Sediyani’den Yeni Şiir: “Hattuşaşlı Eleftia”

 

isediyani

Sediyani’den yeni şiir: “Hattuşaşlı Eleftia”

 

 

 

Hattuşaşlı Eleftia

İbrahim Sediyani

     Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
     bitsin bu kaldıramadığım imtihan
     bir yolculuktu benimkisi, menzilini kendim de bilmediğim
     bir yanım Tevrat’ın Tekvin bölümü sanki
     bir yanım Tibet Ölüler Kitabı
     ve ben Kızıldeniz gibi ortadan yarılmışım…
     Bu aşk var ya içimdeki, beni bitirecek
     Tanrım, yaşama sevincimi kaybettikten sonra
     sağlığımı, gücümü yitirdikten sonra
     hayâl kurmayı bile çoktan unutmuşken
     kalbime bu duyguyu, aklıma bu düşünceyi
     ve omuzlarıma bu sorumluluğu niye yükledin?
     Adil mi bu?
     Çare yok;
     ya al bu canımı kurtulayım,
     ya da beni yeniden yarat.
 
     Ama sevdik be dostlar, adamakıllı sevdik
     görür görmez sevdik…
     Duruşu kitap gibi, kokusu toprak
     hüzünlü bakışları Hacer gibi çaresiz
     öptüğüm parmakları Meryem gibi lekesiz…
     Sordum: “Sen ey gönlüme hayat veren güzel kız! Kimsin, kimlerdensin?”
     Dedi: “İsmim Eleftia, memleketim Hattuşaş”
     “Hitit Kürt ülkesinin bir ferdiyim”
     “ben senin çalınan tarihinim”
     “senin kayıp medeniyetinim”…
     Bende zaman durdu, tarih durdu
     ilim durdu, hikmet durdu
     Tanrım, bu ne güzel bir kadın böyle
     kilitli dudakları deniz kırmızısı
     gözkapakları ateş mavisi
     ve gözleri yere düşen sonbahar yaprağının kayıp yeşili
     sanırsın ki yeni yeşeren bir ağacın filizleri sarkacak parmaklarının arasından
     sanırsın ki yeni doğan bir ırmağın kaynağı akacak kirpiklerinin arasından.
 
     Kopacaksa kopsun artık kıyamet
     artık İsrafil mi Sur’a üfleyecek
     yoksa Annunakiler mi geri gelecek Nibiru’dan
     gezegenimize bir göktaşı mı çarpacak
     ne olacaksa olsun artık…
     Eleftia, ey Hitit güzeli Kürt kızı!
     Kahveyeşili gözlerine tutsak olduğum!
     Sen böyle mahzun, böyle çaresiz
     ve ben eli kolu bağlı
     seni yaşadığın o sıkıntılarından
     o kâbus gibi hayattan kurtaramıyorum ya
     kopacaksa kopsun artık kıyamet…
     Oysa ne güzel düşlerim vardı, sana dair
     ne güzel hayâllerim vardı
     sana mor renkli elbiseler alacaktım Fenike ülkesinde
     adını taş tabletlere kazıyacaktım Asur mekteplerinde
     beraber fidan dikecektik Babil’in asma bahçelerinde
     sana sevdâ türküleri okuyacaktım Urartu kalelerinde
     toprağı ekip biçecektik deniz kenarındaki Frigya tarlalarında
     seni beslemek için her gün çalışmaya gidecektim Lidya diyarına
     ve bu bedenimi sana kurban edecektim Sümer tapınaklarında
     oy ben öleydim, leylim leylim
     başımı alıp nereye gideyim, derdo derdo
     kendimi denizlere mi atayım Pier Gerlofs Donia gibi
     ormanın içine girip saklanayım mı Dedan Kimathi gibi
     yoksa kendimi dağlara mı vurayım Piranlı Şeyh Abdurrahîm gibi?
     Yaşam nerede başladıysa, orada bitsin artık
     bitsin bu kaldıramadığım imtihan.
 
     Ey Hitit güzeli Kürt kızı!
     Yalnız kalbimi değil, beynimi de esir aldın…
     İlk yaratılan aşk olsaydı, İblis de secde ederdi
     bir ateş yaktın ki, Ginnungagap’a atsan Ragnarök eriyip yok olacak
     okyanusa vursan Lemurya ortaya çıkacak yeniden
     varsın seni bana yazmayı unutmuş olsunlar
     adını kader ağacı Yggdrasil’e ben tırnaklarımla kazıdım
     kim ne derse desin, benim olacaksın
     bir ırmağın iki yakasıyız, ben Kinşasa sen Brazzaville
     bir ülke kuracağım koynunda senin
     bir ülke, ben diyeyim Rohingya sen de Frizya
     Tufan ilk nerede başladıysa orada öpeceğim seni dudaklarından
     On Emir nereye indiyse orada kıyacağız nikâhımızı
     ve Ashab-ı Kehf’in yedi delikanlısı da halay çekecek düğünümüzde
     asiyim, bilirsin, aksiyim
     bilirsin; konuştuğumda Ali’yim, sustuğumda Huzeyfe
     ve küstüğüm zaman Ebu Zerr
     ne halifelere boyun eğerim ne de sultanlara…
     Eleftia, sen ey Hattuşaş’ın şiir boylu dilberi
     yalnız kalbimi değil, beynimi de esir aldın
     Allahım, bu ne kadar güzel bir kadın böyle
     gül yanakları sanki Tanah’ın ilk beş sûresi
     bakışları sanki Avesta’nın kayıp âyetleri
     hele o tatlı dili yok mu
     o tatlı dili
     sanki Tevbe sûresinin unutulmuş Besmele’si.
 
     Hakikat dedikleri, belki de söyleyemedikleridir insanın,
     mârifet dedikleri de belki çaresizliğidir asıl;
     belki de çaresizliğinde gizlidir en büyük erdemi insanın,
     yalnız sevginin olduğu yerde vardır çünkü…
     Sadece idealleri olan insanların zaafları olduğuna göre,
     demek ki bizzat zaafın kendisidir insandaki en büyük güç.
 
sediyani@gmail.com
 
     SEDİYANİ HABER
 
     3 ŞUBAT 2019
 
612 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir