Kasım 2018 İnstagram Paylaşımları

 

isediyani

Kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşan yazar İbrahim Sediyani’nin İnstagram’da Kasım ayında paylaştığı fotoğraflar…

 

 

     Kendisine ait kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşıp altına düşündüren sözler yazan yazar İbrahim Sediyani’nin bu yılın Kasım ayında İnstagram’da paylaştığı fotoğrafları sitemiz takipçilerinin ilgisine sunuyoruz.

     İşte Sediyani’nin Kasım ayı boyunca paylaştığı birbirinden ilginç ve güzel doğa, hayvan, insan, toplum, çocuk ve kadın, aile, kırsal yaşam ve san’ât fotoğrafları ve onların altına yazdığı düşündüren, anlamlı ve güzel sözler…

     * * *

Doğa, bizim evimiz…

Kendisiyle barışık olan insan, hayvanlarla da arkadaş olur, ağaçlarla kardeş olur. Kendisiyle barışık olmayan insan ise, diğer insanlarla bile anlaşamaz. Çünkü kendisine saygısı olmayan kişinin başkasına da saygısı olmaz. Bencil ve kibirlidir. Böyle birinin başkasına verebileceği hiçbir şeyi yoktur.

“Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.”

Doğa kızgın, kendi çocuklarına. Doğa öfkeli. Gezegenimize verdiğimiz sayısız zararlar, ekolojik dengeyi tümden bozmamız karşısında, hakkettiğimiz şey aslında âfettir, hatta helaktır. Fakat Doğa Ana yine de merhametli, sadece kızmakla yetiniyor.

“Doğayı koru. Ona kötülük etme. Doğa senin ailen, hayvanlar ve bitkiler senin kardeşlerindir. Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır ve biz de onun bir parçasıyız. Hayvanlar, bitkiler, ağaçlar, kuşlar, çiçekler, göller, nehirler, şelâleler, bunların hepsi senin kardeşlerin ve kızkardeşlerindir.

Cehalet, kibir, öfke, kıskançlık ve açgözlülük, kayıp bir rûhtan kaynaklanır. Rûhunu bunlardan arındır ki kendini geri kazanabilesin. Kişiliğini ilim, tevazû, sakinlik, sevgi ve paylaşımcılık ile donat.

Yeryüzü üzerindeki herşeye saygılı ol. İster insan, ister hayvan veya bitki olsun.

Diğer insanların düşüncelerini, isteklerini ve sözcüklerini onurlandır. Başka birinin sözünü asla kesme, alay etme ya da taklidini yapma. Herkese fikirlerini ifade etmesi için izin ver. Hiç kimseye düşüncelerinden dolayı baskı ve şiddet uygulama.

Hiç kimseye karşı kötü sözle konuşma. Kırıcı olma. Karşındaki bir konuyu bilmiyor ya da yanlış biliyor olsa da, bu ona hakaret etmeni meşrû kılmaz. Unutma: Konuşma üslûbunu bilmemek, bir konuyu bilmemekten daha ayıptır.

Evrende hiçbir şey yok olmaz. Daima iyilik yap, daima güzel sözler söyle. Unutma: Evrene bıraktığın pozitif enerji, sana katlanmış olarak geri döner. Negatif enerji de aynı şekilde.

Herkes hata yapabilir. Ve tüm hatalar bağışlanabilir.

İyimser ol. Zirâ kötü düşünceler zihinsel, bedensel ve rûhsal hastalıklara neden olur.

Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek, zihinlerini bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak.

Başkalarının kalplerini incitmekten kaçın. Verdiğin acının zehiri sana geri döner. Kötü söz söylersen, nasibine zehir içmek düşer. Güzel söz söylersen, nasibine bal yemek düşer. Unutma: Ağzından ne çıkarsa, ağzına da o girer.

Her zaman dürüst ol. En başta da kendine karşı.”

Kızılderili reisi Tatanka Yotanka (Oturan Boğa)

Ömrümün sonbaharında sarı bir yaprak gibi beklerken ölümümü
bir el kaldırdı beni düştüğüm yerden
ve ab-ı hayat üfledi yeşili kaybolmuş rûhuma
su sesi geliyordu yeniden gülümseyen yüzüme vuran rüzgârdan
ürkek bir ceylanın korku dolu yüreğinde ısıtıyordum avuçlarımı
bir kelebek kanat çırptı doğanın yazdığı şiirin en güzel mısrâlarına
lapa lapa kar yağıyordu onikibin yıllık tarihin üstüne
attığım her adımda başka bir medeniyet çığlık atıyordu ayaklarımın altında
ve dağlar, omuzlarına kutsal kitap yüklenmiş gibi çökmüşlerdi
çocukken ezberlediğim şarkıları söyleyerek akıyordu gümüş ırmaklar
alfabedeki tüm sessiz harfleri okuyabiliyordu ormandaki yaşlı ağaç
bir Hitit dûâsı okudum, bir de Sümer ilahîsi
Tanrı buyurdu: “Biliyorum bana küstün,
ama sanma ki seni unuttum ve sahipsiz bıraktım.”
Mor elbise giymiş Fenikeli bir kıza kaptırdım gönlümü
tam da gerçek sandığım sahte bir rüyâdan uyandığım gün
Dedim: “Sen ey, Fenike kızı Yelizabel! Elimi tutar mısın?”
Dedi: “Evet.”
Dedim: “Sen ey, Akdeniz havzasının en güzel kızı! Bana varır mısın?”
Dedi: “Evet.”
Ey aşk, sen nelere kadirsin?..
Âdem babamıza haber verin
beni yasak ağaca götürsün
dallarında asılı geri kalan tüm elmaları ben yiyeceğim.
 
(İbrahim Sediyani, “Fenike Kızı Yelizabel”)
 
 
Bir düş kurdum, tan vakti kalkarken sahura
coğrafyalar bağrına sakladı gecenin karanlığıyla paylaştığım sırlarımı
yağan yağmur altında ıslandılar senin için biriktirdiğim sevgi sözcükleri
çocukların iki memesi arasında yaprak açtılar toprağa diktiğim fidanlar
üç karınca birden paylaşıyordu yeşil bir yaprağın üzerindeki tek damla suyu
yıldızlar yol gösteriyordu Herkül’ün direklerinin arasına yelken açan gemilere
bir meyvâ kopardım kader ağacının henüz olgunlaşmamış dalından
kalabalıklar gösteri yapıyordu geceleri üşüdüğüm şehirlerin meydanlarında
korkmuyordum ama artık ben, sen vardın diye
yirmidokuz ülke, altı kitap ve on cilt seyahatname yükleyerek sırtıma
yüksek bir dağın zirvesine çıkmaya çalıştım
ben yürüdükçe daha da büyüyordu sanki koca dağ
ben yükseldikçe uzaklaşıyordu zirvesi benden
bir dağ ki, heybetli mi heybetli
bir dağ ki, aman da aman, büyük mü büyük
bir yamacı Kafkasya, hüzün ve gözyaşı taşır Adiğe sürgününe
bir yamacı Trakya, sevdâ türküleri taşır Tuna boyundaki kavimlerin diline
bir yamacı Kapadokya, günışığı ve gökmavisi taşır ellibin kişilik yeraltı şehirlerine
bir yamacı Mezopotamya, sesli harfler taşır köylerin haritadan silinen isimlerine
korkmuyordum ama artık, çünkü sen vardın
ne Kartaca takmıştım ne de Kommagenê
gönül kapımı açtım sana, Bab’el- Mendeb gibi
kollarımı açtım sana, ey Fenike kızı Yelizabel
gel sarıl bana
sağ kolum bilim, sol kolum sanat
bunlarla besleyeceğim seni
ve bu ikisinden başka da hiçbir şey vaad etmiyorum sana.
 
(İbrahim Sediyani, “Fenike Kızı Yelizabel”)
 
 
Hayatın anlamını düşünerek yol alırken karanlık bir meçhule doğru
gözlerimde hüzün, kalbimde kırgınlık arşınlarken gücü tükenmiş adımlarımı
bir yeraltı şehri keşfettim Batman Çayı’nın kenarında
topraktan yapılmış piramitlerin altında
gidip gezmek istedim o şehrin sokaklarında
evlerine misafir olmak istedim toprak altında kalmış medeniyetin
bir şehir ki, kadim mi kadim
bir şehir ki, aman da aman, büyük mü büyük
bir mahallesi Şuruppak, taş tabletlere çivi çakıyorlardı bilge erkekler
bir mahallesi Hattuşaş, buğday ekerek tarım yapıyorlardı elleri nasırlı çiftçiler
bir mahallesi Sayda, mor renkli kumaşlar dikiyorlardı hünerli terziler
bir mahallesi Vaşşuganni, sacda ekmek pişiriyorlardı şiir kokulu kadınlar
evlerine konuk oldum insanların gizemli yeraltı şehrinde
çay ve kek ikrâm ettiler bana dut ağacından yapılmış tepsilerde
ama saklı gerçekleri göstermediler
gizlediler
“ilim bildiklerindir, hikmet ise saklı olan”
dedi ak sakallı yaşlı bir bilge buram buram tüten çayından bir yudum alarak
ama hepsi orda, biliyorum, hepsi orda
Ahura Mazda’nın unutulmuş buyrukları
Mani’nin hümanist öğretileri
Kutsal Ahit Sandığı
ölümsüzlük iksirini taşıyan ıhlamur ağacı
kayıp Nasıra, unutulan Petra, yakılan İskenderiye
hepsi orda
kadın peygamberlere inen vahiyler
Deborah’ın, Miryam’ın, Nadya’nın, Hulda’nın anaerkil şeriâtı
Hatice’nin yarım kalan devrimi
biliyorum hepsi orda
erken ölümler, ahhh, erken gelen ölüm
Ortadoğu’nun tam değişecekken artık hiç değişmeyecek olan acınası kaderi
korkmuyordum ama artık ben, sen vardın diye
sen tuttun ya ellerimden, Fenike kızı Yelizabel
başını koydun ya göğsüme
okşadım ya ipek saçlarını
ey sanat ve edebiyat kokan kadınım
korkmuyordum.
 
(İbrahim Sediyani, “Fenike Kızı Yelizabel”)
 
 
Batman (Élih) ilimizin Güvercin (Emso) köyünde Numan Baktaş, kızkardeşi Muazzez Baktaş ve gazeteci İbrahim Sediyani tarafından keşfedilen piramit benzeri tepeler ve bulunan antik eserler, tüm Türkiye’yi ve Dünya’yı heyecanlandırdı. “Batman Piramitleri”ne dünyanın farklı ülkelerinden turist akını yaşanıyor.
 
Bu arada Emso köyü yerli ve yabancı turist akınına uğruyor. Doğa ve Kültür Derneği Aktivisti Gazeteci – Yazar Emin Bulut, bölgede arkeolojik ve jeolojik çalışmaların yapılmasını istedi.
 
Tepelerin piramit olduğu ve içerisinde tüneller ile antik eserlerin bulunduğu iddiâsı üzerine doğa aktivistleri bölgeye giderek incelemelerde bulundu. Doğa ve Kültür Derneği’nden Gazeteci – Yazar Emin Bulut, Güvercin (Emso) köyünün çok önemli bir tarihî ve kültürel alan olarak Türkiye ve Dünya gündemine girdiğini söyledi. Bunun üzerine bir heyet olarak bölgeye geldiklerini anlatan Bulut, “Bölge zaten tarihî, kültürel ve doğal olarak çok önemli bir arkeolojik doğal yerleşke alanıdır. Batman Piramitleri olarak gündemleşen bu alanın araştırılması ve bilimsel rapor hazırlanması konusunda Batman Üniversitesi’ne çağrıda bulunduk. Dernek olarak resmî yazışmalarda bulunduk. Arkeolojik ve jeolojik çalışmalarının yapılmasını talep ettik. Batman Piramitleri’nin hem ulusal düzeyde ve hem de uluslararası noktada tanıtımına katkı sunacağız. Doğa ve Kültür Derneği olarak bu alana sahip çıkıyoruz” dedi.
 
Piramitleri görmek için köye gelen Ukraynalı doğa aktivisti Mihail ise, “Konuyu haberlerde öğrendik. Piramiti merak edip, görmek için Batman’a geldik. Gelip yerinde gördük ve çok etkilendik” diye konuştu.
 
Öte yandan başta ABD olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinden en ünlü arkeologların Numan – Muazzez Baktaş kardeşler ve İbrahim Sediyani ile irtibata geçerek, piramitleri bilimsel olarak incelemek için bölgeye gelmeye hazır olduklarını bildirdikleri öğrenildi.
 
(http://www.sediyani.com/?p=25698)
 
 
Ne Nûh’un tufanı, ne de İbrahim’in evreni sorgulaması
gerçek sandığım sahte bir rüyâdan uyandığımda başlamıştı yeni hayatım
birbirlerine selam veriyorlardı yeryüzündeki tüm hayvanlar
güzelliğine iltifat ettim yanından geçtiğim her ağacın
elinden tutup kaldırdım acımasızca yerlere indirilmiş bir haysiyetin
altı aylık bir bebeği öptüm çenesi ile alt dudağı arasındaki en tatlı yerinden
bütün dînlerin tapınaklarını besliyordu abdest aldığım çeşmenin suyu
melekler ekmek bıraktılar her öğün tek başıma oturduğum sofraya
yüzyirmidörtbin peygamber ortak oldu her Ramazan yalnız yediğim iftarlara
parmağımla kadim bir ülkenin haritasını çizdim ellerimden tutan kadının avuçlarına
bir dut ağacının gölgesinde okudum kendisine Apaçi kadını Oşinna’nın sözlerini
yağan yağmur altında ıslandı birbirimize verdiğimiz namus ve şeref sözü
büyük bir ateş yakıldı okyanusun altında onbinlerce yıldır üşüyen kayıp kıtada
kadınlar ve erkekler elele tutuşup halay çekiyordu denizin altında
gençler sevdikleri cümlelerin altını çiziyordu suya yazdığım makalelerin
mor elbise giymiş Fenikeli bir kıza kaptırdım gönlümü
çocuklara okuma – yazma öğretiyordu bir köy okulunda
seni tanıdım ya, Fenike kızı Yelizabel
baktığım her nehir Yeşilırmak, gördüğüm her şehir İsfahan
sevdim ya hani seni, kadınım
sevmişim ya seni
kıldığım her namaz akşamın üçüncü rekâtı.
 
Yüce Yaratıcı, yaratıcı kullarını sever…
İnsanı yaratan Allah,
yarattığı insandan bir tek şey istemektedir aslında:
Kendini yeniden yaratmasını.
 
(İbrahim Sediyani, “Fenike Kızı Yelizabel”)
 
 
Doğa ile estetiğin buluşması.
 
 
Bir bakışı var ki, kalem sükût eder.
 
 
Babadan kızına…
 
 
Sanatçının bir gözü de doğada bulunur. “Üçüncü göz” denir buna. Görmediğini sandığınız birçok şeyi görüyor aslında. Susuyorsa, asaletindendir, erdemindendir. Yalanlarınızla onu kandırdığınızı sanırsınız ama, o gerçekte kendisinden sakladığınız her şeyi biliyordur. O sizin ne yaptığınızı görüyor, çünkü bir gözü de doğada bulunur.
 
 
Başım gözüm üstüne…
 
 
Gerçek Aşk Tanrıçası: Oklavia
 
 
Hani ağaçlara ne kadar yakından bakarsanız o kadar fazla seversiniz ya, sevdikleriniz de öyle.
 
 
 
 
Yeşili Aşkabat’tan; “sevgi”dir o. Mor ise Fenike’den; “sadakat”tir. İkisi de olmalı. Birini yok edersen, çiçeği öldürürsün.
 
 
Bir günlük ömür, ömre bedel güzellik.
 
 
“Benden toprağı sürmemi istiyorsunuz. Bıçağımı alıp annemin göğsünü yırtacak mıyım? Sonra ben öldüğümde dinlenmem için o beni kucağına almayacak. Toprağı kazıp taşları çıkarmamı istiyorsunuz. Annemin kemikleri için derisini mi yüzeceğim? Sonra ben öldüğümde tekrar doğmak için onun bedenine giremeyeceğim. Benden otları biçmemi, saman yapmamı ve satıp beyaz adam gibi zengin olmamı istiyorsunuz. Fakat annemin saçlarını nasıl keseceğim?”
 
(Kızılderili reisi Wovoka)
 
 
Tam çocuk gibi sevinecektim ki, o bana tıpkı bir çocuk gibi bakıyordu…
 
 
“Tabiâtın bahçelerinde küçük bir çocuk hayretiyle gezinirken, kuşların şakımasında, suların çağıldamasında ve çiçeklerin tatlı kokusunda Yüce Yaratıcı’nın fısıltılarını duyarım. Siz buna putperestlik mi diyorsunuz?”
 
(Kızılderili reisi Zitkala Sa)
 
 
Kırlarda dolaşırken bir çiçek gördüm; tıpkı sana benziyor, senin gibi bakıyordu. O günden sonra sana hiç “Çiçeğim” demedim; bilakis, çiçeğe senin adını verdim.
 
 
Ey sevgili! Bu, bana yoldaş olursan, beraber yürüyeceğimiz yoldur.
 
     INSTAGRAM
 
     30 KASIM 2018
 
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir