Moai Heykelleri Tatlı Su Kaynaklarını Gösteriyor Olabilir

 

isediyani

Yeni çalışmaya göre, Paskalya Adası (Rapa Nui; Isla de Pascua)’ndaki Rapa Nui yerli halkı, kıyıdaki yeraltı sularını temiz içme suyu olarak kullanmış ve binlerce yıl ayakta kalan topluluğun varlığını korumuşlardı.


     Kıyıdaki yeraltı sularının günyüzüne çıkması, Rapa Nui’nin antik insanları için tatlı su kaynağı anlamına geliyordu. Moai heykellerinin gizemli amacı da bununla ilişkili olabilir. Yeni çalışmaya göre, Paskalya Adası (Rapa Nui; Isla de Pascua)’ndaki Rapa Nui yerli halkı, kıyıdaki yeraltı sularını temiz içme suyu olarak kullanmış ve binlerce yıl ayakta kalan topluluğun varlığını korumuşlardı.

     Binghamton Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden Prof. Carl Lipo ile birlikte çalışan ekip, Rapa Nui Adası’nı çevreyen kıyıdaki suyun tuzluluk oranını ölçtü. Böylece, ekip tuz yoğunluluğunun insanlar için uygun olup olmadığını anlayabilecekti. Kıyıdaki yeraltı suları, adanın hangi kıyısında çıkarsa çıksın, insanlara içilebilir tatlı suyu doğrudan elde etme olanağı sağlar.

     Kıyı sularındaki tuz miktarını ölçen, suların insanlar için güvenli olduğunu anlayan ve tatlı suyu sağlayabilecek diğer opsiyonları safdışı bırakan araştırmacılara göre, nüfûs yoğunluğu fazla olan bir topluluğun varlığını sürdürme aşamasında o kritik görevi üstlenen faktör, yeraltı sularının günyüzüne çıkmasıydı. Lipo, “Gözenekli olan volkanik toprak, hızlı bir biçimde yağmur sularını emdiği için akarsuların ve nehirlerin doluluk oranı azalır. Neyse ki yeraltındaki sular, tepeden aşağıya akar ve yeraltındaki gözenekli taşların okyanus ile kesiştiği yerde doğrudan topraktan fışkırır. Gelgitler az olduğunda tatlı sular, doğrudan doğruya denize karışır. Böylece, insanlar tam bu noktadan tatlı su kaynağına ulaşabilme şansına erişir” diyor.

     Lipo, tatlı suyun deniz suyu ile az da olsa karışabileceğini ve bunun sonucunda hafif tuzlu suyun ortaya çıkacağını, ancak sözkonusu suya ait tuz miktarının insanlar için zararlı olmadığını söylüyor. Buradan hareketle, günlük tuz ihtiyacını içtikleri sudan karşılayan ada halkının yemeklere nadiren tuz eklediği düşünülüyor.

     Lipo’nun ekibi, araştırmacıların çoktandır merak ettiği bir soruyu tekrar gündeme getiriyor: Adaya ait önemli heykeller, niçin belirli alanlarda konumlanmıştı? Heykellerin sayısı niçin kıyıya yakın bölgelerde artış gösteriyordu?

     “Hem tatlı suların hem de bu eski yapıların konumları birarada düşünüldüğünde ortaya şu ilginç tablo çıkıyor: Sözkonusu yapılar, tatlı suların hızlıca temin edildiği bölgelerde yer alıyor” diyen Lipo, ulaşılması oldukça güç ve tehlikeli olan iki göl dışında, adada tatlı su kaynağının az olduğunu, akarsuyun bulunmadığını ve bir pınarın ise bataklığa döküldüğünü ekliyor. Öte yandan, yağmur sularını biriktirebilmek için oluşturulan, taheta olarak adlandırılan küçük sarnıç kalıntıları, ekibin çalışmalarını çürütüyor. Böylesi bir savı kabul etmeyen ekip ise sarnıçların çok daha büyük olması gerektiğini, aksi takdirde iki ilâ dört litre su kapasitesi olan sarnıçların ada halkının su ihtiyacını karşılamada yetersiz kalacağını öne sürüyor. Ayrıca ekibin çalışmaları, Rapa Nui’deki yağış miktarının az olduğunu, adanın iklimi gereği buharlaşmanın gerçekleştiğini, 317 günlük su miktarının taheta ile sağlanamayacağını gösteriyor. Eldeki bulguları değerlendiren araştırmacılar, binlerce kişinin yaşamasını sağlayan başka bir kaynağın var olması gerektiğini düşünüyor.

     Avrupa’nın adaya ilişkin ilk verileri 18. yy’a dayanıyor. Sözkonusu verilerde yerlilerin deniz suyunu hangi bölgelerden içtiği açıklanıyor. İnsan vücûdu, deniz suyuna ait yüksek miktardaki tuzu ayrıştırma işlemini gerçekleştiremeyeceğinden, ekibin yeraltı sularına dair öne sürdüğü teori bir kez daha kanıtlandı. Ekibin yeni planı, adadaki büyük heykellerin yapılma amacı ile belli bölgelerdeki temiz suya ulaşabilme olanağı arasında herhangi bir bağlantının olup olmadığını araştırmak. Lipo, sözkonusu araştırmanın hem bilime hem de modern dünyaya yararlı olacağını düşünüyor. Lipo, “Bu bilgiler, toplumların teknik bilgiyi kazanabilmeleri için birlikte çalışmalarını sağlayan koşullara ışık tutuyor. Toplumun davranışlarına yönelik bilgiyi elde ettikten sonra grup çalışmasını gerektiren genel durumları çok daha detaylı inceleyebiliriz. Böylesi bir inceleme, hem eski topluluklar hem de günümüz toplumları için uygulanabilir” diyor.

     SCIENCE DAILY, ARKEOFİLİ

     18 ŞUBAT 2019

 

200 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir