Antik Mısır Şehri Amarna’yı Çocuklar mı İnşâ Etti?

 

isediyani

Kazı sezonu boyunca arkeologlar burada daha da ilginç bir eğilimin varlığını keşfettiler. Günyüzüne çıkardıkları iskeletlerin neredeyse hiçbiri gelişimini tamamlamamıştı: yani mezarlık çocuk, genç ve genç erişkinlerle doluydu, ama bebek ve ileri yaştaki erişkinler neredeyse hiç yoktu.

 

     Mısır firavunu Axenaton’un başkenti Amarna’da ele geçirilen yeni bulgulara göre şehrin inşâsında çoğunlukla çocuklar ve gençlerden oluşan “harcanabilir” işgücünden faydalanılıyordu.

     Amarna tarihte kısa bir süre var oldu. “Kâfir” firavun Axenaton ve O’nun dînî reformlarıyla birlikte yükseliş ve düşüş yaşadı. Axenaton antik Mısır tanrılarına tapılmasını yasaklamış, sadece Aton isimli güneş tanrısına tapılmasına izin vermişti.

     Nil Nehri’nin doğu kıyısında, daha önce kimsenin yerleşmediği bir alana inşâ edilen Amarna, onbeş yıldan kısa bir süre içinde kuruldu, inşâ edildi ve terk edildi. Axenaton M. Ö. 1332’de öldüğünde, halefi Tutanxamon, Mısır’ın antik dînini tekrar geri döndürdü. Bu sırada kabul edilen dînî doktrinlere karşı inşâ edilmiş olan Amarna şehri de yerle bir edilerek hafızâlardan silindi.

     Amarna’da son dönemde yapılan çalışmalar şehrin mezarlıklarına odaklandı. Ancak çalışmaların yoğunlaştığı kısım kraliyet ailesi ve saray mensuplarının bulunduğu gösterişli kaya mezarları değil, Axenaton’un şehrinde yaşamış ve çalışmış sıradan Mısırlılar’ın çöldeki basit mezarlarıydı.

     “Amarna Projesi” kapsamında 2005 – 13 yılları arasında Güney Mezarlar yamacının arkasında bulunan ve mezarları yağmalanmış yaklaşık 6000 bireyin gömüldüğü büyük bir mezarlıkta arkeolojik kazı yapıldı. Kazının amacı burada gömülen 400 bireyin iskeletlerini açığa çıkarmaktı. Bu mezarların ve insan kalıntılarının incelenmesi, Mısır toplumunun alt tabakalarında bulunan insanların nasıl yaşadığı ve ölümleriyle ilgili yepyeni bir araştırma alanı açtı. İskeletler bu insanların yoksullukları, maruz kaldıkları zorlu çalışma şartları, kötü beslenme şekilleri, hastalıkları, sık karşılaştıkları yaralanmalar ve nispeten erken ölümleriyle ilgili önemli bilgiler veriyor.

     Başka açılardan bu mezarlıktaki kalıntılar beklentileri karşılıyordu. Mezarların zenginliği ve gömü biçimleri çok fazla çeşitlilik göstermiyordu. Kadın ve erkek bireylerin sayısı birbirine yakındı. Yaş dağılımı da antik topluluklarda sıklıkla karşılaşılan biçimdeydi; yani bebek ölüm oranlarının yüksek olması sonucu çocukluktan yetişkinliğe geçiş aşamasında daha az ölüm yaşanıyordu; yetişkinlikte ise hastalık, doğum, sakatlanma ve yaşlılıkla birlikte ölüm oranı yeniden yükseliyordu. Bütün bunlar son derece önemli ve ilginç olmasına karşılık beklenmedik değildi.

     KUZEY MEZARLIK

     2015’te saray mensuplarına ait şehrin kuzeyindeki mezarların yanında, seçkin sınıfa ait olmayan bireylerin gömüldüğü başka bir mezarlıkta kazılara başlandı. Burada ele geçirilen iskeletler oldukça şaşırtıcıydı. Buradaki mezarlar, güney mezarlığındakilerden bile basit, ölüler için bedenin sarıldığı kaba hasır dışında neredeyse hiçbir hediyenin konmadığı sadelikteydi.

     Kazı sezonu boyunca arkeologlar burada daha da ilginç bir eğilimin varlığını keşfettiler. Gün yüzüne çıkardıkları iskeletlerin neredeyse hiçbiri gelişimini tamamlamamıştı. Yani mezarlık; çocuk, genç ve genç erişkinlerle doluydu, ama bebek ve ileri yaştaki erişkinler neredeyse hiç yoktu.

     Bu mezarlıkta 2015’te ele geçirilen 105 bireyin iskelet analizleri Güney İllinois Üniversitesi’nden Dr. Gretchen Dabbs tarafından tamamlandı. Analizler de kazı ekibinin değerlendirmelerini doğrular nitelikteydi. İskeletlerin % 90’dan fazlası 7 ilâ 25 yaşlar arasındaki bireylere aitken bunların çoğu da 15 yaşından küçük bireylerdi. Yani özünde bu mezarlığın gençler için kullanıldığını söylemek mümkün.

     Burada bazı noktaları tekrar hatırlatmakta fayda var: 7 – 25 yaş aralığı normal bir popülasyonda insanların en sağlıklı olması gereken, ölümlerin en az olduğu dönemdir. Ama bu mezarlığa gömülenler her nedense özellikle bu yaş aralığında ölmüştü. Öte yandan, genellikle antik dönem mezarlıklarında çok sayıda bulunan bebekler, bu 105 iskeletin sadece üçünü oluşturuyordu. Yani bu Kuzey Mezarlık sıradan bir mezarlığın normal demografik yapısının tam tersini gösteriyordu.

     Kuzeydeki bu mezarlıkta bulunan iskeletlerde ayrıca bazı ilginç patolojik bulgulara da rastlandı. Bireyler çok genç olmalarına rağmen travmaya bağlı yaralanmalar ve dejeneretif hastalıklar çok yaygındı. 15 – 25 yaş arasındaki bireylerin çoğunda travmaya bağlı yaralanmalar bulunurken bu yaş grubundakilerin yüzde onunda da bir tür eklem hastalığı olan osteoartrit görülüyordu. 15 yaşından küçüklerin % 16’sı ise genellikle ağır iş yükünden kaynaklanan çeşitli anomalilerin yanısıra omurga kırıklarından muzdaripti.

     Bu durumun en bariz açıklaması ne yazık ki pek hoş değil, çünkü buraya gömülen bireylerin sıklıkla ağır işlerde çalışan çocuk ve gençlerden oluşan işgücü olduğunu düşündürüyor. 7 yaş, çocukların yük taşıyabileceği ya da direktiflere uyabileceği en erken yaş sayılabilir. Bu da daha küçük çocuklara ait iskeletlerin bu mezarlıkta bulunmamasını açıklayabilir. İleri yaştaki yetişkinlerin yokluğu ise iki şekilde yorumlanabilir; ya işçiler yetişkin olduktan sonra serbest bırakılıyor veya başka bir yerde çalışmak için görevlendiriliyordu ya da çalışma ve yaşam koşulları yüzünden işçilerin hiçbiri 25 yaşından daha uzun yaşayamıyordu. Aslında 15 yaşını geçebilenler şanslı bile sayılabilirdi.

     Bu genç bireylerin ölünce özellikle bu mezarlığa gömülmeleri, hayatlarının nasıl olduğuna dair de soru işaretleri uyandırıyor. Antik Mısır’da aile çok önemliydi ve ölen aile bireylerinin ihtiyaçlarının öbür dünyada düzgün bir şekilde sağlandığından emin olmak akrabalarının göreviydi. Kuzey Mezarlık’taki ölülerin çok fazla özen gösterilmeden, mezar hediyeleri olmadan gömülmesi, ölülerin gömülmek üzere ailelerine verilmediğini, akrabalarının bakımında uzakta yaşayıp öldüklerini gösteriyor.

     Bu mezarlıktaki gençlerin hayatının ne kadar korkunç olduğunu mezarların % 43’ünde birden fazla bireyin bulunmasından da anlayabiliriz. Aynı mezara birden fazla bireyin gömülmesi diğer Amarna mezarlıklarında seyrek görülür.

     Kuzey Mezarlık’taki çoklu mezarlar, zaman zaman 5 ya da 6 iskelet barındırıyordu. Bu iskeletler yaklaşık aynı yaşlarda olduğu için aynı ailenin üyeleri olma ihtimalleri düşük gibi görünüyor. Buna karşılık Güney Mezarlık’taki çoklu mezarlar, aile gruplarına aitti. Ayrıca Güney Mezarlık’taki çoklu mezarlar, tekli mezarların iki ya da üç katı büyüklükte kazılıyor, ölüler mezara yanyana yerleştiriliyordu. Fakat Kuzey Mezarlık’ta içinde birden fazla birey bulunan mezarlar tekli mezarlarla aynı büyüklükteydi ve ölüler birbiri üzerine yığılarak gömülmüştü.

     Kuzey Mezarlık’taki çoklu mezarlar belki de şu şekilde yorumlanabilir: Ölümlerin olacağı beklendiği için mezarlıkta mezar kazılıp hazırlanıyor, fakat kaç kişinin öleceği tam olarak bilinmiyordu. Bazen sadece tek bir kişi ölüyordu. Birden fazla kişinin cesedi mezarlığa getirildiğindeyse hepsi aynı mezara konuyordu. Bu ölümlerin her gün mü, haftada bir mi yoksa ayda bir mi yaşandığını söylemek tahminden öteye gidemese de, mezarlığın en azından birkaç bin kişinin gömüldüğü oldukça büyük bir yer olduğunu söyleyebiliriz.

     KUZEY MEZARLIK’TA KİMLER GÖMÜLÜYORDU?

     Bu mezarlığa kimin gömüldüğü sorusuna araştırmanın bu aşamasında cevap vermek zorken öne sürülen teorilerin hiçbiri tam anlamıyla tatmin edici değil. Kuzey Mezarlık, ana taş ocağının yakınında bulunuyordu. Buraya gömülen insanların da yeni yapılan şehrin inşaatı sırasında ocaktan taş çıkarma sürecinin bir aşamasında vasıfsız işçi olarak çalışmış olmaları muhtemel görünüyor.

     Bunların Mısırlı çocuklar olmaları ve belki de yeni inşâ edilen şehre katkı sağlamak için ailelerinden alınmış olmaları mümkün. Antik Mısır’da büyük projelerde zorunlu ücretsiz işgücüne sıklıkla başvuruluyordu. Ancak bu çocukların kölelerin çocukları olması, bu yüzden de nispeten daha “harcanabilir” olarak görülmüş olması da mümkün. Her iki durumda da çocuklar ailelerinden temelli olarak alınmış gibi görünüyor.

     Başka bir ihtimal de bu mezarlıktaki bireylerin tutsak ya da sürgün edilmiş ve Amarna’ya işgücü olarak getirilmiş insanlar olmaları. Bu ihtimal mezarlıkta aile mezarlarının olmayışını ve gençlere hiç önem verilmemiş olmasını açıklayabilir. Öte yandan, ölü gömme yöntemleri, mezarlarda bulunan seramik parçaları ve diğer objeler de bunların Mısırlı olmadığı fikrini hiçbir şekilde desteklemiyor.

     Gelecekte kemikler üzerinde yapılacak DNA analizlerinin Kuzey Mezarlık’ta bulunan iskeletlerin hangi coğrafyadan geldiği sorusuna cevap vereceğini umuyoruz. Her durumda Kuzey Mezarlık’tan elde edilen veriler, Akhenaton’un şehrini inşâ ettirirken kısmen de olsa çocuk işgücünden faydalandığına işaret ediyor.

     Arkeologlar için Amarna, Mısır’daki Yeni Krallık’ı anlamak açısından hem nimet hem de bela olarak görülebilir. Bir yandan bu dönemde tasarlanmış, inşâ edilmiş ve ileriki dönemlerde herhangi bir değişikliğe uğramamış bir şehrin nasıl göründüğünü anlamalarına olanak sağlıyor. Öte yandan Amarna garip bir biçimde istisnaî bir şehir, çünkü alışılmışın dışında bir firavun tarafından ve onun yeni teolojisi doğrultusunda alelacele inşâ edilmiş. Peki bu özellikleriyle gerçekten de döneminin temsilcisi olabilir mi?

     Eğer Amarna’nın inşâsı sırasında çocuk işgücüne başvurulduysa, bu durum Yeni Krallık döneminde Mısır’daki büyük çaplı inşâ projelerinde bunun yaygın bir uygulama olduğunu gösteriyor olabilir mi? Günümüzde başka Mısır yerleşimlerinde bu konuda pek fazla veri bulunmuyor. Amarna’nın alışılmadık durumu da tek bir mezarlıktan yola çıkarak tahmin yürütmeyi zorlaştırıyor.

     Ancak, Mısır’ın piramitlerden tapınaklara, kanallardan yapay göllere kadar antik dönem standartlarına göre son derece büyük ölçekli inşâ projeleriyle dolup taştığını ve bu projelerin Axenaton kadar megaloman bir düşünce yapısına sahip firavunlar tarafından yaptırıldığını unutmamak gerekir. Belki de bu devâsâ yapıların nasıl inşâ edildiğine şaşırırken, bu azmin kaç kişinin hayatına mal olduğunu da gözönünde bulundurmalıyız.

     Arkeoloji bize firavunların muhteşemliğinden bahseden yazılı metinlere karşılık, sıradan insanların zorlu ve kısa hayatlarına dair son derece acımasız bir anlatıyı ortaya çıkarma imkânı sunuyor.

     The Guardian’dan çeviren: Aysel Arslan

     ARKEOFİLİ

     21 ARALIK 2017

 

421 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir