2018’de Kürdistan’da Gerçekleştirilen Ekolojik Keşifler

 

isediyani

Doğal güzellikleri, bitki ve hayvan türlerinin zenginliğiyle bir yeryüzü cenneti olan Kürdistan topraklarında 2018 yılında gerçekleştirilen en önemli ekolojik keşifler

 

     Doğal güzellikleri, bitki ve hayvan türlerinin zenginliğiyle bir yeryüzü cenneti olan Kürdistan topraklarında 2018 yılında gerçekleştirilen en önemli ekolojik keşifler

     Cizre’de Dev Bir Çöl Varanı Bulundu

     (26 Mart 2018)

     Şırnak (Şehr-i Nûh) ilimizin Cizre (Cezira Botan) ilçesinde nesli tükenmekte olan çöl varanı bulundu. Dev kertenkele veteriner kontrolünün ardından doğaya bırakılacak. Cizre’nin Girikova mahallesinde bulunan çöl varanı, 1 m uzunluğunda.

     Yol yapım çalışması sırasında köylüler, nesli tükenmekte olan ve “dev kertenkele” adı da verilen çöl varanı buldu. Olayın kaymakamlığa bildirilmesi ile bölgeye gelen Şırnak Doğa ve Millî Parklar Şube Müdürlüğü yetkilileri, yakaladıkları çöl varanını koruma altına aldı. Bir kafese konularak Şırnak’a götürülen yaklaşık 1 m uzunluğundaki çöl varanı, veteriner kontrolünün ardından doğaya bırakılacak.

     Yaban Keçileri 100 Yıl Aradan Sonra Elbistan’da Görüldü

     (23 Temmuz 2018)

     Nesli tükenme tehlikesinde olan yaban keçileri, 100 yıl aradan sonra Kahramanmaraş (Gırgûmm) ilimizin Elbistan (Eblistan) ilçesinde vatandaşlar tarafından görüldü.

     Avrupa, Anadolu, Kürdistan, Ortadoğu ve Orta Asya’da yaşayan ve vahşî yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türlerin sıralandığı hassas türler kategorisinde olan yaban keçisi, Elbistan’da 100 yıl aradan sonra ilk kez görüldü.

     Şar Dağı ve Belan mevkiinde farkedilen 3 adet yaban keçisi, yoldan geçen vatandaşların da ilgi odağı haline geldi.

     Av Hayvanları ve Su Ürünlerini Koruma ve Yaşatma Derneği Genel Başkanı Ali Haydar Doğan, yaban keçilerinin, bölgedeki neslinin 100 yıldan fazla bir süre önce tükendiğinin bilindiğini söyledi. Son 4 – 5 yıldır bölgedeki yaban keçisi popülasyonunun arttığını belirten Doğan, şu anda Elbistan’ı çevreleyen dağlarda 50’nin üzerinde bir sürünün varlığını bildiklerini anlattı. Yaban keçilerinin, deniz seviyesinden 3000 m yüksekliğe kadar olan sarp kayalıklarda, ormanlarla örtülü sarp ve ulaşılması güç yerlerde ve bodur çalılarla örtülü kayalıklarda yaşadığını hatırlatan Doğan şunları söyledi: “Bu hayvanlar, 100 yılı aşkın bir süre önce görülmüş. Ondan sonraki sürede de hiç kimse bölgede bu hayvanlara rastlamamış. Ülkemizde olduğu gibi dünyada da nesli tükenmekte olan bir tür. Kahramanmaraş Doğa Koruma ve Millî Parklar Şube Müdürlüğü ekiplerimizle yaptığımız çalışmalarda bölgemizde yaban keçisi varlığını 5 yıl önce tespit etmiştik. Ama sayıları çok azdı. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardı. Aradan geçen sürede uygun yaşam ortamı bulan yaban keçilerinin sayısında artış sağlanmış. Şu an, 50’nin üzerinde bir sayıdan sözediyoruz. Bu da çok iyi bir rakam. Bölgenin en büyük doğal yaşam değerlerinden birinin, 100 yıl sonra yeniden görülmesi bizleri çok mutlu etti.”

     Kilis’te Yeni Bir Örümcek Türü Keşfedildi

     (7 Ağustos 2018)

     Gümüşhane Üniversitesi Şiran Mustafa Beyaz Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kemal Kurt, dünyada ilk kez Kilis’te bulunan yeni bir çoban örümceği türünün keşfedildiğini açıkladı. Kurt, dünyada ilk kez Kilis’te görülen yeni çoban örümceği türünün, Kilis’in Akçağıl köyü yakınlarında yapılan arazi çalışmalarında toplanan örneklerin değerlendirilmesi sonucu tespit edildiğini kaydetti.

     Kemal Kurt, yeni bir takson olduğu anlaşılan türe, örnekleri toplayan Doç. Dr. Ersen Aydın Yağmur’un ismine atfen “Microliobunum Erseni Kurt 2018” isminin verildiğini duyurdu. Yapılan çalışma SCI-Expanded kapsamındaki Turkısh Journal of Zoology isimli bir dergide yayımlandı. Microliobunum cinsine ait olan bu tür, ilk defa tanımlaması ve isimlendirilmesi yapılarak dünya literatürüne kazandırıldı.

     Gümüşhane Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil İbrahim Zeybek ise bu keşfin kendilerini memnun ettiğini belirterek, şunları söyledi: “Ülkemiz çok büyük bir canlı ekosistemine sahiptir. Halen keşfedilmemiş türleri içerisinde bulunduran ülkemiz; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında bulunması, olağanüstü zengin topoğrafik ve iklim çeşitliliğine sahip olması, üç kıtanın tarihî göç yolları üzerinde yer aldığı için değişik medeniyetlere evsahipliği yapmış olması gibi sebeplerle oldukça zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Tür çeşitliliği açısından da dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Ülkemizde 30 bin kadar omurgasız hayvan türünün yaşadığı tespit edilmiştir.”

     Van Gölü’nde Yeni Bir Balık Türü Keşfedildi

     (20 Ekim 2018)

     Bugüne kadar balık türü olarak sadece inci kefalinin yaşadığı düşünülen Van Gölü’nde yaşayan yeni bir balık türü keşfedildi. Balığın dünyanın başka herhangi bir yerinde görülüp görülmediğini ve türünü tam olarak tespit etmek için çalışma başlatılacak.

     Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nde yeni keşfedilen balığın 13 m’yi geçen bir mikrobiyalit üzerinde yaşayan 5 – 6 cm boylarında bir balık türü olduğu bildirildi.

     Yeni bulunan balık, Van İl Jandarma Komutanlığı Sualtı Timi’nin göl sularında yaptığı eğitim dalışları sırasında keşfedildi. Bunun üzerine oraya giden Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, araştırmalara başladı.

     Van Gölü’nün 800.000 yıllık tarihi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sarı, yaklaşık 3 ay süren araştırma sonucunda Van Gölü’nde yaşayan ikinci bir balık türünün olduğunu tespit ettiklerini duyurdu. Sarı, “Yani artık Van Gölü’nde endemik inci kefaline ilave olarak yeni bir balık türümüz daha var. Van Gölü’nde yaşayabilen ikinci bir tür balığımız var artık” diyerek sevinç ve heyecanını ifade etti.

     Yıllardır Van Gölü’nde yaptığı çeşitli araştırmaları ve dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalini koruma çalışmalarıyla adından söz ettiren Prof. Dr. Sarı, Van Gölü’nün 3712 km²’lik çok büyük yüzey alanına sahip olduğunu ve 451 m’lik bir derinliği olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Sarı, Van Gölü’nün çok farklı bir ortamı olduğunu belirtirken, bu yönüyle gölün dünyanın en büyük soda gölü olduğunu söyledi. Van Gölü’nün hem tatlı sulardan hem denizlerden çok farklı bir takım ekolojik özelliklere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Sarı, “Van Gölü’nün altında dünyanın en büyük mikrobiyalitleri bulunuyor. Bu mikrobiyalitler gölün dibindeki çatlaklardan çıkan kalsiyumca zengin suların göldeki karbonat ve bikorbonatlarla reaksiyona girmesi ve bu reaksiyona biyolojik süreçlerin de katılmasıyla bir çökelme meydana geliyor. Ve göl dibinde yukarıya doğru yükselen taşlaşmış yapılar ortaya çıkıyor. Bu yapılan ağaç gibi sürekli büyüyor. Van Gölü’nün 0 ile100 m derinlikleri arasında 2013 yılından beri mikrobiyalit alanlarını tespit etmeye çalışıyoruz. Şu ana kadar % 90’ndan fazla alanı taradık. Ve büyük ölçüde mikrobiyalit alanlarını belirledik. Geri kalanı için çalışmalarımız devam ediyor” dedi.

     Mikrobiyalitlerle ilgili yaptıkları çalışmalar sırasında çok ilginç bulgular elde ettiklerini belirten Prof. Dr. Sarı, “Bunlardan en ilgincini bugün sizinle paylaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Bugüne kadar biz Van Gölü biyolojik çeşitliliğinden bahsederken, ‘Şimdiye kadar yapılan tespitlere göre 103 tür bitkisel plankton (fitoplankton), 36 tür hayvansal plankton (zooplankton) ve tek bir tür balık yani inci kefali yaşar’ dedik. Bu ifademiz bugün itibariyle değişti. Plankton türleriyle ilgili henüz yeni bir ifademiz yok. Fakat bu saat itibariyle Van Gölü’nde artık 2 tür balık yaşıyor diyebileceğiz” diye konuştu.

     Van Gölü’nde yeni keşfedilen balıkla ilgili bilgiler veren Mustafa Sarı şöyle konuştu: “Van Gölü’nde çok sınırlı bir alanda bir mikrobiyalitin üstünde yaşayan yeni bir balık türü tespit ettik. 3 aydır bunun üzerinde çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalar kapsamında çok uzun süreli dalışlar, gözlemler, incelemeler yapıldı. Büyük olasılıkla bu balığın yeni bir tür olduğu kanaati oluştu bizde. Bu balık türü küçük bir balık türü. 5 – 6 cm boyunda, gölün ortasındaki yaklaşık 13 m boyundaki mikrobiyalitin üzerinde yaşıyor. Bu mikrobiyalit göl tabanından çıkan tatlı su kaynağı çatlağının üzerinde oluşmuş. Mikrobiyalitin gövdesinden göl suyunun etrafına sürekli tatlı su sızıyor. Bu yüzdende bu 13 m’ik mikrobiyalitin etrafında bir mikro tatlı su habitatı oluşmuş. Ve bu habitatta sadece o mikrobiyalitte yaşayan küçük bir balık türü ile karşı karşıyayız.”

     Yeni bulunan balık türü ile ilgili bilimsel çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Sarı, “Yani artık Van Gölü’nde endemik bir canlı olan inci kefaline ilave olarak yeni bir balık türümüz daha var. Yani inci kefaline kardeş geldi diyebiliriz. İnci kefali yalnızdır diyebiliyorduk fakat artık yalnız olmadığını biliyoruz. Van Gölü’nde ikinci bir tür balığımız var artık. Bu balık grimsi ve sarımtırak, üzerinde siyah noktaları olan bir balık türü. Bu balığın adıyla ve bilimsel türüyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bunların tamamlanması biraz zaman alacak. Bunun yeni bir tür olup olmadığını, yeni tür ise hangi gruba dahil olduğu, adının ne olduğuyla ilgili bilgileri daha sonra paylaşacağım” dedi.

     Bu balık türünden bahsederken çok heyecanlandığını belirten Prof. Dr. Sarı, “Şöyle düşünün: Van Gölü oluşalı 800 bin yıl oldu. Ve bu süre boyunca bu balık burada yaşıyor ama hiç kimse bunun farkında değil. Üstünden tekneler geçiyor, balıkçılar dolaşıyorlar, insanlar dalıyor, çıkıyor ama hiç kimse bu balığın farkında değil. 800 bin yıllık tarih içerisinde bu balıkla ilk karşılaşan kişiler bizler olduk. Bu balığın ilk görüntülerini sualtı fotoğrafçısı Saygın Dura görüntüledi. Bu çalışma kurumlar arası işbirliğinin bir ürünü. Hiç kimse bir şeyi tek başına tam olarak yapamaz. Akademik yaşamı boyunca Van Gölü ve inci kefaliyle ilgili araştırmalar yapan bir akademisyen olarak çok heyecanlı ve duyguluyum. Çünkü Van Gölü’nün 800 bin yıllık ömrü içinde bu balık ilk defa insanla karşılaştı. Bizler bu türün, bu balık neslinin karşılaştığı ilk insanlarız. Bu bir bilim insanı için çok heyecan verici. Ama aynı zamanda büyük sorumluluk gerektiriyor. Bilimsel çalışmalar tamamlanır tamamlanmaz bu balığın yaşam habitatı olan bölgenin korunması için gerekli birimlere müracaatlarda bulunacağız” dedi.

     Nadir Görülen Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Erzurum’da Görüntülendi

     (27 Kasım 2018)

     Erzurum (Kalikala) ilimizin İspir (Éspîr) ilçesindeki 3 bin 711 rakımlı Verçenik Dağları’nda, doğa koruma ve millî parklar görevlilerince yapılan çalışma sırasında, nadir görülen çengel boynuzlu dağ keçisinin görüntüleri yakalandı. Yüksek rakımlı sarp vadilerde yaşayan ve bu nedenle doğada az görülen çengel boynuzlu dağ keçisi, drone ile görüntülendi.

     Tarım ve Orman Bakanlığı 13. Bölge Müdürlüğü Erzurum Şube Müdürlüğü ekipleri, yaban hayatının varlığı hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla Erzurum’un İspir ilçesindeki 3 bin 711 rakımlı Verçenik Dağı’nda yer alan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda, çengel boynuzlu dağ keçilerine ilişkin bir envanter çalışması yaptı. Görevlilerden yaban hayatı teknikeri Mustafa Topaloğlu, Verçenik Dağları’nın İspir kesimindeki karla kaplı arazilerde drone uçurarak, ilçe çevresinde envantere kayıtlı sadece 11 adet bulunan çengel boynuzlu dağ keçilerinden birini görüntülemeyi başardı.

     Kar yağışı ile beyaza bürünen ve eşsiz güzelliklerin ortaya çıktığı dağların zirvesinde görüntülenen çengel boynuzlu dağ keçisinin karla kaplı sarp arazilerdeki gezisi, güzel görüntüler oluşturdu.

     Doğa koruma ve millî parklar görevlilerinin her yıl bölgede yaban hayatına ilişkin envanter çalışması yaptığı belirtildi.

     Peygamber Çiçeğinin Yeni Bir Türü Daha Bulundu

     (30 Kasım 2018)

     Adıyaman (Semsur) ilimizin Çelikhan (Çêlıkan) ilçesinde peygamber çiçeğinin yeni bir türü daha bulundu. Bartın (Parteni) ilimizde bulunan Bartın Üniversitesi’nde görev yapan iki akademisyen ve İranlı bir bilim insanı, arazide yaptıkları çalışmalar neticesinde, “peygamber çiçeği” olarak bilinen “cyanus”a ait yeni bir bitki türünü daha dünya literatürüne sokmayı başardı.

     Bartın Üniversitesi Orman Fakültesi’nde görev yapan öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Barış Özel, Doç. Dr. Zafer Kaya, yüksek lisans öğrencisi Ramazan Ateş ve İranlı bilim insanı Kâzım Nigariş, yaklaşık bir yıl sürdürdükleri çalışmalar neticesinde Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde yeni bir bitki türü buldu. Peygamber çiçeği ailesinden olduğu tespit edilen bitki türüne, Çelikhan ilçesinde bulunması nedeniyle “Cyanus celikhanensis” adı verildi.

     Dünya literatürüne tanıtılan “Cyanus celikhanensis”in özellikleri ve yapısının anlatıldığı 5 sayfalık bilimsel makale, Almanya’da Fresenius Environmental Bulletin dergisinde yayımlandı.

     Özel ve Kaya, Ocak ayında da yaklaşık 7 ay süreyle sahada yürüttükleri çalışmalarda Bolu (Bitinya) ilimizin Mengen ilçesine bağlı Arak köyünde yeni bir bitki tür keşfetmiş ve bu türe “Cyanusbanchevae Z. Kaya” adını vermişti.

     Halil Barış Özel, yaptığı açıklamada, “Cyanus” bitki cinsinin ülke florası açısından çok önemli olduğunu söyledi. Bitki türünün yaklaşık bir yıl kadar saha çalışmaları neticesinde keşfedildiğini belirten Özel, “Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde tespit ettik. Orman habitatı açısından baktığımızda taşlık ve kayalık bir toprak yapısında yetişiyor, çok güzel renkleri olan bir bitki. Çok önemli bir tür, kendine has bir vejetasyonu (bitki örtüsü) var. Doğu bölgemizde bu önemli vejetasyonun çok özel elamanı olarak bunu tespit ettik” diye konuştu. Türün, kurak bölgelerde yapılan ağaçlandırma çalışmalarında toprağın yapısı açısından da önemli olduğunu anlatan Özel, bitkinin bulunduğu bölgede genelde kuraklık ağaçlandırmaları yapıldığına değindi. Özel, burada ağaçları dikmeden önce mutlak suretle toprak oluşumunun ve toprağın o hareketli yapısının durdurulması gerektiğini dile getirerek, “Bunun için de toprakta aynı zamanda organik madenin de bulunmasını sağlamamız gerekiyor. Bu bitki türü bu anlamda yapraklarını döktükten sonra o bölgede zaten zayıf olan organik madde kaynağına da bir katkı sağlıyor. Ülkemizin florasına yeni bir bitki türü kazandırdığımız için ve uluslararası bir çalışmaya imza attığımız için çok mutluyuz. Ülkemize, bilim dünyasına, konuyla ilgilenenlere hayırlı olsun” şeklinde konuştu.

     Zafer Kaya ise “Cyanu”un Türkiye’de keşfedilmiş 26 türü bulunduğunu bildirdi. Bu 26 türden yarısından fazlasının endemik olduğunu belirten Kaya, “Süslü mavi çiçekli bir bitki, bilim dünyasına tanıtıldı” dedi.

     Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun da, “Çok kıymetli hocalarımıza yaptıkları bu güzel çalışma için teşekkür ediyorum. Başarılarının devamını diliyorum” ifadesini kullandı.

     Cizre’de Nesli Tükenmekte Olan Boynuzlu Baykuş Bulundu

     (31 Aralık 2018)

     Şırnak (Şehr-i Nûh) ilimizin Cizre (Cezira Botan) ilçesinde nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan yaralı bir boynuzlu baykuş bulundu.

     Cizre’nin Suriye sınırının sıfır noktasında bulunan Rehberlik ve Araştırma Merkezi bahçesine yaralı bir boynuzlu baykuş girdi. Kuşu farkeden Araştırma Merkezi Müdürü Agit Işık ve görevliler, kanadı kırık olan ve yağmurdan dolayı ıslanan hayvanı kurutup besledikten sonra durumu Doğa Koruma ve Millî Parklar Şırnak Şube Müdürü Orhan Kalay’a bildirdi.

     Kuşu, sabah saatlerinde kurumu açtıklarında bahçede gördüklerini ifade eden Agit Işık, “O halde görünce yanına gitmeye çalıştık. Ama yanına yaklaştığımızda bizi biraz ürküttü. Sonrasında ise baykuşun uçamadığını farkedip yakalamaya çalıştık. Birazcık uğraşın ardından yaralı olduğunu farkettiğimiz baykuşu incitmeden yakalayıp kurumun içine götürdük” dedi. Bu büyüklükteki bir baykuşu ilk defa gördüğünü söyleyen Işık, “Baykuş tüm arkadaşlarımızla birlikte çok ilgimizi çekti. Hayvanla ilgilenmeye çalıştık ve bir o kadar da üzüldük, çünkü hayvan yaralıydı. Muhtemelen çok uzak bir yerden geliyordu, çünkü burada daha önce hiç rastlanmayan bir baykuş türü bu. O yüzden bir an önce tedavi edilip doğal ortamına bırakılması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu. Hayvanı yakaladıktan sonra türünü ve yaşam alanını çok merak ettikleri için ufak bir araştırma yaptıklarını ifade eden Işık, özetle şunları kaydetti: “Nesli tükenmekte olan bir baykuş türü olduğunu ve bölgemizde yaşamadığını öğrendik. Dolayısıyla biz hayvanı beslemek için et ve benzeri yiyecekler vermeye çalıştık ancak hiçbirini yemedi. Muhtemelen çok ürktüğü için verdiklerimizi yemedi ya da yaşadığı acıdan dolayı yemedi. Görünümü ürkütücü olmasına rağmen çok masum bir hayvan. Kurumdaki bütün arkadaşlarımız kendisi ile resim çektirdi ve hiçbirine zarar vermedi. İlgili merciler hayvanı tedavi edip doğal yaşamına bırakmak için almaya geleceklerini söyledi. Bizim de buradaki temel amacımız hayvanın tekrar doğal ortamına kazandırılmasıdır.”

     İbrahim Sediyani

     SEDİYANİ HABER

     31 ARALIK 2018

 

178 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir