Vikingler Tanrılar’ın Kendilerini İzlediğini Düşünüyor muydu?

 

isediyani

Yeni araştırmalar, Vikingler’in ahlakî aydınlanma için Tanrılar’a sığınmadığını ya da Tanrılar’ın haksızları cezalandırmasını beklemediğini ortaya koyuyor.

     Vikingler, herşeyi bilen ve ahlakî ders veren Tanrılar’ı olmamasına rağmen, karmaşık bir toplum geliştirdi. Araştırmacılar, bunun, daha küçük Tanrılar’a inanmanın bile insan işbirliğini teşvik edebileceğini söylüyor. Araştırmanın yazarı arkeolog Ben Raffield, “Viking perspektifinden bakıldığında, işbirliğini kolaylaştıran çok sayıda doğaüstü varlıklar var gibi görünüyor” diyor.

     İSKANDİNAV İNANCI, KUZEY KARMAŞIKLIĞI

     Thor, Odin, Freyja ve diğer İskandinav Tanrıları bugün bile iyi bilinen isimler, ancak Vikingler’in onlar hakkında gerçekte neye inandığını anlamak zorlu bir iş.

     800 yıllarında Hristiyan misyonerlerin ve gezginlerin gelmesinden önce İskandinavya halkı fazla birşey yazmadı. İskandinav panteonunun hikâyelerini kaydeden sagalar, şiirler ve balladlar (şarkılar), 12. – 14. yy’lar arasında nispeten geç yazıldı. Masallar yazıldığında, Hristiyanlar ya da Hristiyanlar’la temas eden insanlar bu yazıları yazdı. Yani Hristiyan değerlerinin masalları renklendirip renklendirmediğini söylemek zor.

     Yine de, sagalar ve şiirler, özellikle arkeolojik kanıtlarla birleştirildiğinde Hristiyan İskandinavyası öncesindeki inanç hakkında bazı bilgiler ortaya koyuyor. Araştırmacılar, yaygın Viking eserlerini ve şiirsel edda, nesir edda, çeşitli sagalar ve gezgin kayıtları da dahil olmak üzere birçok metni analiz etti. Bu çalışma aynı zamanda, doğaüstü inançların karmaşık toplumların iskeletini oluşturup oluşturmadığı konusunda süregelen antropolojik tartışmaların bir parçası.

     Tarih ve psikoloji çalışmalarından elde edilen bazı kanıtlar, bir Tanrı’nın ya da Tanrılar’ın, ceza tehdidi ile insanları hizada tutabildiğini, böylece yabancılarda bile işbirliğini artırabileceğini gösteriyor. Fakat eğer bu doğruysa, Yahudî, Müslüman ve Hristiyan inançlarının herşeyi bilen Tanrı’sı gibi “büyük” bir Tanrı’nın gerekli olup olmadığı ya da diğer dünyadaki varlıklar tarafından herhangi bir izlenmenin işe yarayıp yaramadığı tamamen açık değil.

     Vikingler, bir Tanrı’nın mı yoksa Tanrılar’ın mı karmaşık bir toplumun gelişimini kolaylaştırmaya yardımcı olup olmadığı sorusuyla ilgili ilginç bir vaka incelemesiydi, çünkü 750 – 1050 civarında büyük değişiklikler geçirdiler.

     Bu dönemin başında, İskandinavya küçük kabileler tarafından iskân edilmişti. Sonunda ise, “Kuzey Amerika”ya kadar denizcilik seferlerini başlatabilen hiyerarşik bir krallık, siyaset ve yasa topluluğu haline geldi. Raffield ve eşyazarlar, bu dönüşüm için “büyük” Tanrılar’ı ahlâklandırmanın gerekli olup olmadığını bilmek istedi.

     ÇOK BÜYÜK OLMAYAN TANRILAR

     Bulgular öyle olmadığını gösteriyor. Eski İskandinav halkının sagaları, şiirleri ve eserleri, Vikingler’in doğaüstü varlıkların onları izlediğine inandığını gösteriyor. Vikingler Tanrılar’a yemin ediyorlardı ve bazen de Tanrı Ullr’a adanmış yemin yüzükleri takıyorlardı. Bazı savaş kaskları tanrı Odin’in gözünü temsil eden altın bir göze sahipti. İskandinav yazıtları, Tanrılar’dan bahsediyordu ve sagalardaki Tanrılar’a fedakârlık yapamayan karakterler sık sık garip şekillerde ölüyordu. (Popüler hikâyelerden biri, kendi kılıcıyla ölmek)

     Ancak Viking Tanrıları “büyük” Tanrılar gibi görünmüyordu. Çok güçlü değildiler. Aslında, İskandinav mitolojisi ölümsüz bile olmadıklarını, ancak Ragnarök adında bir felâketle öldüklerini söylüyor. Ayrıca herşeyi bilen değillerdi. İlk varlık bile değildiler: “Nesir Edda”ya göre Odin ve kardeşleri ilk insandan ve bir Buz Devi’nin kızından doğdular. Ve ahlakî açıdan konuşursak, biraz karışıklık içindeydiler. Raffield, “Sosyal normları ihlal edenleri cezalandırabilirler veya cezalandırmazlardı. Bazı durumlarda insanlara zarar vermek için olayları aktif olarak tasarlarlardı. Çünkü yapabiliyorlardı. Onları güçlü kılan şey de buydu. Bu yüzden, özellikle ahlakî standartları korumak veya bunu yapmayan insanları cezalandırmaktan endişe duymadıkları görülüyor” diyor.

     TANRISIZ İŞBİRLİĞİ?

     Bu bulgular, büyük ve heryere yetişen Tanrılar’ın bir toplumun daha karmaşık hale gelmesi için gerekli olmadığını gösteriyor. Ayrıca, bugün dünyadaki büyük dînlerin çoğundan farklı olarak bir inanç sistemine işaret ediyorlar.

     Raffield, Vikingler’in de bir dizi tanrısal doğaüstü güçlere inandıklarını söylüyor. Bunlara, herhangi insan işlerine karışabilecek elfler, cüceler, canavarlar, troller ve devler de dahil. Raffield, “Yaşlılığa kadar yaşamak istemeniz durumunda hiçbirini kızdırmamanız akıllıca olurdu, ama yine de, bu varlıkların sizi herhangi bir davranış kuralına sokacağını ya da kendilerini takip etmeniz gerektiğini gösteren hiçbir kanıt yoktu” diyor.

     Aslında Vikingler, Tanrılar’ı başarılarında veya başarısızlıklarında en önemli faktör olarak görmemiş olabilir. Belki de daha önemli olan kader kavramıydı. Bir rûh grubunun, bir kişinin kaderini onu tercih ederek veya ihmal ederek belirlediği söylenir. Raffield şöyle diyor: “Belki de Tanrılar bugün onları algıladığımızdan çok daha az etkiliydi. Aynı ahlâk tanımıyla, Yunan ve Roma Tanrıları da aynı şekilde kaprisli ve ahlâksızdı. Ancak bu toplumların her ikisi de son derece karmaşıktı. Belki de herhangi bir Tanrı yaygın bir işbirliğini teşvik edebilir veya belki de doğaüstü güçler karmaşıklık için çok da önemli değildir. İnsanların doğaüstü varlıkların müdahalesine güvenmeksizin birlikte yaşama ve birlikte çalışma kapasitesine sahip olduğunu kesinlikle düşünmek isterim, ancak bunu cevaplamaya yetkim yok.”

     LIVE SCIENCE, ARKEOFİLİ

     19 ŞUBAT 2019

 

149 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir