Kadın Peygamberler – 3

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. SARA (AS)

    “Semavî dînlerin atası” kabul edilen Hz. İbrahim (as)’in hânımı ve Hz. İshak (as)’ın annesi Hz. Sara (as) annemiz, tarihteki ikinci kadın peygamberdir.

     İslam mezheplerinden Sünnî Eşarîlik inancına göre Sara ikinci kadın peygamberdir, zirâ ilk kadın peygamber Hz. Havva (as) annemizdir. (90) Fakat Yahudîlik inancına göre Hz. Sara (as) annemiz, Allah tarafından gönderilmiş ilk kadın peygamberdir. (91)

     Hz. İbrahim ile eşi Hz. Sara’nın hayatı ve kişilikleri, “dînî anlamlarının” ötesinde de incelenmeyi ve üzerinde tefekkür etmeyi hakikaten ziyadesiyle hak etmektedir. Özellikle Sara, bir kadın olarak kişiliği ve yaşadıkları, başlıbaşına incelenmeyi hak etmektedir.

     Sara’nın hayatı, bir Kürt kadınının çile ve acılarla dolu trajik yaşamıdır aslında. Ve sanki ilahî bir yazgının tecellisi olarak, kendisinden sonra ve halen günümüzde de devam ettiği üzere, her Kürt kızı / kadını, O’nun yaşadığı acılardan bir parça almış ve kendi hayatında yaşamıştır / yaşamaya devam etmektedir.

     Dînler, kutsal metinler ve onlara tabi olan dîndar insanlar, “semavî dînlerin öncü kişilikleri” olan İbrahim ve Sara’nın yaşamına hep “İbrahim penceresinden” bakmış, bu yüzden İbrahim’i sınırsız bir yüceltmeye tabi tutarken, eşi Sara’ya – sesli olarak değil ama biraz saklı ve gizli bir biçimde – “küçümseyici” bir gözle bakmış, Sara’yı “kıskançlık yapan biri” olarak görmüşlerdir. Oysa hangi kadın, sırf çocuğu olmuyor diye kocasının başka bir kadından çocuk yapmasına ve sonra da ondan çocuğu oldu diye gönlünün ona kaymasına rıza gösterebilir? Bu durumdan rahatsız olan kadının bu tavrına “kıskançlık” denebilir mi? Kıskançlık yapmış olsa bile bunun için kınanabilir mi? Hangi kadın, “öldürülme korkusu”ndan dolayı veya birtakım maddî çıkar yahut siyasî nüfûz elde etmek için, bizzat kocası tarafından ve onun eliyle bir ülkenin hükümdarına, sarayına takdim edilmesine anlayış gösterebilir? Başına ge(tiri)len bütün bu musibetlerden dolayı kocasıyla tartışan veya kavga eden bir kadının bu yaşadıklarında, olaya, sanki “erkek yüzde yüz haklı, kusursuz ama kadın işte, kıskançlık ediyor, anlayışsız davranıyor” düşüncesiyle yaklaşmak, hangi aklın, hadi aklı geçtim, hangi vicdanın ürünüdür?

     Size çok ilginç birşey söyleyeyim mi? Birileri kadınlara peygamberliği yakıştırmayadursun ve “kadından peygamber olmaz” diyedursun (sanki bunun kararını verecek olan kendileriymiş gibi), Yahudî kaynaklarına göre, Sara’nın peygamberlik yeteneği, İbrahim’in peygamberlik yeteneğinden daha üstündü. (92) Çünkü İbrahim’in yalnızca uhrevî yönü gelişkindi, imânı sağlamdı ve ibadetlerini aksatmazdı. Fakat Sara’nın hem aynı şekilde uhrevî yönü gelişkindi, hem de dünya işlerini de iyi biliyordu. İbrahim’in zamanla zengin olmasının (93) ve gittiği ülkelerdeki güçlü krallıklarla iyi ilişkiler kurmasının (94) liyakatı tamamıyla Sara’ya aittir, Sara sayesindedir.

     Biz bu çalışmamızda, “semavî dînlerin öncü kişilikleri” olan İbrahim ve Sara’nın yaşamına “Sara penceresinden” bakmaya çalışacağız.

     Bir Kürt kızı (95) olan ve çok yakın akrabası İbrahim’le evlendirilen Sara, aslında Kürdistan’ın prensesidir (96). Harran Kürt Kralı’nın kızıdır. (97) Fakat o ve eşi İbrahim, inançlarından ve fikirlerinden dolayı kendi toplumu tarafından dışlanır, ülkelerinden kovulurlar. (98) Gerçek Yaratıcı’ya imân eden ancak Dînlerin Tanrıları’na imân etmeyen ve bu yüzden kendi halkı tarafından lanetlenip kovulan İbrahim ve Sara’nın bundan sonraki hayatları sürgün, hicret, çile ve acılarla doludur. Kendi yaşadıkları zaman diliminde, dünyada ne kadar dîn varsa hepsini reddeden ve hiçbir toplumun dînine imân etmeyen, sadece ve sadece Evrenin Gerçek Yaratıcısı’na imân ettiklerini söyleyen (99) İbrahim ve Sara’nın bu çıkışları, insanlık tarihinin seyrini de değiştirecek ve hayat adetâ yenibaştan başlayacaktır.

     Yani aslında günümüzde imân ettiğimiz dînler (Musevîlik, Hristiyanlık, İslam), kaderin ve tarihin bir cilvesi olarak, bizatihi dînlere karşı çıkmaktan doğmuşlardır.

     Fakat Allah Sara’ya öyle bir güzellik vermiş ki, gittikleri her yerde, uğradıkları her memlekette başlarına ne felâket gelirse, hep Sara’nın güzelliğinden dolayı gelecektir.

     Sara o kadar güzel bir kadındı ki, o kadar güzel bir kadındı ki, Ortadoğu coğrafyası ne O’ndan önce ne de O’ndan sonra O’nun kadar güzel bir kadını görmemiştir.

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi İbn-i Esir ya da tam adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali Kurê Muhammed Kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233), Sara’nın güzelliğinden övgü dolu sözlerle bahsetmekte, “Sara çok güzel bir kadındı” demektedir. (100) İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî ya da tam adıyla Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr bin Yezid el- Amulî et- Taberî (839 – 923) ise Sara’nın güzelliğine iltifat ederken daha da ileri gitmekte ve “Sara, dünyanın en güzel kadınıydı” demektedir. (101)

     Sara’nın çok güzel bir kadın olduğu, kutsal kitap Tevrat’ta da belirtilir. (102) Hatta Tevrat’ta, bu durum bizzat kocası İbrahim’in ağzından dile getirilir. İbrahim, hanımı Sara’ya, “Sen çok güzel bir kadınsın” der. (103)

     Talmud’da ise Sara’nın güzelliği anlatılırken yine büyük iltifatlar yapılmakta, “Sara o kadar güzeldi ki, hangi memlekete gitse, güzelliğinden dolayı herkes O’nu seyrederdi” denilmektedir. (104) Hatta Talmud’da Sara’nın güzelliğine iltifat edilirken öyle ifadeler kullanılmaktadır ki, insan gerçekten hayret etmektedir. Sara’nın güzelliğini şöyle övmektedir, Talmud: “Sara o kadar güzel bir kadındı ki, diğer kadınlar O’nun yanında maymun gibi kalırdı.” (105)

     Hatta çok güzel olduğu için, Sara nereye gitse herkes O’nu seyrettiği için, Sara’nın bir ismi de Yiska olup bu isim kelime olarak “görmek, bakmak, seyretmek” anlamına geliyor. Günümüzde Batı dünyasında kadın ismi olarak kullanılan Jessica ismi işte buradan geliyor. (106)

     Allah’ın kutsal kitabı Tevrat’ta Hz. Sara annemizin hayatı, soyundan ve coğrafî kökeninden ve hatta isminin etimolojik anlamından tutun, genç kızlığına, evliliğine, İbrahim’le olan aile yaşamına ve vefatına hatta cenazesi ve mezarına kadar oldukça detaylı bir şekilde anlatılır. (107)

     Tarihteki ikinci kadın peygamber olan Hz. Sara (as) annemizi kaleme alacağımız ve fakat aynı anda beş kişiyi anlatacağımız (Hz. İbrahim, Hz. Sara, Hz. Hacer, Hz. İsmail ve Hz. İshak) bu bölümde, esas konuya başlamadan önce, en az onun kadar önemli olan ve ondan daha fazla ilgi çekici olduğunu düşündüğüm üç mevzûyu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor:

     Birincisi; İbrani kavminin ve İsrail ulusunun kurucu ailesi olan Hz. İbrahim ve Hz. Sara’nın etnik / coğrafî kökenleri. Kendileri İsrailli olmayan, hatta İbrani bile olmayan İbrahim ve Sara’nın etnik kökenleri neydi? Başka bir kavme önderlik edip o kavmi uluslaşmaya götüren ve fakat kendileri o aynı kavimden / ulustan olmayan İbrahim ve Sara, hangi millete / ulusa mensuptu? Hangi coğrafyadan Kenan (İsrail) topraklarına hicret edip burada semavî dînlerin tohumlarını attılar ve yeni bir ulus yarattılar?

     İkincisi; “İbrahim”, “Sara”, “Hacer”, “İsmail” ve “İshak” isimlerinin etimolojisi. Bu kelimeler hangi dile ait sözcüklerdirler ve ne anlama gelmektedirler?

     Üçüncüsü ve “can alıcı” olanı da; Sara, kocası İbrahim’in gerçekte akrabalık yönünden nesi olurdu? Hz. Sara, Müslümanlar’ın inandığı gibi Hz. İbrahim’in amcasıkızı mıydı, yoksa gerçekte yeğeni veya kızkardeşi miydi? Yani “semavî dînlerin atası” olan Hz. İbrahim Peygamber, gerçekte kendi öz bacısıyla mı evliydi?

     Bunları yaparken de, çalışmamızın başından beri riayet ettiğimiz ve sonuna kadar da riayet etmeye devam edeceğimiz disipline ve “bilimsel ahlâka” bağlı kalmaya devam edecek, aktardığımız her “bilgi” ve “olgu”yu dînî ve ilmî kaynaklarıyla birlikte ortaya dökerek okurlarımızın istifadesine sunacak ve kendi subjektif yorumlarımızı mümkün mertebe katmamaya çalışacağız. Amacımız, kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân ışığında ve üç semavî dîne ait dînî metinler ve tarihsel kaynaklar ışığında bir konuyu ilmî seviyede etüd etmektir. Zirâ kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’da geçmiş ümmetler ve peygamberler hakkında pekçok önemli aktarımlar bulunmakta, üç semavî dîn olan Musevîlik, Hristiyanlık ve İslam’a ait dînî / naklî metinler ve tarihî kaynaklarda pekçok önemli ve çarpıcı bilgiler yer almaktadır.

     İslam kaynaklarında Hz. İbrahim (as) ve eşi Hz. Sara (as)’nın şeceresi hakkında rivayet kaynağı belli olmayan ancak Tevrat’taki Hz. İbrahim ve Hz. Sara’nın soy kütüklerine dayanan bilgiler bulabilmekteyiz.

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi İbn-i Esir, Hz. İbrahim Peygamber’in şeceresini şöyle vermektedir: İbrahim, babası Tarah, onun babası Nahor, onun da babası Sarux, onun da babası Erxo, onun da babası Falağ, onun da babası Gabir, onun da babası Şalah, onun da babası Qaynan, onun da babası Erfahşed, onun da babası Sam, onun da babası Hz. Nûh (as). (108)

     Hz. İbrahim için verilen soy kütüğü, yakın akraba oldukları için, eşi Hz. Sara’nın soy kütüğüyle hemen hemen aynıdır. İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Mazenderî tarihçi Taberî, Hz. Sara’nın şeceresini şöyle vermektedir: Sara, babası Batvil, onun babası Nahor, onun da babası Sarux, onun da babası Erxo, onun da babası Falağ, onun da babası Gabir, onun da babası Şalah, onun da babası Qaynan, onun da babası Erfahşed, onun da babası Sam, onun da babası Hz. Nûh (as). (109)

     İbn-i Esir ve Taberî haricinde de pekçok İslamî kaynakta Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın şeceresi aynen bu şekilde verilmektedir. İslam tarihinin en büyük tarihçileri arasında gösterilen Arap tarihçiler İbn-i Hişam ya da tam adıyla Ebû Muhammed Abdulmelik ibn-i Hişam bin Eyyûb el- Himyarî (? – 833), İbn-i Sa’d ya da tam adıyla Ebû Abdullah Muhammed ibn-i Sa’d ibn-i Manî el- Basrî el- Haşimî Kâtib el- Waqidî (784 – 845) ve İbn-i Kesir ya da tam adıyla Ebû’l- Fidâ İmaduddîn İsmail bin Umer ibn-i Dawud ibn-i Kesir el- Qureşî el- Dimeşkî el- Busrewî (1301 – 73) de İbrahim ile Sara’nın soy ağacını bu şekilde nakletmektedirler. (110)

     Ancak Hz. İbrahim’in babasının ismini Tevrat ve Kur’an birbirlerinden farklı vermektedirler. Tevrat’ta Hz. İbrahim’in babasının isminin Tarah olduğu belirtilirken (111), Kur’an Hz. İbrahim’in babasının ismini Azer olarak vermektedir (112). Bu duruma bir açıklama getiremeyen âlimler ve tarihçiler, farklı bakış açılarıyla bir açıklama getirmeye çalışmışlardır. Kimi İslam âlimleri ve tarihçileri Hz. İbrahim’in babasının Tarah ve Azer olmak üzere iki isminin olduğunu (113), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri tıpkı Yakup ve İsrail isimlerinde olduğu gibi Hz. İbrahim’in babasının da bir isminin bir de lakabının olduğunu, dolayısıyla Tarah’ın O’nun ismi, Azer’in de O’nun lakabı olduğunu (114), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri Azer’in Tarah isminin Arapçalaşmış şekli olduğunu (İbrahim ve babası Tarah’ın Araplık’la ne alakası varsa artık) (115), kimi İslam âlimleri ve tarihçileri de Azer’in Harezm bölgesinde “şeyh-i herîm”, yani “çok ihtiyar” mânâsında olduğunu, bir put ismi veya amcasının ismi olduğunu (116) ileri sürmüşlerdir.

     Tevrat’ta Hz. İbrahim’in hanımı Hz. Sara’dan ismen bahsedilmekte ve O’nun biyografisine de geniş yer verilmektedir. Buna göre Hz. Sara (as) annemiz, Kürdistan kökenlidir. Hz. İbrahim ile aynı coğrafyanın çocuklarıdırlar ve ikisi de Mezopotamya topraklarındandır. (117)

     Kur’ân-ı Kerîm’de ise Sara’dan bahsedilirken ismi anılmamakta, her bahsedilişinde “İbrahim’in karısı” denilmektedir. (118)

     Semavî dînlerin mensuplarına göre Yahudîler’in soyu Hz. İbrahim’in oğlu İshak’a, Araplar’ın soyu da diğer oğlu İsmail’e dayanmaktadır. Öyleyse İbrahim ne Yahudî’dir ne de Arap. Çünkü Hz. İbrahim’in yaşadığı zamanda henüz ortada ne Yahudîler (İbraniler) vardır ne de Araplar. Zirâ bu kavimlerin varlığı ve tarih sahnesine çıkışı, daha İbrahim’in oğullarının soyundan neşet edecektir.

     Bilimsel olarak baktığımızda da, Araplar’ın ve İbraniler’in kökeni çok eski değildir. İbrahim Peygamber’in bundan ortalama 4 bin yıl önce yaşadığını varsayarsak, o dönemin kaynaklarında (anlatılarında) ne Araplar ne de İbraniler geçmektedir.

     Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. İbrahim’in Yahudî olmadığı açık bir biçimde belirtilir. (119)

     Kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân dahil olmak üzere, dünyada ne kadar kutsal metin ve dînî kaynak varsa, ayrıca dünyada ne kadar bilimsel ve tarihsel kaynak varsa, istisnasız tamamı, Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sara’nın hangi topraklarda doğdukları, nereden Kenan topraklarına göç ettikleri konusunda hemfikirdirler. İbrahim ve Sara, bugünkü Kürdistan / Mezopotamya topraklarında doğmuş ve oradan Kenan topraklarına (bugünkü Lübnan ve İsrail) hicret etmişlerdir. İbrahim ve Sara’nın hangi coğrafyanın çocukları oldukları, konuşulması / irdelenmesi bile abes bir konudur. Zirâ dediğimiz gibi, dünyada ne kadar dînî ve tarihî kaynak varsa, bu konuda aynı coğrafyayı işaret etmektedirler. Bizim burada konuşmamız / irdelememiz gereken konu, İbrahim ile Sara’nın etnik kökenlerini ve kavmî kimliklerini belirlemek olmalıdır.

     Tevrat’ta net bir biçimde belirtildiğine göre, Hz. İbrahim ve eşi Hz. Sara, bugünkü Kürdistan topraklarında yer alan ve günümüzde Şanlıurfa (Rîha) ilimize bağlı bir ilçe durumundaki Harran kentindendirler. Tevrat’ta yazıldığına göre, Hz. İbrahim (as), eşi Hz. Sara (as) ve yeğeni Hz. Lut (as) ile birlikte Kürdistan’ın Harran şehrinden Kenan topraklarına göç ettiler. Ancak İbrahim’in babası Tarah, öldüğü 205 yaşına kadar Harran’da kaldı. (120) Tanrı, İbrahim’e, O’nu kutsayacağına ve O’nun soyunu büyük bir millet yapacağına söz verdi. (121) İbrahim, Sara ve Lut, Kenan topraklarında antik Şexim kentine yerleştiler (bugünkü Batı Şeriâ bölgesinde Nablus kentinin bulunduğu yer). İbrahim o sıralar 75 yaşındaydı. (122)

     Tevrat’ta bahsedilen Harran’ın bugünkü Urfa’nın Harran ilçesi olduğunu bilim dünyası da kabul etmektedir. Özellikle 1950’lerden bu yana bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar da bu inancı doğrulamıştır. (123) Ancak arkeolojik çalışma sitesindeki araştırmalar, bölgenin Ortaçağ öncesi tarihi (124) ve Patriarkal döneme ait tarihi (125)  hakkında yeterli keşifler vermemiştir.

     Harran’ın adı Tevrat’ın kimi yerlerinde Paddan Aram veya Aram Naharaim isimleriyle de geçiyor. (126) Tevrat’ta ayrıca verilen bir diğer ilginç bilgiye göre de, Hz. İbrahim’in torunu Hz. Yakup (as), bir ara İsrail’in güneyindeki Be’er – Şeva’yı terkediyor ve Kürdistan’daki Harran’a geri dönüyor. (127)

     Harran’dan bahseden en eski kaynaklar ise Ebla Tabletleri’nden geliyor. Buna göre takriben M. Ö. 2300’lerde kentin adı “Harranum” veya “Harranatum” şeklinde ve bu isim o dönem bölgede konuşulan dilde “Yol” anlamına geliyor. (128)

     Tevrat’ta Harran, Neo Asur İmparatorluğu (M. Ö. 911 – M. Ö. 609)’nun fethi bağlamında M. Ö. 8. ve 7. yy’ın başlarında yeniden ortaya çıkıyor. (129)

     Fenike kenti Tyre’nin eski bir ticaret ortağı olarak tekrar ismi belirtiliyor. (130)

     Kutsal kitap İncil’de ise Harran’dan aynı hikâye anlatıldığında bahsedilir. (131)

     Tevrat’ta yazıldığına göre, evlenmelerinden bir süre sonra Hz. İbrahim’in babası Tarah, İbrahim, Sara, yeğenleri Lut ile beraber tüm aile Ur’dan Harran’a göç ederler: “Tarah, oğlu Avram’ı, Harran’ın oğlu olan torunu Lut’u ve Avram’ın karısı olan gelini Sara’yı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Keldaniler’in kenti Ur’dan ayrıldılar. Harran’a gidip oraya yerleştiler.” (132)

     Ancak Tevrat’ın bu aktarımı bilimsel ve tarihî olgularla bağdaşmamaktadır. Başta tarihçiler ve arkeologlar olmak üzere pekçok bilim insanı, Tevrat’ın burada Keldaniler’in Ur’u ile Harran’ın biraz kuzeyinde yer alan Urfa’yı birbirine karıştırdığını söylemektedirler. Zira Keldanîler’in M. Ö. 5. yy’a kadar bu bölgeye ulaşmadıkları bilinen bir gerçektir. Arkeolojinin ve bilim dünyasının net bir biçimde ifade ettiğine göre, İbrahim’in yaşadığı zaman döneminde henüz dünyada Keldanîler diye bir kavim yoktur. (133)

     Açıktır ki, Tevrat’taki “Ur” ifadesinin başına “Keldanîler’in Ur’u” dipnotunu düşenler Yahudî bilginleridir ve bu durum, isim karışıklığından kaynaklanmıştır.

     Esasında burada bahsedilen yer bir özel isim de olmayabilir. Zirâ eski Mezopotamya dillerinde “ur” kelimesi basitçe “şehir, kent” anlamına geliyordu. Örneğin bugünkü İran Kürdistanı’nda bulunan ve aynı adlı gölün kıyısında kurulu Urmiye (Urmia) şehrinin adı, “ur” (şehir) ve “mia” (su) sözcüklerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir ve “Su üstündeki şehir” anlamına gelmektedir. (134)

     Pekçok tarihçi ve dîn bilgini, hem bilimsel kanıtlardan hem de Ebla Tabletleri’nden yola çıkarak, Tevrat’ta bahsedilen “Ur”un bugünkü Türkiye Kürdistanı’nda bulunan ve Harran’ın da 45 km kuzeyinde yer alan Urfa / Şanlıurfa (Riha) şehri olduğu konusunda hemfikirdirler. Hem tarihî gerçekler ışığında hem de mantikî olarak böyledir. (135)

     Yukarı Mezopotamya’daki Urfa, Harran’ın hemen kuzeyindedir; ancak Aşağı Mezopotamya’daki Ur, Harran’ın çok çok güneyindedir ve o dönemde birbirlerinden haberdar dahi olmayacak denli uzaktırlar. İsrail toprakları ise hakezâ yine güneyde. İnsan davranışlarına mantıklı bir şekilde baktığımızda da, insanlar bulundukları yerde huzur ve mutluluk bulamayınca veya can emniyetleri kalmayınca, güneyden kuzeye doğru göç edip, sonra orda da huzur bulmayınca veya canları tehlikeye girince tekrardan geldikleri aynı yöne, yani yeniden güneye doğru göç etmezler. Çünkü zaten o taraftan buraya gelmişlerdir. Bir daha aynı yöne doğru niye kaçsınlar? İnsanlar ne yapar? Daha da öteye kaçarlar. Dolayısıyla Urfa’da huzur bulmayınca güneydeki Harran’a, orda da huzur bulmayınca veya hayatları tehlikeye girince daha da güneye, Kenan diyarına (İsrail) göç etmişlerdir. İnsan davranışları açısından baktığımızda da, böyle olduğunu kabul etmek daha mantıklı olur.

     Takriben M. Ö. 2300’lerde İbrahim ve Sara, Urfa’dan Harran’a, ordan da Yudea’ya (bugünkü İsrail) göç ettiler. Kürdistanlı olan İbrahim ve Sara Kürt idiler ve bu göç neticesinde Yahudî (İbrani) kavmi doğdu. Bazı Yahudî tarihçiler, Yahudîler’in Kürtler’den neşet eden bir kol olduğunu ve İbrahim ile Sara’nın bu göç hadisesiyle birlikte Kürtler’den ayrıldığını söylemektedirler. (136)

     Şanlıurfa’nın gerçek (eski) adı olan “Riha” adının da “İbrahim” adından geldiği söylenir. (137)

     Batılı ve Doğulu pekçok Yahudî, Hristiyan ve Müslüman tarihçi ve dîn bilgini, “semavî dînlerin öncü kişilikleri” olan Hz. İbrahim (as) ile Hz. Sara (as)’nın Kürt olduklarını net bir biçimde belirtmişlerdir. Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın Kürt olduklarını açıkça belirten kaynakları aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (138)

     Hatta çok daha ilginç bir bilgiyi paylaşayım: Pekçok tarihçi ve dîn bilgini, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın Kürtler’in hangi kolundan (boyundan veya aşiretinden) olduğunu dahi kaydetmişlerdir. Bu bilim insanlarının söylediklerine göre, Hz. İbrahim ile Hz. Sara, proto-Kürtler olan Habiru Kürt boyuna mensupturlar ve hatta – çoook çok daha ilginç – bugün Yahudîler’in etnik ismi olan “Hebrew / Hebräer” (İbrani) kelimesi de işte bu “Habiru” isimli Kürt boyundan gelmedir. Habirular, tarihteki en büyük Kürt medeniyetlerinden birini kuran Hurriler’in bir koludur. Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın Habiru Kürt boyuna mensup olduklarını ve bugün Yahudîler’in etnik ismi olan “Hebrew / Hebräer” (İbrani) kelimesinin de işte bu “Habiru” isimli Kürt boyundan geldiğini belirten kaynakları aşağıda dipnot olarak sunuyorum. (139)

     Yahudîler (İbraniler) ile Araplar’ın akraba kavimler oldukları (Hz. İshak ve Hz. İsmail soyu) yönündeki inanç, esasında yalnızca “dînî bir alegori”dir. Bunun bilimsel, antropolojik bir dayanağı yoktur. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, farklı şeyler söylemektedir. Gerçekte İbraniler, Mezopotamya mahrecli bir halktır ve kökenleri Kürdistan’a dayanır. Araplar ise saf kan Afrika mahrecli bir halktır ve kökenleri Kuzeydoğu Afrika’ya dayanır. Yapılan DNA analizleri de, Yahudîler’in Araplar’la değil Kürtler’le akraba olduklarını ortaya koymuştur. (140)

     Hz. İbrahim’in etnik kökenini veya hangi millete mensup olduğunu tespit edebilmenin daha pratik ve “zekice” bir yolu da, “İbrahim” isminin Hz. İbrahim (as) Peygamber’den önce herhangi bir uygarlık veya krallık tarafından kullanılıp kullanılmadığını araştırmak olmalıdır. Dolayısıyla, Hz. İbrahim daha dünyada yokken “İbrahim” ismini taşıyan herhangi bir tarihî kişilik, lider veya kral var mı, onun tespitine çalışılmalıdır. Bu yönde bir araştırma yapıldığında, görülecektir ki, Hz. İbrahim Peygamber henüz dünyada yokken, O’ndan önce “İbrahim” ismini taşıyan sadece ve sadece bir tane tarihî şahsiyet bulunuyor: M. Ö. 2700 – M. Ö. 2116 tarihleri arasında 600 yıla yakın uzun bir süre hüküm sürmüş olan ve istisnasız bütün tarihçiler ve bilim dünyası tarafından Kürtler’in ataları kabul edilen Gutiler’in 14. kralı olan ve bir yıl iktidarda kalan İbranum (İb-ra-nu-um). (141)

     Görüldüğü üzere Hz. İbrahim’den önce “İbrahim” ismi yine sadece Kürtler tarafından kullanılan bir isimdir.

     Ancak hususen İslamî kaynaklar – nedense – Hz. İbrahim’in “Kürt”lüğünü hatta O’nu ateşe atan kral olan Nemrud’un da “Kürt”lüğünü gizleme, saklama gereği duymuş, ve fakat, çok gariptir, Nemrud’a, İbrahim’i canlı canlı ateşe atma fikrini veren kişinin bir Kürt olduğunu kayda almışlardır. İslamî kaynaklar, İbrahim’in ve Nemrud’un etnik – kavmî kimliklerine hiç değinmezler, bundan özellikle kaçınırlar, ama İbrahim’i ateşe atma fikrini ortaya atan kişinin Heyzen isimli bir Kürt olduğunu belirtirler. (142) Bu iddiânın kaynağı Muhammed bin İshaq’a dayanıyor. O da Şuayb el- Cabaî’nin ağzından naklediyor. O da ikinci halife Ömer ibn-i Hattab’ın oğlu Abdullah ibn-i Ömer’den rivayet ediyor. (143)

     Şıracının şahidi bozacı… Kürtler’in tarihini ve burada isimleri geçen kişilerin Kürtler ile olan münasebetlerini az çok bilenler, bu “bilgi”lerin (!) niçin kayda geçirildiğini de rahatlıkla tahmin edecektir.

     Böylece İslamî kaynaklarda Hz. İbrahim’in “Kürt”lüğü buharlaşıp kayboluyor, Nemrud’un da “Kürt”lüğü buharlaşıp kayboluyor (kötü biri olduğu için değil elbette, kral yani devlet olduğu için muhtemelen), ve fakat ateşe atma fikrini ortaya atan sıradan kişinin “Kürt”lüğü kalıyor.

     İnsan hakikaten bazen ne diyeceğini bilemiyor. Sanırsınız ki olay İskandinavya’da geçiyor. Hz. İbrahim İsveçli, onu ateşe atan kral Norveçli, ve fakat ateşe atma fikrini ortaya atan kişi ise o topraklara iltica etmiş olan bir Kürt!..

     Bunları da Kürtler’i kötülemek için yapıyorlar üstelik. Güyâ bu olaydan dolayı Allah Kürtler’i lanetlemiş de, bundan ötürü Kürtler kıyamete kadar asla ve asla günyüzü görmeyecekler ve bir devlet sahibi olamayacaklar da, neler neler…

     İslam dîninde ırkçılık ve kavmiyetçilik kesin bir dille reddedildiği ve kınandığı halde (144), İslam topluluklarının veya Müslüman ilim erbâbının üstelik aynı şekilde Müslüman olan Kürtler’e karşı bu hasmane ve inkârcı tavırlarını anlamak, anlamlandırabilmek gerçekten zor. Sebebini ben de bilmiyorum. Bunu kendilerine sormak lazım…

     Bunlar böyle yapmakla, yalnızca Kürtler’e iftira atmış olmuyorlar, bizzat Allah’a da iftira atıyorlar. Bir kere böyle birşey olmuş olsa, Allah bunu Kur’ân’da belirtir; “Ben şu kavmi lanetledim ve onların kıyamete kadar devlet sahibi olmalarına müsaade etmeyeceğim” diye âyetle bildirir.

     Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de “Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin” (145) diye buyrulduğu halde, bunlar Kürtler’e olan kin, nefret ve düşmanlıklarını böyle hiç çekinmeden kusmuşlardır ve halen de kusmaya devam etmektedirler. Allah ıslah etsin, ne diyelim?..

     Başta Hz. İbrahim’in babası Tarah olmak üzere, İbrahim’in mensubu olduğu ve içinde yaşadığı toplumun o dönemde putperest oldukları hem Tevrat’ta hem Kur’ân’da belirtilmektedir. (146) Hz. İbrahim ve Hz. Sara ise “imânlı” insanlar oldukları için putlara tapmıyor, yalnızca Bir Olan Gerçek Tanrı’ya tapıyor, O’na şirk koşmuyorlardı.

     Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in Zerdüştî inancına mensup olduğunu söylemektedirler. (147) Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in Müslüman olduğu açık biçimde belirtilir. (148)

     Ancak Hz. İbrahim’in Zerdüştî olması (doğruysa eğer) ile Kur’ân’da O’nun Müslüman olduğunun söylenmesi arasında bir çelişki yoktur. İslam itikadının esasiyesini ve Kur’ân dilini bilmeyenler için bu durumu izah edelim: “İslam” ve “Müslüman” ibareleri, Kur’ân-ı Kerîm’de iki farklı (teolojik anlamda farklı değil ama sosyolojik anlamda farklı) şekilde kullanılır: Biri, M. S. 571 – 632 yılları arasında yaşayan ve 610’dan itibaren vahiy ile muhatap olan son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e indirilen dîn olarak “İslam” ve O’na tabi olanlar için kullanılan “Müslüman”, biri de ilk insanlar Hz. Adem (as) ile Hz. Havva (as)’dan itibaren Allah’ın insanlara vahyettiği hak inanç olan “İslam” ve bu hak yol üzere bulunanlar için kullanılan “Müslüman”. Yani Allah tarihin her döneminde insanlara hak dîni bildirmiş, lakin insanlar bunu bozmuş ve yoldan sapmışlardır. İşte tarihin hangi evresinde hak dîn henüz hangisiyse, Kur’ân o dînden “İslam” diye bahsetmektedir. Zirâ zaten Allah hep aynı dîni göndermiştir.

     Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemde henüz ne Hz. Muhammed (sav) dünyaya gelmiştir, ne Hz. İsa (as), ne de Hz. Musa (as). Dolayısıyla Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemde dünyadaki hak dînin Zerdüştîlik olması kuvvetle muhtemeldir. Böyle olduğu için, Hz. İbrahim bir Zerdüştî idiyse şayet, Kur’ân’ın O’ndan “Müslüman” diyerek bahsetmesi bir çelişki değildir. İslam itikadının esasiyesini ve Kur’ân dilini bilenler, ne demek istediğimizi rahatlıkla anlamışlardır.

     İslam itikadı bu şekil bir öze sahip olduğu için, aslında, Hz. İbrahim’in Zerdüştî olduğunu kabul etmek Müslümanlar için daha akıllıca olur. Çünkü dediğimiz gibi, henüz ne Musa gelmiştir dünyaya, ne İsa ne de Muhammed. Dolayısıyla o dönemde Zerdüştîlik’in dünyadaki hak dîn olması, kuvvetle muhtemeldir.

     İbrahim’in hatta bırakın Zerdüştî olmasını, bizzat Zerdüşt olduğuna dair de kuşkular bulunuyor. Bunu da Zerdüştîlik’i ve Zerdüşt’ü bilmeyenler için izah edelim: Zerdüştîlik dîninin peygamberi olan Hz. Zerdüşt (as), aslında birçok insanın sandığı gibi tek kişi değil, farklı zaman aralıklarıyla yaşamış üç ayrı kişidirler. Ve üçü de bir sıfat olarak “Zerdüşt” şeklinde isimlendirilmişlerdir. I. Zerdüşt, yaklaşık olarak M. Ö. 3000’li yıllarda yaşamış ve asıl adı Mehâbâd olan peygamberdir (bugün Kürdistan’ın bir şehri O’nun adını taşımaktadır). II. Zerdüşt, takriben M. Ö. 2040’larda yaşayan ve gerçek adı Haşeng olan peygamberdir. III. Zerdüşt ise M. Ö. 660’larda yaşayan ve kendi gerçek adı da Zerdüşt olan peygamberdir. Bizim bugün Zerdüşt Peygamber olarak bildiğimiz ve tanıdığımız kişi, bu üçüncü kişidir. (149)

     İşte M. Ö. 2040’larda yaşayan II. Zerdüşt, yani Haşeng, birçok tarihçi ve araştırmacıya göre Hz. İbrahim’in tâ kendisidir. (150) Kimilerine göre de II. Zerdüşt, İbrahim’in talebesidir. (151)

     Bunlar ne kadar doğrudur bilmiyoruz, ancak kesin olarak bildiğimiz bir doğru var ki, o da, Hz. İbrahim ile Hz. Sara’nın asla ve asla Kenanlı ya da Yahudî (İbrani) olmadıkları, İbrahim ile Sara’nın Kürdistanlı ve Kürt oldukları, sahip oldukları inancı veya peygamberlik misyonunu Mezopotamya topraklarından İsrail topraklarına taşıdıklarıdır. Yani bugün nerdeyse bütün dünyanın zannettiği gibi “peygamberlik” kültü veya kültürü, İsrail topraklarında ve Yahudî toplumu arasında ortaya çıkmış bir gelenek değildir. “Peygamberlik” kültü veya kültürü, Mezopotamya topraklarında ve Kürtler arasında ortaya çıkmış, onlardan da İbrahim ve Sara aracılığıyla Kenan topraklarına ve Yahudî toplumu arasında taşınarak daha sistematik bir çerçeveye oturtulmuş bir gelenektir.

     Hz. İbrahim (as) ve O’nun soyundan gelen Hz. İshak (as), Hz. Yakub (as), Hz. Yusuf (as), Hz. Eyyub (as), Hz. Şuayb (as), Hz. Musa (as), Hz. Harun (as), Hz. Yunus (as), bunlar evet, Yahudîler’e gönderilmiş peygamberlerdir ancak kendileri İbrani değildirler. Peygamberlik yaptıkları toplulukla aynı ırktan, etnik kökenden değildirler.

     Hatta şunu da söylemeliyim: Yahudîler ile onlara gönderilen peygamberlerin aynı etnik kökenden olmadıklarını, bizzat Tevrat âyetleri dikkatli bir biçimde okunduğunda da anlaşılacaktır. Şimdi Tevrât’tan bir âyet aktaracağım. Tevrat’taki bu âyeti dikkatli bir şekilde ve zinde bir akılla okuyan herkes, bu gerçeği farkedecektir.

     Âyet şu:

     “İshak Yakub’u çağırdı, onu kutsayarak, ‘Sakın Kenanlı kızlarla evlenme’ dedi, ‘Hemen Paddan Aram’a (Harran’a), annenin babası Betuel’in evine git, orada dayın Laban’ın kızlarından biriyle evlen’ diye buyurdu.” (152)

     Bu âyetten çok net bir biçimde anlaşılıyor ki, bu peygamberler kesinlikle ve kesinlikle Kenanlılar ile aynı etnik kökenden de-ğil-dir-ler. Sadece kendileri değil, evlendikleri hanımları da değildirler. Eğer onlar, peygamberlik yaptıkları Kenanlılar (Yahudîler, İbraniler) ile aynı kavimden, ırktan olsalardı, âyette “Sakın Kenanlı kızlarla evlenme, git akrabaların arasından kızlarla evlen” diye bir buyruk olmazdı. Demek ki onlar ve akrabaları, bu İbraniler ile aynı halk de-ğil-dir.

     Çok açıktır bu. Örneğin siz gelip de bana deseniz ki, “Ey İbrahim (bu arada övünmek gibi olmasın ama, benim de adım İbrahim), sakın ha gidip de Türkler’den bir kız ile evlenme, onun yerine git akrabalarından bir kız ile evlen”, ben sizin ne demek istediğinizi gayet iyi anlarım. Fakat siz gelip de bana deseniz ki, “Ey İbrahim, sakın ha gidip de Kürtler’den bir kız ile evlenme, onun yerine git akrabalarından bir kız ile evlen”, o zaman bu dediğiniz söz mantıksız olur, saçma olur. Neden? Çünkü ben kendim de Kürd’üm. Kürt olduğum için, akrabalarım da Kürt. Bana, “Sakın ha bir Kürt kızıyla evlenme, onun yerine bir akrabanla evlen” diye nasihat etmek saçma olur; zirâ bir akrabamla evlendiğim zaman gene de bir Kürt kızıyla evlenmiş olacağım. Çünkü akrabalarım da Kürt.

     Tevrat’taki bu âyetlerden de gayet net bir biçimde anlaşılıyor ki, bu peygamberler her ne kadar Yahudîler’e peygamberlik yapmışlarsa da, kendileri o halktan değildirler. Kendileri başka bir halktandırlar. Sadece kendileri değil, hânımları da aynı şekilde. Bu peygamberler, evliliklerinde dahi İbrani (Yahudî) halkından kızlarla değil, kendi milletinden (Kürtler’den) kızlarla evlenmeye özellikle dikkat etmişlerdir.

     Yahu Tevrat daha ne desin, Yehova aşkına?.. Kutsal kitap Tevrat açık açık, kavim ve coğrafya isimleri de vererek, açık açık “Ey seçtiğim peygamberler, sakın ha bu İbraniler’in kızlarıyla evlenmeyin, onlar sizin ırkınızdan değildirler” diyor, açık açık “Gidin vatanınız Kürdistan’a, orada evlenin” diyor, “Kürdistan’da size kız mı yok?” diyor.

     Tevrat daha ne desin?..

     “Semavî dînlerin öncü kişilikleri” olan Hz. İbrahim (as) ile Hz. Sara (as)’nın Kürt olduklarını kaynakları ve delilleriyle ortaya koyduktan sonra, şimdi de en az bunun kadar ilgi çekici bir konu olan “İbrahim”, “Sara”, “Hacer”, “İsmail” ve “İshak” isimlerinin etimolojisine bakalım. Bu kelimeler hangi dile ait sözcüklerdirler ve ne anlama gelmektedirler?

     Hz. İbrahim, Şanlıurfa (Riha)’da bir mağarada doğmuştur. (153) Bu mağara bugün halen ziyaret edilmektedir. “İbrahim” adının gramatik açılımını yaptığımızda, karşımıza şöyle ilginç bir tespit çıkıyor: Kürtçe’de “bra” sözcüğü “kardeş” demekken, “him” sözcüğü de “mağara” anlamına gelir. Bu durumda “İbrahim” (ya da “Brahim”), “Mağaranın kardeşi” demektir. (154)

     “İbrahim” adının Kürtçe’de “Mağaranın kardeşi” anlamına gelen şekliyle verilmiş bir isim olduğuna dair kanıtlardan biri de, Kürtler’in kurduğu Med İmparatorluğu (M. Ö. 678 – M. Ö. 549)’nu yıkmış olan Persler’in kurduğu Hexameniş İmparatorluğu (M. Ö. 550 – M. Ö. 530)’nun büyük imparatoru I. Darius (M. Ö. 549 – M. Ö. 486)’un Behistun Dağı’nda yazılmış çivi yazıtlarında “habraham” kelimesinin “herkesin kardeşi” anlamına geliyor olmasıdır. (155)

     Hz. İbrahim (as)’e her türlü işkence ve eziyeti yapan, O’nu ateşe attıran hükümdar, Nemrûd’dur. Bugün Adıyaman (Semsur)’da bir dağın adı Nemrûd Dağı’dır. Hatta bu dağdaki büyük insanbaşı heykelinin Nemrûd’a ait olduğunu söyleyenler bile var.

     Nemrûd, Allah’a karşı isyanda, şirk ve zûlümde çok ileri gitmişti. Öyle ki “ilahlık” taslıyor, “ölümsüz” olduğunu iddiâ ediyordu. İslam kaynaklarının bize aktardığına göre Nemrûd, insanlık tarihinde “ölümsüzlük” iddiâsında bulunan, kendisinin “ölümsüz” olduğunu iddiâ eden ilk kişidir. (156)

     “Nemrûd” adı zaten Kürtçe bir kelime olup “Ölümsüz” demektir. Açılımı şu şekildedir:

     mır: ölüm
     mırın: ölmek
     nemrın: ölmemek
     omır: ömür (Arapça’da “umr”)
     mırî: ölü
     mırûd: ölümlü, fani
     nemrûd: ölümsüz
     mırdar: murdar (157)
     .

     Şanlıurfa (Rîha) vilayetimizin bir ilçesi olan ve Hz. İbrahim’in yaşadığı Harran kentinin adı da aynı zamanda Hz. İbrahim’in kardeşinin adıdır. Kûr’ân ve İncil’de anılmıyor, ama Tevrat’ta ismi zikredilmektedir.

     Hz. Sara annemizin ismi de muhtemelen Kürtçe veya Farsça bir isim olabilir. Kürtçe’de “Soğuk” anlamına geliyor. Yahudî kaynaklarında, Sara’nın isminin ilk başta “Sarai” olduğu ve bunun “Prensesim” anlamına geldiği belirtiliyor ancak hangi dilde bir sözcük olduğu açıklanmıyor. (158)

     Sarai’nin adı daha sonra Sara olarak değiştirilir. Bu değişikliği isteyen ve yaptıran da bizzat Allah’tır. Kenan ülkesine vardıklarında, Allah, Hz. İbrahim’e vahyederek, Sarai isminin Sara olarak değiştirilmesini emreder: “Rab, ‘Karın Sarai’ye gelince, O’na artık Sarai demeyeceksin’ dedi, ‘Bundan böyle O’nun adı Sara olacak’. O’nu mübarek kılacağım ve sana O’ndan doğacak bir oğul vereceğim. O’nu mübarek kılacağım ve milletlerin annesi haline gelecek. Halkların kralları O’ndan türeyecek.” (159)

     Peki neden Sarai’nin ismi Sara olarak değiştirilmiştir? Çünkü “Sarai” kelime olarak “Prensesim” demektir ve yalnızca İbrahim’in prensesidir. Fakat O artık bundan böyle tüm milletlerin annesidir; dolayısıyla ismi sadece “Prenses” anlamına gelen “Sara” olarak değiştirilmiştir. (160)

     Hz. İbrahim’in Mısırlı olan diğer eşi Hz. Hacer (as) annemizin ismi ise Yahudî kaynaklarında “Hagar” şeklinde, İslamî kaynaklarda “Hacer” şeklinde geçmekte. Aslında İbranice’deki anlamı ile Arapça’daki anlamı hemen hemen aynıdır. “Hagar”, İbranice’de “kaçma, kaçış” anlamına geliyor. (161) “Hacer” ise “h – c – r” (ha – cim – ra) kökünden türeme bir kelime olup Arapça’da “göç eden” anlamına gelir. Bugün dilimize de geçmiş olan “hicret” (göç), “muhacir” (göçmen), “tehcir” (sürgün) gibi sözcükler de aynı kökten türemişlerdir. (162)

     İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçilerinden biri olarak kabul edilen Arap tarihçi ve dilbilimci İbn-i Hişam ise, “Hagar” (Hacer) ismini, Mısır’ın kuzeydoğusundaki Ferema (eski ismi Ettine) bölgesinde, Akdeniz kıyısına sadece 3 km mesafede kurulu ve Hz. Hacer annemizin köyü olan Ümm’ül- Arab (eski ismi Ümm’ül- Arik) civarında yaşayan Hagarit (veya Agarit) kabilesiyle ilişkilendirmiştir. (163) 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79) de İbn-i Hişam ile aynı görüştedir. (164) Kimi Batılı araştırmacıların da benzer şekilde söylediğine göre, Hagar (Hacer) de Hagaritler’dendir ve ismini de mensubu olduğu kabileden alır. (165)

     Hz. İbrahim’in Hz. Sara’dan olma oğlu Hz. İshak’ın ismi olan “İshak” (Yitzak, Isaac) ise Aramice bir kelime olup “gülen yüz” veyahut “Tanrı bize güldü” ya da “Tanrı bizi güldürdü” anlamına gelmektedir. İbrahim ile Sara yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadıkları için, İshak’a bu ismi koymuşlardır. (166)

     Fakat aynı duygu yaşanması, Hz. İbrahim’in Hz. Hacer’den olma oğlu Hz. İsmail’in ismi olan “İsmail” (İşmael) için de karşımıza çıkmaktadır. “İsmail” (İşmael) de İbranice bir isim olup “isma” (işitmek, duymak) ve “İl” (Tanrı) sözcüklerinden oluşmuş bileşik bir kelimedir ve “Tanrı işitir” ya da “Tanrı bizi işitti” anlamına gelmektedir. İbrahim yüz yıl boyunca evlat hasreti çektikten sonra bir çocuk sahibi olma mutluluğunu yaşadığı için, İsmail’e bu ismi koymuşlardır. (167)

     “İsmail” (İşmael) adının bu anlama geldiği ve bu amaçla çocuğa bu ismin konulduğu, zaten bizatihi Tevrat’ta da belirtilir. (168)

     Evet… Aynı ailenin beş ferdi ve her bir ferdin farklı farklı dillerde olan isimleri.

     Toparlarsak, karşımıza şöyle bir linguistik manzara çıkıyor:

     İbrahim“Mağaranın kardeşi”Kürtçe

     Sara“Prenses”Farsça

     Hacer“Göç eden”Arapça

     İshak“Gülen yüz”Aramice

     İsmail“Tanrı işitir”İbranice

     Aile değil, hakikaten sanki ümmet…

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

     Gelelim en “can alıcı” konuya: Sara, kocası İbrahim’in gerçekte akrabalık yönünden nesi olurdu?

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(90): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(91): Talmud, Megillah 14 a

(92): Midraşlar, Şemot Raba 1:1

(93): Midraşlar, Mişle 31

(94): Tanhuma, Haye Sara 4

(95): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010

(96): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 92 / Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 205, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(97): İbn-i Esir, age / Taberî, age / Dawid McDowall, age / Jaffer Sheyholislami, age / Ferdinand Hennerbichler, age

(98): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 11: 32

(99): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 65 – 67; En’âm 162; Nahl 123

(100): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 92

(101): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 330, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991

(102): Tevrat, Tekvin, 12:11 – 20

(103): Tevrat, Tekvin, 12:14 – 15

(104): Talmud, Megillah 14 a

(105): Talmud, Baba Batra 58 a

(106): Estraya Seval Vali, Yahudîlik’in Kadın Peygamberleri – 7: Sara, Şalom Gazetesi, 7 Aralık 2011

(107): Tevrat, Tekvin, 11:29 – 23:20

(108): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 1, s. 86

(109): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 428, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Taberî, Tarih’ul- Umem we’l- Mulûk, cilt 1, s. 142, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye, Beyrut 1407

(110):  İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, Taras’ul- İslam, cilt 1, s. 2 – 3 / İbn-i Sa’d, Tabakat’ul- Kubra, cilt 1, s. 54, Dar Sadr Neşriyat, Beyrut / İbn-i Kesir, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 117, Beyrut 1996 / ayrıca bkz. En- Neccar, Qasas’ul- Enbiyâ, s. 106, Dar’ul- Kutub’il- İlmiyye Neşriyat, Beyrut 1986

(111): Tevrat, Tekvin, 11:26

(112): Kur’ân-ı Kerîm, En’âm 74

(113): El- Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 7, s. 22, Kahire 1976

(114): Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, cilt 3, s. 451, Azim Dağıtım, İstanbul 1992

(115): Taberî, Tarih’er- Rusûl we’l- Mulûk, cilt 1, s. 142, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991 / Rağıb el- İsfahanî, El- Müfredat fi Ğarib’il- Qur’ân, s. 18, İstanbul 1986 / Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı, cilt 1, s. 241, İşaret Yayınları, İstanbul 1999 / Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, cilt 3, s. 176, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1989

(116): Taberî, Cami’ul- Beyan, cilt 5, s. 238 / El- Kurtubî, El- Cami li Ahkâm’il- Qur’ân, cilt 7, s. 23, Kahire 1976 / Fahreddîn el- Razî, Tefsîr’ul- Kebir: Mefatih’ul- Ğayb, cilt 7, s. 39 – 43, Dar’ul- Fikr Neşriyat, Beyrut 1995 / Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, cilt 3, s. 451, Azim Dağıtım, İstanbul 1992

(117): Tevrat, Tekvin, 11:29

(118): Kur’ân-ı Kerîm, Hud 71; Zariyat 29

(119): Kur’ân-ı Kerîm, Âl-i İmran 67

(120): Tevrat, Tekvin, 11:27 – 11: 32

(121): Tevrat, Tekvin, 12:1 – 3 / ayrıca Kur’ân-ı Kerim, Baqara 124; Âl-i İmran, 33; Ankebut 27; Hadid 26

(122): Tevrat, Tekvin, 12:4

(123): Seton Lloyd – William Brice, Harran, Anatolian Studies, Journal of the British Institute at Ankara, sayı 1, s. 77 – 111, Ankara 1951 / Davis S. Rice, Medieval Harran: Studies on its Topography and Monuments, Anatolian Studies, Journal of the British Institute at Ankara, sayı 2, s. 36 – 84, Ankara 1952

(124): Alan Millard – Piotr Bieńkowski, Dictionary of the Ancient Near East, s. 140, University of Pennsylvania Press, Philadelphia 2000

(125): T. Desmond Alexander – David W. Baker, Dictionary of the Old Testament, s. 379, Inter Varsity Press, Leicester 2003

(126): Tevrat, Tekvin, 12:4 – 5 ve 31:38 – 41

(127): Tevrat, Tekvin, 28:10 – 19

(128): John Huehnergard, A Grammar of Akkadian, s. 36 ve 497, Harvard Semitic Studies, Cambridge 2008

(129): Tevrat, 2. Krallar, 19:12; İşaya 37:12

(130): Tevrat, Ezekiel, 27:23

(131): İncil, Elçiler Kitabı, 7:2 – 4

(132): Tevrat, Tekvin, 11:31

(133): Cynthia Astle, Archaeological Evidence About the Biblical Story of Abraham, ThoughtCo, 30 Haziran 2018, https://www.thoughtco.com/archaeological-evidence-abraham-in-the-bible-116875 / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(134): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 144, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(135): H. Donl Peterson – Charles D. Tate Jr., The Pearl of Great Price: Revelations from God, Paul Y. Hoskisson, “Where Was Ur of the Chaldees?”, s. 119 – 136, Religious Studies Center, Brigham Young University Press, Provo 1989

(136): Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004

(137): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 166, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Peygamber İsmi Taşıyan Kürdistan Şehirleri, Taraf Gazetesi, 23 Şubat 2014

(138): Dawid McDowall, A Modern History of the Kurds, s. 4, I. B. Tauris Publishing, Londra & New York 2007 / Jaffer Sheyholislami, Kurdish Identity, Discourse and New Media, s. 48, Palgrave Macmillan Publishers, New York 2011 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75 – 76, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Gina Lennox, Was Abraham a Kurd?, Jerusalem Post, 22 Temmuz 2004 / Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010, https://ekurd.net/mismas/articles/misc2010/7/state4071.htm / Abraham was a Kurd, American in Kurdistan, 5 Ağustos 2015, https://americaninkurdistan.wordpress.com/2015/08/05/abraham-was-a-kurd/

(139): Moshe Greenberg, The Hab/piru, American Oriental Society Published, New Haven 1955 / George E. Mendenhall, The Tenth Generation: The Origins of the Biblical Tradition, The Johns Hopkins University Press, 1973 / George E. Mendenhall, Israel’s Faith and History: An Introduction to the Bible in Context, Westminster John Knox Press, Louisville 2001 / Avner Falk, A Psychoanalytic History of the Jews, s. 80, Associated University Press, Londra 1996 / Israel Finkelstein – Neil Asher Silberman, The Bible Unearthed, Archaeology’s New Vision of Ancient Israel and the Origin of It’s Sacret Texts, The Free Press, New York 2001 / Ferdinand Hennerbichler, Die Herkunft der Kurden, s. 75, Peter Lang Verlag, Frankfurt am Main 2010 / Pia Pilroinen, Me Habirut Mahabharata, cilt 1, s. 2 – 3, BoD – Books on Demand, Helsinki 2018

(140): Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010

(141): Kozad Mohamed Ahmed, The Beginnings of Ancient Kurdistan (c. 2500 – 1500 BC): A Historical and Cultural Synthesis, s. 129, Uitgeverij Universiteit Leiden, Leiden 2012 / Piotr Michalowski, The Ancient Near East – Historical Sources in Translation, s. 81 – 85, Blackwell Publishing, Carlton 2006

(142): Ebû İshaq Ahmed bin Muhammed bin İbrahim et- Talebî, Qısas’el- Enbiyâ we Arais’el- Mağalis, çeviren ve yorumlayan: Heribert Busse, Islamische Erzählungen von Propheten und Gottesmännern, s. 104, Harrassowitz Verlag, Wiesbaden 2006 / Max Grünbaum, Neue Beiträge zur Semitischen Sagenkunde, s. 91 – 93, Brill Verlag, Leiden 1893 / M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, cilt 1, s. 156, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2004

(143): Muhammed bin İshaq, Qısas’el- Enbiyâ, cilt 3, s. 150

(144): Kur’ân-ı Kerîm, Hucurat 13; Rum 22; Mü’mînun 101 / ayrıca bkz. Müslim, İmare 57 / Müslim, Birr we Sıla 34 / Ebû Davud, Edeb 111 – 112 ve 121 / İbn-i Mace, Fiten 7 / İbn-i Hanbel, cilt 5, s. 411 / Taberanî, Mucem’us- Sağir, s. 158

(145): Kur’ân-ı Kerîm, Maide 8

(146): Tevrat, Yeşu, 24:2 / Kur’ân-ı Kerim, En’âm 74

(147): Hamma F. Mirwaisi, Return of the Medes, s. 104, Wheatmark Publishing, Tucson 2010

(148): Kur’ân-ı Kerim, Baqara 131 – 133; Âl-i İmran 67

(149): Vikipedi (Türkçe), “Zerdüştçülük” maddesi

(150): ags / ayrıca bkz. Augustin Calmet, Great Dictionary of the Holy Bible, Samuel Etheridge Published, Charlestown 1813

(151): Michael J. B. Allen – Valery Rees – Martin Daviers, Marsilio Ficino: His Theology, His Philosophy, His Legacy, s. 153 – 154, Brill Publishing, Köln & Leiden & Boston 2002

(152): Tevrat, Tekvin, 28:1 – 2

(153): David Klinghoffer, The Discovery of God: Abraham and the Birth of Monotheism, s. 1 – 2, Three Leaves Press, New York 2003

(154): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 166, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Peygamber İsmi Taşıyan Kürdistan Şehirleri, Taraf Gazetesi, 23 Şubat 2014

(155): Hamma Mirwaisi, Who is Abraham? The Man Known as the Forefather of Jews, Ekurd Daily, 28 Temmuz 2010

(156): Taberî, Tarih, cilt 1, s. 273 / İbn-i Kesir, El- Bidaye we’n- Nihaye, cilt 1, s. 139 – 140

(157): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 166, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009 / İbrahim Sediyani, Peygamber İsmi Taşıyan Kürdistan Şehirleri, Taraf Gazetesi, 23 Şubat 2014

(158): Kitab-ı Mukaddes, s. 14, Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul 1981

(159): Tevrat, Tekvin, 17:15

(160): Estraya Seval Vali, Yahudîlik’in Kadın Peygamberleri – 7: Sara, Şalom Gazetesi, 7 Aralık 2011

(161): Manfred Görg, Hagar, die Ägypterin, Biblische Notizen, sayı 33, s. 17 – 20, Freiburg & Basel & Viyana 1986 / Raymond Kuntzmann, Typologie Biblique: De Quelques Figures Vives, s. 65, Cerf Édition, Paris 2002

(162): Ali Şeriatî, Hacc, s. 53, Özgün Yayıncılık, İstanbul 1999

(163): İbn-i Hişam, Siret’un- Nebewiye, cilt 1, s. 40, Kahraman Yayınları, İstanbul 1985

(164): Ebû-l- Âlâ el- Mewdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı, cilt 1, s. 39, Pınar Yayınları, İstanbul 1983

(165): Hester Thomsen, Hagar: God’s Beloved Stranger, s. 195, Herald Publishing Association, Hagerstown 2003

(166): Isidore Singer – Cyrus Adler, Jewish Encyclopedia, Isidore Singer – Isaac Broydé, “Isaac”, Funk & Wagnalls Publishing, New York 1901 – 1906 / David Noel Freedman – Allen C. Myers – Astrid B. Beck, Eerdmans Dictionary of the Bible, Nancy deClaise-Walford, “Isaac”, s. 647, William B. Eerdmans Publishing Company, Cambridge & Grand Rapids 2000

(167): Lindsay Jones, Encyclopedia of Religion, Fredrick E. Greenspahn, “Ishmael”, s. 4551 – 4552, Macmillan Reference Publishing, Thomson Gale 2005

(168): Tevrat, Tekvin, 16:15 – 16

     SEDİYANİ HABER

     9 NİSAN 2019

Yaşamak bir şiir, yeni anladım
mısraları bünyanun mersus, sarı yapraklar ve buz mavisi
dağların bir yamacı muhacir çeşmesi
zozan, yeşil örtüsü çoban kızının
bir yamacı güneş vuran göğsüm
bir kez bile değmeyen gölgesi saçlarının
içimde kaval sesi var
kuzular meletiyorum mezarlıklarda
ben ölünce sen kapat cansız ağzımı, gúla rozín
soğuk dudaklarımda gezdir, çoban kızı
yüzüksüz parmaklarını.
 
Dört tane duvar ve huzurlu bir sabah kahvaltısı
anladım ki buymuş dünyada en büyük zenginlik
üşüyorum sokaklar çok soğuk, gúla rozín
yıldızların sayısını bile ezberledim saya saya
neden her gece aynı şeyler giriyor rüyalarıma
bir evladın yüreğine gömdüğü hüzün
küçük bir kız çocuğunun kıvrım kıvrım saçları
her okşadığımda bir daha yarılır kızıldeniz orta yerinden
her öptüğümde bir damla su düşer ateşine ibrahimin
her kokladığımda bir güvercin yuva yapar sevr mağarasına
ve her uyandığımda yeniden korku
yeniden çığlık
bir mukaddime de ben yazarım kendi endülüsümde
bir danişmend de ben olurum dergahsız ve yurtsuz
bir hasan sabbah da ben büyütürüm gizli gizli içimde.
 
(“Gúla Rozín” şiirinden, İbrahim Sediyani)
.
.
2304 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

14 Cevap Kadın Peygamberler – 3

  1. Denis Ojalvo (Şalom Gazetesi) dedi ki:

    Değerli İbrahim Bey,

    Çalışmanızı ilgiyle okuyorum.

    Hz. İbrahim ve Hz. Sara’ya ilişkin tespitlerin Tevrat dışı kutsal kitaplar, hele 11. yy’da yaşayan Arap tarihçiler temel alınarak yapılmasının inandırıcı olması mümkün değil. Zira, gerek İncil gerekse Kur’an’daki İsrailiyat malzemesinin kaynağı İncil için Tevrat, Kuran için ise Tevrat ve Talmud’dur. Diğer bir deyişle Hz. İbrahim’den 3000 sene sonra yaşamış olan bir Arap tarihçinin, O’na ilişkin özgün malzemeye, hele Arap kaynaklarından ulaşması mümkün görünmüyor.

    Bununla beraber, Hz. İbrahim ve ahfadının Harran coğrafyasıyla olan kan bağının ve genetik akrabalığının varlığı tartışılması abes bir gerçektir.

    M.Ö. 722’de meydana gelen Asur istilasının sürgün ettiği İsrailoğulları’nın “kaybolmuş kabileler” olarak bilinen kısmının sürgün edildiği coğrafya keza Harran, Erbil ve civarıydı. Bunlar, bölge halkı içinde, akrabalıkları gözönüne alındığında, kolayca eriyip kaybolabildiler.

    Dahası, bu iki unsur arasındaki tarihî dayanışma kayda değer:

    Kürt – Yahudi dayanışması

    M. S. 66 yılında Yahudiye (Yehuda / Judaea) Yahudileri ağır vergiler koyan Roma yönetimine isyan etti. M. S. 70 yılında Kudüs, Romalılar tarafından talan edilip yıkıldı; halkı öldürüldü, köle yapıldı ve sürgün edildi. Son isyancı grubu ancak M. S. 73 yılında safdışı edilebildi.

    Bu savaşta başkenti Erbil olan ve Musevi dînini kabul etmiş olan Kürt Adiabene Krallığı Roma’ya karşı Yehuda’ya gönüllü savaşçılar göndererek isyana destek oldu.

    Aşağıdaki linkteki yazıyı ilginç bulacağınızı tahmin ediyorum:

    http://www.salom.com.tr/arsiv/haber-89662-Islamiyet_oncesi_farsyahudi_ittifaklari.html

    Selamlar

  2. Feredun Yavuzer dedi ki:

    Mala te ava, te cinnê nijadperesta anîn serê wan ez xulam. Ewê mejiyê xwe buxin.

  3. Nezir Yar dedi ki:

    Peygamber soyundan olmak önemli değil, yolunda olmak önemli. Peygamber hanımları, evlatları ve amcaları dedeleri bile Allah affetmedi doğru yolda olmadıkları için. Peygamberler bile bu konuda torpil yapamadı kurtaramadı, böyle şeyleri fazla abartmayın.

    • mehdi dedi ki:

      önemlidir, bu gün bile peygamber soyundan geliyoruz diyenlere hürmet ediliyor. senin için övünülecek bir durum olmayabilir, bizim için övün kaynağıdır

  4. Naim Gümüş dedi ki:

    Tevrat yalandır bire min, o yüzden kaynak olarak kullanılamaz. Ur Sümer Kürt şehriydi, Keldani değil. İbrahim’in gerçek ismi Hoşeng’tir, Kürtler hâlâ kullanıyor. Sara, Kürtler hâlâ Sare kullanıyor, anlamı durgun pak (suyun durgunluğu).

  5. mehdi dedi ki:

    kürtler kardeşten söz ederken bra (kardeş) wek hım (büyük kaya)lı pışta mırowe derler.

  6. SALAHADIN dedi ki:

    Tebrikler çok müthiş bir çalışma, çok değerli.

  7. Dr. Cafer Büyükdere dedi ki:

    İlk ilahî dîn olan Zerdüştlük Kürdistan coğrafyasında doğmuş ve oradan dünyaya yayılmış, diğer bütün ilahî dînlere Zerdüştlük ilham kaynağı olmuştur. Dolayısıyla kutsal kitaplardaki kahramanların Kürt olma olasılığı çok yüksek ki zaten Zerdüşt de Kürt.

    Hz. İbrahim Ur’dan Urfa’ya geçmiştir, orda bir süreliğine yaşamıştır, orda evlenme olasılığı çok yüksektir. Aynı Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ın hanımı Rebekka Urfa’lıdır, bizzat Hz. İbrahim’in hizmetçisi on deve eşliğinde gidip getirmiştir. Bunlar Tevrat’ta yazıyor.

    Güzel bir çalışma.

  8. Gözde Küpeli dedi ki:

    İbrahim hoca güzel bir çalışma yapmış. Özellikle bizim gibi ilâhiyatçı olanlar için kaynak niteliğinde olmuş. İslam ve kadın üzerine akademik çalışma yapacak arkadaşlar için şiddetle tavsiye ederim..

  9. Ahmet Kılıç dedi ki:

    Muazzam fakat hazmedilmesi zor bilgiler hocam, hayranlıkla ve üzülerek okudum. Kürtler’in millet olarak her şeyi var fakat hiç birine sahip değiller. Kaleminize sağlık.

  10. Muhammedsalih Elğay dedi ki:

    Allah razi be, zor zor başe.

  11. Cemil Halis dedi ki:

    Hewlêr Kalesi en az 6 bin yıl öncesine dayanıyor.

    NASA: “Kürdistan’ın Başkentindeki Erbil Kalesi, Dünyanın En Eski Yapısı”, paylaşım yapmıştım…

    Bir arkadaş şunu belirtmişti: “… Gılgamış öykü ve destanını okuduğumda, hikâyenin özünde birçok şeyi olduğu gibi, ölümsüzlük iksirinden bahseder durur. O günün koşullarında bahsettiği Mezra Botan şehir ve yerleşimleri, Ur – Uruk – Şit – Ninova – Salasman – Persepolis – Qarduqa ve bunu böyle çoğaltabiliriz.”

    Yazınızda geçen; “Tarah, oğlu Avram’ı, Harran’ın oğlu olan torunu Lut’u ve Avram’ın karısı olan gelini Sara’yı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Keldaniler’in kenti Ur’dan ayrıldılar. Harran’a gidip oraya yerleştiler.” (132)

    Bu belirlemenin Gılgamışta belirtilen “… Ur – Uruk – Şit…” ile bağlantısı olabilir mi?

  12. İbrahim Altun dedi ki:

    Abi yazını dört kere okudum. Bir; gece uykulu. İki; tüm antenlerim açık halde. Üç; tek tek araştırarak. Dört; kalabalık bir grup ile tartışarak.

    Ve gerçekten Ahmet Kılıç’ın yaptığı şu yorumu çok beğendim:

    “Muazzam fakat hazmedilmesi zor bilgiler hocam, hayranlıkla ve üzülerek okudum. Kürtler’in millet olarak her şeyi var fakat hiç birine sahip değiller. Kaleminize sağlık.”

  13. Serhat dedi ki:

    Şöyle bişey orda annenizin diyarından kız alın diyor. Yani sara kürttür ama ibrahim değil gibi. Dayı tarafınızdan evlenin baba tarafınızdan evlenmeyin diyor sanki

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir