Fas’ta Taş Devri’ndeki Kuzey Afrikalılar’a Ait Genomik Veri Elde Edildi

 

isediyani

Yapılan yeni çalışmada, Fas’ın doğusundaki Taforalt’ta bulunan ve günümüzden 15100 ilâ 13900 yıl öncesine ait 7 bireyden genomik veri elde edildi.

 

     Yapılan yeni çalışmada, Fas’ın doğusundaki Taforalt’ta bulunan ve günümüzden 15100 ilâ 13900 yıl öncesine ait 7 bireyden genomik veri elde edildi.

     Kuzey Afrika, türümüzün köken tarihi için önemli bir bölge. Aynı zamanda Kuzey Afrika’nın coğrafyası da, insanların Afrika dışına nasıl çıktığını anlamak adına da ilgi çekici. Burası Afrika kıtasının bir parçası, fakat Sahra Çölü güneye veya güneyden geçişler için fiziksel bir bariyer oluşturuyor. Benzer bir şekilde, Akdeniz bölgesinin de bir parçası ve deniz, geçmiş zamanlarda popülasyonlar etkileşimi engelleyen bir bariyer oluşturabiliyordu. Fas’ın başkenti Rabat’taki V. Muhammed Üniversitesi’nden çalışmanın eşyazarlarından biri olan Said Emzazî, yaptığı değerlendirmede, “Kuzey Afrika tarihinin daha iyi anlamamız, türümüzün tarihini anlamak için çok önemli” diyor.

     DNA korunması için gerekli olan zorlu koşullar yüzünden Afrika’dan yaklaşık birkaç antik genom elde edilebilmişti. Daha önce, M. Ö. ilk bin yıla ait Mısırlı mumyalar üzerinde yapılan genomik bir çalışma Yakındoğu ve Kuzey Afrikalılar arasında genetik bağlantı olduğunu göstermişti. Fakat Kuzey Afrika popülasyonlarının genetik yakınlığının derinliği tam olarak bilinmiyordu. Günümüz Kuzey Afrikalılar’ı, atalarının çoğunluğunu Sahraaltı Afrikalıları’yla değil, günümüz Yakındoğulular’la paylaşıyorlar. Yani günümüz Kuzey Afrika’sı, genetik açıdan Avrasya’nın büyük bir parçası. Fakat bu zamana kadar, Yakındoğu ve Kuzey Afrika’nın genetik bağlantısındaki zamansal derinlik hakkında elde edilen bilgi yetersizdi ve sadece mitokondriyal DNA varyasyonu ile dolaylı yoldan hesaplanmıştı.

     Bulunan Taforalt bireyleri, Geç Taş Devri (LSA) İbero – Moritanya kültürüyle ilişkilendiriliyorlar. Bu bireyler, Orta Taş Devri teknolojisini üretenlerin soyundan ya da Yakındoğu veya Güney Avrupa’nın Üst Paleolitik teknolojisiyle bağlantısı olan yabancı popülasyonlardan geliyor olabilirler.

     İbero – Moritanyalılar’ın microlitler olarak bilinen bölgedeki gelişmiş taş aletleri ilk defa üretenler olduklarına inanılıyor. Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’nden eşyazarlardan biri olan Louise Humphrey, yaptığı yorumda, “Grotte des Pigeons Kuzeybatı Afrika’daki insan tarihini anlamak için çok önemli bir alan. Çünkü modern (anatomik olarak) insanlar Orta ve Geç Taş Çağı boyunca farklı zaman aralıklarında bu bölgede yaşadılar. Yaklaşık 15000 yıl önce bu alanın daha sıklılıkla kullanıldığına ve İbero – Moritanyalılar’ın ölülerini bu mağaraya gömdüklerine dair kanıtlar mevcut” diyor.

     15000 YILLIK NÜKLEER DNA

     Araştırmacılar, 9 Taforalt bireyinden elde ettikleri DNA’yı gelişmiş dizileme ve analitik metotlar ile analiz ettiler. Bu bireylerin 7’sinden mitokondriyal ve 5’inden nükleer genom verisi elde etmeyi başardılar. Yaklaşık 15000 yıllık olan kalıntıların oldukça eski olması ve bölgedeki DNA korunması için gerekli olan koşulların çok düşük olması sebebiyle bu veriler büyük bir başarının kanıtı. Çalışmadaki eşyazarlardan biri olan Abdulcelil Buzuğğer, konuyla ilgili olarak, “Pleistosen Çağı’ndan türümüze ait olan DNA elde edilenin ilki ve en eskisi” diyor.

     Almanya’nın Jena kentindeki Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Enstitüsü’nden makalede başyazar olan Marieke van de Loosdrecht ise, “DNA korunması için gerekli olan zorlu koşullar yüzünden Afrika’dan yaklaşık birkaç antik genom elde edilebildi ve hiçbiri Kuzey Afrika’da tarımın başlamasından önceki zamanlara ait değildi. Başarılı bir şekilde genomu yeniden oluşturmak, yüksek derecede parçalanıp yok olmaya başlayan DNA’yı elde etmek için gerekli olan özelleşmiş laboratuar metotları ve bu bireylerin genetik profillerini karakterize eden yeni analiz metotları ile mümkündü” demekte.

     Araştırmacılar, bu bireylerin genetik mirasının içerdiği iki ana unsur buldular: Genetik miraslarının yaklaşık üçte ikisi aynı zamana ait Levantlı popülasyonlar ile yaklaşık üçte biri ise modern Sahraaltı Afrikalıları’yla (özellikle Batı Afrikalılar) bağlantılı.

     POPÜLASYONLAR KITALAR BOYUNCA BAĞLANTILARA SAHİPTİ

     Yakındoğu atalarına ait olan büyük oran gösteriyor ki Kuzey Afrika ve Yakındoğu arasındaki bağlantı tahmin edilenden çok daha önce başladı. Bu bölgeler arasındaki bağlantılar daha yakın zaman dilimlerine ait yapılan çalışmalarda gösterilişmiş olsa da, insanların Taş Devri esnasında böyle uzak mesafeler arası etkileşim içinde oldukları genel olarak düşünülmüyordu. Eşyazar Çungzon Jeong, bu durumu, “Analizlerimiz gösteriyor ki Kuzey Afrika ve Yakındoğu arada bir genetik bariyer olmadan tek bir bölgeye aitlermiş” diye açıklıyor.

     Sahra Çölü fiziksel bir bariyer sağlamasına rağmen bölgeler arası açık bir şekilde etkileşim yaşanıyordu. Taforalt bireyleri ve Sahraaltı popülasyonları arasındaki güçlü bağlantı gösteriyor ki bu çok büyük çölün üzerinden yapılan etkileşimler daha önce sanılanın çok daha öncesine dayanıyor. Aslında, Taforalt bireylerindeki Sahraaltı atalarının oranı, yaklaşık üçte bir, günümüz Fas ve Kuzey Afrika popülasyonlarından çok daha fazla.

     SAHRAALTI AFRİKASI’NDA BİLİNMEYEN BİR ANTİK POPÜLASYON

     Sahraaltı Afrikası’yla olan bağı sorgulamayı sağlayan genetik belirteçler (marker) bulmuş olsalar da Taforalt bireylerine ait belirteçlerin kombinasyonlarını barındıran hiçbir popülasyon daha önce tanımlanmadı. Bazı özellikler, günümüzdeki Hadza avcı – toplayıcıları veya diğer Batı Afrikalılar ile uyuşmasına rağmen bu gruplardan hiçbiri Taforalt bireyleriyle aynı olan karakteristik kombinasyonlara sahip değil. Sonuç olarak, araştırmacılar bu genetik mirasın tam olarak nereden geldiğine emin değiller. Olasılıklardan biri de bu mirasın artık yaşamayan bir popülasyondan geliyor olması.

     Çalışmadaki ortak kıdemli yazarlardan biri olan Max Planck İnsan Tarihi Bilimi Ensitüsü’nden Arkeogenetik Departmanı’nın direktörü Johannes Krause, “Açık bir şekilde, insan popülasyonları daha önce düşünüldüğünden çok daha uzak mesafelerde çok daha fazla gruplan etkileşim içindeydiler. Bu bölgedeki gelecek çalışmalar bu farklı popülasyonların ne zaman ve nasıl etkileşime girdiklerini ve nereden geldiklerini açıklığa kavuşturabilir” diyor.

     SCIENE DAILY, ARKEOFİLİ

     29 MART 2018

 

172 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir