Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 48

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

Af god begyndelse haabes en god endelse.

(İyi bir başlangıç, iyi bir sonla biter.)

Dan atasözü

     İsveç’in en büyük 2. şehri ve Batı Götlanda (İsv. Västra Götaland) ilinin merkezi olan Göteborg şehrindeki Göteborg Limanı (İsv. Göteborgs Hamn)’nda saat 16:00’da hareket eden Stena Line Scandinavia AB şirketine ait Stena Jutlandica adlı gemimiz, saat 19:15’te Danimarka’nın en kuzeyindeki Kuzey Yutlanda (Dan. Nordjylland) ilinin Nørrejyske Ø (Vendsyssel – Thy) Adası üzerindeki Frederikshavn şehrindeki Frederikshavn Limanı (Dan. Frederikshavn Havn)’na vardı.

     Kuzey Denizi (İsv. Nordsjön; Dan. Nordsøen; Nrv. Nordsjøen) üzerindeki mavi yolculuğumuz, 3 saat 15 dakika sürdü.

     Üç gün aradan sonra, yeniden Danimarka’dayım.

     Üç gün önce en güneyinden (Almanya’dan) ve gemiyle girdiğim Danimarka’ya, üç gün sonra bu sefer en kuzeyinden (İsveç’ten) ve fakat yine gemiyle giriyorum.

     Üç gün önce gemiyle Baltık Denizi’nden girdiğim Danimarka’ya, üç gün sonra yine gemiyle fakat bu sefer Kuzey Denizi’nden giriyorum.

     Gemimiz Frederikshavn Limanı’na yanaşınca, geminin en alt katında bulunan otoparka iniyor ve araçlarımıza biniyoruz. Sonra arabayla, çıkıyoruz gemiden…

     Gemiden çıkar çıkmaz, yani Danimarka topraklarına girer girmez, arabanın içindeki navigasyonu ayarlıyorum. Şu anda Danimarka’nın en kuzeyindeki Kuzey Yutlanda (Dan. Nordjylland) ilinin Nørrejyske Ø (Vendsyssel – Thy) Adası üzerindeki Frederikshavn ilçesindeyim. Gitmek istediğim yer olan Orta Yutlanda (Dan. Midtjylland) ilinin Aarhus (Århus) ilçesi, buraya 182 km uzakta.

     Şu anda bulunduğum Kuzey Yutlanda ilinin Frederikshavn ilçesi, 23 bin 423 nüfûslu bir yerleşim birimi. İlçe, Türkiye’deki herhangi bir ilçe ile aynı büyüklükte. Tarihi de fazla eski değil; 1818 yılında kurulmuş. İlk kurulduğunda ismi Fladstrand idi; Latince kaynaklarda da Ora Plana olarak geçiyordu. Sonra Danimarka – Norveç Kralı VI. Frederik (1768 – 1839) buraya bir liman yapınca, “Frederik’in Limanı” anlamında Frederikshavn ismini almıştır.

     İlçe, bir ada üzerindedir. Büyükçe bir adanın üzerindeki onlarca yerleşim biriminden biridir. Çünkü Danimarka’nın en kuzeyindeki topraklar, aslında adadır. Harita üzerinde buraların ada olduğu belki farkedilmez; nedeni, güneyinin Danimarka anakarası ile nehir inceliğinde bir kanal ile ayrılmasıdır. Fakat harita büyütülüp dikkatlice bakılırsa, ada olduğu farkedilecektir.

     Adanın ismi, Nørrejyske Ø. Danca olan bu isim, “Kuzey Yut Adası” anlamına geliyor. Danca’da (ve İsveççe’de) tek harflik “ø” kelimesi, “ada” demektir ve bunu gezinin daha önceki bölümlerinde belirtmiştik. Ancak Nørrejyske Ø isimli bu adaya Vendsyssel – Thy de deniyor. Bu ise, adanın iki ayrı mıntıkasının isimlerinin birleştirilmesidir.

     Nørrejyske Ø, benim Danimarka’nın ayak bastığım 12. adası oluyor. Toplamda ise bu gezide ayak bastığım 19. ada durumunda.

     4 bin 686 km²’lik bir büyüklüğe sahip olan adanın üzerinde 295 bin 831 insan yaşar. Nørrejyske Ø, Danimarka’nın 2. büyük adasıdır. Amerika kıt’âsında yer alıp dünyanın en büyük adası durumunda olan ve Danimarka’ya ait olan Grönland (İnu. Esk. Kalaallit Nunaat; Dan. Grønland) Adası’nı saymazsak tabiî. Nørrejyske Ø, bizim siz sevgili gönüldaşlarımızla birlikte dört gün önce gezdiğimiz Sjælland (Deniz Ülkesi, Zelanda) Adası’ndan sonra, ülkenin ikinci büyük adasıdır.

     Danimarka’nın en büyük 10 adası şunlardır:

     1. Sjælland → 7 bin 31 km² → Baltık Denizi, Kuzey Denizi

     2. Nørrejyske Ø → 4 bin 686 km² → Kuzey Denizi

     3. Fyn → 3 bin 99 km² → Baltık Denizi, Kuzey Denizi

     4. Lolland → 1242 km² → Baltık Denizi

     5. Bornholm → 588 km² → Baltık Denizi

     6. Falster → 514 km² → Baltık Denizi

     7. Mors → 363 km² → Kuzey Denizi

     8. Als → 321 km² → Baltık Denizi

     9. Langeland → 284 km² → Baltık Denizi

     10. Møn → 218 km² → Baltık Denizi

     (NOT: Koyu puntoyla yazdığım adalar, bu gezide ayak basıp gezdiğim, gezerken de kendi kendime “Aaah ah… Ulan acaba o da beni seviyor mu?” diye düşündüğüm adalardır.)

     Adanın batısı Kuzey Denizi ile, kuzeyi Kuzey Denizi’nin uzantısı olan Skagerrak ile, doğusu Kuzey Denizi’nin uzantısı Kattegat ile, güneyi de farklı boğaz, fiyord ve kanallarla çevrili olup, bunlar ada ile Danimarka anakarasını birbirinden ayırır. Bunlar batıdan doğuya; Nissum Bredning (Nissum Boğazı), Vernø Bugt (Vernø Körfezi), Kås Bredning (Kås Boğazı), Visby Bredning (Visby Boğazı), Dragstrup Vig (Dragstrup Koyu), Vilsund (Vil Geçidi), Thisted Bredning (Thisted Boğazı), Limfjord (Lim Fiyordu), Livø Bredning (Livø Boğazı), Løgstør Bredning (Løgstør Boğazı), Aggersund (Agger Geçidi) ve Nibe Bredning (Nibe Boğazı).

     Adanın en yüksek noktası, Dronninglund köyünün kuzeyinde yer alan ve rakımı sadece 136 m olan Knøsen’dir. Hemen yanında Knaghøj bulunuyor ve o da hemen hemen aynı yüksekliğe sahip.

     Uzunluğu 194 km, genişliği de 71 km olan Nørrejyske Ø isimli bu ada, üç ayrı mıntıkadan oluşmakta. Bunlar ve üzerlerindeki yerleşim birimleri şunlardır:

     – Vendsyssel: Hjørring, Frederikshavn, Skagen, Brønderslev, Sæby, Hirtshals, Løkken.

     – Thy: Thisted, Hanstholm, Hurup.

     – Hanherred: Fjerritslev, Brovst.

     Aslında bu topraklar, 1825 yılında gerçekleşen bir doğal âfete kadar ada değildi, suyla çevrili değildi. Danimarka anakarasının devamı niteliğinde bir coğrafyaydı. Ancak 3 Şubat 1825 tarihinde gerçekleşen olağanüstü şiddette fırtına eşliğindeki korkunç sel felâketi, Kuzey Danimarka coğrafyasının şeklini değiştirdi ve bu toprakları anakaradan kopardı. Arada oluşan fiyort, boğaz ve kanallarla burası resmen bir ada halini aldı.

     Doğa bu; bazen yüz şeklini beğenmez, kendi kendisine estetik ameliyat yapar.

     Doğa Ana’nın bir sanatı olan Nørrejyske Ø adlı bu ada üzerinde, başlıyorum arabamla gezmeye.

     Stena Jutlandica adlı gemiden inip Frederikshavn Limanı (Dan. Frederikshavn Havn)’ndan çıkınca, Frederikshavn ilçesini de bir çırpıda geride bırakıyorum ve güneye doğru son hızla yol alıyorum.

     Etraf kararmış bile. Akşam olmuş.

     Frederikshavn ilçesinden çıkar çıkmaz E 45 otobanına giriyorum.

     Sırasıyla Bangsbostrand, Halbjerg, Understed, Syvsten, Dybvad, Idskov, Flauenskjold, Klokkerholm, Stagsted, Hjallerup, Lyngdrup, Uggerhalne, Vodskov, Nørre Uttrup ve Nørresundby köylerini geçtikten sonra Aalborg (Ålborg) şehrine varıyorum.

     Kuzey Yutlanda (Dan. Nordjylland) ilinin merkezi olan Aalborg (eskiden Ålborg) şehri, önemli bir durak benim için. Çünkü 114 bin 194 nüfûslu bu şehir, tam da Nørrejyske Ø adlı adayı Danimarka anakarasından ayıran Lim Fiyordu (Dan. Limfjord)’nun üzerinde yer alıyor.

     Lim Fiyordu (Dan. Limfjord)’nun altında kurulu Lim Fiyordu Tüneli (Dan. Limfjordstunnelen)’nden geçerek il merkezi Aalborg (eskiden Ålborg)’a varıyorum ve böylece Nørrejyske Ø adlı adayı terkedip Danimarka anakarasına girmiş bulunuyorum.

     Aalborg il merkezini geride bıraktıktan sonra sırasıyla Øster Sundby, Vejgård, Gug, Dall Villaby, Svenstrup J, Ferslev, Ellidshøj, Støvring, Sørup, Årestrup, Mejlby, Kjemtrup, Rørbæk, Døstrup, Hørby ve Sønder Onsild köylerini geçiyorum ve karşıma küçük ve şirin bir göl çıkıyor.

     Glenstrup Sø (Glenstrup Gölü) adlı, şirin bir göl. 3, 84 km² büyüklüğündeki göl, Glenstrup adlı köyün kıyısında bulunduğu için bu isimle anılıyor.

     Glenstrup Sø, benim Danimarka’nın gördüğüm 5. gölü oluyor. Toplamda ise bu gezide gördüğüm 16. göl durumunda.

     Glenstrup ve Handest köylerini geçtikten sonra, merkezi Aalborg olan Kuzey Yutlanda (Dan. Nordjylland) il topraklarını terkediyor ve merkezi Viborg olan Orta Yutlanda (Dan. Midtjylland) il topraklarına giriyorum.

     Orta Yutlanda (Dan. Midtjylland) il topraklarına girince karşıma çıkan ilk yerleşim birimi, Purhus köyü. Daha sonra sırasıyla Råsted, Kondrup, Helsted ve Over Hornbæk köyleri ile Randers ilçesini geride bırakınca, yolumu mavi bir akıntı kesiyor.

     Sadece 158 km uzunluğunda olmasına rağmen yine de Danimarka’nın en uzun nehri ünvânına sahip olan Gudenå Nehri bu.

     Gudenå, benim Danimarka’nın gördüğüm 6. nehri oluyor. Toplamda ise bu gezide gördüğüm 36. nehir durumunda.

     En doğusundan en batısına olan mesafe 452 km, en kuzeyinden en güneyine olan mesafe de 368 km olan Danimarka küçük bir ülke olduğu için, bu ülkede uzun ırmaklar yoktur. 158 km uzunluğundaki Gudenå Nehri, ülkenin en büyük akarsuyudur.

     Danimarka’nın en büyük 10 nehri şunlardır:

     1. Gudenå → 158 km

     2. Storå → 104 km

     3. Varde Å → 99 km

     4. Skjern Å → 94 km

     5. Suså → 83 km

     6. Karup Å → 78 km

     7. Vidå → 68 km

     8. Ribe Å → 67 km

     9. Kongeå → 65 km

     10. Odense Å → 53 km

     (NOT: Koyu puntoyla yazdığım nehirler, bu gezide gördüğüm, kıyısında oturup, kendi kendime “Yok yok… Galiba o da beni seviyor” diye söylendiğim nehirlerdir.)

     Devam ediyorum yolculuğa…

     Gudenå Nehri’nin üzerinden geçiyorum. Daha sonra sırasıyla Tebbestrup, Vorup, Paderup, Munkdrup, Sønder Borup, Stårum, Ølst, Robdrup, Hallendrup, Langskov, Hadbjerg, Ødum, Spørring, Trige ve Øldsted köylerini geçtikten sonra, gemiden indiğim andan beri üzerinde seyahat ettiğim E 45 otobanından çıkıyorum ve Aarhus (eskiden Århus) şehrine gitmek için direksiyonu sola kırarak 15 nolu yola giriyorum.

     E 45 üzerinde yoluma devam etseydim, o otoban, beni direk olarak Almanya’ya götürüyor. Ancak otobandan çıkıp 15 yoluna girmekteki ve doğuya doğru seyahate başlayıp Aarhus şehrine gitmek isteyişimin sebebi, burada yaşayan bir tanıdığımı ziyaret etmek. Kendisi geleceğimi biliyor ve beni bekliyor.

     Tanıdık derken, aslında öyle de sayılmaz. Birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz ve Facebook’ta “arkadaşlık” var; hepsi bu. Ancak Danimarka’ya gelince, bir “mesajlaşma muhabbetimiz” oldu ve buradan geçerken kendisiyle buluşup tanışacağım. Sonra da yoluma devam edeceğim.

     Aarhus (eskiden Århus) şehrinin 10 km yakınındaki Lystrup köyünde yaşayan ve Aarhus Üniversitesi (Dan. Aarhus Universitet)’nde “Pedagojik Antropoloji” okuyan yazar Faiz Cebiroğlu ile oturup bir şeyler içeceğiz. Sonra da yola devam.

     Yolda kendisini arıyorum:

     – Hocam selamlar.

     – Selam Sediyani. Nerdesin, vardın mı?

     – Skejby’deyim. Birazdan Aarhus’ta olurum.

     – Tamam. Aarhus şehir merkezine gel, orda önemli bir kurumun önünde arabayı durdur ve beni ara. Sana doğru yürüyeceğim.

     – O. K.

     15 nolu yola girdikten sonra Lisbjerg Skejby köyünün olduğu noktada bu yoldan da çıkıyor ve direksiyonu sağa kırarak 1 nolu yola giriyorum. Bu yola girdikten kısa bir süre sonra Aarhus’a giriyorum.

     Danimarka’nın 2. büyük şehri (başkent Kopenhag’dan sonraki en büyük şehir) olan Aarhus’a kuzey tarafından Skejby semtinden giriyorum. Daha sonra sırasıyla Vorravangen, Christiansbjerg, Trøjborg, Øgadekvarteret, Nørre Stenbro ve Latinerkvarteret semtlerinden geçerek, Aarhus şehir merkezine varıyorum.

     269 bin 22 nüfûslu Aarhus (Århus), Danimarka’nın en büyük 2. şehri, tüm İskandinavya’nın ise en büyük 9. şehridir. (Danimarka’nın en büyük 10 şehri ve İskandinavya’nın en büyük 10 şehri için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 15)

     Şehir merkezinde, önünde duracağım önemli bir bina ararken, gözüme postahane binası ilişiyor ve önüne çekip durduruyorum arabayı. Aarhus Postanesi’nin önünde arıyorum Faiz abiyi.

     Aradıktan sonra arabanın içinde oturup gelmesini bekliyorum. Beş dakika sonra geliyor.

     Önce sarılıp selamlaşıyor, hal hatır soruyoruz. Sonra bana, arabayı parkedebileceğimiz uygun bir yer bulmamız gerektiğini söylüyor. Birlikte arabaya biniyoruz ve uygun bir park yeri arıyoruz. Bulunca da arabayı oraya çekip parkediyoruz. Ve çıkıyoruz dışarı.

     Yürümeye başlıyoruz, ara sokaklarda. Etraf karanlık. Vakit gece olmuş. İlk kez buluştuğumuz için, bir yandan da birbirimize kendimizi anlatıyoruz.

     Faiz Cebiroğlu, Hatay (Antakya) ilinden bir insan. Hataylı bir Arap. Aarhus (Århus) şehrine 10 km yakınlıktaki Lystrup köyünde yaşıyor.

     Aarhus Üniversitesi (Dan. Aarhus Universitet)’nde “Pedagojik Antropoloji” okuyor.

     “Pedagoji Yazıları / Eylemsel Yetke” adlı 2 ciltlik bir kitabı var. Kitap Türkiye’de, Alter Yayıncılık’tan çıktı. Solcu hatta Komünist bir yazar, Faiz Cebiroğlu.

     Türkiye’deki Sosyalistler’in ve İslamcılar’ın felsefesi “Ne olursan ol, yine de gel” iken, biz seyyâhların felsefesi de “Ne olursa olsun, yine de git” olduğu için, gelip ziyaret ettik bu kardeşimizi.

     Ancak yazılarında, fotoğraflarında ve sosyal medya paylaşımlarında oldukça cevval görünmesine rağmen, yakından tanıyınca, aslında oldukça mülayim ve gariban bir insan, Faiz.

     Yürürken, şehrin içinden geçen ve şehir ile aynı adı taşıyan Aarhus Nehri (Dan. Aarhus Å) veya eski adıyla Århus Nehri (Dan. Århus Å) üzerinden de geçiyoruz. 40 km uzunluğundaki ırmak, gece vakti olduğu için, uyuyanları rahatsız etmemek için sessiz sessiz akıyor.

     Aarhus Nehri, Aarhus şehrinin 40 km güneyindeki Solbjerg Sø adlı gölden doğuyor. Gölün adı, Danca’da “Güneş Dağı Gölü” demek. (sol: güneş; bjerg: dağ; sø: göl)

     Güneş Dağı Gölü (Dan. Solbjerg Sø)’nün kuzey kıyısındaki 54 m rakımlı Astrup Mose bataklığında akıntısına başlayan Aarhus Nehri, güneyden kuzeye doğru akan bir nehir. 40 km’lik bir mavi yolculuktan sonra, Aarhus şehir merkezinde sularını Kuzey Denizi’nin uzantısı Kattagat’ın bir parçası olan Aarhus Körfezi (Dan. Aarhus Bugt)’ne bırakarak, Aarhus Limanı (Dan. Aarhus Havn)’nda akıntısına son verir. Nehrin suladığı toplam alan, 324 km²’lik bir havzadır.

     Aarhus Nehri, Viking Çağı (793 – 1066)’nın başlangıcından bu yana kentin gelişimi için önemli olmuştur. Arkeolojik ve tarihsel araştırmalar, kentin kökeninde önemli bir rol oynadığını göstermekte.

     Nehir sularında 20. yy’ın sonlarına kadar yoğun biçimde yılanbalığı avcılığı yapılıyordu. Nehirde bol miktarda yılanbalığı ve turna balığı bulunuyor. Nehir üzerinde veya kıyısında kurulan değirmenler, aileler için balıkçılık noktası işlevi görüyordu. Ancak 21. yy’a geldiğimizde, nehir sularında yüzyıllardır yaşayan yılanbalıkları, aşırı avlanma nedeniyle tükenme noktasına geldi. Nehirdeki yerel balıkçılık endüstrisi kurudu. Bunda, 20. yy boyunca evsel atıkların ve su ve tarım arazilerinden kaynaklanan besin kirliliğinin akarsuyu ve ekosistemini ciddi biçimde bozması da büyük rol oynamıştır.

     “İnsan” denen “şerefsiz-i mahlukat” işte bu… Doğada ne varsa, hepsini öldürüyor, bitiriyor, yok ediyor…

     Öylesine menfi bir yaratıktır ki insan denen bu mahluk, etrafındaki her şeye zarar veriyor, gördüğü her şeyi ifsad ediyor, elini vurduğu her şeyi yıkıyor, bozuyor, öldürüyor ve yok ediyor. Kendisinden başka her şeyi yok ederek kabul ettiriyor, kendi varlığını. Elini vurduğu ve gücünün yettiği her şeyi ifsad ederek, yıkarak inşâ ediyor kendi uğursuz medeniyetini.

     Nehir ve şehir, ikisi de aynı ismi taşıyor ancak, şehir mi adını nehirden almış yoksa nehir mi adını şehirden almış, bu konu biraz karışık.

     Nehrin isminin Aarhus Å (Aarhus Nehri) olduğuna bakınca, ilk başta nehrin adını şehirden aldığını düşünebilirsiniz. Ancak “Aarhus” ismindeki “aar” kelimesinin “nehir” anlamına geldiğini, “Aarhus” ifadesinin de “Nehir Ağzı” veya “Nehir Evi” (“hus”, Danca’da “ev” demek) demek olduğunu dikkate alırsanız, tam aksine, şehrin adını nehirden aldığını düşünürsünüz.

     1231 yılında Danimarka Kralı II. Valdemar Sejr (1170 – 1241) tarafından kaleme alınan “Kral Valdemar Coğrafya Kitabı” (Dan. Kong Valdemars Jordebog; Lat. Liber Census Daniæ) adlı eserde, şehrin ismi “Arus” olarak geçer. Daha sonraki yıllarda da “Aars” olarak yazılır.

     6 tanesi 1200 – 30 yılları arasından, 12 tanesi 1230 – 80 yılları arasından, 5 tanesi 1270 – 90 yılları arasından, 6 tanesi 1300’lü yılların başlarından, 6 tanesi de 1300’lü yılların ortalarından kalan ve Vikingler tarafından kaleme alınmış olan “İzlanda sagaları” (İzl. Íslendingasögur)’nda ise “Aros” olarak geçer. Bu, iki kelimeden oluşan bileşik bir sözcüktür; ancak bileşik kelimeyi oluşturan birinci sözcük bir Viking kavmine ait Danca, ikinci sözcük de başka bir Viking kavmine ait İzlandaca’dır. Birinci sözcük olan “å”, Danca’da “nehir” demekken, ikinci sözcük olan “ros”, İzlandaca’da “ağız” anlamına gelir. Modern İzlandaca’da halen dahi nehir deltaları için “aros” nitelemesi kullanılmaktadır.

     Aslında daha ilginç birşey var, onu da belirtmeden geçmek olmaz: Viking ülkesi olan İskandinavya coğrafyasının merkezî bölgesinin tarihsel ismi, “Árós”tur. Örneğin Norveç’in Trondheim şehrinin eski adı “Nidárós” (Kuzey Árós), İsveç’in Uppsala şehrinin eski adı “Østre Árós” (Doğu Árós), İsveç’in Västerås şehrinin eski adı “Vestre Árós” (Batı Árós)’tur. “Güney Árós” ise şu anda bulunduğumuz Aarhus şehridir. Bu durumda Árós olarak adlandırılan bölgenin kuzey sınırı Norveç’in Trondheim şehrine, doğu sınırı İsveç’in Uppsala şehrine, batı sınırı İsveç’in Västerås şehrine, güney sınırı da Danimarka’nın Aarhus şehrine uzanmakta.

     Aarhus (Århus) şehrinin adının “Aarhus” şeklinde geçtiği en eski yazılı kaynak, 1406 yılına aittir. 17. yy’a ait yazılı kaynaklarda da sıklıkla “Aarhus” ismine rastlanır.

     Danimarka devletinin 22 Mart – 1 Nisan 1948 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 1948 Dilbilgisi ve Yazım Reformu (Dan. Retskrivningsreformen i 1948) neticesinde, Danca’daki “aa” (uzatmalı a, bizdeki şapkalı a yani â) ifadesinin bundan böyle “å” harfiyle yazılması kararlaştırılınca, bu tarihe kadar şehrin resmiyette “Aarhus” şeklinde olan ismi de resmî olarak “Århus” oldu.

     Her ne kadar Danimarka’da “Aa” şeklinde başlayan veya isminde “aa” geçen birçok şehir ve köy, Dilbilgisi ve Yazım Reformu’na rağmen eski isimlerini muhafazâ etmekte ısrarcı olduysa da ve isimlerini korudularsa da (özellikle Aalborg / Ålborg ve Åbenrå / Aabenraa şehirleri bu karara şiddetle direndiler), Aarhus Kent Konseyi, Dilbilgisi ve Yazım Reformu’nun kararına uydu ve kentin adı böylece “Århus” oldu.

     Bu durum, 2010 yılına kadar devam etti. 27 Ekim 2010 tarihinde Århus Şehir Konseyi (Dan. Århus Byrådet), aldığı kararla, şehrinin adının ve yazılımının 1 Ocak 2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeniden “Aarhus” yapılmasını kabul etti. Gerekçe ise çok ilginçtir: “Å harfi, dünyadaki diğer dillerde yoktur. Hızlı büyüyen ve gelişen modern bir şehir olan bu güzel şehrimizin dış dünyada tanınması, uluslararası alanda tanınır ve bilinir olması ve diğer ülke milletlerinin de şehrimizin ismini doğru yazabilmesi için, yazımının Aarhus olması daha uygundur.”

     Karar, 10 oya karşı 17 oyla kabul edilmişti. Danimarka Halk Partisi (Dan. Dansk Folkeparti), Muhafazakârlar (Dan. De Konservative) ve Liberaller (Dan. Venstre), olumsuz oy kullanırken, Radikal Liberaller (Dan. Det Radikale Venstre), Sosyaldemokratlar (Dan. Socialdemokraterne) ve Sosyalist Halk Partisi (Dan. Socialistisk Folkeparti), değişimden yana oy kullandı.

     Böylece 1 Ocak 2011 tarihinden beridir şehrin adı, yeniden Aarhus.

     Her ne kadar 1984 tarihli bir kararname, belediyelere şehrin ismini kendileri belirleme ve eski “aa” yazımını geri alma hakkı verse de, yine de resmî yazım, Danimarka Dil Komisyonu (Dan. Dansk Sprognævn) ve Danimarka Yer İsimleri Komisyonu (Dan. Dansk Stednavneudvalget) tarafından belirlenir ve bu konudaki bu iki üst düzey kurum da bu değişikliğe karşı çıkmaktadır ve çıkmıştır. Bu yetkili komisyonlar, şehrin adının Århus şeklinde yazılması gerektiğini, uluslararası çaptaki makale, kitap vb. çalışmalarda da Århus yazımının yanında parantez () içinde Aarhus yazılması gerektiğini söylemektedirler. Fakat nasıl ki benim “Adını Arayan Coğrafya” kitabımda belirttiğim doğru ve gerçek yer isimlerini Türkiye’deki belediyeler takmıyorlarsa, Danimarka Dil Komisyonu ile Danimarka Yer İsimleri Komisyonu’nun belirttiği doğru ve gerçek yer isimlerini de Danimarka’daki belediyeler takmamaktadırlar. Konunun uzmanı olan yetkili ve ilim erbabı kişilerin, alt tarafı kıçını yumuşak bir koltuğa oturtmuş olan, birçoğu da hayatlarında bir tane kitap dahi okumamış siyasetçiler karşısındaki aciz ve zavallı halleridir, bu durum.

     Yürümeye devam ediyoruz, Århus (Aarhus) şehir merkezinde…

     Immervad adlı caddede yürüyüp,  Lille Torv (Küçük Kare) adlı meydana geldiğimizde, çok ilginç bir olaya tanık oluyoruz. Meydanın ortasında gençler elele tutuşmuş, halay çekiyorlar.

     Görülmeye değer ilginç, bir o kadar da güzel bir manzara. Gecenin bu vakti Aarhus’ta, Aarhus şehir merkezindeki bir meydanda, gençler elele tutuşmuş, halay çekiyorlar. Müziğin sesini de sonuna kadar açmışlar.

     Gelen geçen bakıyor. Kimi meraklı gözlerle, kimi gülerek.

     Önce birkaç fotoğrafını çekiyorum gençlerin. Sonra yanlarına yaklaşıyoruz, tanışmak için. Ve burada neler olduğunu öğrenmek için.

     Bunlar Arap gençleri. Kimi Suriyeli, kimi Lübnanlı, kimi Tunuslu, kimi Libyalı, kimi Cezayirli, kimi Faslı. Ama hepsi de Arap.

     Herhangi bir özel anlamı yok, bu halaylarının. Kutlama falan da yapmıyorlar. Şehirde öylesine dolaşırken, birdenbire içlerinden halay çekmek gelmiş, hemen müziği açıp başlamışlar herkesin içinde halay çekmeye.

     Ma bunu gören Mekke hacısı ve Gazze gazisi ve Kahire’nin kurucusu Selahaddîn’in torunu Sediyani abê durur mu? Durmaz tabiî; hemen fotoğraf makinâmı Faiz abêye verip, verirken de “Fotoğraflarımızı çek” diye tembihleyip, karıştım ben de gençlerin arasına. Halay halkasına katılıp, ben de başladım gençlerle birlikte halay çekmeye…

     İnanılır gibi değil hakikaten… Gecenin bu vaktinde geldiğim Aarhus şehrinde, üstelik tâ uzaklardan ve başka bir ülkeden, İsveç’ten gemiyle geldiğim Danimarka’da, arabayla geldiğim Aarhus şehrinde, şehir merkezindeki güzel bir meydanda gençlerle elele tutuşmuş, halay çekiyorum… Hani “sosyal medya tabiriyle” söylemek gerekirse: “Dünya bir dakikalığına güzelleşiyor…”

     Keyfime diyecek yok!

     Gençlerle halay çekerken, bir yandan da dünyada yaşayan tek manyak olmadığımı düşünerek mutlu oluyorum. İnsanın, kendisi gibi başka manyakların da olduğunu bilmesi ne kadar güzel, ne kadar huzur verici bir duygu…

     Yalnız değiliz gençler, yalnız değiliz. Ümitvar olalım, ümidimizi yitirmeyelim. Yalnız değiliz. Bizim gibi çok insan var yeryüzünde. Önemli olan, birbirimizi bulmamız ve elele tutuşmamız…

     15 – 20 dakika kadar halay çektikten sonra, gençlerden hatır istiyor ve ayrılıyoruz onlardan. Gençler halaylarına devam ederken, benle Faiz abi yeniden yürüyoruz.

     Immervad adlı caddenin başında “Shawarma King” adlı bir döner dükkânı var. Yemek yemek için de uygun bir yer arıyorduk zaten.

     Pakistanlılar çalıştırıyor, burayı. Dükkânda çalışanlar da Pakistanlı.

     Ma bunu gören İslamâbâd kahramanı ve Muzafferâbâd muzaffer komutanı ve Balakot fatihi Sediyani abê durur mu? Durmaz tabiî; hemen içeriye dalıp çalışanlara selam veriyoruz…

     “Shawarma King” adlı döner dükkânı, oldukça işlek. Müşterisi iyi. Gecenin ilerleyen vakti olmasına, yani yemek saati (gastronomi işinde çalışanlar buna “servis saati” derler) olmamasına rağmen içerisi müşteriyle dolu.

     Bu saatte içerisi doluysa, Allah bilir “servis saati”nde içerisi nasıldır…

     “Shawarma” (Türkçe’de “Şavurma”, Almanca’da “Schawarma”) dedikleri, Akdeniz’in doğusunda, Levanten mutfağına ve Arap mutfağına özgü bir kebap türü.

     Koyun, keçi, tavuk, hindi ya da sığır etinin lavaş içine sarılmasıyla hazırlanıyor. Bazı çeşitlerinde kesilen etler şişe takılarak bir gün kadar ızgarada pişiriliyor. Etin bir çeşit marinasyon işlemine tabi tutulması da gerekiyor.

     Sıcak ya da ısıtılmış pide, lavaş ya da dürüm içine sarılarak, tabule veya fettuş gibi salata çeşitleriyle birlikte tüketiliyor.

     Şavurmanın farklı özelliğini sağlayan ise, şavurmaya özgü sos. Bu sos da tahin, humus, turşu, şalgam, amba (mango turşusu) ve bol sarımsak ile hazırlanıyor.

     “Shawarma” (Şavurma) dedikleri, aslında bizim dönerdir. Tek farkı, sosudur. Aslına bakarsanız, kökeni Anadolu’dur. Zaten nasıl ki “döner” kelimesi Türkçe “döndürmek” fiilinden türemişse, Arapça olduğu sanılan ve Arapçalaştırılmış “şawarma” (ﺸﺎﻮﺮﻤﺎ) kelimesi de Türkçe olan “çevirmek” fiilinden türetilmiş bir isim. Yani aslında “çevirme” demektir; fakat Arapça’da “ç” harfi olmadığı için “ş” ile yazıyor fukaralar. (Seyahatname’nin bu bölümü de epey etimolojik oldu, hamburger çarpsın ki.)

     Şavurmalarımızı aldıktan sonra içeride durmuyoruz. Dışarıda oturuyoruz. Ve başlıyoruz afiyetle yemeğimizi yemeye. Dünya bir dakikalığına daha güzelleşiyor…

     Dışarıda yemeklerimizi yerken, bir yandan da sohbet ediyoruz Faiz abiyle ama ben bir yandan da etrafı seyrediyorum. Çünkü tam karşımda, Aarhus’un sembollerinden biri, Danimarka’nın en yüksek kilisesi olan Aarhus Katedrali (Dan. Aarhus Domkirke) duruyor.

     93 m yüksekliğinde bir katedral bu. Tepesindeki kuleyle birlikte bu yükseklik 96 m’ye çıkıyor.

     Aarhus Katedrali (Dan. Aarhus Domkirke) ya da diğer adıyla Azîz Clemens Kilisesi (Dan. Sct. Clemens Kirke), adını M. S. 92 – 99 yılları arasında papalık yapan ve “azîz papalar”ın dördüncüsü olan Papa I. Azîz Clemens Romanus (50 – 99)’tan alıyor.

     Katedralin içinde toplam 1200 koltuk var. İçeride aynı anda 1200 kişi ibadet edebiliyor.

     Katedral, 1290 – 1300 yılları arasında kendisi de Aarhuslu olan Piskopos Peder Vognsen (? – 1204) tarafından 10 yıl gibi kısa bir sürede inşâ edilmiştir. 1330 yılında şehirde çıkan büyük yangında katedral da büyük ölçüde yanmıştı. Yanan katedral, 100 yıldan fazla bir süre terkedilmiştir. 1420 – 80 yılları arasında da katedral yeniden restore edilmiş ve böylece tekrardan kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır.

     Yemeğimizi de yedikten sonra, benim için Aarhus’tan ayrılma vakti gelmişti..

     Faiz abiyle beraber park halinde arabamın olduğu yere doğru geri yürüyoruz. Vardığımızda birbirimizden hatır isteyip vedâlaşıyoruz.

     Arabayı çalıştırıyorum ve bu sefer hedef doooooğruca Almanya, evim…

     Şu anda bulunduğum, Kuzey Denizi’nin uzantısı Kattegat’ın bir parçası olan Aarhus Körfezi (Dan. Aarhus Bugt)’nin kıyısında ve Aarhus Nehri (Dan. Aarhus Å) üzerinde yer alan, Danimarka’nın 2. büyük şehri olan 269 bin 22 nüfûslu Aarhus şehri, Almanya sınırına 186 km, Almanya’nın Frankfurt (Alm. Frankfurt am Main) şehrine de 828 km mesafede bulunuyor.

     Bu kadar uzun bir yolculuğa, gece karanlığında başlayacaktım üstelik.

     Oldukça güç ve zahmetli görünüyor ama bütün bu sorunları aşmanın pratik bir yolu var: Müzik.

     Yola verir vermez teyibin sesini açıyorum. Zirâ müzik dinlediğimde “doğaüstü güçlerim” harekete geçiyor ve hiçbir zorluk, zahmet, gözümü korkutamıyor.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Danimarka’nın en yüksek kilisesi olan Aarhus Katedrali (Dan. Aarhus Domkirke).

93 m yüksekliğinde bir katedral bu. Tepesindeki kuleyle birlikte bu yükseklik 96 m’ye çıkıyor. (DANİMARKA)

Aarhus Katedrali (Dan. Aarhus Domkirke) ya da diğer adıyla Azîz Clemens Kilisesi (Dan. Sct. Clemens Kirke), adını M. S. 92 – 99 yılları arasında papalık yapan ve “azîz papalar”ın dördüncüsü olan Papa I. Azîz Clemens Romanus (50 – 99)’tan alıyor.

Katedralin içinde toplam 1200 koltuk var. İçeride aynı anda 1200 kişi ibadet edebiliyor.

Katedral, 1290 – 1300 yılları arasında kendisi de Aarhuslu olan Piskopos Peder Vognsen (? – 1204) tarafından 10 yıl gibi kısa bir sürede inşâ edilmiştir. 1330 yılında şehirde çıkan büyük yangında katedral da büyük ölçüde yanmıştı. Yanan katedral, 100 yıldan fazla bir süre terkedilmiştir. 1420 – 80 yılları arasında da katedral yeniden restore edilmiş ve böylece tekrardan kilise olarak kullanılmaya başlanmıştır. (DANİMARKA)

Immervad adlı caddede yürüyüp,  Lille Torv (Küçük Kare) adlı meydana geldiğimizde, çok ilginç bir olaya tanık oluyoruz. Meydanın ortasında gençler elele tutuşmuş, halay çekiyorlar.

Görülmeye değer ilginç, bir o kadar da güzel bir manzara. Gecenin bu vakti Aarhus’ta, Aarhus şehir merkezindeki bir meydanda, gençler elele tutuşmuş, halay çekiyorlar. Müziğin sesini de sonuna kadar açmışlar. (DANİMARKA)

Gelen geçen bakıyor. Kimi meraklı gözlerle, kimi gülerek.

Önce birkaç fotoğrafını çekiyorum gençlerin. Sonra yanlarına yaklaşıyoruz, tanışmak için. Ve burada neler olduğunu öğrenmek için. (DANİMARKA)

Bunlar Arap gençleri. Kimi Suriyeli, kimi Lübnanlı, kimi Tunuslu, kimi Libyalı, kimi Cezayirli, kimi Faslı. Ama hepsi de Arap. (DANİMARKA)

Herhangi bir özel anlamı yok, bu halaylarının. Kutlama falan da yapmıyorlar. Şehirde öylesine dolaşırken, birdenbire içlerinden halay çekmek gelmiş, hemen müziği açıp başlamışlar herkesin içinde halay çekmeye. (DANİMARKA)

Ma bunu gören Mekke hacısı ve Gazze gazisi ve Kahire’nin kurucusu Selahaddîn’in torunu Sediyani abê durur mu? Durmaz tabiî; hemen fotoğraf makinâmı Faiz abêye verip, verirken de “Fotoğraflarımızı çek” diye tembihleyip, karıştım ben de gençlerin arasına. Halay halkasına katılıp, ben de başladım gençlerle birlikte halay çekmeye…

İnanılır gibi değil hakikaten… Gecenin bu vaktinde geldiğim Aarhus şehrinde, üstelik tâ uzaklardan ve başka bir ülkeden, İsveç’ten gemiyle geldiğim Danimarka’da, arabayla geldiğim Aarhus şehrinde, şehir merkezindeki güzel bir meydanda gençlerle elele tutuşmuş, halay çekiyorum… Hani “sosyal medya tabiriyle” söylemek gerekirse: “Dünya bir dakikalığına güzelleşiyor…” (DANİMARKA)

Keyfime diyecek yok!

Gençlerle halay çekerken, bir yandan da dünyada yaşayan tek manyak olmadığımı düşünerek mutlu oluyorum. İnsanın, kendisi gibi başka manyakların da olduğunu bilmesi ne kadar güzel, ne kadar huzur verici bir duygu…

Yalnız değiliz gençler, yalnız değiliz. Ümitvar olalım, ümidimizi yitirmeyelim. Yalnız değiliz. Bizim gibi çok insan var yeryüzünde. Önemli olan, birbirimizi bulmamız ve elele tutuşmamız… (DANİMARKA)

Immervad adlı caddenin başında “Shawarma King” adlı bir döner dükkânı var. Yemek yemek için de uygun bir yer arıyorduk zaten.

Pakistanlılar çalıştırıyor, burayı. Dükkânda çalışanlar da Pakistanlı.

Ma bunu gören İslamâbâd kahramanı ve Muzafferâbâd muzaffer komutanı ve Balakot fatihi Sediyani abê durur mu? Durmaz tabiî; hemen içeriye dalıp çalışanlara selam veriyoruz… (DANİMARKA)

“Shawarma King” adlı döner dükkânı, oldukça işlek. Müşterisi iyi. Gecenin ilerleyen vakti olmasına, yani yemek saati (gastronomi işinde çalışanlar buna “servis saati” derler) olmamasına rağmen içerisi müşteriyle dolu.

Bu saatte içerisi doluysa, Allah bilir “servis saati”nde içerisi nasıldır… (DANİMARKA)

“Shawarma” (Türkçe’de “Şavurma”, Almanca’da “Schawarma”) dedikleri, Akdeniz’in doğusunda, Levanten mutfağına ve Arap mutfağına özgü bir kebap türü.

Koyun, keçi, tavuk, hindi ya da sığır etinin lavaş içine sarılmasıyla hazırlanıyor. Bazı çeşitlerinde kesilen etler şişe takılarak bir gün kadar ızgarada pişiriliyor. Etin bir çeşit marinasyon işlemine tabi tutulması da gerekiyor.

Sıcak ya da ısıtılmış pide, lavaş ya da dürüm içine sarılarak, tabule veya fettuş gibi salata çeşitleriyle birlikte tüketiliyor.

Şavurmanın farklı özelliğini sağlayan ise, şavurmaya özgü sos. Bu sos da tahin, humus, turşu, şalgam, amba (mango turşusu) ve bol sarımsak ile hazırlanıyor. (DANİMARKA)

“Shawarma” (Şavurma) dedikleri, aslında bizim dönerdir. Tek farkı, sosudur. Aslına bakarsanız, kökeni Anadolu’dur. Zaten nasıl ki “döner” kelimesi Türkçe “döndürmek” fiilinden türemişse, Arapça olduğu sanılan ve Arapçalaştırılmış “şawarma” (ﺸﺎﻮﺮﻤﺎ) kelimesi de Türkçe olan “çevirmek” fiilinden türetilmiş bir isim. Yani aslında “çevirme” demektir; fakat Arapça’da “ç” harfi olmadığı için “ş” ile yazıyor fukaralar. (Seyahatname’nin bu bölümü de epey etimolojik oldu, hamburger çarpsın ki.) (DANİMARKA)

269 bin 22 nüfûslu Aarhus (Århus), Danimarka’nın en büyük 2. şehri, tüm İskandinavya’nın ise en büyük 9. şehridir. (DANİMARKA)

 

264 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir