Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 29

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

     Avrupa kıt’âsının en kuzeyinde, İskandinavya coğrafyasının güzel ülkesi Norveç’in başkenti olan muhteşem güzellikteki Oslo şehrinde yaptığımız gezi oldukça güzel ve verimli geçmişti.

     Oslo’da uğradığımız son yer, Oslo Belediye Binası (Nrv. Oslo Rådhus)’nın bulunduğu Belediye Meydanı (Nrv. Rådhusplassen) oluyor.

     Belediye Meydanı, Oslo Belediye Binası ile Oslo Fiyordu (Nrv. Oslofjorden) kıyısındaki Vika liman sahili arasında bulunan bir meydan. Belediye Binası’nın güneyinde yer alıyor.

     7 Haziran 1905 tarihinde Norveç’in bağımsızlığını kazanması ve Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) adlı devletin kurulmasından sonra, yeni ülkenin başkentine yeni bir belediye binası yapılması düşüncesi hasıl olmuş, ancak uzun süre bu fikir tatbik edilememiş, nihayet yeni Oslo Belediye Binası’nın yapımı 1931 – 50 yılları arasında yapılıp tamamlanmış ve açılışı da 15 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirilmişti. (Oslo Belediye Binası hakkında geniş bilgi edinmek ve tarihini okumak için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 24)

     Açılışın 15 Mayıs 1950 günü yapılmasının sebebi, bu tarihin, ilk kez 15 Mayıs 1050 tarihinde küçük bir Viking köyü olarak kurulduğuna inanılan bugünkü Oslo şehrinin kuruluşunun 900. yıldönümüne tesadüf etmesinden ötürüdür.

     1950’de binanın açılışı yapıldığında, binanın aşağısında bulunan bu Belediye Meydanı ve içindeki heykel parkı henüz tamamlanmamıştı. Heykel parkı ancak 1960 yılında bitirilebildi. 1994 yılından beridir rekreasyon alanı olarak kullanılıyor. Limandaki mesire alanı ise 2015 yılında açılmıştır.

     Meydanda pekçok heykel bulunuyor. Bunlar da genelde kadın, çocuk, anne – çocuk heykelleri.

     Toplam 5 tane olan bu heykel sanat eserlerinden dördü Norveçli heykeltraş Emil Carl Jonas Lie (1897 – 1976) tarafından yapılırken, sadece biri, bir annenin yerde oturup bacağını uzatarak ayaklarının dibinde oturan iki bebeğine baktığı heykel Norveçli heykeltraş Per Hurum (1910 – 89)’un eseri.

     Her iki sanatçı da şu anda hayatta değil. Ama eserleri yaşıyor.

     Emil Lie’ye ait ilk heykel, Oslo Belediye Binası’nın hemen önünde, bir su havuzunun ortasındaki yüksek ve tepesi yuvarlak bir dikitin üstünde duruyor. Heykelde bir anne – baba, iki çocuğuyla elele tutuşmuş, daire oluşturmuşlar. Ailenin tüm fertleri de ayakta.

     Emil Lie’nin meydanın ortasındaki diğer bir heykelinde ise tek başına bir kadın, bir taburenin üstünde oturmuş, ellerini de taburenin üzerine koymuş, düşünceli ve biraz da mahzunca bakıyor.

     Emil Lie’nin aynı yerdeki bir başka heykelinde yine tek başına bir kadın, yine bir taburenin üstünde oturmuş, sol elini arkasından taburenin üstüne koyarken sağ elini de göğsünün sağ tarafına koymuş, meraklı gözlerle bakıyor.

     Emil Lie’nin son heykeli de yine benzer şekilde fakat kadın bu sefer saçlarını yıkıyor.

     Diğer sanatçı Per Hurum’un sadece bir heykeli var meydanda ancak meydandaki en güzel heykel de o. Bir su havuzunun ortasındaki lahitin üzerinde yer alan heykelde, bir anne yerde oturup bacağını uzatarak ayaklarının dibinde oturan iki bebeğine sevgi dolu gözlerle bakıyor.

     Heykellerin tamamı nü (çıplak) olarak yapılmış.

     Bu meydanı da gezip gördükten sonra, Oslo şehir gezimizi tamamlamış bulunuyoruz.

     Şimdi Fırat’ı Oslo’da yaşayan ve fakat 15 yıldır görüşmedikleri amcakızının evine bırakacak, sonra da benle Şükrü abi, İsveç’e doğru yola çıkacağız, Göteborg’a geri döneceğiz…

     Şehrin tam merkezi olan Aker Brygge semtinde, Filipstadveien adlı cadde üzerinde yer alan Q – Park isimli yeraltı otoparkına park etmiş olduğumuz arabamıza gidiyoruz ve binip, Fırat’ın amcasıkızının evine doğru yola çıkıyoruz.

     Fırat önceden telefon açıp adresi aldığı ve Şükrü abi de bunu navigasyona yazdığı için, araba kendisi götürüyor zaten bizi ve 20 dakika içinde ordayız.

     Ev, yüksek rakımlı bir mahallede, şehre tepeden bakan muhteşem güzellikteki bir yerde.

     Niyetimiz Fırat’ı onlara teslim edip gitmek ama, sonuçta evde bir Kürt aile yaşıyor, hangi Kürt aile kapısına kadar gelen insanları içeri almadan ve yedirip içirmeden gönderir ki?

     Bırakmıyorlar bizi. İftara fazla bir zaman kalmadığını söyleyerek, ısrarla içeri buyur ediyorlar.

     Biz de mecbur kalarak ve biraz da “Norveç’te böyle birşey de yaşayalım, bu ülkede bir hatırâmız olsun” arzusuyla buna kendimiz de içimizden razı olarak, kabul ediyoruz.

     Evde önce öğle ve ikindi namazlarını birleştirip seferî olarak kılıyoruz. Sonra da oturup sohbet ediyoruz.

     Karı – koca ve 3 çocuklu güzel bir aile. Özellikle evin en küçük çocuğunu kucağımıza alıp bol bol seviyoruz. Evin beyi TIR şoförü, eşi de ev hânımı.

     Tabiî herhangi bir ülkede bir insanın “ben TIR şoförlüğü yapıyorum” demesi fazla ilginizi çekmez ama bu ülke Norveç olunca, başka türlü oluyor. Sonuçta yüksek dağlarla, uçurumlarla, fiyortlarla dolu bir ülke burası. Norveç’in dağlarında ve patika yollarında normal otomobil kullanmak bile hem cesaret hem maharet ister. Böyle bir ülkede uzun yolda TIR veya kamyon kullanmak, büyük bir eziyettir, sıkıntıdır, risktir, resmen dramdır. Norveç’te kamyon şoförü olmak, Türkiye’de Fenerli ya da Cimbomlu olmak gibi birşey.

     – Abi sen bu ülkede nasıl TIR şoförlüğü yapabiliyorsun? :), kendisine sorduğum ilk soru oluyor bu yüzden.

     – Alışıyor insan :), diyor kardeşimiz.

     İftar vakti girince, tek kelimeyle mükemmel bir sofraya oturtuyorlar bizi. Âfiyetle yemeklerimizi yiyoruz.

     Fırat’ın amcasıkızı olan ablamız, gerçekten nefis yemekler hazırlamış. Ellerine sağlık. Günün tüm yorgunluğunu attı üzerimizden.

     Bitlisli kardeşimiz Fırat, bizim sayemizde, tam 15 yıldır görmediği amcakızını gördü Oslo’da, ama biz de O’nun sayesinde harikulade bir iftar yemeği yedik. Gerçi teşekkürlerimizi sunmuştuk ama burada bu vesileyle bir kez daha sunalım: Takk (Norveççe), Tack (İsveççe), Tak (Danca), Danke schön (Almanca), Zor spas (Kürtçe), Xêyli memnun (Farsça), Şükran (Arapça), Çok mersi (bilinmeyen bir dil).

     Yemekten sonra akşam namazlarını kılıyoruz. Sonra da buram buram Bitlis kokan çaylar eşliğinde sohbet. Çay oldu mu, sohbetin tadı da bir başka oluyor…

     O kadar sıcak ve misafirperver insanlar ki, bize “İftarı yapalım öyle gidin” dediler ama iftardan sonra da bırakmıyorlar. Halbusem ki biz de çok sevdik onları, kalkasımız gelmiyor. (NOT: Cümle içinde geçen “halbusem ki” ve “kalkasımız” ifadeleri bizzat benim keşfettiğim ve Türkçe’ye kazandırdığım ifadelerdir.)

     Kardeşlerimizden hatır isteyip yola koyulduğumuzda, vakit geceyarısıydı.

     Adıyamanlı Şükrü ağabey ile başbaşa kalmıştık. Yolumuz uzundu; Norveç’in başkenti Oslo’dan İsveç’in Göteborg şehrine gidiyorduk.

     Gece vakti yaptığımız ve saatler süren bu Norveç – İsveç, başka bir ifadeyle Oslo – Göteborg yolculuğunda, yolculuk boyunca arabada sohbet ettik. Şükrü abiyle arabada yaptığımız bu koyu sohbette, dünyadaki siyasî gelişmelerden tutun çevre ve iklim sorunlarına, Kudüs meselesinden ve İsrail – Filistin sorunundan tutun Kürdistan’daki Referandum sürecine, Türkiye’deki iktidar kavgasından tutun Kürt sorununa kadar hemen her konuda konuştuk fakat neler konuştuğumuzu burada anlatmayacağım. (Türkiye henüz buna hazır değil)

     Yolda giderken, birden dikkatimi çeken çok ilginç birşey oluyor. Vakit geceyarısı; normalde dışarısının kapkaranlık olması lazım ama etraf resmen yarı aydınlık…

     – Şükrü abi baksana, dışarısı aydınlık yaa…

     – Evet, Kuzey Kutbu’na yakınız ya. 🙂 🙂

     – Abi bu müthiş birşey. 🙂

     – Çoook hem de, çok. 150 – 200 km daha kuzeye gitsek, tamamen gündüz şimdi. 6 ay gündüz 6 ay gece. 🙂 🙂 🙂

     – Harika. 🙂 🙂 🙂

     Gerçekten de müthiş bir olaydı bu. Ve ömrümde ilk defa yaşıyorum böyle bir durumu.

     Vakit geceyarısı ama etraf nerdeyse yarı aydınlık.

     Gerçi bu da biraz tuhaf. Oslo’da biz yola verirken karanlıktı, ve biz kuzeye değil güneye doğru yol alıyoruz, niye orda öyleyken burda şimdi böyle oldu, anlamış da değiliz hani. Sanırım, şehirde ışıklar yandığı için karanlık herşey normal görünüyordu ama şimdi otobanda, kırsal bir bölgeden geçiyoruz ve hiç ev, ışık yok ya, havanın gerçek rengi daha net belli oluyor…

     Epey geç bir vakitte Göteborg’a varıyoruz.

     O kadar yorgunuz ki, eve varır varmaz doooğru yatağa. Uyumaya.

     Son 3 gündür, her günümüz iki ülkede geçiyor. İki gün önce; Almanya ve Danimarka. Dün; Danimarka ve İsveç. Bugün; İsveç ve Norveç.

     Yarın ilk kez, tüm günümüz tek ülkede geçecek, İsveç’te. Yarın bütün gün Göteborg’dayız.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Emil Lie’ye ait ilk heykel, Oslo Belediye Binası’nın hemen önünde, bir su havuzunun ortasındaki yüksek ve tepesi yuvarlak bir dikitin üstünde duruyor. Heykelde bir anne – baba, iki çocuğuyla elele tutuşmuş, daire oluşturmuşlar. Ailenin tüm fertleri de ayakta. (NORVEÇ)

Diğer sanatçı Per Hurum’un sadece bir heykeli var meydanda ancak meydandaki en güzel heykel de o. (NORVEÇ)

Bir su havuzunun ortasındaki lahitin üzerinde yer alan heykelde, bir anne yerde oturup bacağını uzatarak ayaklarının dibinde oturan iki bebeğine sevgi dolu gözlerle bakıyor. (NORVEÇ)

Emil Lie’nin meydanın ortasındaki diğer bir heykelinde ise tek başına bir kadın, bir taburenin üstünde oturmuş, ellerini de taburenin üzerine koymuş, düşünceli ve biraz da mahzunca bakıyor. (NORVEÇ)

Emil Lie’nin aynı yerdeki bir başka heykelinde yine tek başına bir kadın, yine bir taburenin üstünde oturmuş, sol elini arkasından taburenin üstüne koyarken sağ elini de göğsünün sağ tarafına koymuş, meraklı gözlerle bakıyor. (NORVEÇ)

Oslo’da uğradığımız son yer, Oslo Belediye Binası (Nrv. Oslo Rådhus)’nın bulunduğu Belediye Meydanı (Nrv. Rådhusplassen) oluyor.

Belediye Meydanı, Oslo Belediye Binası ile Oslo Fiyordu (Nrv. Oslofjorden) kıyısındaki Vika liman sahili arasında bulunan bir meydan. Belediye Binası’nın güneyinde yer alıyor. (NORVEÇ)

7 Haziran 1905 tarihinde Norveç’in bağımsızlığını kazanması ve Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) adlı devletin kurulmasından sonra, yeni ülkenin başkentine yeni bir belediye binası yapılması düşüncesi hasıl olmuş, ancak uzun süre bu fikir tatbik edilememiş, nihayet yeni Oslo Belediye Binası’nın yapımı 1931 – 50 yılları arasında yapılıp tamamlanmış ve açılışı da 15 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirilmişti. (NORVEÇ)

Açılışın 15 Mayıs 1950 günü yapılmasının sebebi, bu tarihin, ilk kez 15 Mayıs 1050 tarihinde küçük bir Viking köyü olarak kurulduğuna inanılan bugünkü Oslo şehrinin kuruluşunun 900. yıldönümüne tesadüf etmesinden ötürüdür. (NORVEÇ)

1950’de binanın açılışı yapıldığında, binanın aşağısında bulunan bu Belediye Meydanı ve içindeki heykel parkı henüz tamamlanmamıştı. Heykel parkı ancak 1960 yılında bitirilebildi. 1994 yılından beridir rekreasyon alanı olarak kullanılıyor. Limandaki mesire alanı ise 2015 yılında açılmıştır. (NORVEÇ)

Meydanda pekçok heykel bulunuyor. Bunlar da genelde kadın, çocuk, anne – çocuk heykelleri. (NORVEÇ)

Toplam 5 tane olan bu heykel sanat eserlerinden dördü Norveçli heykeltraş Emil Carl Jonas Lie (1897 – 1976) tarafından yapılırken, sadece biri, bir annenin yerde oturup bacağını uzatarak ayaklarının dibinde oturan iki bebeğine baktığı heykel Norveçli heykeltraş Per Hurum (1910 – 89)’un eseri. (NORVEÇ)

Her iki sanatçı da şu anda hayatta değil. Ama eserleri yaşıyor. (NORVEÇ)

Oslo hatırâsı, 27 Mayıs 2017

 

314 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir