Hasankeyf’in Mücadelesini Anlatan “Suyun Ölüm Tarihi” (Dîroka Mirina Avê) Belgeseli Avrupa’da

 

isediyani

Hasankeyf’in mücadelesini anlatan “Suyun Ölüm Tarihi” (Dîroka Mirina Avê) belgeseli Avrupa’da izleyicisiyle buluşuyor.

 

 

     Gazeteci – sosyolog Ali Ergül’ün yıkıma karşı Hasankeyf’in tarihini anlatmak için çektiği “Suyun Ölüm Tarihi” (Dîroka Mirina Avê) adlı belgeseli Avrupa’da izleyicisiyle buluşuyor.

     Temmuz 2016’da ilan edilen ve halen devam eden OHAL sürecinde çekilen “Suyun Ölüm Tarihi” belgeselinin galası Batman’da yapılmıştı. İki kez Batman’da ardından sırasıyla Ankara, Diyarbakır ve İzmir’de gösterilen belgesel, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda, Almanya’da, İngiltere’de ve İspanya’nın kuzeydoğusundaki Özerk Bask Bölgesi’nde gösterime girdi.

     “HASANKEYF İÇİN ARTIK BİR SAATİN BİLE KIYMETİ VAR”

     Avrupa turnesinin yanısıra internette de dolaşıma giren belgeselin internette herkese açık ve ücretsiz paylaşılmasının nedenini filmin yönetmeni Ali Ergül şöyle açıklıyor: “Hasankeyf için artık bir saatin bile kıymeti var. Hem ulusal hem de uluslararası kamuoyuna ihtiyaç var. Yok edilmek istenilen hikâyenin şu an sadece bu alanda yaşayan halkın değil bütün dünya halklarının mirası olduğunu biliyoruz. Sadece Hasankeyf değil, yüzlerce höyük de sular altına bırakılacak. Milyonlarca canlı katledilecek. Bu kıyıma artık dur denilmeli. Hazırladığım çalışma bugüne kadar yapılan mücadelede bir çakıl taşı bile değil. Bunu biliyorum. Ortaya çıkan ürünü kendime ya da festivallere saklayamazdım. Bu nedenden dolayı herkesle paylaşmayı doğru buldum.”

     Öte yandan belgesel, Kürtçe – Türkçe, İspanyolca, Almanca ve İngilizce alt yazılı olarak izlenebilir.

     “HEM İNSANLARIN HEM DİĞER CANLILARIN KIRIMI YAPILMAK İSTENİYOR”

     Filme ilişkin daha önce BasNews’e konuşan Ergül filme ilişkin şunları dile getirmişti: “Diasporada yaşayan biri olarak Hasankeyf ve Dicle Vadisi mücadelesini uzaktan izledim. Özelikle bir dönem mücadeleden öte bir şov alanına dönüştü. Ama daha sonrasında ciddi bir kırılma ve yalnızlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde Hasankeyf ve Dicle Vadisi’yle ilgili bir şeyler yapma ihtiyacı duydum. Tabiî ekonomik nedenlerden dolayı hep ertelendi bu istek. Daha iyi bir şeyler yapayım duygusu hâkimdi sürekli. OHAL ve kayyımlarla birlikte zaten çok zayıflayan mücadele artık durma noktasına gelmişti. Eldeki imkânlarla bir şeyler yapmam gerekiyordu ve bu şekilde başladı çalışmalar. Mart ayında başlayan çekimler Temmuz ayında bitti. Hasankeyf ve Dicle Vadisi mücadelesi için çok yanlış yaklaşımlarla karşılaşıyoruz. Elbette ki yerel mücadele kıymetlidir. Ama bütün bunun ötesinde Hasankeyf ve Dicle Vadisi sadece orada yaşayan halkın mirası değil, bugün dünyada yaşayan bütün halkların ortak mücadelesidir. Bütün dünya halklarının ayak izleri var bu coğrafyada. Bu yanlış yaklaşımdan dolayı Hasankeyf ve Dicle Vadisi yalnız bırakıldı. Bu yanlıştan hemen dönülmeli. Aksi takdirde Dicle Vadisi ve tarihî kent Hasankeyf sular altında kalırsa sadece bu coğrafyada yaşayan halkın değil, bütün dünya halklarının ayak izleri silinmiş olacak. Yüzbinlerce insan göç etmek zorunda kalacak. Çok sayıda canlı türü yok olacak. Barajın birçok nedeni var elbette ki. Ama en önemli amacı coğrafyayı hafızalaştırıp kimliksiz bir toplum yaratmak istiyorlar. Bazıları için sert bir tanımlama olabilir ama bu bir soykırıma karşılık gelir. Hem insanların hem diğer canlıların kırımı yapılmak isteniyor.”

     BASNEWS

     24 MART 2018

 

418 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir