Balığı ve Ekmeğiyle Hönö Adası

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 30…

 

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 30

İbrahim Sediyani

28 MAYIS

İSVEÇ

     İsveç’in en büyük 2. şehri olan Göteborg’da, Avrupa’nın kuzeyindeki Kuzey Denizi’nin uzantıları olan Skagerrak ile Kattegat sularının tam da buluştuğu noktada kurulu ve Batı Götlanda (İsv. Västra Götaland) ilinin merkezi olan bu masal tadındaki güzel yerleşim biriminde, kentin kuzeyindeki Angered semtinin Hjällbo mahallesinde, mahmur gözlerle uyanıyoruz yataklarımızdan.

     Dün Norveç’e gidip gezmiştik ama dünkü yorgunluktan eser yok. Birkaç saatlik uyku yetmişti yeniden dinç olmamıza.

     Son 3 günde, her günümüz iki ülkede geçmişti.

     Üç gün önce (betırpêr); Almanya ve Danimarka.

     İki gün önce (pêr); Danimarka ve İsveç.

     Dün (dûh); İsveç ve Norveç.

     Bugün (iro) ilk kez, tüm günümüz tek ülkede geçecek, İsveç’te. Bugün bütün gün Göteborg ve çevresindeyiz.

     Norveç bu gezide tümüyle geride kaldı. İsveç’e ise ikinci gelişimiz ama asıl şimdi yaşamaya başlayacağız bu ülkeyi. Danimarka’ya ise Almanya’ya dönüşte tekrar uğrayacağız.

     Bugün ilk işimiz şehrin dışına çıkmak ve Kuzey Denizi (Kattegat) üzerinde bulunan şirin mi şirin takımadaları ziyaret etmek. Limana kadar arabayla gidip, ordan da feribotla adalara geçeceğiz.

     Arabaya atladığımız gibi yola koyuluyoruz. Adıyaman (Kürt. Semsur) ilinin Besni (Kürt. Beheştî) ilçesinden olan ve Göteborg’da yaşayan Şükrü Duran ağabey direksiyonda, bense yanında…

     Hjällbovägen (Hjällbo Yolu) üzerinde başlayan yolculuğumuz, Kronorättarensväg (Kronorättaren Yolu) üzerinde devam ediyor.

     Daha sonra Stora Steken mahallesinde, önce 1978 yılında yapılmış olup 235 m uzunluğunda olan Bahçe Taşı Tüneli (İsv. Gårdstenstunneln) adlı tünelin içinden, sonra da 1975 – 78 yılları arasında inşâ edilmiş olup açılışı 3 Aralık 1978 tarihinde yapılan 930 m uzunluğundaki, 17 m genişliğindeki ve 47 m yüksekliğindeki Angered Köprüsü (İsv. Angeredsbron) adlı köprünün üzerinden geçerek, muhteşem güzellikteki Göteborg şehrinin içinden akan ve şehre o tarifsiz güzelliğini kazandıran 93 km uzunluğundaki Göta Älv Nehri’nin doğu yakasından batı yakasına geçiyoruz

     Burası, Hisings Kärra semtinin Ingebäck mahallesi.

     Suyun bu tarafındaki topraklar, aynı zamanda adadır. Hisingen Adası.

     199 km² büyüklüğündeki bu ada, İsveç’in 4. büyük adasıdır. Ada batıdan Kuzey Denizi’nin uzantıları olan Kattegat ve Skagerrak ile, güneyden ve batıdan – biraz önce üzerinden geçtiğimiz – Göta Älv Nehri ile, kuzeyden de – dün üzerinden geçtiğimiz – Nordre Älv Nehri ile çevrilidir.

     İsveç’in en büyük 10 adası şunlardır:

     1. Gotland → 2 bin 994 km² → Baltık Denizi

     2. Öland → 1347 km² → Baltık Denizi

     3. Orust → 345 km² → Kuzey Denizi

     4. Hisingen → 199 km² → Kuzey Denizi

     5. Värmdö → 181 km² → Baltık Denizi

     6. Tjörn → 147 km² → Kuzey Denizi

     7. Väddö ve Björkö → 128 km² → Baltık Denizi

     8. Fårö → 113 km² → Baltık Denizi

     9. Selaön → 95 km² → Mälaren Gölü

     10. Gräsö → 93 km² → Botniya Körfezi

     İsveç’in en büyük 4. adası olan ve şu anda üzerinde bulunduğumuz Hisingen, aynı zamanda Göteborg şehir merkezinin bir parçası olduğu için, adayı ayrıeten tanıtıp tarihini aktarmayacağız. Çünkü yarın Göteborg şehir turu yapacağımız bölümde – tıpkı daha önce Kopenhag ve Oslo’yu tarihi ve tüm yönleriyle anlattığımız gibi – Göteborg’u da tarihiyle ve bütün yönleriyle tanıtıp anlatacağız. Hisingen de Göteborg’un bir parçası olduğu için, aynı zamanda burayı da kapsayacaktır.

     Buradan, şu bilgiyi otomatikman edinmiş oluyorsunuz ama ben AKP’liler ve MHP’liler de anlasın diye daha açık yazayım: Göteborg’un güney yarısı normal toprak parçası iken, kuzey parçası adadır. Hatta adalardır, zira yanında da denizin üzerinde küçük küçük adalar vardır. Denizin üzerindeki o minik ve şirin adaları Şükrü abi birazdan gezdirecek bana (Odin kendisinden razı olsun). Gerçi buralarda Kıpçak Türkleri, Yakut Türkleri, Yarpuz Türkleri, Karpuz Türkleri, Çitlembik Türkleri, Börtüböcek Türkleri, Ahududu Türkleri ve Ebegümeci Türkleri yaşamadığı için AKP’li ve MHP’li kardeşlerimizin ilgisini çekmez belki ama bu topraklarda epey Kürt yaşadığı için bizim ilgimizi çok pis çekmektedir.

     Devam ediyoruz yolculuğa…

     Hisingen tarafına geçtikten sonra batıya doğru yaptığımız yolculukta sırasıyla Tolsered, Svensby, Bärby, Alleby, Steneby, Östergärde, Kålsered, Låssby, Syrhala, Bur, Kärr ve Hästevik semt ve mahallelerini geride bırakarak, limanın bulunduğu Hjuvik semtine varıyoruz.

     İşin güzel ve ilginç tarafı, liman da bir adanın üzerinde. Hisingen adlı bu büyük bir coğrafyaya sahip adanın kıyısına yakın olan Lilla Varholmen adlı bu ada üzerinde bineceğiz feribota.

     İki ada, araya inşâ edilmiş karayolu ile birbirine bağlanmış. O yol üzerinden varıyoruz oraya.

     Lilla Varholmen, bizim İsveç’te ayak bastığımız 2. ada oluyor. Toplamda ise bu gezide ayak bastığımız 15. ada durumunda.

     Adanın üzerindeki ilk deniz feneri 1889 tarihinde kurulmuş ama o yok şimdi. Şu anki deniz fenerinin kuruluş tarihi, 1927.

     Lilla Varholmen ada limanından, karşıda ve deniz açıklarında bulunan – birazdan feribotla gideceğimiz – Hönö, Öckerö ve Björkö adalarına ve bir de Göteborg şehir merkezindeki Nils Ericson Limanı (İsv. Nils Ericsonterminalen)’na vapur ve feribot seferleri bulunuyor.

     Biz de Hönö Adası’na giden feribota biniyoruz, arabayla birlikte. Arabayı “Göta” isimli ve sarı renkteki feribotun içinde park edip dışarı çıkıyoruz.

     Feribotun içinde Şükrü abiyle sohbet ede ede gidiyoruz; bir yandan da çevreye, denize ve karşıdan görünen küçük küçük takımadalara bakıyoruz. Baktıkça, daha da yaklaşıyoruz onlara.

     Bu takımadalar, irili ufaklı onlarca adadan oluşuyor. En büyüğü, şu anda gittiğimiz Hönö. Ondan sonra da yine gideceğimiz Öckerö ve Björkö geliyor. Bunların ardından ise Hälsö, Rörö ve Fotö (yanlış okumayın, Fetö değil Fotö, yanlış okuyup da bu yazımdan sübliminal mesaj çıkartmaya çalışmayın) isimli adalar var. Bu saydığımız altı adanın etrafında da hepsinin adlarını zikredemeyeceğimiz onlarca küçük ada bulunuyor. Adaların kiminde yerleşim var, kiminde yok. (BİR DİLBİLGİSİ NOTU: İsveççe’de “ö”, tek başına sözcüktür ve “ada” demektir. Yani aslında bu adaların tümünün ismi “… Adası” ifadesiyle bitmektedir. “Hönö” derken aslında “Hön Adası” denilmekte, “Öckerö” derken aslında “Öcker Adası” denilmekte, “Björkö” derken aslında “Björk Adası” denilmektedir.)

     Denizin üzerinde seyahat halindeki feribottan bakınca Björkö, Kalvsund, Stora Varholmen, Grötö, Öckerö, Hönö ve Fotö adalarını, ayrıca Hönö Adası ile Fotö Adası arasında inşâ edilmiş ve görünüşü de güzel olan Fotö Köprüsü (İsv. Fotöbron)’nü görebiliyoruz.

     12 dakika kadar süren bir mavi yolculuktan sonra nihayet bu takımadaların en büyüğü olan Hönö Adası’na varıyoruz.

     Feribotumuz Hönö Pinan Feribot Limanı (İsv. Hönö Pinan Ferry)’na varınca, arabaya binip çıkıyoruz feribottan dışarı.

     Şimdi adanın üzerindeyiz.

     Göteborg ile Hönö Adası arasında feribotla ulaşım, 6 Aralık 1962 tarihinden beri yapılıyor. Günümüzde bu hatta toplam 3 feribot çalışıyor ve her biri 75 araç kapasiteli. Yıllık ortalama 2 milyon 300 bin araç taşıyor bu feribotlar, Göteborg – Hönö arasında. Yalnızca 3 tane olmasına rağmen feribotlar her 10 dakikada bir kalkış yapabiliyor; hiç durmuyorlar. 2, 5 km’lik bu mavi yolculuk 12 dakika sürüyor.

     Adaya varınca yeniden feribottan inip arabayla adanın üzerinde seyrediyoruz. Röd, Heden, Hult ve Hönö köylerinin arasından geçerek, adanın merkez limanını teşkil eden ve adanın en güneyinde bulunan Klåva mahallesinde uygun bir park yeri arıyoruz, bulunca da arabayı oraya park ediyoruz. Sonra çıkıyoruz dışarı. Ve başlıyoruz Şükrü abiyle beraber adayı gezmeye…

     Hönö, bizim İsveç’te ayak bastığımız 3. ada oluyor. Toplamda ise bu gezide ayak bastığımız 16. ada durumunda.

     “Hön”, eski Viking dilinde “kaş” anlamına gelir; “ö” ise İsveççe’de “ada” demektir. Bu durumda “Hönö”, şu anlama geliyor: “Kaş Adası”.

     338 hektar (3, 38 km²) büyüklüğündeki adanın üzerinde dört yerleşim birimi (dört köy) bulunuyor. Bunlar; Hönö, Hult, Heden ve Röd. Adanın üzerinde 5 bin 293 insan yaşıyor.

     İdarî olarak bu takımadalar, merkezi Göteborg şehri olan Batı Götlanda (İsv. Västra Götaland) ilinin bir ilçesi statüsündedirler ve ilçe merkezi de hem en büyük ada hem de en fazla nüfûsa sahip ada olmasına rağmen Hönö değil, onun kuzeyindeki – ve daha sonra gideceğimiz – ada olan Öckerö’dür.

     Hönö Adası’nda yüzyıllar öncesinde çok miktarda ekilebilir arazi vardı ve geçmişte önemli bir tarımsal alan oluşturuyordu.

     Bir gemici ve seyyah olan Portekiz Prensi Infante Dom Henrique de Avis (1394 – 1460), Portekiz’in gökbilim amaçlı ilk gözlemevini 15. yy’ın ilk yarısında kurup orada yetenekli denizciler, dünya çapında matematikçiler eğitip seferler düzenlediklerinde ve haritalar çizdiklerinde, Göteborg açıklarındaki bu takımadaları da çizmişlerdi. Keşif gezileri sırasında çizilen haritalarda aralarında Hönö’nün de bulunduğu bu takımadalar da işaretlendiğinde, adaların Avrupa’nın diğer ülkelerinde tanınmasının ve bilinmesinin yolu açılmıştı.

     1800’lü yılların ortalarından itibaren yerleşim bugünkü gibi adadaki dört köyde yoğunlaşırken, ada halkının temel geçim kaynağı balıkçılık idi.

     1945 tarihinde ada üzerinde 123 adet balıkçı teknesi vardı. II. Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında adada ve ada yakınlarında toplam 8 gemi batırılmış, 27 balıkçı denizde öldürülmüş ve bu adanın insanı olan 53 balıkçı da Almanya’ya esir olarak götürülüp orada cezaevine atılmıştı. (Adada bugün bu balıkçılar anısına dikilmiş bir anıt var)

     Yüzyıllardır balıkçılık ile meşhur olan adanın üzerinde bugün bir Balık Müzesi (İsv. Fiskemuseum) bulunuyor. (Birazdan ziyaret edeceğiz orayı)

     Adada günümüzdeki balıkçı limanı sayısı 3. Bunlar; Klåva, Röd ve Heden. Bunlardan Klåva, bütün bu balıkçı teknelerinin “ana limanı” durumunda ve biz de o mıntıkada yürüyüş yapacağız. Sözünü ettiğimiz Balık Müzesi de orada.

     Ayrıca ada üzerindeki Heden köyünde bir de tarihî bir yel değirmeni bulunuyor.

     Hönö Adası balıkçılığın yanısıra bir şeyiyle daha meşhur ve o çok ilginçtir: “Hönö keki” (İsv. Hönökaka)…

     Bir çeşit “tavuklu kek”. Yumuşak, hafif bir ekmek pastası türü.

     Bu ekmek (daha doğrusu kek), bu ada üzerinde üretiliyor ve buraya özgü olduğu için, bu adanın ismini taşıyor. “Hönökaka” (Hönö keki) deniyor.

     Gerçi biz yemedik ve tadını da bilmiyoruz ama bu kadar meşhur olduğuna ve adanın ismini taşıdığına göre lezzetli birşey olmalı ve “Seyahatname”de bahsediyorsak mutlaka öyle olduğuna sizin de inanmanız gerekiyor.

     Hönö Adası sakinleri tarafından pişirilen bu kek (ekmek), yuvarlak düz parçalar halinde pişiriliyor, ancak genellikle “yarı dairesel” parçalar halinde satılıyor.

     Bu ekmeğin bisküvi gibi sert pişirilmesinin sebebi, ilk kez 1904 yılında başlayarak balıkçılar için pişirilmiş olmasıdır. Deniz seferleri birkaç gün sürdüğü için, ekmek bayatlamasın diye böyle sert pişirmişler ve bu günümüzde bir “marka” haline gelmiş.

     Adada bu ekmeği pişirip halka satan ilk fırın ise 1934 yılında açılmış. Åke Grytens – Karl Johannesson (? – ?) isimli hayırsever bir abimiz açmış bu fırını. Fakat bu abimiz 26 yıl boyunca bu fırını çalıştırdıktan sonra 1960 yılında “Ulan bu hayat da hayat mı bee” deyip Torslanda’ya taşınmış.

     Ada halkı hâlâ evlerinde pişiriyor bu ekmeği. Özellikle Noel vb. dînî bayramlarda çok satılıyor.

     Siz sevgili okurlarıma bir fıkra anlatayım: Fırıncıya sormuşlar, “Sen niye bu işi yapıyorsun?”, o da demiş, “Ne yapalım? Ekmek parası.”

     Ada tek kelimeyle muhteşem. Huzur dolu bir yer. Sakin, asude. Etraf deniz, bol bol balık. Tam sevdiğim yerler, buralar.

     Bir de şanslıyız, geldiğimiz günden beri yaz havası var. Güneşli.

     – Şükrü abi ne şanslıyız ya, geldiğimizden beri hava güneşli, diyorum yürürken.

     – Evet, çok şükür, diyor Şükrü abi. “Şükrü’nün şükrü.”

     İsveç çok güzel bir ülke. Müthiş sevdim. Tek sevmediğim yönü, bayrağının renginin sarı – lacivert olması.

     Ada üzerindeki evler, daha önce hep Faroe Adaları, İzlanda ve Grönland belgesellerinde ve fotoğraflarında gördüğüm ve güzelliklerine hayranlık dolu gözlerle baktığım renkli renkli kulübe evler. Kimi yeşil, kimi kırmızı, kimi mavi, kimi sarı, kimi eflatun renginde bu şirin mi şirin kulübe evler, eski Viking topraklarını kapsayan bu kuzey ülkelerinin tradisyonel evleri. İçi nasıldır bilmiyorum ama dış görünüşleri oldukça hoş, bu evlerin.

     Dikkatimizi çeken çok ilginç bir durum da, bu kulübe evlerin her birine bir isim verilmiş olması. Burada ev adresleri bu şekilde. Cadde ve sokakların isimleri var bizdeki gibi ama evlerin numaraları yok, evlerin de isimleri var. Adresler bu şekilde. Önce caddenin ismi, sonra da evin ismi.

     Bu yüzden, yolda yürürken, sadece sokakların isimlerini değil, evlerin de isimlerini okuyarak yürüyoruz. Meselâ bu evlerden birinin ismi “Tallona”, birinin “Zelanda”, öbürünün “Juno”, diğerinin “Hebron”. İlginç isimler doğrusu…

     Aslında güzel bir uygulama be… Evlere ve binalara numara vermek yerine isim vermek daha güzelmiş.

     Meselâ bizde böyle bir uygulama olmuş olsaydı, Türkiye’deki insanlar evlerine muhtemelen şöyle isimler verirlerdi: “Tek Yol Devrim”, “Cihad”, “Huzur İslam’da”, “Türkiye Laiktir Laik Kalacak”, “Sosyalizm”, “Kürdistan”, “Atatürk”, “Şeyh Said”, “Selvi Boylum”, “Yaralı Yürek”, “BeşiktAşk”

     Aslında devlet için büyük kolaylık sağlardı bu. Her aile “rengini” belli edeceği için, MİT’e de ihtiyaç kalmazdı. Devlet, herhangi bir durumda aradığı kişileri hiç arama zahmetine katlanmadan evlerinden toplardı.

     Denize açılıp balık avlamak için turlar da düzenleniyor adada. Örneğin yürürken karşımıza çıkan ve şu anda önünde durduğumuz “Äventyr & Tång” adlı balıkçılık işletmesi bunlardan biri.

      Bunlar müşterilerini tekneyle deniz açıklarına götürüp orada uskumru balığı avlattırıyorlar. Kıyı kesimlerinde bulunmayan veya yakalanması mümkün olmayan lezzetli balıkları böyle tekneyle denize açılıp orda avlıyorlar. Bir tur, 3 saat kadar sürüyor. Ücreti, kişi başı 400 İsveç Kronu (SKR).

     Burada ayrıca balık yakalama kursları da bulunuyor. Bu kurslarda yalnızca balığın nasıl yakalanacağı değil, yakalanan balığın nasıl temizleneceği ve nasıl pişirileceği de öğretiliyor. Fakat bendeki şanssızlığa bakın ki, “balığın nasıl yeneceği” öğretilmiyor bu kursta. Bu olsaydı, “öğretmen” olarak çalışmak üzere iş başvurusunda bulunabilirdim.

     Adanın en güneyindeki Klåva adlı balıkçı limanına geliyoruz. Adada günümüzdeki balıkçı limanı sayısı 3. Bunlar; Klåva, Röd ve Heden. Bunlardan Klåva, bütün bu balıkçı teknelerinin “ana limanı” durumunda ve biz de o mıntıkada yürüyüş yapıyoruz şu anda.

     Limanda yanyana 4 ülkenin bayrağı asılı. Bunlar; İsveç, Norveç, Danimarka ve Almanya bayrakları.

     Biliyorum, “İskandinavya ülkelerinin arasında Almanya’nın ne işi var?” diye soracaksınız ama, benim karizmamı ve “dünya seyyahı” oluşumu henüz idrak edememiş olduğunuz için ve bunun şuuruna varmamış olduğunuz için, garip geliyor size. Almanya bayrağını, benim adaya teşrif etmem onuruna dalgalandırmışlar.

     İskandinavya Tanrısı Odin onlardan razı olsun. Büyük jest doğrusu. Duygulandım.

     Limanın karşı tarafı Fotö isimli ada ve o adayla bu ada arasında Fotö Köprüsü (İsv. Fotöbron) var. Bu, feribotla gelirken uzaktan fotoğrafını çektiğimiz köprü.

     Gerçi adanın isminin Fotö olması, Türkiye’deki her zaman “büyük fotoğrafı gören” hükûmetimizi işkillendirecektir ama, endişelenecek bir durum yok. Ben araştırdım; adamlar adaya bu ismi 17 / 24 Aralık 2013’ten önce vermişler. Şimdi durup dururken bu sessiz sakin adalarda huzurlu bir hayat yaşayan ada halkıyla kavga etmeyelim. “Odin onları affetsin” deyip geçelim…

     Yüzyıllardır balıkçılık ile meşhur olan adanın üzerinde bugün bir Balık Müzesi (İsv. Fiskemuseum) bulunuyor. Sözünü ettiğimiz Balık Müzesi de işte burada.

     Müze dedikse, öyle görkemli bir binanın içinde zannetmeyin. Deminden beri bahsettiğimiz ve buraya özgü olan renkli tahta kulübelerden biri, müze olarak hizmet veriyor.

     Şükrü abi ile beraber Balık Müzesi’nin içine giriyoruz.

     Müzeyi geziyoruz. Oldukça rahat, gezmesi. Küçük bir tahta kulübenin içindesiniz çünkü.

     Eski balıkçı teknelerinden hatıralık eşyalar, duvarı süsleyen ve çoğu siyah – beyaz olan eski balıkçılık fotoğrafları, oldukça ilgi çekici. Adanın bütün “balıkçılık tarihi” burada. Haritalar, çocukların okulda yaptığı ve daha sonra müzeye bağışladığı balık ve balıkçı resimleri dahi bulunuyor. Farklı tekne modellerinin maketleri sergileniyor. Müzede ayrıca, İsveç Krallığı devletinin “denizaltı geçmişi”, donanması hakkında dokümanlar da mevcut.

     Müzede Mayıs – Eylül ayları arasında sanat sergileri de düzenleniyor. Bunlar genelde deniz yaşamı ve balıkçılık konulu sanat eserlerinin sergilendiği etkinlikler.

     Kulübe 1900’lü yılların başında inşâ edilmiş ancak buranın müze yapılması, 1982 yılındadır. Müzenin kurucusu, Dag Edvardsson (1940 – halen hayatta). Kendisi 2012 yılına kadar da müzenin başkanlığını yapmış.

     Müze, 1982 yılında kurulan Sahil Gelenekleri Derneği (İsv. Föreningen Kusttraditioner)’nin adaya kazandırdığı bir hizmet. Derneğin bugün ortalama 500 üyesi bulunuyor.

     Tam bana göre bir müze. Düşünsenize; en sevdiğim yemek “balık”, en büyük hobim “balık tutmak”, burcum bile “balık burcu” (doğumum 15 Mart). Böyle bir müzeye “müdür” olacak adamım yani.

     Bir de “İslam dünyasını kurtaracağız” diye ortaya çıkanlara 1979 – 1999 yılları arasında inanıp, “Türkiye’yi kurtaracağız” diye ortaya çıkanlara 2002 – 2010 yılları arasında inanıp, “Kürdistan’ı kurtaracağız” diye ortaya çıkanlara da 2012 – 2017 yılları arasında inanıp, onların “onyüzbinmilyon baloncuklarına” hemen “sazan gibi” atlamamı da sayarsak, Balık Müzesi’ne benden daha uygun bir müdürün olamayacağını siz de takdir edersiniz, muhakkak.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Lilla Varholmen ada limanından, karşıda ve deniz açıklarında bulunan – birazdan feribotla gideceğimiz – HönöÖckerö ve Björkö adalarına ve bir de Göteborg şehir merkezindeki Nils Ericson Limanı (İsv. Nils Ericsonterminalen)’na vapur ve feribot seferleri bulunuyor. (İSVEÇ)

Bu takımadalar, irili ufaklı onlarca adadan oluşuyor. En büyüğü, şu anda gittiğimiz Hönö. Ondan sonra da yine gideceğimiz Öckerö ve Björkö geliyor. Bunların ardından ise HälsöRörö ve Fotö (yanlış okumayın, Fetö değil Fotö, yanlış okuyup da bu yazımdan sübliminal mesaj çıkartmaya çalışmayın) isimli adalar var. Bu saydığımız altı adanın etrafında da hepsinin adlarını zikredemeyeceğimiz onlarca küçük ada bulunuyor. Adaların kiminde yerleşim var, kiminde yok. (İSVEÇ)

Deniz yolculuğu oldukça güzel. (İSVEÇ)

Biz de Hönö Adası’na giden feribota biniyoruz, arabayla birlikte. Arabayı “Göta” isimli ve sarı renkteki feribotun içinde park edip dışarı çıkıyoruz. (İSVEÇ)

Göteborg ile Hönö Adası arasında feribotla ulaşım, 6 Aralık 1962 tarihinden beri yapılıyor. (İSVEÇ)

Günümüzde bu hatta toplam 3 feribot çalışıyor ve her biri 75 araç kapasiteli. Yıllık ortalama 2 milyon 300 bin araç taşıyor bu feribotlar, Göteborg – Hönö arasında. (İSVEÇ)

Yalnızca 3 tane olmasına rağmen feribotlar her 10 dakikada bir kalkış yapabiliyor; hiç durmuyorlar. 2, 5 km’lik bu mavi yolculuk 12 dakika sürüyor. (İSVEÇ)

Denizin üzerinde seyahat halindeki feribottan bakınca BjörköKalvsundStora VarholmenGrötöÖckeröHönö ve Fotö adalarını görebiliyoruz. (İSVEÇ)

Adalar hem küçük hem de çok şirin. (İSVEÇ)

İsveç çok güzel bir ülke. Müthiş sevdim. Tek sevmediğim yönü, bayrağının renginin sarı – lacivert olması. (İSVEÇ)

Bir de şanslıyız, geldiğimiz günden beri yaz havası var. Güneşli. (İSVEÇ)

Denizin üzerinde seyahat halindeki feribottan bakınca BjörköKalvsundStora VarholmenGrötöÖckeröHönö ve Fotö adalarını, ayrıca Hönö Adası ile Fotö Adası arasında inşâ edilmiş ve görünüşü de güzel olan Fotö Köprüsü (İsv. Fotöbron)’nü görebiliyoruz. (İSVEÇ)

Limanın karşı tarafı Fotö isimli ada ve o adayla bu ada arasında Fotö Köprüsü (İsv. Fotöbron) var. (İSVEÇ)

Şimdi adanın üzerindeyiz.

Adaya varınca yeniden feribottan inip arabayla adanın üzerinde seyrediyoruz. RödHedenHult ve Hönö köylerinin arasından geçerek, adanın merkez limanını teşkil eden ve adanın en güneyinde bulunan Klåva mahallesinde uygun bir park yeri arıyoruz, bulunca da arabayı oraya park ediyoruz. Sonra çıkıyoruz dışarı. Ve başlıyoruz Şükrü abiyle beraber adayı gezmeye… (İSVEÇ)

Hönö, bizim İsveç’te ayak bastığımız 3. ada oluyor. Toplamda ise bu gezide ayak bastığımız 16. ada durumunda.

“Hön”, eski Viking dilinde “kaş” anlamına gelir; “ö” ise İsveççe’de “ada” demektir. Bu durumda “Hönö”, şu anlama geliyor: “Kaş Adası”(İSVEÇ)

338 hektar (3, 38 km²) büyüklüğündeki adanın üzerinde dört yerleşim birimi (dört köy) bulunuyor. Bunlar; HönöHultHeden ve Röd. Adanın üzerinde 5 bin 293 insan yaşıyor. (İSVEÇ)

1945 tarihinde ada üzerinde 123 adet balıkçı teknesi vardı. II. Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında adada ve ada yakınlarında toplam 8 gemi batırılmış, 27 balıkçı denizde öldürülmüş ve bu adanın insanı olan 53 balıkçı da Almanya’ya esir olarak götürülüp orada cezaevine atılmıştı. (Adada bugün bu balıkçılar anısına dikilmiş bir anıt var) (İSVEÇ)

Adanın en güneyindeki Klåva adlı balıkçı limanına geliyoruz. Adada günümüzdeki balıkçı limanı sayısı 3. Bunlar; Klåva, Röd ve Heden. Bunlardan Klåva, bütün bu balıkçı teknelerinin “ana limanı” durumunda ve biz de o mıntıkada yürüyüş yapıyoruz şu anda.

Limanda yanyana 4 ülkenin bayrağı asılı. Bunlar; İsveçNorveçDanimarka ve Almanya bayrakları. (İSVEÇ)

Biliyorum, “İskandinavya ülkelerinin arasında Almanya’nın ne işi var?” diye soracaksınız ama, benim karizmamı ve “dünya seyyahı” oluşumu henüz idrak edememiş olduğunuz için ve bunun şuuruna varmamış olduğunuz için, garip geliyor size. Almanya bayrağını, benim adaya teşrif etmem onuruna dalgalandırmışlar.

İskandinavya Tanrısı Odin onlardan razı olsun. Büyük jest doğrusu. Duygulandım. (İSVEÇ)

Ada üzerindeki evler, daha önce hep Faroe Adaları, İzlanda ve Grönland belgesellerinde ve fotoğraflarında gördüğüm ve güzelliklerine hayranlık dolu gözlerle baktığım renkli renkli kulübe evler. Kimi yeşil, kimi kırmızı, kimi mavi, kimi sarı, kimi eflatun renginde bu şirin mi şirin kulübe evler, eski Viking topraklarını kapsayan bu kuzey ülkelerinin tradisyonel evleri. İçi nasıldır bilmiyorum ama dış görünüşleri oldukça hoş, bu evlerin. (İSVEÇ)

Dikkatimizi çeken çok ilginç bir durum da, bu kulübe evlerin her birine bir isim verilmiş olması. Burada ev adresleri bu şekilde. Cadde ve sokakların isimleri var bizdeki gibi ama evlerin numaraları yok, evlerin de isimleri var. Adresler bu şekilde. Önce caddenin ismi, sonra da evin ismi.

Bu yüzden, yolda yürürken, sadece sokakların isimlerini değil, evlerin de isimlerini okuyarak yürüyoruz. Meselâ bu evlerden birinin ismi “Tallona”, birinin “Zelanda”, öbürünün “Juno”, diğerinin “Hebron”. İlginç isimler doğrusu… (İSVEÇ)

Denize açılıp balık avlamak için turlar da düzenleniyor adada. Örneğin yürürken karşımıza çıkan ve şu anda önünde durduğumuz “Äventyr & Tång” adlı balıkçılık işletmesi bunlardan biri.

Bunlar müşterilerini tekneyle deniz açıklarına götürüp orada uskumru balığı avlattırıyorlar. Kıyı kesimlerinde bulunmayan veya yakalanması mümkün olmayan lezzetli balıkları böyle tekneyle denize açılıp orda avlıyorlar. Bir tur, 3 saat kadar sürüyor. Ücreti, kişi başı 400 İsveç Kronu (SKR).

Burada ayrıca balık yakalama kursları da bulunuyor. Bu kurslarda yalnızca balığın nasıl yakalanacağı değil, yakalanan balığın nasıl temizleneceği ve nasıl pişirileceği de öğretiliyor. Fakat bendeki şanssızlığa bakın ki, “balığın nasıl yeneceği” öğretilmiyor bu kursta. Bu olsaydı, “öğretmen” olarak çalışmak üzere iş başvurusunda bulunabilirdim. (İSVEÇ)

Yüzyıllardır balıkçılık ile meşhur olan adanın üzerinde bugün bir Balık Müzesi (İsv. Fiskemuseum) bulunuyor. Sözünü ettiğimiz Balık Müzesi de işte burada.

Müze dedikse, öyle görkemli bir binanın içinde zannetmeyin. Deminden beri bahsettiğimiz ve buraya özgü olan renkli tahta kulübelerden biri, müze olarak hizmet veriyor.

Şükrü abi ile beraber Balık Müzesi’nin içine giriyoruz. (İSVEÇ)

Müzeyi geziyoruz. Oldukça rahat, gezmesi. Küçük bir tahta kulübenin içindesiniz çünkü. (İSVEÇ)

Eski balıkçı teknelerinden hatıralık eşyalar, duvarı süsleyen ve çoğu siyah – beyaz olan eski balıkçılık fotoğraflar, oldukça ilgi çekici. Adanın bütün “balıkçılık tarihi” burada. Haritalar, çocukların okulda yaptığı ve daha sonra müzeye bağışladığı balık ve balıkçı resimleri dahi bulunuyor. Farklı tekne modellerinin maketleri sergileniyor. Müzede ayrıca, İsveç Krallığı devletinin “denizaltı geçmişi”, donanması hakkında dökümanlar da mevcut. (İSVEÇ)

Müzede Mayıs – Eylül ayları arasında sanat sergileri de düzenleniyor. Bunlar genelde deniz yaşamı ve balıkçılık konulu sanat eserlerinin sergilendiği etkinlikler.

Kulübe 1900’lü yılların başında inşâ edilmiş ancak buranın müze yapılması, 1982 yılındadır. Müzenin kurucusu, Dag Edvardsson (1940 – halen hayatta). Kendisi 2012 yılına kadar da müzenin başkanlığını yapmış. (İSVEÇ)

Müze, 1982 yılında kurulan Sahil Gelenekleri Derneği (İsv. Föreningen Kusttraditioner)’nin adaya kazandırdığı bir hizmet. Derneğin bugün ortalama 500 üyesi bulunuyor.  (İSVEÇ)

Hönö Adası balıkçılığın yanısıra bir şeyiyle daha meşhur ve o çok ilginçtir: “Hönö keki” (İsv. Hönökaka)…

Bir çeşit “tavuklu kek”. Yumuşak, hafif bir ekmek pastası türü.

Bu ekmek (daha doğrusu kek), bu ada üzerinde üretiliyor ve buraya özgü olduğu için, bu adanın ismini taşıyor. “Hönökaka” (Hönö keki) deniyor. (İSVEÇ)

Hönö Adası’nda yüzyıllar öncesinde çok miktarda ekilebilir arazi vardı ve geçmişte önemli bir tarımsal alan oluşturuyordu.

Bir gemici ve seyyah olan Portekiz Prensi Infante Dom Henrique de Avis (1394 – 1460), Portekiz’in gökbilim amaçlı ilk gözlemevini 15. yy’ın ilk yarısında kurup orada yetenekli denizciler, dünya çapında matematikçiler eğitip seferler düzenlediklerinde ve haritalar çizdiklerinde, Göteborg açıklarındaki bu takımadaları da çizmişlerdi. Keşif gezileri sırasında çizilen haritalarda aralarında Hönö’nün de bulunduğu bu takımadalar da işaretlendiğinde, adaların Avrupa’nın diğer ülkelerinde tanınmasının ve bilinmesinin yolu açılmıştı.

1800’lü yılların ortalarından itibaren yerleşim bugünkü gibi adadaki dört köyde yoğunlaşırken, ada halkının temel geçim kaynağı balıkçılık idi. (İSVEÇ)

Hönö Adası, 28 Mayıs 2017

 

294 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir