Bir “silah tüccarı” adına verilen “barış ödülü”: Alfred Nobel ve Nobel Barış Ödülü

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 27…

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 27

İbrahim Sediyani

“Dileğim şudur ki; ödülün sahibi belirlenirken, adayların millîyeti gözönüne alınmasın. Ödül en çok hakkedene verilsin; İskandinav olsun veya olmasın.”

Dr. Alfred Bernhard Nobel

(Vasiyetinden)

     Avrupa kıt’âsının en kuzeyinde, İskandinavya coğrafyasının güzel ülkesi Norveç’in başkenti olan muhteşem güzellikteki Oslo şehrinde yaptığımız gezi devam ediyor.

     Şehri geziyoruz; yürüye yürüye, sohbet ede ede, insanlarla kaynaşa kaynaşa…

     Biraz sonra cazip bir mimarîsi olan, bej renkte bir binanın önüne geliyoruz.

     Bu bina çok önemli, çünkü üzerinde Norveççe “Nobels Fredssenter” ve İngilizce “Nobel Peace Center” yazıyor. Yani “Nobel Barış Merkezi”.

     1901 yılından beri her sene verilen ve dünyada yaşayan her insanın bildiği “Nobel Barış Ödülü” (Nrv. ve İsv. Nobels Fredspris), işte şu anda önünde bulunduğumuz bu binada veriliyor.

     Binanın önünde hatırâ fotoğrafları çekiyoruz…

     Nobel Barış Ödülü, her yıl İsveçli kimyacı ve kâşif Alfred Bernhard Nobel (1833 – 96) anısına ve O’nun ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta düzenlenen bir törenle veriliyor.

     Hem kâşif Dr. Alfred Nobel’in hayat hikâyesi, hem O’nun anısına verilen bu ödülün hikâyesi, hem de ödülün verildiği bu binanın hikâyesi, her üç hikâye de ilginç. Bunları sırasıyla anlatmak istiyoruz siz sevgili gönüldaşlarımıza, “Seyahatname”nin bu bölümünde…

     İsveçli kimyacı ve kâşif Alfred Bernhard Nobel, 21 Ekim 1833 tarihinde İsveç’in başkenti Stockholm’da doğar. O dünyaya geldiğinde, İsveç ile Norveç tek devlettir ve devletin adı da İsveç – Norveç Birleşik Krallığı (İsv. Förenade Konungarikena Sverige och Norge; Nrv. De Forenede Kongeriker Sverige og Norge)’dır. (İsveç – Norveç Birleşik Krallığı’nın tarihini okumak için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 26)

     Alfred Nobel’in babası Immanuel Nobel (1801 – 72) mühendis, annesi Carolina Andriette Ahisell Nobel (1805 – 89) ise ev hânımıdır. Sekiz çocuklu bir ailenin ferdi olan Alfred, dördünün küçükken öldüğü ve yalnızca dördünün erişkinliğe ulaşabildiği dört erkek kardeşin üçüncüsüdür. Abileri sanayici Robert Hjalmar Nobel (1829 – 96) ve petrol kralı Ludvig Immanuel Nobel (1831 – 88), küçük kardeşi genç yaşta hayatını kaybeden Emil Oskar Nobel (1843 – 64)’dir.

     Alfred aslında varlıklı bir ailede dünyaya gelmişti ancak O doğmadan kısa süre önce babası Immanuel Nobel işlerinde iflas etmişti. Ayrıca çok hastaydı. Dolayısıyla Alfred doğduğunda, ailesinin maddî durumu hiç de iyi değildi. Dört kardeşin çocuklukları, zor koşullar altında geçti.

     Alfred Nobel, ilkokula Stockholm’da başladı. Ancak 9 yaşındayken, 1842, ailesi Baltık Denizi’nin hemen karşı yakasındaki Rusya’nın Sankt – Peterburg şehrine taşındı. Alfred, okul eğitimine burada devam etti.

     Sankt – Peterburg’daki çocukluk oldukça zorlu idi, Alfred için. Babası mekanik atölyesi işini yapıyor, annesi bir süt ve meyve – sebze dükkânında kasiyer olarak çalışıyor, küçük Alfred de hem okula gidiyor hem de okul çıkışında sokakta kibrit satarak aile bütçesine katkıda bulunuyordu.

     Stockholm’da iflas ettikten sonra aynı işini bu kez Sankt – Peterburg’da kuran ve tekrardan yapan baba Immanuel Nobel, bu kez makinâ üretimi işinde başarılı olmuştu. Modern kontrplaklar icad etti ve torpido üzerinde başarılı çalışmalar yürüttü. Sonra, gitgide bir “sanayiî devi” haline geldi. Öyle ki, Rus ordusu için bile silah üretir.

     Ailenin durumu düzelince, babası Alfred için özel öğretmenler tuttu, en iyi okullarda okuttu. Çocuğun özellikle Kimya ilminde ve yabancı dil öğrenme konusunda müthiş bir kabliyeti vardı. Henüz 17 yaşındayken Alfred Nobel, tam 5 dil biliyordu: İsveççe, Rusça, Almanca, İngilizce ve Fransızca. Şiire, edebiyata, özellikle de İngiliz edebiyatına büyük ilgi duyuyordu.

     Ancak Alfred’in şiir ve edebiyata ilgisi, babasının hoşuna gitmiyordu. Çünkü babası bunları “boş işler” olarak görüyor, oğlunun kendisi gibi mühendis olmasını istiyordu. Bu yüzden, oğlunun Sankt – Peterburg’da içinde bulunduğu “edebiyat ortamı”ndan uzaklaşması ve mühendis olması için Alfred’i yurtdışına gönderir.

     Alfred Nobel önce Sankt – Peterburg’da ünlü Rus organik kimyacı Nikoláy Nikoláeviç Zínin (1812 – 80)’in yanında kimya eğitimi görür, sonra da yurtdışına gönderilir ve sırasıyla Almanya, Fransa ve ABD’de okur. 17 yaşındayken (1850) gittiği Fransa’nın başkenti Paris’te ünlü Fransız kimyacı Théophile – Jules Pelouze (1807 – 67)’nin laboratuarında çalışır. Orada üç yıl önce (1847) güçlü bir patlayıcı sıvı olan nitrogliserini icad etmiş olan ünlü İtalyan kimyacı Ascanio Sobrero (1812 – 88) ile biraraya gelir. Alfred Nobel de nitrogliserin ile ilgilenmektedir. Nitrogliserin, baruttan daha güçlü olmasına karşın, basınç ve sıcaklığın etkisiyle kolayca patlamaktadır. Nobel’e göre bu durum nitrogliserinin pratik kullanımını sınırlandırmaktadır. Alfred bir yıl sonra 18 yaşındayken (1851) ABD’ye gönderilir. Orada sonraki yıllarda Amerikan İç Savaşı (1861 – 65)’nda ABD Donanması’nın ilk panzer gemisi olacak olan “USS Monitor”u tasarlayan mucit olacak olan İsveç kökenli ABD’li kimyacı John Ericsson (1803 – 89)’un yanında kısa bir süreliğine kimya eğitimi görür.

     Alfred Nobel 19 yaşındayken, 1852, ailesi tarafından Sankt – Peterburg’a geri çağrılır. Nobel, nitrogliserin ile ilgili çalışmalarına burada devam etmeye çalışır.

     Hayatında üç defa aşk duygusu yaşayan Alfred Nobel’in ilk aşkı, Sankt – Peterburg’da O’nun aşkına yanıt vermeyen ve teklifini reddeden Alexandra (? – ?) adlı bir Rus kızıdır.

     Ancak babası Immanuel Nobel’in işleri tekrardan bozulmaya başlar. Kırım Savaşı (1853 – 56)’nın sona ermesini takiben – ki bu savaşta Ruslar’ın silahlarını Alfred Nobel’in babası Immanuel Nobel üretiyordu – Rus ordusu Immanuel Nobel’in işletmesinden silah sipariş etmeyi keser. Alfred Nobel’in babası, bir kez daha iflas eder. Bunun üzerine baba Immanuel Nobel, iki oğlu Alfred ve Emil ile birlikte 1863 yılında memleketleri Stockholm’a geri dönerler. Diğer oğulları Robert ve Ludvig ise Sankt – Peterburg’da kalır.

     Babası ve kardeşiyle birlikte memleketi Stockholm’a geri döndüğünde, Alfred Nobel 30 yaşındadır.

     Alfred Nobel, 1863 yılından itibaren nitrogliserin ile ilgili çalışmalarına Stokholm’da devam eder. Nitrogliserini daha kesin bir şekilde havaya uçurmak için aynı yıl ilk kıvılcımı geliştirir. Bulduğu patlayıcılar, Stockholm’daki “Heleneborg” adlı fabrikada denenir. Ayrıca Almanya’da, Kuzey Ren Vestfalya (Alm. Nordrhein – Westfalen) eyaletinin Dortmund şehrinin Dorstfeld semtinde bulunan “Zeche Dorstfeld” adlı kömür madeninde denenir. (NOT: 1849 yılından beri çalışan Almanya’daki bu kömür madeni, 1963 yılına kadar faaliyette olacaktır.)

     Bir yıl sonra, Stockholm’da bu çalışmalarını yürütürken bir patlama olur. 3 Eylül 1864 tarihinde meydana gelen kazada, henüz 21 yaşında olan küçük kardeşi Emil Oskar Nobel ile birlikte dört kişi hayatını kaybeder. Bu hadise sonrası, Alfred Nobel’in Stockholm şehri sınırları dahilinde çalışma yapması İsveç hükûmeti tarafından yasaklanır. Bunun üzerine Alfred Nobel, çalışmalarına başkent Stockholm’un hemen batısında bulunan ve İsveç’in en büyük 3. gölü olan Mälaren Gölü (İsv. Mälarensjö) yakınlarındaki Kış Koyu (İsv. Vinterviken) adlı bir mavnada devam eder.

     Çalışmalarına devam eden Alfred Nobel, 1865 yılında yeni bir fabrika kurar. Bir süre sonra ikinci fabrikasını da açar. Çalışmalarının ve araştırmalarının sonuçlarını alır ve 1866 yılında insanlık tarihi için bir dönüm noktası olan ama hiç de hayırlı olmayan amaçlar için kullanılan dinamiti icad eder. 1867 yılında da bunun patentini alır.

     Alfred Nobel, 1873 yılında Fransa’nın başkenti Paris’te bir ev tutar (bu evde tam 21 yıl, 1891’e kadar yaşayacaktır). Araştırmalarına devam eden Nobel, 1875 yılında “jelignit” adı verilen patlayıcı jelatini de keşfeder.

     1876 yılında O’nun sekreteri olan Avusturya – Bohemya Kontesi Bertha Felicitas Sophie Kinsky (1843 – 1914), Alfred Nobel’in âşık olduğu ikinci kadındır. Kısa bir süreliğine aralarında bir ilişki olur. Ancak Bertha Kinsky, Alfred Nobel’i eski sevgilisi olan Avusturyalı yazar Arthur Gundaccar von Suttner (1850 – 1902) ile evlenmek üzere terkeder.

     Alfred ile Bertha’nın ilişkisi zaten “mantıksız” bir ilişkidir. Çünkü Alfred Nobel bir “silah üreticisi”dir, savaş için silah ve patlayıcı üretmektedir; velâkin Bertha Kinsky bir “barış aktivisti”dir, dünya barışı için mücadele eden ve savaş karşıtı gösterilere katılan bir sivil toplum eylemcisidir. Hatta aynı zamanda yazar da olan Bertha Kinsky’nin “Silahları Bırakın” adlı bir kitabı da vardır. (Bu hikâyeden bir “Yeşilçam filmi” çıkar. Senarist olan okurlarımın dikkatine!)

     Bertha, İsveçli kimyacı Alfred’i bırakır ve gidip kendisinden 7 yaş küçük olan Avusturyalı yazar Arthur ile evlenir. Fakat evlendikten sonra da Alfred ile iletişimini koparmaz, normal insanî dostluğuna devam eder. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN İLGİNÇ BİR BİLGİ NOTU – 1: Alfred Nobel ölmeden kısa bir süre önce kendisine “Nobel Barış Ödülü” düzenleme fikrini veren kişinin bu kadın olduğu söylenir… GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN İLGİNÇ BİR BİLGİ NOTU – 2: Alfred Nobel öldükten beş sene sonra, 1901 yılından itibaren verilmeye başlanan “Nobel Barış Ödülü”, 1905 yılında işte bu kadına, Nobel’in eski sevgilisi olan Bertha Kinsky’ye verilmiştir. Kendisi bu ödülü alan ilk kadındır, aynı zamanda… GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN İLGİNÇ BİR BİLGİ NOTU – 3: Eski aşklar bir başka oluyordu. Takmayın kafanıza, dert yapıyor. Eski toprak kadınlar ayrıldıktan sonra bile ölene kadar insanî dostluğunu ve hatta koruyucu veliliğini sürdürürken, şimdikiler aralarında yaşanan onca güzel şeyden sonra Twitter’de takibi bile bırakabiliyor, Facebook’ta arkadaşlıktan bile çıkarabiliyor, bizzat kendisinin açtığı ve kendisinin yönettiği İnstagram hesabını takipten bile çıkabiliyor. Neyse, biz konumuza devam edelim. Görüyorsunuz işte; işin içine aşk girdi mi, bırakın yazıdaki konu bütünlüğünü, ortada konunun kendisi kalmıyor…)

     Alfred Nobel’in üçüncü ve son aşkı, ikincisinden ayrıldığı aynı yıl, 1876 yılında Avusturya’nın başkenti Viyana (Alm. Wien)’da tanıştığı Avusturyalı Sofie Hess (1856 – 1919) olur. O sırada Alfred 43, Sofie 20 yaşındadır; aralarında tam 23 yaş farkı vardır. Ancak bu aşk ömürlüktür. İlişkileri 20 sene sürer, Alfred Nobel’in ölümüne kadar. Alfred öldüğünde Sofie henüz 40 yaşındaydı. Yani Alfred’in kendisiyle tanıştığı yaşta (43) bile değildi.

     1879 yılında Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Servan kentinde bir laboratuvar kuran Alfred Nobel, buradaki çalışmaları sırasında “dumansız barut” adını verdiği ve eşit miktarlarda nitrogliserinle nitroselülozun karışımından oluşan “itici barut”u bulur.

     1884 yılında İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi (İsv. Svenska Kungliga Vetenskapsakademien)’ne üye seçilir.

     1887 yılında “balistit” adını verdiği yeni bir çeşit barut tasarlar. Nobel, bu buluşunu Fransa hükûmetine önerir, ancak Fransa, dumansız bir toz ihtimalinin bulunmadığını söyleyerek bu buluşu reddeder. Ardından Nobel, icadını hemen satın alan İtalya devletine sunar.

     Birkaç yıl sonra “kordit” adlı patlayıcı madde konusunda Britanya hükûmeti aleyhine dâvâ açar, ancak dâvâyı kaybeder. Bu dönemde Fransa’ya karşı kurulan bir ittifakta İtalya adına casusluk yaptığı tespit edilen Alfred Nobel, Fransa devleti tarafından tutuklanır ve deney yapma izni de kaldırılır. Tutukluluk süresi dolunca Fransa’dan “deport” (sınırdışı) edilen Alfred Nobel, 1891 yılında İtalya’ya gidip San Remo (İt. Sanremo; Lig. Sanremu) şehrine yerleşir. Laboratuvarını da oraya taşır. Burada 1870 yılında inşâ edilmiş bir villayı satın alır ve hayatının geri kalan beş yılını orda geçirir.

     1888, konumuz açısından çok önemli bir tarih… 12 Nisan 1888 tarihinde abisi Ludvig Nobel öldüğünde, Fransız gazeteleri yanlışlıkla Alfred Nobel’in öldüğünü duyurur. Bir Fransız gazetesi şu manşeti atmıştır: “Le Marchand de la Mort est Mort” (Ölüm Tüccarı Öldü)… Gazete haberlerinde, “Daha fazla insanı her zamankinden daha hızlı öldürmenin yolunu icad eden İsveçli kâşif öldü” diye yazılmıştı.

     Alfred Nobel gazetelerdeki bu haberleri okuduğunda, kendisinin kamuoyunda nasıl algılandığını öğrendiğinde dehşete düşmüştü. Demek öldükten sonra, insanlar onu bu şekilde anacaktı. Bunu bu yaşına kadar hiç düşünememişti. Bu kadar kötü sıfatlarla, böylesine olumsuz nitelemelerle anılacaktı demek ki, öldükten sonra. Hem, hiç de “haksızca” değildi bu nitelemeler! Yaptıkları, gazetelerde yazılanlardan başka neydi ki?..

     Bu durum uykularını kaçırdı. Günlerce sızlanıp durdu. İnsanlar tarafından bu şekilde anılmak istemiyordu. Bir açıdan da kendisinin şanslı olduğunu düşündü; zirâ kardeşinin ölümünü Fransız medyası kendi ölümü zannetmeseydi ve bu haberleri yapmasaydı, öldükten sonra medyada haberinin nasıl yazılacağını ve kendisinin dünya kamuoyunda nasıl algılandığını hiç öğrenemeyecekti.

     Ne yapacağını, bu duruma nasıl bir çözüm bulacağını kara kara düşündü. Bir görüşe göre aklına zekice bir fikir geldi, başka bir görüşe göre de eski sevgilisi Bertha Kinsky kendisine oldukça iyi bir fikir verdi. O da bu fikri uyguladı. Fikir şuydu: Öldükten sonra servetinin büyük kısmını kendi adına açılacak bir vakfa bağışlayacak, o vakıf da her yıl dünya çapında kendi adına “Nobel Barış Ödülü” verecektir. Böylece Alfred Nobel’in adı “Barış” ile beraber anılacaktır, “Ölüm Tüccarı” olarak değil!

     İşte “Nobel Barış Ödülü” denen zımbırtının doğuş hikâyesi böyledir, azîz kardeşlerim…

     Alfred Nobel’in, bu “ölüm tüccarı”nın parası çoktu. Yaptığı buluşlar haricinde, abisi Ludvig ile beraber dünyanın en büyük gölü olan Hazar Gölü (Fars. ﺨﺯﺭ ﺪﺭﻴﺎﻯ [Deryayê Xezer]; Azer. Xәzәr Dәnizi; Rus. Каспийское Море [Kaspijskoe More]; Kaz. Каспий Теӊізі [Kaspij Tenızı]; Trkm. Hazar Deňzi)’ndeki petrol bölgelerini işletmişler ve muazzam bir zenginliğe sahip olmuşlardı.

     Hayatı boyunca Alfred Nobel, toplam 355 patent yayınlamış ve gerek hayattayken kendisi ve gerekse ölümünden sonra onun adına 93 tane silah fabrikası kurulmuştu. Şirketleri Avrupa’nın farklı ülkelerinin yanısıra Amerika ve Avustralya’ya kadar uzanmıştı. Dinamiti icad etmekle tanınan Nobel, başta bir demir ve çelik üreticisi olmak üzere başrolünden büyük top ve diğer silah imalatçısına yönlendiren İsveç’teki “Bofors” silah fabrikasına da sahipti.

     Sentetik bir element olan “Nobelium”, O’nun adından geliyordu.

     Bütün bu dudak uçuklatan serveti, Alfred Nobel, tıpkı o Fransız gazetelerinin yazdığı gibi, “daha fazla insanı her zamankinden daha hızlı öldürmenin yolunu icad ederek” elde etmişti.

     Çocukluk ve gençliğinden beri şiir ve edebiyata olan ilgisi kimyacı olduktan sonra da sönmedi ve yazarlığı amatörce sürdürdü. Çeşitli şiirleri ve denemeleri kitap olarak yayınlandı.

     Üç defa aşk yaşadı ve ikisinde reddedildi. Hayatı boyunca hiç evlenmedi.

     Alfred Nobel, İtalya’nın San Remo kentinde 10 Aralık 1896 tarihinde beyin kanaması ve kalp rahatsızlığı sonucu öldü. Buluşları insanoğlunun yıkım gücünü arttırdı ve “daha fazla insanın her zamankinden daha hızlı öldürülmesinin yolunu” açtı.

     Vasiyetini, ölümünden bir yıl önce, 27 Kasım 1895 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’teki İsveç – Norveç Kulübü (İsv. Svanska – Norska Klubben; Nrv. Svensk – Norsk Klubb)’nde imzalamıştır. Yanında hiçbir avukat olmadan, sadece birkaç yakın arkadaşının yanında imzalamıştır bu vasiyeti. Bu vasiyet, az önce bahsettiğimiz arzusudur: Öldükten sonra servetinin büyük kısmı kendi adına açılacak bir vakfa bağışlanacak, o vakıf da her yıl dünya çapında kendi adına “Nobel Barış Ödülü” verecektir.

     Vasiyetnamesinin bu bahsettiğimiz önemli bölümünün İsveççe orijinal metni şu şekildedir:

     “Öfver hela min återstående realiserbara förmögenhet förfares på följande sätt: Kapitalet av utredningsmännen realiseradt till säkra värdepapper skall utgöra en fond, hvars ränta årligen utdelas som prisbelöning åt dem som under det förlupna året hafva gjort menskligheten den största nytta.

     Räntan delas i fem lika delar som tillfalla: (…) och en del åt den som har verkat mest eller best för folkens förbrödrande och avskaffande eller minskning av stående arméer samt bildande och spridande av fredskongresser.

     Prisen (…) för fredsförfäktare af ett utskott af fem personer som väljas af Norska Stortinget. Det är min uttryckliga vilja att vid prisutdelningarna intet afseende fästes vid någon slags nationstillhörighet sålunda att den värdigaste erhåller priset antingen han är skandinav eller ej.

     Alfred Bernhard Nobel

     27 November 1895

     Paris / Frankrike”

     Öldüğünde, Fransa ile İsveç arasında “bizim vatandaşımız olarak gömülmeli” kavgası çıkmıştır. Ancak sağlığında Fransa’nın düşmanları adına casusluk yaptığı ve Fransız hapishanelerinde yattığı halde Fransa hükûmetinin bu garip isteğine bizzat Fransız mâhkemesi, tarihe geçen “Bir adamın atları nerede kişniyorsa, kendisi de o çiftliğe aittir” sözüyle olumsuz karşılık vermiştir.

     Alfred Nobel, İsveç’in başkenti Stockholm’da toprağa verilir. Doğduğu yerde.

     Vasiyetinde, mirasının “Nobel Ödülleri”nin enstitüleştirilmesi yönünde kullanılmasını ve 31 milyon 200 bin İsveç Kronu’nun her yıl insanlığa hizmette bulunanlara sunulmasını istemiştir. Bu ödüller; “Fizik”, “Kimya”, “Tıp veya Fizyoloji”, “Edebiyat” ve “Barışa Hizmet” olmak üzere toplam 5 dalda verilecekti.

     Alfred Nobel’in bu vasiyeti önceleri büyük tartışma yarattı. Ancak 29 Haziran 1900 tarihinde İsveç hükûmetinin Nobel Vakfı (İsv. Nobelstiftelsen)’nı kurmasıyla, “Nobel Ödülleri” düzenli olarak verilmeye başlandı.

     Daha sonra 1968 yılında İsveç Bankası, Alfred Nobel’in anısına bir “Ekonomi” ödülü de vermeyi kararlaştırdı. Bu ödül ilk kez 1969’da verildi.

     “Nobel Fizik Ödülü”, “Nobel Kimya Ödülü”, “Nobel Tıp / Fizyoloji Ödülü”, “Nobel Edebiyat Ödülü” ve “Nobel Ekonomi Ödülü”, bu beş ödülün hepsi İsveç’in başkenti Stockholm’da verilir. Fakat sadece bir tanesi ve en önemlisi, “Nobel Barış Ödülü”, Norveç’in başkenti Oslo’da verilir.

     Bu bir Oslo gezisi olduğu için ve bu “Seyahatname”de Stockholm ile bir işimiz olmadığı için, biz yalnızca Oslo’da verilen ödülü, “Nobel Barış Ödülü”nü konuşacağız…

     İsveçli kimyacı ve kâşif Alfred Bernhard Nobel adına verilen “Nobel Barış Ödülü”, her yıl Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık tarihinde verilen bir ödül olup, 1901 yılından beridir verilmektedir.

     Dünyanın ilk ve en prestijli barış ödülü.

     Ödül ilk verilmeye başlandığında, İsveç ile Norveç tek devlet idi ve bu devletin ismi de İsveç – Norveç Birleşik Krallığı idi. Bugünkü Norveç Krallığı devleti, Nobel ödüllerinin verilmeye başlanmasından dört yıl sonra, 7 Haziran 1905 tarihinde kuruldu.

     Ancak İsveç ile Norveç 1905 tarihinde ayrıldıktan sonra da, bu ödül İsveç’te değil Norveç’te verilmeye devam etti. Oysa Norveç’in Alfred Nobel’in hayatında hiçbir yeri bulunmuyor ve biyografisine bakılırsa Nobel’in ömründe bir kez olsun Oslo’yu gördüğüne dair bir iz de bulunmuyor.

     Diğer bütün Nobel ödülleri İsveç’in başkenti Stockholm’da verilirken, sadece bir tanesinin, barış ödülünün niçin Norveç’in başkenti Oslo’da verildiği bilinmiyor ancak bu konuda çeşitli yorumlar bulunuyor. En güçlü yorum; savaş ve silah endüstrisi konusunda sicili pek de temiz olmayan ve sömürgeci bir geçmişi olan İsveç’e kıyasla Norveç’in bu alanda tertemiz bir sicilinin olması. Oldukça kirli ve karanlık bir işgalci geçmişi olan İsveç’e karşılık, tarihleri boyunca hiç kimseye saldırmamış, kimsenin toprağını işgal etmemiş ve şimdiye dek hiçbir farklı ulusa savaş açmamış bir ülke olarak Norveç’in bir “barış ödülü” için son derece uygun olduğu muhakkak.

     Savaş ve silah endüstrisi konusunda sicili kirli olan sadece İsveç değil. Bizzat ödüle ismini veren Alfred Nobel de öyle. Ki kendisi bir “ölüm tüccarı”. Dünya tarihinin en büyük silah üreticisi ve dünyanın farklı yerlerinde silah üreten 93 fabrika açtı. Dinamiti icad eden kişi ayrıca, Nobel.

     Bir “ölüm tüccarı”nın, dünyanın hatta tarihin en büyük silah üreticisinin adına uluslararası düzeyde bir “barış ödülü” verilmesinin garabeti ortada ve bu durum yüz yıldan fazladır eleştiri konusu olmakta. “Nobel Barış Ödülü” organizatörlerinin bu tür haklı eleştirilere 116 yıldır verebildikleri tek bir mantıklı yanıt yok! Sadece komik savunmalar ve hikâyelerle cevap veriyorlar. Organizatörlerin bütün bu eleştirilere verdikleri “mantıksız” yanıtlar içinde en “mantıklı” olanı şu: “Nobel Barış Ödülü” fikrinin mucidi Alfred Nobel değil, Nobel’in eski sevgilisi Bertha Kinsky’dir. Avusturyalı Bertha Hânım bir “barış aktivisti”dir, dünya barışı için mücadele eden ve savaş karşıtı gösterilere katılan bir sivil toplum eylemcisidir.

     Bu elbette tartışmaya açık bir savunma. (20. yy’da yaşamış olan dünyaca ünlü İsveçli düşünür ve filozof Ibrahim Sediyanssen, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, “E madem öyle, o zaman ödülü Bertha Kinsky’nin adına verin. Ödülün ismi ‘Kinsky Barış Ödülü’ olsun. Ama yok, Bertha Kinsky işin sadece bahanesi. Bence bu çok komik bir savunma” demektedir.)

     Ödül, sadece ismi ve cismi ile değil, veriliş şekli, verilen kişilerin seçimi ve bunlar yapılırken güdülen siyasî ve ideolojik amaçlar yönüyle de büyük eleştirilere muhatap olmuştur.

     “Nobel Barış Ödülü”nün, daha yakın başarılar için ya da gelecekteki başarıları teşvik etmek amacıyla politik olarak motive edilmiş şekilde verildiği ifade ediliyor. Bazı yorumcular, özellikle de jüri üyelerinin birçoğunun tarafsız olmadığı muhtemelken, bunların seçimi veya belirlemesiyle niceliksel olmayan çağdaş görüş temelinde bir “barış ödülü” verilmesinin hatalı ve adaletsiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.

     Ödüle yönelik en ciddî eleştirilerin başında, bu ödülün politik veya ideolojik amaçlar güdülerek verildiği yönündeki eleştiri gelmektedir. Örneğin Almanya’da Adolf Hitler (1889 – 1945)’in iktidarda olduğu 1935 yılında (ki İsveç o kutuplaşmada karşı tarafta yer alıyordu) ödülün Almanya yönetimine muhalif olan Alman liberal – sol görüşlü yazar ve yayıncı Carl von Ossietzky (1889 – 1938)’ye verilmesi (ki Alman hükûmeti, Nobel komitesinin bu kararını “provokasyon” olarak nitelemişti ve Ossietzky’ye o ödülü almayı yasaklamıştı), 1973 yılında o yıl ABD Dışişleri Bakanı seçilen Bavyeralı Yahudî Alman kökenli ABD’li siyasetçi Henry Alfred Kissinger (1923 – halen hayatta ve 1. FC Bayern Münih futbol takımının onursal üyesi) ve Vietnamlı General Phan Dinh Xai Lê Dúk Tho (1911 – 90)’ya verilmesi, 1978 yılında o yıl “Camp David Antlaşması”nı imzalayan Mısır Devlet Başkanı Muhammed Enwer Sedat (1918 – 81) ve İsrail Başbakanı Menaxim Volfoviç Begin (1913 – 92)’e verilmesi, 1990 yılında SSCB’nin çöküşünü hazırlayan politikaları yürürlüğe koyan SSCB Devlet Başkanı Mihail Sergeeviç Gorbaçëv (1931 – halen hayatta)’e verilmesi, 1991 yılında o zamanki – güyâ – insan hakları savunucusu, şu anda ise dünyanın en faşist ve ırkçı devleti olan Myanmar (Burma)’ın devlet danışmanlığını yapan ve ırkçı – faşist Myanmar rejiminin mazlum Müslüman Rohingya halkına uyguladığı soykırım karşısında sesini dahi çıkarmayan Aung Saanh Çu Kyi (1945 – halen hayatta)’ye verilmesi, 1994 yılında bir yıl önce “Oslo Barış Antlaşması”nı imzalayan İsrail Başbakanı İzak Rabin (1922 – 95), İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres (1923 – 2016) ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Başkanı Muhammed Yasir Abdurrahman Abdurrauf Arafat el- Qudwa el- Huseynî (1929 – 2004)’ye verilmesi, 2002 yılında ABD Devlet Eski Başkanı James Earl Carter Jr. (1924 – halen hayatta)’a verilmesi, 2007 yılında ABD Eski Başkan Yardımcısı Albert Arnold Gore Jr. (1948 – halen hayatta)’a verilmesi, 2009 yılında o yıl ABD Devlet Başkanı seçilen ilk siyahî olan Barak Hüseyin Ubame II (1961 – halen hayatta)’ye verilmesi, 2010 yılında Çin devletine muhalif olan Çinli yazar Liu Xiaobo (1955 – 2017; biz bu geziyi yaptıktan birbuçuk ay sonra öldü)’ya verilmesi, 2012 yılında ise Avrupa Birliği (AB)’ne verilmesi, şimdiye dek dünya çapında en çok tartışılan ve en fazla eleştirilere muhatap olan kararlar olmuştur.

     Hatta bunlardan bazılarında, örneğin 1973’te Henry Kissinger ve Lê Dúk Tho’ya verilmesi büyük tepkilere neden olmuş, Vietnam’da herhangi bir barışın olmadığı ve ABD’nin barış yaptığı için değil yenildiği için, Vietnam’a karşı ağır bir yenilgi aldığı için Vietnam’dan çekildiğine dikkat çekilerek, Nobel ödül komitesi istifaya dâvet edilmiş, ABD’nin ve Nobel ödül komitesinin alay konusu olduğu bu ağır eleştiriler karşısında Kissinger ödülü kabul etmeyeceğini söylemiş ama sonradan çarkederek ödülü almıştır. Vietnamlı General Lê Dúk Tho ise ödülü reddetmiştir, almamıştır. Aynı gerekçeyle: “Ülkemde barış olduğu için ABD çekilmedi, işgalci ABD bize yenildiği için çekildi.” (ÖNEMLİ NOT: Vietnamlı Lê Dúk Tho, bugüne dek “Nobel Barış Ödülü”ne layık görülüp de bu ödülü reddeden tek kişidir.)

     2012 ve 2017 yıllarında Arakan topraklarında ırkçı – faşist Myanmar rejiminin mazlum Rohingya halkına uyguladığı sistematik soykırım karşısında sesini dahi çıkarmayan 1991 Nobel Barış Ödülü Sahibi Myanmar Devlet Danışmanı Aung Saanh Çu Kyi’ye dünya çapında büyük tepkiler olmuş, dünyanın her tarafından aydınlar ve insan hakları savunucuları, 1991 yılında Çu Kyi’ye verilen Nobel Barış Ödülü’nün geri alınması çağrısı yapmıştır. Nobel komitesi ise bu çağrılar karşısında sessizliğe bürünmeyi tercih etmiştir. Bu yüzden Arakan topraklarındaki Rohingya katliâmı, “Nobel Ödüllü Soykırım” olarak nitelendirilmektedir.

     Ödülün politik ve ideolojik amaçlar güdülerek ve yanlı olarak verildiğine, yalnızca ödüle layık görülen isimler değil, ödüle layık görülmeyen isimler de kanıt olarak gösterilir. Örneğin Hindistan Millî Lideri Mahatma Mühendes Keremçand Gandhi (1869 – 1948), ABD Devlet Başkanı Franklin Delano Roosevelt (1882 – 1945)’in hânımı olan ve “İnsan Hakları Bildirgesi”nde büyük emeği geçen insan hakları savunucusu Anna Eleanor Roosevelt (1884 – 1962), Brezilyalı insan hakları savunucusu ve “Özgürlükçü Teoloji”nin öncüsü olan râhib Hélder Pessõa Câmara (1909 – 99), dînlerarası barış ve diyaloğa hizmet eden Polonya asıllı Papa II. Johannes Paul ya da gerçek adıyla Karol Józef Wojtyła (1920 – 2005), Filipinler Devlet Eski Başkanı Maria Corazon Sumulong Cojuangco Aquino (1933 – 2009), Çekoslovakya’nın barışçıl bir biçimde ve hiç kan dökülmeden 1 Ocak 1993 tarihinde ayrılmasının yolunu açan Çek Cumhuriyeti Kurucusu ve İlk Cumhurbaşkanı Václav Havel (1936 – 2011), dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşu olan ve 1972 yılında kurulmuş olup 120 binden fazla çalışanı bulunan Building Resources Across Communities (BRAC)’ın kurucusu Bangladeşli sosyal hizmet uzmanı Fazl Hasan Abid (1936 – halen hayatta), 1995 yılında ülkesinde siyasî gerekçelerle ve mesnetsiz ithamlarla idam edilen Nijeryalı insan hakları savunucusu ve çevreci yazar ve televizyoncu Kenule Beeson Saro – Wiwa (1941 – 95) ve İsrail’in Kudüs şehrindeki Kudüs Üniversitesi’nin başkanı olan Filistinli filozof Prof. Sari Nusseybe (1949 – halen hayatta)’nin bu ödüle hiç layık görülmemiş olmaları, ödülün taraflı ve yanlı olduğunun kanıtı olarak gösterilmektedir.

     Bunlardan Papa II. Johannes Paul’ün 1 kez ve Mahatma Gandhi’nin tam 5 kez aday gösterilmesine rağmen ödüle layık görülmemesi, bu kanıtı perçinlemektedir. Norveç Nobel Komitesi Sekreteri Geir Lundestad (1945 – halen hayatta), 2006 yılında yaptığı bir açıklamada, “106 yıllık tarihimizin en büyük eksikliği, hiç şüphesiz Mahatma Gandhi’nin asla bu ödülü almamış olmasıdır” demiştir. (ÇOK ÖNEMLİ NOT: Nobel Barış Ödülü’nün siyasî ve ideolojik amaçlar güdülerek, taraflı ve yanlı bir ödül olduğunun en somut kanıtı, bugüne dek benim bu ödüle hiç layık görülmemiş olmamdır. Oysa herkes de bilir ki, Türk Solu ile Kürt Solu arasında, Türk İslamcılar ile Kürt İslamcılar arasında barış ve kardeşliğin sağlanması için yoğun çaba göstermiş biriyim. Ayrıca Suriye olayları nedeniyle İstanbul – Fatih’teki bizim tosuncuklar birbirine girdiklerinde, bir kısmı Hillary Clinton’un etekleri altında mücahitlik yapıp NATO’dan silah isteyen ve bir kısmı da Doğu Perinçek gibi Baasçı – Kemalist tiplerin kuyruğuna takılan bu iki cenah birbirlerine her türlü küfür ve hakaretleri yaparken, onlara, “Laa oğlım, siz qaffayı mı yediniz? 40 yıldır aynı sofraya oturan kardeşlersiniz. Bütün hayatınız birlikte geçti. Şimdi ise şer odaklarının arka vagonu olmuş, birbirinize çamur atıyorsunuz. Ayıptır yahu, ayıptır! Utanın biraz, utanın! Lan siz ne ayaksınız lan? Hem ‘Tevhidî bilinçlenme’ diyorsunuz, ‘İlk Kur’ân nesli’ diyorsunuz, hem de Amerika’dan silah istiyorsunuz, CIA ajanlarıyla fink atıyorsunuz. Lan siz ne ayaksınız haa, ne ayaksınız? Kendinize gelin” diye nasihat eden de bendim. Bununla birlikte, daha odur iki paragraflık birşey yazmayı beceremeyen, her iki cümleden birinde “gerçeklik” kelimesini kullanmadan yazı yazmayı beceremeyen, kimsenin adam yerine koymadığı ve fakat kendi kendilerine “Kürt aydınları” diyen tipler sabah akşam Twitter ve Facebook’ta birbirlerinin dedikodusunu yapıp her biri öbürüne çamur atmaya çalışırken, onlara, “Laa oğlım, siz haste mısınız nesınız? ‘Kürdistan ha Kürdistan’ diyorsunuz ama pis ahlâkınızla herkesi Kürtler’den nefret ettiriyorsunuz. Aynı şeyleri savunuyorsunuz ama işiniz gücünüz birbirinize çamur atmak! Kıskançlık, hesudluk içinize işlemiş, kalplerinizi karartmış. Biraz efendi olun yahu, biraz adam olun! Ahlâklı olun! Madem ki hepiniz aynı şeyleri savunuyorsunuz, o zaman birbirinize karşı mücadele etmeyin, elele verin ve birlikte mücadele edin. Lan siz ne ayaksınız lan? Hem her ortamda ‘Ulusal birlik’ diyorsunuz, birlik olmuyorlar diye Kürt hareketlerini eleştiriyorsunuz, hem de kendiniz sabah akşam birbirinize çamur atıyor, birbirinizle kavga ediyorsunuz. İnsanlarla geçinmeyi bilmiyorsunuz, biri güzel işler yapsa ve toplum tarafından sevilse kıskançlık yapıp hemen çamur atıyorsunuz, daha odur yanınızdaki üç kişiyle bile geçinemiyorsunuz, siz kimlere ‘birlik’ çağrısı yapıyorsunuz? Lan siz ne ayaksınız haa, ne ayaksınız? Biraz ahlâklı olun” diye nasihat eden de gene bendim. Fakat Nobel Ödül Komitesi politik ve ideolojik amaçlar güderek hareket ettiği için, taraflı ve yanlı davrandığı için, toplumsal barış ve kardeşlik için gösterdiğim bütün bu çaba ve gayretleri şimdiye dek dikkate bile almış değil.)

     Ödülün politik ve ideolojik amaçlar güdülerek ve yanlı olarak verildiğine dair bu ağır eleştirileri yapanlardan biri de, bizzat Alfred Nobel’in kardeşinin torunu olan Michael Nobel (1941 – halen hayatta)’dir. Nobel’in torunu Michael Nobel, Norveç’te yayınlanan günlük ulusal “Aftenposten” gazetesinde 2011 yılında kaleme aldığı makalede, Nobel komitesinin her zaman ödülün rûhuna uygun davranmadığını ve ödülün siyasallaştırıldığını dile getirmiştir.

     “Nobel Barış Ödülü” için her yıl aday gösterme başvuruları en geç 1 Şubat gününe kadar yapılıyor ve Ekim ayında kazanan isim duyuruluyor. Kazanan kişiye ödül, Norveç’in başkenti Oslo’da, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık günü veriliyor. Ödülü kimin kazandığı, Norveç Parlamentosu (Nrv. Stortinget) tarafından atanan 5 kişilik Norveç Nobel Komitesi (Nrv. Den Norske Nobelkomite), onların da her birinin alt komiteleriyle birlikte toplam 20 kişilik bir komite tarafından belirleniyor.

     Mevcut Norveç Nobel Komitesi üyeleri, 2003 yılında komiteye seçilen ve 2005 yılından beri görevlerini sürdüren hemen hemen aynı kadrodur. Sadece içlerinden bazıları ölünce, yerlerine başkası seçilmiştir. Nobel Komitesi Başkanı Karin Cecilie Kullmann Five (1951 – 2017), bu sene içinde, 19 Şubat 2017 tarihinde vefat etti. 2015 yılından beri komiteye başkanlık ediyordu. O’nun yerine avukat ve yazar Berit – Reiss Andersen (1954 – halen hayatta) başkanlığa seçildi. Her sene kimin “barış ödülü” alacağına karar veren Nobel Komitesi’nin diğer üyeleri şunlar: Henrik Preben Syse (1966 – halen hayatta), Inger – Marie Ytterhorn (1941 – halen hayatta), Thorbjørn Jagland (1950 – halen hayatta), Tone Jørstad (1946 – halen hayatta), Knut Vollebæk (1946 – halen hayatta), Gunnar Johan Stålsett (1935 – halen hayatta) ve Olav Njølstad (1957 – halen hayatta).

     2009 yılında bu ödüle 205 kişi aday gösterilince aday sayısı bakımından rekor kırılmıştı. 2010 yılında 237 aday ile bu rekor kırıldı. 2011 yılında 241 adayla bu rekor bir kez daha kırıldı ve aday rekoru halen 241’dir.

     “Nobel Barış Ödülü”nü ilk alan (1901) kişiler, İsviçreli işadamı Jean – Henri Dunant (1828 – 1910) ve Fransız siyasetçi Frédéric Passy (1822 – 1912), son alan (2016) kişi Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos Calderón (1951 – halen hayatta ve görevinin başında)’dur. 2017 için ödüle layık görülen ise, 2007 yılında Avustralya’nın Melbourne şehrinde kurulan ve kısa adı ICAN olan Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (İng. International Campaign to Abolish Nuclear Weapons) adlı küresel sivil toplum koalisyonudur. (Ödüllerini birkaç gün sonra, 10 Aralık’ta alacaklar.)

     116 yıllık tarihinde yüzlerce insana “Nobel Barış Ödülü” verildi ancak bunların sadece 12’si kadındır. Diğerleri hepsi erkek. Bu ödüle layık görülen ilk kadın (1906), Alfred Nobel’in eski sevgilisi Bertha Kinsky’dir. (Yukarıda, biyografi kısmında bahsetmiştik.)

     Şimdiye dek bu ödülü alan en yaşlı insan 1995 yılında 87 yaşındayken bu ödülü alan Polonya asıllı Britanyalı fizikçi Jósef Rotblat (1908 – 2005), şimdiye dek bu ödülü alan en genç insan ise 2014 yılında 17 yaşındayken bu ödülü alan Pakistanlı aktivist Melale Yusufzêy (1997 – halen hayatta ve üniversite öğrencisi) oldu. Şu anda 20 yaşında bir kız olan Melale, ülkesi Pakistan’da kız çocuklarının okula gitmesi için gösterdiği çabalardan dolayı bu ödüle layık görülmüştü. Kızların eğitim hakları için mücadele ettiğinden dolayı, 2012 yılında henüz 15 yaşındayken kısaca Taliban olarak bilinen İslamcı terör örgütü Afganistan İslamî Talebeler Hareketi (Peşt. د افغانستان د طالبان اسلامی تحریکِ [Da Afğanistan da Taliban İslamî Tahrik]) örgütü tarafından saldırıya uğrayan ve başından yaralanan Melale, daha sonra “Birleşmiş Milletler Barış Elçisi” de seçildi. (NOT: Melale Yusufzêy, 17 Ağustos 2017 tarihinde İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’ne kabul edildi. Melale, o gün sosyal medya hesabından yayınladığı mesajda, Felsefe, Politika ve Ekonomi eğitimi göreceği Oxford Üniversitesi’ne kabul edildiğini duyurdu. Oxford Üniversitesi’nde okuyacağı için çok heyecanlı olduğunu açıklayan Melale, diğer öğrencilere de iyi dileklerde bulundu. Konuyla ilgili haberi bu linkten okuyabilirsiniz: http://www.sediyani.com/?p=17796)

     Ödülün maddî değeri de değişen ekonomik kura göre zaman geçtikçe artmakta, doğal olarak. Ödülün şu anki değeri, 10 milyon İsveç Kronu (Türk parasıyla 8 bin 400 ayakkabı kutusu)’dur. Fakat örneğin 1901 yılında bu ödül ilk kez verildiğinde (ki o zaman Norveç yoktu ve hatta Türkiye de yoktu, Osmanlı vardı), ödülün nakit karşılığı 150 bin 782 İsveç Kronu (Osmanlı parasıyla 27 bin cizlavit kutusu) idi.

     “Nobel Barış Ödülü” kazanan kişiye nakit para ve “Nobel Diploması” verilip kendisine “Aferin” çekilmesinin yanısıra, bir de “Nobel Madalyası” verilir. Bu madalyanın ön yüzünde Alfred Nobel’in portresi ve ismi ile doğum tarihini belirten “ALFR • NOBEL • NAT • MDCCCXXXIII • OB • MDCCCXCVI +” ibaresi, arka yüzünde ise omuzlarından birbirine ters biçimde sarılmış üç erkek resmi vardır ve orda da “Halklar Arasında Barış ve Kardeşlik İçin” anlamına gelen “PRO • PACE • ET • FRATERNITATE • GENTIUM” ibaresi yer alır. Bu madalya, 1901 – 02 yıllarında Norveçli heykaltraş Gustav Vigeland (1869 – 1943) tarafından tasarlanıp çizilmiştir. “Nobel Diploması” ise ilk defa Norveçli ressam ve grafiker Gerhard Peter Frantz Wilhelm Munthe (1849 – 1929) tarafından çizildi. 1969 yılına kadar bu diploma verildi. 1970 – 90 yılları arasında ise Norveçli grafiker Ørnuld Ranheimsæter (1919 – 2007) tarafından çizilen diploma kullanıldı. 1991 yılından beri verilen diploma ise iki yüzlüdür; bir yüzünde ödülün detayları ve bilgiler, diğer yüzünde ise her yıl başka bir Norveçli ressam tarafından çizilen sanatsal bir resim yer alır.

     “Nobel Barış Ödülü” Töreni, 1901 – 04 yılları arasında Norveç Parlamentosu (Nrv. Stortinget)’nda, 1905 – 46 yılları arasında Norveç Nobel Enstitüsü (Nrv. Det Norske Nobelinstitutt)’nde, 1947 – 89 yılları arasında Oslo Üniversitesi Hukuk Fakültesi (Nrv. Universitetet i Oslo Det Juridiske Fakultet)’nde, 1990’dan bu yana da Oslo Belediye Binası (Nrv. Oslo Rådhus)’nda gerçekleştirilir. (Oslo Belediye Binası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 24)

     Törenin ardından “Nobel Barış Ödülü”, işte şu anda önünde bulunduğumuz Nobel Barış Merkezi (Nrv. Nobels Fredssenter)’nde, Norveç Kralı’nın huzurunda veriliyor.

     Şu anda önünde bulunduğumuz Nobel Barış Merkezi (Nrv. Nobels Fredssenter)’nin olduğu yer, eskiden Oslo Demiryolları Batı İstasyonu (Nrv. Oslo Vestbanestasjon) idi. 1872’de kurulan bu tren istasyonu, tam 117 yıl boyunca, 1989’a kadar bu işlevde kullanılmıştı. 1989 yılında tren istasyonu yıkıldı ve 11 yıl boyunca hiçbir şey yapılmadıktan sonra 2000 yılından başlayarak yerine şimdiki bu binayı yapmaya başladılar.

     Amaç “Nobel Barış Ödülü” için yeni ve modern bir merkez inşâ etmekti. Meclis kararıyla alınmıştı bu. 

     Binanın yapımını iki senede bitirdiler. İnşaat 29 Kasım 2002 tarihinde tamamlandı.

     Fakat Nobel Barış Merkezi binasının inşâsı tamamlandığı halde, açılışı yapmadılar. Tam 3 sene beklediler. 3 sene boyunca bu bina öylece boş boş durdu. Kasıtlı olarak böyle davranmışlardı.

     Peki neden?

     Nobel Barış Merkezi’nin açılışını gerçekleştirmek için neden 3 yıl gibi uzun bir süre boyunca beklediler ve bu bina bu süre zarfında öylece durdu burada?

     Svaret: Çünkü 2005 yılı, 1905 yılında bağımsızlığını ilan edip kurulan Norveç devletinin kuruluşunun 100. yıldönümü idi ve açılışı böylesine anlamlı bir tarihte yapmak istiyorlardı.

     7 Haziran 1905 tarihinde bağımsızlığını ilan edip kurulan Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) devletinin tam 100. yıldönümünde, ama sadece 4 günlük bir gecikmeyle, 11 Haziran 2005 tarihinde binanın açılışını görkemli bir törenle gerçekleştirdiler.

     Açılış törenine hem Norveç Kraliyet Ailesi hem de İsveç Kraliyet Ailesi katılmıştı. Her iki devletin de krallık aileleri törende hazır bulunmuştu. Açılışı yapan da, bizzat Norveç Kralı V. Harald (1937 – halen hayatta ve kral).

     Norveçli tiyatro rejisörü ve sinema sanatçısı Bentein Baardson (1953 – halen hayatta)’un moderatörlük yapıp yönettiği açılış töreninde Norveç Başbakanı Kjell Magne Bondevik (1947 – halen hayatta) bir selamlama konuşması yaptı.

     Nobel Barış Merkezi’nin 11 Haziran 2005’teki açılış törenine katılan isimlerden biri de, 2004 yılında “Nobel Barış Ödülü”nü almış olan ve “Nobel Barış Ödülü’nü kazanan ilk Afrikalı kadın” olarak tarihe geçen Kenyalı çevreci ve biyolog Wangari Muta Maathai (1940 – 2011) idi ki, bizler daha önceki “Kenya Seyahatnamesi”nde (Seyahatname, cilt 7) siz sevgili okurlarımıza Wangari Maathai’nin detaylı bir biyografisini sunmuştuk. Kendisinden ayrıca 2015 yılında yayınlanan 6. (ve şimdilik son) kitabım olan “Siyah Devrim” adlı kitabımda da bahsetmiştim ve o kitabımın kapağında kıymetli insan Wangari Hânım’ın fotoğrafı da vardır. (Wangari Muta Maathai’nin biyografisini okumak için bkz. Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi – 62)

      Wangari Muta Maathai törende bir de konuşma yaptı. Tam bir Afrikalı kadının asaletine, aklî ve felsefî derinliğine yakışır veciz bir konuşma yapan râhmetli Wangari Hânım, konuşmasının bir yerinde şunları söylemişti:

     “Barış Merkezi’ndeki odaları dolaşırken ve yıllar içinde onurlandırılan erkek ve kadınları düşünürken, kendi düşüncelerinizi, hayâllerinizi ve umutlarınızı göreceksiniz.

     Herkesin burada yansıması var.

     Zorlukları ve fırsatları gördüğünüzde, kendi dünyanızı daha huzurlu bir yer haline getirmek için elinizden gelen herşeyi yapmanız için de ilham alacaksınız.”

     11 Haziran 2005’teki açılıştan sonra, 2005 yılı boyunca yaklaşık 100 bin kişi binayı ziyarete geldi. Ki bu, sadece yarım yıl ediyor.

     Norveç’in başkenti Oslo’daki Nobel Barış Merkezi, “Nobel Barış Ödülü” ve temsil ettiği idealler için bir vitrin. Merkez aynı zamanda kültür ve siyasetle birleşerek savaş ve çatışma gibi sorunlarda barışçı çözüm için katılım sağlayan, tartışma ve düşünceyi biraraya getiren bir adres durumunda.

     Evet… Son derece ilginç bir tarih.

     Hem Nobel Barış Merkezi’nin yapılış ve açılış hikâyesi ilginç, hem “Nobel Barış Ödülü”nün hikâyesi ilginç, hem de bizzat Alfred Nobel’in kendi hayat hikâyesi ilginç.

     Dinamiti icad eden kişi olan, dünyanın farklı ülkelerinde 93 tane silah fabrikası bulunan ve insanlık tarihinin en büyük silah üreticisi olan gerçek bir “ölüm tüccarı”nın adına uluslararası düzeyde ve dünyanın en saygın “barış ödülü”nün verilmesi, zaten tuhaflıklarla ve çelişkilerle dolu olan dünyamızın sanırım en ilginç tuhaflık ve çelişkilerinden biri.

     Bu çelişkiye dikkat çeken eleştirilere karşı da, bu ödülü organize edenlerin 116 yıldır verebildikleri tek mantıklı cevap yok!

     Bir “ölüm tüccarı”nın, dünyanın hatta tarihin en büyük silah üreticisinin adına uluslararası düzeyde bir “barış ödülü” verilmesinin garabeti ortada ve bu durum yüz yıldan fazladır eleştiri konusu olmakta. Organizatörlerin bütün bu eleştirilere verdikleri “mantıksız” yanıtlar içinde en “mantıklı” olanı şu: “Nobel Barış Ödülü” fikrinin mucidi Alfred Nobel değil, Nobel’in eski sevgilisi Bertha Kinsky’dir. Avusturyalı Bertha Hânım bir “barış aktivisti”dir, dünya barışı için mücadele eden ve savaş karşıtı gösterilere katılan bir sivil toplum eylemcisidir.

     Bu çok komik bir savunma. E madem öyle, o zaman ödülü Bertha Kinsky’nin adına verin. Ödülün ismi “Kinsky Barış Ödülü” olsun. Öyle değil mi? Ama yok, Bertha Kinsky işin sadece bahanesi.

     Alfred Nobel’i sahiplenen İsveç’in ve Batılı devletlerin Nobel’i mâsum göstermek için ortaya attıkları iddiâların da tamamı uydurmadır. Yok Alfred Nobel aslında insanlığın faydası için dinamiti icad etmiş de, sonradan bunun silah ve savaş için kullanıldığını öğrenince pişmanlık duyup acı içinde kıvranmış da, o yüzden O’nun adına “barış ödülü” düzenleniyor da, daha neler neler…

     Bütün bunların hepsi yalandır.

     Hadi Avrupalılar’ı anlıyorum, Alfred Nobel onların insanı ve haliyle sahipleniyorlar. Sahiplendikleri için de mâsum göstermeye çalışıyorlar ve dolayısıyla böyle yalanlar uyduruyorlar. Peki ama, diğer ülkelere ne oluyor? Onlar neden bu yalanları tekrarlıyorlar ve Nobel’i mâsum göstermeye çalışıyorlar?

     Hatırlıyorum da, Türkiye’de ortaokul öğrencisiyken, öğretmenimiz sınıfta Alfred Nobel’i şöyle anlatmıştı bize: “Alfred Nobel çok iyi bir bilim adamıydı. İnsanoğluna hizmet için, insanlar büyük kayaları rahatlıkla parçalayabilsin diye dinamiti icad etti. Ama insanlar dinamiti bu amaçla değil, savaşta insan öldürme amaçlı kullanınca, dinamiti icad ettiği için pişman oldu ve vicdan azabıyla kıvranıp durdu. Sonra da intihar etti. İntihar etmeden önce bıraktığı mektupta, ‘Ben dinamiti insanlar kayaları rahatlıkla parçalasın diye icad ettim, ama insanlar bunu savaşlarda kullanıyorlar. Bu vicdan azabına dayananam’ diye yazıyordu.”

     Düşünün, Türkiye’de, Elazığ’da yahu Elazığ’da, Karakoçan’da bir okulda öğretmen sınıfta bu yalanları anlatıyor öğrencilerine.

     Peki ama neden? Neden? Alfred Nobel senin insanın mı? Değil. Neden O’nu mâsum göstermek için bu kadar yalan? (Kaldı ki, kendi insanın olsa bile böyle yalan bilgilerle anlatmak yanlıştır.)

     Ve size birşey diyeyim mi: Küçükken insana verilen bilgiler kalıcı olarak beyinde yer ettiği için, ben de Alfred Nobel’in hayat hikâyesini uzun yıllar bu şekilde biliyordum, öğretmenimizin o söylediklerini neredeyse 20 yıldan fazla bir süre gerçek sanarak yaşadım. (Belki çoğunuz hâlâ öyle sanıyordunuz.)

     Gerçek şu ki, Alfred Nobel bir silah üreticisidir ve yaptığı işi de silah üretmek için yapmıştır. Bunu bilinçli olarak ve isteyerek yapmıştır.

     Bunlar zaten ailece silah üreticisidirler. Yazımızın başındaki biyografi kısmında bunu detaylıca anlattık. Alfred Nobel’in babası Immanuel Nobel, Sankt – Peterburg’dayken Rus ordusu için bile silah üretir. Silah üretimi yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar ve küçük Alfred’i de bu parayla okutur. Alfred Nobel’in babası Immanuel Nobel, Kırım Savaşı’nda Rus ordusunun silahlarını üreten kişidir.

     Alfred Nobel henüz 17 yaşındayken okul okumak için gönderildiği Fransa’da, güçlü bir patlayıcı sıvı olan nitrogliserini icad etmiş olan İtalyan kimyacı Ascanio Sobrero ile çalışır. Alfred Nobel de nitrogliserin ile ilgilenmektedir. Nitrogliserin, baruttan daha güçlü olmasına karşın, basınç ve sıcaklığın etkisiyle kolayca patlamaktadır.

     Bir yıl sonra 18 yaşındayken ABD’ye gönderilir. Orada sonraki yıllarda Amerikan İç Savaşı’nda ABD Donanması’nın ilk panzer gemisi olacak olan “USS Monitor”u tasarlayan mucit olacak olan İsveç kökenli ABD’li kimyacı John Ericsson’un yanında eğitim görür.

     Alfred Nobel, 1863 yılından itibaren nitrogliserin ile ilgili çalışmalarına memleketi Stokholm’da devam eder. Nitrogliserini daha kesin bir şekilde havaya uçurmak için aynı yıl ilk kıvılcımı geliştirir. Bulduğu patlayıcılar, Stockholm’daki “Heleneborg” adlı fabrikada denenir. Ayrıca Almanya’da, Dortmund şehrinde bulunan “Zeche Dorstfeld” adlı kömür madeninde denenir.

     Çalışmalarına devam eden Alfred Nobel, 1865 yılında iki tane fabrika kurar ve 1866 yılında dinamiti icad eder. 1867 yılında da bunun patentini alır.

     Araştırmalarına Paris’te devam eden Nobel, 1875 yılında “jelignit” adı verilen patlayıcı jelatini de keşfeder.

     1879 yılında Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Servan kentinde bir laboratuvar kuran Alfred Nobel, buradaki çalışmaları sırasında “dumansız barut” adını verdiği ve eşit miktarlarda nitrogliserinle nitroselülozun karışımından oluşan “itici barut”u bulur.

     1887 yılında “balistit” adını verdiği yeni bir çeşit barut tasarlar.

     Dünyanın farklı ülkelerinde tam 93 tane silah fabrikası açmıştır.

     93 tane silah fabrikası açan adam mı ürettiği şeylerin savaşta kullanılacağını tahmin etmemiş ve bunu öğrenince şok geçirmiş? Yahu zaten savaşta kullanılsın diye üretiyor bu silahları. Bunları devletler, ordular için üretiyor. Savaşta kullanılmak üzere kendisine sipariş veriliyor ve o da bu amaçla silah üretiyor.

     Edindiği servet, geride bıraktığı miras (bugün “Nobel” kazananlara ödül olarak verilen para), insan öldürerek kazanılmış paradır, katliâm yapılarak edinilmiş bir servettir.

     Kendisinin yaptığı işten dolayı pişman olduğuna dair en ufak bir emare dahi yoktur. Hayır, sadece kardeşinin ölümünü kendi ölümü sanan Fransız gazetelerinin yaptığı haberler O’nun gözünü açmış, ismi kötü anılmasın diye, “Nobel Barış Ödülü” düşüncesi ortaya çıkmıştır.

     Pişman olduğu için değil, kendi ismine leke vurmamak için ortaya atmıştır “Nobel Barış Ödülü” olayını. Zaten gazetelerdeki o haberlerden ve “Nobel Barış Ödülü” fikrini ortaya attıktan sonra da silah üretimi işini devam ettirmiştir. Son nefesine kadar bu işi sürdürmüştür.

     Yaptığı işten dolayı asla pişman olmadığı gibi, intihar ettiği falan da yalandır. İtalya’nın San Remo kentinde eceliyle ölmüştür. 63 yaşında hastalıktan ölmüştür.

     Alfred Nobel bir “ölüm tüccarı”dır ve bunu da bilinçli olarak yapmıştır. Para kazanmak için, insanları daha hızlı biçimde öldürmenin yolunu bulmuştur. Bunu da para için yapmıştır.

     Alfred Nobel için savaşlarda milyonlarca insanın ölmesi hiç önemli değildir. Önemli olan O’nun cebine girecek olan “milyonlar”dır. Böyle bir insandır, O.

     Günün 24 saati para kazanmak için çabalayan ve başka da birşey düşünmeyen diğer her insanda olduğu gibi, Alfred Nobel de çıkarcı ve manfaatperest bir insandır. Bu tür “paraya tapan” insanların çıkar için yapmayacağı şey, çevirmeyeceği dolap yoktur. Örneğin Fransa’da yaşadığı yıllarda, “balistit” adını verdiği yeni bir çeşit barut tasarlıyor ve bu buluşunu Fransa hükûmetine öneriyor, ancak Fransa, dumansız bir toz ihtimalinin bulunmadığını söyleyerek bu buluşu reddeder. Ardından Nobel, icadını hemen satın alan İtalya devletine sunuyor. Daha sonraki yıllarda yaptığına bakın: Fransa’ya karşı kurulan bir ittifakta İtalya adına casusluk yaptığı tespit ediliyor, Fransa devleti tarafından tutuklanıyor ve deney yapma izni de kaldırılıyor. Tutukluluk süresi dolunca Fransa’dan “deport” (sınırdışı) edilen Nobel, İtalya’ya gidip San Remo şehrine yerleşiyor. Laboratuvarını da oraya taşıyor. Alfred Nobel neden yapıyor bu hainlikleri? Çünkü yaptığı buluşu Fransa’ya satmak istedi ama Fransa almadı, fakat İtalya aldı ve İtalya’ya sattı. Bunun hıncıyla gidip Fransa’da yaşarken İtalya’ya casusluk yapıyor. Birkaç yıl sonra “kordit” adlı patlayıcı madde konusunda Britanya hükûmeti aleyhine dâvâ açıyor, ancak dâvâyı kaybediyor. Yani cebine para koy, istediğin gibi kullan! Her devletin parayla satın alabileceği bir adam. O’nun cebine para koyun, yeter ki ürettiği silahları satın alın, o tüm gezegeni ortadan kaldıracak silahı bile icad eder. Yeter ki satın alan çıksın, para kazansın. Böyle biri, Nobel.

     İyi bir insan değil, Alfred Nobel. Kesinlikle değil. Kirli ve karanlık bir kişi.

     O’nun iyi bir insan olmadığı, âşık olduğu tüm kadınlardan olumsuz karşılık almasından da bellidir. Aşk teklif ettiği her kadından red cevabı alması, aslında biyografisinde çok şey anlatan bir ayrıntı.

     Bu kadar zengin, büyük bir servet sahibi, üstelik dünya çapında ünlü, ayrıca okumuş, bilim adamı bir insan, eğer çok çok kötü bir ahlâka ve şahsiyete sahip değilse, âşık olduğu her kadından red cevabı almaz.

     İyi bir kişiliğe sahip olan ve temiz bir ahlâkı olan bir erkek, fâkir dahi olsa aşk veya evlilik teklif ettiği her kadından red cevabı almaz. Kaldı ki bu zengin bir adam, büyük bir servet sahibi, üstelik bilim adamı ve dünya çapında ünlü biri.

     Kadınlara karşı saygılı, nazik, kadınlara değer veren bir insan olduğu anlaşılıyor, ancak kadınlar O’na değer vermiyor. Şiire, edebiyata büyük ilgisi var, ama hiç evlenemiyor. Çok istediği halde evlenemiyor. Bu kadar servete, şan ve şöhrete sahip olan bir insanın evlenmeyi çok istediği halde evlenememesi, hiçbir kadının O’nunla evlenmek istememesi, kendisinin nasıl bir insan olduğu hakkında çok şey anlatan bir ayrıntı.

     Gezegenimiz üzerindeki en prestijli ödül, işte bu adamın adıyla veriliyor: “Nobel Barış Ödülü”.

     Bir “silah tüccarı” adına verilen “barış ödülü”.

    

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Bu bina çok önemli, çünkü üzerinde Norveççe “Nobels Fredssenter” ve İngilizce “Nobel Peace Center” yazıyor. Yani “Nobel Barış Merkezi”.

1901 yılından beri her sene verilen ve dünyada yaşayan her insanın bildiği “Nobel Barış Ödülü” (Nrv. ve İsv. Nobels Fredspris), işte şu anda önünde bulunduğumuz bu binada veriliyor. (NORVEÇ)

7 Haziran 1905 tarihinde bağımsızlığını ilan edip kurulan Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) devletinin tam 100. yıldönümünde, ama sadece 4 günlük bir gecikmeyle, 11 Haziran 2005 tarihinde binanın açılışını görkemli bir törenle gerçekleştirdiler.

Açılış törenine hem Norveç Kraliyet Ailesi hem de İsveç Kraliyet Ailesi katılmıştı. Her iki devletin de krallık aileleri törende hazır bulunmuştu.  Açılışı yapan da, bizzat Norveç Kralı V. Harald (1937 – halen hayatta ve kral)(NORVEÇ)

İsveçli kimyacı ve kâşif Alfred Bernhard Nobel adına verilen “Nobel Barış Ödülü”, her yıl Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık tarihinde verilen bir ödül olup, 1901 yılından beridir verilmektedir.

Dünyanın ilk ve en prestijli barış ödülü. (NORVEÇ)

Diğer bütün Nobel ödülleri İsveç’in başkenti Stockholm’da verilirken, sadece bir tanesinin, barış ödülünün niçin Norveç’in başkenti Oslo’da verildiği bilinmiyor ancak bu konuda çeşitli yorumlar bulunuyor. En güçlü yorum; savaş ve silah endüstrisi konusunda sicili pek de temiz olmayan ve sömürgeci bir geçmişi olan İsveç’e kıyasla Norveç’in bu alanda tertemiz bir sicilinin olması. Oldukça kirli ve karanlık bir işgalci geçmişi olan İsveç’e karşılık, tarihleri boyunca hiç kimseye saldırmamış, kimsenin toprağını işgal etmemiş ve şimdiye dek hiçbir farklı ulusa savaş açmamış bir ülke olarak Norveç’in bir “barış ödülü” için son derece uygun olduğu muhakkak.

Savaş ve silah endüstrisi konusunda sicili kirli olan sadece İsveç değil. Bizzat ödüle ismini veren Alfred Nobel de öyle. Ki kendisi bir “ölüm tüccarı”. Dünya tarihinin en büyük silah üreticisi ve dünyanın farklı yerlerinde silah üreten 93 fabrika açtı. Dinamiti icad eden kişi ayrıca, Nobel. (NORVEÇ)

Norveç’in başkenti Oslo’daki Nobel Barış Merkezi“Nobel Barış Ödülü” ve temsil ettiği idealler için bir vitrin. Merkez aynı zamanda kültür ve siyasetle birleşerek savaş ve çatışma gibi sorunlarda barışçı çözüm için katılım sağlayan, tartışma ve düşünceyi biraraya getiren bir adres durumunda. (NORVEÇ)

Nobel Barış Merkezi, 27 Mayıs 2017

 

1168 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir