mânâsında olduğunu, bir put ismi veya amcasının ismi olduğunu (256) ileri sürmüşlerdir.

     Tevrat’ta Hz. İbrahim’in babası Tarah’ın üç oğlunun olduğu belirtiliyor. Bunlar; İbrahim, Nahor ve Harran’dır. İbrahim ile Nahor, bu iki kardeş, aynı gün evlendiler. İbrahim’in evlendiği kızın ismi Sara, Nahor’un evlendiği kızın ismi Milka idi. (257)

     Başta Hz. İbrahim’in babası Tarah olmak üzere, İbrahim’in mensubu olduğu ve içinde yaşadığı toplumun o dönemde putperest oldukları hem Tevrat’ta hem Kur’ân’da belirtilmektedir. (258) Tarah (Azer), müşrik olduğu için, sürekli oğlu İbrahim ile bir mücadele içerisindedir. Hz. İbrahim ve Hz. Sara ise “imânlı” insanlar oldukları için putlara tapmıyor, yalnızca Bir Olan Gerçek Tanrı’ya tapıyor, O’na şirk koşmuyorlardı.

     İnsanların şirk ve tuğyan içinde yüzdüğü, putperestliğin yaygın olduğu bir zamanda ve mekânda doğan İbrahim, Dîn ve Tanrı konusundaki sorgulamalarına henüz kendisiyle ilgili vahiy ve peygamberlik durumu sözkonusu değilken, kişisel tefekkür ve akıl yürütmeleriyle yapmaktadır.

     İbrahim, kavminin şirk içinde yüzdüğünü görünce ve Dînlerin Tanrıları’nın Evrenin Gerçek Yaratıcısı olamayacağını anlayınca, bu konuda kendi kavmiyle itikadî ve fikrî bir mücadele içine girer. Tevhîd’in hakikatini ortaya koymak için derhal mücadeleye başlar. Halk ise Tanrı’nın ve O’nun cismaniyetinin sembolü olarak putlar yapıp tapınmayı kendi babasından öğrendiklerini söylerler, İbrahim’e. (259) Bunun üzerine İbrahim, kendi öz babasıyla itikadî bir mücadele içine girer.

     İbrahim’in babası Tarah, kavminin taptıkları putları bizzat kendi elleriyle yapar, götürüp satması için de öteki oğullarıyla birlikte İbrahim’e de görev verirdi. İbrahim de bu putları satarken, “Faydası ve zararı olmayan bu putları alan yok mu?” diye seslenir, sonunda alay ederek satmaya çalıştığı putları satamadan eve dönerdi. (260)

     Kur’an-ı Kerîm’de bu yaşanılanlar şöyle anlatılır:

     “Kitapta İbrahim’i de an. O gerçekten özü sözü doğru biri idi, bir peygamberdi. Babasına şöyle demişti: ‘Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan bu şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bu sebeple bana uy ki seni doğru yola eriştireyim. Babacığım! Şeytan’a kulluk etme, çünkü şeytan Rahman’ın buyruğuna uymamıştır. Babacığım! Rahman’ın azabına uğramandan ve böylece Şeytan’a yoldaş olmandan korkuyorum.’ Babası ise, ‘Ey İbrahim! Sen benim Tanrılar’ımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer bundan vazgeçmezsen, andolsun ki seni taşlatırım! Şimdi uzun bir süre gözüme görünme’ dedi. İbrahim şöyle cevap verdi: ‘Sana selam olsun! Senin için Rabbim’den mağfiret dileyeceğim, çünkü O, bana karşı çok lütûfkârdır. Sizden de, Allah’tan başka taptıklarınızdan da uzaklaşıyor ve Rabbim’e niyaz ediyorum. Umuyorum ki Rabbim’e yalvarışımdan eli boş dönmeyeceğim’.” (261)

     Aynı hadise bir başka sûrede ise şöyle anlatılır:

     “O (İbrahim), babasına ve kavmine, “Bu kendilerine taptığınız heykeller de ne oluyor?’ diye sormuştu. Onlar da, ‘Atalarımızı bunlara tapar bulduk’ demişlerdi. İbrahim, ‘Doğrusu sizler de atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz’ dedi. Onlar da, ‘Sen bize hakikati mi getirdin yoksa şaka mı ediyorsun?’ dediler. O şöyle dedi: ‘Hayır; Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabb’idir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahitlik edenlerdenim’.” (262)

     İbrahim, halkın bayrama gittiği bir gün puthaneye giderek, tüm putları kırar. Halk bayramlarını kutladıktan sonra evlerine dönünce, putlarının başına geleni gördüklerinde şaşırdılar ve şöyle dediler: “Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir.” (263) Ardından da, “İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk” (264) deyince, “O halde bunların şahitlik edebilmeleri için O’nu halkın gözü önüne getirin” (265) dediler. Böylece daha önce İbrahim’in putlara karşı tavrını bilenler şahitlik yapacaklardı ya da İbrahim’in halkın huzurunda söyleyeceklerine onlar şahitlik edeceklerdi. (266)

     Haber Kral Nemrud’a ulaştırılır ve İbrahim tutuklanarak huzura getirilir. İbrahim gelince, O’na, “Ey İbrahim! Bunu Tanrılar’ımıza sen mi yaptın?” diye sordular. (267) Onlar İbrahim’i delilsiz cezalandırmamak için, suçunu kendisine itiraf ettirmek istediler. (268) İbrahim, “Tam aksine, onu şu en büyük put yapmıştır, konuşabiliyorlarsa ona sorun” dedi. (269) Onlar da, “Ey İbrahim! Bunların konuşmayacağını andolsun ki sen de bilirsin” dediler. (270) Bunun üzerine İbrahim, “O halde, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara ne diye taparsınız? Size de, Allah’ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akletmiyor musunuz?” dedi. (271)

     Nemrud’la İbrahim arasındaki bu tartışmanın sonucunda İbrahim’i diri diri ateşe atmaya karar verirler. Bazı kaynaklara göre, ateşe atılmadan önce İbrahim 7 yıl hapis yatar. (272)

     Daha sonra Nemrud kavmiyle sözbirliği ederek İbrahim’i ateşe atmak suretiyle cezalandırmaya karar verir. Halk o kadar öfkeliydi ki bir kimse hasta olsaydı, “Tanrı beni bu hastalıktan kurtarırsa, İbrahim için odun toplayacağım” diyerek adak adıyorlardı. (273)

     Kur’ân-ı Kerîm’de İbrahim’in ateşe atılması olayı şöyle anlatılır:

     “İbrahim’in sözlerine kavminin cevabı sadece ‘O’nu öldürün yahut yakın’ demek oldu. Ama Allah O’nu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda inanan kimseler için ibretler vardır. İbrahim şöyle demişti: ‘Dünya hayatında, Allah’ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur. Bunun üzerine Lût O’na inandı ve İbrahim, ‘Doğrusu ben Rabbim’in dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, hâkimdir’ dedi.” (274)

     İbrahim ateşe atıldığı zaman, “Bana Allah yeter, O ne güzel vekildir” diyerek Allah’a sığınmış (275), bütün benliğiyle Allah’a iltica ederek, “Ey Allahım! Sen göklerde ve yerde teksin, güç ve kudret sana aittir” (276) diyerek teslimiyetini ifade etmiştir. Bunun üzerine Allah ateşe şöyle emreder: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve zararsız ol!” (277)

     Bu ayetlere göre İbrahim diri diri ateşe atılmış ve yanan alevlerin içine fırlatılmıştır. Fakat Allah ateşe İbrahim için serin ve esenlik olmasını emretmiştir. Bu mucize, Kur’ân’a göre Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve O’nun bilim ile açıklanamayan olağanüstü şeyler yapabileceğini gösteriyor. (278) Allah O’nu ateşte yanmaktan kurtarmıştır. Azgınlar çirkin yüzlerini gösterdikleri için ve İbrahim de bu azgınlığı savıp ondan korunamadığı için, üstelik kendisini koruyacak bir çevresi ve maddî gücü de bulunmadığı için, kudret eli olaya açıkça müdahale ediyor. İnsanlara göre alışılmışın dışında olan olağanüstü bir mucize ile işe el koyuyordu. (279)

     İbrahim, daha Kürdistan’dan İsrail’e göç etmeden önce ve kendisine vahiy ve peygamberlik gelmeden önce kendi toplumuyla inanç yönünden mücadele içine girmektedir. Çünkü Urfa ve Harran, tarihin en eski devirlerinden beri bir ticaret şehriydi ve Ay, Güneş ve Gezegenler’in kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin de merkeziydi. (280)

     Her üç semavî dînin de ortak atası olan Hz. İbrahim’in Tevrat’ta ve İncil’de imânına ve güçlü inancına dair örnekler mevcuttur. Yahudîler ve Hristiyanlar, İbrahim’i “İmânın Babası” olarak telakki ederler. (281) İncil imân yönünden Hz. İbrahim’i örnek göstermektedir. (282) Yine İncil’e göre Hz. İbrahim’in “aklanmış” sayılmasının en önemli sebebi imândır. (283)

     Ehl-i Kitap araştırmacılarına göre Hz. İbrahim kendisine gerekli olan ve atasının kutsanması nedeniyle kendisine ait olan Tanrı’yı arar. Tanrı’nın nerede olduğunu bulmak için tüm dünyayı dolaşır. Sonunda Tanrı kendisini Güneş’ten çıkan bir ışın benzeri kelime vasıtasıyla tanıtarak Hz. İbrahim’e tecelli eder. (284)

     Bu olaydan sonra İbrahim, Urfa (Riha)’dan ayrılıp Harran’a gelir. Kur’ân’da O’nun göçleriyle alakalı bir bilgi yoktur, ancak bu konu Tevrat’ta çok ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

     İbrahim ile Sara, Harran’da evlenirler. İbrahim ile kardeşi Nahor, aynı gün evlendiler. Düğünleri aynı gün Harran’da yapıldı. İbrahim’in evlendiği kızın ismi Sara, Nahor’un evlendiği kızın ismi Milka idi. (285)

     İbrahim’in babası Tarah, 205 yaşındayken Harran’da ölür. (286) Bu ana kadar Harran’da kalan İbrahim 75 yaşına varmıştı. Bir gün Rabbi ona Kenan ülkesine (bugünkü İsrail) gitmesini emreder. İbrahim de eşi Sara, yeğeni Lût ve yanında çalışan insanlarla beraber Kenan’a doğru yola çıkar. (287)

     Gerçek Yaratıcı’ya imân eden ancak Dînlerin Tanrıları’na imân etmeyen ve bu yüzden kendi halkı tarafından lanetlenip kovulan İbrahim ve Sara’nın bundan sonraki hayatları sürgün, hicret, çile ve acılarla doludur. Kendi yaşadıkları zaman diliminde, dünyada ne kadar dîn varsa hepsini reddeden ve hiçbir toplumun dînine imân etmeyen, sadece ve sadece Evrenin Gerçek Yaratıcısı’na imân ettiklerini söyleyen İbrahim ve Sara’nın bu çıkışları, insanlık tarihinin seyrini de değiştirecek ve hayat adetâ yenibaştan başlayacaktır.

     İbrahim ile Sara’nın Kürdistan’dan İsrail’e göçü, sadece bir ailenin, bir kavmin veya inancın değil, tüm insanlık ailesinin gelecekteki kaderini şekillendirecek bir hadise olacaktır.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(206): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 32; 17:15; 23:20 / Kur’ân-ı Kerîm, Hud 71; Zariyat 29

(207): Tevrat, Tekvin, 16:1 – 4

(208): Tevrat, Tekvin, 25:1 – 4

(209): Tevrat, Tekvin, 17:15 – 25; 25:5 / Kur’ân-ı Kerîm, Zariyat 28; Hicr 53; Hud 71

(210): Tevrat, Tekvin, 16:11 – 16; 25:12 / Kur’ân-ı Kerîm, Saffat 101; İbrahim 39

(211): Tevrat, Tekvin, 25:2

(212): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004 / Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010, https://ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4071.htm / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(213): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 40, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985 / Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983 / Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003

(214): Joseph Blenkinsopp, Abraham: The Story of a Life, s. 52, William B. Eerdmans Publishing, Grand Rapids & Cambridge 2015 / Ralph Beall, Thoughts and Gleanings, s. 186, WestBow Press, Bloomington 2013

(215): Burçin Erkan, Medeniyetlerin Beşiği Kürdistan ve Kürtler’in Ataları, Peyama Kurd, 23 Şubat 2018

(216): İbn-i Sa’d, Kitab’et- Tabaqat’ul- Kebir, cilt 1, s. 53, Dar’ul- Kitab’ul- İlmiyye Neşriyat, Beyrut 1968

(217): İslam Ansiklopedisi, Arent Jan Wensinck, “İbrahim” maddesi, cilt 5, s. 878, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1968

(218): Eyup Ay, Hz. İbrahim Kıssasına Arkeolojik Bir Projeksiyon, s. 187, IV. Kur’ân Haftası Sempozyumu, Fecr Yayınları, Ankara 1998 / M. Fatih Solak, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim, s. 29, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2000

(219): İbrahim Sediyani, Nûh Tufanı ve İnsanlık Tarihinin Başladığı Kürdistan, Taraf Gazetesi, 4 Mart 2014

(220): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “İbrahim” maddesi, cilt 21, s. 267, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 2000

(221): Maurice Bucaille, Müsbet İlimler Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur’ân, s. 38 – 39, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2001 / Mehmet Paçacı, Kutsal Kitaplarda Ölüm Ötesi, s. 38 – 39, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2001

(222): İslam Ansiklopedisi, Ömer Faruk Harman, “İbrahim” maddesi, cilt 21, s. 267, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 2000

(223): Vikipedi (Türkçe), “Zerdüştçülük” maddesi

(224): ags / ayrıca bkz. Augustin Calmet, Great Dictionary of the Holy Bible, Samuel Etheridge Published, Charlestown 1813

(225): Michael J. B. Allen – Valery Rees – Martin Daviers, Marsilio Ficino: His Theology, His Philosophy, His Legacy, s. 153 – 154, Brill Publishing, Köln & Leiden & Boston 2002

(226): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 11: 32

(227): Seton Lloyd – William Brice, Harran, Anatolian Studies, Journal of the British Institute at Ankara, sayı 1, s. 77 – 111, Ankara 1951 / Davis S. Rice, Medieval Harran: Studies on its Topography and Monuments, Anatolian Studies, Journal of the British Institute at Ankara, sayı 2, s. 36 – 84, Ankara 1952

(228): Alan Millard – Piotr Bieńkowski, Dictionary of the Ancient Near East, s. 140, University of Pennsylvania Press, Philadelphia 2000

(229): T. Desmond Alexander – David W. Baker, Dictionary of the Old Testament, s. 379, Inter Varsity Press, Leicester 2003

(230): H. Donl Peterson – Charles D. Tate Jr., The Pearl of Great Price: Revelations from God, Paul Y. Hoskisson, “Where Was Ur of the Chaldees?”, s. 119 – 136, Religious Studies Center, Brigham Young University Press, Provo 1989

(231): Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004

(232): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 166, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Peygamber İsmi Taşıyan Kürdistan Şehirleri, Taraf Gazetesi, 23 Şubat 2014

(233): David Klinghoffer, The Discovery of God: Abraham and the Birth of Monotheism, s. 1 – 2, Three Leaves Press, New York 2003

(234): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 166, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Peygamber İsmi Taşıyan Kürdistan Şehirleri, Taraf Gazetesi, 23 Şubat 2014

(235): Mahmud Beyumî Behran, Dirâsat’un- Tarihiyye mine’l- Qurân’il- Kerîm, cilt 1, s. 116, Dar’ul- Arabiyye Neşriyat, Beyrut 1988

(236): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 143, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(237): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 86, 92 ve 94 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 205 ve 428, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 142, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407 / Mesudî, Muruc’uz- Zeheb, cilt 1, s. 45 / İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, Taras’ul- İslam, cilt 1, s. 2 – 3 / İbn-i Sa’d, Tabakat’ul- Kubra, cilt 1, s. 54, Dar Sadr Neşriyat, Beyrut / En- Neccar, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 106, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye Neşriyat, Beyrut 1986 / Yakubî, Tarih, cilt 1, s. 24 / Muhammed bin Abdullah el- Kisaî, Qısas’ul- Enbiyâ, s. 141, Leiden 1922 / Salebî, Arais’ul- Mecalis, s. 79, Kahire 1955 / Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 37, Pınar Yayınları, İstanbul 1983

(238): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 86

(239): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 428, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 142, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(240): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, Taras’ul- İslam, cilt 1, s. 2 – 3 / İbn-i Sa’d, Tabakat’ul- Kubra, cilt 1, s. 54, Dar Sadr Neşriyat, Beyrut / İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 117, Beyrut 1996 / ayrıca bkz. En- Neccar, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 106, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye Neşriyat, Beyrut 1986

(241): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010

(242): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 92 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 205, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(243): İbn-i Esir, age / Taberî, age / Dawid McDowall, age / Jaffer Sheyholislami, age / Ferdinand Hennerbichler, age

(244): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 11: 32

(245): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004 / Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010, https://ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4071.htm / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(246): Moshe Greenberg, The Hab/piru, American Oriental Society Published, New Haven 1955 / George E. Mendenhall, The Tenth Generation: The Origins of the Biblical Tradition, The Johns Hopkins University Press, 1973 / George E. Mendenhall, Israel’s Faith and History: An Introduction to the Bible in Context, Westminster John Knox Press, Louisville 2001 / Avner Falk, A Psychoanalytic History of the Jews, s. 80, Associated University Press, Londra 1996 / Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, The Bible Unearthed, Archaeology’s New Vision of Ancient Israel and the Origin of It’s Sacret Texts, The Free Press, New York 2001 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Pia Pilroinen, Me Habirut Mahabharata, cilt 1, s. 2 – 3, BoD – Books on Demand, Helsinki 2018

(247): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 86, 92 ve 94 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 205 ve 428, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(248): Tevrat, Tekvin, 11:25

(249): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 92

(250): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 205, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(251): Tevrat, Tekvin, 11:26

(252): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm 74

(253): El- Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 7, s. 22, Kahire 1976

(254): Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, cilt 3, s. 451, Azim Dağıtım, İstanbul 1992

(255): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 142, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Rağıb el- İsfahanî, El- Müfredat fi Ğarib’il- Qur’ân, s. 18, İstanbul 1986 / Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, cilt 1, s. 241, İşaret Yayınları, İstanbul 1999 / Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, cilt 3, s. 176, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1989

(256): Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 5, s. 238 / El- Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 7, s. 23, Kahire 1976 / Fahreddîn el- Razî, Tefsîr’ul- Kebir: Mefatih’ul- Ğayb, cilt 7, s. 39 – 43, Dar’ul- Fikr Neşriyat, Beyrut 1995 / Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, cilt 3, s. 451, Azim Dağıtım, İstanbul 1992

(257): Tevrat, Tekvin, 11:29

(258): Tevrat, Yeşu, 24:2 / Kur’ân-ı Kerim, En’âm 74

(259): M. Asım Köksal, Büyük Peygamberler Tarihi, cilt 1, s. 173, Semerkand Yayıncılık, İstanbul 2001

(260): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 144, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(261): Kur’ân-ı Kerîm, Meryem 41 – 48

(262): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 52 – 56

(263): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 59

(264): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 60

(265): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 61

(266): İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 125, Dar’ul- Xeyr Neşriyat, Beyrut 1996 / Muhammed Ebu Suûd, İrşâd’ul- Aql’is- Selim ilâ Mezâya’l- Qur’ân’il- Kerîm, cilt 6, s. 74, Dâr’ul- İhyâ’it- Turâs’il- Arabî, Beyrut / El- Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 11, s. 262, Kahire 1976

(267): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 62

(268): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 145, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407 / Muhammed bin Ali eş- Şevkanî, Feth’ul- Qadîr, cilt 3, s. 513, Beyrut

(269): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 63

(270): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 65

(271): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 66 – 67

(272): İbn-i Sa’d, Tabakat’ul- Kubra, cilt 1, s. 46, Dar Sadr Neşriyat, Beyrut

(273): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 146, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407 / İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 127, Dar’ul- Xeyr Neşriyat, Beyrut 1996

(274): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 68; Ankebut 24 – 26

(275): Buharî, Tefsir, Âl-i İmrân 13

(276): Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 146 – 147, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(277): Kur’ân-ı Kerîm, Enbiyâ 69

(278): Ebû’l- Âlâ el- Mewdûdî, Tefhîm’ul- Qur’ân, cilt 3, s. 317, İnsan Yayınları, İstanbul 1991

(279): Seyyîd Qutb, Fizilal’il- Qur’ân, cilt 4, s. 2388, Beyrut 1988

(280): Ramazan Şeşen, Harran Tarihi, s. 3, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1996

(281): M. Fatih Solak, Kitab-ı Mukaddes ve Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim, s. 41, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2000

(282): İncil; İbraniler 11:17; Yakub 2:21

(283): İncil; Romalılar 4:2 – 3

(284): Mosenyör Emanuel Adamakis, Hz. İbrahim’in İzinde, s. 84, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul 2001

(285): Tevrat, Tekvin, 11:29

(286): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 32

(287): Tevrat, Tekvin, 12:1 – 6

     SEDİYANİ HABER

     11 HAZİRAN 2019

Kopacaksa kopsun artık kıyamet
artık İsrafil mi Sur’a üfleyecek
yoksa Annunakiler mi geri gelecek Nibiru’dan
gezegenimize bir göktaşı mı çarpacak
ne olacaksa olsun artık…
Eleftia, ey Hitit güzeli Kürt kızı!
Kahveyeşili gözlerine tutsak olduğum!
Sen böyle mahzun, böyle çaresiz
ve ben eli kolu bağlı
seni yaşadığın o sıkıntılarından
o kâbus gibi hayattan kurtaramıyorum ya
kopacaksa kopsun artık kıyamet…
Oysa ne güzel düşlerim vardı, sana dair
ne güzel hayâllerim vardı
sana mor renkli elbiseler alacaktım Fenike ülkesinde
adını taş tabletlere kazıyacaktım Asur mekteplerinde
beraber fidan dikecektik Babil’in asma bahçelerinde
sana sevdâ türküleri okuyacaktım Urartu kalelerinde
toprağı ekip biçecektik deniz kenarındaki Frigya tarlalarında
seni beslemek için her gün çalışmaya gidecektim Lidya diyarına
ve bu bedenimi sana kurban edecektim Sümer tapınaklarında
oy ben öleydim, leylim leylim
başımı alıp nereye gideyim, derdo derdo
kendimi denizlere mi atayım Pier Gerlofs Donia gibi
ormanın içine girip saklanayım mı Dedan Kimathi gibi
yoksa kendimi dağlara mı vurayım Piranlı Şeyh Abdurrahîm gibi?
Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
bitsin bu kaldıramadığım imtihan.
 
(“Hattuşaşlı Eleftia” şiirinden, İbrahim Sediyani)
1501 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

2 Cevap Kadın Peygamberler – 5

  1. M.zeki aras dedi ki:

    Selam ve Dua ile
    Şehit Gıyasettin Uğur’dan dinlemiştım.
    1988 Yılinda. Kürtce gramer üzerinde hakim bir dille sahipti.
    O Rahmetli Hz ibrahim’in kürtce ismi olarak
    “Yıberxım”….Taşin dibibdeki veya mağaranin dibindeki çocuk.”
    Anlamina gelen bir karşıliği vardı.
    Yı ber xım…ib ra xim…tekefüzu…
    Belki bir katkı olur ve bu vesile
    Allah Şehid Giyasettin Ugur kardeşimize gani gani rahmet etsin.
    Ve selam

  2. İbrahim Halil KURAN dedi ki:

    Bu kıymetli çalışmanızdan dolayı sizi kutlar aydınlattığınız için teşekkür ederim.Kutsal kitabı (Tevrat,İncil, Zebur) iki kez okumuş ve bir yığın çelişkilerle sorguluyordum.Bu çalışmanız cevap oldu.Syg…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir