Kadın Peygamberler – 2

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     ■ HZ. HAVVA (AS)

     Allah’ın kadın peygamberler gönderdiğini dile getiren İslam âlimleri hatta İslam mezhepleri olmuştur.

     Sünnî Eşarîlik mezhebinin imamı Ebû Hasan Ali ibn-i İsmail ibn-i İshaq el- Eşarî (873 – 935), Allah tarafından gönderilen 6 kadın peygamberden sözeder ve ilkinin, ilk yaratılan kadın olan, tüm insanlığın annesi Hz. Havva (as) olduğunu belirtir. Nasıl ki ilk yaratılan erkek olan Hz. Adem (as) babamız aynı zamanda ilk erkek peygamberdir, ilk yaratılan kadın olan Hz. Havva (as) annemiz de aynı zamanda ilk kadın peygamberdir. (34)

     Kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’daki anlatımlar ışığında Âdem ile Havva’nın nasıl yaratıldıklarına bakmadan önce, onun kadar önemli olmasa bile onun kadar ilgi çekici olduğunu düşündüğüm “Âdem” ve “Havva” isimlerinin etimolojisine ve bu kelimelerin ne anlama geldiklerine bakmamız gerekiyor.

     Bu konuda farklı dîn, kültür, dil ve coğrafyadan yüzlerce hatta binlerce varyant / yorum bulunsa da, istisnasız hepsinin birleştikleri ortak nokta, “Âdem / Adam” (ﺁﺪﻢ / אדם) kelimesinin “insan, fani, ölümlü” anlamına (35) geldiği, “Havva / Eva” (ﺤﻮﺍﺀ / חוה) isminin de “hayat, yaşam, yaşam kaynağı” anlamına (36) geldiğidir. Kutsal kitapların dilleri olduğundan, her iki kelime de Semitik kökenlidir, yani İbranice ve Arapça asıllı sözcüklerdirler.

     Çoook ama çok ilginçtir:

     Tanrı önce erkeği yaratıyor ve ona “ölümlü, fani” anlamına gelen “Âdem” (Adam) ismi veriliyor. Böylece erkek veya erillik, direk olarak “ölüm” ile, “ölümlülük” ile özdeşleşiyor.

     Tanrı sonra kadını yaratıyor ve ona “yaşam, hayat kaynağı” anlamına gelen “Havva” (Eva) ismi veriliyor. Böylece kadın veya dişilik, direk olarak “yaşam” ile, “yaşam kaynağı olmak” ile özdeşleşiyor.

     Erkek veya erillik “ölüm”ün adı olurken, kadın veya dişilik de “yaşam”ın adı oluyor.

     Yani aslında “Âdem ve Havva” dediğimizde, hem aynı zamanda “Erkek ve Kadın” demiş oluyoruz, hem de aynı zamanda “Ölüm ve Yaşam” demiş oluyoruz.

     Dînler ve onların kutsal kitaplar aracılığıyla yaydıkları inanç, toplumların bellek ve hafızâlarında oluşturdukları düşünme metodu, yeryüzünde yaşayan farklı toplulukların konuştukları dilleri de direk olarak biçimlendirdiğinden, dünya üzerinde konuşulan değişik dilleri de bu bakış açısı farklı farklı şekillerde etkilemiştir. Örneğin Kürtçe’de, “insan, şahıs, fani, adam” anlamına gelen “mırov” kelimesinin direk “ölüm” anlamına gelen “mır” sözcüğünden türemiş olması, ondan da “erkek” anlamına gelen “mêr” kelimesinin oluşumu gibi. Kürtçe’de “kadın” anlamına gelen “jın” kelimesi ile “hayat, yaşam” anlamına gelen “jin” kelimesi ise neredeyse aynıdır ve yine aynı kaynaktan doğmuşlardır.

     Kürtçe’de “mêr” (erkek) ile “mır” (ölüm) aynı kökten, “jın(kadın) ile “jin” (yaşam) aynı kökten türemişlerdir. Çünkü erkek ölüm, kadın ise yaşamdır.

     Bu hakikaten çok ilginç durumun oluşması, elbette onbinlerce yıllık kadim bir geleneğe bağlı olarak doğal biçimde gelişen ve dile yerleşen bir durumdur. Kökeni ise, yukarıda belirttiğimiz üzere, yaratılan ilk erkeğe “fani, ölümlü” anlamına gelen “Âdem” isminin, yaratılan ilk kadına da “hayat, yaşam kaynağı” anlamına gelen “Havva” isminin verilmiş olmasıdır. Bunun kökeni işte buraya, Âdem’le Havva’ya dayanıyor.

     İbranice / Arapça:

     Âdem → erkek → insan, topraktan yaratılmış fani, ölümlü → ölüm

     Havva → kadın → hayat, yaşam kaynağı → yaşam

     Kürtçe:

     Mêr (erkek) mırov (şahıs, ölümlü, fani) mır (ölüm)

     Jın (kadın) → jin (hayat, yaşam kaynağı) → jiyan (yaşam)

     Tüm insanlığın annesi olan ilk kadın “Eva” (Havva)’nın isminin “hayat, yaşam, yaşam kaynağı” anlamlarına geldiği, bizzat kutsal kitap Tevrat’ta da açıkça belirtilir. Kitab-ı mukaddes Tevrat’ta ilk kadın Hz. Havva (as) annemizin ismi olan bu kelime, “yaşam” (37), “canlılık, canlanma” (38), “hayat veren, yaşam kaynağı” (39), “hayat dolu aktif bir canlı” (40), “hayvan benzeri fakat meleksel bir yaratık” (41), “topluluğu oluşturan, toplumu doğuran” (42) (Sediyani’nin notu: Arapça’daki “ümmet” kelimesinin “ana, anne” anlamına gelen “ümm” kelimesinden türemiş olması gibi), “yaşamın özü, hayatın temeli” (43), “akan su, nehir, ırmak” (44), “yaşamın devam etmesi” (45), “bedenin yenilenmesi” (46), “hayatın anası, yaşamın annesi” (47), “çadır köyü” (48), “tanışmak” (49), “kibarlık, zarafet” (50) ve “Tanrı’ya ibadet eden” (51) anlamlarında kullanılır.

     Tanrı’nın “kadın”ı tanımlaması bu derece yüce kelimeler ve iltifatvari ifadelerle iken, Tanrı adına ve fakat insanlar tarafından değiştirilerek oluşturulan dînlerin ve dîn adamlarının (hem Yahudî dîn adamlarının, hem Hristiyan dîn adamlarının, hem Müslüman dîn adamlarının) “kadın”a bakışlarının bu derece menfi oluşu, “kadın”ı hep aşağılayıcı kavramlarla ve küçümseyici ifadelerle tanımlamaları ne kadar da büyük bir tezattır, öyle değil mi?

     Boşuna demiyorum: Tanrı’nın murad ettiği toplum, anaerkil toplumdur. Dînlerin murad ettiği toplum ise, ataerkil toplum.

     “Âdem” (erkek, ölüm) ve “Havva” (kadın, yaşam) kelimelerinin etimolojisini yaptıktan sonra, şimdi de kutsal kitaplardaki anlatımlar ışığında Âdem’le Havva’nın nasıl yaratıldıklarına bakalım…

     İslam itikadına göre melekler nûrdan (52), cinler de dumansız bir ateşten (53) veya kavurucu bir tür zehirli ateşten (54) yaratılmışken, insan topraktan (55), kuru bir balçıktan (56), çamurdan (57), ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan (58), cıvık ve yapışkan bir çamurdan (59), çamurdan süzülmüş bir özden (60), bir kan pıhtısından (61), bir meniden (62) yaratılmıştır. Bunların her biri yaratılışın bir aşamasına işaret etmektedir. Bu aşamaların hepsinin birarada zikredildiği âyette ise, insanın önce topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir kan pıhtısından, sonra da bir çiğnem et parçasından yaratıldığı beyan edilmektedir. (63) Bu aşamaların nasıl gerçekleştirildiğinin anlatıldığı âyette ise, insanın önce çamurdan süzülmüş bir özden yaratıldığı, sonra sarp ve metin bir rahimde bir nutfe (zigot) yapıldığı, sonra o nutfenin alak (kuru bir balçık) haline getirildiği, derken o alakın mudğa (bir çiğnem et) yapıldığı, o bir çiğnem etin de kemiklere dönüştürüldüğü ve o kemiklere de kaslar giydirildiği, en sonunda da onun başka bir yaratılışla inşâ edildiği, yani kendisine can verildiği belirtilmektedir. (64)

     Hz. Havva’nın Hz. Âdem’den (veya Âdem ile aynı özden) yaratılmış olduğunu, Kur’ân’daki şu âyetlerden anlıyoruz:

     “O sizi tek bir nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan eşini var etti. Onu örtüp bürüyünce, o da bir yük yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi Rab’leri olan Allah’a dûâ ettiler: ‘Eğer bize salih (bir çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız’.” (65)

     “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbiniz’den korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.” (66)

     Kur’ân’daki anlatımlardan öğrendiğimiz şu ki, Tanrı ilk erkek Âdem’i nasıl ki topraktan yaratmışsa, ilk kadın Havva’yı da yine aynı özden yaratmıştır. Kadın ve erkek aynı özden yaratılmışlardır. Nitekim “Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Oysa siz cansız maddelerden ibaret ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek; sonra sizi yine diriltecektir. Sonunda O’na döndürüleceksiniz” (67) âyetinde geçen “Siz cansız maddelerden ibaret ölü iken” ifadesinin tefsirinde Bediuzzaman Said-i Nursî el- Kurdî (1878 – 1960), insanın cesedini teşkil eden zerrelerin, âlemin zerreleri içinde cansız, hayatsız, donuk ve dağınık bir vaziyette iken, özel bir kanunla, hususî bir nizam ve ölçü ile intizam altına alınarak baba sulbüne gönderildiğini; burada sessiz, sakin, durgun ve gizli bir vaziyette iken birdenbire belirli bir düstur ile, bölük bölük, günlük bir kanuna tabi olarak hususî bir kast ve hikmet içinde ana rahmine geçtiğini kaydetmektedir. Bediuzzaman’a göre, zerreler âlemindeki zerreler baba sulbüne intikal edince başka suretlere girerler ve nutfe olurlar, ana rahmine girince de daha başka suretlere dönerler. Burada embriyo hücresi olurlar, alaka olurlar ve mudga olurlar. Nihayet sonra da insan suretini giyerek ortaya çıkarlar. Bu kadar acayip değişimler içinde zerreler öyle muntazam kanunlarla hareket ederler ki, sanki her bir zerre, zerreler âleminde iken vazifelendirilmiştir. Bu hali gören her bir akıl tereddütsüzce hükmeder ki, o zerreler, özel bir kast ile, eşsiz bir hikmet altında gönderilmektedirler. (68)

     İncil’de ise Hz. Âdem’le Hz. Havva’nın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:

     “İsa şu karşılığı verdi: Kutsal yazıları okumadınız mı? Yaratan, tâ başlangıçtan insanları ‘erkek ve dişi’ olarak yarattı ve şöyle dedi: ‘Bu nedenle adam annesiyle babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek bir beden olacaktır.’ Şöyle ki; onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrı’nın birleştirdiğini insanlar ayırmasın.” (69)

     Kutsal kitap İncil, bu âyetlerde evlilik müessesini çok hoş bir şekilde tarif etmektedir. Şöyle ki: Evlilik; kadın ile erkeğin tek beden haline gelmesi, iki kişi iken birleşip tek kişi haline gelmeleri, aynı bedende özdeşleşmeleridir. Böylece fıtrata, insanın ilk yaratılış ânına geri dönüşleridir.

     Aşk dediğimiz kutsal duygu, işte tam olarak budur. “Ben”den vazgeçip “sen”de bitmek ve nihayetinde “biz” olmaktır hayatın anlamı. Bunu öğretir aşk. Âşık olunca insan kendi dışına çıkar, kendi benliğini terk edip bir başkasının içinde erimek ister. Erimek, yeni bir bedende canlanmak demek. “Yaşamak istiyorsan kendini öldürmelisin” diyen ses aslında yeni bir dünya vaadeder. Ölmeden önce ölürsen, ölmeden önce bir yaşam daha hak edersin. Dünyanın içine yeni dünya, hayatın içine yeni hayat açan aşktır. Doğrusu senin doğrun, onun güzeli senin güzelin olur. Kendi gerçeklerini, seni tanımlayan herşeyi umursamaz olur, hatta kendini reddedersin. Kendine yabancılaştıkça yeni bir hayatın içine doğarsın. Bunu öğretir aşk. Karşındakinde ne görüyorsan kendi verdiğinin yansımasıdır o. Onun yaptığı ayna tutmaktır sadece. Kendini de bir kere daha tanıtır insana. (70)

     Tevrat’ta da geçen “O insanı erkek ve dişi olarak yarattı” (71) âyetini tefsir eden Musevî dîn âlimleri, ilk yaratılan insan olan Âdem’in cinsiyetsiz, daha doğrusu hem erkek hem kadın olduğunu, daha sonra kadın kısmının ondan ayrılarak ayrı bir insan olarak var edildiğini, cinsiyetlerin ayrımının bu şekilde gerçekleştiğini söylemektedirler. Ayrılan bu iki rûhun yeniden biraraya gelmesi için de evlilik olgusunun var edildiğini dile getirmektedirler.

     Tevrat’ta Hz. Havva’nın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:

     “Rab Tanrı, Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun ‘kaburga kemiklerinden’ birini alıp yerini etle kapadı. Âdem’den aldığı ‘kaburga kemiğinden’ bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi. Âdem, ‘İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir’ dedi, ‘ona kadın denilecek, çünkü o adamdan alındı.’” (72)

     Tevrat’ta Havva’nın Âdem’den (veya Âdem ile aynı özden) yaratıldığını anlatan âyetlerde geçen “ezer kenegdo” (עֵזֶר כְּנֶגְדּוֹ) ifadesi (73), pekçok teolog ve dilbilimciye göre Yahudî dîn âlimleri tarafından yanlış çevrilmektedir. Zira yanlışlıkla “kaburga kemiğinden” şeklinde çevrilen bu Eski İbranice ifadenin gerçek anlamı “yanında, onun yanında bir eş” şeklindedir. (74) Dolayısıyla ikisi birden hayat mücadelesi vermekte ve eşitlik konusunda ikisi arasında herhangi bir dengesizlik yoktur. (75) Bunun yerine, erkek ve kadın arasında, eşitlikte herhangi bir kesinti olmadan ve paylaşılan egemenlik belirtilmeden yalnızca fıtrî bir farklılaşma vardır. (76)

     Görüldüğü üzere, geçen bölümde anlattığımız, Kur’ân’da peygamberliğin anlatıldığı üç âyette geçen ve aslında “iki ayağı üzerinde yürüyen canlılar” anlamına gelen “ricalen” (ﺮﺠﺎﻻ) (77) kelimesinin İslam âlimleri tarafından hatalı olarak “erkekler” şeklinde tercüme / tefsir edilmesi örneğinde olduğu gibi, Tevrat’ta Havva’nın yaratılışının anlatıldığı âyetlerde geçen ve aslında “yanında, onun yanında bir eş” anlamına gelen “ezer kenegdo” (עֵזֶר כְּנֶגְדּוֹ) (78) ifadesi de Musevî âlimleri tarafından hatalı olarak “kaburga kemiğinden” şeklinde tercüme / tefsir edilmiştir. Daha vahimi ise, bu hatalı inanç İsrailiyat aracılığıyla İslam’a da bulaşmış, Sünnî İslam dünyasının “sahih” kabul ettiği pekçok hadiste yerini almıştır. (79)

     Aslında yanlışlıkla “kaburga kemiği” olarak çevrilen bu ifadenin gerçek anlamı “yanında”, “oda” veya “ışın”dır. (80)

     Tevrat’ta geçen ifadeleri etimolojisiyle birlikte derinlemesine inceleyen teologlar ve dilbilimciler, kadına ilk yaratıldığında “İşah” isminin verildiğini, daha sonra Cennet’teki bahçe hikâyesi tamamlandıktan sonra “Hawwah” (Havva, Eva) isminin verildiğini söylerler. Bu kelime, “Hawwah” kelimesi ise “yaşam” anlamına gelir. Fakat tamamen alakasız bir benzerlik sonucu İbranice’de “hawwah” sözcüğü aynı zamanda “yılan” anlamına da geldiği için, Yahudî dîn bilginleri buradan yola çıkarak bir “yılan hikâyesi” uydurmuşlar ve uydurdukları bu yılan figürünü Âdem’le Havva’nın Cennet’ten kovuluş hadisesine eklemişlerdir. (81)

     Ancak semavî dînlere mensup dîn âlimleri, buna hatta bazı Yahudî dîn adamları da dahil, Tevrat’ta “Yaratılış 1” ile “Yaratılış 2” arasında bir çelişki olduğunu düşünmektedirler. Şöyle ki: “Yaratılış 1”de “Tanrı insanı kadın ve erkek olarak yarattı” diyerek aynı anda ikisinin de yaratıldığı söylenirken (82), “Yaratılış 2”de önce Âdem’in yaratıldığı, Havva’nın sonradan Adem’den yaratıldığı (83) söylenir.

     Bazı Yahudî dîn adamları bunu bir çelişki olarak görmüş ve iki farklı şekilde açıklamaya çalışmıştır: İlki, Âdem’in önce başka bir karısı olduğu, o karısı isyan edince, kendi bedeninden itaatkâr bir kadın modeli olması gereken Havva’nın yaratıldığıdır. Adını onurlandırmamak için ilk karısının Tora’ya (Tevrat’a) yazılmadığı söylenir. İkinci teori ise, ilk başta hem kadın hem erkek çift cinsiyetli tek canlının yaratıldığı, sonradan ikiye ayrıldığıdır.

     Dolayısıyla, bu belirgin tutarsızlığı gidermek için bazı Ortaçağ hahamları, ilk başlarda iki ayrı kadının yaratıldığını söylerler: Lilith ve Havva.

     Yahudî kaynaklarına göre Âdem ile beraber ilk yaratılan kadın Havva değil, Lilith’tir. Ancak Lilith, Âdem ile aynı zamanda yaratıldığını öne sürerek Âdem’e eşlik etmeyeceğini ileri sürmüş ve Tanrı daha sonra Âdem ile aynı özden Havva’yı yaratmıştır.

     Lilith, Musevîlik ve Hristiyanlık apokrif inançlarında Âdem’in ilk eşidir. Tevrat’ta bu isim bir yerde geçer:

     “Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilith oraya yerleşip rahata kavuşacak.” (84)

     Yahudîlik’in medenî kanunu hükmündeki dînî kitabı “Talmud” (תלמוד)’da da Havva’nın Âdem’in ikinci hânımı olduğu, Âdem’ilk ilk hânımının ve ilk yaratılan kadının Lilith olduğu belirtilir. (85)

     M. Ö. 408 – M. S. 318 yıllarına ait “Ölüdeniz Parşömenleri” (מגילות ים המלח)’nde de Lilith’ten sözedilir ve ancak kötü bir biçimde anılır. (86)

     700 – 1000 yılları arasına ait Yahudî dîn kitabı “Bin Sira Alfabesi” (אלפא ביתא דבן סירא)’nde yazıldığına göre de, Havva, Âdem’in ikinci karısıdır. Âdem’in ilk karısı Lilith’tir. (87)

     İlk hali 300 – 400 yıllarına ve modern hali 1400 – 1500 yıllarına ait deuterokanonik bir dînî eser olan “Tobit Kitabı” (ספר טוביה)’nda da aynı şekilde Havva’nın Âdem’e yardımcı olarak yaratılıp verildiği yazılmıştır. (88)

     “Lilith” isminin etimolojisini yaptığımızda ise, karşımıza dünyanın belki de en tanıdık ve en çok kullanılan, benim de en sevdiğim isimlerden biri olan kadın ismi çıkmaktadır: “Leyla”.

     “Lilith” (לילית), İbranice’de “gece” anlamına gelen “layil” (לילה) sözcüğünden türemiştir. “Leyla” (ليلى) ise Arapça’da “gece” anlamına gelen “leyl” (ليل) sözcüğünden türemiştir. Lilith ve Leyla, aynı isimdir aslında.

     Yahudîler’in ve Hristiyanlar’ın eski inanışına göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından, Âdem’in kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem’le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Âdem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith’i bulur ama kendisi Kızıldeniz ile birlikte olduğundan 100’den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Âdem’e sadık olamayacağını bildirir. Melekler, geri dönmesi için her gün bir cin çocuğu öldürmeye başlar. Lilith de bunun karşılığında Âdem’in soyundan her çocuktan, erkeklerde sünnet oldukları 8. güne, kızlarda 20. güne kadar kendi adının yazılı muskayı taşımayan çocukları öldüreceğine yemin eder. Lilith’ten sonra Tanrı, ismi bilinmeyen bir başka eş daha yaratır ve Âdem de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, ama yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, Tanrı daha sonra Âdem’i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır. Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur. (89)

     Lilith, sonraki yüzyıllar boyunca, özellikle de modern çağlarda Feminizm’in sembolü haline gelmiştir. Avrupa’da 19. ve 20. yy’larda kurulan pekçok kadın dernekleri, kadın kitapçıları ve kadın café’leri “Lilith” adıyla açıldılar. Zirâ Lilith efsanesi, kadınların bağımsızlığını ve erkeklerin onları daha yüksek bir otorite ile bastırma girişimini sembolize ediyor.

     Evet… Bir yandan “yaratılış” olayıyla, “erkeğin ve kadının yaratılması” ile ilgili kutsal kitaplar Tevrat, İncil ve Kur’ân’da verilen bilgiler ve aktarılan ilginç olaylar, bir yandan bu kutsal metinler ışığında ve onlardan ilhâm alarak insanlar tarafından uydurulan hikâyeler, masallar, efsaneler, bir yandan da gelişen bilimin, özellikle de Arkeoloji’nin ortaya koyduğu muazzam çalışmalarla 400 bin, 600 bin hatta 1, 5 milyon yıl öncesine ait insan kalıntılarının ve insan eseri eşyaların bulunması, “insanın kökeni” ile ilgili merakı gidermek bir yana daha da arttırmakta ve bilinmez olan ne varsa hepsini ilgi çekici kılmaktadır.

     “İnsanın kökeni” zor bir konudur, çünkü bütün “köken” soruları zordur.

     Fakat kesin olan birşey var ki, o da “yaratılış / var oluş” ve “insanın kökeni” konularının daha yüzyıllar boyunca hatta kıyamete kadar insanoğlunun/kızının merakını en fazla cezbedeceği ve en çok konuşulup tartışılacak, hakkında daha sayısız teoriler ortaya atılacak bir konu olmaya devam edeceğidir.

     Her şeyin en doğrusunu bilen Allah’tır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.

– devam edecek –

     DİPNOTLAR:

(34): Ebû Abbas Zeynuddîn Ahmed bin Ahmed ez- Zebidî, Tecrîd-i Sarih Terceme ve Şerhi, cilt 9, s. 150

(35): Taberî, Tarih, cilt 1, s. 214 – 224 / Rağıb el- İsfahanî, Mufredatû El- Fâzi’l- Qur’ân, s. 70 / Theologische Realenzyklopädie, cilt 1, Otto Betz, “Adam – I, Altes Tastament / Neues Tastament / Gnosis”, s. 414 – 424, De Gruyter Verlag, Berlin & New York 1977 / Eardmans Dictionary of the Bibel, Ronald S. Hendel, “Adam”, s. 18 – 19, William B. Eardmans Publishing Company, Cambridge 2000

(36): İbn-i Kesir, Tefsir’ul- Qur’ân’il- Âzim, cilt 1, s. 112 / Heinrich Friedrich Wilhelm Gesenius, Hebräisches und Aramäisches Handwörterbuch, s. 217 – 226, Springer Verlag, Berlin & Heidelberg 1995 / William K. Dever, Did You Have a Wife?, Archaeology and Folk Religion in Ancient Israel, William B. Eardmans Publishing Company, Cambridge 2005

(37): Tevrat, Tekvin, 25:6; Yoşua, 3:10; Mezmurlar, 143:3

(38): Tevrat, 2. Samuel, 23:20; İşaya, 57:10

(39): Tevrat, Tekvin, 18:10; 2. Krallar, 4:16

(40): Tevrat, Tekvin, 8:17; İş, 38:39

(41): Tevrat, Ezekiel, 1:5

(42): Tevrat, 2. Samuel, 23:13; Mezmurlar, 68:10

(43): Tevrat, Göç, 1:19

(44): Tevrat, Tekvin, 26:19

(45): Tevrat, Tekvin, 45:5; Hakimler, 6:4

(46): Tevrat, Levililer, 13:10

(47): Tevrat, Tekvin, 3:20

(48): Tevrat, Yoşua, 13:30; 5. Kitap, 3:14

(49): Tevrat, İş, 15:17 ve 32:6; Daniel, 4:2 ve 5:7

(50): Tevrat, Tekvin, 18:2 ve 23:7; Göç, 11:8; Esther, 3:2

(51): Tevrat, Hakimler 7:15; Tarihler, 29:20

(52): Müslim, Zühd, bölüm 60, hadis no 2996

(53): Kur’ân-ı Kerim, Rahman 15

(54): Kur’ân-ı Kerim, Hicr 27

(55): Kur’ân-ı Kerim, Âl-i İmran 59; Tâhâ 55; Fatr 11

(56): Kur’ân-ı Kerim, Hicr 26 ve 33

(57): Kur’ân-ı Kerim, Sâd 71 ve 76; İsra 61; Âraf 12; Secde 7

(58): Kur’ân-ı Kerim, Rahman 14

(59): Kur’ân-ı Kerim, Saffat 11

(60): Kur’ân-ı Kerim, Mü’mînun 12

(61): Kur’ân-ı Kerim, Alaq 2

(62): Kur’ân-ı Kerim, Fatr 11

(63): Kur’ân-ı Kerim, Hacc 5

(64): Kur’ân-ı Kerim, Mü’mînun 12 – 14

(65): Kur’ân-ı Kerim, Âraf 189

(66): Kur’ân-ı Kerim, Nisa 1

(67): Kur’ân-ı Kerim, Baqara 28

(68): Bediuzzaman Said-i Nursî el- Kurdî, İşaret’ul- İcaz, s. 227 – 228, Yeni Asya Yayınları, İstanbul 1994

(69): İncil, Markos, 10:6 – 9

(70): İbrahim Sediyani, Sözlerim Var Sevgiye Dair, s. 93 – 94, Parafiks Yayınları, Edirne 2015

(71): Tevrat, Tekvin, 8:1

(72): Tevrat, Tekvin, 1: 21 – 23 ve 2:21

(73): Tevrat, Tekvin, 2:18

(74): Robert Alter, The Five Books of Moses, s. 22, W. W. Norton Publishing, New York 2004

(75): Laurence A. Turner, Genesis, s. 20, Phoenix Press, Sheffield 2009

(76): Phyllis Trible, Adam and Eve, Springer Verlag, Berlin & Heidelberg 1973

(77): Kur’ân-ı Kerim, Nahl 43; Yusuf 109; Enbiya 7

(78): Tevrat, Tekvin, 2:18

(79): Örneğin bkz. Buharî, Enbiya 1 ve Nikâh 79 – 80 / Müslim, Reda 61, 62 ve 65 / Tirmizî, Talaq 12 / İbn-i Mace, Tahare 77 / Darimî, Nikâh 35 ve 45 / Ahmed ibn-i Hanbel, cilt 2, s. 428, 449, 530 ve cilt 5, s. 164 / İbn-i Hacer, Feth’ul- Barî, cilt 9, s. 253 / Taberî, Tarih, cilt 1, s. 103 – 104

(80): Mignon R. Jacobs, Gender, Power and Persuasion: The Genesis Narratives and Contemporary Perspectives, s. 37, Baker Academic Publishers, Grand Rapids 2007

(81): James Hastings, Encyclopedia of Religion and Ethics, cilt 10, s. 607, Kessinger Publishing, Edinburgh 2003

(82): Tevrat, Tekvin, 1:27

(83): Tevrat, Tekvin, 2:18

(84): Tevrat, Yeşaya, 34:14

(85): Talmud, Niddah 24 b; Şabbat 151 b; Erubin 100 b; Baba Batra 73 a – 73 b

(86): Ölüdeniz Parşömenleri, 4Q 510 – 4Q 511, “Adaçayı Şarkıları”, paragraf 1, http://www.thechristianidentityforum.net/downloads/Complete-Scrolls.pdf

(87): The Alphabet of Ben Sira, https://www.bensira.org/

(88): Book of Tobit, 8. paragraf, 6. cümle, https://www.christiancommunityjohannesburg.org.za/uploads/4/8/8/3/48833913/___tobit_1.pdf

(89): Raphael Patai – Robert Gravers, İbranî Mitleri: Tekvin – Yaratılış Kitabı”, s. 103 – 104, Say Yayınları, İstanbul 2009

     SEDİYANİ HABER

     15 MART 2019

Lilith dedi: “Kazanacağım, kesin.”
Âdem dedi: “Kaybedeceğim, kesin.”
Havva dedi: “Ya kazanırım ya kaybederim.”
Hayat Havva ile devam etti…
 
Ömrümün sonbaharında sarı bir yaprak gibi beklerken ölümümü
bir el kaldırdı beni düştüğüm yerden
ve ab-ı hayat üfledi yeşili kaybolmuş rûhuma
su sesi geliyordu yeniden gülümseyen yüzüme vuran rüzgârdan
ürkek bir ceylanın korku dolu yüreğinde ısıtıyordum avuçlarımı
bir kelebek kanat çırptı doğanın yazdığı şiirin en güzel mısrâlarına
lapa lapa kar yağıyordu onikibin yıllık tarihin üstüne
attığım her adımda başka bir medeniyet çığlık atıyordu ayaklarımın altında
ve dağlar, omuzlarına kutsal kitap yüklenmiş gibi çökmüşlerdi
çocukken ezberlediğim şarkıları söyleyerek akıyordu gümüş ırmaklar
alfabedeki tüm sessiz harfleri okuyabiliyordu ormandaki yaşlı ağaç
bir Hitit dûâsı okudum, bir de Sümer ilahîsi
Tanrı buyurdu: “Biliyorum bana küstün,
ama sanma ki seni unuttum ve sahipsiz bıraktım.”
Mor elbise giymiş Fenikeli bir kıza kaptırdım gönlümü
tam da gerçek sandığım sahte bir rüyâdan uyandığım gün
Dedim: “Sen ey, Fenike kızı Yelizabel! Elimi tutar mısın?”
Dedi: “Evet.”
Dedim: “Sen ey, Akdeniz havzasının en güzel kızı! Bana varır mısın?”
Dedi: “Evet.”
Ey aşk, sen nelere kadirsin?..
Âdem babamıza haber verin
beni yasak ağaca götürsün
dallarında asılı geri kalan tüm elmaları ben yiyeceğim.
 
(“Fenike Kızı Yelizabel” şiirinden, İbrahim Sediyani)
*
1045 Total Views 7 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

10 Cevap Kadın Peygamberler – 2

  1. Nurten Ertuğrul dedi ki:

    Emeğinize sağlık, çok önemli çalışmalar.

  2. ZELEQONK dedi ki:

    Çocuklara “zar, zarok” dememiz ya, bence çok ağladıklarından.

  3. Dan Ari dedi ki:

    Kadın peygamberler gelmemiştir ama kadın ewliyalar gelmiştir.

    Hawa, Sara, Asiye, Meryem as vesaire, birçok kadına Cebrail as onlarla konuşmuştur; kerametleri olmuştur.

  4. İbrahim Altun dedi ki:

    Uzun suredir bu denli derinlik ve yetkinlikle yazılmış bir yazı okumamıştım. İbrahim Sediyani hocamızın kalemine ve kelamına sağlık diyor, soluksuz okuduğum bu enfes çalışmayı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.

    Tek kelimeyle ve her yönüyle çok kıymetli bir çalışma olmuş, tek solukta okudum. Kaleminize ve yüreğinize selam olsun saygıdeğer abim.

  5. Ronahî Çelik dedi ki:

    Siheta we xweş be keko, Xwedayê alemê hêzê bide we.

  6. Denis Ojalvo (Şalom Gazetesi) dedi ki:

    Değerli İbrahim Bey,

    Adem isminin İbranicesi ADAM’dır. Türkçemizdeki adam ile aynı anlamda kullanılır.

    Bu isim İbranice toprak anlamına gelen ADAMA’dan türetilmiştir. Adem’in topraktan yaratıldığı söylencesinin kaynağı budur.

    İbranice kırmızı rengine verilen isim ADOM’dur. Keza, damarlarımızda dolaşan kanın ibranicesi DAM’dır. Kan mı ismini topraktan almıştır yoksa kırmızımtrak renkte olan toprak mı ismini kandan almıştır. Bilemiyorum. Ama aralarında bir bağ olduğu kesin.

    İlginç olan diğer bir husus Yunanca kırmızı renge (Kokkino’ya ilaveten) verilen ERİTHRO ismidir. Bu renk ismini Topraktan almış olsa gerek. Bu da İbranice ERETZ, Arapça ARZ ve İngilizce EARTH kelimeleriyle akrabadır. İbranice ERETZ kelimesi yerin üzeri (toprak) veya ülke anlamındadır.

    Selamlar,

    Denis

  7. Yakup Korkmaz dedi ki:

    Mêr ile mir yani kral aynıdır.

  8. Hasan Şerefoğlu dedi ki:

    Kekê Sediyani;

    Kadın peygamber deyip sadece Eşarî’den bir rivayet paylaşıp başka herhangi bir örnek ve kaynak göstermemişsiniz. Halbuki müfessirlerin neredeyse tamamı “(Ey Resulüm!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun.” (Nahl 43) âyetini delil göstererek peygamberlerin erkek olduğundan ihtilaf etmez.

    Kur’an’da ismi zikredilen peygamberlerin tamamı erkektir. Havva, Asiye, Meryem’in peygamber olduklarına dair kanıt yoktur. Sadece Meryem Cebrail ile muhatap olmuş ama vahiy almamıştır.

    “Tanrı ana erkindir, dinler ata erkindir” iddiânıza bir kitabî bir delil getirmemişsiniz. Bir de sanki Tanrı ve dînler ayrı kavramlardır gibi bir beyanda bulunuyorsunuz. Halbuki dîn Tanrı’nın vahiy yolu ile peygamberlere gönderdiği bir olgudur. Madem peygamber diyorsun, Tanrı ve dîni de birlikte anmanız gerekir.

    Son olarak “erkek” ve “kadın” izahatınız oldukça doyurucu. Lakin oradaki itirazımız şudur: Biz müslümanız, dolayısıyla Kur’an ve Sünnet’teki yaratılışa inanırız ancak kadına neden “yaşamın kaynağı” denilmiştir? Çünkü doğuran odur. Sürekli yeşeriyor. Sadece insan dişisi için geçerli değil, hayvanlar için de bu sav sözkonusudur. O yüzdendir ki kimi toplumlar dişi hayvanları kutsal sayar.

  9. İbrahim Sediyani dedi ki:

    DENİS OJALVO’YA

    Bu güzel açıklamalar için teşekkür ederim, Denis Hocam.

    Bir ekleme de benden: “Eritre” ülkesinin ismi de “Kızıl renkli insanlar” anlamına geliyor. Kızıldeniz kıyısındaki “Eritre” ülkesinin adı, Yunanca’daki “Erythra Thalassa” adından gelmedir ve “Kızıldeniz” demektir. (Adını Arayan Coğrafya, sayfa 40)

    * * *

    HASAN ŞEREFOĞLU’NA

    İstediğiniz örnek ve kaynaklar, çalışmanın 1. bölümünde gösterilmiştir, Nisa 43’ün doğru tefsiri de orada yapılmıştır, okumamışsınız.

    Yalnızca Havva konusunda tek kaynak Eşarî’dir. Tevrat’a göre ilk kadın peygamber Sara’dır.

    Çalışmayı baştan sona takip edersek, daha sağlıklı olur (bu yalnızca benimkiler değil, bütün çalışmalar için geçerli).

    Tanrı ile dînler aynı şey değildir, ayrı kavramlardır. Çünkü farklı şeylerdir.

  10. Galip Akengin dedi ki:

    Sevgili hemşerim Allah senden razı olsun. Bu kadar derin bir araştırma okumamıştım. Dinler tarihi ve kadınların yerini sizin bu araştırmalarınız sayesinde okumuş olduk.

    Temenni…

    İnşallah gönlüne göre bir Sara, Hacer gibi bir eş bulursun. Bizi de haberdar edersen düğününe katılmak isterim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir