Barış İstemek Suçsa Dünyanın Başımıza Yıkılmadığına Şükredin

 

isediyani

Barışı ve hayatı savunduğu için OHAL rejimi tarafından hakkında 2, 5 yıl hapis cezası verilen Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu yazdı…

 

 

 

Barış İstemek Suçsa Dünyanın Başımıza Yıkılmadığına Şükredin

Ömer Faruk Gergerlioğlu

     Barış istemek suç olamaz. İnsan hakları istemek suç olamaz. Yöneticilerin uygulamalarını eleştirmek demokratik, hukuk devletinde suç olamaz. İnsanların ölmemesini istemek bir insan olarak herkesin isteği olmalıdır.

     Türkiye’de hukuk maalesef siyasetin seyrine göre değişiyor. Bir dönem sarf edilen bir ifade hukuken sorunlu olmuyorken, bir başka dönem suç ilan ediliyor. Evrensel hukuka ulaştığımızı zannederken geldiğimiz yer son derece vahim.

     Bugünlerde art arda gelen düşünce özgürlüğüyle ilgili yargı kararları insanları çileden çıkarıyor. Altan’lar ve Ilıcak hakkında verilen çok ağır ve haksız kararlardan sonra şahsım hakkında da böyle bir karar verildi. Suçumuz (!) çocukların ölmemesi, anaların ağlamaması isteğinden başkası değil. Yıllardır söylediğimizi siyasî konjonktüre göre değiştirmemek ikinci suçumuz (!). Çünkü yıllardır demokrasi, insan hakları, eşit vatandaşlık ve özgürlük diyoruz. Çözüm süreci öncesinde de, sırasında da, sonrasında da hep aynı sözleri söyledim.

     Türkiye’nin insan hakları sorunları çok ve çözüleceğine çözümsüzlük yönünde ilerletiliyor. Oluşturulan yanlış kurguyu hakka, hukuka uygun bir şekilde düzeltmek varken, devlet tornasıyla yontma dışında başka düzeltme kabul edilmiyor. Bu da sorun üretiyor, daha huzursuz sorunlu bir devlet oluyoruz, insanlar ülkeden gitmek istiyor, uluslararası bilimsel tüm insanî ve hukukî endekslerde geriye gidiyoruz.

     Benim dâvâm da böyle bir dâvâ oldu ve seyri de Türkiye gerçeklerinden farklı olmadı. Çözüm süreci sırasında duran kanın tekrar akmaması, gerçek, kalıcı ve esaslı bir çözümün sağlanması için çok gayret sarfettik. Fakat olmadı, sorunlar aşılamadı, tekrar eski deverana döndük. Dünya çatışma / çözüm örneklerini teorik ve pratik olarak incelemiş ve sürekli takip eden biri olarak, bu topraklardaki kalıcı çözüm ve barışın, başarı sağlanmış çok ülkeden daha kolay olduğunu düşündüm hep. Çünkü bu topraklarda binlerce yıl birlikte yaşamış insanların sınırların ayrılmasıyla bozulmayacak kardeşlik bağları çok güçlüydü. “Siyah, beyaz” düşmanlığına düşmemiş bu topraklarda çözüm girişimlerinin şansı daha büyük olmalıydı.

     Yıllardır Türkiye ve dünya insan haklarının farklı sorunlarıyla ilgili açıklamalar yaptım, makaleler yazdım. Hepsinde de yöneticilerin haksız uygulamalarına karşı ezilen bireylerin yanında oldum. Bu paylaşımlarım suç ithamı olarak sonunda karşıma çıktı. İlk önce kamu görevimden zulmen ihraç edildim, sonra hakkımda adlî dâvâ açtılar. Sosyal medyada iki tarafın maket tabutlarının olduğu fotoğrafın önündeki annelerin mesajını barış temasıyla güçlendirme isteğim, Kolombiya’da başarılan barışın Türkiye’de de olabileceğine dair bir paylaşımım, bir web sitesindeki barış yönünde yapılan çağrıya devletin kulak kabartmasını dile getirmem, Öcalan’ın mesajıyla barışın gelmesinin konjonktürel olarak mümkün olmadığını belirten bir makalem ve sonradan kapatılmış olan IMC TV isimli bir kanala program konuğu olmam. Yanlış okumadınız, oradaki konuşmalarımdan bahsedilmeyen sadece legal yayında olduğu sürelerde konuk olmam.

     “Kral çıplak” demek suç sanırım; bu ülkede yıllardır çatışmalar yaşanır, PKK ve TC devleti karşılıklı birbirine zayiat verdirir, ve evlere tabutlar gelir. Bu, kimi evde iki kardeşin farklı yerlerden gelen tabutu olmasıyla sonuçlanır. Kimi ailede kardeşin biri dağa çıkmış, PKK’ya katılmıştır, kimi de askere gitmiştir. Hatta öylesine vakalar bilirim ki iki tarafın silahlı çatışması sonrası aynı eve iki ayrı yerden kardeşlerin cenazesinin geldiği vakalardır bunlar. İşte bu vb. vakalardan hareketle oluşturulan mizansen bir fotoda tabutların arkasında duran annelerin mesajını kuvvetlendirme çabamdı suçum (!). “Bu fotoğrafa bakıp niye bu savaşın bitirip tüketmekten başka bir anlamı olmadığını anlarsınız. Analar aynı, bayraklar farklı!.. Ölünce farkımız kalmıyor birbirimizden… Çocuklarımızın tabutu yanyana duracağına, dirisi yanyana dursun, eşitçe, kardeşçe ve omuz omuza…” dememdi suçum (!). Gerçekler çıplak gözle görününce suç olmamalı, gerçekler acıdır ve bu toplumun insanları sorunlara çare bulmalıdır.

     Kolombiya’da başarılan bir sürecin Türkiye’de de olabileceğini söylemem de yine suç ithamlarındandı. Esaslı bir şekilde çözüm ve barış çabasının başarıldığına kıyas yapmanın suç olarak itham edilmesi karşısında denilebilecek tek bir cümle yok sanırım.

     Bir web sitesindeki devletin adım atmasıyla barışın gelebileceğine dair bir çağrı için (“PKK: ‘Devlet adım atarsa barış 1 ayda gelir’” haberi için), “Bu çağrı hakkıyla değerlendirilmeli, bu işin sonu yok, Öcalan devreye girerse olur diyorlar” ifadem suç olarak gösterilmişti. Çözüm süreci sırasında devlet onayı ve izniyle yasal akrabası olmadığı halde defalarca çeşitli heyetler İmralı’ya gidip, gelmişti, Öcalan’ın mektupları Diyarbakır’da 3 kez meydanlarda okutulmuştu. 2014 yılında çıkartılan “çözüm yasası” halen caridir. Buna rağmen süreç bittiğinde çözümün, barışın adını ağzınıza almanız suç oluyor.

     15 Temmuz darbe girişimi sonrası İmralı’ya saldırı düzenlendiğine dair haberler üzerine adaya giden Öcalan’ın kardeşinin getirdiği “yeni adım atılırsa barışın gelebileceği” mesajı üzerine yazdığım “Öcalan’ın Mesajıyla Barış Gelir mi?” isimli makalemde, “Öcalan’ın mesajına devlet tarafından olumlu bir karşılık geleceğini sanmıyorum.”, “Öcalan’la görüşmeyi sağlayarak bir barış kıvılcımı oluşturarak umut beklemek gerçekçi değildir” gibi ifadelerimle bu isteğin şu anda mümkün olmadığını anlatmıştım. Ancak bu makalem de “propaganda” ithamındaydı.

     IMC TV programlarına her partiden, STK’dan siyasînin katıldığı, hükûmet kanadından da katılanların olduğunu belirttim. Ancak orada yaptığım konuşmanın içeriğini tartışma yerine sadece konuk olmamın suç olduğu ithamı yapıldı. Bu suçlamaları hukukla telif etmek mümkün değildir.

     Ben ve avukatım savunmalarımızı yaptıktan sonra Savcı 6 farklı ithamın 5’inden vazgeçtiğini, bunların suç olamayacağını, sadece paylaştığım bana ait olmayan legal bir web sitesi haberi için ceza istediğini belirtti. Açıklanan hakim kararıysa “terör örgütü propagandası” yaptığım şeklinde en üst sınırdan verilen bir ceza oldu.

     Ben 27 yıllık doktorum, binlerce hastanın hayatını kurtardım, gece gündüz mesaimi buna hasrettim, can kurtarmaya çalıştım. Tabiî ki insan hayatından yana olacağım. Bana statüko tarafından çizilen siyasî yönlendirmeler dışında insanı eksen alacağım. Ayrıca bir insan hakları aktivisti olarak yaptığım askerlikte bile silah kullanmayı reddetmiş bir insanım, bilerek öğrenmedim, kullanmadım, kullanmam. Silah karşıtı bir pasifistim. Bana verilen şiddeti övme vb. suçlamalarının kabul edilemezliği apaçıktır. 2, 5 yıllık ceza bu yüzden hukuken ve vicdanen tamamen haksız ve yersiz bir karardır. Barış isteği bu denli hoyratça kırılmamalıdır.

     Benim içim rahat, gerekeni söyledim ve suçlu değilim, aksine hata yapanlara hatasını hatırlatanım. Allah’a şükür ki zalime karşı, mazlumun yanındayım. “Geçmiş olsun” dileklerini ileten binlerce mazlumun yaptığı dualar bana yeter, onları beraatim olarak görüyorum. Biliyorum ki gerçek beraat, Allah’ın yanındadır ve mazlumların duasındadır.

     ARTI GERÇEK

     23 ŞUBAT 2018

 

Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir