Yeni Zelanda Katliâmı: Biri de Kalkıp Şu Soruyu Sorsun

 

isediyani

Eğitimci ve yazar İbrahim Altun, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

Yeni Zelanda Katliâmı: Biri de Kalkıp Şu Soruyu Sorsun

İbrahim Altun

     Neden herkes sadece Yeni Zelanda’daki teröristi ve terörist eylemi lanetliyor da bu vahşete sebep olanları kimse konuşmuyor?

     Neden kimse tüm açıklığıyla “Neden?” diye sormuyor, sorgulamıyor?

     Asıl sorgulanması ve cevap aranması gereken husus budur!

     Herkesin gözden kaçırdığı şu noktaya değinmek lazım: Dün Mekke’de putperest müşriklerin elinde zûlüm içinde inim inim inleyen Müslümanlar, Hristiyan bir diyara, Habeşistan’a hicret ettiler ve Habeş Kralı Necaşî’ye sığındılar. Hem de Allah’ın izni ve İslam Peygamberi’nin tavsiyesiyle.

     Peki bunu niçin yaptılar?

     Neden Hristiyan bir diyarı tercih ettiler? Neden bir başkasına değil de Necaşî’ye gittiler?

     Çünkü Mekke, Müslümanlar için yaşanmaz bir şehir hâline gelmişti. Müslümanlar’a karşı beslenen kin, nefret, şiddet, hakaret ve işkenceler her geçen gün dozunu artırıyordu. Mekke’nin güç ve iktidarını elinde tutan zalimlerin zûlmünün bitmeyeceğini gören Resulullah, “Siz bâri yeryüzüne dağılın. Allah-û Teâlâ sizi yine biraraya getirir” dedi. Sahabîler, “Yâ Resulullah, nereye gidelim?” diye sorunca da eliyle Habeşistan’ın bulunduğu tarafı işaret ederek, “Siz Habeş ülkesine gitseniz iyi olur. Habeş Hükümdarı’nın yanında hiç kimse zûlme uğramaz. Orası doğruluk yurdudur. Umulur ki, Allah sizi orada ferahlığa kavuşturur” buyurdu.

     Evet, Allah Resulü haklıydı. Habeşistan adaletle hükmedilen ve güvenle yaşanılan bir yerdi. Mekke gibi insanlarına ölüm kusmuyor ve onları acıya boğmuyordu. Habeşistan; zûlüm kokmuyordu, insanına değer veriyordu, onlara adalet, hoşgörü ve refah sunuyordu. Onlar Mekke’deki zûlmün pençesinden, korkunun gölgesinden kaçmıştı. Zira kendilerini daha emniyette hissedebilecekleri bir yer bulmak durumunda bırakılmışlardı. Vatanlarından hicret etmeleri sırf bu sebeptendi yoksa Necaşî’ye ve Habeşli Hristiyanlar’a İslam’ı tebliğ ederek onları Müslüman yapmak için yola çıkmamışlardı. Hicret eden kafilelerin en büyük dertleri daha rahat müreffeh bir ortamda özgürce yasayabilmekti; onurları çiğnenmeden ve hakları yenilmeden huzur ve güvenle hayatta kalabilmekti.

     Neden mi bunları anlattım?

     Çünkü aradan 1500 yıl geçti ve tarih yine tekerrür ediyor. Müslümanlar yeniden kalabalık kitleler halinde evini, barkını, bağını, bahçesini,vatanını, toprağını geride bırakarak can havliyle Hristiyan diyarlara, gayrimüslimlerin yanına hicret etti / ediyor, onların şefkatine sığındı / sığınıyor ya da sığınmak zorunda kalıyor / bırakılıyor. Peki bu yüzbinler kimden, neyden kaçıyor?

     Ölümden mi? Evet.

     Açlıktan mı? Evet.

     Zûlümden mı? Evet.

     Çaresizlikten mi? Evet.

     1500 yıl önce olduğu gibi putperest müşriklerden mi? Kesinlikle hayır!

     Bilakis kendine Müslüman diyen zalimlerin elinden, onların ölüm ve zûlüm kokan rejimlerinden kaçıyor. Hristiyan yönetimlerde kendilerini daha güvende hissedeceklerine inandıkları için de denizlerde boğulma, yollarda kurda kuşa yem olma pahasına onların merhametine sığınıyor. Can derdine düştüklerinden çan sesine rağmen Hristiyan diyarlarda yaşamak için canlarını dişlerine takıyor.

     İşte Müslümanlar için asıl acı olan gerçek bu!

     Bugün terörist sadece Yeni Zelanda’daki o Hristiyan ırkçı caniler değildir; ayrıca Müslümanlar’ı kendi vatanlarında yaşayamaz hale getirip onları bu canilerin kucağına iten zalim yönetimler ve rejimlerdir de.

     Zira İslam Peygamberi Hz Muhammed (sav)’in dediği gibi, “Sebep olan yapan gibidir.”

     O halde niye sadece katliâm yapan lanetleniyor ki?

     Peki ya o tüm bu acıların temel müsebbibi olan zalimlere… Onlara ne demeli?

     Son bir soru daha: Dün Paris’te Charlie Hebdo için yürüyenler bugün Yeni Zellanda’da katledilen müslümanlar için aynı şekilde yürüyecekler mi?

     “Çooook merak ediyorum” dersem, sakın inanmayın. Çünkü merak etmiyorum, o mazlum ve masumlar için yürümeyeceklerini zaten biliyorum.

     Nerden mi biliyorum?

     Acıyı, ölümü elma koklayarak tadan Halepçeliler’den,

     İsrail’in zûlmünde katledilen Filistinliler’den,

     Myanmar’da soykırıma uğrayan onbinlerden,

     Orta Afrika’da doğranan sabi bedenlerden,

     Bosna’da, Çecenya’da, Afganistan’da yok edilenlerden,

     Irak’ta, Suriye’de milyonların petrole kurban edilmelerinden.

     Nice kirli ve iğrenç ikircikli siyasetlerinden biliyorum.

     Şimdi açıkça söyleyelim: Hangisinde yürüdüler ki bugün de yürüsünler?

     Haydi, yürüsünler de görelim. Ah keşke yürüseler!..

     Ama nafile, dün yürümediler, bugün de yarın da yürümeyecekler. Bunu da böyle bilelim.

     Oysa terörün dîni, ırkı, mezhebi yoktur. Terör, terördür.

     Dün Paris’te Charlie Hebdo’ya yapılan terör saldırısını nasıl lanetlediysem bugün de Yeni Zelanda’da yaşanan bu hunhar terör saldırısını aynı şekilde tüm nefretimle lanetliyorum.

     Terörü yapan / yaptıran, terörü besleyen / ondan beslenen ve teröre sebep olan her kimse, yerin ve göğün bütün laneti onun üzerine olsun.

     SEDİYANİ HABER

     17 MART 2019

 

638 Total Views 27 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

3 Cevap Yeni Zelanda Katliâmı: Biri de Kalkıp Şu Soruyu Sorsun

  1. Arif dedi ki:

    Yüreğine sağlık. Zira İslâm aleminin içinde bulunduğu durumu, adaletin önemini ve egemenlerin ikircikli tavırlarını çok net bir şekilde ortaya koymuşsun.

  2. Bedi Yıldız dedi ki:

    Çok güzel ve doğru bir yorum. Yüreğinize ve aklınıza sağlık.

  3. İbrahim Özkan dedi ki:

    Yazıyı okudum. İyi yazmışsın. Başkasının ölümüne yazı yazmak / okumak kolay. Orada öldürülen senin kardeşin, çocuğun, annen baban, eşin olsaydı bu kadar soğukkanlı, ölüsever olur muydun? Katili ziyarete gidecek misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir