Afrika’da 300.000 Yıl Önce Ticaret Yapılıyordu

 

isediyani

Kenya’da bulunan renkli pigmentler, tarihöncesi bir ticaret ağının birer parçasıydı, hem de önceden sanılandan 100 bin yıl daha öncesine tarihlenen bir ticaret ağının: Bundan 300 bin yıl önce Afrika’da ticaret yapılıyordu.

     Kenya’da bulunan renkli pigmentler, tarihöncesi bir ticaret ağının birer parçasıydı, hem de önceden sanılandan 100 bin yıl daha öncesine tarihlenen bir ticaret ağının: Bundan 300 bin yıl önce Afrika’da ticaret yapılıyordu.

     Smithsonian Müzesi’nden paleontolog Rick Potts, kömürle boyanmış, küçük, yuvarlak, topak topak olmuş bir parçaya bakıyordu. Buna eşlik eden ve hepsi Güney Kenya’nın Olorgesailie havzasından çıkarılmış 85 parça daha vardı. Smithsonian ve Kenya Ulusal Müzeleri’nden oluşan araştırma ekibi pekçok buluntuyu açığa çıkardı bu kazı alanında: Homininler tarafından yapılan binlerce alet, fosilleşmiş memeli kalıntıları, binlerce yıl öncesine uzanan tortu kalıntıları dahil. Ama elindeki topaklar bir muammaydı.

     Araştırmacılar, laboratuarda bu topakların siyah pigmentler olduğunu keşfetti: 300.000 yıl öncesine tarihlenen, bulunmuş en eski tarihli paleo – boya kalemleri.

     Bu, bilmecenin yalnızca başlangıcıydı. Bu alanı ve insan gelişimindeki sözkonusu tarihsel periyodu uzun süre çalışmış olan Potts, erken dönem insanın genellikle yiyeceklerini ve aletlerini yakın çevreden edindiğini biliyordu. Ama bu “boya kalemleri” açık bir şekilde ithal edilmişti. Ancak tuzlu bir gölde oluşmaları mümkündü ve bu tanıma uyan en yakın su kütlesi yaklaşık 29 km uzaktaydı. Engebeli araziyi düşününce bu mesafe yerlilerin düzenli olarak seyahat edebileceği bir mesafeden çok fazlaydı. O halde neler oluyordu?

     Potts ve eşyazarların düşüncesine göre, bu pigmentler tarihöncesi bir ticaret ağının birer parçasıydı, bilim insanlarının önceden sandığından 100.000 yıl öncesine tarihlenen bir ticaret ağının.

     Araştırmacılar, pigment topaklarına ek olarak taş aletlerdeki ilerlemenin de bu düşünceyi kanıtlar nitelikte olduğuna dikkat çekiyor. Aynı kazı alanında, yapı malzemeleri uzun mesafelerden getirilmiş daha yakın tarihli binlerce alet bulundu. Araştırmacılar bahsedilen bulguları birbiriyle alakalı üç makalede seri halinde “Science” dergisinde yayınladı. Başyazarlara Potts ile birlikte Berkeley’deki California Üniversitesi’nden bir jeokronolog olan Alan Deino ve George Washington Üniversitesi’nden paleontolog Alison Brooks da dahil.

     Ulusal Doğa Tarihi Müzesi Human Origins program müdürü olan ve 30 yılı aşkın bir süredir Olorgesailie’deki araştırmaya liderlik eden Potts, “Homo sapiens’e dair en erken kanıt Doğu Afrika’da 200.000 yıl önceye dayanıyor. Bizim Orta Taş Çağı’na dair bulgularımız ise kayda değer ölçüde bu tarihten eski” diyor. Ve ekliyor: “Fosil kalıntılarından anlaşılacağı üzere erken insanlar yaşadıkları çevrede kalabalık değillerdi ama arkalarında onlara ulaşmamız için kartvizitlerini bıraktılar: taş aletler. Bundan dolayı tarihi veya kimin bu aletleri yaptığını bilmediğimiz halde davranışlarındaki dönüşümler hakkında daha çok şey biliyoruz.”

     Bu karmaşık davranışsal değişimler, bilişsel alanda bir devrimi işaret ediyor. Bu devrim modern insana diğer hominin türler karşısında bir avantaj vermiş olabilir. Araştırmacılar bu devrimin olası açıklamasını “çevresel istikrarsızlık” olarak gösteriyor. Araştırmacılar, çevresel değişimin izlerini inceleyerek bu köklü bilişsel ilerlemenin çevredeki ve iklimdeki belirgin dönüşümlerle aynı döneme denk geldiğini buldular.

     Olorgesailie’deki bu dönüşüm 500.000 ilâ 300.000 yıl öncesini kapsıyor. Bu değişimin başlangıcında dominant hominin Homo Erectus’tu. Dünyaya yayılan Homo Erectus ilk olarak 1, 8 milyon yıl önce ortaya çıkmıştı. “Dik duran” bu adamın elinde genelde Afrika, Asya ve Avrupa’da çıkarılan taştan bir el baltası vardı. Armut şeklindeki taş aletler bir milyon yıldan uzun sürmüş Acheulean (Aşölyen) olarak bilinen alet yapım geleneğine ait.

     Yeni araştırmada yer almayan York Üniversitesi’nden bilişsel arkeolog Derek Hodgson’a göre, yaklaşık 500.000 yıl önce bu el baltaları daha özel bir hal almaya başladı. Hodgson, “Sanki homininler zihinlerinde nesneyi farklı açılara çevirebiliyorlarmış gibi el baltalarında üç boyutlu bir simetri görüyorsunuz. Bu oldukça karmaşık bilişsel bir beceridir. Bu aletler özenle işlenmiş gibi duruyor ve bazıları pratik kullanım için fazla uzun. Başka bir deyişle, bu aletler sosyal statüyü belirtmek için veya estetik amaçlarla yapılmış olabilir” diyor.

     Potts ve Olorgesailie’deki grubu da el baltalarındaki bu değişimi gözlemledi. Tamamen pratik amaçlarla yerel malzemeden yapılan aletler arasına daha küçük ve ithal malzemeden yapılan aletler de eklendi. 300.000 yıl öncesinde Olorgesailie’de dönüşüm tamamlanmış oldu. El baltaları ortadan kayboldu ve OrtaTaş Çağı denilen dönem ve küçük aletleri yapan yeni bir hominin türü başladı.

     Değişimin ne zaman ve nerede gerçekleştiği ve arkasında kimin olduğu yıllardır tartışılıyor. Geçmişte sorun kanıtların olmamasıydı. Arkeologlar Sally McBrearty ve Christian Tryon, 2006’da bir çalışmada, “Bu sürecin tarihini ve koşullarını tam olarak belirlemenin önünde bir dizi kavramsal ve pratik sorun var” diyorlar. Arkeologlar hiçbir zaman devamlılığa sahip ve dönüşüm dönemini kapsayan tortu katmanları bulamadı. Bunun olası bir sebebi Rift Vadisi’nin sıklıkla geçirdiği tektonik dönüşümler.

     Olorgesailie havzası da 499.000 ile 320.000 yıl öncesini kapsayan kayıp bir zaman aralığından muzdarip. Bu gizemli aralıkta neler olduğu hâlâ tartışmaya açık. Ama Olorgesailie’nin öbür ucunda geçekleşen ve daha önce o kadar erken bir tarihte hiç görülmeyen bir şeyler vardı: İncelikle işlenmiş aletleri yapacak kadar sosyal ve bilişsel yeteneklere sahip insanlar, obsidyen gibi en iyi malzemeleri edinmek için kurulan uzun mesafeli ticaret ağları ve depremlere, volkanlara ve sürekli nemli – kuru iklim döngülerine adapte olarak hayatta kalma becerisi.

     Erectus’tan hominid tahtını gasbeden, Homo sapiens ve Neandertaller’le aynı atayı paylaşan Homo heidelbergensis’in daha büyük olan beyni mi yoksa aletler mi bu büyük bilişsel değişimi mümkün kılmıştı? Bu, mevcut bulguların cevap bulamadığı bir soru. Potts, “Bu biraz da bilgisayarlardan önce insanlar gerçekten zeki miydi gibi bir soru. Bilgisayar en büyük icat ama biz ondan önce de aynı insanlardık sonra da” diyor. Hodgson’a göre yeni aletlerin yapımı için sinirsel ağların elverişli olması gerekiyor. Ayrıca Hodgson bu ağların ticaret anlaşmaları ve pigment kullanımı gibi yeni sosyal davranışlarla da ilişkili olduğu söylüyor. Yine de insanlar ve öngörülemez çevreleri arasındaki ilişkiyi anlamak, hâlâ bu bilmecenin çözümü için hayat bir önem taşıyor.

     Büyük Rift Vadisi, adını, üzerinde olduğu milyonlarca yıldır tektonik açıdan aktif kıtalar arası bir sırttan alıyor. Grubun araştırdığı değişim sürecinde, ara ara nemli dönemler yaşansa da kuru bir iklime doğru geçiş yaşanıyordu. Hayvanlar, bitkiler ve çevre değişiyordu. Hayvan fosillerini inceleyen Potts ve ekibi, Acheulean’den Orta Taş Çağı’na geçerken kimi bölgelerde memeli hayvanların % 85’inin neslinin tükendiğini tespit etti. Bu çevresel zorluklar insanları daha güçlü bir işbirliğine ve daha çok araştırmaya itmiş olabilir. Potts’a göre, “Her hominin kendi başının çaresine bakmaya çalışsaydı sonuç felâket olurdu. Acheulean dönemindeki yaşam tarzının terk edilişinin sebebi bu olabilir.” Belki de bu yüzden Olorgesailie’deki Orta Taş Çağı insanlarının, alet yapım malzemeleri % 50 ilâ % 60’ını uzaktan getirilenlerdendi, böylece ticareti hayatta kalmak için kullanmış oldular.

     Bu hikâye merak uyandırıcı olsa da araştırmacıların bunu doğrulamak için jeolojik bulgulara ihtiyacı var. Geçmişte de birlikte çalışan Arizona Üniversitesi’nden yerbilim, ekoloji ve evrimsel biyoloji profesörü Andrew Cohen ve Potts için ufukta bu görünüyor. Cohen, bölgede bulunan örnekler üzerine kurduğu çalışmasıyla yerel iklim dalgalanmaları hakkında bizi aydınlatacağa benziyor. Cohen, Potts’un çalışması hakkında, “Geç Acheulean’den Orta Taş Çağı’na kesintisiz sayılabilecek bir geçişin olması dikkate değer bir buluş. Dönüşümün meydana gelmiş olabileceği zaman aralığını daraltmak oldukça büyük bir adım” diyor. Cohen, aynı zaman ve mekâna ait iklim değişikliklerine dair çok daha detaylı bulgularla bir sonraki adımı atmayı umuyor.

     Bu türden çalışmalar, bize nereden geldiğimizi anlatmaktan daha fazlasını yapıyor. Cohen’e göre insanlığın geçmişinin köşe taşlarını araştırmak, Dünya ikliminin tekrar öngörülemez olabileceği muhtemel bir geleceğe hazırlanmamıza yardım edebilir. Cohen, “Anlayamadığımız sebeplerden soyları tükenmiş 10 veya daha fazla hominid türü var. Bence bu sebepleri anlamaya çalışmak zorundayız. Bu yalnız evrimsel bir olay değil, aynı zamanda soy tükenmesine de dair bir olay” diyor.

     SMITHSONIAN, ARKEOFİLİ

     29 NİSAN 2018

 

371 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir