Ali Şeriatî’nin Eşi Puran Şeriatî Vefat Etti

 

isediyani

Dr. Ali Şeriatî (1933 – 1977)’nin eşi Bibi Fatımâ Puran Şeriatî Rezawî vefat etti. Puran Şeriatî, 84 yaşındaydı.

 

 


     İslam dünyasının 20. yy’da yetiştirdiği en büyük düşünür ve entelektüel, fikirleri ve eserleriyle İslamî düşünce dünyasında bir çığır açan, düşünsel bir devrim gerçekleştiren Dr. Ali Şeriatî (1933 – 1977)’nin eşi Bibi Fatımâ Puran Şeriatî Rezawî vefat etti. Puran Şeriatî, 84 yaşındaydı.

     Puran Şeriatî, İran’ın başkenti Tahran’da tedavi gördüğü Lale Hastanesi’nde beyin kanaması sonucu geçirdiği felç nedeniyle bugün hayata gözlerini yumdu.

     1934 doğumlu Puran Hanım, 1958 yılında dünyaca ünlü aydın Ali Şeriatî ile evlenmiş, bu evlilik Şeriatî’nin 1977 yılında şehîd edilmesine dek sürmüştü.

     Fransa’nın başkenti Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı bölümünde doktorasını tamamlayan Puran Hanım, hayatı boyunca bazı eserler kaleme aldı.

     Evlendikten sonra Ali Şeriatî, eşi Puran Şeriatî’ye şu sevgi ve duygu yüklü sözü söylemiştir: “Allah seni bana vermekle, bana vermediklerini telafi etmiştir.”

     Bir seferinde de Ali Şeriatî, eşi Puran Şeriatî için, “İyi eş ama kötü sohbet arkadaşı” demiştir.

     Sediyani Haber olarak hem 1977 yılında şehîd olan Ali Şeriatî’ye hem de bugün hayatını kaybeden eşi Puran Şeriatî’ye Allah’tan rahmet, başta aileleri ve yakınları olmak üzere tüm sevenlerine başsağlığı diliyor, bağnazlık ve fanatizmin yaşanmaz kıldığı bu dünyada böyle erdemli insanların sayılarının çoğalmasını diliyoruz.

     ALİ İLE PURAN’IN TANIŞMALARI, AŞK VE EVLİLİKLERİ

     (“SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ”NDEN)

     (…)

     Lise döneminde Ali Şeriatî artık, felsefe ve irfan konularına odaklanmış haldedir. Kendisi bu halini sonraki yıllarda anlatırken, “Bu dönemde beynim felsefe ile genişliyor, kalbim irfan ile dağlanıyordu” sözleriyle ifade edecektir.

     Meşhed Öğretmen Okulu’nda okuduğu yıllarda Ali Şeriatî, toplumun “daha az ayrıcalıklı” ekonomik sınıflardan olan genç insanlar ile dostluklar kurar ve o dönemde İran’da var olan yoksulluğu, fâkirliği daha iyi anlamaya başlar. Aynı zamanda bu dönemde, Batı felsefi ve siyasî düşüncesi ile tanışır. Sürekli okuyarak ve araştırarak, modern sosyoloji ve felsefenin bakış açıları ile geleneksel İslamî ilkeler aracılığıyla ve bunları beyninde harmanlayarak Müslüman toplumların karşılaştığı siyasî, sosyal, ekonomik, kültürel ve ekolojik sorunlara çözüm bulmak için kafa yorar. Başta Cemaleddîn Afganî (ﺠﻤﺎﻞﺍﻠﺪﻴﻦ ﺍﻻﻔﻐﺎﻨﻰ), Muhammed İkbâl (ﻤﺤﻤﺪ ﺍﻘﺑﺎﻞ), Sigmund Freud ve Alexis Carrel olmak üzere, pekçok Doğulu ve Batılı düşünürlerin eserlerini okuyup fikirlerini öğrenmeye çalışır.

     Ali Şeriatî ayrıca o dönemde, henüz lise öğrencisiyken, Meşhed’de yayınlanan bir günlük yerel gazetede makaleler kaleme alarak yazarlığa ilk adımını atar. Yine bu yıllarda kurulan İslam Öğrencileri Teşkilâtı (Fars. ﺴﺎﺰﻤﺎﻦ ﺪﺍﻨﺸﺠﻮﻴﺎﻦ ﺍﺴﻼﻤﻰ [Sazmanê Danişcûyanê İslamî]) adlı öğrenci hareketine üye olur.

     1952 yılında Ali Şeriatî, henüz 19 yaşındayken “öğretmen” olur. Babasının yolundadır artık, O da. Babası gibi öğretmendir. Meşhed Kültür Dairesi (Fars. ﻭﺯﺍﺮﺖ ﻔﺮﻫﻨﮓ ﻤﺸﻬﺪ [Wezaretê Ferhengê Meşhed])’nde çalışmaya başlayan genç öğretmen Ali Şeriatî, ilk öğretmenliğini, köylerde yapar. Kısa bir zaman sonra katıldığı hükûmet aleyhindeki bir sokak gösterisi nedeniyle tutuklanır ve kısa bir süre tutuklu kalır. Demir parmaklıklarla, ilk tanışmasıdır bu, 1952.

     Bu kısa tutukluluk, Ali Şeriatî’yi toplumsal olaylara daha duyarlı hale getirir ve kişisel olarak O’nun hayatında bir “kırılma noktası” kabul edilebilir. Bu sosyal kargaşa ortamının içinde, hayatının bundan sonrasına etki edecek isimlerden biri olan Cevdet Seher (ﺠﻮﺪﺖ ﺴﻬﺮ)’den “Ebû Zerr-i Ğifarî” adlı eseri, babasının teşviki ve gözetimi altında, Arapça’dan Farsça’ya tercüme eder. Peygamber Efendimiz (saw)’in ilk sahabelerinden, İmam Ali (as)’nin yoldaşı Ebû Zerr, adetâ kendisi için yıllar evvelinde kalmış yitiğidir. Ali Şeriatî’nin ilerleyen yıllardaki birçok söylevsel çıkış noktalarına referans olarak Ebû Zerr’i kullandığı görülecektir.

     Hapisten çıktıktan sonra, İran’ın kuzeybatısındaki Doğu Azerbaycan (Fars. ﺁﺬﺭﺑﺎﻴﺠﺎﻥ ﺸﺮﻘﻰ [Azerbaycanê Şerqî]) vilayetinin Bostanâbâd (ﺑﺴﺘﺎﻥﺁﺑﺎﺪ) ilçesine bağlı Tikmedaş (ﺘﻴﮑﻤﻪﺪﺍﺶ) nahiyesinin Abbasê Ğerbî (ﻋﺑﺎﺲ ﻏﺮﺑﻰ) köyünün 141 haneli Ahmedâbâd (ﺍﺤﻤﺪﺁﺑﺎﺪ) mezrâsında bir süre ilkokul öğretmenliği yapar.

     1954 yılında, 21 yaşındayken “edebiyat diploması” alır, Ali Şeriatî.

     1955 yılında Meşhed Edebiyat Fakültesi (Fars. ﺪﺍﻨﺸﮑﺪﻩ ﻫﻨﺮ ﻤﺸﻬﺪ [Danîşkedê Hûner Meşhed]) kurulur ve bu ünivesitenin ilk öğrencilerinden biri de Ali Şeriati’dir. Hem öğretmenliği hem de Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciliği beraber sürdürür. Bu arada – daha sonraları ilkokullarda uzunca bir süre “ders kitabı” olarak kullanılacak olan – “Dînî Ahlâk Eğitimi” adlı kitabını kaleme alır ve kitap, 1956’da yayımlanır. Aynı süreç içinde kaleme aldığı “Mekteb-i Vasıtâ” ve “Ebû Zer” adlı kitaplarını da yayımlar. Artık sayısı düzineleri bulacak olan yazın hayatına ciddî olarak başlayan bir Ali Şeriati vardır.

     Ali Şeriatî bu dönemde, eşzamanlı olarak radyo programları yapmaktadır. Şiir yazmaya yönelir.

     1950’li yıllardaki Edebiyat Fakültesi öğrenciliği zamanındaki bir diğer çok önemli olay da, aynı üniversitede okuyan ve sonradan evlenip hayatını birleştirecek olan Bibi Fatımâ Puran Şeriatî (ﺑﻰﺑﻰ ﻔﺎﻄﻤﻪ ﭙﻮﺮﺍﻦ ﺸﺮﻴﻌﺘﻰ) ile tanışmasıdır. Gönlünü Puran’a kaptıran genç Ali, böylece üniversitede okurken “aşk” duygusuyla da tanışır. Puran’ın ağabeyi, Şâh rejimi tarafından şehîd edilmiştir.

     Ali ile sonradan evleneceği Puran’ın tanışması da ilginçtir: Puran, okumak için bazı kitaplar aramaktadır. Aradığı kitapların Ali isminde bir öğrencide bulunabileceği bilgisi, arkadaşları tarafından kendisine iletilir. Bunun üzerine Puran, aradığı kitaplara ulaşmak için Ali’yle tanışmak ister. Bir dönem arkadaşlık ederler; ardından, tabiî bizim Ali “abayı yakmıştır”, dayanamayıp duygularını Puran’a açıklar ve evlenme teklif eder. Ancak Puran açık, ailesi de son derece modern ve serbest, Ali’nin ailesi de görece daha dîndar ve kapalı olduğu için Puran Ali’nin evlilik teklifine “Hayır” cevabını verir. Fakat Ali aşkından vazgeçmez ve tam ikibuçuk yıl uğraştıktan sonra her iki aile de ikna edilir. Evlilik gerçekleşir, 1958. Ancak Ali Şeriatî’nin ailesi, örtüsüz bir kızı gelin aldıkları için akraba çevreleri tarafından çok eleştirilir.

     Ali Şeriatî ile Puran Şeriatî, 1958 yılında evlenirler. (Daha sonraki yıllarda bu evlilikten üçü kız biri erkek dört çocukları olur: Sara, Susen, Mona ve İhsan)

     Yine aynı yıl Ali Şeriatî, Edebiyat Fakültesi’ni birincilikle bitirir. 1959 yılında bu başarısının bir sonucu olarak, o yıllarda kendi ülkesinde başarılı olmuş birçok İranlı öğrenci gibi O da “burslu olarak” Avrupa’da tercih edeceği bir ülkede ve bölümde yüksek öğrenim için gönderilir. Ali Şeriatî’nin tercihi Paris olacaktır; Fransa’nın başkenti Paris’teki Sorbonne Üniversitesi (Frsz. L’Université de Paris – Sorbonne).

     Ali Şeriatî, İran’ı terkedip yüksek lisans için Fransa’ya gidip yerleştiğinde, henüz birkaç aylık evlidir ve hânımı hamiledir. Hamile eşi Puran’ı İran’da bırakıp gider.

     1959 yılında Ali Şeriatî’nin kendi deyimiyle “Paris zindanındaki günleri” başlar. Paris Sorbonne Üniversitesi’ne “doktora öğrencisi” olarak kayıt yaptırır. Ali Şeriatî yüksek lisan için Fransa’ya gittiğinde 26 yaşındadır.

     Paris’te önce Fransızca öğrenir ve henüz daha bu dili öğrenme aşamasındayken eline aldığı bir “Fransızca – Farsça Sözlük”le odasına kapanıp Alexis Carrel’den “Dua” adlı eseri tercüme eder. Bu eseri tercüme etmesi ile Avrupa’da özellikle Paris’te o sıralar yoğun olarak bir fikirsel kabul görmüş olan varoluşçuluktan (eksiztansiyalizm) etkilenmeye başlamıştır. Bu sonraları O’nu etkileyen isimlerden biri olan Jean – Paul Sartre ile doruk noktasına ulaşacaktır.

     Aynı yıl, 1959, Ali Fransa’dayken İran’da ilk çocuğu ve tek oğlu İhsan dünyaya gelir, Ali Şeriatî “baba” olur. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Ali Şeriatî’nin şu anda 54 yaşında olan oğlu İhsan Şeriatî, İran’da yaşamaktadır ve felsefe ve sosyoloji profesörüdür.)

     Gurbetteki “çiçeği burnunda baba” Ali Şeriatî’nin çocuğunun ilk fotoğrafını görmesi ve eşinin yanında olamaması, O’nda derin üzüntülere neden olur. Bir yıl sonra, eşini ve oğlunu yanına almak için İran’a döner, eşini ve oğlunu alıp Fransa’ya getirir, 1960.

     Doktora öğrencisi olduğu yıllarda öğrenimi ve yaptığı araştırmalar, üniversite ile sınırlı kalmaz. 1530 yılında kurulmuş 430 yıllık köklü bir geçmişe sahip Fransa Koleji (Frsz. Collège de France) adlı araştırma merkezinde SSCB asıllı Fransalı sosyolog Georges Gurvitch (Fransız vatandaşı olmadan önceki Sovyet vatandaşlığı zamanındaki adı Georgij Davidoviç Gurviç) ile “Sosyoloji” çalışmaları yapar, Dinler Sosyolojisi (Frsz. La Sociologie Religieuse) adlı araştırma merkezinde de Fransız oryantalist Jacques Augustin Berque ile “Dîn Sosyolojisi” üzerine çalışmalarda bulunur. Hatta çoğu zaman asıl doktora programını ihmal edip, sosyoloji ve dîn üzerine yaptığı araştırmalara yoğunlaşır.

     Ayrıca bu dönemde Ali Şeriatî, yine kendisini çok etkileyecek olan isimlerin en başında gelen ve dünyanın 20. yy’da gördüğü en büyük düşünürlerden biri olan Martinik asıllı düşünür Frantz Fanon ile yakından tanışacak, sonra da Fanon’un dünyaca ünlü “Yeryüzünün Lanetlileri” adlı kitabını etüd edecektir. Ancak bu büyük üstâdını, kısa süre sonra kaybeder; Frantz Fanon, 6 Aralık 1961 tarihinde vefât eder.

     Paris’teki öğrenciliği sırasında Ali Şeriatî, o sıralarda ülke içinde de yoğun karışıklıklara sebep olan 1954 – 62 Cezayir Millî Kurtuluş Hareketi (Ar. ﺤﺮﮐﺔ ﺍﻠﺘﺤﺮﻴﺮ ﺍﻠﻮﻄﻨﻲ ﺍﻠﺠﺰﺍﺌﺮﻴﺔ [Hareket’el- Tahrîr el- Watanîyye el- Ceza’îr]; Frsz. Mouvement de Libération Nationale Algérien) ile yakından ilgilenir ve temasa geçer.

     Bununla da yetinmeyen Ali Şeriatî, aynı zamanda Paris’te faaliyet gösteren Afrikalı diğer kurtuluş örgütleri ile de irtibata geçer. Başta da Fransız sömürgesi altında bulunan Senegal, Togo, Gine, Gabon, Kamerun, Cibuti ve Madagaskar, tabiî ki.

     Belçika sömürgeciliğine karşı verilen kurtuluş savaşını kazanıp bağımsızlığına kavuşan Afrika ülkesi Kongo’nun (1971 – 97 arası ismi Zaire; şimdiki ismi Demokratik Kongo) ilk devlet başkanı olan Patrice Émery Lumumba (gerçek ismi Tasumbu Tawosa; kimlikteki ismi Élias Okit’Asombo), 17 Ocak 1961 günü Kongo’nun Katanga eyaletinin Lubumbashi kentinde vefât edince, Fransa’nın başkenti Paris’te Afrikalı öğrenciler ve aralarında Ali Şeriatî’nin de bulunduğu diğer ülkelerden devrimci öğrenciler, aynı gün Patrice Lumumba için bir anma gösterisi düzenlerler. Bu gösteriye katıldığı için Ali Şeriatî tutuklanır ve Fransız polisi tarafından cezaevine atılır. Bir süre Paris’te cezaevinde kaldıktan sonra serbest kalır ve tekrar Sorbonne Üniversitesi’ndeki okuluna döner.

     Paris’te kaldığı süre boyunca Afrikalı cemiyetler ile irtibatını devam ettirecektir. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Müslüman öğrencilerle görüşür, “İslamî vahdet” çerçevesinde Cezayirli, Tunuslu, Faslı öğrencilerle, “Afrika’nın birliği ve kurtuluşu” çerçevesinde de Senegalli, Togolu, Kamerunlu, Madagaskarlı öğrencilerle müşterek çalışmalar yapar. Ancak Ali Şeriatî’nin Afrika ülkelerine ve mazlum siyahî halklara yönelik bu çalışmaları Fransız polisinin ve gizli servisinin dikkatini çeker ve Ali Şeriatî öldürülmek istenir. Tutulan kiralık katillerce düzenlenen suikastte Şeriatî yaralı olarak kurtulur. Hastaneye kaldırılır ve haftalarca hastahanede yatar.

     1961 yılında ülkesi İran’da Ayetullah Seyyîd Mahmud Ellayî Taleganî (ﺁﻴﺖﷲ ﺴﻴﺪ ﻤﺤﻤﻮﺪ ﻋﻼﻴﻰ ﻄﺎﻠﻘﺎﻨﻰ), Ayetullah Seyyîd Dr. Muhammed Hûseynî Beheştî (ﺁﻴﺖﷲ ﺴﻴﺪ ﺪﻜﺘﺭ ﻤﺤﻤﺪ ﺤﺴﻴﻨﻰ ﺒﻬﺸﺘﻰ), Mehdi Bazergân (ﻤﻬﺪﻯ ﺒﺎﺯﺮﮔﺎﻦ), Yadullah Sahabî (ﻴﺪﷲ ﺴﺤﺎﺒﻰ), Dr. Mustafa Çemran Sawecî (ﻤﺼﻄﻔﻰ ﭽﻤﺮﺍﻦ ﺴﺎﻮﺠﻰ), Sadıq Qutbzâde (ﺼﺎﺪﻖ ﻗﻄﺐﺯﺍﺪﻩ), İbrahim Yezdî (ﺍﺑﺮﺍﻫﻴﻢ ﻴﺯﺪﻯ), Muhammed Ali Recaî (ﻤﺤﻤﺪ ﻋﻟﻰ ﺭﺠﺎﻴﻰ) ve Ayetullah Dr. Muhammed Cevad Bahoner (ﺁﻴﺖﷲ ﺪﻜﺘﺭ ﻤﺤﻤﺪ ﺠﻮﺍﺪ ﺑﺎﻫﻨﺭ) gibi isimlerin öncülüğünde İran Özgürlük Hareketi (Fars. ﻨﻬﺿﺖ ﺁﺯﺍﺪﻯ ﺍﻴﺮﺍﻦ [Nehzetê Azadî İran]) adlı hareket kurulunca, Paris’te üniversite okuyan Ali Şeriatî de bu hareketin üyesi olur.

     Bir yıl sonra, 1962 yılında Ali Şeriatî’nin ikinci çocuğu ve ilk kızı Susen dünyaya gelir. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Ali Şeriatî’nin şu anda 51 yaşında olan kızı Susen Şeriatî, İran’da yaşamaktadır ve sosyolog ve gazetecidir.)

     Kızı Susen’in doğduğu aynı yıl, Ali Şeriatî’nin annesi İran’da vefât eder. Ali cenazeye gidemez ama annesinin 40. günü yasına katılmak üzere İran’a gider. Karayolu ile Fransa’ya dönecekleri zaman, eşinin ikinci çocuğuna hamile olması nedeniyle uçak yolculuğunu tercih ederler. Bu “son dakika” ulaşım aracı değişikliği, O’nun İran gizli servisi SAVAK tarafından tutuklanmasını engellemiştir.

     İran’da ise gösteriler, olaylar durmuyor, rejime duyulan kitlesel tepki gittikçe bir halk ayaklanmasına dönüşüyordu. 1958 yılında, Eyalet ve Vilayet Cemiyetleri’nin kurulması ve Şâh’ın “Altı Maddelik Tasarıları”nın ortaya konulmasıyla, Ayetullah Humeynî, Şâh rejimi aleyhine şiddetli mücadelesini başlatır. Tarihe “15 Xordad Kıyamı” adıyla geçen 5 Haziran 1963’teki kanlı olaylardan sonra rejim aleyhine yaptığı bir konuşma sonucu tutuklanarak başkent Tahran’daki İşretâbâd Askerî Garnizon Hapishanesi’ne konur. Fakat aynı gün ordan çıkarılıp Tahran Qasr Zindanı’na nakledilir. Burada da sadece 19 gün tutulduktan sonra tekrardan İşretâbâd Askerî Garnizon Hapishanesi’ne atılır.

     5 Haziran 1963 tarihindeki “15 Xordad Kıyamı”, Ayetullah Humeynî’nin İran halkı nezdinde “rehber” (“imam”) olarak kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur ve 16 yıl sonra, 11 Şubat 1979’da zafere kavuşacak olan İslam Devrimi hareketinin “başlangıç günü” olarak kabul edilir. Bu açıdan, çok önemli bir tarih ve hadisedir.

     1963 yılındaki “15 Xordad Hadisesi”nden sonra Şâhlık rejimi ile ayetullâhlar arasındaki husumet iyice büyür. Hapishaneler dîndar insanlar ile dolar, bu süreçte. Halk ise durmadan bu durumu protesto eder. Hükûmet, dîn adamlarından bazılarını Irak’ın Necef şehrine sürmek ister. Bu “sürgün edilecek isimler” listesinde İmam Humeynî’nin ismi de vardır. Sürgün emrinin gerçekleşmesi önünde zorluk çıkartırlarsa öldürülecekleri yolundaki tehdit de, bu “sürgün mesajı”na eklenmiştir. Tüm bunlar olurken habis Şâhlık rejimi, o güne kadar askerlikten muaf olan “ilahiyat fakültesi” öğrencilerini ve kadınları zorla askere almaya başlar. Hapisler, gözaltılar sürüp gider.

     İran’da bütün bu süreç yaşanırken, Ali Şeriatî Paris’te üniversite okumaktadır. 1964 yılında, üçüncü çocuğu ve ikinci kızı Sara dünyaya gelir. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Ali Şeriatî’nin şu anda 49 yaşında olan kızı Dr. Sara Şeriatî, İran’da yaşamaktadır ve sosyoloji doktoru olup, Tahran’da üniversitede sosyal bilimler alanında öğretim üyeliği yapmaktadır.)

      Bu dönemde özellikle şiirden uzaklaşmasını tenkit eden dostlarına, “Şimdi şiiri düşünemem, İran’a dönünce ‘nereden başlarım’ı düşünüyorum” der.

     Sara’nın doğduğu aynı yıl, 1964’te Seyfuddin (ﺴﻴﻒﺍﻠﺪﻴﻦ)’den “Belh’in Faziletleri Tarihi” adlı eseri doktora tezi olarak hazırlayan Ali Şeriatî, böylece Fransa’daki eğitimini tamamlar ve 1964 yılında “tarih ve sosyoloji doktoru” olarak ülkesi İran’a döner. Ali Şeriatî Fransa’dan İran’a geri döndüğünde 31 yaşında, evli ve 3 çocuk babasıdır.

     Fakat kısaca SAVAK olarak bilinen İran istihbarat servisi “Ülke Emniyet ve İstihbarat Örgütü” (Fars. ﺴﺎﺯﻤﺎﻦ ﺍﻄﻼﻋﺎﺖ ﻮ ﺍﻤﻨﻴﺖ ﮐﺸﻮﺮ [Sazmanê İttilaat û Emniyetê Keşver]), Ali Şeriatî’yi ülkeye giriş yapar yapmaz sınırda tutuklar. Uzun süren sorgulama döneminden sonra – zaman zaman yazılarında da belirttiği – Kızılkale Hapishanesi’ne gönderilir. Burada 6 ay kadar alıkonulduktan sonra suçlanacak somut bir şey bulamadıklarından, Şeriatî serbest bırakılır. 

     Serbest kaldıktan sonra, 1959’da Fransa’ya gitmeden önce çalıştığı daire olan Meşhed Kültür Dairesi (Fars. ﻭﺯﺍﺮﺖ ﻔﺮﻫﻨﮓ ﻤﺸﻬﺪ  [Wezaretê Ferhengê Meşhed])’ne başvurur, tekrar. Burada yine aynı şekilde, “ilkokul öğretmeni” olarak görevine başlar.

     Dünyanın ve Avrupa’nın en saygın üniversitelerinden biri olan Paris Sorbonne Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayıp “tarih ve sosyoloji doktoru” olarak memleketi İran’a geri dönen Dr. Ali Şeriatî gibi bir “beyin”in Meşhed’in kırsal köylerinde “ilkokul öğretmenliği” yapması, mecburiyettendir elbette ki. Fransa’ya gitmeden kısa süre önce evlenen, bir çocuk sahibi olan, üniversite okumak için Fransa’ya hânımı ve çocuğuyla birlikte gidip yerleşen, iki çocuğu da orada doğan, oradaki Afrika ülkelerine destek amaçlı gösterilere katıldığı için tutuklanan, bunca meşakkat içinde yüksek lisansını tamamlayan, Fransa’dan eşi ve kucağında tam üç çocuğuyla ülkesine geri dönen, İran’a ayak basar basmaz da İran gizli servisi tarafından tutuklanan ve aylarca cezaevinde kalan bir insanın, “kendini yeniden toparlaması için”, “ilkokul öğretmenliği” bile oldukça büyük bir şans idi, aslında. 

     İlkokul öğretmeni tarih ve sosyoloji doktoru Ali Şeriati, bir yıl kadar köylerde öğretmenlik yaptıktan sonra – ve bu süre zarfında kendini toparladıktan sonra –, 1965 yılında İran Eğitim Bakanlığı’nda “Ders Kitaplarını Hazırlama Komisyonu”nda çalışmaya başlar. O’nun için bunun anlamı, sadece “iyi bir yere gelmek” değil, aynı zamanda memleketi Meşhed’den ayrılıp başkent Tahran’a yerleşmek demektir.

     Ancak Tahran’daki bu görevi de sadece bir yıl sürer. 1966 yılında Meşhed Firdevsî Üniversitesi (Fars. ﺪﺍﻨﺸﮕﺎﻩ ﻔﺮﺪﻮﺴﻰ ﻤﺸﻬﺪ [Danîşgahê Ferdowsî Meşhed])’nde “tarih hocası” olarak ders vermeye başlar. Bir yıl önce “ilkokul öğretmeni” olarak ayrıldığı memleketi Meşhed’e, sadece bir yıl sonra “üniversite hocası” olarak geri dönmüştür, Dr. Ali Şeriatî.

     Ancak “yerinde durmasını bilmeyen” bu genç adam, bir yıl sonra tekrar başkent Tahran’a döner ve 1967 yılından itibaren Tahran’daki, O’nun fikir ve irfan dolu hayatındaki en en en önemli kurum olan “Hüseyniye-i İrşâd” (ﺤﺴﻴﻨﻴﻪ ﺍﺭﺸﺎﺪ) adlı enstitüde dersler vermeye başlar. Hüseyniye-i İrşâd’daki ders halkaları, aynı zamanda büyük düşünür Ali Şeriatî’nin İran gençliğini Kerbelâ ve Aşura’nın devrimci rûhuyla yetiştirmesinin ve 12 yıl sonra zafere ulaşacak olan İslam Devrimi hareketine fikrî ve entelektüel öğretmenlik yapmasının başlangıcıdır.

     Bir yıl sonra, Dr. Ali Şeriatî, 1968’de Dr. Mustafa Çemran ve İbrahim Yezdî’nin ABD’de kurduğu ve kısa adı MSA olan Amerika Müslüman Öğrenciler Derneği (İng. Muslim Students Association of America)’ne üye olur.

     1968 yılında – en ünlü eserlerinden biri olan – “Kevir” (Çöl) adlı kitabını yazar.

     Dr. Ali Şeriatî’nin Hüseyniye-i İrşâd’da verdiği ders halkalarına katılan öğrenciler, günler ve haftalar geçtikçe çığ gibi büyüyor, Ali Şeriatî’nin dersleri ve fikirleri İran gençliği ve kadınlar üzerinde müthiş etkiler bırakıyor, şöhreti kısa sürede tüm yurt çapına yayılıyordu. Tüm bu eğitim hayatının arta kalan vakitlerinde kitap tercümeleri yapıyor, yakın çevresinin düzenlediği ev toplantılarına katılıyordu.

     Ali Şeriatî’nin İran’daki okur – yazar kesim ve özellikle üniversite gençliği ve İranlı kadınlar arasında tanınmasının en önemli başlangıç noktası, Hüseyniye-i İrşâd’da verdiği dersler olmuştur. Bugün dahi deşifreleri kitap halinde yayınlanan, birçok dile tercüme edilen bu konferanslar ayrıca ses kayıtları olarak internet üzerinden çok geniş bir kesime ulaşabilmektedir. Ali Şeriatî’nin sadece ender yetişen bir düşünür ve müthiş bir kalem gücüne sahip bir yazar değil, aynı zamanda çok ama çok iyi bir hatip olduğu, Hüseyniye-i İrşâd’daki konuşmalarından ve bu konuşmalardan etkilenen gençlerin düşünce hayatlarındaki değişikliklerden anlaşılmaktadır.

     Ali Şeriatî ayrıca Hüseyniye-i İrşâd’da kurumu da kendi içinde geliştirmeye çalışmış, orada bir kütüphane oluşturmuş ve konuşmalarının hiçbir zaman “dînî bir konuşma”yla sınırlı kalmasını istememiştir. Hüseyniye-i İrşâd’daki konuşmalarının birer “vaaz” olmadığını, kendisinin de bir “dîn görevlisi” gibi görülmemesi gerektiğini vurgulamıştır.

     Bu arada Ali Şeriatî birçok eser kaleme almış, birçok yerde konuşmalarda bulunmuş ve İslamî gençlik üzerinde büyük bir etkiye sahip olmuştu. Dr. Ali Şeriatî bu dönem içinde yüzlerce eser verdi. Eserlerinde İslam ümmetinin vahdeti üzerinde durarak, emperyalizmin İslam toplumlarında oynadığı oyunlara dikkat çekmeye çalışmıştır.

     Her geçen gün Şeriatî’nin fikir ve düşünceleri çevresinde artan gençlik kesimi ve bu kesimin beraberinde getirdiği hareket, habis Şâhlık rejiminin dikkatlerini çekmeye başlamıştı. Bu hareketin biraz daha genişlemeden bastırılması gerekiyordu. Bu nedenle rejimin görevlileri, Ali Şeriatî’yi gözden düşürmek için çeşitli planlar uyguladılar.

     1970 yılında “Din ve Barış” (Jap. 宗教と平和 [Şukyo to Heywa]) başlıklı bir organizasyon için Japonya’ya dâvet edilir, ancak Şâhlık rejiminin bir kumpası sonucu dâvet kendisine geç ulaştırılır. Böylece Japonya’daki bu çok önemli ve kendisi için oldukça değişik olacak olan organizasyonda konferans vermek üzere hazır bulunamaz.

     Ali Şeriatî’nin ders halkalarından ve konferanslarından rahatsız olan İran Şâhlık rejimi gizli servisi SAVAK, ünlü düşünürün ders verdiği Hüseyniye-i İrşâd üzerinde baskılarını arttırırken, Dr. Şeriatî’nin halen kaydının bulunduğunu Meşhed Firdevsî Üniversitesi’ndeki hocalık lisansını da iptal ettirir, 1971.

     Şâhlık rejiminin, Ali Şeriatî’nin öğretmenliğini engellemek için ileri sürdüğü gerekçeler arasında, “Öğrencileri rejim aleyhinde kışkırtmak”, “Siyasî ve ideolojik konuşmalar yapmak” gibi gerekçelerin yanında, oldukça ilginç gerekçeler de vardır: “Sınıfa Qur’ân-ı Kerîm götürmek”, “Sınıfta sigara içmek ve dersi sigara içerek anlatmak”

     Aynı yıl, 1971 yılında Ali Şeriatî’nin son çocuğu olan kızı Mona dünyaya gelir. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN NOT: Ali Şeriatî’nin şu anda 42 yaşında olan kızı Mona Şeriatî, İran’da yaşamaktadır.)

     Son çocukları Mona Meşhed’de doğduğunda, Ali Şeriatî Tahran’da, hânımı Puran Şeriatî ve tüm çocukları Meşhed’dedir.

     Yine aynı yıl, Hüseyniye-i İrşâd’ın düzenlediği Hacc organizasyonuyla Hacc’a gider. Gitmeden evvel “vasiyet”ini de yazar. 

     Aynı dönemde Mısır’a gider. Tüm katılımcıların piramitleri ve Firavun’un mezarını ziyaret ettiği vakitlerde O, bu mezarlara taş taşırken ölen Afrikalı kölelerin yasını tutmakta, onların mezarları başında durmaktadır. 

     Ülkesine döndükten sonra Hüseyniye-i İrşâd’da ders vermeye devam eder. Ardı ardına konferanslar verir (zaten kitaplarının çoğu bu konferanslardan derlemelerdir). İthamlar da devam etmektedir. Sunumlarında hem geleneksel Şiâ hem de geleneksel Sünnîlik eleştirisi yaptığı, kadınların toplantılara katılmasını sağladığı gerekçeleri, tiyatroya verdiği önem ve “Ebû Zerr” gösterisinin bu kurum altında yapılmasından dolayı büyük tepkiler alır. Bu durum Ali’yi çok üzmektedir. Şâh rejimi bir yandan, gelenekçi – muhafazâkâr kesimler diğer yandan, Ali Şeriatî’ye karşı cephe alırlar. Çeşitli kurumlara “Gezici Kütüphane” önerisini sunar, Ali Şeriatî. Ancak hiçbir kurumdan olumlu karşılık alamaz.

     1972 yılında Hüseyniye-i İrşâd, habis Şâhlık rejimi tarafından kapattırılır. Rejim bununla da kalmaz, bir yıl sonra, 1973’te aldığı kararla Ali Şeriatî’nin tüm kitaplarını ve yazılarını yasaklar. Ali Şeriatî’nin yazıları ve konuşmaları yasaklanınca, öğrencileri O’nun yazılarını ve konuşmalarını “Ali Serdebarî” ve “Ali Sebzevarzâde” müstear ismiyle yaymaya devam ederler. (Sebzevar, Ali Şeriatî’nin doğduğu ilçenin adıdır.)

     Artık rejimin Ali Şeriatî üzerindeki baskıları giderek artmaktadır. Ali Şeriatî çoğu zaman gizli ev toplantıları düzenler; o dönemde bir arkadaşının dediği gibi, “Artık O bir ‘kültür gerillası’dır”. Monarşiye karşı olan özgürlük mücadelesini yarı gizli bir biçimde sürdürmeye devam eder.

     1973 yılında Dr. Ali Şeriatî hakkında “tutuklama kararı” çıkartılır ve rejim tarafından aranmaya başlanır. Ancak Ali Şeriatî’yi bulamayan SAVAK, babasını ve bazı akrabalarını gözaltına alır. Bunun üzerine Ali Şeriatî, mecburen kendisi ortaya çıkıp SAVAK’a teslim olur.

     Ali Şeriatî, – devrimden sonra “müze” yapılan ve geçen bölümde sizler için gezip tanıttığımız – “Suikastlere Karşı Ortak Komite Cezaevi” (Fars. ﺰﻨﺪﺍﻦ ﮐﻤﻴﺘﻪ ﻤﺸﺘﺭﮎ ﻀﺪﺨﺭﺍﺑﮑﺎﺭﻯ [Zindanê Kumiteyê Mûşterekê Dadxrabkarî]) adlı “işkence merkezi”ne atılır.

     Dr. Ali Şeriatî için burada, 18 ay sürecek zorlu işkencelere uğradığı zindan hayatı başlar. Çoğu zaman karanlık bir hücrede tek başına tutulur ve hergün periyodik olarak en iğrenç ve insanlıkdışı işkencelere tabi tutulur.

     Fakat Ali Şeriatî Şâh rejiminin zindanlarında en ağır ve insanlıkdışı işkenceler altındayken, ancak filmlerde rastlanabilecek çoook ama çok ilginç bir hadise yaşanır: 1974 yılının Mart ayında İran şâhı Muhammed Şâh Rıza Pehlevî (ﻤﺤﻤﺪ ﺸﺎﻩ ﺮﻀﺎ ﭙﻬﻠﻮﻯ), kısa adı OPEC olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (İng. Organization of Petroleum Exporting Countries) üyesi ülkelerin toplantısına katılmak üzere Cezayir’e gider.

     Kaderin cilvesine bakın ki, dönemin Cezayir Dışişleri Bakanı Yardımcısı, zamanında Ali Şeriatî ile birlikte Paris’te okumuş ve beraber Cezayir Kurtuluş Hareketi’nde bulunmuş olduğu Abdullatif Humeysetî’dir. Humeysetî, Şâh Rıza Pehlevî’den OPEC toplantısı esnasında, eski sınıf arkadaşı Ali Şeriatî’yi serbest bırakmasını rica eder. Şâh ülkesine döndükten sonra bu rica üzerine Ali Şeriatî’yi serbest bırakır.

     Ali Şeriatî artık mâhkum değildir ama sürekli gözetim altında tutulur. Bedeni zindanda uğradığı işkencelerden dolayı bitkindir ve ışığa karşı aşırı derece duyarlılık göstermektedir. Ama Şeriatî bu işkenceler karşısında dahi husumete hiçbir zaman kapılmaz. Çevresine sürekli bütün konuşmalarında, monarşiye karşı mücadelenin silâhla olmaması gerektiğini, bütün çalışmalarının fikirsel ve düşünsel boyutta sürmesi gerektiğini söyler.

     Serbest bırakılan ancak “ev hapsi”nde tutulan Dr. Ali Şeriatî, Tahran’da çok sıkıntılı günler yaşıyordu. Bütün toplantı ve sohbetlerini gizli yapmak zorundaydı. SAVAK’ın göz hapsi, ailesinin normal yaşantısını dahi engeller hale gelmişti. Ali Şeriatî artık bundan sonra ailesi ile birlikte, yani hânımını ve çocuklarını da alıp Avrupa’ya hicret etmenin yollarını düşünmeye başlar.

     Zorlu bir sürecin ardından SAVAK’ı da atlatarak Mayıs 1977’de, İran’dan uçakla Belçika’ya, oradan da İngiltere’ye geçer.

     Bu hicretini kendisi şöyle ifade ediyordu: “Hak ve İslam yolunda yeni bir dönem.”

     İngiltere’nin en güneyindeki Hampshire vilayetinin Manş Denizi (İng. The Channel; Bret. Mor Breizh; Corn. Mor Bretannek) kıyısındaki Southampton ilçesine, bir tanıdığının yanına yerleşir. Fakat çocukları (ABD’de eğitime gönderdiği İhsan hariç) ve eşi Puran, hâlâ İran‘dadırlar. Puran Hânım, sadece iki kızını (Susen ve Sara’yı) İngiltere’ye, babalarının yanına gönderebilir; kendisine ve en küçük kızı Mona’ya havaalanında yurdışına çıkış için izin verilmez. Diğer kızları Susen ve Sara uçağa binip İngiltere’ye, babalarının yanına giderler, 18 Haziran 1977.

     İngiltere’deki arkadaşının evinde, kızları Susen ve Sara ile birlikte kalan Dr. Ali Şeriatî, bundan sonra eşi Puran’ı ve küçük kızı Mona’yı bekleyecektir.

     Ancak çocuklar annelerine kavuşmayı umarken, sadece bir gün sonra, yanında kaldıkları babalarını kaybederler, “esrarengiz” bir şekilde…

     19 Haziran 1977 gününün sabahı, yani Susen ve Sara’nın gelmesinin ferdâsı günü, Ali Şeriati evde, tek başına kaldığı odanın kapı eşiğinde cansız vaziyette bulunur. Baba ve çocuklar henüz İngiltere’de bir akrabanın evinde bir gece geçirip, kısaca sohbet etme imkanı bulmuştur ki, aynı gecenin sabahı Ali Şeriatî esrarengiz bir şekilde şehîd edilir.

     Ailesi ve sevenleri, yıkılır adetâ…

     Bu ani ve genç yaştaki vefâtı hakkında SAVAK’tan şüphelenilmektedir. Çünkü o sırada Şeriatî’nin bedensel hiçbir rahatsızlığı yoktu. Ayrıca vefâtın üzerinden daha iki saat geçmeden, ev İran Konsolosluğu tarafından aranır ve cenazenin resmî işlemlerinin yapılması istenir. Vefâtın ardından ceset üzerinde otopsiye dahi izin verilmez. Belgesel olarak ispatlanamamıştır ancak Şeriatî’yi SAVAK’ın zehirleyip şehîd ettiği bilgisi büyük ölçüde yaygındır.

     Ayrıca İran Şâhlık devleti, yaşadığı zaman türlü oyunlarla kullanamadıkları ve her türlü çileyi çektirdikleri Dr. Ali Şeriatî’nin cesedi üzerinden bir “meşrûluk” çıkarmaya kalkmış, naaşı İran’da devlet töreni ile defnetmeyi ve Batı’ya karşı Ali Şeriatî’yi sanki monarşiye destek çıkan bir aydın gibi sunma telaşına düşmüştür. Maalesef katil SAVAK, cenazeye de sahip çıkmak ister. Ancak sevenleri, eşi ve oğlu bu duruma müdahale ederler.

     Bunun üzerine Ali Şeriat’i’nin ailesi ve yakın çevresinin gayretleri ile naaşı Suriye’nin başkenti Şam’a, Hz. Zeyneb Türbesi’ne götürülür. Ali Şeriatî’nin cenazesi Şam’da, Peygamber Efendimiz (saw)’in torunu, Hz. İmam Ali (as) ile Hz. Fatımâ Zehrâ (sa)’nın kızı, Hz. İmam Hasan (as) ve Hz. İmam Hüseyin (as)’ın kızkardeşi Hz. Zeynep (sa) annemizin yanına defnedilir.

     Ali Şeriatî, genç sayılabilecek bir yaşta, henüz 44 yaşındayken şehîd edilmesine rağmen, Müslüman bir coğrafyaya ait olmanın bütün sıkıntılarını çekmiş, İslam dünyasının geri kalmış ve sömürgeleştirilmiş konumundan kurtarılması için önemli çalışmalar yapmış ve bu yolda ömrünü harcamış bir aydındı.

     Hiç kuşkusuz, İslam dünyasının 20. yy’da yetiştirdiği en büyük düşünür ve entelektüeldi. Fikirleri ve eserleriyle İslamî düşünce dünyasında bir çığır açan, düşünsel bir devrim gerçekleştiren isimdi.

     1933 yılında doğup henüz gencecik yaşta, 1977 yılında şehîd edilen ve sadece 44 yıl yaşadığı halde, bu kısacık ömre binlerce yıllık bir birikim ve okyanuslar derinliğinde bir ufuk sığdıran ruşenfikr bir insan olan Ali Şeriatî hakkında, ölümünden bu yana dünyanın farklı ülkelerinde onlarca kitap yazıldı, yüzlerce konferans / panel düzenlendi, binlerce makale kaleme alındı. Öyle ki, hakkında yazılan yazıların ve verilen konferansların sayısı, hayattayken kendisinin yazdığı yazıları ve verdiği konferansları sayıca aştı.

     Farklı coğrafya, kavim ve mezhepten Müslüman bireylerin düşünsel kimliğinin ve ideolojik kişiliğinin oluşmasına vesile olan Dr. Ali Şeriatî hakkında, bugüne dek yapılmış olanların bir iki katı daha yapılsa, öyle sanıyorum ki yine de yetersiz olacaktır.

     (İbrahim Sediyani, Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 51, Sediyani Seyahatnamesi, cilt 6, bölüm 51)

     AJANSLAR, SEDİYANİ HABER, SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     15 ŞUBAT 2019

“Allah seni bana vermekle, bana vermediklerini telafi etmiştir.”

(Ali Şeriatî’den hânımı Puran Şeriatî’ye)

Hem 1977 yılında şehîd olan Ali Şeriatî’ye hem de bugün hayatını kaybeden eşi Puran Şeriatî’ye Allah’tan rahmet, başta aileleri ve yakınları olmak üzere tüm sevenlerine başsağlığı diliyor, bağnazlık ve fanatizmin yaşanmaz kıldığı bu dünyada böyle erdemli insanların sayılarının çoğalmasını diliyoruz.

(SEDİYANİ HABER)

647 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Ali Şeriatî’nin Eşi Puran Şeriatî Vefat Etti

  1. Ishak dedi ki:

    Ancak bu kadar güzel amlayi Sediyani’nin kalemi ile olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir