Vikingler ve İslam

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 37…

 

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 37

İbrahim Sediyani

     (*) Beş bölüm önce başladığımız “Viking Dosyası”na kaldığımız yerden devam ediyoruz.

     – – – – –

     ■ VİKİNGLER VE İSLAM

     Vikingler, hâkimiyet alanı bakımından Moğollar’ı bile geride bırakır hatta ikiye katlar. Zirâ Moğollar iki kıt’âya (Asya ve Avrupa) hâkim olmuşlardır ancak Vikingler tam 4 kıt’âda hâkimiyet kurdular. Avustralya (Okyanusya) hariç, dünyadaki tüm kıt’âlarda egemenlik kurmuş bir kavimdir.

     “Vikingler” veya “Norslar” (Kuzeyliler) olarak adlandırılan Vikingler, özellikle 8. – 11. yy’lar arasında Baltık Denizi, Kuzey Denizi, Norveç Denizi, Barents Denizi, Grönland Denizi, İrlanda Denizi, Manş Denizi ve Atlas Okyanusu kıyıdaşı coğrafyalarda birçok yeri fethetmiş, geniş bir alanda egemenlik kurmuşlardır. (406)

     Norveçli Vikingler Faroe Adaları, İzlanda, Grönland ve Kanada topraklarında (407), Danimarkalı Vikingler Britanya, İrlanda ve başta Fransa olmak üzere Batı Avrupa topraklarında (408), İsveçli Vikingler ise Rusya, Ukrayna, Kafkasya, Kürdistan, İran ve Bizans topraklarında (409) hâkimiyet kurdular.

     Kafkasya ve Mezopotamya’dan Kuzey Afrika ve Mağrib kıyılarına, Akdeniz Avrupası’ndan Eskimo Kıtası’na ve Kızılderili Kıtası’na kadar uzanan geniş Viking etkisi ve egemenliği, Vikingler açısından yalnızca yeni toprakların fethi değil, yeni kültürlerin, inançların, dînlerin tanınması açısından da son derece tarihsel ve hayatî önemde olmuştur.

     Dünyanın dört kıt’âsına yelken açan ve ayak basan Vikingler’in, dünyanın bu kadim yerlerinde karşılaşmadıkları ve tanışmadıkları kavim neredeyse kalmamıştır. Haliyle, karşılaşmadıkları ve tanışmadıkları dîn de.

     Vikingler, eski İskandinavya dînine inanırlardı (Vikingler’in dînî inançlarını, ileriki bölümlerde ayrıntılı bir biçimde anlatacağız). Bu “deniz seferleri”ne çıkmadan önce, ne Hristiyanlık dînini tanıyorlardı, ne İslam ve Musevîlik dînlerini biliyorlardı, ne de Budizm, Hinduizm gibi dînleri duymuşlardı.

     Fakat giriştikleri bu “deniz seferleri” sonucunda, denilebilir ki, bu dînlerin hepsiyle tanışmışlardır. Hatta sonradan büyük bir kısmı Hristiyan, az bir kısmı da Müslüman olmuştur.

     İslam ile tanışan Vikingler’in İslam dîni ile münasebetleri, Batı Vikingler’in Arap ve Berberî Müslümanlar ile, Doğu Vikingler’in ise Çerkes, Kürt ve Fars Müslümanlar ile tanışmaları üzerinden olmuştur. (410)

     Doğu Vikingler (İsveç Vikingleri) olan Varyaglar’ın Kürt, Çerkes ve Fars Müslümanlar ile karşılaşmalarını ve aralarındaki ticarî ve kültürel ilişkileri geçen bölümde çok kapsamlı ve ayrıntılı bir biçimde anlattık. Bu bölümde de, Batı Vikingler (Norveç ve Danimarka Vikingleri) olan Normanlar’ın Arap ve Berberî Müslümanlar ile karşılaşmalarını anlatacağız.

     Varyag Vikingleri’nin Kürt, Çerkes ve Fars Müslümanlar ile karşılaşmalarını ve münasebetlerini anlattığımız bölümlerde, coğrafyamız Kafkasya, Kürdistan ve İran idi. Norman Vikingleri’nin Arap ve Berberî Müslümanlar ile karşılaşmalarını anlatacağımız bu bölümlerde ise, coğrafyamız Endülüs ve Mağrîb (Kuzey Afrika).

     İslam Tarihi kaynaklarında, Vikingler’den bahsedilirken “Erdmanîyyun” (ﺍﻷﺭﺪﻤﺎﻨﻴﻮﻦ), “Mecûs” (ﺍﻠﻤﺠﻮﺱ) ve “Rus” (ﺍﻠﺭﻮﺱ) ifadeleri kullanılmıştır. Bu farklı kullanımlar, Batı Vikingler (Normanlar) ile Doğu Vikingler’i (Varyaglar) birbirinden ayırtetmek içindir. İslamî kaynaklarda Normanlar’dan bahsedilirken “Mecûs” (ﺍﻠﻤﺠﻮﺱ), Varyaglar’dan bahsedilirken “Rus” (ﺍﻠﺭﻮﺱ), genel olarak Vikingler’den bahsedilirken ve “Viking” kelimesinin karşılığı olarak “Erdmanîyyun” (ﺍﻷﺭﺪﻤﺎﻨﻴﻮﻦ) ismi kullanılmıştır. (411)

     Vikingler’i anlatan Doğulu ve Batılı bütün kaynakların aktardığına göre, Varyaglar (Doğu Vikingler, İsveç Vikingleri), aynı şekilde acımasız bir biçimde katliâmlar yapan, talan ve yağma olayına girişen, ama bunun yanısıra gittikleri yerlerin halklarıyla kültürel, ticarî ve sosyal ilişkiler de geliştiren, fethettikleri topraklarda devletler de kuran görece daha uygar ve gelişmiş bir topluluk iken, Normanlar (Batı Vikingler, Norveç ve Danimarka Vikingleri) sadece talan ve yağma yapan, ele geçirdikleri yerlerdeki halkları acımadan kılıçtan geçiren, acımasız, barbar bir topluluk idiler. (412)

     Bu açıdan bakınca, Kürt ve Çerkes Müslümanlar’ın, Arap ve Berberî Müslümanlar’a kıyasla “daha şanslı” olduğu söylenebilir.

     Afrika kıt’âsının kuzey kıyılarına (bugünkü Mağrib toprakları) dahi ulaşmış bir topluluktur, Vikingler. Başka bir ifadeyle; Kafkasya, İran, Kürdistan ve Endülüs, Mağrib topraklarına ayak basan ve buralarda hâkimiyet kurma çabası veren Vikingler, İslam dîni ile de tanışmışlardır. (413)

     Viking – Müslüman ilişkilerinden günümüze pekçok değerli iz ve eserler de miras olarak kalmıştır. Günümüzde İsveç ve Norveç’te yapılan arkeolojik kazılarda, üzerinde Arap harfleriyle “Allah” ve “Ali” isimleri yazan Viking eşyaları bulunmuştur. (414)

     Bütün bu ilginç ve çarpıcı tarihi, siz sevgili okurlarla paylaşacağız.

     VİKİNGLER ENDÜLÜS’TE

     Avrupa’ya, Atlas Okyanusu ve Akdeniz kıyılarına Viking saldırıları başladığında, İberya Yarımadası’nda bugünkü İspanya ve Portekiz devletlerinin kurulu olduğu topraklar İslam egemenliği altındaydı. Bu topraklarda, Endülüs İslam Devleti vardı.

     87 bin 268 km² genişliğinde olan ve bugün toplam 6 milyon 441 bin kişinin yaşadığı Endülüs, adını, 411 yılında burayı işgal eden Silingae Vandalları’ndan alır. Ülkeye “Vandalusya” adını veren Vandallar, 429 yılına girildiğinde de Afrika’ya uzandılar. 458’den sonra Vandalusya (Endülüs), yavaş yavaş Vizigotlar’ın denetimine girdi. (415)

     741 yılında, ünlü İslam kumandanı Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720), toplam 7 bin mücahid ile Cebelitarık (Cebel-i Tariq)’a çıktı ve aynı yıl Vizigot Kralı Rodrigo (688 – 712)’yu Guadelate’de yendi. Vizigot Devleti çöktü ve 712’de İfrikîye Valisi Ebû Abdurrahman Musa bin Nuseyr bin Abdurrahman Zeyd el- Bekrî el- Laxmî (640 – 716)’nin 18 bin Müslüman’la gelmesi, İslam fethini hızlandırdı. (Küçük bir bilgi notu olsun diye kısaca belirtelim ki, “İfrikiye” şehri, adını burayı kuran ve bu bölgenin ilk yerleşimcileri olan siyahî İfrikî kavminden alır ve “Afrika” adı da yine bu isimden doğmuştur) (416)

     716 yılında Müslümanlar, bütün İspanya’yı ele geçirdiler. 50 yıl sonra, fetihçilerin hiçbir zorlama ve dayatmasının olmamasına rağmen, halkın büyük çoğunluğu İslam dînini benimsemiş ve Müslüman olmuştu. Müslümanlar’ın “Ceziret’ul- Endülüs(Endülüs Yarımadası) adını verdikleri Andalusya’da, 929 yılında III. Abdurrahman bin Muhammed (889 – 961) halifeliğini ilan ederek, Doğu ve Güney’le, yani asıl İslam topraklarıyla bütün manevî bağlarını kopardı. Böylece Endülüs İslam Devleti, asıl İslam topraklarından tamamen bağımsız bir “İslamî Avrupa Devleti” olmuştu. O sıralarda Kurtuba (bugünkü Córdoba) halifeliği, Avrupa’nın en güçlü devletiydi ve Endülüs İslam medeniyeti de, birçok etkin kentiyle, yoğun ticareti ve el san’atlarıyla dönemin en gelişmiş uygarlığıydı. (417)

     Fransa kıyılarına ilk Viking baskınları 795 – 800 yılları arasında başladı. (418) Bu, Vikingler’in 1793’te Britanya’ya (419) ve 1795’te İrlanda’ya (420) saldırmasından hemen sonrasına denk geliyordu.

     Yaz ayında başlayan saldırılarda Fransa, Louis le Pieux (778 – 840) döneminde, 814 – 40 yılları arasında birkaç sahil bölgesini kaybetti, Vikingler’e kaptırdı. (421) Kral Louis le Pioux’un 840 yılındaki ölümünden sonra Franklar arasında taht kavgaları başladı ve Vikingler bu iç çekişmelerden çok iyi istifade ettiler. (422) Fransa – İspanya sınırında yer alan ve bugün İspanya’ya ait olan Ronce Vadisi (Frsz. Roncevaux; İsp. Roncesvalles)’ne gerçekleştirilen iki ayrı saldırıda da Vikingler başarı sağladılar. (423) 841 yılındaki Viking saldırıları ise özellikle Fransa’nın kuzeybatısındaki Rouen ve Jumièges kentlerine büyük zararlar verdi. (424)  

     Vikingler 28 – 29 Mart 855 tarihinde bugünkü Fransa’nın başkenti Paris’e saldırırlar. (425) Saldırı 120 Danimarka gemisi (426) ile yapılır ve bu gemilerde toplam 5 bin Viking savaşçısı (427)  vardır. 5 bin Viking’i taşıyan bu 120 gemi, Atlas Okyanusu’ndan Seine Nehri’ne çıkarak bu ırmak üzerinden gemilerle Paris’e doğru ilerlemişlerdir. (428)  

     120 gemilik bu filonun başında ise efsanevî Viking lideri Ragnarr Loðbrók (? – 865) vardır. (429) (Bu lider, halen TV’de oynanmakta olan ve büyük bir ilgiyle izlenen “Vikingler” adlı dizinin başkarakteri Ragnarr’ın tâ kendisidir.)

     842 yılında Vikingler, Fransa’daki Loire Nehri ağzında kalıcı bir üs kurunca, güneydeki İspanya’ya artık saldırma vakti de böylece gelmişti. (430)

      Vikingler’in Endülüs İslam topraklarına ilk saldırısı ve Endülüs topraklarına ayak basışı, 844 yılındadır. (431)

     Bu saldırıda Vikingler’in lideri, efsanevî Viking lideri Ragnarr Loðbrók’un oğlu olan Danimarkalı deniz kaptanı Bjørn Járnsíða Ragnarsson (? – ?)’dur. (432) Bjørn Járnsíða’nın annesi, Ragnarr’ın eşi olan (ve TV’deki “Vikingler” dizisinin de başkarakteri) Åslaug Sigurtsdatter (? – ?)’dir. (433)

     Bu, Vikingler’in tarihte Müslümanlar’a ve İslam beldelerine ilk saldırısıdır. Yıl, 844.

     Doğu Vikingler’in (Varyaglar) Kafkasya topraklarına ve oradaki Kürt, Çerkes, Fars ve Hazara Müslümanlar’a ilk saldırısının 913 yılında gerçekleştiğini geçen bölümlerden hatırlarsak, ondan 69 yıl önce Batı Vikingler’in (Normanlar) Endülüs’e ve buradaki Müslüman halka yaptıkları 844 yılındaki bu saldırının, Vikingler’in İslam beldelerine ve Müslüman halklara karşı gerçekleştirdikleri tarihteki ilk saldırı olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz.

     844 yılında Vikingler, Ragnarr Loðbrók’un oğlu olan Bjørn Járnsíða ve Hásteinn (810 – 900) komutasında, 100 gemiden oluşan bir filoyla Akitanya (Frsz. Aquitaine; İsp. Aquitania) kıyılarına çıktılar. Atlas Okyanusu’ndan gemilerle Garonne Nehri’ne girerek, ırmağı Toulouse şehrine kadar takip ettiler. Oradan da Akdeniz’e açılıp Fas ve Kuzey Afrika (Ar. ﺍﻠﻤﻐﺮﺐ [El- Mağrib])’ya doğru yelken açtılar. (434)

     Vikingler’in Atlas Okyanusu kıyısındaki Endülüs şehri Uşbûne (bugünkü Portekiz’in başkenti Lizbon)’ye ilk saldırısı, 844 yılının Zilhicce ayındadır ve 13 gün sürmüştür. (435)

     Vikingler, okyanus ağzındaki Tâcu (Port. Tejo) Nehri’ne çıkarak buradan Uşbûne (Port. Lisboa) şehrine girmişlerdi. Uşbûne (Lizbon) halkı bu saldırılara gemilerle ve kayıklarla karşı koydu. Şehrin valisi Wehbullah bin Hazm (? – ?)’ın yaptığı başarılı mukavemet sayesinde Vikingler bu bölgeden çekilmek zorunda kaldılar. Vikingler ayrıldıktan sonra Uşbûne Valisi Wehbullah bin Hazm, Endülüs İslam Devleti Emiri II. Abdulmutarraf Abdurahman ibn-i Hakem (792 – 852)’e uğradıkları saldırıyı ve Endülüs’ün nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu bildiren bir mektup yazdı. Buna karşılık II. Abdurrahman, sınır boylarını ve sahilleri koruyan kalelerin muhkem hale getirilmesi ve takviye güçlerle desteklenmesini emretti. (436)

     Vikingler Uşbûne’den Qadîz (bugünkü İspanya’nın Cádiz şehri)’e ve oradan da Erşedûne (bugünkü İspanya’nın Archidona şehri)’ye geçtiler. Erşedûne’de Müslümanlar ile aralarında çarpışmalar oldu. (437) (NOT: Vikingler, 966 yılında, yani 120 yıl aradan sonra Lizbon’a tekrar saldıracak, ancak o saldırı da başarısız olacaktır.)

     Batılı kaynaklar, 844 yılında Endülüs’e yaptıkları bu ilk saldırılarda Vikingler’in bir kısmının Wadi’il- Kebir (bugünkü Guadalquivir) kıyılarındaki yerleşimlerde Müslümanlar ile tanıştığını ve sohbet etme imkânı bulduklarını, böylece İslamiyet’le tanıştıklarını, bu Vikingler’in İslam dînini benimseyip gönüllü olarak Müslüman olduklarını ve ondan sonra da gemi seferlerine geri dönmeyip İşbilîye (bugünkü Sevilla) hinterlandındaki köylere yerleştiklerini, Endülüs köylerinde Müslüman köylülerle birlikte “Müslüman köylü” olarak yaşamlarını sürdürdüklerini söylemektedirler. (438) 

     Yine buna benzer kimi kaynaklarda belirtildiğine göre, yağma ve talan için Endülüs topraklarına saldıran Vikingler’in bir kısmı yerli Müslüman halklarla tanışma ve kaynaşma şansı bulmuş, Müslümanlar’ın inançlarından ve yüksek ahlâklarından etkilenerek Müslüman olmuşlardır. İslam dînine geçen Vikingler, Kurtuba (bugünkü Córdoba) ve İşbilîye (bugünkü Sevilla) civarlarına yerleşmiş ve burada peynir ticareti ile meşgul olmuşlardır. Müslüman olduktan sonra peynircilik yapan bu Vikingler, bölgede “peynir üreten Müslüman Viking köylüler” olarak nam salmaya başlamışlardır. (439)

     Muhtemeldir ki bugün İspanya’da yaşayan ve kendini İspanyol zanneden ve fakat aslında o Müslüman olmuş Vikingler’in soyundan gelen insanlar da vardır.

     Endülüs İslam Devleti’nin başkenti İşbilîye (bugünkü İspanya’nın Sevilla şehri)’ye geçmeden önce Eşîl (bugünkü Achila) şehrine yapılan Viking saldırısına dair kaynaklarda, çok ilginç bir olay anlatılmaktadır: Vikingler burada karaya çıkarak, kendilerine ait olduğunu söyledikleri bir hazineyi çıkarmaya koyulurlar. Vikingler’in bölgeye çıkarma yaptığını öğrenen bölgedeki Berberî Müslümanlar, karşı koymak amacıyla Vikingler’in karşısına çıkarlar. Ancak Vikingler, amaçlarının savaş olmadığını, kendilerine ait bir hazineyi çıkarıp gideceklerini söylerler. Hatta bu hazineyi çıkarmalarına müsaade edilirse, hazineyi aralarında paylaşabileceklerini dahi teklif ederler. Bu teklifi kabul eden Berberî Müslümanlar geri çekilirler ve uzaktan Vikingler’i gizlice gözlemeye başlarlar. Vikingler çok miktarda darı çıkarırlar ancak Müslümanlar darının sarısını görünce onu altın tozu zannederek saldırıya geçerler. Vikingler korkup gemilerine kaçarlar. Daha sonra Vikingler’in çıkardığı şeyin darı olduğunu farkedince, Berberîler Vikingler’den özür dileyip onlara tekrar gelip istedikleri şeyi çıkarabileceklerini söylerler ama Vikingler artık bölge halkına güvenemeyeceklerini söyleyerek bölgeden ayrılırlar. Buradan İşbilîye’ye doğru harekete geçerler. (440)

     Vikingler aynı yıl Wadi’il- Kebir (İsp. Guadalquivir) Nehri’ne 80 gemilik bir filoyla girdiler. Vadi boyunca herhangi bir sur, kale veya hisar olmaması nedeniyle başkent İşbilîye (İsp. Sevilla)’ye kadar ilerleyebildiler. (441) 25 Eylül 844 günü İşbilîye’ye akın eden Vikingler, şehre 12 fersah uzaklıktaki bir bölgede karargâh kurdular. Karşılarına çok sayıda Müslüman savaşçı çıktıysa da 29 Eylül 844 günü Müslümanlar kesin bir şekilde yenilgiye uğradılar. Bu çatışmalarda çok sayıda Müslüman şehîd olmuştur. (442) Şehri boşaltan Müslümanlar’ın önemli bir kısmı da dağlara kaçmıştır. Dağlarda kendilerini daha güvende hisseden insanlar, İşbilîye’ye saldıran Vikingler ile savaşmak için geri dönüp birkaç defa çarpışmışlardır. (443)

     1 Ekim 844 günü Müslümanlar Vikingler’e karşı ikinci kez yenilgiye uğradılar. Çok sayıda esir ve kayıp veren Müslümanlar, zor durumda kalmışlardı. Vikingler o gün karşılarına çıkan herşeyi kılıçtan geçirerek Endülüs’ün başkenti İşbilîye (Sevilla) şehrine girmeyi başardılar. (444)

     Vikingler’in İşbilîye (Sevilla) şehrinde kaç gün kaldıklarını İslam tarihçileri farklı farklı nakletmektedirler. İslam tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi kabul edilen Kürt tarihçi Ali İbn-i Esir ya da gerçek adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali Kurê Muhammed Kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233), Vikingler’in İşbilîye şehrinde sadece 1 gün 1 gece (445), Berberî tarihçi Ali ibn-i Musa ibn-i Said ibn-i Muîd el- Mağribî (1213 – 86), Vikingler’in İşbilîye şehrinde 7 gün (446), Berberî tarihçi Ebû Abbas Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İzarî el- Marrakeşî (? – ?), Vikingler’in tamamen geri çekilmelerine kadar 42 gün (447), Türkmen tarihçi Şemseddîn Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Qaymaz bin Abdullah el- Turkmenî el- Fariqî eş- Şafiî el- Zehebî (1274 – 1348) ise Vikingler’in tamamen geri çekilmelerine kadar 43 gün (448) kaldıklarını aktarmaktadır.

     Endülüs Emiri II. Abdurrahman işte tam da bu noktada, belki de İşbilîye’nin Kurtuba (bugünkü Córdoba)’ya yakınlığı yüzünden kuvvetlerini seferber etti. Zirâ Kurtuba da saldırıya uğrayabilirdi. II. Abdurrahman bazı komutanlar öncülüğünde Vikingler’in üzerine yürümek için karargâh kurdurttu. Ancak Vikingler daha önce davranarak saldırıya geçtiler ve bu çatışma sırasında 70 Viking savaşçısı öldürüldü. Gemilerine çekilmek zorunda kalan Vikingler’le mücadele etmesi için II. Abdurrahman bölgeye başka bir ordu sevketti ve Vikingler’i takibe devam etti. Viking ordusu güçlü bir şekilde takviye almasına karşın Müslümanlar yaşadıkları her bölgede Vikingler’le topyekûn mücadeleye giriştiler. Vikingler’in Müslümanlar’a saldırması üzerine başlayan savaşı Müslümanlar birçok Endülüslü’nün ısrarla savaşa devam etmesi sayesinde güçlükle kazanabilmiştir. (449)

     Savaş sonunda 500 Viking savaşçısı öldürülmüş, 30 Viking gemisi ele geçirilmiş ve gemilerin içindeki 4 bin Viking esir alınarak gemiler ateşe verilmiştir. Vikingler birkaç gün daha bölgede kalsalar da daha fazla direnemeyerek Atlas Okyanusu üzerindeki gemilerine kaçmış ve Müslümanlar’ın kendilerine ulaşmalarının önüne geçmişlerdir. (450)

     Vikingler Leble (bugünkü Niebla)’ye çıkarak buradan kimi insanları esir almışlar, daha sonra Keres (bugünkü Alcaraz) yakınlarındaki bir adaya çıkarak burada almış oldukları ganimetleri taksim etmişlerdir. Müslümanlar’ın nehre girerek iki Viking savaşçıyı öldürmeleri üzerine bir süre sonra buradan ayrılarak Şezune (bugünkü Medina – Sidonia)’ye saldırmışlar ve burada kaldıkları iki gün süresince ganimet ve esir almışlardır. (451)

     Endülüs gemileri İşbilîye’ye ulaşınca bu haberi alan Vikingler alelacele Leble’ye doğru çekilerek Leble’yi yağmaladılar. Oradan Ukşunuba (bugünkü Ocsonoba)’ya, sonra da Bacce (bugünkü Beja) şehrine çekilen Vikingler, sonunda Uşbûne (bugünkü Portekiz’in başkenti Lizbon)’ye ulaşarak yollarına devam ettiler. (452)

     Viking saldırıları yoğunlaşınca, Endülüslü Müslümanlar, açık bir hedef haline gelen başkent İşbilîye şehrinin etrafına sur inşâ etmişlerdir. (453) Ayrıca Atlas Okyanusu kıyısında yer alan birçok kale tahkim edilmiş ve buraları korumakta olan birliklere takviyeler yapılmıştır. (454)

     Kimi Batılı güvenilir kaynakların naklettiği çok ilginç bir bilgiye göre, Vikingler’in tüm güçleriyle Endülüs topraklarına saldırdığı yıllarda, bu saldırılar sürerken, Endülüs Emiri II. Abdurrahman, çok deneyimli bir diplomat olan Yahya ibn-i Hakem el- Bekrî el- Ğezal el- Ceyanî (772 – 866)’yi bizzat Vikingler’in ülkesi İskandinavya’ya göndertmiş, tecrübeli diplomat el- Ğezal burada Danimarka ve Norveç Krallığı ile görüşmüş ve o devletin krallarına, “Sizinle aramızda hiçbir husumet ve münasebet olmadığı halde savaşçılarınız neden bize saldırıyor? Onları buradan tâ oraya yağma ve fetihler yapmak için kim gönderiyor?” diye hesap sormuştur. (455)

     İberya’dan İskandinavya’ya bu seyahati gemiyle yapan el- Ğezal’ın bu yolculuğu üç gün sürmüştür. Tarihsel kaynakların söylediğine göre, bu diplomatik seyahat vesilesiyle İskandinavya coğrafyasını “dünya gözüyle” temaşa şansı yakalayan el- Ğezal, İskandinavya coğrafyasının güzelliğine, adalarına, birbirinden güzel ırmaklarına ve meyvâ ağaçlarına hayran kalmış, Viking – Endülüs savaşı durulduktan sonra bu kez de sırf “turistik seyahat” amaçlı gemiyle İskandinavya’ya gezmeye gelmiş, Yahya ibn-i Hakem el- Ğezal’ın bu İskandinavya gezisi tam 9 ay sürmüştür. (456)

     İslam tarihçilerinin aktardığına göre, Vikingler, 859 yılında 62 gemilik bir filoyla yeniden Endülüs’e saldırdılar ve Endülüs topraklarına ayak bastılar. (457)  Vikingler’in başında, yine Ragnarr Loðbrók’un oğlu olan Bjørn Járnsíða ve bir de Hásteinn vardı. (458) 

     Endülüs İslam Devleti’nin yeni emiri I. Ebû Abdullah Muhammed bin Abdurrahman el- Awset (823 – 86), Vikingler ile savaşmak için bir ordu görevlendirdi. Viking gemileri İşbilîye’ye kadar ulaşarak İşbilîye yakınlarında bulunan bir adayı işgal ettiler ve burada kendilerine bir üs kurdular. Daha sonra Endülüs içlerine yönelerek Tedmira halkını yenilgiye uğrattılar ve Yuwale Kalesi’ni ele geçirmeyi başardılar. (459)

     Vikingler’in bu bölgelere çok sayıda saldırı düzenleyerek yağmaladıkları ve çok sayıda insanı esir aldıkları iddiâ ediliyor. Daha sonra buradan ayrılarak güzergâhları üzerinde yer alan Şezune (bugünkü Medina – Sidonia) yakınlarında Endülüs Emiri Muhammed bin Abdurrahman’ın gemileri ile karşılaşınca, iki taraf savaşa tutuştu. Endülüs donanması iki Viking gemisini yakmış, diğer iki gemiyi de içindekilerle beraber ele geçirmiştir. Vikingler bu yenilginin acısıyla Müslümanlar’la tekrardan savaşa tutuşsa da Müslümanlar karşısında duramayarak Benbelune (bugünkü Pamplona) şehrine doğru çekildiler. Burada şehrin valisi Franco Garcia (? – ?)’yı ele geçirdiler. O da kendisini kurtarabilmek için 90 bin dinar haraç vermek zorunda kalmıştır. (460)

     966 yılında Vikingler, Endülüs’ün Atlas Okyanusu kıyılarında yeniden belirmeye başladılar. 28 gemiden oluşan bir filoyla Endülüs’e saldıran Vikingler, Uşbûne (bugünkü Portekiz’in başkenti Lizbon) şehrine ulaşınca Müslümanlar anca karşı koyabilmiştir. Savaşta her iki taraftan da birçok savaşçı öldü. Bu hadise üzerine İşbilîye’de bulunan Endülüs donanması Wadi’uş- Şelb’de Vikingler’i yenmeyi başarmış, birkaç gemiyi imhâ ettikten sonra gemilerin içinde bulunanlar Müslümanlar’ın eline geçmiştir. Ayrıca ele geçen gemilerde bulunan Viking savaşçılar ve mürettebat öldürülmüştür. Bu darbe karşısında Vikingler geri çekilmek zorunda kalmıştır. (461)

     970 yılının Ramazan ayında yeniden Endülüs’ün batı sahillerinde Viking tehlikesi ortaya çıkar. Endülüslüler Endülüs donanmasının bir kısmını Meriyye’den alarak İşbilîye’ye gönderdiler ve burada toplanan Endülüs donanması, batı sahillerini korumak amaçlı Atlas Okyanusu’na açılmıştır. Ancak bu sefer Vikingler saldırmaya cesaret edemez. Herhangi bir savaş yaşanmaz. (462)

     Vikingler’in Endülüs’te ve İberya Yarımadası’nda son kez görülmeleri, 1015 yılındadır. Bu tarihte bir Viking filosu, Atlas Okyanusu üzerinden gelip bugünkü Galiçya (İspanya) ve Portekiz topraklarında akan Minho Nehri (İsp. ve Glç. Río Miño; Port. Rio Minho)’ne girdi ve Galiçya topraklarında bulunan Tui (Glç. Tui; İsp. Tuy) şehrini yağmaladı. (463)

     Bu hadise, Vikingler’in Endülüs ve İberya topraklarındaki son eylemidir.

     VİKİNGLER MAĞRÎB VE KUZEY AFRİKA’DA

     Kuzey – güney ekseninde İspanya ile Fas’ı, yani İberya ile Mağrib’i, doğu – batı ekseninde ise Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nu birbirine bağlayan Cebelitarık (İsp. Gibraltar; Ar. ﻄﺎﺮﻖ ﺟﺒﻞ [Cebel-i Tariq]) Boğazı, Avrupa ile Afrika’yı birbirinden ayıran 69 km uzunluğunda, 44 km genişliğinde bir boğaz.

     İsmi Arapça’da “Tarık Dağı” anlamına gelen “Cebel-i Tarık”, adını, azîz İslam dînini İspanya üzerinden Avrupa kıt’âsına ilk taşıyan İslam kumandanı olan, İspanya’da Endülüs İslam Devleti’nin ilk çekirdeğini atan Tariq bin Ziyad el- Laytî (670 – 720)’nin adından alır. (464)

     Vikingler, 859 yılında 62 gemilik bir filoyla yeniden Endülüs’e saldırmış ve Endülüs topraklarına ayak basmış, ama yenilgiye uğramışlardı. Bunun üzerine Vikingler rotayı güneye, Afrika’ya çevirdiler. Mağrib topraklarına, bugünkü Fas (Ar. ﺍﻠﻤﻐﺮﺐ [El- Mağrib])’a doğru yola çıktılar. (465) 

     Endülüs’teki yenilgilere rağmen Viking filosunun önemli bir kısmı hâlâ bozulmamıştı ve Cebelitarık Boğazı’nı geçtiler. Vikingler, Cebelitarık’ı kuzey kaynağındaki Njörvasund noktasından geçmişlerdi. (466)

     Önce Cebelitarık (Cebel-i Tariq, Gibraltar) şehrine girdiler, orada şehrin en büyük camisini yakıp ateşe verdiler. Ardından gemilerle Fas’a doğru, Fas’ın Mazimma şehrini ele geçirmek için yola çıktılar. (467)

     Vikingler Kuzey Afrika (Fas) topraklarına ayak basmayı başardılar. Orada kıyı şeridindeki birkaç yerleşimi ele geçirdiler. (468) Afrika’ya ayak bastıktan 8 gün sonra tekrar kuzeye yönelip önce Endülüs (İspanya)’daki Murcia bölgesini yağmaladılar. Sonra da Akdeniz üzerindeki – günümüzde dünyanın en gözde yaz tatili yerlerinden olan – Balear Adaları (İsp. Islas Baleares)’na yöneldiler ve Ibiza, Formentera, Mallorca ve Menorca adalarına saldırdılar. (469)

     İlginçtir ki, Vikingler kalıcı fetihler için sefer düzenlemiyor, sadece saldırdıkları yerlerde yıkım ve yağma yapıp ordan başka yerlere doğru yelken açıyorlardı. Bu yönüyle Norman Vikingler, Varyag Vikingler’e hiç benzemiyorlardı. Zaten Balear Adaları’nı yıkıp yağmaladıktan sonra tekrar güneye, Afrika kıyılarına doğru yöneldiler.

     Vikingler, Fas’ta kadim bir Berberî yerleşimi olan N’kur şehrini ele geçirirler ve orada üs kurarlar. (470) Bazı kaynakların iddiâsına göre, Vikingler, Fas’ta N’kur şehri yakınlarındaki Nahur kasabasını yağmalarlar ve kasabanın sakinlerini kılıçtan geçirip öldürürler, sağ kalanları da kendilerine esir ederler. (471)

     Bu tür “esir alma” ve “köle edinme” olayıyla ilgili daha ayrıntıya giren kaynaklar da mevcut. Bunların yazdığına göre, Vikingler esir alıp köle yaptıkları erkekleri “mavi erkekler” ve “siyah erkekler” diye iki ayrı sınıfa ayırıyorlardı. (472) Bu sınıflandırmayı neye göre yaptıklarını bilmiyoruz; muhtemelen ırklarına veya görünüşlerine, göz renklerine göre yapmış olabilirler.

     ENDÜLÜS MEDENİYETİ’NDEN GERİYE BUGÜN HİÇBİR ŞEY KALMADI

     Endülüs Halifesi Ebû Amir Muhammed ibn-i Abdullah ibn-i Ebû Amir el- Maafirî el- Hacib el- Mansur (938 – 1002)’un ölümü ve Son Halife II. Ebû Welid Hişam bin Hakem el- Mueyyedbillah (966 – 1013)’ın sürgüne gönderilmesi üzerine, Endülüs’ün siyasî bütünlüğü 1009 yılında bozuldu ve ortaya birçok bağımsız devlet çıktı: İşbilîye (bugünkü Sevilla), Kurtuba (bugünkü Córdoba), Tuleytule (bugünkü Toledo), Batalyaws (bugünkü Badajoz) ve Sarakusta (bugünkü Zaragoza). Bunlar arasında en önemlisi İşbilîye Devleti (1013 – 91) idi. (473)

     Müslümanlar’ın siyasal çözülmesi, ülkeyi ele geçirmek isteyen kuzeyli Hristiyanlar’ın işini kolaylaştırdı. Bölünmüş olan Andalucia İslam toprakları, ayakta kalabilmek için Kuzey Afrika’daki (Fas ve Cezayir) mücahidlere başvurmak zorunda kaldı. 11. y’da Murabıtlar, 12. yy’da da Muwahhîdler, Müslüman birliğini bir süre için yeniden kurarak Hristiyanlar’ı durdurdular. 1212’de Muwahhîdler, Las Navas de Tolosa’da Hristiyan kralların birleşik ordusuna yenildiler ve Müslüman İspanya, yeniden, Hristiyanlar’a kolaylıkla yem olabilecek birçok güçsüz krallığa bölündü. O dönemde Endülüs, hemen tümüyle Hristiyanlar’ın eline geçmişti. Castilla – León Kralı III. Fernando de Castilla el Santo (1199 – 1252), 1225’te Andújar’ı, 1236’da Córdoba’yı ve 1248’de Sevilla’yı, oğlu olan X. Alfonso de Castilla el Sabio (1221 – 84) da 1265’te Cadiz’i ele geçirdiler. Bu dönem sonunda bağımsız kalabilen tek Müslüman devlet, Ğirnata (Grenada) idi ve bu bağımsızlığını ancak Castilla’nın süzerenliğini kabul ederek koruyabilmişti. (474)

     Nasrî Ğirnata İslam Devleti ve parlak kültürü, daha iki yüzyıl süreyle, Hristiyan devletler arasındaki iç çekişmelerden yararlanarak bağımsızlığını sürdürdü. Ama 1492’de, Castilla ve Aragon hükümdarlarının evlilik yoluyla akraba olup birleşmesinden sonra, İslam ülkesi, Katolikler’in eline geçti. Ama yerli halk dînine ve geleneklerine bağlı kaldı. Egemenlerin Hristiyanlaştırma ve İspanyollaştırma girişimlerine karşı Müslüman halk, 1499’da ve 1568’de, tam iki kez büyük bir ayaklanmaya kalkıştılar. İlk İslam fetihçileriyle karşılaştıkları zaman, hiçbir zorlama ve mecburiyete tabi tutulmadıkları halde tamamen gönüllü olarak İslam dînini kabul eden yerli halk, Hristiyanlarca zorla Hristiyanlaştırılıp asimilasyon politikalarına maruz kaldılar ve ama buna karşı iki büyük direniş örneği sergilediler. Bu direnişlerin sonunda, 1610 yılında Hristiyanlar tarafından tamamen İspanya’dan sürüldüler.

     İspanya Müslümanlar’ın egemenliği altındayken, buradaki Müslüman, Hristiyan ve Yahudî halkları tamamen özgür bir şekilde ve refah içinde birarada yaşıyorlardı. Ama Hristiyanlar’ın işgalinden sonra, Müslüman ve Yahudîler hem katliama uğradılar, hem de bölgeden sürüldüler. Hristiyanlar tarafından bir kısmı katledilirken, yaşama şansı bulan ama bölgeden sürülen Yahudîler’in, yine başka bir Müslüman toplumuna, Osmanlı İmparatorluğu’na sığınması ve kurtuluşu orada bulması, düşündürücüdür.

     Yine İspanya Müslümanlar’ın elindeyken, dünyanın ilim ve kültür merkezlerinden biriydi. Hristiyan Avrupa dünyası, dünyayı öküzün boynuzları arasında sanarken, İspanya’daki İslam üniversitelerinde dünyanın yuvarlak olduğu öğretiliyordu, hatta dünya haritası bile çizilmişti. Hristiyanlar’ın İspanya İslam topraklarını işgal edip oradaki ilmî eserlere ulaştıktan sonra coğrafî keşiflerin başlayıp Amerika’nın ve yeni toprakların keşfedilmesi bir tesadüf olabilir mi? Neden coğrafî keşifler, Amerika’nın bulunması, Hristiyan gemicilerin okyanuslara açılması, Endülüs İslam Devleti’nin yıkılışından hemen sonra gerçekleşiyor ve bu coğrafî keşifleri, o dönemde daha güçlü olan İngilizler veya Fransızlar degil de, neden İspanyollar ve Portekizliler gerçekleştiriyorlar? (475)

     Endülüs’ten geriye bugün hiç birşey kalmadı. Sadece o döneme ait yıkık mimarî eserler, Hristiyanlaştırılmış bir halk ve isimleri İspanyolcalaştırılmış o güzelim İslam şehirleri… İşbilîye’nin yerine Sevilla, Ğirnata’nın yerine Granada, Kurtuba’nın yerine Córdoba, Tuleytule’nin yerine Toledo, Batalyaws’ın yerine Badajoz ve Sarakusta’nın yerine Zaragoza var artık. Ve Cebel-i Tariq’in yerine Gibraltar. Ve bu topraklarda özgürlük sahibi olan sadece iki kesim var; biri Hristiyanlar, öbürü ise maymunlar. (476)

     MÜSLÜMAN OLAN VİKİNGLER

     Yaptıkları bu “deniz seferleri” neticesinde batıda Endülüs ve Fas, doğuda ise Kafkasya ve Kürdistan topraklarında Müslüman kavimlerle tanışan İskandinavyalı Vikingler arasında İslam dînini benimseyip gönüllü olarak Müslüman olan ve hayatının ondan sonraki kısmını da İslamî bir şahsiyete sahip olarak yaşayan pekçok Viking de vardır. Bunlar hakkında hem Batılı kaynaklarda hem İslamî kaynaklarda ilginç bilgiler bulunuyor.

     Batılı kaynaklar, 844 yılında Endülüs’e yaptıkları ilk saldırılarda Vikingler’in bir kısmının Wadi’il- Kebir (bugünkü Guadalquivir) kıyılarındaki yerleşimlerde Müslümanlar ile tanıştığını ve sohbet etme imkânı bulduklarını, böylece İslamiyet’le tanıştıklarını, bu Vikingler’in İslam dînini benimseyip gönüllü olarak Müslüman olduklarını ve ondan sonra da gemi seferlerine geri dönmeyip İşbilîye (bugünkü Sevilla) hinterlandındaki köylere yerleştiklerini, Endülüs köylerinde Müslüman köylülerle birlikte “Müslüman köylü” olarak yaşamlarını sürdürdüklerini söylemektedirler. (477) 

     Yine buna benzer kimi kaynaklarda belirtildiğine göre, yağma ve talan için Endülüs topraklarına saldıran Vikingler’in bir kısmı yerli Müslüman halklarla tanışma ve kaynaşma şansı bulmuş, Müslümanlar’ın inançlarından ve yüksek ahlâklarından etkilenerek Müslüman olmuşlardır. İslam dînine geçen Vikingler, Kurtuba (bugünkü Córdoba) ve İşbilîye (bugünkü Sevilla) civarlarına yerleşmiş ve burada peynir ticareti ile meşgul olmuşlardır. Müslüman olduktan sonra peynircilik yapan bu Vikingler, bölgede “peynir üreten Müslüman Viking köylüler” olarak nam salmaya başlamışlardır. (478)

     Müslüman olan Vikingler ile ilgili olarak, kaynaklarda ilginç bilgilere rastlıyoruz. Örneğin dünyaca ünlü Fars tarihçi Ebû Ali Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i Yaqub ibn-i Misgevêy Razî (932 – 1030), Müslüman olan Varyaglar (Doğu Vikingler, İsveç Vikingleri) hakkında bilgiler aktarırken, Vikingler’in ilk kez Rusya’da domuz gördüklerini ve domuz etini yediklerini söyleyerek, Vikingler’in domuz etini çok sevdiklerini, sonra Rusya’dan Kafkasya’ya gelip Müslüman kavimlerle tanışınca içlerinden bir kısmının Müslüman olduklarını, fakat Müslüman olan Vikingler’in domuz eti yemeye devam ettiklerini, diğer Müslümanlar’ın tüm uyarılarına ve “haram” olduğunu hatırlatmalarına rağmen yine de domuz eti yemeyi bırakmadıklarını aktarmaktadır. (479)

     Fıtraten vahşî ve epey ehl-i keyf olan Vikingler, buldukları herşeyi yerlerdi. Eti lezzzetli olduktan sonra her hayvanı yerlerdi. Ayrıca alkolü çok sever, içkiyi ve şarabı çok içerlerdi. Dolayısıyla yeme – içme konusunda kolay kolay “helâl – haram” dayatması yapılabilecek insanlar değillerdi.

     Bu konuda dünyaca ünlü Kürt seyyah Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid (877 – 960) ve Fars astronom Ahmed ibn-i Amir Ebû Ali bin Ruste İsfahanî (? – ?) de ilginç bilgiler aktarmaktadırlar. Söylediklerine göre, Vikingler geleneksel alışkanlıklarını kolay kolay terk etmiyorlardı. Müslüman olan Vikingler, namaz vb. ibadetlerini yerine getirmelerine ve iyi bir Müslüman olarak yaşamalarına rağmen, alkol içmeye ve domuz eti yemeye devam ediyorlardı. (480)

     Dîn değiştiren Vikingler ile ilgili bilgiler aktaran Doğulu ve Batılı kaynakların hemen hemen geneli, Vikingler’in İslam dînine son derece ilgili olduklarını, İslam’ın güzel ahlâk, sosyal adalet ve âhiret inancından müthiş etkilendiklerini, ayrıca Müslümanlar’ın da güzel ahlâklarına, ilim, kültür ve sanata değer verişlerine hayran kaldıklarını (o zamanki Müslümanlar, günümüzdeki Müslümanlar gibi değildi), ve fakat İslam’daki “alkol yasağı” ve “helâl et” mevzûsu yüzünden İslam’ı seçmekten çekindiklerini ve seçmediklerini vurgulamaktadırlar. Buna karşılık Hristiyanlık daha rahat bir dîn; ne doğru dürüst “haramlar” var ne de herhangi bir yasak. Sadece dûâlar edilip ilahîler okunuyor. Böyle olunca, Hristiyanlık kendilerine pek zor gelmiyor.

     Örneğin bununla ilgili İstanbul’da yaşanmış çok ama çok ilginç bir hadise anlatılmaktadır. Efsanevî Viking lideri ve Viking Rus Prensi Rørik (830 – 79)’in akrabası olan Viking Rus Prensi Oleg (? – 913)’in nasıl ve niçin Hristiyan olduğunun hem düşündürten hem de güldürten enteresan hikâyesi:

     Bugünkü Ukrayna’nın başkenti Kiev (Ukr. Київ [Kiıv])’de Vikingler tarafından kurulan Kiev Rus (Kiev Viking) devletinin prensi olan Viking lideri Oleg, Vikingler’in Miklågard olarak adlandırdığı Konstantinopolis (bugünkü ismi İstanbul)’e gelerek, Bizans imparatoruna ve saraya bir çağrı yapar. Dîn değiştirmek istediğini belirten Oleg, imparatora haber salarak, “Biri Müslüman dîn âlimleri, biri Musevî dîn âlimleri, biri Katolik dîn âlimleri, biri de Ortodoks dîn âlimlerinden oluşan 4 farklı ulemâyı sarayda toplayın ve hepsi de benim karşımda kendi dînlerini anlatsınlar, bana dînlerini tebliğ etsinler. Hangisinin dîni hoşuma giderse, onun dînine gireceğim” der. Beklenen gün gelir. Sarayda 4 farklı dînin temsilcileri, Viking lideri Oleg’e kendi dînlerini anlatacak, hangi dîn en çok hoşuna giderse Oleg o dîne girecektir. Bir yanda İslam âlimleri, bir yanda Katolik ve Ortodoks papazlar, bir yanda da Musevî hahamlar, her biri kendi dînlerini mümkün olduğunca en güzel biçimde anlatmaya ve tebliğ etmeye başlarlar. Oleg en çok İslam’a ilgi gösterir. İslam âlimlerine sık sık sorular sorar; İslam’ı çok beğendiğini ve etkilendiğini belirtir. Oleg’in sorduğu her soruya İslam âlimleri tane tane cevap verirken, Katolik, Ortodoks ve Musevî dîn bilginleri sadece mahcup bir biçimde başlarını önüne eğmiş, aralarındaki diyalogu seyretmekle yetinmektedirler. İslam âlimleri de bu durum karşısında (bir nevî içlerinden “işte hak dîn olduğumuz nasıl da belli oluyor” diye düşünerek) gururdan göğüsleri kabarmış ve büyük bir özgüven içinde, İslamiyet’i ballandıra ballandıra anlatırlar. Viking lideri en sonunda, “Tamam, sizin dîninizi çok beğendim. Bizim İskandinav inançlarımıza da benziyor. İslam’ı seçmeyi düşünüyorum. Ancak son olarak, ‘haram’ olan şeyler nelerdir sizde?” diye sorar. İslam âlimleri “Alkol haramdır. İçki, şarap, kesinlikle yasak. İçemezsiniz” derler. Bunun üzerine Viking lideri Oleg “Neeeeeee?” diyerek çığlık atar. Ve hemen ardından İslam âlimlerine, “Siz dışarı çıkabilirsiniz. Elendiniz!” der. Böylece İslam, (popüler dille söylemek gerekirse) yarışı önde götürürken, bilakis ilk elenen olur. Sırf “alkol yasağı” yüzünden! Ardından benzer hatta daha fazla “haram”ın Musevîlik’te de olduğunu öğrenince, Musevî dîn âlimleri de elenirler. Geriye sadece Hristiyan papazlar kalır; biri Katolik, biri Ortodoks. Oleg, Ortodoksluk’u seçerek Hristiyan olur. Kiev’e döndüğünde de ilk işi orada bir Ortodoks Kilisesi inşâ etmek olacaktır. (481)

     Tarihsel kaynakların aktardığı bu ilginç hadiseleri okuyunca, insanın aklına ister istemez şöyle sorular geliyor:

     1 –Alkol yasağı ve “helâl et” mevzûsu olmasaydı, bugünkü İskandinavya halkı şimdi Hristiyan değil de Müslüman mıydılar? İsveç, Norveç, Danimarka, hatta İzlanda, şu anda Müslüman ülkeler miydiler?

     2 – Kiev Rus (Kiev Viking) devletinin prensi olan Viking lideri Oleg, şayet İstanbul’da o şekilde davranmasaydı, yani “alkol yasağı”nı duyar duymaz öyle ters tepki vermeseydi ve ona rağmen bu kadar çok ilgi duyduğu İslam’ı tercih etseydi, bugünkü Ukrayna hatta Rusya, şimdi Müslüman ülkeler miydiler?

     Bunlar elbette uçuk düşünceler ancak, Vikingler’in İslam’dan bu kadar etkilendiklerine ve asıl kavgalarını da Hristiyanlar’a karşı yaptıklarına rağmen, neden İslam yerine Hristiyanlık’ı tercih ettiklerine dair bu bilgileri aktaran tarihsel kaynakları insan okuyunca, kafasına ister istemez böyle sorular takılıyor.

     Unutmayınız ki, bazen bir tek kişinin aldığı bir karar veya herhangi bir yerde yaşanan küçük bir hadise, bütün bir ulusun veya coğrafyanın sonraki kaderini şekillendirir. Tarih, bunun sayısız örnekleriyle doludur.

     Günümüzde dahi, pekçok Hristiyan, Müslüman veya Budist kavimlerin, ulusların, ülkelerin şu anda bu dînlerine inanmalarının sebebi, geçmişte, uzuuun zaman önce bir krallarının veya bir yöneticilerinin bu dîni seçmiş olmaları değil midir? Bir yönetici (kral, prens, sultan veya şâh) herhangi bir yeni dîne girdiğinde, onun bütün halkı da o dîne giriyordu.

     637 yılında Amida (bugünkü ismi Diyarbakır) şehrinin yöneticisi olan adam İslam’ı seçtiği için, Kürtler şu anda Müslüman. 751 yılında Talas Nehri kıyısındaki bir Türk boyunun başındaki adam İslam’ı seçtiği için, Türkler şu anda Müslüman.

     Bu durumda Oleg, İstanbul’da öyle davranmasaydı, bu kadar ilgi ve muhabbet gösterdiği İslamiyet’i “alkol yasağı”na rağmen yine de tercih etseydi, şu anda Ukrayna ve Rusya hangi dîne inanıyor olacaktı?

     Vikingler alkol yasağını ve “helâl et” mevzûsunu bu kadar problem etmeseydiler, İskandinavya’nın dînî yapısı şu anda nasıldı? Kimbilir; belki de İsveç, Norveç, Danimarka, buralar şimdi Müslüman’dı.

     Belki.

     ■ MÜSLÜMAN VE YAHUDÎ ÂLİMLERİN AĞZINDAN VİKİNGLER

     Vikingler hakkında bilgiler veren Müslüman ve Yahudî bilginler ve tarihçiler, ilginç tariflerde bulunmuşlardır.

     Öncelikle Müslüman ve Yahudî bilginlerin ve tarihçilerin, bu konuda Batılı Hristiyan bilginlere ve tarihçilere kıyasla daha objektif davrandıklarını söylemek gerekiyor. Zirâ Batılı Hristiyan tarihçiler Vikingler’i tamamen “vahşî, barbar, acımasız, herşeyi yakıp yıkan, katliâmlar yapan” insanlar olarak anlatmışken, Müslüman ve Yahudî tarihçiler Vikingler’in hem olumsuz hem olumlu yönlerini kaleme alıp anlatmışlardır.

     Vikingler hakkında en kapsamlı bilgileri aktaran Müslüman bilgin olarak Kürt seyyah Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid (877 – 960) kabul edilir. İbn-i Fadlan’ın haricinde de, Vikingler’den bahseden pekçok Müslüman bilgin ve tarihçi vardır.

     Vikingler’i kaleme alan en önemli İslam bilginleri arasında şu isimler zikredilebilir (biyografik kronolojiye göre):

     – Berberî tarihçi Ebû Abbas Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i İzarî el- Marrakeşî (? – ?)

     – Fars astronom ve filozof Ahmed ibn-i Amir Ebû Ali bin Ruste İsfahanî (? – ?)

     – Berberî diplomat ve seyyah Yahya ibn-i Hakem el- Bekrî el- Ğezal el- Ceyanî (772 – 866)

     – Arap tarihçi ve coğrafyacı Ebû Abbas Ahmed bin İshaq bin Cafer bin Wehb bin Wadih el- Yaqubî (? – 897)

     – Kürt coğrafyacı Ebû Qasım Ubeydullah bin Abdullah bin Xordazbe (820 – 912)

     – Kürt seyyah Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid (877 – 960)

     – Arap tarihçi ve coğrafyacı Ebû Hesen Ali bin Huseyn bin Ali el- Mesudî (896 – 957)

     – Berberî tarihçi Muhammed bin Umer bin Abdulazîz bin İbrahim bin İsa bin Mezahim ibn-i Qutiye (? – 977)

     – Kürt tarihçi ve coğrafyacı Muhammed bin Ali Ebû Qasım ibn-i Havkal el- Nusêybînî (920 – 78)

     – Fars tarihçi Ebû Ali Ahmed ibn-i Muhammed ibn-i Yaqub ibn-i Misgevêy Razî (932 – 1030)

     – Arap tarihçi ve coğrafyacı Şemseddîn Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Ebibekir el- Benna el- Şamî el- Maqdisî (945 – 91)

     – Berberî tarihçi ve coğrafyacı Ebû Ubeyd Abdullah bin Abdulazîz bin Muhammed bin Eyyûb el- Bekrî (1014 – 94)

     – Berberî filozof Ebû Bekir Muhammed ibn-i Welid el- Tertuşî (1059 – 1127)

     – Berberî coğrafyacı ve botanikçi Ebû Abdullah Muhammed bin Muhammed bin Abdullah bin İdris el- İdrisî el- Qurtubî el- Hesenî es- Sebtî (1100 – 65)

     – Kürt tarihçi Ahmed bin Yusuf bin Ali ibn-i Ezraq el- Fariqî (1117 – 76)

     – Kürt tarihçi Ali İbn-i Esir ya da gerçek adıyla Bavê Hesen İzzeddîn Ali Kurê Muhammed Kurê Muhammed eş- Şeybanî el- Cezirî el- Kurdî (1160 – 1233)

     – Yunan (Müslüman olmuş Yunan) tarihçi ve coğrafyacı Şihabeddîn Ebû Abdullah bin Yaqut el- Hamawî el- Rumî (1179 – 1229)

     – Berberî tarihçi Ali ibn-i Musa ibn-i Said ibn-i Muîd el- Mağribî (1213 – 86)

     – Kürt tarihçi, coğrafyacı ve filozof Melik el- Mueyyed İmadeddîn Ebû’l- Fidâ İsmail bin Efdal Ali bin Mahmud el- Hamawî el- Eyyubî (1273 – 1331)

     – Türkmen tarihçi Şemseddîn Ebû Abdullah Muhammed bin Ahmed bin Osman bin Qaymaz bin Abdullah el- Turkmenî el- Fariqî eş- Şafiî el- Zehebî (1274 – 1348)

     – Arap tarihçi Şihabeddîn Ahmed bin Abdulwahhab bin Muhammed el- Nuweyrî (1279 – 1333)

     – Kürt tarihçi Ebû Hafs Zeyneddîn Umer bin Muzaffer ibn-i Werdî (1291 – 1349)

     – Berberî tarihçi ve fakih Ebû Muhammed Hasan bin Umer el- Himyerî (? – 1365)

     – Berberî sosyolog Weliyeddîn Ebû Zeyd Abdurrahman bin Muhammed ibn-i Haldun el- Hadremî (1332 – 1406)

     – Berberî tarihçi Ebû Abbas Ahmed Muhammed el- Meqqarî (1578 – 1632) (482)

     Vikingler’i anlatan bu bilginler, Vikingler hakkında çok ilginç şeyler kaleme almışlardır.

     Örneğin Kürt coğrafyacı Ebû Qasım Ubeydullah bin Abdullah bin Xordazbe (820 – 912), İskandinavyalı Viking insanlarını tarif ederken, onların bir azman gibi büyük olduklarını söyleyerek, “deve arkasında bile görülebilirler” demektedir. Bir başka yerde de Xordazbe, Vikingler için “aynen çingene gibiler” demekte. Xordazbe, onların Bağdat’ta deve sırtında görüldüklerini söyleyerek, bir bakıma Vikingler’in Bağdat’a kadar gittiklerini haber vermektedir. Bir başka yerde de Xordazbe, Vikingler hakkında çok ama çok ilginç bir nitelemede bulunarak, “Bunlar cindir. İnsan değiller, cinnî varlıklar” ifadelerini kullanmaktadır. (483)

     Dünyaca ünlü Arap tarihçi ve coğrafyacı Ebû Hesen Ali bin Huseyn bin Ali el- Mesudî (896 – 957), Vikingler’den bahsederken “coğrafî olarak çok farklılar ve putperestler” demektedir. (484) El- Mesudî ayrıca, Vikingler’in birçok kişiyi öldürüp kadınlara tecavüz ettiklerini aktarmaktadır. (485)

     Fars astronom ve filozof Ahmed ibn-i Amir Ebû Ali bin Ruste İsfahanî (? – ?), Vikingler’i anlatırken, “Köy ve tarlaları yok, emlakları yok. Tek gelirleri ticaret. Deniz seferlerine çıkmasalar hiçbir gelirleri yok” demektedir. İbn-i Ruste ayrıca Vikingler hakkında, “Elbiseleri son derece temiz. Görünüşleri korkunç olsa da, hep temiz giyiniyorlar” bilgisini aktarmaktadır. Vikingler’in sadece kendilerine karşı koyup savaşanlara acımasız olduklarını belirten İbn-i Ruste, kendi aralarında birbirlerine karşı çok iyi olduğunu söylemektedir. İbn-i Ruste ayrıca Vikingler’in kendi kölelerine çok iyi davrandıklarını ve onlara köle gibi değil, normal hür insan gibi muamele ettiklerini kaydetmektedir. Kölelik, o dönemde yaygın bir durum. Hem Hristiyan âleminde hem İslam âleminde kölelik oldukça yaygın. Hristiyanlar’ın da Müslümanlar’ın da köleleri var. Fakat Vikingler’in kendi kölelerine, Hristiyanlar’ın ve Müslümanlar’ın kendi kölelerine davrandıklarından çok daha iyi ve insanî davrandıklarını aktaran İbn-i Ruste, “Kölelerine çok iyi davranıyorlar. Kendileri ne giyiyorsa, köleleri de aynısını giyiyor. Onlar ne yiyorsa, köleleri de onu. Hiçbir şekilde kölelere köle muamelesi yapmıyorlar. Normal hür insan gibi davranıyorlar. Köle hastalandığında hemen doktora götürülür. Köle edindikleri insanların çoğunu da zaten bir süre sonra azad ediyorlar” demektedir. (486)

     Dünyaca ünlü Kürt seyyah Ahmed ibn-i Fadlan bin Abbas bin Raşid bin Hamid (877 – 960), Bağdat’tan kuzeydeki Rusya Viking topraklarına ve İdil Bulgar Hanlığı topraklarına 921 – 922 yıllarında yaptığı seyahatlerinde yaşadıklarını kaleme aldığı “Seyahatname”de, Vikingler’in günlük alışkanlıkları ve davranışları hakkında çok ilginç bilgiler aktarır. Vikingler’in kırmızı eti çok sevdiklerini belirten İbn-i Fadlan, onlar için “kurt gibiler” demektedir. (487) Viking kadınları hakkında da ayrıntılı bilgiler aktaran İbn-i Fadlan, Viking kadınlarının genelde kulaklarına çeşitli küpeler taktıklarını, parmaklarında da mutlaka altın veya gümüş yüzük bulunduğunu anlatıyor. İbn-i Fadlan, bu konuda, “Viking erkekleri dirheme (paraya) ne kadar değer veriyorsa, Viking kadınları da küpe, kolye, bilezik ve yüzüklere o kadar değer veriyorlar. Onların en değerli süslemeleri, gemilerde bulunan ve kilden yapılmış yeşil cam boncuklarıdır. Viking kadınları kendi aralarında bu yeşil cam boncuklarla ticaret yapıyorlar ve her bir boncuk için bir dirhem ödüyorlar. Onları kolye gibi taşıyorlar” bilgisini aktarmakta. (488)

     Yahudî bilginlerin de Vikingler hakkında kaleme aldıkları bilgiler bulunuyor. Endülüslü Musevî tarihçi, seyyah ve tüccar Abraham ben Yaqub el- İsrailî el- Tartuşî (912 – 66), Viking kadınları ile ilgili çarpıcı bilgiler sunmakta. Yahudî bilgin Tartuşî, Viking kadınları için, “Çok güzeldirler ve güzelliklerini kullanmayı asla ihmal etmezler. Gözlerine mutlaka makyaj sürerler. Eşlerine sadıktırlar. Kocaları istediği zaman kocalarıyla birlikte olurlar” demektedir. (489)

     VİKİNG – MÜSLÜMAN İLİŞKİLERİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR GELEN İZLER VE İSLAMÎ ESERLER

     Vikingler ile İslam dünyası arasındaki münasebetlerden geriye bugüne dek gelebilmiş ve İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde yapılan çeşitli arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan izler ve eserler de bulunmaktadır. Bunların arasında bazıları, Müslüman olan Vikingler ile ilgili ipuçları da vermekte.

     İsveç’in 3. büyük gölü Mälaren Gölü üzerinde yer alan 4, 2 km² büyüklüğündeki Björkö Adası üzerinde bulunan tarihî Birka adlı Viking köyünde bulunan eserler, bunlar içinde en kıymetli olanları. Bu Viking köyü, kısa adı UNESCO olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (İng. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmış durumda. (490)

     İsveç’te tarihî bir Viking yerleşimi olan Birka köyünde 1872 – 75 yılları arasında arkeolog, etnograf ve entomolog Knut Hjalmar Stolpe (1841 – 1905) tarafından yapılan bir kazıda, 9. yy’dan kalma bir Viking mezarı bulundu. Yapılan araştırmada, bu mezarın bir Viking kadınına ait olduğu belirlendi. Kadının parmağında bir yüzük vardı ve yüzüğün üzerinde Arap harfleriyle “Allah” () yazılıydı. (491)

     Bu yüzük kadının kolyesinde asılı bir şekilde bulunmuştur. Yüzük, 1942 yılından beri İsveç’in başkenti Stockholm’da bulunan İsveç Tarih Müzesi (İsv. Svenska Historiska Museet)’nde sergilenmekte. (492)

     23 Şubat 2015 tarihinde yine Birka Viking köyünde yapılan arkeolojik kazılarda, bir Viking kadınına ait başka bir mezar bulundu. Mart ayında bu cesedin bir Viking kadınına ait olduğu belirlendi. Kadının yine parmağında yüzük vardı ve yüzüğün üzerinde “Allah”, “İnşallah” yazıyordu. (493)

     Bu arkeolojik keşifler, İskandinavya toplumunda ve uzmanlar arasında “Vikingler acaba Müslüman mı olmuşlardı?” tartışmasını da beraberinde getirdi.

     Bir kadın cesedinin üzerinde yüzük bulunması ve bu yüzükte de Kur’ân harfleriyle “Allah” yazması, elbette tek başına o kadının Müslüman olduğuna delil değildir. Sonuçta Viking kadınları bu tür takı eşyalarını çok seviyorlardı ve seferde bulundukları herhangi bir İslam ülkesinde kadın bunu satın almış da olabilir ya da yağmalama yoluyla ele geçirmiş de olabilir ve hatta gittiği bir İslam beldesinde arkadaşlık kurduğu Müslüman bir kadın tarafından veya belki de ona âşık olan Müslüman bir erkek tarafından kendisine hediye edilmiş de olabilir.

     Fakat şu var: Ceset yakılmamış, gömülmüştür.

     Vikingler ölülerinin cesetlerini yakıyorlar, küllerini denize atıyorlardı. Kadın yakılmayıp gömüldüğüne göre, bu Viking kadınının dîn değiştirdiği kesindir. Üzerinde de Kurân harfleriyle yazılmış “Allah”, “İnşallah” ve “Allah için” yazılı takılar çıktığına göre, girdiği yeni dîn İslam’dır. Uzmanlar da bu mantıkla yola çıkarak, bu sonuca varıyorlar.

     İskandinavya’da yapılan arkeolojik kazılarda Viking mezarlarından çıkartılan İslamî eserler, yalnızca bir yüzük ve birkaç boncuktan ibaret değil. Bu konuda birçok eser ortaya çıkartılmıştır. Özellikle bunların büyük çoğunluğu, Mervanî Kürt Devleti’ne ait sikkelerdir ki, bunların tamamını sizlere önceki bölümlerde anlatmıştık.

     Vikingler ile Kürtler (Mervanîler) arasında 980 – 1030 yılları arasında barışçıl amaçlı ve daha çok ticarî ve kültürel boyutlu gerçekleşen münasebetlerden bugüne pekçok değerli izler ve eserler miras olarak kalmıştır. Vikingler tarafından, başta Mervani Kürt Devleti’nin başkenti Silvan (Kürt. Miya Farqîn) olmak üzere Diyarbakır (Kürt. Diyarbekir), Bitlis (Kürt. Zulqarneyn), Nusaybin (Kürt. Nûsêybîn) ve Cizre (Kürt. Cezira Botan)’den İskandinavya’ya getirtilen “Mervani sikkeleri”, bugün halen İsveç’teki müzelerde, başkent Stockholm’da ve ülkenin en büyük adası olan Gotland Adası’nda sergilenmektedir. İsveç’in başkenti Stockholm’da bulunan Stockholm Üniversitesi (İsv. Stockholms Universitet) bünyesinde çalışmalarını yürüten ve kısa adı NFG olan Numismatik Araştırmalar Grubu (İsv. Numismatiska Forskningsgruppen)’nun bilgilerine göre, 1815 – 1990 yılları arasında tüm İsveç’te 92 tane Mervanî sikkesi bulunmuştur. Bu Kürt sikkelerin hepsi gümüşten yapılmış sikkeler. İlk sikke 1815 yılında Södermanland bölgesinde, Stockholm ilinin Haninge ilçesine bağlı Österhaninge nahiyesinin Broby köyünde bulunmuştur. İsveç’te bulunan ve günümüzde halen müzelerde sergilenen bu Kürt sikkelerinin 83 tanesi Gotland Adası’nda, 9 tanesi de İsveç’in başka bölgelerinde bulunmuştur. Gotland’da bulunan sikkeler değişik tarih ve yerlerde bulunmuşlardır. (494)

     İsveç’te bulunan Mervanî Kürt sikkeleri ve Kürt – İsveç ilişkileri ile ilgili olarak, İsveç’te yaşayan Kürt araştırmacı ve yazar Rohat Alakom (1955 – halen hayatta)’un değerli çalışmaları bulunuyor. Bunların başında, İsveççe olarak kaleme aldığı ve 2000 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’da yayınlanan “Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År” (Bin Yıllık İsveç – Kürt İlişkileri) adlı kitabı geliyor. (495)

     Avrupa’da bulunan ve İslam dünyasındaki Hilafet dönemine ait tüm sikkelerin % 90’ı İsveç’te bulunmuştur. Bu durum, Vikingler döneminde İsveç’in Doğu ile olan ilişkilerinin ne kadar canlı olduğunu açık bir biçimde gösteriyor. (496)

     Örneğin İsveç’in 3. büyük gölü Mälaren Gölü üzerinde yer alan 4, 2 km² büyüklüğündeki Björkö Adası üzerinde bulunan tarihî Birka adlı Viking köyünde yapılan bir kazıda, 9. yy’dan kalma Viking mezarında “Allah” yazılı bir yüzük ortaya çıkarılmıştır. Yine Birka’da ortaya çıkarılan Viking mezarlarındaki incelemeler sırasında üstünde Arap harfleriyle “Allah” ve “Ali” yazılı giysi ve kumaşlar bulunmuştur. (497)

     Bunlar şu anda Enköping Müzesi (İsv. Enköping Museum)’nde sergilenmektedir. Uppsala şehrinde bulunan Uppsala Üniversitesi (İsv. Uppsala Universitet) Eskiçağ Tarihi ve Arkeoloji Bölümü araştırmacılarından Annika Larsson (? – halen hayatta) yaptığı açıklamada, “Vikingler, ölülerini elbise ve mücevherleriyle gömüyordu. Mezarlarda üstlerine gümüş şeritlerle ‘Allah’ ve ‘Ali’ ifadeleri işlenmiş bazı ipek giysiler ve kumaşlar bulduk. Keşif, heyecana neden oldu. Bu ifadelerin işlendiği giysiler, genellikle ölünün başucuna konulmuş. Bu ifadelere bazı yastıklarda da karşılaştık. Mezarlardan çıkan bu kumaşlar, ya ticaret yolu ile satın alınmış ya da yağma yoluyla ele geçirilmiştir. Burada ilginç olan, kültür değişiminin göze çarpması. Bazı kaynaklara göre, Müslümanlar, ticaret veya başka amaçlar için Batı’ya yolculuk ediyordu. Vikingler ölümden sonra da hayatın devam ettiğine ve Cennet’te sonsuz yaşamın olduğuna inanıyordu. Bu inanış, doğrudan İslam’dan etkilenmişti” demiştir. (498)

     Oldukça ilginç olan bu keşfi daha da ilginç kılan özellik, İskandinavya’da Hz. İmam Ali (598 – 661)’den sözeden tarihsel öğelerin şimdiye kadar ilk kez keşfedilmiş olmasıydı. Annika Larsson, “Ali ismi Allah’ın yanında sürekli tekrarlanıyordu. İslam dünyasında Ali’nin çok saygın biri olduğunu biliyordum ve arada bağlantı olup olmadığını merak ettim” diyordu. (499)

     Britanya’nın başkenti Londra (İng. London)’da bulunan Londra İslam Koleji (İng. Islamic College in London)’nde dîni çalışmalar yürüten, aynı zamanda da Londra’da Şiî Müslümanlar’ın çıkardığı “Islam Today” (İslam Bugün) dergisinin baş editörü olan İtalyan Müslüman Amir De Martino (? – halen hayatta), konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Ali’nin kullanımı Şiî bağlantısını gösteriyor” dedi. Daha sonra ise temkinli davranarak, “Ancak ‘Allah’ın dostu’ anlamına gelen ‘Weliyullah’ ifadesi olmadan bu ismin yazılması, ana akım Şiî kültürüne ait olamaz” ifadelerini kullandı. De Martino yaptığı açıklamada, “Buradaki desenlere göre, Ali’nin Allah’la eşit olduğu imâ ediliyor. Dolayısıyla bunun, çok erken dönemlerde aşırıcı ve mistik bir düşünceyle bağlantılı olduğuna dair de küçük bir ihtimal var” dedi. (500)

     Vikingler’den kalma İslamî eserler, yalnızca İsveç’te değil, Norveç’te de bulunmuştur. Norveç’in Trøndelag iline bağlı Skaun ilçesinde Şubat 2015 tarihinde arkeologlar, muhtemelen 950 yılı civarında ölmüş ve aralarında iyi korunmuş bir kılıç ile bir kalkan ucu da bulunan silahlarıyla birlikte gömülmüş bir Viking savaşçısının mezarını buldular. Kalkanın tahta kısmı korunmamış olsa da, kalkanın ucundaki metal kısmı günümüze kadar gelmişti. Bu parçanın üstünde büyük ihtimalle bir balta ya da kılıç darbesinin neden olduğu bir iz de bulundu. Bu da kalkanın savaşta kullanıldığını gösteriyordu. Daha ilginç olan ise, metal kalkan ucunun içinde bir deri kese bulunması oldu. Bu kesenin içine saklanmış olarak da, İslamî sikkeler ortaya çıkarıldı. (501)

     Vikingler ile İslam dünyası arasındaki kültürel, ticarî, sosyal ve itikadî münasebetler öyle görünüyor ki bilinenden ve sanılandan çok daha büyük. Ortaya çıkartılan her bilgi ve bulgu, bu ilişkilerin büyüklüğünü daha da arttırıyor.

     – – – – –

     (*) “Viking Dosyası”na seyahatnamenin bir sonraki bölümünde devam edeceğiz.

sediyani@gmail.com

     KAYNAKÇA:

(406)Else Roesdahl, The Vikings, s. 9 – 22, Penguin Books, Londra 1998

(407)Tim Folger, Why Did Greenland’s Vikings Vanish?, Smithsonian Magazine, Mart 2017

(408)Peer Sveaas Andersen – Holger Arbmann, Kulturhistorisk Leksikon for Nordisk Middelalder, cilt 12, “Normanner”, Kopenhag 1967

(409)Fjodor Andrushchuk, The Vikings in the East, s. 553, Routledge Books, Londra 2008

(410)Colleen E. Batey – James Graham Campbell, Cultural Atlas of the Viking World, s. 198, Facts on File, New York 1994

(411): Viking Dünyası, James E. Montgomery, “Arapça Kaynaklarda Vikingler”, s. 694, Alfa Yayıncılık, İstanbul 2015 / Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 112 – 113, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015

(412): Saga Book of the Viking History, cilt 6, bölüm 41, Jon Stefansson, “The Vikings in Spain”, Viking Club, Londra 1909 / Gwyn Jones, A History of the Vikings, s. 216, Oxford University Press, Oxford 2001 / John M. Riddle, A History of the Middle Ages (300 – 1500), s. 220 – 221, Rowman & Littlefield Publishers, Lanham 2008 / Ann Christys, Vikings in the South – Voyages to Iberia and the Mediterranean, s. 56, Bloomsbury Publishing, Londra & Yeni Delhi & New York & Sydney 2015 / Elizabeth Caldwell Hirschman – Donald N. Yates, The Early Jews and Muslims of England of Wales, s. 44, McFarland & Company Publishers, Jefferson 2014

(413)Colleen E. Batey – James Graham Campbell, Cultural Atlas of the Viking World, s. 198, Facts on File, New York 1994

(414)Viking mezarlarında “Allah” ve “Ali” yazıları çıktı, Sediyani Haber, 6 Ekim 2017 http://www.sediyani.com/?p=18807

(415): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 75, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(416)age, s. 75

(417): age, s. 75 – 76

(418)Richard Hall, Viking Age Archaeology, s. 17, Shire Publications, Londra 2010

(419): Vikingarna, Utställningskatalog till Florensutställningen, Malmö Museer, Floransa 1989

(420)The Annals of Ulster, year 795

(421): Simon Coupland, Carolingian Caoinage and the Vikings, s. 219 – 220, Ashgate Variorum Publishing, Hampshire 2007

(422): Norbert Heyse, Europas Norden – Ein Historische Hinführung, cilt 1, s. 49, Books on Demand Verlag, Norderstedt 2014

(423): Njord Kane, The Vikings – The Story of a People, Spangenhelm Publishing, 2016

(424): Cassandra Potts, Monastic Revival and Regional Idendity in Early Normandy, s. 21, The Boydell Press, Woodbridge 1997

(425): Gwyn Jones, A History of the Vikings, s. 212, Oxford University Press, Oxford 2001

(426): Peter Hayes Sawyer, Illustrated History of the Vikings, s. 39, Oxford University Press, Oxford 2001

(427)Martina Sprague, Norse Warfare: The Unconventional Battle Strategies of The Ancient Vikings, s. 225, Hippocrene Books, New York 2007

(428): George Kohn, Dictionary of Wars, s. 588, Facts on File Publishing, New York 2006

(429): Eleanor Shipley Duckett, Carolingian Portraits, s. 181, Ann Arbor Paperbacks, Michigan 1988

(430): Angelo Forte – Richard Oram – Frederik Pedersen, Viking Empires, s. 60, Cambridge University Press, Cambridge 2005

(431): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 504, Beyrut 2007 / İbn-i Haldun, Kitab’ul- İber we Diwan’ul- Mubtedeî we’l- Xaber fi Eyyam’il- Arabî we’l- Acemî we’l- Berber wemen Âsârahum min Zew’is- Sultan’il- Ekber, cilt 4, s. 129, Beyrut 2010 / Ebû’l- Fidâ, Muhtasar û Ahbar’il- Beşer, cilt 2, s. 36, Kahire / Yaqubî, El- Buldan, s. 194, Beyrut 2001 / Zehebî, Tarih’ul- İslam we Wefeyat’ul- Meşahir we’l- E’lam, cilt 17, s. 7, Beyrut 1997 / İbn-i Said el- Mağribî, El- Muğrib fi Hule’l- Mağrib, cilt 1, s. 49, Kahire 1955 / İbn-i Werdî, Tarih, cilt 1, s. 214, Beyrut 1996 / Makkarî, Nefh’ut- Tib min Ğusn’il- Endelus’ir- Ratib, cilt 1, s. 345, Beyrut 1997

(432): Stephan Ronart – Nandy Ronart, Lexikon der Arabischen Welt, s. 30, Artemis Verlag, Münih & Zürih 1972

(433)Wikipedia (Norveççe), “Ragnar Lodbrok”

(434): Janet Laughland Nelson, Charles the Bald, s. 142 – 144 ve 154 – 156, Routledge Publishing, Londra & New York 1992 / Francis Donald Logan, The Vikings in History, s. 108 – 109, Routledge Publishing, Londra & New York 2005 / Simon Coupland, Carolingian Coinage and the Vikings, s. 349, Ashgate Variorum, Hampshire 2007 / Thomas Downing Kendrick, A History of the Vikings, New York 2004

(435): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 503, Beyrut 2007 / Nuweyrî, Nihayet’ul- Arab fi Funûn’il- Edeb, cilt 23, s. 383, Kahire 2003

(436): Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 116, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015

(437)Jesús Riosalido, Los Vikingos en Al-Andalus, s. 335 – 344, Repositorio de Objetos de Docencia e Investigación de la Universidad de Cádiz (RODIN), Cádiz 1997

(438): Stephan Ronart – Nandy Ronart, Lexikon der Arabischen Welt, s. 30, Artemis Verlag, Münih & Zürih 1972

(439): Cem Nizamoğlu – Sairah Yassir-Deane, A Tale of Two Civilisations: The Viking and the Muslim Civilisation, Muslim Heritage, http://www.muslimheritage.com/article/viking-and-muslim-world / Omar Mubaidin, Tentative Global Timeline of Contacts between The World of Islam and Western Europe: 7th – 20th Cent., Muslim Heritage, http://www.muslimheritage.com/node/790

(440): İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 1, s. 232, Beyrut 1983 / Marrakeşî, El- İstibsar fi Acaib’ul- Emsar, s. 140, Bağdat 1986 / Bekrî, El- Mesalik we’l- Memalik, cilt 2, s. 294 – 295, Beyrut 2003 / Himyerî, Er- Rawdu’l- Mi’târ fi Xaber’il- Aktâr, cilt 1, s. 42, Beyrut 1984 / Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 116, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015

(441)Zehebî, Siyer-u Âlâm’in- Nubelâ, cilt 8, s. 284, Beyrut 1975

(442): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 503 – 504, Beyrut 2007 / Nuweyrî, Nihayet’ul- Arab fi Funûn’il- Edeb, cilt 23, s. 383, Kahire 2003

(443)İbni Kutiyye, Tarih-u İftitah’il- Endelus, s. 109, Beyrut 1994

(444): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 504, Beyrut 2007 / Ebû’l- Fidâ, Muhtasar û Ahbar’il- Beşer, cilt 2, s. 36, Kahire / İbn-i Said el- Mağribî, El- Muğrib fi Hule’l- Mağrib, cilt 1, s. 49, Kahire 1955 / Zehebî, Tarih’ul- İslam we Wefeyat’ul- Meşahir we’l- E’lam, cilt 17, s. 7, Beyrut 1997

(445): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 504, Beyrut 2007

(446)İbn-i Said el- Mağribî, El- Muğrib fi Hule’l- Mağrib, cilt 1, s. 49, Kahire 1955

(447): İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 2, s. 88, Beyrut 1983

(448)Zehebî, Siyer-u Âlâm’in- Nubelâ, cilt 8, s. 284, Beyrut 1975

(449): Ali Dadan, Tarihte İslam Dünyasını Hedef Alan Viking Saldırıları, İSTEM (İslam San’ât, Tarih, Edebiyat ve Mûsikîsi) Dergisi, yıl 13, sayı 25, s. 116, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Yayınları, Konya 2015

(450) : İbn-i Esir, age / İbn-i Werdî, age / Zehebî, age / Ali Dadan, age

(451) : İbn-i Esir, age / Ali Dadan, age

(452) : İbn-i Esir, age / Ali Dadan, age

(453) Himyerî, Er- Rawdu’l- Mitar, cilt 1, s. 59 / Bekrî, El- Mesalik we’l-Memalik, cilt 2, s. 391 / Zehebî, Siyer-u Âlâm’in- Nubelâ, cilt 8, s. 284, Beyrut 1975 / İbn-i Said el- Mağribî, El- Muğrib fi Hule’l- Mağrib, cilt 1, s. 49, Kahire 1955

(454) Bekrî, El- Mesalik we’l-Memalik, cilt 2, s. 294 / İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 1, s. 232, Beyrut 1983

(455) Évariste Lévi – Provençal, Histoire de l’Espagne Musulmane, cilt 1, s. 251 – 254 / Ambrosio Huici Miranda, Al-Ghazal, cilt 2, s. 1038 / Islam d’Occident, cilt 1, s. 75 – 107

(456) : age / age / age

(457) : İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 560, Beyrut 2007 / İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 2, s. 96, Beyrut 1983 / Nuweyrî, Nihayet’ul- Arab fi Funûn’il- Edeb, cilt 23, s. 388, Kahire 2003

(458)Dudo von Saint-Quentin – Stephan von Rotten, Seekrieg und Seepolitik Zwischen Islam und Abendland, s. 199, Verlag De Gruyter, Berlin 1966

(459)Dudo von Saint-Quentin – Stephan von Rotten, age / İbn-i Esir, age / İbn-i İzarî, age / Nuweyrî, age / Bekrî, age

(460)age / age / age / age / age

(461): İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 2, s. 239, Beyrut 1983

(462): age, s. 241

(463)Richard Alexander Fletcher, The Conversion of Europe: From Paganism to Christianity (371 – 1386), s. 370, Harper Collins Publishing, Londra 1997

(464): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 74, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(465): İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, s. 560, Beyrut 2007 / İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 2, s. 96, Beyrut 1983 / Nuweyrî, Nihayet’ul- Arab fi Funûn’il- Edeb, cilt 23, s. 388, Kahire 2003

(466)Quino López, Vikingos en Algeciras, Diario de Cadiz, 18 Kasım 2017

(467): Thomas Bauer – Manfred Wirth, Seht, die Wikinger!, cilt 2, s. 153, BoD – Books on Demond Verlag, Norderstedt 2016

(468): Claus Krag, Vikingtid og Rikssamling (800 – 1130), cilt 2, s. 17, Aschehougs Norges Historie, Oslo 1995

(469): Ernesto Frers, Más Allá Del Legado Pirata, s. 58 – 64, Historia Enigmas – Un Sello de Ediciones Robinbook, Barcelona 2008

(470)Francis Donald Logan, The Vikings in History, s. 110, Routledge Publishing, Londra & New York 2005

(471): Saga Book of the Viking History, cilt 6, bölüm 41, Jon Stefansson, “The Vikings in Spain”, Viking Club, Londra 1909

(472)Gwyn Jones, A History of the Vikings, s. 216, Oxford University Press, Oxford 2001 / John M. Riddle, A History of the Middle Ages (300 – 1500), s. 220 – 221, Rowman & Littlefield Publishers, Lanham 2008 / Ann Christys, Vikings in the South – Voyages to Iberia and the Mediterranean, s. 56, Bloomsbury Publishing, Londra & Yeni Delhi & New York & Sydney 2015 / Elizabeth Caldwell Hirschman – Donald N. Yates, The Early Jews and Muslims of England of Wales, s. 44, McFarland & Company Publishers, Jefferson 2014

(473): İbrahim Sediyani, Adını Arayan Coğrafya, s. 76, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009

(474): age

(475): age, s.77

(476): age

(477): Stephan Ronart – Nandy Ronart, Lexikon der Arabischen Welt, s. 30, Artemis Verlag, Münih & Zürih 1972

(478): Cem Nizamoğlu – Sairah Yassir-Deane, A Tale of Two Civilisations: The Viking and the Muslim Civilisation, Muslim Heritage, http://www.muslimheritage.com/article/viking-and-muslim-world / Omar Mubaidin, Tentative Global Timeline of Contacts between The World of Islam and Western Europe: 7th – 20th Cent., Muslim Heritage, http://www.muslimheritage.com/node/790

(479): The Viking World, Egil Mikellsen, “The Vikings and Islam”, s. 544, Routledge Publishing, Londra & New York 2008

(480): Simon Franklin – Jonathan Shepard, The Emergence of Rus (750 – 1200), s. 45, Routledge Publishing, Londra & New York 2014

(481): Andrew Marr’s History of the World, bölüm 4, Into the Light, BBC / Cem Nizamoğlu – Sairah Yassir-Deane, A Tale of Two Civilisations: The Viking and the Muslim Civilisation, Muslim Heritage

(482): The Encyclopaedia of Islam, cilt 8, bölüm 139 – 140, s. 620, Brill Publishing, Leiden 1994 / James E. Montgomery, Ibn Fadlan and the Rusiyyah, Journal of Arabic and Islamic Studies, 2000 / İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, 1972 / Marienne Vedeler, Silk for the Vikings, Oxbow Books, Oxford 2014 / İbn-i Misgevêy, Tecarub’el- Umam / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, Canadian & American Slavic Studies, 2001 / El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, Beyrut 2008 / İbn-i Ezraq el- Fariqî, Mervanî Kürtleri Tarihi, Koral Yayınları, İstanbul 1975 / İbn-i Esir, El- Kâmil fi’t- Tarih, cilt 5, Beyrut 2007 / İbn-i Haldun, Kitab’ul- İber we Diwan’ul- Mubtedeî we’l- Xaber fi Eyyam’il- Arabî we’l- Acemî we’l- Berber wemen Âsârahum min Zew’is- Sultan’il- Ekber, cilt 4, Beyrut 2010 / Ebû’l- Fidâ, Muhtasar û Ahbar’il- Beşer, cilt 2, Kahire / Yaqubî, El- Buldan, Beyrut 2001 / Zehebî, Tarih’ul- İslam we Wefeyat’ul- Meşahir we’l- E’lam, cilt 17, Beyrut 1997 / İbn-i Said el- Mağribî, El- Muğrib fi Hule’l- Mağrib, cilt 1, Kahire 1955 / İbn-i Werdî, Tarih, cilt 1, Beyrut 1996 / Makkarî, Nefh’ut- Tib min Ğusn’il- Endelus’ir- Ratib, cilt 1, Beyrut 1997 / Nuweyrî, Nihayet’ul- Arab fi Funûn’il- Edeb, cilt 23, Kahire 2003 / İbn-i İzarî, Kitab’ul- Beyan’il- Muğrib fi Axbar-i Endelus we’l- Mağrib, cilt 1, Beyrut 1983 / Marrakeşî, El- İstibsar fi Acaib’ul- Emsar, Bağdat 1986 / Bekrî, El- Mesalik we’l- Memalik, cilt 2, Beyrut 2003 / Himyerî, Er- Rawdu’l- Mi’târ fi Xaber’il- Aktâr, cilt 1, Beyrut 1984 / İbni Kutiyye, Tarih-u İftitah’il- Endelus, Beyrut 1994

(483)İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, 1972 / ayrıca bkz. Michael Jan De Goeje, Ibn Khurdadhbih: Kitāb al- Masālik wa’l- Mamālik, Brill Publishing, Leiden 1889 / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, Canadian & American Slavic Studies, 2001

(484): El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, Beyrut 2008 / ayrıca bkz. Ann Christys, The Vikings in the South Through Arab Eyes, s. 14

(485): El- Mesudî, Muruc’uz- Zeheb we Meâdîn’ul- Cewher, cilt 1, s. 141, Beyrut 2008

(486): Njord Kane, Muslim Vikings? Nortmen in the Islamic World, Spangenhelm – An Adventure in History, 28 Ağustos 2016, http://spangenhelm.com/islamic-muslim-vikings/

(487): İbn-i Fadlan Seyahatnamesi / ayrıca bkz. James E. Montgomery, Ibn Fadlan and the Rusiyyah, Journal of Arabic and Islamic Studies, bölüm 3, 2000

(488)Marianne Vedeler, Silk for the Vikings, s. 34, Oxbow Books, Oxford 2014

(489)İbn-i Xordadbî, Kitab’el- Mesalik we’l- Memalik, 1972 / ayrıca bkz. Michael Jan De Goeje, Ibn Khurdadhbih: Kitāb al- Masālik wa’l- Mamālik, Brill Publishing, Leiden 1889 / William E. Watson, Ibn al- Athīr’s Accounts of the Rūs: A Commentary and Translation, Canadian & American Slavic Studies, 2001

(490): World Heritage List, UNESCO, http://whc.unesco.org/en/list/

(491): Egil Meikkelsen, Viking Dünyası, s. 690, Alfa Yayıncılık, İstanbul 2015 / Viking Mezarında Bulunan Yüzüğün Sırrı, Anadolu Ajansı, 23 Mart 2015, http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/viking-mezarinda-bulunan-yuzugun-sirri/64465

(492): age / agh

(493): Sarah Pruit, Islamic Ring Found in 9th – Century Viking Grave, History Stories, 20 Mart 2015, http://www.history.com/news/islamic-ring-found-in-9th-century-viking-grave / Rossella Lorenzi, “For Allah” Inscription Found on Viking Era Ring, Live Science, 17 Mart 2015, https://www.livescience.com/50161-for-allah-inscription-found-on-viking-era-ring.html / Adam Taylor, Why Was A 9th Century Viking Women Buried With A Ring That Says “For Allah” On It?, The Washington Post, 18 Mart 2015, https://www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2015/03/18/why-was-a-9th-century-viking-woman-buried-with-a-ring-that-says-for-allah-on-it/?utm_term=.b9cbd0ce2a88 / Jim Stenman – Susannah Cullinane, Islamic Ring in Viking Grave Sheds New Light on Ancient Ties, CNN, 19 Mart 2015, https://edition.cnn.com/2015/03/19/europe/sweden-viking-arabic-ring/index.html / Sarah Griffiths, Mysterious Ring Reveals the Vikings’ Reach: Purple Stone Found in 9th Century Grave is Inscribed “For Allah” Showing Warriors Traded With Islamic Civilisations, Daily Mail Online, 16 Mart 2015, http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-2997156/Mysterious-ring-reveals-Vikings-reach-Purple-stone-9th-century-grave-inscribed-Allah-showing-warriors-traded-Islamic-civilisations.html / Roisin O’Connor, Engraved Ring Found in Sweden Suggests Contact Between Viking Age Scandinavians and Islamic Civilisation, The Independent, 18 Mart 2015, http://www.independent.co.uk/news/science/archaeology/engraved-ring-found-in-sweden-suggests-contact-between-viking-age-scandinavians-and-islamic-10118283.html / Bruce Bower, Ring Brings Ancient Viking, Islamic Civilizations Closer Together, Science News, 13 Mart 2015, https://www.sciencenews.org/article/ring-brings-ancient-viking-islamic-civilizations-closer-together / Anders Holth Johansen, Denne Ringen Med en Hyllest Til Allah Ble Funnet i en Vikinggrav, Dagbladet, 17 Mart 2015, https://www.dagbladet.no/nyheter/denne-ringen-med-en-hyllest-til-allah-ble-funnet-i-en-vikinggrav/60730292 / How Did This “To Allah” Ring End Up in a Viking Grave, Thor News, 24 Ekim 2015, https://thornews.com/2015/10/24/how-did-this-to-allah-ring-end-up-in-a-viking-grave/ / Ian Smith, Islamic Ring Found in Viking Grave Sheds a New Light on Ancient Ties…, The Vintage News, 17 Mayıs 2016, https://www.thevintagenews.com/2016/05/17/the-islamic-ring-found-in-viking-grave-sheds-new-light-on-ancient-ties-2/ / Njord Kane, Muslim Vikings? Nortmen in the Islamic World, Spangenhelm – An Adventure in History, 28 Ağustos 2016, http://spangenhelm.com/islamic-muslim-vikings/ / Allah-ringen, Historiska, http://historiska.se/upptack-historien/foremal/allah-ringen/

(494)Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, s. 17 – 44, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000 / Rohat Alakom, Vikingler Kürtler’le Karşılaşıyor, Kürt Tarihi Dergisi, Sayı 28, Ocak – Haziran 2017

(495)Rohat Alakom, Svensk – Kurdiska Kontakter Under Tusen År, Apec Truck & Förlag, Stockholm 2000

(496): Herman Lindqvist, Historien om Sverige, “Från Islossning till Kungarike”, s. 164, Norstedts Förlag, Stockholm 1993

(497)Viking mezarlarında “Allah” ve “Ali” yazıları çıktı, Sediyani Haber, 6 Ekim 2017 http://www.sediyani.com/?p=18807

(498): agh

(499): Tharik Hussain, Why Did Vikings Have “Allah” Embroidered Into Funeral Clothes?, BBC News, 12 Ekim 2017, http://www.bbc.com/news/world-europe-41567391

(500): agy

(501): Ayşe Bursalı, Norveç’teki Viking Mezarında İslamî Sikkeler Bulundu, Arkeofili, 16 Şubat 2015, http://arkeofili.com/norvecteki-viking-mezarinda-islami-sikkeler-bulundu/

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

 

660 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir