Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 49

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Şu anda bulunduğum, Kuzey Denizi’nin uzantısı Kattegat’ın bir parçası olan Aarhus Körfezi (Dan. Aarhus Bugt)’nin kıyısında ve Aarhus Nehri (Dan. Aarhus Å) üzerinde yer alan, Danimarka’nın 2. büyük şehri olan 269 bin 22 nüfûslu Aarhus şehri, Almanya sınırına 186 km, Almanya’nın Frankfurt (Alm. Frankfurt am Main) şehrine de 828 km mesafede bulunuyor.

     Bu kadar uzun bir yolculuğa, gece karanlığında başlıyorum üstelik.

     Aarhus (Århus) şehrinden çıktıktan sonra 01 nolu yola giriyorum. Kısa bir süre sonra da Brabrand Gölü (Dan. Brabrand Sø)’nün yanından geçiyorum.

     Gölü geçtikten sonra sırasıyla Stavtrup, Ormslev, Hasselager, Kolt ve Edslev köylerini geçtikten sonra 01 nolu yoldan çıkıyor ve E 45 otoyoluna giriyorum.

     Bu otoyol, beni direk Almanya’ya götürecek…

     Daha sonra Hørning köyünü geçtikten sonra, Stilling köyünün olduğu yerde Solbjerg Gölü (Dan. Solbjerg Sø)’ne kavuşuyorum.

     Bu göl, geçen bölümde bahsettiğimiz, Aarhus Nehri (Dan. Aarhus Å)’nin doğduğu göl. Nehir bu gölden doğuyor, 40 km aktıktan sonra Aahus şehrinde denize dökülerek akıntısını tamamlıyor.

     Gölü geçtikten çok kısa bir süre sonra Skanderborg ilçesinin ve Vrold köyünün olduğu yerde daha büyük bir göl, Skanderborg Gölü (Dan. Skanderborg Sø) çıkıyor karşıma.

     Gölü geçtikten sonra sırasıyla Horndrup, Tebstrup, Rådved ve Egebjerg (ismi ne güzelmiş; “Ege Dağı” anlamına geliyor) köylerini geride bıraktıktan sonra, bu sefer de karşıma küçük Bygholm Gölü (Dan. Bygholm Sø) çıkıyor.

     Gölü geçtikten sonra sırasıyla Hatting, Eriknauer, Løsning ve Gammelsole köylerini ardımda bırakarak, merkezi Viborg olan Orta Yutlanda (Dan. Midtjylland) il topraklarını terkediyor ve merkezi Vejle olan Güney Danimarka (Dan. Syddanmark) il topraklarına giriyorum.

     İşte tam bu ân, benim için önemli.

     Niye mi? Söylüyorum ve çok şaşıracaksınız:

     406 adaya sahip bir vatan olan Danimarka, Dan dilinde “region” denilen 5 il, Dan dilinde “kommun” denilen 98 ilçe, Dan dilinde “byer” denilen 205 nahiye ve Dan dilinde “landsby” denilen 5087 köyden müteşekkil bir ülkedir.

     Danimarka’nın 5 ili bulunuyor. Bunlar; Kuzey Yutlanda (Dan. Nordjylland; merkezi Ålborg), Orta Yutlanda (Dan. Midtjylland; merkezi Viborg), Güney Danimarka (Dan. Syddanmark; merkezi Vejle), Zelanda (Dan. Sjælland; merkezi Sorø) ve Başkent Bölgesi (Dan. Hovedstaden; merkezi Hillerød).

     Ben, sadece bu gezide, Danimarka’nın tüm illerini gezmiş bulunuyorum. 5 ilin 5’ini de. İlginç, değil mi? Zelanda (Sjælland) ve Başkent Bölgesi (Hovedstaden) illerini İsveç’ten önce (İ. Ö.) gezmiştik, Kuzey Yutlanda (Nordjylland), Orta Yutlanda (Midtjylland) ve Güney Danimarka (Syddanmark) illerini de İsveç’ten sonra (İ. S.) gezdim.

     Düşünün ki, bu geziye çıkmadan önce, Danimarka’ya hiç gelmemiştim. Bu ülkeyi daha önce hiç görmemiştim. Ve ben Danimarka’ya ilk gelişimde, ülkenin tüm illerini de geziyor, görüyorum. Şu anda benim Danimarka’nın görmediğim hiçbir ili yok.

     Evet…

     Müthiş bir gezi oldu, bu İskandinavya gezisi…

     Onlarca ada, deniz, göl, nehir, şehir, başkent, ülke…

     Yeni tanıştığım güzel insanlar, dostlar…

     Gece vakti bile havanın aydınlık olduğu, dünyanın kuzey toprakları…

     Birbirinden değerli sanat eserleri, yapılar, yapıtlar…

     En önemlisi de, bir “araştırmacı – yazar” olarak yıllardır yazmak istediğim, uzun yıllardır kaleme almak için sabırsızlandığım, fakat bir “seyyah” olarak yazılarımın konularını yaptığım gezilerden seçtiğim için, yazmak için önce İskandinavya gezisi yapmak zorunda olduğum (masa başı araştırmacı yazarlığı sevmiyorum, fıtratıma ters), işte şimdi İskandinavya’yı gezdiğim için nihayet yazabildiğim ve büyük keyif alarak yazdığım Vikingler

     25 – 29 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz 4 günlük İskandinavya gezimizin toplam bilançosu şöyle: 2 kıt’â bölgesi (Merkezî Avrupa, İskandinavya), 4 ülke (Almanya, Danimarka, İsveç, Norveç), 2 başkent (Kopenhag, Oslo), 4 eyalet (Hessen, Aşağı Saksonya, Mecklenburg – Ön Pomeranya, Schleswig – Holstein), 10 il (Zelanda, Başkent Bölgesi, Skanya, Hallanda, Batı Götlanda, Doğu Katı, Akershus, Kuzey Yutlanda, Orta Yutlanda, Güney Danimarka), 2 deniz (Baltık Denizi, Kuzey Denizi), 19 ada (Fehmarn, Lollanda, Falster, Farø, Bogø, Barholm, Møn, Zelanda, Skrædderholmen, Amager, Slotsholmen, Peberholm, Hisingen, Tjuvholmen, Lilla Varholmen, Hönö, Öckerö, Hälsö, Nørrejyske Ø), 20 göl (Sønder Gölü, Nørre Gölü, Nielstrup Gölü, Ulse Gölü, Iake Gölü, Ölmevalla Gölü, Torpa Gölü, Sag Gölü, Granvattnett Gölü, Tunevannet Gölü, Vestvannet Gölü, Visterflo Gölü, Van Gölü, Årungen Gölü, Gjer Gölü, Glenstrup Gölü, Brabrand Gölü, Solbjerg Gölü, Skanderborg Gölü, Bygholm Gölü), 7 fiyort (By Fiyordu, Saltkällan Fiyordu, Ringdal Fiyordu, İç Oslo Fiyordu, Bunne Fiyordu, Lim Fiyordu, Vejle Fiyordu) ve – Almanya’dakileri saymazsak – 38 nehir (Suså, Tryggevælde Å, Vedskølle Å, Køge Å, Store Vejleå, Rönne å, Lagan, Genevadån, Trönningeån, Fylleån, Nissan, Hasslebäcken, Valllebäcken, Suseån, Ätran, Törlan, Öabäcken, Munkån, Viskan, Ströan, Löftaån, Hovmanneån, Rolfsån, Kungsbackaån, Göta Älv, Nordre Älv, Anråse å, Taske å, Örekilsälven, Sjöris, Skärbo, Glåma, Såna, Gudenå, Aarhus Å, Seest Mølleå, Bjerndrup Mølleå, Gejl Å).

     Evet…

     Sadece 4 günlük bir gezi ama aylarca süren bir gezi kadar bereketli. Bu kadar çok şeyi, bu kadar çok deniz, ülke, göl ve nehri, bu kadarcık kısa bir gezide yaşamak.

     * * *

     Saatlerdir yoldaydım.

     Danimarka’yı çooktan terkedip Almanya’ya girmiş, Almanya’nın Schleswig – Holstein ve Hamburg eyaletlerini geride bırakarak Aşağı Saksonya (Alm. Niedersachsen) topraklarına girmiş, güneye doğru son sürat yolculuğuma devam ediyordum.

     Vakit, geceyarısı 03:00 – 03:30 arasındaydı.

     Aşağı Saksonya (Alm. Niedersachsen) eyaletinin başkenti Hannover yakınlarındaydım. Hem yorgun hem uykusuz haldeydim, harap ve bitap bir biçimde A 7 otobanı üzerinde yoluma devam ediyor, güç belâ açık tutabildiğim gözlerimi yola dikmiş, direksiyon hâkimiyetimi kaybetmemeye çalışıyordum.

     Bir ara dayanma gücümü kaybettim ve gözlerim kapandı. Direksiyon başında, otobanda, birkaç yüz metre, belki de 1 km kadar gözüm kapalı bir şekilde yol aldım.

     Karşıma çıkan ilk benzinlikte yoldan çıktım ve arabayı benzinliğe sürdüm.

     Tam olarak neresi olduğunu hatırlamıyorum, daha doğrusu hiç bakmamıştım, ancak Hannover yakınlarında bir yerdeydim. Evime 350 – 400 km kadar kalmıştı.

     Bazen ne kadar “sorumsuzca” hareket ediyorum hakikaten! Bu kadar uzun bir yolu, gözünü bile açmakta zorlanan bu uykusuz ve üstelik yorgun halimle gitmeye çalışıyorum ya, kendime daha ne diyeyim?..

     Bir yandan da Allah’a şükrediyordum, canımı bana bağışladığı için. Ölümden döndüm resmen. Demek ki ecelim gelmemişti.

     Arabayı benzin istasyonundaki park alanına çektim. İçeriden kilitledim ve arabanın arka koltuğuna geçip uzandım. Ayakkabılarımı çıkarmıştım sadece. Leptop çantasını da yastık yaptım kendime.

     Alışıktım arabanın içinde uyumaya. Sayısız defa uyumuştum daha önce, arabada. 

     Arabanın içinde mışıl mışıl uyudum. Gözlerimi kapatıp uykuya dalar dalmaz, tatlı rüyâlar görmeye başladım:

     Rüyâmda, ben bir Viking idim ve Vikingler ile beraber deniz seferine çıkmıştım.

     Gemilerle Britanya ve İrlanda kıyılarına akın ettik. İskoçya ve İngiltere’yi fethettik, bu topraklarda Danelag’ı kurduk.

     Sonra Kıt’â Avrupası’na yöneldik ve Normandiya’ya çıkarma yaptık. Frizya’dan başlayarak, Kuzey Denizi’nden Akdeniz’e tüm topraklara Viking kültürünü ulaştırdık.

     Oradan Endülüs’e yöneldik. İberya’dan Sicilya’ya tüm Batı Akdeniz’i bizim gemilerimizle doldurduk.

     Endülüs Medeniyeti ile tanışmamız, hayatımızı değiştirdi. Bilgilendik, bilinçlendik. Kurtuba (Córdoba), İşbilîye (Sevilla), Cebel-i Tariq (Gibraltar) ve Uşbûne (Lizbon)’de öğrendiklerimiz, bize hem cesaret verdi, hem de ufkumuzu genişletti.

     Endülüs okullarında gördüğümüz haritalara bakınca, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve Atlas Okyanusu’nda bitmediğini öğrendik. Okyanusun ötesinde de ülkeler, coğrafyalar olduğunu öğrendik. Ve keşfetmek için, gemilerin rotasını batıya çevirdik.

     Okyanusu aşarak Yeni Dünya’ya ulaştık, yeni bir dünyaya ulaştık. İzlanda, Kalaallit Nunaat (Grönland) ve Kanada topraklarına ayak bastık.

     İzlanda’da Alþingi (Althing)’yi kurduk, dünyanın en eski parlamentosunu. Kalaallit Nunaat’ta, yerküresinin bu en büyük adasında, Eskimo kültürüyle tanıştık. Hem tanıştık, hem kaynaştık. Birlikte köyler kurduk. Qassiarsuk, İvigtût ve Nuuk’ta birlikte yaşadık, komşu komşu geçinip gittik. Kanada topraklarında Helluland, Markland ve Vinland isimli ülkeler kurduk.

     Sonra doğuya yöneldik. Baltık Denizi’nden Rusya ve Ukrayna topraklarına uzandık. O kadim topraklarda Viking Rus devletini kurduk.

     Oradan Miklagård (İstanbul)’a indik. Bizans’ın kalbini fethettik.

     Sonra Kafkasya’ya yöneldik, Hazar Gölü’ne çıkarma yaptık. Gurgan’da, Horasan’da, Berde’de, Gence’de yerli halkların direnişiyle karşılaştık. Aras, Kür ve Terter ırmaklarını takip ederek Bab’el- Ekrad (Kürt Kapısı)’ı zorladık, ama açamadık.

     Oradan güneye yöneldik, Mezopotamya ovasına indik. Kadim Kürdistan topraklarına ayak bastık.

     O kadar güzel bir ülke idi ki Kürdistan, âşık olduk. Havasına, suyuna, doğasına, coğrafyasına, dağlarına ve ırmaklarına âşık olduğumuz Kürdistan ülkesine, kendi İskandinav dilimizde “İpek Ülkesi” anlamına gelen “Serkland” (Särkland, Særkland) ismini koyduk.

     Biz oraya gittiğimizde, bu topraklarda Mervani Kürt Devleti hüküm sürüyordu. Mervaniler’le dostluk kurduk, ticarî ve kültürel ilişkiler kurduk. Dost olduk, arkadaş olduk, kardeş olduk, yoldaş olduk, sırdaş olduk. Mezire (Elazığ), Diyarbekir (Diyarbakır), Miya Farqîn (Silvan), Erdîş (Erciş), Tuşba (Van) ve Nusêybîn (Nusaybin)’de oturup beraber çay içtik, sohbet ettik, ilmî ve sanatsal konuları hasbihal ettik.

     Mervaniler’in güzel bir prensesi vardı. O’na gönlümü verdim. Biz Vikingler bu topraklara fetih için gelmemiştik ama, Mervani Prensesi benim kalbimi fethetmişti.

     Aşkımı bizim Viking toplumuna anlattım. Vikingler kutsal kader ağacı Yggdrasill’in gölgesinde oturup konuyu istişare ettiler. Dünya henüz yaratılmadan önce, Ginnungagap’ta isimlerimizin yanyana yazılmış olduğunu gördüler. Eğer Mervani Prensesi ile evlenirsem ve mutlu bir aile kurup Ragnarǫkr’e kadar birbirimizi seversek, öldükten sonra ikimiz de Vallhalla’ya gidebilecektik.

     Vikingler bunun üzerine, Türkçe yazılmış “Kahve Yeşili” şiirini “İzlanda Sagaları” (Íslendingasögur)’na, Kürtçe yazılmış “Ez û Tu” şiirini “Faroe Sagaları” (Føroyinga Søga)’na, 8 dilde yazılmış “Be-heşt” şiirini de “Flateyjar Kitabı” (Flateyjarbók)’na yazdılar. Mervani Prensesi ile aramızda geçen diğer konuşmaları da rünik taşların üzerine yazdılar.

     Gidip prensesi bana istediler. Yüzükler takıldı, kurdelâlar kesildi, kınalar yakıldı.

     Düğün, gemide yapıldı. Vikingler ile Mervaniler, elele tutuşup halay çektiler. Artık akraba olmuşlardı.

     Mervani Prensesi, bir “sejdkvinna” (kadın öğretmen) idi. Fakat bir Viking erkeğiyle evlenince, O artık bundan sonra bir “valkyrja” (dişi Viking savaşçısı) olmuştu.

     O kadar güzel bir rüyâ idi ki, hiç uyanmak istemedim. Gerçek hayatıma, kendi gerçeklerime hiç dönmek istemedim.

sediyani@gmail.com

≈ BİTTİ ≈

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

 

234 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir