İnsanlar 7000 Yıl Önce Tehlikeli And Dağları’nda Nasıl Hayatta Kaldı?

 

isediyani

Zorlu çevresel koşullara rağmen And Dağları, Güney Kızılderili Kıtası’na ilk girişten itibaren yerleşilmiş durumdaydı. İnsanların kalıcı bir şekilde yerleşmeleri için gerekli olan adaptif özellikler, birkaç bin yıl gibi bir zamanda seçilmiş olabilir.

     Yeni yapılan bir genetik analize göre, 7000 yıl önce And Dağları’nda yaşayan insanlar, bu derece tehlikeli yüksekliklerde hayatta kalmak adına daha büyük kalpler ve kısmen fazla kan basıncı gibi birçok adaptasyon geliştirdi. Ve bu değişimler, halk dağlık bölgelerde yaşamaya başladıktan çok kısa bir süre sonra kalıcı olacak şekilde gerçekleşmiş olabilir. Araştırmacılara göre, “Zorlu çevresel koşullara rağmen And Dağları, Güney Kızılderili Kıtası’na ilk girişten itibaren yerleşilmiş durumdaydı. İnsanların kalıcı bir şekilde yerleşmeleri için gerekli olan adaptif özellikler, birkaç bin yıl gibi görece kısa bir zamanda seçilmiş olabilir.”

     Arkeolojik buluntulara göre avcı – toplayıcı kavimler And Dağları’ndan en az 12000 yıl önce yaşamaya başlamış. Kalıcı bir şekilde yerleşimleri ise yaklaşık 9000 yıl önceye dayanıyor. Titicaca Gölü’nün çevresinde yaşamış olan eski insanlar hakkında bilgi toplamak adına araştırmacılar bölgedeki antik ve modern insanların DNA analizlerini yaptı. Ekip, üç farklı kültürel döneme ait yedi antik insandan DNA kalıntıları topladı. 8000 ilâ 6500 yıl önce avcı – toplayıcıların yaşadığı Soro Mik’aya Patjxa, 3800 yıllık toplayıcılıktan tarıma geçmiş Kaillachuro halkı, Rio Uncallane’de bulunan 1800 yıllık kaya mezarları bu üç dönemi oluşturuyor.

     Bilim insanları bu bölgelerden elde edilen antik DNA’yı, dağlık ve alçak arazilerde yaşayan topluluklara ait antik ve modern DNA ve daha uzak bölgelerde yaşayan eski Kızılderili Kıtası yerlilerine ait DNA ile karşılaştırdılar. Dağlık arazide yaşayan toplumların kalp ve kan basıncında bulunan adaptasyonlara ek olarak, alçak ve yüksek bölgelerde yaşayan popülasyonların ayrılışının 8750 yıl dolaylarında olduğu anlaşıldı. Bu dönem, bazı halkların And Dağları’na kalıcı olarak yerleştikleri dönem ile örtüşüyor. Bu tarih, sadece modern genomlar ile yapılan daha önceki bir çalışmanın önerdiği dönemin çok daha öncesine denk geliyor.

     Nişasta sindirimi ile ilintili bir gen, dağlık bölge halkının avcı – toplayıcılıktan tarıma geçişini, yani mısır ve patates gibi nişasta içeren yiyecekleri tüketmeye başlamaları ile ilgili olabilir. Bilim insanlarına göre, bu durumun tam aksine alçak bölgelerde yaşayan eski insanlarda böyle bir adaptasyona ihtiyaç yoktu, çünkü zaten sadece avcı – toplayıcılık ile geçiniyorlardı.

     Bu araştırma aynı zamanda ilk Kızılderili Kıtası yerlilerinin göçlerinin de bilinmeyenlerine ışık tutar nitelikte. Daha önceki çalışmalar ilk Kızılderili Kıtası yerlilerinin Sibirya ve Doğu Asya’daki atalarından neredeyse 25000 yıl önce ayrıldığını gösteriyordu. Bu atalar Son Buz Çağı döneminde doğal bir geçit oluşturan Bering Boğazı’ndan geçerek daha sonra Kuzey ve Güney Kızılderili Kıtası’na göç eden iki popülasyonu oluşturdu.

     Araştırmacılara göre yeni yürütülen bu çalışma, Güney Şili’de bulunan 14500 yıllık Monte Verde arkeolojik alanından elde edilen buluntular ile Kuzey ve Güney Kızılderili Kıtası yerlileri gruplarının yaklaşık 14750 yıl önce ayrıldığı konusunda tek fikir.

     LIVE SCIENCE, ARKEOFİLİ, SEDİYANİ HABER

     20 KASIM 2018

 

Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir