Göta Älv ve Älvsborgsbron

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 41…

 

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 41

İbrahim Sediyani

Man ska inte gå över ån efter vatten.

(Bir nehri asla sudan geçmemelisin.)

İsveç atasözü

     Merkezi İsveç’in en büyük 2. şehri Göteborg olan Batı Götlanda (İsv. Västra Götaland) iline bağlı ilçe statüsündeki ve Kuzey Denizi’nin uzantıları olan Skagerrak ile Kattegat sularının tam da karıştığı alanda yer alan takımadalarda, çok güzel vakit geçirmiştik…

     Bu takımadalar, irili ufaklı onlarca adadan oluşuyor. En büyüğü, Hönö. Ondan sonra da Öckerö ve Björkö geliyor. Bunların ardından ise Hälsö, Rörö ve Fotö isimli adalar var. Bu saydığımız altı adanın etrafında da hepsinin adlarını zikredemeyeceğimiz onlarca küçük ada bulunuyor. Adaların kiminde yerleşim var, kiminde yok. (BİR DİLBİLGİSİ NOTU: İsveççe’de “ö”, tek başına sözcüktür ve “ada” demektir. Yani aslında bu adaların tümünün ismi “… Adası” ifadesiyle bitmektedir. “Hönö” derken aslında “Hön Adası” denilmekte, “Öckerö” derken aslında “Öcker Adası” denilmekte, “Björkö” derken aslında “Björk Adası” denilmektedir.)

     Göteborg’da kendisine misafir olduğum güzel insan, Adıyaman (Kürt. Semsur) ilimizin Besni (Kürt. Beheştî) ilçesinden Şükür Duran ağabeyle birlikte, bu takımadalardaki üç adayı, Hönö, Öckerö ve Hälsö’yü gezdik bugün…

     Şükrü abi sayesinde güzel bir gezi yapıyorum. Odin kendisinden razı olsun, Şükrü abiyi Valhalla ile mükâfatlandırsın. Âmin.

     Takımadaların en büyük adası olan Hönö Adası’nda çok vakit geçirdik, adayı doyasıya yaşadık. Ada üzerindeki önemli yerlere, müzelere, sanat binalarına girdik ve yeni insanlarla tanıştık, yeni dostlar kazandık.

     Takımadaların en büyük üçüncü adası olan Öckerö Adası’nda yarım saat yürüyüş yaptık. Binaların içine girip kimseyle tanışmadık ama ada üzerinde güzelce yürüdük, adayı yürüyerek gezdik.

     Takımadaların en büyük beşinci adası olan Hälsö Adası’nda ise arabayla tur attık. Hiç arabadan inmeden gezdik, arabayla gezdik.

     Adalar gezintisi bittikten sonra, geri dönüyoruz Göteborg şehrine…

     Takımadaların en büyük adası olan Hönö Adası üzerindeki Hönö Pinan Feribot Limanı (İsv. Hönö Pinan Ferry)’nda yeniden feribota biniyoruz, arabamızla birlikte.

     12 dakika kadar süren bir mavi yolculuktan sonra, İsveç anakarası kıyısındaki adaya, Lilla Varholmen adlı adanın limanına varıyoruz. Bu limanda feribot yolculuğu bitiyor. Arabayla çıkıyoruz dışarı. İsveç’in 4. büyük adası olup ama aslında topraklarında gezinirken ada olduğu asla anlaşılmayan 199 km² büyüklüğündeki Hisingen Adası üzerinde arabayla devam ediyoruz yola…

     Sırasıyla Hjuvik, Hästevik, Hällsvik, Kärr, Nolered, Bur, Härröd, Syrhåla, Viken, Halvorsäng, Pölsebo ve Färjestaden semtlerinden geçerek, topraklarında seyrettiğimiz Hisingen Adası’nın güney sınırını çizen, muhteşem güzellikteki Göteborg şehrinin içinden akan ve şehre o tarifsiz güzelliğini kazandıran Göta Nehri’nin kıyısına varıyoruz.

     Nehrin üzerinde insanın gözlerini kamaştıran güzellikte bir yeşil renge sahip, harika bir mimarîsi olan Nehir Kalesi Köprüsü (İsv. Älvsborgsbron) bulunuyor.

     Köprünün üzerinden geçiyoruz…

     Bu da, Göta Nehri’nin kuzey yakasından güney yakasına geçiyoruz demek. Güney yakası ada değil ama, normal anakara.

     Köprünün ve nehrin karşı (güney) tarafına geçince, Şükrü abi direksiyonu kırarak yoldan çıkıyor (zaten bugüne dek benimle gezen herkes yoldan çıkmıştır) ve köprünün altında bulunan araba parkına girerek, aracı park ediyor.

     Nazlı nazlı ama oldukça gür akan bir ırmağın kıyısında park ettiğimiz arabadan, çıkıyoruz dışarı. Ve başlıyoruz akarsuyun kıyısında, köprünün ayaklarının dibinde yürümeye…

     Göteborg şehrinin içinden akan Göta Nehri (İsv. Göta Älv), geniş ve gür akan bir nehir olmasına rağmen, uzunluğu fazla değil. 93 km uzunluğunda bir ırmak.

     Nehir, Göteborg’un kuzeydoğusunda bulunan Vänern Gölü (İsv. Vänernsjö)’nden doğuyor, sürekli güneybatıya doğru akarak Kuzey Denizi’nin bir uzantısı olan Kattegat’a dökülüyor.

     Doğduğu kaynak, deniz seviyesinin 44 m yükseğinde. Akarsuyun doğduğu 5650 km² büyüklüğündeki Vänern Gölü, İsveç’in en büyük gölüdür. Aynı zamanda Avrupa Birliği (AB)’nin de en büyük gölüdür. Avrupa kıt’âsının ise 3. büyük gölü. (Avrupa’nın en büyük gölü Rusya’daki Ladoga Gölü, ikinci büyük gölü yine Rusya’daki Onega Gölü)

     Göta Nehri, Vänern Gölü’nün güneybatı noktasında kurulu Vänersborg şehrinde doğuyor. Gölden çıkar çıkmaz güneybatıya doğru akan ırmak, sırasıyla Vargön, Överby, Trollhätten, Heden, Lilla Edet, Göta, Lödöse, Alvhem, Älvängen, Romelanda, Nödinge – Nol, Kungälv ve Surte kentlerinden geçerek il merkezi Göteborg’a ulaşıyor. Göteborg’un içinden akarak şehre o kartpostallık güzelliğini kazandıran Göta Älv, şehrin batısındaki deniz kıyısında, eski ismi Wike Fiyordu şimdiki ismi Älvsborg Fiyordu (İsv. Älvsborgsfjorden) olan fiyorda karışarak, Kuzey Denizi’nin bir uzantısı olan Kattagat’a dökülür ve mavi yolculuğunu tamamlar.

     Kungälv kentinin nehirle olan kıyısında Bohus Kalesi yer alıyor. Bu kaleden sonra da nehir ikiye ayrılıyor. Birinci kısım nehrin ana hattı olarak devam eden Göta Älv, diğer kısım ise kuzeye devam eden ve daha dar akan Nordre Älv (Kuzey Nehri) ismiyle anılır. Nehrin tamamı Götaland bölgesinin içinde yer aldığı gibi, Got yerleşmelerinde önemli bir yere sahiptir.

     Nehir aslında Norveç’ten doğup kuzey tarafından Vänern Gölü’ne dökülen Klarälven adlı başka bir nehrin uzantısı olarak bilinir. Eğer gölün bu iki yanındaki nehirler tek bir nehir olarak kabul edilirse, bu akıntı 750 km ile İskandinavya’daki en uzun nehir akıntısıdır.

     93 km uzunluğundaki Göta Älv (Göta Nehri = “älv”, İsveççe’de “nehir” demek), ortalama 575 m³ / s su kaynağına sahip. Nehir hem enerji üretimi için, hem de su taşımacılığı için oldukça önemli. Zirâ uluslararası deniz seferlerinin yapıldığı Göteborg’daki Nils Ericson Limanı (İsv. Nils Ericsonterminalen) da bu nehir üzerinde kurulu ve ben yarın akşam işte bu limanda gemiye binip deniz yolculuğuyla İsveç’ten Danimarka’ya seyahat edeceğim.

     Hareketli kanal setleri, nehri gemilerin geçebileceği bir akarsu haline getirir. Trollhättan kentinde nehrin üzerine kurulu bir baraj ve bir hidroelektrik santrali mevcut. Nehir üzerindeki barajların sağladığı enerji, Trollhättan kentindeki birçok ağır metal fabrikalarına elektrik sağlamakta. Nehrin yapay kısımları Trollhätte Kanalı olarak anılır ve buradan 88 m uzunluğundaki kargo gemileri geçiş yapabiliyorlar. Bu sistem de ülkenin doğusundaki başkent Stockholm’dan ülkenin batısındaki Göteborg’a uzanan ve karada yer alan Göta Kanalı’nın ana sistemidir. Yaz aylarında nehir kapakları açılarak, turistlerin, oluşan çağlayanları görmesi sağlanır.

     Barajların kısmî faydalarının yanında sayısız zararlarının olduğunu, barajların tek ifadeyle bir “çevre katliâmı” olduğunu insanoğlu/kızı ne yazık ki bir türlü öğrenmek istemiyor. Buna – sözümona – uygar ülkeler dahil. Nehirdeki barajın toprak kaymasına neden olabilecek bir unsur olduğu İsveç’te açıkça anlaşılmış ancak yine de baraj inşâsından vazgeçilmemiştir örneğin.

     Nehir boyunca büyük bir toprak kayması riski var ve bu akarsu havzasında tarih boyunca 15 defa toprak kayması hadisesi yaşanmıştır. En büyükleri 1150, 1648, 1950, 1957 ve 1977 yıllarında yaşandı. Önceleri nadiren ve çok uzun aralıkla toprak kayması yaşanırdı ancak özellikle baraj inşaatlarından kaynaklı olarak son yüzyılda sıklıkla yaşanıyor bu felâket.

     Her yıl yağan yağmurun sonucunda Göta Nehri üzerindeki barajın bir kısmının taşması da cabası. Bu nedenle tünel gibi çözüm (!) önerileri gündeme gelmektedir. Ama bu da çözüm olmamaktadır. Oysa çözüm bellidir ve yol basittir: Baraj yapımlarını durdurmak! Suyun akıntısını kesmemek ve özgürce akmasına müsaade etmek. Nehirleri değil, barajları durdurmak! Bu barajın yoğun yağış aldığı dönemlerde yıkımların ve taşmaların olabileceği defaatle görülmüş, anlaşılmıştır. Örneğin yağışlar nedeniyle 2001 yılında Vänern Gölü’ndeki su seviyesi 1 m kadar yükselmiş, bu da bölgeyi bir su taşkını tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Devlet, o yıl barajın kapaklarını açıp suyun önemli bir kısmını serbest bırakmak zorunda kalmıştı.

     Kanadalı astrofizikçi Hubert Reeves (1932 – halen hayatta) ne güzel söylemiş: “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.”

     Şimdiye kadar ömr ü hayatımda duyduğum en güzel söz… (50 – 60 sene sonra bu sözün altına da “Mevlânâ” imzasını atarsınız. Hele aradan bir iki nesil geçsin, adam ölsün ondan sonra, biraz daha sabredin…)

     İsveç’te elektrik üretimi için hidroelektrik santrallerinin kurulmaya başlanması, 19. yy’a tekabül ediyor. Ülkedeki ilk elektrik istasyonları, şehirleri ve sanayileri aydınlatmak için 1880’lerde kuruldu. Şu anda Şükrü abi ile beraber bir elimiz cebimizde, bir elimizle de 33’lük tespihi sallayarak “Zor geliyor, zor geliyor / Elazığ bana dar geliyor / Kansızın kızı elleri sevmiş / Gakkoş bu da bana ağır geliyor” türküsünü söyleyerek kıyısında yürüdüğümüz Göta Nehri üzerinde ilk hidroelektrik santralinin inşâsı ise 20. yy’ın hemen başındadır.

     Bugün İsveç genelinde toplam 1800 hidroelektrik santrali bulunuyor. Bunların 200’den fazlası, 10 megawatt ve üzeri bir etkiye sahip olan büyük santraller.

     Nehrin en önemli kullanım alanlarından biri, sularını tamamen veya kısmen Göta Nehri’nden alan ve bölgede yaşayan yaklaşık 700 bin kişilik nüfûsun içme suyu ihtiyacının sağlandığı kaynak olmasıdır.

     1937 yılında Vänern Yasaları (İsv. Vänernregleringen) yürürlüğe girdi. O zamandan beri su kaynağı hem günlük hem de daha uzun periyotlarla düzenleniyor. Sudaki ağır kirlilik üzerinde kontrol sağlamak amacıyla da 1957 yılında Göta Nehri Su Koruma Derneği (İsv. Göta Älvs Vattenvårdsförbund) kuruldu.

     Lärjeholm’daki ham su alımında, saniyede yaklaşık 2000 litre su tüketiliyor. Bu miktar, nehir akışının % 50’sinden daha azdır. Alınan suyun yaklaşık yarısı da Alelyckan’daki su şebekesine yönlendiriliyor. Geri kalan su ise Lackarebäck için ham su deposu olarak görev yapan Delsjöarna’ya bir tünelden pompalanıyor. İki tane su fabrikası, her gün 170 milyon litre içme suyu üretiyor ve bu da yaklaşık 180 km’lik şebekeye pompalanıyor.

     Göteborg suyunun, Göta Nehri boyunca belirli kirletici maddelerin yüksek seviyelerini bildiren 7 tane istasyonu var. Kazaları ve emisyonları rapor etmek için sivil koruma ve belediyeler ile işbirliği yapılıyor. Su kalitesinde bozulma ile ilgili belirtiler veya şüphe durumunda, Lärjeholm su alımına kapatılıyor ve tüm ham sular Delsjöarna’dan alınıyor.

     Göta Nehri balıkçılık faaliyeti için oldukça iyi ve nehir sularında pekçok kıymetli balık türü yaşıyor. En önemli türler; alabalık, somon, turna, levrek, yılanbalığı, beyaz balık ve bir de id ve braxen gibi sazan türleridir. Nehirde İsveç’in en iyi somon balıkları yaşıyor. Somon balığına İsveçliler “laxfisk”, Norveçliler ve Danimarkalılar “laksfisk”, Finlandiyalılar “lohikala”, Türkler ve Kürtler ise “Üfff… Balığa bak balığaaa” diyorlar.

     Vänern Gölü’nün mansabında, Göta Nehri drenaj alanına bitişik iki adet balık çiftliği bulunmakta. Biri Anten köyündeki Anten Balık Çiftliği, diğeri Delsjön köyündeki Sjölyckans Balık Çiftliği. Bu iki çiftlik, toplamda her yıl 30 bin somon balığı ve onun yarısı kadar da alabalık yetiştiriyor. (Niçin Göteborg’a geldiğim de böylece açıklığa kavuştu)

     Şükrü abi ile beraber Göta Nehri (İsv. Göta Älv)’nin kıyısında bulunan araç parkına arabamızı parkediyor ve dışarı çıkıyoruz. Sonra da nazlı nazlı ama oldukça gür akan ırmağın kıyısında yürüyüş yapıyoruz…

     Nehrin kıyısında başka insanlar var. Onlar da yürüyüş yapıyorlar bu huzur veren ortamda. Kimi yalnız, kimi aileli, kimi de dostlarıyla birlikte.

      Akarsuyun kıyısında ördekler, kazlar, kuğular, martılar ve güvercinler var. Ne zaman hayvanlarla karşılaşsam, selam vermeden geçmem: “Grüß Gott” (Tanrı’nın selamı üzerinize olsun) diyorum bu güzel hayvanlara, Almanca.

     Onlar bu gezegenin asıl sahipleri. Biz insanlar ise, sadece “işgalci”…

      Akarsuyun bizim bulunduğumuz bu (güney) tarafında, Göteborg Sanat Akademisi (İsv. Handelsakademin i Göteborg AB) binası, dünyaca meşhur “Continental” marka lastik firmasının İsveç merkez binası olan Continental Däck Sverige AB, onun hemen önünde 1Joy Maggi adlı alışveriş süpermarketi, biraz daha ileride Rapid Images AB adlı film ve reklâm şirketi, hemen yanında ise, nehir kenarında durup karşıdan bakınca muhteşem bir mimarî görüntüsü olan Sockerbruket Arena adlı düğün ve müzik konser salonu bulunuyor.

     150 – 300 kişi kapasiteli bir düğün, müzik ve konferans salonu olan Sockerbruket Arena’nın binası, eskiden şeker fabrikası olarak faaliyet gösteriyormuş. Şimdi ise Göteborg’un en gözde mekânlarından biri durumunda. Mimarî yapısı nedeniyle dışarıdan bakınca bir kale imiş gibi görünen bu turuncumsu bina, ayrıca nehir sularına ve üstündeki muhteşem asma köprüye baktığı için, şehrin en pahalı ve şaşaalı düğünleri burada yapılıyor. Ünlü sanatçıların en coşkulu ve kalabalık konserleri burada veriliyor. Ayrıca, önemli konferanslara ve etkinliklere de evsahipliği yapıyor. (Ses sanatçısı, yazar ve evlilik hazırlığı yapan genç okurlarım için web adresini paylaşayım da, biraz sevap kazanayım: www.sockerbruketarena.se)

     Akarsuyun karşı (kuzey) tarafına baktığımızda ise, öbür kıyıda daha büyük yapılar ve binalar görüyoruz. Suyun karşısı Eriksberg semti ve ordaki hem limanın hem de pekçok işletme ve fabrikanın ismi bu şekilde. Zaten kocaman bir demir yapı var orda ve üzerinde de büyük harflerle “ERIKSBERG” yazıyor. Tâ buradan okuyabiliyoruz yazıyı.

     Yürüyoruz, Şükrü abi ile birlikte. Hem yürüyor, hem sohbet ediyor, hem de fotoğraflar çekiyoruz…

     Göta Nehri (İsv. Göta Älv)’nin üzerinde kurulu muhteşem güzellikte, insanın adetâ gözlerini kamaştıran bir yeşil renge sahip, harika bir mimarîsi olan Nehir Kalesi Köprüsü (İsv. Älvsborgsbron)’nün ayaklarının dibindeyiz…

     Nehre ve şehre o kartpostallık güzelliğini kazandıran asma köprü bu…

     1966 yılında trafiğe açılan ve günümüzde üzerinden günlük ortalama 65 bin aracın geçtiği köprünün toplam uzunluğu 900 m 60 cm, yüksekliği 107 m 60 cm. Köprünün en uzun açıklığı (iki kule arasındaki mesafe) ise 417 m 60 cm. Köprü ile nehir suyu arasındaki açıklığın yüksekliği 45 m. Köprünün genişliği ise 31 m 10 cm.

     Göteborg şehrinin güneyini ve kuzeyini birbirine bağlayan köprü, E 6.20 yolunun bir parçası ve 3’er gidiş gelişli 6 şeritli bir trafik akışı bulunuyor.

     Göteborg’un içinden akan Göta Nehri (İsv. Göta Älv) üzerinde, tam da bu noktaya, Göteborg anakarası ile Hisingen Adası’nı birbirine bağlayacak böyle bir köprü yapma fikri, 1934 yılına kadar uzanıyor. O tarihte Göteborg şehir konseyinden Anders Fredman (? – ?), Torsten Hultin (1885 – 1955) ve Ivar Leandersson (? – ?), bu fikri ortaya atarlar. Ancak köprü inşaatı ve yapımı, yaklaşık 30 yıl sonra, 1960’lı yıllarda gerçekleşmiştir.

     Göteborg Belediyesi, köprünün adını ilk başta “Västerbron” (Batı Köprüsü) koymuştu. Ancak 26 Ekim 1960 tarihinde köprü yapımını resmî olarak kararlaştırdıklarında, köprünün adının (şimdiki adı olan) “Älvsborgsbron” (Nehir Kalesi Köprüsü) olacağını duyurdular. Diğer bir alternatif isim de “Färjestadsbron” (Feribot Şehri Köprüsü) idi. Fakat yerel basında ve kimi yerel siyasetçiler tarafından, “Älvsborgsbron isminin telaffuz edilmesinin zor olacağı” gerekçesiyle, en güçlü aday olan bu isme yönelik bir muhalefet oluşmuştu. Köprü projesinin belediye tarafından kabul edilip tam da inşaat için ilk kazma küreklerin vurulacağı 1960 yılında, köprünün isminin ne olacağı, hem belediye üyeleri, hem yerel medya hem de Göteborg halkı tarafından yoğun tartışmalara sebep olur. O tarihte Şükrü abi henüz Göteborg’a gelmemiş olduğundan ve Muhammed abi ile Yusuf abi henüz burada restoran açmamış olduğundan, köprünün ismini “Shukruabisbron” (Şükrü Abi Köprüsü) ya da “Adiyamanochelazigsbron” (Adıyaman ve Elazığ Köprüsü) veya “Besniocharicaksbron” (Besni ve Arıcak Köprüsü) koymak kimsenin aklına gelmemişti.

     Köprünün ismini kararlaştırmak için 18 Ocak 1961 tarihinde belediye meclisi konsey üyeleri arasında bir oylama yapılır. 29 oy “Älvsborgsbron” (Nehir Kalesi Köprüsü) ismi için çıkarken, 22 oy da “Västerbron” (Batı Köprüsü) ismi için çıkar. Köprünün halihazırdaki adı olan “Älvsborgsbron” (Nehir Kalesi Köprüsü) ismi, böylece karara bağlanır. 16 Şubat 1961’de de isim, resmî olarak onaylanır.

     Mimarlığını İsveçli mimar ve yapı statiği profesörü Sven Olof Asplund (1902 – 84)’un yaptığı bu güzel köprünün inşaatı 1963 Sonbaharı’nda başladı ve Aralık 1967’de tamamlandı. Ancak köprünün açılışı, inşaat henüz tam olarak tamamlanmadan, 8 Kasım 1966 tarihinde o zamanki İsveç Ulaştırma Bakanı Sven Olof Joachim Palme (1927 – 86) tarafından gerçekleştirildi.

     Açılış töreninde önce Göteborg Belediye Meclis Konseyi Başkanı Carl Torsten Henrikson (1906 – 83), ardından İsveç Krallığı Ulaştırma Bakanı Olof Palme konuştu. Olof Palme yaptığı konuşmada, “Şehirlerin kurucuları her zaman suya düşkün olmuştur. Göteborg, bunun parlak örneklerinden biridir. Göteborg’da bugün hayat canlı bir biçimde yaşanmakta, çünkü şehir, deniz taşımacılığını ve çeşitli kara taşımacılığı biçimlerini giderek rasyonel ve sorunsuz bir şekilde işletilen bir ulaştırma sisteminde birleştirmektedir” demiştir. (NOT: 1966 yılında İsveç Ulaştırma Bakanı olarak Göteborg’daki Älvsborgsbron adlı bu güzel köprünün açılışını yapan Olof Palme, bir yıl sonra, 1967’de İsveç Kültür ve Eğitim Bakanı, ondan da iki yıl sonra, 1969’da İsveç Başbakanı olacak ve bu görevi 1976 yılına dek sürdürecek, sonra 1982 yılında tekrar İsveç Başbakanı olacak ve başbakan iken 28 Şubat 1986 günü uğradığı silahlı suikast sonucu hayatını kaybedecektir. Katilleri halen bulunamamıştır. Türkiye’de Olof Palme’nin adını taşıyan pekçok park, meydan ve cadde vardır.)

     Köprü için toplam 21 viyadük ve tünel inşâ edildi. Çoğu durumda bu viyadük ve tüneller doğrudan dağlara inşâ edildi. Bu çalışma esnasında işçiler “Dağlar seni delik deşik ederim” türküsünü söyleyerek çalışıyorlardı. İnşaat esnasında 40 ayrı kamyon tarafından 900 ton çakıl taşındı. Bu çalışma esnasında da kamyonların teyibinde “Yollar seni gide gide usandım” türküsü çalıyordu.

     Köprünün toplam maliyeti, o zamanki parayla 150 milyon İsveç Kronu (Türk parasıyla 347 ayakkabı kutusu) tutmuştur. Bunun 47 milyonu köprünün kendisi için; geri kalan 103 milyon da köprüyle bağlantılı yan giderler.

     Köprü, 1995 yılında Göteborg’da düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası için yeşil renge boyandı. Köprüyü boyama çalışması iki yıl öncesinden, 1993’te başladı ve bu iş için tam 36 bin litre boya kullanıldı. Köprünün rengi o günden beri yeşildir.

     1973 yılından beri düzenlenen ve kısa adı “Volvo Ocean Race” olan “The Whitbread Round the World Race” adlı yelken yarışmasının 2005 – 06 yıllarındaki “bitiş noktası” tam burasıydı, şu anda ayaklarının dibinde olduğumuz Älvsborgsbron köprüsüydü.

     Şükrü abi ile beraber Älvsborgsbron dibinde, Göta Älv kıyısında iki saat kadar yürüyerek sohbet ediyor, dinleniyor ve stres atıyoruz. Bu güzel mekânı ve ortamı doyasıya yaşadıktan sonra tekrar arabaya binip ayrılıyoruz oradan…

     Köprünün yanından arabayla güneye doğru yolculuk ederek Sandarna, Stora Billingen, Rud, Älvsborg, Hagen, Torp ve Grimmered semt ve mahallelerinin içinden geçiyor, Frölunda semtine geliyoruz.

     Frölunda semt merkezinde Şükrü abi bir tanıdığı ile buluşacak. Konuşacakları bir mevzû varmış.

     Bir kafede buluşuyoruz. Saadullah adlı Rojavalı bir Kürt kardeşimiz bu. Tanışıyorum kendisiyle.

     İş mevzûlarıyla ilgili bir görüşmeymiş. Kürtçe konuşuyorlar. Onlar konuşuyor, bense dinliyorum.

     Yarım saat kadar süren görüşme bittikten sonra zaten hava kapanmaya başlıyor. Şükrü abinin kardeşi Muhammed abi ile Elazığ – Arıcaklı ortağı Yusuf abinin çalıştırdığı, tam Göteborg şehir merkezinde bulunan restorana gitmek için yola koyuluyoruz.

     Göteborg şehir merkezinde, Södra Vägen adlı cadde üzerinde Adıyaman – Besnili Muhammed Duran (Şükrü abinin kardeşi) ve ortağı Elazığ – Arıcaklı Yusuf Ulu’nun beraber çalıştırdığı iki adet restoran bulunuyor. Restoranlar neredeyse yanyana. Södra Vägen adlı caddenin 24 numarasında “Tara’s Restaurang” adlı nezih restoran, 32 numarasında ise “Bistro Södra 32” adlı yemekli café.

     İki gece önce Tara’s Restaurang’da yemek yemiştik. Bu akşam ise Bistro Södra 32’de yemek yiyeceğiz. (Dün akşam Norveç’in başkenti Oslo’da yemek yemiştik)

     Yemekler tek kelimeyle nefisti. Ellerine sağlık, Yusuf Usta! Ne de olsa hemşerim… Cenab-ı Allah biz Elazığlılar’ı güzel yaratmış, ne yapalım yani? Tevazu yapacaz diye kendimizi mahsustan kötüleyelim mi? Allah güzel yaratmış, ben ne yapayım?.. (Bistro Södra 32’nin web adresi: www.bistrosodra32.se)

     Gece saatlerinde eve gidiyoruz. Eve varınca, Şükrü abi güzel bir çay kaynatıyor. Çaylar eşliğinde sohbet ediyoruz. O gece evde, Şükrü abi ile dînî mevzûlardan bilim ve sanata, dünyadaki gelişmelerden Ortadoğu’daki mes’elelere, Türkiye siyasetinden Kürt sorununa hemen her konuda sohbet ettik fakat neler konuştuğumuzu burada anlatmayacağım. (Türkiye henüz buna hazır değil)

     Bu arada Şükrü abi, internette, yarın yapacağım İsveç – Danimarka gemi yolculuğu için rezervasyon yaptırıyor. Limanın web sitesine girip yerimi ayartıyor.

     İsveç’ten Danimarka’ya gemi yolculuğum, yarın akşam saat 16:00’da.

     Bu da, yarın akşama kadar da Göteborg’dayım demek. O saate kadar Şükrü abi ile beraber Göteborg şehir gezisi yapacağız.

     Ben İsveç’i çok sevdim.

     Yarın bu ülkeden ayrılacağım için, bu gece gözlerim biraz hüzünlü bir biçimde dalıyor uykuya.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Göta Nehri (İsv. Göta Älv)’nin üzerinde kurulu muhteşem güzellikte, insanın adetâ gözlerini kamaştıran bir yeşil renge sahip, harika bir mimarîsi olan Nehir Kalesi Köprüsü (İsv. Älvsborgsbron)’nün ayaklarının dibindeyiz…

Nehre ve şehre o kartpostallık güzelliğini kazandıran asma köprü bu… (İSVEÇ)

1966 yılında trafiğe açılan ve günümüzde üzerinden günlük ortalama 65 bin aracın geçtiği köprünün toplam uzunluğu 900 m 60 cm, yüksekliği 107 m 60 cm. Köprünün en uzun açıklığı (iki kule arasındaki mesafe) ise 417 m 60 cm. Köprü ile nehir suyu arasındaki açıklığın yüksekliği 45 m. Köprünün genişliği ise 31 m 10 cm. (İSVEÇ)

Göteborg şehrinin güneyini ve kuzeyini birbirine bağlayan köprü, E 6.20 yolunun bir parçası ve 3’er gidiş gelişli 6 şeritli bir trafik akışı bulunuyor. (İSVEÇ)

Şükrü abi ile beraber Göta Nehri (İsv. Göta Älv)’nin kıyısında bulunan araç parkına arabamızı parkediyor ve dışarı çıkıyoruz. Sonra da nazlı nazlı ama oldukça gür akan ırmağın kıyısında yürüyüş yapıyoruz… (İSVEÇ)

Nehrin kıyısında başka insanlar var. Onlar da yürüyüş yapıyorlar bu huzur veren ortamda. Kimi yalnız, kimi aileli, kimi de dostlarıyla birlikte. (İSVEÇ)

Akarsuyun kıyısında ördekler, kazlar, kuğular, martılar ve güvercinler var. (İSVEÇ)

Ne zaman hayvanlarla karşılaşsam, selam vermeden geçmem: “Grüß Gott” (Tanrı’nın selamı üzerinize olsun) diyorum bu güzel hayvanlara, Almanca.

Onlar bu gezegenin asıl sahipleri. Biz insanlar ise, sadece “işgalci”… (İSVEÇ)

Göteborg şehrinin içinden akan Göta Nehri (İsv. Göta Älv), geniş ve gür akan bir nehir olmasına rağmen, uzunluğu fazla değil. 93 km uzunluğunda bir ırmak. (İSVEÇ)

Nehir, Göteborg’un kuzeydoğusunda bulunan Vänern Gölü (İsv. Vänernsjö)’nden doğuyor, sürekli güneybatıya doğru akarak Kuzey Denizi’nin bir uzantısı olan Kattegat’a dökülüyor.

Doğduğu kaynak, deniz seviyesinin 44 m yükseğinde. Akarsuyun doğduğu 5650 km² büyüklüğündeki Vänern Gölü, İsveç’in en büyük gölüdür. Aynı zamanda Avrupa Birliği (AB)’nin de en büyük gölüdür. Avrupa kıt’âsının ise 3. büyük gölü. (Avrupa’nın en büyük gölü Rusya’daki Ladoga Gölü, ikinci büyük gölü yine Rusya’daki Onega Gölü) (İSVEÇ)

Akarsuyun karşı (kuzey) tarafına baktığımızda ise, öbür kıyıda daha büyük yapılar ve binalar görüyoruz. Suyun karşısı Eriksberg semti ve ordaki hem limanın hem de pekçok işletme ve fabrikanın ismi bu şekilde. Zaten kocaman bir demir yapı var orda ve üzerinde de büyük harflerle “ERIKSBERG” yazıyor. Tâ buradan okuyabiliyoruz yazıyı. (İSVEÇ)

93 km uzunluğundaki Göta Älv (Göta Nehri = “älv”, İsveççe’de “nehir” demek), ortalama 575 m³ / s su kaynağına sahip. Nehir hem enerji üretimi için, hem de su taşımacılığı için oldukça önemli. Zirâ uluslararası deniz seferlerinin yapıldığı Göteborg’daki Nils Ericson Limanı (İsv. Nils Ericsonterminalen) da bu nehir üzerinde kurulu ve ben yarın akşam işte bu limanda gemiye binip deniz yolculuğuyla İsveç’ten Danimarka’ya seyahat edeceğim.

Hareketli kanal setleri, nehri gemilerin geçebileceği bir akarsu haline getirir. Trollhättan kentinde nehrin üzerine kurulu bir baraj ve bir hidroelektrik santrali mevcut. Nehir üzerindeki barajların sağladığı enerji, Trollhättan kentindeki birçok ağır metal fabrikalarına elektrik sağlamakta. Nehrin yapay kısımları Trollhätte Kanalı olarak anılır ve buradan 88 m uzunluğundaki kargo gemileri geçiş yapabiliyorlar. Bu sistem de ülkenin doğusundaki başkent Stockholm’dan ülkenin batısındaki Göteborg’a uzanan ve karada yer alan Göta Kanalı’nın ana sistemidir. Yaz aylarında nehir kapakları açılarak, turistlerin, oluşan çağlayanları görmesi sağlanır. (İSVEÇ)

Barajların kısmî faydalarının yanında sayısız zararlarının olduğunu, barajların tek ifadeyle bir “çevre katliâmı” olduğunu insanoğlu/kızı ne yazık ki bir türlü öğrenmek istemiyor. Buna – sözümona – uygar ülkeler dahil. Nehirdeki barajın toprak kaymasına neden olabilecek bir unsur olduğu İsveç’te açıkça anlaşılmış ancak yine de baraj inşâsından vazgeçilmemiştir örneğin.

Nehir boyunca büyük bir toprak kayması riski var ve bu akarsu havzasında tarih boyunca 15 defa toprak kayması hadisesi yaşanmıştır. En büyükleri 1150, 1648, 1950, 1957 ve 1977 yıllarında yaşandı. Önceleri nadiren ve çok uzun aralıkla toprak kayması yaşanırdı ancak özellikle baraj inşaatlarından kaynaklı olarak son yüzyılda sıklıkla yaşanıyor bu felâket.

Her yıl yağan yağmurun sonucunda Göta Nehri üzerindeki barajın bir kısmının taşması da cabası. Bu nedenle tünel gibi çözüm (!) önerileri gündeme gelmektedir. Ama bu da çözüm olmamaktadır. Oysa çözüm bellidir ve yol basittir: Baraj yapımlarını durdurmak! Suyun akıntısını kesmemek ve özgürce akmasına müsaade etmek. Nehirleri değil, barajları durdurmak! Bu barajın yoğun yağış aldığı dönemlerde yıkımların ve taşmaların olabileceği defaatle görülmüş, anlaşılmıştır. Örneğin yağışlar nedeniyle 2001 yılında Vänern Gölü’ndeki su seviyesi 1 m kadar yükselmiş, bu da bölgeyi bir su taşkını tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Devlet, o yıl barajın kapaklarını açıp suyun önemli bir kısmını serbest bırakmak zorunda kalmıştı.

Kanadalı astrofizikçi Hubert Reeves (1932 – halen hayatta) ne güzel söylemiş: “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” (İSVEÇ)

Akarsuyun bizim bulunduğumuz bu (güney) tarafında, Göteborg Sanat Akademisi (İsv. Handelsakademin i Göteborg AB) binası, dünyaca meşhur “Continental” marka lastik firmasının İsveç merkez binası olan Continental Däck Sverige AB, onun hemen önünde 1Joy Maggi adlı alışveriş süpermarketi, biraz daha ileride Rapid Images AB adlı film ve reklâm şirketi, hemen yanında ise, nehir kenarında durup karşıdan bakınca muhteşem bir mimarî görüntüsü olan Sockerbruket Arena adlı düğün ve müzik konser salonu bulunuyor. (İSVEÇ)

150 – 300 kişi kapasiteli bir düğün, müzik ve konferans salonu olan Sockerbruket Arena’nın binası, eskiden şeker fabrikası olarak faaliyet gösteriyormuş. Şimdi ise Göteborg’un en gözde mekânlarından biri durumunda. Mimarî yapısı nedeniyle dışarıdan bakınca bir kale imiş gibi görünen bu turuncumsu bina, ayrıca nehir sularına ve üstündeki muhteşem asma köprüye baktığı için, şehrin en pahalı ve şaşaalı düğünleri burada yapılıyor. Ünlü sanatçıların en coşkulu ve kalabalık konserleri burada veriliyor. Ayrıca, önemli konferanslara ve etkinliklere de evsahipliği yapıyor. (İSVEÇ)

Göta Älv ve Älvsborgsbron, 28 Mayıs 2017

 

224 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir