Herşey Yeniden Yazılacak: Yeni Bir İnsan Türü Keşfedildi

 

isediyani

Filipinler’in en büyük adası Luzon’da, modern insanlarla aynı zamanda yaşamış yeni ve garip bir insan türü bulundu.

 

 

     Filipinler’in en büyük adası Luzon’da, modern insanlarla aynı zamanda yaşamış yeni ve garip bir insan türü bulundu. Filipinler’de bulunan fosil kemik ve dişlerin, şimdiye kadar bilinmeyen bir insan türüne ait olduğu belirtildi.

     Filipinler’e ait Luzon Adası’nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası’nda bulunan 13 adet insan fosillerinin arasında bulunan küçük azı dişleri, bu insanların küçük, kısa boylu olduğunu gösteriyor. Kavisli parmakları ve ayak başparmakları, ağaçlara tırmandıklarına işaret ediyor. Bu yeni insan türüne “Homo luzonensis” adı verildi.

     Araştırmacılar, fosil ve dişlerin ait olduğu düşünülen bireylerden birinin 67 bin, diğerinin 50 bin yıl önce yaşadığının tahmin edildiğini kaydetti. Arkeolog Florent Detroit, fosil ve dişlerin Filipinler’de şimdiye kadar bulunan en eski insan türüne ait olduğunu vurguladı.

     Araştırmacılar, dişlerin ait olduğu bireylerin insandan (homo sapiens) daha kısa fakat hobbit olarak anılan homo florensiensis’ten daha uzun olduklarının tahmin edildiğini dile getirdi. Keşif, alışılmadık bir başka eski insan türü olan ve Endonezya’daki Flores Adası’nda bulunan küçücük homo floresiensisler’i anımsatıyor. Homo floresiensis türünün takma adı hobbitler.

     Homo luzonensis adı verilen bu tür, Neandertaller ve Denisovalılar da dahil olmak üzere, dünyanın çok sayıda arkaik insanın yaşadığı ve homo sapiens’in Güneydoğu Asya’ya ilk ayak bastığı zamanlarda, yani 50.000 – 80.000 yıl önce yaşamıştı. Arkeolog Adam Brumm, “Bu gerçekten sansasyonel bir keşif. Tüylerim diken diken oldu” diyor.

     Homo ayak kemikleri uzmanı Jeremy DeSilva ve ekip arkadaşları, Güneydoğu Asya adalarının, eski insanlar için bir çeşitlilik beşiği olabileceğinden ve homo floresiensis gibi homo luzonensis’in de bir adada izole kalmasından dolayı küçük vücûtlar geliştirmiş olabileceğinden şüpheleniyor.

     Paleoantropolog Armand Mijares’in liderliğindeki bir ekip, 2007 yılında Luzon Adası’ndaki Callao Mağarası’nda bir metatarsal (ayağın üstündeki kemiklerden biri) buldu. 2010 yılında yayınladıkları araştırmaya göre, bu kemiğin şekli, cinsimizin bir üyesine ait olduğunu açıkça gösteriyordu. Uranyum oranları, kemiğin yaş aralığını 50.000 ilâ 80.000 yılları arasında, asgarî yaşının ise muhtemelen yaklaşık 67.000 yıllık olduğunu gösterdi. Mijares’in ekibi 2011 ve 2015’te bölgeye geri döndü ve “bonanza” adını verdikleri fosili buldu. Daha önce bulunan ayak kemiği parçası ile aynı katmanda, aynı bireyin sağ üst çenesinden beş diş, iki diş, iki parmak kemiği, iki ayak kemiği ve kırık bir kalça kemiği keşfedildi. Araştırmacıların söylediğine göre bu kemikler, muhtemelen hepsi aynı türden en az üç bireyi temsil ediyordu.

     Dişler, diğer homo türlerinde de bulunan benzersiz bir özellikler bütünü gösteriyordu. Küçük azı dişlerinin boyutu yaklaşık olarak bizimkilerle aynıydı, fakat bu dişlerin tek bir kökü değil, ilkel tür özelliği olarak iki ya da üç kökü vardı. Paleoantropolog Florent Détroit, “Azı dişleri ise oldukça modern bir özellikle tek köklüydü ancak inanılmaz derecede küçüktü: sadece 10 mm uzunluğunda ve 8 mm genişliğinde” diyor. Bu boyutlar, hobbit lakaplı bu homo floresiensis’inkinden bile daha küçük. Détroit, “Diş boyutları vücût boyutları ile ilişkilidir, bu nedenle homo luzonensis’in küçük vücûtlu olması mümkün” diyor. Ancak bunu kesin olarak bilebilmemiz için tüm halde kol veya bacak kemiği bulmamız gerekir.

     Uzun ve kavisli parmaklar ve baş parmaklar, Lucy gibi australopithecus türüninkine benziyor. Erken bir insan atası türü olan Lucy’nin, hem dik bir şekilde yürüdüğü, hem de ağaçlar arasında sallandığı düşünülüyor. Paleoantropolog Tracy Kivell, “Bu parmaklar, büyük bir ihtimalle ağaçlara tırmandığını gösteriyor” diyor.

     Herkes bu dişleri ve iskelet parçalarını, ayrı bir tür olarak kabul etmeye hazır değil. Bu iskelet parçalarının, yerel olarak uyarlanmış bir nüfûsa, meselâ daha önceden Asya’da yaşayan homo erectus’a ait olabileceği de düşünülüyor. Paleoantropolog Susan Antón, “Ne dediklerini anlıyorum ama aynı zamanda daha fazlasını istiyorum” diyor. Bir kafatası kemiği ya da antik DNA, yeni bir tür olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Fakat DNA, mağaradaki gibi sıcak, nemli koşullarda hızla parçalanır ve sözkonusu fosiller incelendiğinde antik DNA’yı verecek hiçbir genetik materyal bulunamadı.

     Homo luzonensis’in farklı bir tür olup olmadığı bir kenara, yüzbinlerce yıl boyunca adada izole kalarak değişim geçirmiş olabilir. Luzon’daki kasaplık işlemleri görmüş gergedan kemikleri 700.000 yıl önceye dayanıyor, ancak araştırmacılar hangi insan türünün bundan sorumlu olduğunu henüz bilmiyor.

     Mijares ve ekibi tekrar mağaraya geri döndü. İnsan hikâyesinin birçok parçası Güneydoğu Asya’nın adalarında gizleniyor olabilir.

     SCIENCE MAGAZINE, SCIENCE ALERT, NATURE

     10 NİSAN 2019

 

436 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir