Norveç’in Bağımsızlık Tarihi ve Bütün Yönleriyle Oslo

 

isediyani

Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 26…

 

 

 

Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 26

İbrahim Sediyani

Byene har en ånd.

(Şehirlerin rûhu vardır.)

Norveç atasözü

     Avrupa kıt’âsının en kuzeyinde, İskandinavya coğrafyasında bulunan Norveç, hem kendisi hem ismi ilginç bir ülke.

     2009 yılında yayınlanan ve benim de ilk kitabım olan “Adını Arayan Coğrafya” adlı kitabımda, bu ülkenin isminin ne anlama geldiğini ve kökenini şöyle aktarmıştım:

     “Norveçliler ülkelerine ‘Norge’ derler. Bu sözcük, denizcilerin parolasıydı. ‘Norge’ (Norveç), bu dilde ‘Kuzeye! Daha kuzeye! Daima kuzeye!’ demektir.” (Adını Arayan Coğrafya, sayfa 34, İbrahim Sediyani, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009)

     Viking tarihine ve İskandinav dillerine âşina olmayan ancak Almanca, İngilizce gibi Avrupa dillerine âşina olan Türkiye’deki okurlarımızın bilmesi gereken, “Norveç” ismindeki “nor” ifadesinin bildiğiniz “kuzey” (Almanca’da “nord”, İngilizce’de “north”) sözcüğü olduğudur.

     Norveççe dilinin geleneksel olanı olan Bokmål şivesinde ülkenin adı “Norge” iken, aynı dilin Nynorsk (Yeni Norveççe) şivesinde ülkenin adı “Noreg”. Ülkenin adının iki farklı yazılış şeklinin olması zaman zaman tartışmalara neden olmakta. Özellikle para, pul ve pasaport gibi resmî evraklarda 1980’lere kadar “Norge” adı yaygın olarak kullanılırken, 80’lerden sonra her iki yazılış şekli de birarada kullanılmaya başlanmıştır.

     Ülkenin adının Eski Nors dilindeki yazılışı “Noregr” idi. Bu da “Kuzey Yolu” anlamına geliyordu. Etimoloji konusunda benden çok daha önceleri kafayı sıyırmış olan araştırmacıların naklettiğine göre, Viking denizciler bu ifadeleri “parola” amaçlı kullanıyorlardı. Vikingler, bugünkü İskandinavya topraklarını “Kuzey Yolu” anlamında “Noregr” olarak adlandırırken, Kuzey Denizi’nin ve Baltık Denizi’nin güney kesimleri olan bugünkü Almanya, Polonya, Fransa, Hollanda topraklarını da “Güney Yolu” anlamında “Søregr” olarak isimlendiriyorlardı.

     849 yılına ait bir Latin el yazmasından anlaşıldığına göre, Ortaçağ Latincesi’nde Norveç’in adı “Norvagia” idi. 900 yılına ait Fransız kroniklerinde ise “Norwegia” olarak geçiyor.

     Yine aynı dönemde yaşamış olan ünlü Viking tüccarı Helgeland (Nrv. Hålogaland)’lı Ottar (? – ?)’ın 9. yy’ın sonlarında bugünkü Britanya ve Saksonya topraklarına hükmeden ve bu toprakları Vikingler’e karşı ölümüne savunduğu için İngiliz tarihinde “Great” (Büyük) sıfatını taşıyan tek kral olan Ælfrǣd the Great (849 – 99)’ı ziyaret etmesinden sonra, Norveç coğrafyasına o zamanki İngilizce’de “Kuzeylilerin Ülkesi” anlamında “Norðwegr” veya o zamanki İngilizce’de “Kuzeyli Adamların Toprakları” anlamında “Norðmannaland” deniyor.

     Bazı tarihçilerin söylediğine göre, o dönemde Britanya topraklarında konuşulan İngilizce’de “Norseman” ifadesi direk olarak “Viking” anlamına geliyordu; Britanyalılar Vikingler’e “Norseman” diyordu. Yani bugünkü “Norveç” ismi, direk “Viking” anlamındadır. Norveç toprakları Hristiyan’laştırıldıktan sonra “Norge” adı doğdu.

     15. yy’a ait İzlandaca el yazmalarında ise Norveç toprakları “Noreg” veya “Norg” ismiyle yer almaktadır.

     Geçmişte her ne kadar “Danimarka – Norveç Krallığı” ve “İsveç – Norveç Birliği” gibi oluşumlar var olmuşsa da (onların tarihini bu yazıda aktaracağız), gerçek anlamda dünya haritasında “Norveç” isminde bir ülke (devlet), 7 Haziran 1905 tarihinde ortaya çıkmıştır. Bu tarihte bağımsızlığını ilan edip kurulan Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge), henüz 112 yaşında bir ülkedir / devlettir.

     Norveç’in başkenti olan 666 bin 759 nüfûslu Oslo, aynı zamanda ülkenin en büyük şehridir de. İskandinavya’nın ise en büyük 2. şehridir. (Norveç’in en büyük 10 şehri için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 24; İskandinavya’nın en büyük 10 şehri için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 15)

     Şehrin adı 1624 yılına kadar “Oslo” idi. Ancak o tarihte yaşanan büyük bir yangın sonucunda şehir tamamen yanıp kül oldu. Ondan sonra şehri yeniden kurdular ve Danimarka – Norveç Kralı IV. Christian (1577 – 1648)’ın adını verdiler. Şehrin 1624 – 1925 yılları arasında ismi “Christiania” idi. Ancak 1877 – 97 yıllarından başlayarak “Ch” yerine “K” ile yazılmıştır; “Kristiania” olarak. Şehrin adı yüzyıllar boyunca böyleydi; 1 Ocak 1925 tarihinde ismi “Oslo” oldu. Halen kullanılan bu isim, bağımsızlıktan sonra şehre verilen uydurma bir isim değildir; şehrin 1624 yangınından önceki gerçek ismidir. Ancak ismin tarihinin nereye kadar uzandığı ve hatta bu “Oslo” kelimesinin ne anlama geldiği, belirsizdir. Hemen her konuda olduğu gibi bunda da tarihçiler, araştırmacılar ve bilim adamları tarafından çeşitli şeyler uydurulmuşsa da (mâlumunuz bunu iyi beceriyorlar ve fakat iş bu araştırmacılar ve bilim adamları kıçlarından uydurdukları şeylere “teori”, “hipotez”, “kuram” gibi sükseli isimler verdikleri için itiraz etmeye de cesaret edemiyorsun), ismin hem kökeni hem anlamı belli değildir.

     Oslo, Kuzey Denizi’nin, bu denizin bir uzantısı olan Skagerrak’ın anakara içine uzanan girintisi olan Oslo Fiyordu’nun devamı niteliğindeki İç Oslo Fiyordu (Nrv. Indre Oslofjord) ile Bunne Fiyordu (Nrv. Bunnefjorden)’nun buluştuğu yerde kurulmuş bir yerleşim birimi.

     Ülke dünyanın kuzeyinde yer almasına rağmen Oslo’da nemli ve oldukça ılık olan okyanussal iklim hüküm sürer. Atlas Okyanusu’ndan batı rüzgârları ile gelen sıcak su akıntısı, kıyı kesimlerde kışın sıcaklığın düşmesini engeller. Dünyanın en garip iklim özelliğine sahip, bu topraklar. Denizden etkilenen ıslak bir karasal iklimi var. Kış aylarında ülkenin genelinde olduğu gibi Oslo’da da hava karlıdır ve her taraf bembeyazdır. Yazlar ise geç gelmekle birlikte hoş ve güneşlidir. Bizim babamız muhtar olduğu için, bu en güzel zamanda geldik buraya.

     Oslo – her ne kadar bizim Elazığ kadar güzel olmasa da – oldukça güzel bir şehir. Topoğrafik özelliği ve kayası ile tanınıyor. Oslo, ormana, araziye ve zengin bitki ve hayvan yaşamına yakınlığı ile karakterize ediliyor. Belediye alanının 3’te 2’si, kentsel alanın dışındaki orman alanları ve su alanlarından oluşmakta. Şehrin en yoğun kısmı, yeşil tepelerle çevrili bir “güveçte” yer alıyor. Alnaelva, Akerselva ve Lysakerelva gibi nehirler, tepelerden fiyorda doğru akarlar.

     Oslo’nun aşağı yukarı 1000 yıllık bir tarihi var. Bu bin yıllık tarihin içinde de elbette hem sevinç hem hüzün, hem acılar hem kahramanlıklar, hem felâketler hem de mutluluklar var. (Kız alıp verme olayları da var ama o konuyu Erdoğan benden daha iyi biliyor, o anlatsın.)

     Oslo takriben 15 Mayıs 1050 tarihinde, küçük bir Viking köyü olarak kuruldu. Etliye sütlüye karışmayan ama eti sütü bol bir köy olduğu için, köylüler mutluydu. Kimse kimsenin tavuğuna kış demiyor, kimse kimsenin bahçesinden elma çalmıyordu. (İLGİNÇ BİR NOT: Bugünkü Oslo Belediye Binası’nın açılışı bu yüzden 15 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Şehrin kuruluşunun 900. yıldönümü olduğu için. Oslo şimdi 2050 yılına hazırlanmaktadır ve bu tarihte şehrin 1000. kuruluş yıldönümü kutlanacak. Sanırım görkemli bir kutlama yapacaklar.)

     Kentin bu ilk çekirdeği, bugünkü Bjørvika’nın doğusunda, Ekeberg’in aşağısında yer alıyor. Pompei’nin kuzeyinde bulunan arkeolojik alanda yer alan kalın kültür katmanlarının arasında, Eski Oslo (Nrv. Gamle Oslo)’nun kalıntıları hâlâ durur.

     Arkeologlara göre, 1050 yılında ilk kurulduğunda, Oslo, yaklaşık 1000 kişilik bir yerleşim birimiydi. Bu sonuca, 1970 yılında yaptıkları arkeolojik kazılar neticesinde ulaştılar.

     O dönemden yüz yıl sonra yaşamış olan İzlandalı tarihçi ve edebiyatçı Snorri Sturluson (1179 – 1241)’un kaleme aldığı yazılara göre, kentin kuruluşuna öncülük eden kişi, o zamanki Norveç Kralı III. Harald Hardråde (1015 – 66) olup, yerleşime “Oslo” ismini veren de, çok sert bir yönetici olduğu için sıfatı ve ismi Nors dilinde “Sert Harald” (hardråde = sert) anlamına gelen Harald Hardråde’dir. III. Harald Hardråde, 1047 – 66 yılları arasında Norveç’e krallık yapıyordu.

     Kurulduktan sadece 20 yıl sonra bir “piskoposluk merkezi” haline geldi, Oslo. 1070 tarihinde Oslo Piskoposluğu kuruldu. 1100 yılında Hallvard Katedrali (Nrv. Hallvardskatedralen) inşâ edildi ve bu kilise, piskoposluğun merkez binası oldu. Katedral yapılınca, katedralin etrafının da “meydan” olarak düzenlenmesi gerekiyordu ve 1120 yılında Oslo Meydanı (Nrv. Oslo Torg) oluşturuldu.

     Oslo köyü (o zamanlar köydü), 1137 yılında Danimarka Kralı II. Erik Emune (1090 – 1137) tarafından yakıldı. Ancak Danimarka Kralı Erik Emune, o dönemden 400 yıl sonra yaşamış olan Danimarkalı tarihçi Arild Huitfeldt (1546 – 1609)’in yazdığına göre, Oslo’yu ateşe verdikten sonra tekrar Danimarka’ya dönerken, dönüş yolunda, Åbenrå yakınlarındaki Urnehoved’de Sorte Plov (? – ?) adındaki bir kişi tarafından 18 Eylül 1137 günü öldürüldü. 16. yy’da yaşamış olan dünyaca ünlü Danimarkalı tarihçi Arild Huitfeldt’in yazdığına göre, Kral II. Erik’i mızrakla öldüren Sorte Plov, kaçmayı başarmıştır. 12. yy’da yaşamış olan dünyaca ünlü Norveçli tarihçi Ibrahim Sediyansson’un yazdığına göre ise, Danimarka Kralı II. Erik bu ölümü hakketmiştir. Norveçli tarihçi Ibrahim Sediyansson, 12. yy’da kaleme aldığı kroniklerde, “İçinde insanların yaşadığı bir yerleşim birimini yakıp ateşe veren bir krala bu ölüm müstehaktır. Tanrı Odin, Sorte Plov kardeşimizden razı olsun” demektedir.

     Cenazesi Ribe Katedrali’ne gömülen Kral II. Erik’in oğlu yoktu; ailesindeki tek erkek, henüz 17 yaşındaki yeğeni ve adaşı Erik’ti. Böylece tahta O geçti ve III. Erik Lam Håkonssøn (1120 – 46) adıyla yeni Danimarka Kralı oldu.

     1153 yılında Oslo Katedral Okulu (Nrv. Oslo Katedralskole) kuruldu.

     Norveç Kralı Inge Krokrygg (1135 – 61), tahtında gözü olan Håkon Sigurdsson Herdebrei (1147 – 62)’ye karşı 1161 yılının kışında buz üzerinde yaptığı savaşta öldürüldü. Inge Krokrygg’in yerine Håkon Sigurdsson Herdebrei kral oldu ancak O da bu krallığın lezzetini doyasıya yaşamadı; bir yıl sonra O da öldü.

     21 Nisan 1240 tarihinde yaşanan Oslo Savaşı (Nrv. Slaget i Oslo), Norveç Kralı IV. Håkon Håkonsson (1204 – 63) ile Norveç Dükü Skule Bårdsson (1189 – 1240) arasında yaşanan bir savaştır. Kral IV. Håkon Håkonsson’un krallığını kabul etmeyen ve kendisini “kral” ilan edip mevcut krala karşı isyan başlatan Skule Bårdsson bu savaşta yenildi. Gerçi isyancıların yenilgisiyle biten bu savaştan sonra Skule Bårdsson gemiyle kaçmayı başardı, ancak kaçtıktan bir ay sonra kıstırıldığı bir manastırda öldürüldü.

     Ortaçağ boyunca Oslo’nun önemi ve bilhassa ekonomik dayanağı, yerleşimin bir liman kenti olması ve pazar rolü oynamasıydı. Ortaçağ kasabasında iki kale, kraliyet sarayı ve piskopos kalesi vardı. Kent surlarının dahilinde – aralarında Aziz Clement Kilisesi ve Hallvard Kathedrali’nin de olduğu – 9 kilise, 1 hastahane ve içinde çoğunlukla esnaf ve zanaatkârların ikamet ettiği 400 ev bulunuyordu. Evler ahşaptan yapılmıştı. O dönemde henüz Twitter ve Facebook olmadığından, insanlar genelde zanaat ve ticaret ile meşgul oluyordu.

     Norveç Kralı VI. Magnus Lagabøte Håkonsson (1238 – 80)’un 9 Mayıs 1280 tarihinde nalları dikip Hakk’ın râhmetine kavuşmasından sonra, iktidar, iki oğlu II. Eirik Magnusson (1268 – 99) ve V. Håkon Magnusson (1270 – 1319) arasında bölüşüldü. İki kardeş, ülkeyi beraber yönettiler. Büyük kardeş Eirik ülkenin “resmî kralı”, küçük kardeş Håkon da bir “dük” idi ancak hiç oğlu olmayan büyük kardeş II. Eirik 15 Temmuz 1299 günü Bergen kentinde ölünce, V. Håkon Magnusson, Norveç’in yeni kralı oldu.

     Yeni Norveç Kralı V. Håkon Magnusson’un kral oluşunu böyle ayrıntılı anlatmamızın elbette sebebi var. Zirâ V. Håkon Magnusson, Oslo’nun tarihinde “yepyeni bir dönem” başlatan kişidir.

     V. Håkon Magnusson’un tahta geçince ilk yaptığı iş, Oslo’yu “başkent” yapmaktır. Böylece kentin tarihindeki en önemli olay yaşanmış, Oslo “ülkenin başkenti” olmuştur.

     Başkent olduğu 1299 yılında Oslo’nun nüfûsu, 1200 kişi. Yarısı erkek yarısı dişi.

     Kentte kalıcı olarak ikamet eden ilk kral olan V. Håkon Magnusson döneminde Oslo, “ülkenin başkenti” olarak elbette gelişim de gösterdi. Kral, aynı yıl Akershus Şatosu ve Kalesi (Nrv. Akershus Slott og Festning)’ni inşâ etti ve Oslo Krallık Bahçesi (Nrv. Oslo Kongsgård)’ni yaptırdı. Oslo Fransiskan Manastırı (Nrv. Oslo Fransiskanerkloster)’nı doğuya doğru genişletti. Meryem Kilisesi (Nrv. Mariakirken)’ni daha da büyüttü.

     Başkent olmak Oslo’ya yaramış, kentin başkent olmadan hemen önce 1200 olan nüfûsu, başkent olduktan kısa süre sonra 2000’e çıkmıştır.

     Oslo, 1308 yılında İsveç’in saldırısına uğradı ve İsveç Södermanland Dükü Erik Magnusson (1282 – 1318) tarafından yağmalandı. (NOT: İsveç Dükü Erik Magnusson, bir önceki Norveç Kralı – ve şimdiki Norveç Kralı Håkon Magnusson’un abisi olan – Eirik Magnusson ile karıştırılmamalıdır. Her ne kadar soyadları aynı olsa da, Norveçli olanın ismi “Eirik”, İsveçli olanın ismi “Erik”tir.)

     1314 yılında iktidar ve tüm bileşenleri Oslo’da yoğunlaştı. Böylece Oslo’nun ülkenin başkenti olması durumu, iyice kalıcı bir hal aldı. Ama İsveç Krallığı, 1319 yılında Norveç’i ilhak etti. 1355 yılında da İsveç ve Norveç birleştiler. Bu arada, aynı süreçte Danimarka’nın da Norveç üzerindeki gölgesi gitgide ağırlaşıyordu.

     Aslında Danimarka’nın yayılmacılığının ve hususen Norveç üzerinde hâkimiyet kurma çabalarının yüzlerce yıllık bir geçmişi vardı. Bizler bu yazıda Norveç’in değil Oslo’nun tarihini anlattığımız için ve bu tarih de kentin kurulduğu 1050 yılında başladığı için, ondan önceki ilginç tarihi mevzubahis edememiştik.

     İlk kez 970 tarihinde, “Viking millî birliği”ni sağlayan en önemli Viking liderlerinden biri olan I. Haraldr Gormsson Blátönn (910 – 87), Norveç’te hâkimiyet sağlayabilmiş ve ülkenin doğusunu Danimarka’ya bağlamıştı. (NOT: Viking birliğini sağlayan efsanevî Viking lideri Haraldr Blátönn’ün ismindeki “Blátönn” o liderin lakabıdır ve Viking dilinde “Mavidiş” demektir [blá: mavi; tönn: diş].)

     1035 yılında Faroe (Far. Føroyar; Dan. Færøerne) Adaları, Norveç Krallığı’nın egemenliği altına girdi.

     1261 yılında, dünyanın en büyük adası olan ve Amerika kıt’asında yer alan Grönland (İnu. Esk. Kalaallit Nunaat; Dan. Grønland) Adası keşfedildi.

     Danimarka Krallığı 1262 yılında İzlanda’yı satın aldı ve 1264’te Danimarka ile İzlanda birleşip tek devlet oldular.

     Kaldığımız yere geri dönersek, 14. yy’a, tahta çıktığı 1299 yılında Oslo’yu “başkent” yapan, yaptırdığı eserlerle ve genişletme çalışmalarıyla bu küçük balıkçı köyünü adetâ kent haline getiren Norveç Kralı V. Håkon Magnusson, 1319 yılında öldü. O’ndan sonra aynı yıl zaten Norveç İsveç’in bir parçası oldu.

     1347 – 51 yılları arasında Avrupa’nın genelinde büyük yıkıma yol açan ve tarihe “Kara Ölüm” ismiyle geçen veba salgını başgösterir. Salgına “yersinia pestis” adı verilen bir bakterinin yol açtığı düşünülmektedir. Asya’nın güneybatısında başlayarak 1340’lı yılların sonlarında Avrupa’ya ulaşan, Yeni Dünya’daki Kızılderili Soykırımı’ndan sonra bilinen bütün büyük salgınlardan ve savaşlardan daha fazla can alan salgında, Avrupa nüfûsunun yaklaşık üçte biri ölmüştür. Salgın Norveç’e 1349’da geldi ve Oslo’yu da kötü vurdu; bu salgında Oslo nüfûsunun üçte ikisi hastalıktan hayatını kaybetmiştir. (ÖNEMLİ NOT: Salgın Ortadoğu, Hindistan ve Çin de dahil olmak üzere dünya çapında yaklaşık 75 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Kara Ölüm”ün Avrupa’nın nüfûsu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa’nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan “Kara Ölüm”, Avrupa’da başta Yahudîler ve Müslümanlar olmak üzere azınlıklara zûlmedilmesine yol açmıştır.)

     1362 yılında İsveç ve Norveç Krallığı tahtına VI. Håkon Magnusson (1341 – 80) oturdu. Bu önemli bir sürecin başlangıcıdır zirâ tahta çıkan bu yeni İsveç – Norveç Kralı, Danimarka Kralı IV. Valdemar Atterdag (1320 – 75)’ın kızı yani Danimarka Prensesi I. Margrete Valdemarsdatter (1353 – 1492) ile evliydi. Yani yeni İsveç – Norveç Kralı, Danimarka Kralı’nın damadıydı.

     “Bundan bize ne?” diyeceksiniz ama bu anlattıklarım magazinsel bir ayrıntı değil. Bakın şimdi, ondan sonra ne oluyor:

     Danimarka Kralı yani Prenses Margrete’nin babası IV. Valdemar, 1375 yılında nalları dikip Hakk’ın râhmetine kavuşuyor. Ama adamın hiç oğlu yok! Oğlu olmayınca, kızı Margrete, Danimarka Krallığı’nın yönetimini eline alıyor. Fakat kendisi başka bir devletin kraliçesi aynı zamanda, İsveç – Norveç Kralı’nın hânımı. Böylece VI. Håkon Magnusson abimiz İsveç – Norveç Krallığı’nı yönetirken, hânımı olan I. Margrete ablamız da Danimarka Krallığı’nı yönetiyor.

     Bitmedi… Margrete ablamız Allah’ın sevgili kulu. 5 sene sonra, 1380 yılında kocası VI. Håkon Magnusson da ölüyor. Böylece I. Margrete, hem Danimarka Krallığı’nı hem de İsveç – Norveç Krallığı’nı tek başına yöneten kadın oluyor, 1380 yılında.

     İki ayrı devleti tek başına yönetirseniz ne yaparsınız? Elbette ilk yapmak isteyeceğiniz iş, bu ikisini tek devlet halinde birleştirmek, yani gücünüzü birleştirmek olacaktır. Margrete ablamız da bunun için çabalar ve tüm enerjisini buna harcar. Ve sonunda bunu 1397 yılında başarır. 1397’de Danimarka, İsveç ve Norveç arasında Kalmar Birliği (Dan., İsv. ve Nrv. Kalmarunionen) kurulur. (Oslo’yu gezdiğimiz bu bölümde Norveç penceresinden bakarak anlattığımız bu aynı tarihi, Kopenhag’ı gezdiğimiz bölümde Danimarka penceresinden bakarak anlatışımızı okumak için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 15)

     Kalmar Birliği’nin kurulduğu 1397 yılında Oslo’nun nüfûsu, 1500 yerleşimci. Yarısı birlikçi yarısı bölücü. Erkekler ticaret ve balıkçılıkla uğraşıyor, büyük imparatorluk ise kadının gücü.

     Bazı tarihçiler tarafından “İskandinavya Güçleri” olarak da adlandırılan Kalmar Birliği, bugünkü üç İskandinav ülkesinin (Danimarka, İsveç ve Norveç) bir tahtın egemenliği altında biraraya gelmesi sonucu oluşan birliğe verilen isimdir. Birlik üç kurucu ülke dışında bu ülkelere bağlı olan Finlandiya, Faroe Adaları, İzlanda ve Grönland’ı da kapsamaktaydı. 15. yy’ın ilk çeyreği boyunca Avrupa’nın güçlü siyasî oluşumlarından biriydi.

     İskandinavya tarihinin bu en güçlü devletlerinden biri olan Kalmar Birliği’nin en önemli özelliği ise, az önce “kim tarafından ve nasıl kurulduğunu” anlattığımız üzere, bir kadın tarafından kurulmuş olmasıdır: I. Margrete.

     Kalmar Birliği’nin kurucusu olan I. Margrete, aynı zamanda Kalmar Birliği’nin ilk kraliçesidir; ancak buradaki “kraliçe”, öyle “kralın karısı” anlamında değildir, direk “kral” anlamındadır. Çünkü ülkeyi yöneten bizzat kendisidir ve zaten duldur; az önce anlattığımız üzere, kocası bu birlikten 17 sene önce ölmüştü.

     Şimdi de siz sevgili okurlara 10 puanlık bir soru:

     Birlik olmak elbette güzeldir ve faydalıdır, ancak bu birliğin Oslo’ya zararı olmuştur. Neden?

     The cevap: Because, 1299 yılında “başkent” yapılmış olan ve bu yüzden de o tarihten itibaren sürekli gelişen Oslo’nun “başkent” statüsü ortadan kalkmış, kent sıradan bir yerleşim birimi haline gelmiş, dolayısıyla kentin hem gelişimi durmuş, hem de nüfûsu gitgide azalmıştır. Öyle ya, Danimarka ve İsveç gibi güçlü krallıkların merkezleri dururken, Kalmar Birliği’nin basit üyesi olan Norveç’in bir kentinin ne fonksiyonu olabilir ki?

     Yeni kurulan Kalmar Birliği’nin başkenti, eski Danimarka Krallığı’nın başkenti ve Margrete ablamızın memleketi olan Kopenhag (Dan. København)’dır, natürlich doğal olaraktan tabiî.

     Danimarka ve İsveç ile olan birlik döneminde Oslo “şehir” statüsünü bile kaybeder ve ekonomik olarak tam bir durgunluk yaşar.

     Kalmar Birliği (Dan., İsv. ve Nrv. Kalmarunionen), 126 yıl sürer. 1397 tarihinde Danimarka, İsveç ve Norveç arasında kurulmuş olan bu birlik, 1523 tarihinde dağılır. Daha doğrusu İsveç bu birlikten ayrılır.

     İsveç birlikten ayrıldıktan sonra, Danimarka ve Norveç bu birliği 10 yıl daha sürdürürler. Ancak 1533 tarihinde Kalmar Birliği kesin olarak tarihe karışır.

     Kalmar Birliği yıkıldıktan 3 sene sonra, 1536 yılında yeni bir devlet kurulur: Danimarka ve Norveç Krallığı (Dan. Kongeriget Danmark og Norge; Nrv. Kongeriket Danmark og Norge).

     Başkenti ise, önceki birliğin de başkenti olan aynı şehir: Kopenhag (Dan. København).

     Danimarka – Norveç Krallığı’nı oluşturan coğrafyalar; Danimarka, Norveç, Faroe Adaları, İzlanda ve Grönland idi. Yani önceki Kalmar Birliği’nden farklı olarak bir tek İsveç ve Finlandiya yoktu.

     Bu devlet, Danimarka – Norveç Krallığı, 300 yıla yakın tarih sahnesinde yer alacak, 1814 yılına kadar yaşayacaktır. (Norveç gezimizde Norveç penceresinden bakarak anlattığımız bu aynı Danimarka – Norveç Krallığı tarihini, Danimarka gezimizde Danimarka penceresinden bakarak anlatışımızı okumak için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 15)

     Danimarka – Norveç Krallığı’nın kurulduğu aynı dönemde, tüm Avrupa ile birlikte İskandinavya topraklarını da kasıp kavuran bir akım ve hareket başgöstermişti: Dîn’de Reform (Reformasyon).

     Protestanlık mezhebinin ve Luthercilik akımının kurucusu olan Alman teolog Martin Luther (1483 – 1546)’in 1517 tarihinde başlattığı Reform Hareketi, Danimarka’da 1536 yılında, Norveç’te 1537 yılında başlamıştır.

     “Reformasyon” (Dîn’de Reform) hareketleri, kilisenin ekonomik bir güç faktörü olarak önemini azaltır ve iş kaybı Oslo şehrinin çöküşüne katkıda bulunur. Reform, kentin birçok kilisesinin ve manastırının çoğunu gereksiz hale getirir.

     Reform Hareketi tam olarak Danimarka, İsveç ve Norveç’te 1538’de başarıya ulaşarak tamamlanır. Dînin baskısından ve bağnazlıktan kurtulan Danimarka, İsveç ve Norveç, artık daha özgür, daha uygardır.

     Reform’un başarıya ulaştığı 1538 yılında Oslo’nun nüfûsu, 2 bin 500 nefer. Yarısı dîndar yarısı seküler. İnsanlar artık bilime ve sanata yöneliyor, kiliseyi kim …?

     1563 – 70 yılları arasında yaşanan ve 7 yıl sürdüğü için ismi Kuzey Yedi Yıl Savaşı (Nrv. Den Nordiske Syvårskrig; İsv. Nordiska Sjuårskriget; Dan. Den Nordiske Syvårskrig) olan büyük savaş esnasında, 1567 yılında İsveç ordusu Oslo’yu kuşattı. Bu kuşatma esnasında Oslo ateşe verildi.

     Ancak savaştan sonra Oslo yeniden inşâ edildi, onarıldı. Oslo’nun bu dönemde edebî ve akademik bir havası vardı. Önemli bilim adamları ve edebiyatçılar yetiştiriyordu bu şehir. Yaptıkları işler sayesinde Oslo, 1580 – 1610 yılları arasında ülkenin “kültür merkezi” haline geldi. (İLGİNÇ BİR NOT: Kurulduğu tarihten bu yana Oslo şehri tam 14 kez yakılıp ateşe verilmiştir.)

     1589 yılında Oslo’da muhteşem bir düğün olur. Danimarka – Norveç Prensesi Anna af Danmark (1574 – 1619) ile İskoçya Kralı VI. James Charles Stuart (1566 – 1625), Oslo’da düzenlenen düğünle evlenirler.

     … veee, 1624.

     Oslo tarihinin en önemli yılı. O kadar önemli ki, Oslo’nun tarihi “1624’ten Önce – 1624’ten Sonra” diye ikiye ayrılır.

     17 – 20 Ağustos 1624 günlerinde meydana gelen korkunç büyük yangında, bütün Oslo şehri yanar, adetâ kül olur. (Bu yüzden, bu tarihten önceki şehre “Eski Oslo” denir. Zira bu yangın sonrasında şehir yeniden kurulmuştur.)

     Üç gün süren yangın, şehri adetâ haritadan silmişti. Yeni bir şehir kurmaları gerekiyordu.

     Danimarka – Norveç Kralı IV. Christian (1577 – 1648), yeni kurulacak kentin aynı yerde, ancak Akershus Kalesi’nin kuzeyinde, Bjørvika’nın batı tarafında bulunması gerektiğine karar verdi. Böylece yangında yok olan eski şehrin külleri üzerinde yeni bir şehir kurma çalışmalarına başladılar.

     Şehri kurdular ve kurdukları bu güzel şehre de Kral’ın ismini verdiler: “Christiania” (Danca) / “Kristiania” (Norveççe). İşte, Oslo’nun eski isminin Kristiania (Christiania) olması bu yüzdendir. Şehrin adı yüzyıllar boyunca böyleydi; 1 Ocak 1925 tarihinde ismi Oslo oldu.

     1624 yılında kurulan yeni şehrin dik açılı geniş sokakları vardı. Geniş caddelere ve gelecekteki olası yangınları önlemeye yönelik “murtvang”lara sahipti. Rådhusgaten ile Øvre Slottsgate arasında bir belediye binası kurmak için alan oluşturulmuştu.

     Yeni Oslo (Christiania), burçlarla çevrelenen müstahkem bir şehir olarak inşâ edilmiştir. Rönesans ideallerine uygun geniş caddeler (15 m genişliğinde), gelecekteki yangınları önleme amaçlıydı. Ortogonal sokak ağı oluşturulmuştu. Mahalleler kurulmuştu. Sıradan vatandaşların evleri devlet tarafından sağlam bağlarla inşâ edilirken, Kral, zengin vatandaşların da evlerini duvar gibi yapmalarını emretti. Ayrıca Kral IV. Christian, gelecekteki olası yangınlara karşı önleme tedbiri olarak Oslo’da itfaiyecilik teşkilâtını kurdu.

     Oslo’nun yeniden ve ama “Christiania” adıyla kurulduğu 1624 yılında nüfûsu, 3 bin 500 kişi.

     Günümüzde Gamle Rådhus (Eski Belediye Binası) olarak adlandırılan yapı, 1641 yılında bitirildi. (Bina halen Nedre Slottsgate – 1 adresinde durur)

     1654 yılında Oslo kent merkezi ile Aker Brygge arasındaki Babavatan Köprüsü (Nrv. Vaterlands Bro) inşâ edilir. Aynı yıl bir kez daha veba salgını başgösterir. “Kara Ölüm” olarak nitelenen bu salgında yine yüzlerce insan hayatını kaybeder.

     Bu arada “yeni şehrin” imârı ve düzenlenmesi devam ediyordu. 1657’den itibaren Bjørvika’daki kumlu bir kumsalda yeni mahalleler kuruldu.

     Bugün Oslo şehir merkezinin bir parçası olan, başkentin en müstesnâ köşesi durumundaki, onlarca café, restaurant, alışveriş mağazalarının bulunduğu Tjuvholmen (Hırsız Adacığı), bir zamanlar boş bir adaydı. Üzerinde insan yaşamıyordu. Sadece böcekler, kelebekler, sürüngenler ve yılanlar, ada üzerinde kardeş kardeşe yaşayıp gidiyorlardı. 16. yy’da ada ineklerin ve koyunların otlatıldığı bir yerdi. Dört tarafı suyla çevrili olduğundan, adada otlatılan bu sığırlar ve diğer büyükbaş hayvanlar ayrıca adada tutulurdu. Yani ahırları da buradaydı. İnsanlar adaya, buradaki sığırlarına bakmak, sütlerini sağmak için gelirlerdi. Bu durum yüzyıllar boyunca böyle devam etmişti. Ancak 18. yy’da dönemin devleti ve yönetimi, adanın üzerinde bir “idam platformu” kurdu. Yönetimin aldığı karar gereğince, bu tarihten sonra ada farklı bir hüviyet kazandı. Adanın üzerinde hırsızlar idam ediliyordu. O dönemde hırsızlar bu adanın üzerinde idam edildiği için, adanın ismi de “Hırsız Adası” oldu. Ancak ada “Hırsız Adası” ismini alırken, bu isim, şimdiki Norveççe şekliyle “Tjuvholmen” değil, Danca olarak “Tyveholmen” şeklinde idi. Fakat şimdi artık Norveç diye bir devlet var ve adanın ismi de Norveççe şekliyle “Tjuvholmen”.

     1686 yılında şehirde bir kez daha yangın çıktı. Ancak şehrin tamamını yakan 1624’teki büyük yangın gibi değildi bu; yalnızca Christiania Meydanı (Nrv. Christiania Torv)’nın batısındaki bölgeleri vuran lokal bir yangındı. Yangın sonrasında şehrin surları kapatıldı ve kentin yeni katedrali meydanın dışarısında dikildi.

     1708 yılında Oslo (Christiania)’da bir kez daha yangın çıktı. Olası yangınları önlemeye yönelik olarak 1624 yangınından sonra kurulmaya başlanan “murtvang”lar, 1708 yangınından sonra tamamlandı.

     1700 yılında başlayıp tam 21 yıl süren ve 1721 tarihinde sona eren Büyük Kuzey Savaşı (Nrv. ve Dan. Den Store Nordiske Krig; İsv. Stora Nordiska Kriget) esnasında 1716 yılında İsveç Kralı XII. Karl (1682 – 1718) yönetimindeki İsveç ordusu Oslo’yu işgal eder. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN İLGİNÇ BİR BİLGİ NOTU: İsveç Kralı XII. Karl, ordusuyla beraber 1709 yılında Rusya’ya karşı düzenlediği seferde Ruslar karşısında aldığı ağır yenilgi sonrası artakalan 1500 kadar Karoliner ve Kazak’tan oluşan kuvvetiyle güneye çekilerek Osmanlı İmparatorluğu’na iltica etmek istedi. Kral’ın iltica talebi, yardımcılarından Leh General Stanislaw Poniatowski’nin bizzat Özü Kalesi Komutanı Abdurrahman Paşa’ya giderek 2000 altın vermesinden sonra kabul edilmiş ve Rus ordusunun eline düşmek üzere olan Kral, son anda Bug Nehri’ni geçerek kaleye sığınabilmişti. İsveç Kralı XII. Karl, tekrar ülkesine dönebilmek ve Rusya ile savaşı sürdürebilmek için Osmanlı Devleti’nin askerî ve ekonomik kaynaklarına başvurmaktan başka çaresi olmadığını düşünmekteydi. Bu nedenle Rus askerî hazırlıklarını yakından izleyen ve sıkı bir Rus düşmanı olarak tanınan Kırım Hanı Devlet Giray ile Bender Muhafızı Çerkes Yusuf Paşa’nın siyasî nüfûz ve askerî gücünden yararlanmaya çalıştı. Nitekim Osmanlılar’a sığındıktan hemen sonra bu iki önemli isimle dostluk kurdu ve bizzat Yusuf Paşa’nın davetlisi olarak Bender’e yerleşti. Sultan III. Ahmed saltanatında Bender’de 5 yıl gibi uzun bir süre oturdu. Bu süre içerisinde Osmanlı Devleti’ni Ruslar’a karşı sürekli kışkırtarak, askerî ve siyasî bakımdan Rusya’ya karşı azımsanamayacak bir mücadele verdi. Kurduğu yakın ilişkilerle, Rus düşmanı olan Leh, Kazak ve Tatar kuvvetlerini Bender’e toplamayı başardı. Bu birleşik orduyla zaman zaman sınırı geçerek, stratejik önemi olan Rus üslerine yıpratıcı baskınlar düzenledi. Ayrıca İstanbul’daki özel temsilcisi General Stanislaw Poniatowski aracılığıyla saray ve devlet adamları arasında yoğun bir Rus düşmanlığı propagandası yaptı. General Poniatowski’nin padişâhtan sonra görüştüğü kişiler arasında padişâhın annesi Gülnuş Valide Sultan da vardı. Poniatowski, Valide Sultan’a yaptığı haftalık ziyaretlerinde, Fransa elçisi Ferriol’un tavsiyesi ile Valide Sultan’ın pek meraklı olduğu Fransız parfümlerinden armağanlar verebilmenin yanısıra Ruslar’ın sınır bölgelerinde yaptıklarını biraz abartarak da olsa aktarma olanağı buluyordu. Nitekim etkili ve başarılı propaganda sonucunda, Çar’a ve Rusya’ya duyulan nefret iyice arttı. Bu yolla oluşturulan kamuoyu, Osmanlı Devleti’nin birkaç yıl sonra Rusya’ya karşı savaş kararı almasını etkileyen önemli sebeplerden biri olacaktı. Diğer bir deyişle, Baltacı Mehmed Paşa’nın Rus Çarı I. Petro’yu yenmesiyle sonuçlanan Prut Savaşı, O’nun teşvikiyle çıkmıştı. Prut Savaşı sonunda Ruslar’la barış antlaşması yapıldığı halde Osmanlı Devleti’ni savaşması için kışkırtmaya devam eden XII. Karl, Bender’den çıkarılmak istendi. XII. Karl ve askerleri, 1 Şubat 1713’te direnişle karşılaşan bir baskın sonucu ele geçirilerek Edirne’de Meriç Köprüsü çıkışında I. Ahmed döneminden beri devlet konukevi işlevi gören Demirtaş Kasrı’nda zorunlu ikamete tabi tutuldu. Edirne’de kaldığı süre içerisinde de XII. Karl, ülkesini uzaktan yönetmeye devam etmiştir. Yani bu bahsettiğimiz Büyük Kuzey Savaşı’nda ve İsveç ordusunun Oslo’yu işgali olayında, İsveç Kralı İsveç’i uzaktan yani Edirne’den yönetmiştir. Sonunda askerleriyle birlikte buradan kaçmayı başararak at sırtında Macaristan ve Almanya üzerinden 15 günde İsveç’e geçmeyi başardı. Kısa süre içerisinde yeniden Norveç’e karşı sefer açtı, ancak 30 Kasım 1718 tarihinde Frederikshald Kalesi’ni kuşattığı sırada başından vurularak öldürüldü.)

     Savaş 1721 yılında bitmiş, Oslo (Christiania) tekrar İsveç işgalinden kurtulmuştur.

     Oslo’daki ilk nüfûs sayımı, 1769 yılında yapılmıştır. Bu sayımda şehrin nüfûsu, 7 bin 469 kişi olarak tespit edilmiştir. 1801 yılında yapılan ikinci nüfûs sayımında ise şehrin nüfûsu 8 bin 931 olarak belirlenmiştir.

     12 Ocak 1785 tarihinde Christiania (Oslo) şehrinde Deichman Kütüphanesi (Nrv. Deichmanske Bibliotek) kurulur. İlk kurulduğunda kütüphane bünyesinde 7 bin kitap ve 150 el yazması mevcuttur.

     2 Nisan 1801 tarihinde Amiral Hyde Parker (1739 – 1807) komutasındaki ve ana hücumu Amiral Yardımcısı Horatio Nelson (1758 – 1805) tarafından yönetilen bir İngiliz filosu, Kopenhag’ın hemen dışında bulunan Danimarka – Norveç filosuna saldırır, bunun üzerine büyük bir savaş çıkar. Savaşta İngilizler mağlup olur.

     Ateşkes kabul edilmeden önce, savaş esnasında Hyde Parker’in Danimarka – Norveç gemilerinin çoğunu imhâ etme emrine itaatsizlik ettiği gerekçesiyle görevden alınması, savaşın en ilginç ayrıntılarından biridir. Bu savaş esnasında Amiral Yardımcısı Nelson’un, Amiral Parker’in “ateşi durdurma emrini” görmemek için teleskobu kapatıp öylece baktığı bile iddiâ edilmiştir. Nelson savaştan dört yıl sonra 1805’te İspanya’da, Parker de ondan iki sene sonra 1807’de İngiltere’de şüpheli şekilde ölmüşlerdir.

     Biyolojik çeşitlilik bakımından zengin olan Tjuvholmen (Hırsız Adası), o dönemde biyologların ve jeologların da ilgisini çekmişti. Alman jeolog Christian Leopold von Buch (1774 – 1853), 1806 – 07 yıllarında adayı ziyaret etti ve “rhomb porphyry” olarak tanımlanan eşkenar porfirini keşfetti.

     Az önce anlattığımız savaştan 6 yıl sonra, 1807’de İngiliz donanma ordusu tekrar Kopenhag’a saldırır. İkinci savaş başlar. Ancak bu seferki saldırı, çok acımasızcadır. 16 Ağustos – 5 Eylül 1807 tarihleri arasında 20 gün süren bu savaş esnasında, Kopenhag’daki Danimarka – Norveç filosunu etkisiz hale getirmek ve ele geçirmek için İngiliz ordusu direk olarak Kopenhag yerleşim birimine saldırmış, sivil nüfûsu hedef almıştır.

     Danimarkalılar için korkunç ve insanlıkdışı bir saldırıydı bu. İngiliz donanması Danimarkalılar’ın başkentinde resmen terör estiriyordu. İngilizler doğrudan yerleşim yerlerini top ateşine tabi tutuyor, sivil insanların üzerine bombalar yağdırıyordu. Özellikle dikkat çekici olanı, rastgele şehri vuran, ateşe dayanıklı ve suyla söndürülemeyen fosfor içeren Congreve roketleri kullanılmasıydı.

     Bombardımandan sonra geriye saman tavanlı birkaç ev kaldı sadece. En büyük kilise olan ve 1795’teki büyük korkunç yangında kül olduktan sonra yeniden inşâ edilmiş bulunan Bizim Kadınlarımız Kilisesi (Dan. Vor Frue Kirke), İngiliz deniz topçuları tarafından tamamen yok edildi. (NOT: Birçok tarihçi, bu savaşı, daha doğrusu İngiliz ordusunun Kopenhag’a bu saldırısını, “Modern çağlarda büyük bir Avrupa kentine karşı yapılan ilk terör saldırısı” olarak nitelendirmektedir.)

     İngilizler Kopenhag’a 30 bin kişilik bir orduyla saldırmıştı. Kopenhag’ı kuşattılar ve şehri 3 gün boyunca işgalleri altında tutmayı da başardılar. Bu kuşatma ve işgal esnasında İngilizler, Kopenhag’da tarihte eşine az rastlanır (ama İngiliz tarihinde çok rastlanır) bir barbarlık ve vahşete imza attılar. Güzeller güzeli Kopenhag şehrinin neredeyse yarısından fazlasını tamamen yok ettiler. Şehirde 2000 (2 bin) sivil insanı hunharca katlettiler. Kentte toplam 300 bina yıkıldı. Yıkım o kadar büyüktü ki, Kopenhag tamamen bir harabeye dönmüştü.

     İngilizler’in “zaferinden” (!) sonra Kopenhag, buraya demirlemiş olan bütün gemilerini işgalci İngilizler’e teslim etmek zorunda kaldı.

     1807’deki bu saldırı, işgal ve yıkım o kadar büyüktü ki, Danimarkalılar onlarca yıl bunun olumsuz etkisinden kurtulamadılar. Savaştan sonra ortaya çıkan siyasî ve sosyo – ekonomik sorunlar, en az savaş kadar büyük zararlar verdi. Savaştan sonra en az 25 yıl boyunca Danimarka “yoksulluk, fakirlik ve açlık dönemi” yaşadı.

     1811 tarihinde Oslo bir üniversiteye kavuşur. 2 Eylül 1811 tarihinde Kraliyetli Frederik Üniversitesi (Nrv. Kongelige Frederiks Universitet) kurulur. Üniversiteye, o zamanki Danimarka – Norveç Kralı VI. Frederik (1768 – 1839)’in ismi verilir.

     Bu yüzden 1811 önemli bir tarihtir, ancak üç yıl sonrası, 1814 çok daha önemli bir tarihtir.

     1536 yılında kurulmuş olup tam 278 yıldır dünya sahnesinde yer alan Danimarka ve Norveç Krallığı (Dan. Kongeriget Danmark og Norge; Nrv. Kongeriket Danmark og Norge), 1814 yılında yıkılır.

     İngilizler’in Kopenhag’a saldırısı ve vahşetleri nedeniyle, 1803 – 15 tarihleri arasında vuku bulan Napolyon Savaşları esnasında Danimarka, İngiltere’ye karşı Fransa’nın yanında yer almıştır. Ancak Louis Napoléon Bonaparte (1769 – 1821) komutasındaki Fransa’nın İngiltere’ye yenilmesi, Danimarka’nın Norveç’i kaybetmesine neden olmuştur, 1814.

     14 Ocak 1814 tarihinde Almanya’nın Kiel şehrinde imzalanan Kiel Antlaşması (Alm. Kieler Frieden), Napolyon Savaşları sırasında bir tarafta Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı ile İsveç Krallığı, diğer tarafta da Danimarka ve Norveç Krallığı’nın olduğu güçler arasında imzalanan ve taraflar arasındaki çarpışmaları sona erdiren antlaşmadır. Antlaşma uyarınca Danimarka, Norveç’i İsveç’e bırakmak zorunda kalmış ve Danimarka – Norveç Krallığı tarihe karışmıştır. Böylece Danimarka’nın Avrupa’daki ve hatta Baltık bölgesindeki gücü de azalmıştır.

     Antlaşma, İsveç’in 1809 yılında Finlandiya ve Åland (İsv. Åland; Fin. Ahvenanmaa) Adaları’nı Rusya’ya bırakmasıyla doğan kaybını bir ölçüde dengeliyordu. Danimarka ile birliğe öteden beri karşı çıkan Norveç ise pazarlık konusu yapılmasına sert tepki gösterdi ve İsveç’le birleşmeye karşı koymak amacıyla kendi anayasasını hazırladı. Norveç, Kiel Antlaşması’na silahla direnmeye karar vererek İsveç’i anayasasını kabul etmeye zorladı; sonuçta 1905’e değin süren birleşik bir krallık kuruldu.

     Faroe Adaları, İzlanda ve Grönland’ı elinde tutmasına karşın Norveç’i yitirmesi yüzünden Danimarka siyasal ve ekonomik zarara uğradı.

    Norveç’in Danimarka ile 300 yıla yakındır süren birliği, tam olarak 17 Mayıs 1814 tarihinde sona ermiştir. (NOT: Bu yüzden 17 Mayıs günü bugün Norveç’te “ulusal bayram”dır.)

     Norveçliler aynı yıl bağımsızlıklarını ilan ettiler. Başkenti ise Christiania yani Oslo.

     Yeni bir devlet yönetiminin kurulması birçok yeni iş sahası yarattı ve hizmetlere olan ihtiyacı arttırdı.

     Norveçliler 1814’te bağımsızlık ilan ederken, o zamanki Danimarka Prensi VIII. Christian Frederik (1786 – 1848)’i kendilerine “Norveç Kralı” olarak seçtiler. Ancak bu amaca tam olarak ulaşılamadı. VIII. Christian Frederik daha sonra “Danimarka Kralı” oldu.

    Ancak Norveçliler bağımsızlık rüyâlarını bir kez daha gerçeğe dönüştüremediler. Anlaşma uyarınca Norveç’in İsveç’e ait olması gerekiyordu. Öyle de oldu.

     4 Kasım 1814 tarihinde İsveç – Norveç Birleşik Krallığı (İsv. Förenade Konungarikena Sverige och Norge; Nrv. De Forenede Kongeriker Sverige og Norge) kurulur.

     Böylece 300 yıla yakındır Danimarka ile “birlik” durumu yaşayan Norveçliler, bu tarihten itibaren de İsveç ile “birlik” durumu yaşamaya başlarlar. Her iki birliği de “gönülsüz” yaşarlar, tabiî. Ancak ne Danimarka izin vermiştir bağımsızlıklarına, ne de İsveç müsaade etmektedir.

     Yeni kurulan ve “İsveç – Norveç Birliği” olarak da anılan İsveç – Norveç Birleşik Krallığı’nın başkenti, İsveç’in şimdiki başkenti Stockholm ile Norveç’in şimdiki başkenti Christiania (Oslo)’dır. Çift başkentli ve çift meclisli bir devlet yapısı. Birliğin ilk kralı ise, buraya kadar İsveç Kralı olan XIII. Karl (1748 – 1818).

     Norveç Parlamentosu olan ve ismi Norveççe’de “Yüce Meclis” anlamına gelen Stortinget de bu tarihte kurulur ve ilk oturumunu da aynı yıl gerçekleştirir.

     Aynı süreçte Norveç bayrağı da çizilir. Kırmızı – beyaz Danimarka bayrağının ortasına İsveç’i temsilen mavi bir haçın yerleştirildiği bu bayrak, halen kullanılan Norveç bayrağıdır. (GÖNÜLDAŞLARIMIZ İÇİN İLGİNÇ BİR BİLGİ NOTU: Günümüzde halen bağımsız Norveç devletinin bayrağı olan bugünkü Norveç bayrağı, Norveçliler’in geçmişte Danimarkalılar’la ve İsveçliler’le yaşadığı birlikleri sembolize eden bir bayraktır. Norveç bayrağı, Danimarka bayrağı ile İsveç bayrağının karışımından oluşturulmuş bir bayraktır.)

     14 Haziran 1816 tarihinde Christiania (Oslo) şehrinde Norveç Bankası (Nrv. Norges Bank) adlı banka kurulur.

     1825 yılında Christiania (Oslo) şehrinde Kral Şatosu (Nrv. De Kongelige Slott) adlı sarayın inşaatına başlanır. 22 hektarlık bir alan üzerindeki bu 173 odalı görkemli bina, 1849 yılında tamamlanacaktır. 

     4 Ekim 1836 tarihinde Christiania Tiyatrosu (Nrv. Christiania Theater) kurulur. Ancak bu tiyatro, 1 Eylül 1899 tarihinde kapanacaktır.

     1837 yılında parlamento tarafından verilen bir kararla Norveç Ulusal Galerisi (Nrv. Nasjonalgalleriet i Norge) kurulması kararlaştırılır. Galeri, 1842 yılında kurulur. (NOT: Oslo’daki Norveç Ulusal Galerisi, 2003 yılından itibaren idarî olarak Sanat, Mimarlık ve Tasarım Ulusal Müzesi’nin bir parçasıdır. 2017 yılı itibariyle müzeye giriş ücreti 100 Norveç Kronu’dur.)

     3 Ocak 1838 tarihinde Christiania (Oslo) Belediyesi kurulur.

     1839 yılında Tjuvholmen (Hırsız Adası) üzerinde kadınlar için bir “deniz banyosu” açılır. Burada sadece kadınlar yıkanabiliyordu. Ancak adanın hırsızlar için “idamlık alanı” olarak kullanılması 19. yy’ın ortalarına kadar sürüyor. Zirâ ada ve kullanım maksadı, bu tarihten sonra bir daha değişiyor. Bu sefer işin rengi ticarî.

     1852 yılında Christiania (Oslo) Norveç Tiyatrosu (Nrv. Christiania Norske Theater) kurulur. Bu tiyatro, 1836 yılına açılmış olan Christiania Tiyatrosu (Nrv. Christiania Theater) ile 15 Temmuz 1863 tarihinde birleşecektir.

     Bugünkü Aker Brygge, 19. yy’ın başlarında bir banliyö yerleşimi idi ve ismi de “Holmen” idi. Burada birkaç endüstriyel firma dışında pek birşey yoktu. Bu mıntıkada 1854 yılında Akers Mekanik Atölyesi (Nrv. Akers Mekaniske Verksted) kuruldu. 1841 tarihinde kurulmuş bir şirket olan Akers Mekanik tarafından açılan tersane, gemi ve teçhizat yapımı ve onarımı gerçekleştiriyordu.

     Akers Mekanik Atölyesi (Nrv. Akers Mekaniske Verksted) 1854 tarihinde Aker Brygge’de kurulunca, Tjuvholmen Adası’nı da satın alıyor ve adayı bu tersanenin bir parçası olarak kullanmaya başlıyor.

     Aynı yıl, 1854, şehir ilk demiryolu istasyonuna kavuştu. Tren istasyonu, güney ve doğu tren hatlarına sahipti. Daha sonra batıya doğru ilerledi. Demiryollarının inşâsı, nüfûsun yoğun olduğu kentten uzaklaşmak için yerleşim ve endüstriyel kuruluş için fırsat sağladı.

     1855 tarihinde Christiania (bugünkü Oslo)’nun nüfûsu, Norveç’in o tarihe kadarki en kalabalık şehri olan Bergen’in nüfûsunu geçiyor: 31 bin 715 kişi.

     Böylece Christiania (Oslo), bu tarihten itibaren Norveç’in en büyük şehri haline geliyor.

     Ama Christiania (Oslo), daha da büyüdü. 19. yy’ın ikinci yarısında yeni ilçeler, yeni fabrikalarla çalışacak olan işgalcilere konut sağlamak amacıyla büyütüldü. 1 Ocak 1859 tarihinde alınan bir kararla Bymarken ve Aker Brygge belediyesinin bir bölümü 9 bin 551 sakini ile Christiania (Oslo)’ya dahil edildi. 1 Ocak 1878 tarihinde alınan kararla da Aker Brygge’nin diğer kısımları (18 bin 970 kişi yaşıyordu) başkente transfer edildi. Bu şehir uzantılarının nedeni banliyölerdeki sosyal ve yapısal koşulları düzenlemek ve yangın tehlikesini azaltmak için bir hat sunmak düşüncesiydi.

     14 Nisan 1858 tarihinde Christiania (Oslo) şehrinde yeni bir büyük yangın çıkar. Bu yangında kentte toplam 41 bina yanmış, yaklaşık 1000 kişi evsiz kalmıştır.

     1861 – 66 yılları arasında Norveç parlamentosu Stortinget için yeni bir parlamento binası (bugünkü Norveç parlamento binası) inşâ edilir.

     1872 yılında Tjuvholmen (Hırsız Adası) üzerinde atlar için bir “deniz banyosu” açılır. Burada insanlar atlarını yıkayıp temizliyorlardı.

     Şehirdeki yeni alanların gelişimi yeni bir ulaşım ihtiyacını doğurur ve Christiania (Oslo) içinde 1875 yılından itibaren atlı arabalarla ulaşım yapılmaya başlanır. Bundan önce hem işçiler hem de görevliler, mecburen işletmelerin yakınında yaşıyorlardı. Ancak yeni ulaşım araçları, işyerlerinden uzaklaşmayı mümkün kıldı.

     Şehrin 1624 yılında yeniden kurulduğu tarihte konulan ve o günden beri kullanılan “Christiania” adı, 1877 – 97 yıllarından başlayarak “Ch” yerine “K” ile yazılmaya başlanmıştır: “Kristiania” şeklinde.

     1880’lerde ve 1890’larda şehirdeki inşaat faaliyetlerinde adetâ patlama meydana gelmiştir. Giderek artan bir inşaat faaliyeti ile birçok yeni semt ve binanın kurulması sağlanmıştır. Bu inşaat işini planlamak ve yürütmek için birçok eğitimli Alman mimar ve göçmen Alman inşaat ustaları kullanılmıştır.

     1894 yılında şehre ilk elektrikli tramvay hattı gelir. Christiania (Oslo), tamvaya da kavuşmuştur artık.

     1880 – 90 yıllarının 20 yılı boyunca şehir nüfusu % 100’den fazla artmış ve yıllık % 3’lük bir büyüme hızına ulaşılmıştır.

     1855 yılında yapılan nüfûs sayımında şehrin 31 bin 715 kişi olan nüfûsu, 1890 yılında yapılan nüfûs sayımında – inanması güç ama – şudur: 151 bin 239 kişi.

     1897 yılında Kristiania (Oslo) şehrinde Merkez Tiyatro (Nrv. Centralteatret) açılır.

     1 Eylül 1899 tarihinde Kristiania (Oslo) şehrinde Ulusal Tiyatro (Nrv. Nationalteatret) açılır. (Günümüzde 118 seyirci kapasitelidir)

     1901 yılından itibaren Kristiania (Oslo) şehrinde “Nobel Barış Ödülü” (Nrv. ve İsv. Nobels Fredspris) seramonileri başlar. 1 Şubat 1904 tarihinde de Norveç Nobel Enstitüsü (Nrv. Det Norske Nobelinstitutt) kurulur. Her yıl Aralık ayında düzenlenen ve burada verilen Nobel Barış Ödülü, İsveçli kimyacı ve kâşif Alfred Bernhard Nobel (1833 – 96) anısına ve O’nun ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta verilen bir ödüldür.

     … ve, 7 Haziran 1905.

     300 yıla yakın Danimarka ile “birlik” kurmak zorunda kalan (Danimarka ve Norveç Krallığı; 1536 – 1814), sonra da 100 yıla yakın İsveç ile “birlik” kurmak zorunda bırakılan (İsveç – Norveç Birleşik Krallığı; 1814 – 1905) Norveçliler, yüzlerce yıldır kalplerinde taşıdıkları bağımsızlık arzusu ve düşlerinde büyüttükleri hürriyet ve istiklâl düşünü nihayet ama nihayet 1905 yılında gerçekleştirirler.

     7 Haziran 1905 tarihinde Norveç bağımsızlığını kazanır ve Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) devleti kurulur.

     Devletin başkenti de, tabiî ki bizim Kristiania (yani Oslo).

     1905 yılının başında Norveç’te önce Bağımsızlık Referandumu gerçekleştirilir. Meclis tarafından yürütülen bu halk oylaması sonucunda 184 kişiye karşı 368 bin 208 kişiyle Norveç’in bağımsızlığı desteklenir. Ardından 17 Mayıs 1905 günü “Norveç Anayasası” hazırlanır. (NOT: Bu yüzden 17 Mayıs, bugün Norveç’te en büyük millî bayramlardan biridir.)

     Bu tek taraflı ön olaylar, İsveç’in çok sert savaş tehditleriyle karşılık bulmuştu. İsveç ile Norveç nerdeyse savaşın eşiğine gelirler. Ancak Norveçliler korkmazlar İsveç’in tehdidinden. Yüzlerce yıldır kalplerinde taşıdıkları bağımsızlık hayâllerini gerçekleştirmeye kararlıdırlar.

     Norveç Anayasası’nın hazırlanmasından sadece 21 gün sonra, 7 Haziran 1905 günü Norveç bağımsızlığını ilan eder ve Norveç devleti kurulur.

     Bağımsızlık ilan edilip devlet kurulduktan sonra da ikinci bir referandum daha yapılır. Bu sefer halka sorulan soru, “Nasıl bir rejimle yönetilelim? Cumhuriyet mi, Krallık mı?” İlginçtir ama, devlet kurulduktan 4 ay sonra, 12 Kasım 1905 tarihinde yapılan bu referandumda Norveç halkının % 79’u monarşi yani krallıktan yana rey kullanırlar. Böylece devletin adı Norveç Krallığı (Nrv. Kongeriket Norge) olur.

     19. – 20. yy’da yaşamış olan dünyaca ünlü Norveçli düşünür ve filozof Ibrahim Sediyansson, bu tarihî hadiseyi naklederken, “Demek ki önemli olan, bir ulusun bağımsızlığını kazanması ve kendi devletini kurmasıdır. Devletin nasıl bir rejimle yönetileceği, sonraki bir konudur ve bağımsızlık kazanıldıktan sonra buna halk karar verir. Fakat dünyada bazı halklar var ki, henüz bağımsız değilken, daha odur başkalarının esareti altındayken rejim kavgası yaparlar, ideolojik mücadele verirler, kendi aralarında İslamcılık – Sosyalizm kavgasına tutuşurlar. Laa oğlım hele önce bi devletinizi kurun, Sosyalizm’le mi yönetilirsiniz, Şeriât’la mı yönetilirsiniz, Demokrasi’yle mi yönetilirsiniz, Krallık’la mı yönetilirsiniz, ona ondan sonra halk karar verir. Ama önce şu kölelikten kurtulun, önce bağımsızlığınızı kazanın. İşte bakın, Norveç’e bakın, bakın da ibret alın” tespitinde bulunmaktadır. Dünyaca ünlü Norveçli düşünür ve filozof Sediyansson’a göre, bu toplumların böyle bir bilinç ile hareket etmemelerinin sebebi, millî bir ahlâktan yoksun olmaları ve beyinlerinin ideolojilerle zehirlenmiş olmasıdır.

     Norveç halkının Krallık’tan yana oy kullanmasından sonra, yeni kurulan Norveç Krallığı’nın ilk kralının kim olacağı tartışmaları başladı. O dönemde bizim Şükrü abi henüz dünyaya gelmemiş olduğundan, halk kimin kral olacağına karar veremiyordu. Sonunda bu konuda da referandum düzenlenir. Bu aynı yıl içerisinde düzenlenen üçüncü referandumdur. Yapılan referandum sonucunda, birkaç aday arasından, o zamanki Danimarka – İzlanda Kralı VIII. Christian Frederik Vilhelm Carl (1843 – 1912)’in oğlu olan Danimarka – İzlanda Prensi Christian Frederik Carl Georg Valdemar Axel (1872 – 1957), tahta aday gösterilir.

     İsveç, 26 Ekim 1905 tarihinde Norveç’in bağımsızlığını tanımak zorunda kalır. Danimarka – İzlanda Prensi Frederik Carl Axel, 25 Kasım 1905 günü Danimarka’dan Norveç’e gelerek “VII. Haakon” adıyla Norveç’in ilk kralı olur.

     Norveç’e gelerek ulusun başına geçen Kral VII. Haakon, Oslo meydanında halka tarihî bir konuşma yapar. Millî duyguları canlandıran bu konuşmasında VII. Haakon şu ateşleyici sözleri söyler:

     “Allah hiçbir milleti diğer bir milletin kaburga kemiğinden yaratmamıştır. Öyleyse Danimarkalılar’ın ve İsveçliler’in neyi varsa Norveçliler’in de olmalıdır.”

     “Norveç hakikat, bağımsız Norveç ise haktır.”

     “Okuldan çık, kiliseden çık, kütüphaneden çık. Bir dağın tepesine çık ve aşağı bak. Ne görüyorsun? Dört parçaya bölünmüş bir ülke.”

     “Sana ‘Biz hepimiz Hristiyan kardeşiyiz, hepimiz İsa’nın çocuklarıyız’ diyenlere, sadece şunu söyle: ‘O zaman Danimarkalılar’ın ve İsveçliler’in neyi varsa Norveçliler’in de olmalıdır.’ Görürsün o zaman kardeşliği, yoldaşlığı…”

     “Hristiyan değil onlar; inanma! Hz. Meryem (sa) aralarında yaşasaydı, köyünün ismi zorla değiştirilir, oğlu İsa anadilde eğitim göremezdi.”

     “Bir sorsana Danimarkalı ve İsveçli arkadaşına, niye Krallık kurmuş, niye Reformasyon yapmış? Bir de kendine sor. Onlar niye yapmış, sen niye yapmışsın? Görürsün aradaki farkı.”

     “Bir ismin yok, kimliğin yok. İsmin hiçbir yerde yazıyor mu senin? Böceklerin bile ismi var kitaplarda, biliyor musun? Ama senin yok!”

     “Onun da ailesi var senin de, onun da kilisesi var senin de. Ama onun devleti var senin yok, onun bayrağı var senin yok!”

     “Dîn kardeşliği; yalan! Bizim ‘Kuzey’ dediğimiz topraklara onlar ‘Batı’ diyorlar, bizim ‘Batı’ dediğimiz topraklara da onlar ‘Kuzey’ diyorlar. Bak gördün mü; kıblemiz bile bir değil!”

     “Sen sadece iki defa yenildin, cahil; bir Roma’da, bir Kopenhag’da. Diğerleri hepsi sadece bu iki yenilginin sonuçları. Sen tarihini bilmiyorsun.”

     “Faroe Adaları’na kadar gidip Torshavn’ı kurdun, İzlanda’ya gidip Reykjavik’i kurdun, Grönland’a da çıktın, neden Aker Brygge’ye bir fidan bile dikmedin?”

     “Norveççe konuştuğun zaman özgür olmayacaksın, Norveççe yazdığın zaman da özgür olmayacaksın. Norveççe düşündüğün zaman özgür olacaksın.”

     “Dîndar Norveçliler ‘Norveçîleştikçe’, Hristiyancı Danimarkalılar’ın maskesi düşüyor. Solcu Norveçliler ‘Norveçîleştikçe’, Solcu İsveçliler’in maskesi düşüyor.”

     “‘400 yıllık birlik’ten bahsederken, dikkat edin verdikleri örneklere, hep biz onların yardımına koşmuşuz. Onlar bize koştu mu hiç? Yok. Hep biz onlara ‘kardeş’ olmuşuz, hep biz. Ulan bir kere de siz bize ‘kardeş’ olun bee, bir kere de siz!.. ‘400 yıllık birlik’ içinde, ‘Bakın biz Norveçliler’e şurda omuz verdik’ dedikleri bir tane örnek var mı? Yok. Hep biz onlara omuz, hep biz…”

     “Sen ey Faroe Adaları için, Grönland için yeri göğü inleten Norveçli kardeşim! Oslo yanıyor. Faroe’de gösteri oldu mu? Grönland’da gösteri oldu mu? Oldu mu?”

     “Faroe şehîdimiz var, İzlanda şehîdimiz var, Grönland şehîdimiz var. Onların bir tane Norveç şehîdi var mı? Vazgeçtim ‘şehîd’den; kalbi bizimle birlikte olan, Norveç halkının huzur ve emniyeti için dûâ eden ‘kardeşlerimiz’ var mı?”

     “Avrupa’da Reform hareketleri başladı, ilk Oslolu ve Bergenli Hristiyanlar koştu. Faroe Adaları işgal edildi, savaşa ilk Norveçliler koştu. İzlanda hakezâ. Grönland için Mavi Viking gemisi yola çıktı, geminin yarısı Norveçli. Nerde şimdi o kardeşler?”

     “Oslo’da yaşanan gerçek: ‘Halkların kardeşliği’ saldırıyor, Norveçliler direniyor.”

     “Norveç’te 300’den fazla Norveç köyü İsveç’in elinde. Katliâm kapıda. Hristiyancı Norveçli’nin gündemi: ‘Emperyalist İngilizler Faroe Adaları’nda bir köye baskın düzenledi.’”

     “Şu çok açık artık: Ya Norveçliler Norveç’in başına geçecek, ya da Norveç Norveçliler’in başına yıkılacak.”

     “Britanya Kopenhag’a yardım etsin, ‘God bless you’, Stockholm’a yardım etsin, ‘God bless you’, ama Oslo’ya yardım etsin, hemen ‘İngiliz uşakları’, öyle mi? Münafıklar!”

     “Bütün Norveçli millî aydınlara ve filozoflara düşman ama İsveçli ve Danimarkalı filozoflara hayran olan bu köle Norveçli tipi, kimin eseri? Hiçbir gösteride Norveç bayrağı dalgalandırmayan, dahası hem Norveç bayrağına hem Norveç devletine karşı olan bu ‘Norveç siyaseti’, kimin eseri?”

     “10 tane daha Danimarka Kralı saldırsa, 10 tane daha İsveç Kralı saldırsa, Norveçliler kaybetmez. Fakat Norveçli Norveçli’ye saldırırsa, Norveçliler kaybeder.”

     “Siz Solcu olduğunuz için zûlüm görmediniz, Hristiyancı olduğunuz için zûlüm görmediniz. Siz sadece Norveçli olduğunuz için zûlüm gördünüz.”

     “Solcu İsveçli’nin anadili yasaklandı mı? Hristiyancı Danimarkalı’nın köyünün ismi değişti mi? Hayır. Siz bunları sadece Norveçli olduğunuz için yaşadınız.”

     “Ne zaman ‘Norveçli’ desek hemen ‘Önce insanlık’ diyen Solcular ve Hristiyancılar, Norveçliler’e bu zûlümleri bitkiler ve hayvanlar mı yapıyor?”

     Norveç’in bağımsızlığını kazandığı ve Norveç devletinin kurulduğu 1905 yılında başkent Kristiania (Oslo)’nın nüfûsu, 241 bin 834 kişi. Yarısı erkek yarısı dişi.

     Norveç bağımsızlığını kazanınca ve Christiania (Oslo) şehri de bu yeni devletin başkenti olunca, kente Pipervika sahilinin başında bir belediye binası inşâ etme fikri, ilk kez 1906 yılında mimar Ingvar Paul Oscar Hoff (1875 – 1942) tarafından dile getirilir. Ancak plan uygulamaya konmaz.

     16 Ekim 1907 tarihinde Kristiania (Oslo) şehrinde Teolojik Cemaat Fakültesi (Nrv. Det Teologiske Menighetsfakultet) kurulur. (Günümüzde bu üniversitenin 95 kürsüsü ve 1241 öğrencisi vardır)

     21 Eylül 1912 tarihinde Kjeller Havaalanı (Nrv. Kjeller Flyplass) açılır.

     6 Ekim 1913 tarihinde Kristiania (Oslo) şehrinde Norveç Tiyatrosu (Nrv. Det Norske Teatret) açılır. (Günümüzde 104 seyirci kapasitelidir)

     Tjuvholmen (Hırsız Adası), 1914 yılında Oslo Belediyesi (Nrv. Oslo Kommune) tarafından satın alınır.

     Danimarka ile olan 278 yıllık birliğin tarihe karıştığı ve İsveç ile olan 91 yıllık birliğin başladığı 1814 yılının 100 sene sonrası olan 1914 yılında, bu tarihî geçmişin yâd edilmesi amacıyla Kristiania (Oslo) şehrinde çeşitli etkinlikler ve programlar düzenlenir. 15 Mayıs – 11 Ekim 1914 günlerinde düzenlenen ve 5 ay süren bu etkinlikler çerçevesinde paneller, sempozyumlar düzenlenir, konserler verilir, halk oyunları ve dans gösterileri sunulur.

     Aynı yıl başlayan ve 4 yıl süren I. Dünya Savaşı (1914 – 18)’nda Norveç tarafsız kalır.

     Yine aynı yıl, 1914, o zamanki Kristiania (bugünkü Oslo) şehrine yeni bir belediye binası inşâ etmek için Belediye Başkanı Hieronymus Heyerdahl (1867 – 1959), çok başarılı olacak olan bir bağış toplama kampanyası başlatır ve girişimin öncülüğünü yapar. 1915 yılında (tıpkı 1876 ve 1898’de olduğu gibi) yeni belediye binasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir mimarlık yarışması düzenlenir. Yarışmaya 44 proje katılır. Sonuçlar 1918 yılında açıklanır. Sonuçta, mimarlar Arnstein Rynning Arneberg (1882 – 1961) ve Markus Poulsson (1881 – 1958) bu tarihî yarışmayı kazanırlar, onların projeleri kabul edilir.

     Bu iki mimar, İsveç’in başkenti Stockholm’da bulunan Stockholm Belediye Binası (İsv. Stockholms Stadshus)’ndan ilhâm alarak projelerini hazırlamışlardı. Kırmızı tuğladan yapılmış tek kuleli Stockholm Belediye Binası, projeye ilham kaynağı olmuştu.

     Ancak proje kabul edildiği halde, maddî imkânların yetersizliği ve henüz sona eren I. Dünya Savaşı (1914 – 18)’nın yol açtığı yıkım ve yokluk, bu projenin ertelenmesine sebep olur. Cihan Harbi’nin başlamasından 9 yıl önce bağımsızlığını kazanmış olan Norveç, evet bu büyük savaşta tarafsız kalmış ve buna riâyet de etmişti, velâkin Kuzey Denizi’nde yaşanan “deniz savaşları”ndan birinci derecede etkilenmiş ve büyük yaralar almıştı.

     1917 – 25 yılları arasında Kristiania (Oslo) şehrinin güzide mekânlarından olan Torshov adlı oyun, spor, eğlence ve piknik alanı kompleksi kurulur.

     1918 – 26 yılları arasında Kristiania (Oslo) şehrinin bir diğer güzide mekânlarından olan Ullevål Bahçesi (Nrv. Ullevål Hageby) düzenlenir.

     Tjuvholmen (Hırsız Adası), 1919 yılında Oslo Liman İdaresi (Nrv. Oslo Havnevesen)’ne bağlanır. Adanın kenarında liman ve yapay arazi inşâ edilir. Böylece adayı 5 hektardan 33 hektara (12 dönümden 82 dönüme) genişletirler.

     1 Şubat 1925 tarihinde alınan bir kararla, ülkenin başkenti Kristiania’nın ismi Oslo olarak değiştirilir. Yazının başında da belirttiğimiz gibi, halen kullanılan bu isim, bağımsızlıktan sonra şehre verilen uydurma bir isim değildir; şehrin 1624 yangınından önceki gerçek ismidir. Böylece tam 301 yıldır bir Danimarka Kralı’nın adını taşıyan şehir, eski gerçek ismine kavuşur.

     1926 yılında Oslo’nun doğu çıkışında Anker Köprüsü (Nrv. Ankerbrua) inşâ edilir.

     1929 yılında Oslo şehrinde Yeni Tiyatro (Nrv. Det Nye Teater) adlı tiyatro salonu kurulur. Aynı yıl şehirde Eldorado Sineması (Nrv. Eldorado Kino) da açılır. (Sinema bugün 1000 koltukludur.)

     Bu arada yeni belediye binasının yapımı konusunda geçen uzun zaman zarfında da, mimarlar – ufuklarının gelişmesi nedeniyle – projede çeşitli değişikler de yapmıştı. 1930 yılında – değişikliklerle beraber – yeni taslak yönetime sunulur. En belirgin değişim, binanın Stockholm Belediye Binası gibi tek kuleli değil, iki kuleli olması şeklindeki fantastik değişiklikti.

     Binanın ilk temel taşı, Eylül 1931’de bir törenle atılır. Törende binanın ilk temelini Norveç Kralı VII. Haakon ile oğlu Norveç Prensi V. Olav ya da gerçek ismiyle Alexander Edward Christian Frederik (1903 – 91) beraber attılar.

     Ancak bu sembolikti. Gerçek inşaat, Şubat 1933’te başlar. Kasım 1936’da binanın dış yapısı tamamlanır. Betonarme dökülmüş ve elle boyanmış, kırmızı tuğlalar mükemmel bir biçimde kullanılmıştı. Binanın dış inşaatı bitince, bu sefer de binanın iç mimarîsi için Ocak 1937’de yeni bir mimarlık – dekorasyon yarışması düzenlenir. Kural şuydu: Öyle bir iç mimarî ve dekorasyon olmalı ki, Norveç’in tarihi, sanatı ve kültürü burada sunulmalı, merkez “halk” olmalıydı; ayrıca tüm malzemeler Norveç kökenli olmalıydı. Bu kriterlere uyan ve projeleri beğenilen toplam 8 ressam ve 17 heykeltraş işe alınır.

     1811 tarihinde kurulmuş olan ve o tarihten bu yana bir Danimarka kralının ismini taşıyan Kraliyetli Frederik Üniversitesi (Nrv. Kongelige Frederiks Universitet)’nin adı, 1939 yılında alınan bir kararla Oslo Üniversitesi (Nrv. Universitetet i Oslo) olarak değiştirilir. (Üniversitenin günümüzde 6 bin 194 kürsüsü ve 27 bin 227 öğrencisi bulunmakta)

     Bu arada belediye binasının içine ilk bürolar 1939 yılında taşınır. 1940 yılından başlayarak da binanın içindeki bazı ofisler resmî olarak çalışmaya ve şehre hizmet vermeye başladılar. Ancak patlak veren II. Dünya Savaşı (1939 – 45) nedeniyle inşaat ve tamamlama çalışmaları duraksar.

     Daha önce I. Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmış olan Norveç, II. Dünya Savaşı’nda da tarafsız kalma niyetinde olmasına rağmen 9 Nisan 1940 tarihinde Nazi Almanyası tarafından işgal edilir. Norveç, Almanya’nın 8 Mayıs 1945 tarihinde teslim olmasına kadar Alman işgali altında kalmıştır.

     Savaş bittikten sonra Oslo’daki belediye binasının inşaat ve tamamlama çalışmaları yeniden başlar. 1947 yılında dekorasyon işleri tamamlanmış ve binadaki tüm bürolar kurulmuş, şehre hizmet vermeye hazır hale gelmişti. Büyük ölçekli kalkınma planının bir parçası olarak, Pipervika diye adlandırılan fakir bir bölge yıkılır ve binadan bakarken Oslofjord’un yani denizin görünümü açılır. Yani binadan bakarken denizi görecek veya sahilden bakıldığında bina görülecek biçimde bir manzara için, arada var olan ve manzarayı kapatan tüm yapılar yıkılır.

     1948 yılında Aker, Oslo Belediyesi’ne dahil edilir. Böylece Oslo şehir olarak daha da büyür.

     1931 – 50 yılları arasında yapılan ve inşaatı 19 yıl süren Oslo Belediye Binası (Nrv. Oslo Rådhus)’nın resmî açılışı 15 Mayıs 1950 tarihinde o zamanki Oslo Belediye Başkanı Halvdan Eyvind Johannessen Stokke (1900 – 77) tarafından gerçekleştirilir.

     Açılışın 15 Mayıs 1950 günü yapılmasının sebebi, bu tarihin, ilk kez 15 Mayıs 1050 tarihinde küçük bir Viking köyü olarak kurulduğuna inanılan bugünkü Oslo şehrinin kuruluşunun 900. yıldönümüne tesadüf etmesinden ötürüdür. Açılış töreninde halk dansları ve müzik şöleni yapılmış, dünyaca ünlü Norveçli komponistler Ludvig Paul Jerndahl Irgens – Jensen (1894 – 1969) ve Karl August Andersen (1903 – 70) konser vermiş, halka müzik ziyafeti çekmişlerdir. Ancak o tarihte ben henüz leylekler tarafından dünyaya getirilmemiş olduğumdan, açılışa beni dâvet etmemişlerdir. Yoksa kessin çağırırlardı… (Muhteşem bir mimarî güzelliği olan Oslo Belediye Binası hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 24)

     1950 yılında Oslo’nun nüfûsu, 434 bin 365 kişi. Yarısı erkek yarısı dişi. Savaş ve işgal sona ermiş, artık ekonomik kalkınmadır Norveçliler’in tek işi.

     1952 Kış Olimpiyatları, Oslo’da düzenlenir. 15 – 25 Şubat 1952 günlerinde Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen 6. Kış Olimpiyatları’na 30 ülkeden 694 sporcu (585 erkek, 109 kadın) katılır.

     Alp disiplini, kuzey disiplini, bobsled, buz pateni, sürat pateni ve buz hokeyi sporlarında yarışmaların düzenlendiği bu olimpiyatta, sürat pateninde Norveçli sporcu Hjalmar Johan Andersen (1923 – 2013), 1500 m, 5000 m ve 10000 m yarışlarında 3 olimpiyat altın madalyası kazanmıştır. Ev sahibi ülke olan Norveç oyunlarda toplam 7 altın madalya, 3 gümüş madalya, 6 bronz madalya kazanmış ve en çok madalya kazanan ülke olmuştur. Türkiye bu olimpiyata katılmamış, azîz milletimiz kışı sokakta kartopu oynayarak geçirmiştir.

     1959 yılında Oslo şehrinde Barış Araştırmaları Enstitüsü (Nrv. Institutt for Fredforskning) kurulur. Norveçli matematikçi, sosyolog ve politolog Andreas Johan Vincent Galtung (1930 – halen hayatta) tarafından kurulan bu enstitü, Avrupa’nın ilk barış araştırmaları enstitüsüdür.

     1961 yılında Oslo’nun nüfûsu, 475 bin 663 kul. Yarısı barış için çabalıyor yarısı bilimle meşgul. Artık Norveç ekolü dünyada başlıbaşına bir okul. O sırada Türkiye’de Sağ – Sol çatışmaları. İktidardakiler hallerinden memnun, halk ise yoksul.

     29 Mayıs 1963 tarihinde Oslo şehrinde Munch Müzesi (Nrv. Munchmuseet) adlı sanat müzesi açılır.

     1960’lı yıllardan itibaren Fred. Olsen & Co. firması Oslo limanlarını kiralar ve 1971 yılında da Nylands Mekaniske Verkstad kurumu limanda bir tersane kurar.

     1971 yılında Oslo’nun nüfûsu, 481 bin 548 Norveç vatandaşı. Yarısı işadamı yarısı iş arkadaşı. Artık Norveç ekonomisi büyük bir güç olmuş ya, dünyada da dostları çoğalıyor. Norveç’in dünyada kıskandığı tek ülke olan Türkiye’de ise enflasyon almış başını gidiyor.

     1974 yılında Tjuvholmen Adası üzerinde Norveç Devlet Opera Akademisi (Nrv. Norge Statens Operahøgskole) binasının inşaatına başlanır ve binanın dokuz yıl süren yapımı 1983 yılında tamamlanır.

     22 Mart 1977 tarihinde Oslo Konser Salonu (Nrv. Oslo Konserthus) açılır. (Konser salonu günümüzde 1600 seyirci kapasitelidir)

     1979 yılında Tjuvholmen Adası üzerinde Norveç Devlet Bale Akademisi (Nrv. Norge Statens Balletthøgskole) binasının inşaatına başlanır ve binanın üç yıl süren yapımı 1982 yılında tamamlanır.

     1980 yılında Oslo şehrinde Norveç Savunma Araştırmaları Enstitüsü (Nrv. Norge Institutt for Forsvarsstudier) kurulur. Aynı yıl içinde Oslo merkez tren istasyonu da düzenlenir.

     1981 yılında Oslo’nun nüfûsu, 452 bin civarında. Yarısı bale gösterisinde yarısı tiyatro salonunda. Bilim ve sanat beraber yürüdüğü için, Norveç’in yıldızı parlıyor dünyada. O sırada Türkiye’de askerî rejim var, Kenan Evren “dünya lideri”dir halkın inancında. Biz ilkokul öğrencisiyiz; siyah önlüğümüzün cebinde beyaz mendil, kız öğrencilerin ise kelebek toka var saçlarında.

     1982 yılından başlayarak Tjuvholmen Adası, şirket büroları, nakliyat depoları ve gemi taşımacılığı için kullanılmaya başlanır. Bu arada yüz yıldan fazla bir süredir faaliyette olan Akers Mekanik Atölyesi (Nrv. Akers Mekaniske Verksted) adlı tersane de aynı yıl kapanır. Akers Mekanik Atölyesi’nin kapanmasıyla beraber, atölyenin bulunduğu tersane üzerinde işte bugünkü modern hatta modernist Aker Brygge yaratılır.

     Aker Brygge’nin gelişimi, Aker Eiendom AS adlı gayr-ı menkul şirketi tarafından dört aşamada tamamlanır. Bazı eski sanayi binaları yıkılır, bazı büyük atölyeler ise işyerine dönüştürülür, büyük fabrika alanlarının çoğu ofis alanları olarak düzenlenir. İlk inşaat aşaması 1986 yılında Telje – Torp – Aasen adlı mimarlık firması tarafından tamamlanır. Dördüncü ve son inşaat ise, Munkedamsveien’a bakan Storebrand adlı sigorta şirketinin 1998 yılında tamamlanan yeni binası olacaktır.

     1991 yılında Oslo’nun nüfûsu, 461 bin 644 kadar. Yarısı sanatçı yarısı mimar. Millet çocuk yapmayıp evde köpek besliyor, nüfûs da bu yüzden çoğalmıyor. O sırada Türkiye’de Turgut Özal yılları, memurlar işini biliyor, herkes 1 koyup 3 alıyor. Tayyip Erdoğan henüz “mücahit”, Ertuğrul Günay henüz “militan”, Tanju Çolak “kral”, İbrahim Tatlıses “imparator”, Türkân Şoray “sultan”, Küçük Emrah “acıların çocuğu”, Orhan Gencebay “abi”, Müslüm Gürses “baba”, Ahmet Kaya “sakıncalı”, Şıvan Perwer ise yasaklı. Ben lise talebesiyim ve üstüm başım pasaklı.

     İsrail ile Filistin arasında gerçekleştirilen meşhur “barış müzakereleri”, 1993 yılında Norveç’in başkenti Oslo’da yapılır. Kamuoyunda “Oslo Anlaşması” olarak bilinen “Geçici Yönetim Düzenleme İlkelerin Bildirgesi” (İng. Declaration of Principles On Interim Self – Government Arrangements), “Filistin sorunu” ya da “İsrail – Filistin çatışması” olarak adlandırılan sorunda bir dönüm noktasıdır. Bu görüşme, İsrail ile Filistin temsilcilerinin üst düzeyde ilk direkt yüzyüze anlaşma çabası olarak tarihe geçmiştir. Bu anlaşma görüşmelerinin İsrailliler ve Filistinliler arasındaki çatışmaları nihaî olarak çözmesi ve gelecekteki ilişkiler için bir çerçeve olması düşünülmüştü.

     Oslo’da gerçekleştirilen müzakereler sonunda anlaşma, 20 Ağustos 1993 tarihinde sonuçlanır. Daha sonra resmen Filistin Kurtuluş Örgütü (Ar. منظمة التحرير الفلسطينية [Munazzamet et- Tahrîr el- Filistinîyye]) Başkanı Muhammed Yasir Abdurrahman Abdurrauf Arafat el- Qudwa el- Huseynî (1929 – 2004) ve İsrail Başbakanı İzak Rabin (1922 – 95) tarafından törenle 13 Eylül 1993 tarihinde ABD’nin başkenti Vaşington (İng. Washington, District of Columbia)’da halka açık bir törenle imzalanır. Törene dönemin ABD Başkanı William Bill Jefferson Blythe Clinton (1946 – halen hayatta), ABD Genel Sekreteri Warren Minor Christopher (1925 – 2011), Rusya Dışışleri Bakanı Andréy Vladímiroviç Kózırev (1951 – halen hayatta), İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres (1923 – 2016) ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nden Mahmud Abbas (1935 – halen hayatta) katılır.

     22 Ekim 1993 tarihinde Oslo şehrinde Norveç İslam Konseyi (Nrv. Islamsk Råd Norge) kurulur. Norveç’te Müslüman cemaatler ve organizasyonlar için şemsiye bir organizasyon olan Norveç İslam Konseyi, günümüzde halen toplam 60 bin üyeden oluşan 41 ayrı Müslüman cemaati temsil etmektedir. Ofisleri Oslo’da bulunan bu konsey, kısa adı ECFA olup 1997 yılında İngiltere’nin başkenti Londra (İng. London)’da kurulan ve bir merkezi de İrlanda’nın başkenti Dublin (İr. Baile Átha Cliath)’da bulunan Avrupa Fetvâ ve Araştırma Konseyi (İng. European Council for Fatwa and Research) üyesidir.

     Norveç İslam Konseyi, özellikle Arnavut, Boşnak, Iraklı ve Pakistanlı cemaatlerin yanısıra belirli etnik gruplar etrafında toplanmayan cemaatlerin bulunduğu camiler olmak üzere birçok farklı göçmen grubunun etrafında toplanan Müslüman cemaatleri içeriyor. Norveçli Müslümanlar’a genel Norveç toplumu içinde İslamî öğretilere göre yaşama ve “Norveçli bir Müslüman” kimliğini oluşturma olanağı veren çabalar güden konsey, Norveçli Müslümanlar arasında dayanışmayı teşvik etmek ve üye cemaatlerin menfaatlerini ve haklarını geliştirmek, ayrıca dîn, ahlakî ve kültürel değerlerle ilgili olarak Norveçli Müslümanlar ile Gayr-i Müslimler arasında karşılıklı anlayış, hoşgörü ve saygı bağı kurmak için aracı olup diyalog ortağı olarak hareket ediyor. 2006 yılından beri Norveç Kültür Bakanlığı (Nrv. Det Kongelige Kulturdepartementet)’ndan devlet yardımı (yıllık 1, 3 milyon Norveç Kronu) alan Norveç İslam Konseyi, Norveç devletinin konseyin çalışmalarından memnun olmaması neticesinde bu devlet yardımını 2017’de kaybetti. Norveç devleti, İslam Konseyi’ne 10 yıldır yaptığı devlet yardımını 2017 yılında kesti ancak bunun bizim Norveç’e gitmemizle bir alakası yoktur; hemen benden şüphelenmeyin. (Sizin işiniz belli olmaz)

     Kurulduğu 1993 yılından itibaren Norveç İslam Konseyi (Nrv. Islamsk Råd Norge)’nin başkanlığını şu isimler yapmıştır: Muhammed Buraz (1991 – 96 ve 2013 – 15), Kebba Secka (1998 – 2000), Lena Larsen (2000 – 03), Muhammed Hamdan (2003 – 07), Senaid Kobilica (2007 – 12), Ğulam Abbas (2015 – 16) ve Zaim Şewket (2016 – halen başkandır).

     3 Haziran 1994 tarihinde Oslo şehrinde Stenersen Müzesi (Nrv. Stenersenmuseet) adlı sanat müzesi açılır.

     1996 yılında Eurovision Şarkı Yarışması, Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenir. 18 Mayıs 1996 tarihinde gerçekleştirilen Eurovision’da 23 ülkeden sanatçılar yarışır. Yarışmada birinciliği “Den Vilda” adlı İsveççe şarkısıyla İsveç pop müzik grubu One More Time kazanırken, ikinciliği “The Voice” adlı İngilizce şarkısıyla İrlandalı kadın şarkıcı Eimear Anna Quinn (1973 – halen hayatta), üçüncülüğü de “Ooh Aah… Just a Little Bit” adlı İngilizce şarkısıyla Avustralya kökenli İngiliz (Hayret; bu ifadeyi Beyaz Adam’ın sömürgecilik tarihini yazmış olan ben mi kullanıyorum? Normalde Avustralyalılar İngiliz kökenlidir ama, vardır bunda da bir hayır!) kadın şarkıcı Gina Mary Gardiner (1970 – halen hayatta) elde etmiştir. Bu yarışmada Türkiye’yi “Beşinci Mevsim” adlı Türkçe şarkısıyla Şebnem Paker (1977 – halen hayatta) temsil etmiştir ve yedinci olmuştur. Fakat ben o tarihlerde daha çok Sezen Aksu dinlediğim için, yarışmayı televizyondan hiç izlememiştim bile.

     1998 yılında Oslo Üniversitesi (Nrv. Universitetet i Oslo) bünyesinde Kule Hastanesi (Nrv. Rikshospitalet) açılır.

     2001 yılında yapılan nüfûs sayımında, Oslo’nun nüfûsu ilk kez yarım milyon barajını aşar: 508 bin 726 kişi.

     2002 yılında Oslo şehri büyük bir protesto gösterisine sahne olur. Yoo yo, hemen korkmayın, Türkiye’de iktidara AK Parti geldiği için değildir bu gösteri. Globalleşme karşıtlarının 24 – 26 Haziran 2002 günlerinde Oslo’da düzenlediği bu gösteride, Dünya Bankası (İng. World Bank) ve Kapitalizm protesto edilmiştir. Gösteriye üç gün boyunca yaklaşık 10 bin kişi katılmış, “Kapitalizm’e Hayır!”, “İş – Aş – Eş”, “Allah – Ekmek – Özgürlük”, “Allah – Bröçin – Milch Schnitte”, “Allah – Peygamber – Balık Izgara – Kremalı Bisküvi”, “Proleter isem Sevmeye Hakkım Yok mu?”, “Fakirdir Dediler Kız Vermediler” sloganları atılmıştır.

     11 Haziran 2005 tarihinde Oslo şehrinde Nobel Barış Merkezi (Nrv. Nobels Fredssenter) açılır. (NOT: Nobel Barış Merkezi’ni bir sonraki bölümde gezip anlatacağız siz sevgili okurlarımıza.)

     2005 yılından başlayarak Tjuvholmen Adası’ndaki konutlar, binalar ve işyerleri, kentsel bir yenilenme gerçekleştiren özel sektörlere satılmaya başlanmıştır.

     1992 yılından 2006 yılına kadar “dünyanın en pahalı şehri”, Japonya’nın başkenti Tokyo idi. Fakat Norveç’in başkenti Oslo, bu tarihte bu ünvânı Tokyo’nun elinden alır. 2006 yılından beridir Oslo, “dünyanın en pahalı şehri” durumunda.

     2006 yılında Oslo şehrinde Ehl-i Sünnet Cemaati Merkezi (Nrv. Central Jamaat-e Ahl-e Sunnat) adlı cami açılır. Pakistanlı Müslümanlar tarafından açılan bu cami, 6 bin 200 km²’lik bir alan üzerinde kurulu olup içinde aynı anda 2 bin 500 kişi namaz kılabilmektedir. Cami, 93 milyon Norveç Kronu (NOK)’na mal olmuştur.

     2008 yılında Oslo Opera Binası (Nrv. Operahuset i Oslo) açılır. Muhteşem bir mimariye sahip olan bu güzide binanın 12 Nisan 2008 tarihindeki açılışına 1400 seçkin konuk dâvet edilmiştir ki, bunlardan biri de Federal Deutschland Cumhuriyeti’nin Başbakanı Angela Dorothea Merkel (1954 – halen hayatta ve görevinin başında)’dir. Fakat tam o tarihte ben İtalya’da “veni vidi vici” yaptığım için açılışa beni dâvet etmemişlerdir. Yoksa kessin çağırırlardı…

     Kısa adı GaWC olan Küreselleşme ve Dünya Kentleri Araştırma Ağı (İng. Globalization and World Cities Research Network) tarafından 2008 yılında yapılan “Beta World City” (Beta Dünya Şehri) araştırmasında Oslo, “küreselleşen şehirler” kategorisinde Avrupa’da ilk sırada yer alır.

     Oslo, Türkiye için önemli olan diğer bir kayda değer yönüyle, 2009 ortalarında bu şehirde başlanan MİT – PKK görüşmelerinin gerçekleştiği yer olmasıdır. Türkiye gizli servisi ve kısa adı MİT olan Millî İstihbarat Teşkilâtı ile Türkiye’nin “terör örgütü” olarak gördüğü ve kısa adı PKK olan Kürdistan İşçi Partisi (Kürt. Partiya Karkerên Kurdistan) arasında yapılan bu “gizli müzakerelerin” tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de, medyaya sızan bilgilere göre 2009 yılı ortalarında başladığı düşünülmektedir. Ardından 2009 sonunda Türkiye’de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) tarafından önce “Kürt Açılımı”, sonra “Demokratik Açılım”, sonra da “Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak adlandırılan açılım süreci başlatılmıştır.

     2010 yılında ikinci kez Eurovision Şarkı Yarışması, Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenir. 25 – 29 Mayıs 2010 günlerinde gerçekleştirilen Eurovision’da 39 ülkeden sanatçılar yarışır. Yarışmada birinciliği “Satelitte” adlı İngilizce şarkısıyla Alman kadın şarkıcı Lena Johanna Therese Meyer – Landrut (1991 – halen hayatta) kazanırken, ikinciliği “We Coult Be The Same” adlı İngilizce şarkısıyla Türk rock grubu MaNga (Türk olduğunu özellikle belirttim çünkü “Manga” kelimesi Kürtçe’de “İnek” anlamına geliyor), üçüncülüğü de “Playing With Fire” adlı İngilizce şarkısıyla Romen şarkıcılar Paula Seling (1978 – halen hayatta) – Ovidiu Cernăuţeanu (1974 – halen hayatta) ikilisi elde etmiştir.

     Space Group Company ve Ghilardi + Hellsten öncülüğünde hazırlanan bir masterplan ile 2010 – 14 yılları arasında Oslo’nun Aker Brygge bölgesi yeniden düzenlenir. Space Group, paralel sokakları harekete geçirmek için çalışır ve ana binalara giren bir iç sokak oluşturur. Aker Brygge’nin en büyük sahibi olan Norwegian Property ASA adlı emlak şirketi, 2010 – 15 yılları arasında 2 milyar Norveç Kronu (NOK)’ndan fazla para harcayarak, buradaki binaları ve açık alanları yeniler, bazılarını yeniden düzenler. Toplam inşaat alanı 260 bin m²’yi kaplayan Aker Brygge, bugün itibariyle Oslo’nun en modern merkezlerinden biri. Burada binlerce firma, işyeri ve büronun yanısıra 400 tane de ev (ikamet dairesi) var. Norveç’te yayınlanan günlük ulusal “Dagens Næringsliv” (Bugünün İş Dünyası) adlı gazetenin yaptığı habere göre, burası Norveç’in en pahalı ofis bölgesi. (Oslo’nun Aker Brygge semti hakkında geniş bilgi edinmek için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 21)

     1952 yılında 6. Kış Olimpiyatları’na evsahipliği yapmış olan Oslo, 2011 yılının başında yine uluslararası bir kış sporları organizasyonuna evsahipliği yapar. 48. Kuzey Kayak Dünya Şampiyonluğu, 23 Şubat – 6 Mart 2011 günleri arasında Oslo’da düzenlenir.

     Türkiye’de “Demokratik Açılım” süreci devam ederken ve fakat aradan iki yılın geçtiği süreç zarfında çeşitli aksaklıklar ve olumsuzluklar yaşanırken, internete MİT yetkilileri ile PKK üyelerinin Norveç’in başkenti Oslo’da 7  – 8 Şubat 2011 günlerinde yaptıkları görüşmeye ait olduğu iddiâ edilen bir “ses kaydı” düşer. Bu ses kaydı, ilk olarak 13 Eylül 2011 günü TSİ saat sabah 09:37’de PKK’ya yakınlığıyla bilinen Dicle Haber Ajansı’nın web sitesinde yayınlanır. İnternete sızan ses kaydının ait olduğu görüşmenin MİT Müsteşarı Hakan Fidan (1968 – halen hayatta), MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş (? – halen hayatta), KCK Üyesi Mustafa Karasu (1950 – halen hayatta), PKK Üyesi Sabri Ok (? – halen hayatta), Kongra – Gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar (1961 – halen hayatta) ve koordinatör ülke temsilcileri arasında geçtiği ileri sürülür. Yayınlanan ses kaydında MİT Müsteşarı Hakan Fidan, hem PKK Lideri Abdullah Öcalan (1949 – halen hayatta) ile hem PKK’lılar ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (1954 – halen hayatta)’ın talimatıyla ve “özel temsilcisi” sıfatıyla görüştüğünü ifade ediyor.

     2011 yılında yapılan nüfûs sayımında Oslo’nun nüfûsu, 599 bin 230 olarak tespit edilir.

     2011 yılı Oslo ve Norveç tarihinin “en kara yılı” olarak tarihe geçer. Bu ülkenin uygar kimliğine yakışmayan trajedik bir olay yaşanır: Utøya Katliâmı.

     22 Temmuz 2011 günü yerel saatle saat 15:26’da başkent Oslo’da bulunan Başbakanlık Binası’na yapılan bombalı saldırı ve aynı gün Oslo’nun 30 km batısında bulunan, Norveç’in Buskerud ilinde ve Norveç’in en büyük 5. gölü olan Tyri Fiyordu (Nrv. Tyrifjorden) üzerinde yer alan 10, 6 hektarlık küçücük bir ada olan Utøya (Dış Ada) adlı adanın üzerinde yerel saatle saat 17:20 – 18:35 arasında gerçekleşen korkunç bir saldırı ve yapılan toplu katliâm, bütün dünyayı şoka uğratır. (“Utøya”, iki sözcükten oluşan bileşik bir isimdir ve Norveç dilinde “Dış Ada” demektir. Norveççe’de “ut”, İngilizce’deki “out” gibi “dış” anlamında, “øy” ise Hollanda dilindeki “ei” gibi “ada” anlamındadır. “Dış ada” anlamına gelen “utøy” kelimesinin sonuna “-a” eki konulup “Utøya” şekli verilmesi ise kelimeye “özel isim” ve “yer ismi / coğrafî isim” özelliği kazandırmak içindir.)

     22 Temmuz günü yaşanan bu “çifte terör saldırıları”nın ilki başkent Oslo’da, Grubbegata semtinde yerel saatle saat 15:26’da yaşanır. Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg (1959 – halen hayatta)’in olduğu başbakanlık, petrol ve enerji bakanlığı ile çeşitli bakanlıkların olduğu 17 katlı binaya yapılan terörist saldırıda, bir otomobile yerleştirilen bombanın patlamasıyla 8 kişi ölür.

     İki saat sonra ise, Tyri Fiyordu üzerindeki Utøya isimli adada Anders Behring Breivik (1979 – halen hayatta ve hapiste) adlı Hristiyan dinci ve aşırı sağcı terörist tarafından sosyal demokrat bir sol parti olan İşçi Partisi (Nrv. Arbeiderpartiet)’nin gençlik teşkilâtı olup kısa adı AUF olan İşçi Gençlik Birliği (Nrv. Arbeidernes Ungdomsfylking) yaz kampına yerel saatle saat 17:20 – 18:35 arasında düzenlenen silahlı saldırıda çoğu genç ve öğrenci 69 kişi hayatını kaybeder. Saldırı esnasında kampta toplam 560 genç vardı ve olaydan birkaç saat önce, öğle vakti İşçi Partisi’nin kadın başkanı olan Norveç Eski Başbakanı Gro Harlem Brundtland (1939 – halen hayatta), adada gençlere bir konuşma yapmıştı. Ancak katliâmdan sadece birkaç dakika önce adayı terk etmişti. Bu canice saldırı esnasında polis üniforması giymiş olan terörist Breivik, “Oslo’daki bombalı saldırıyla ilgili soruşturma” yaptığını söyleyerek gençleri bir alanda toplamış, sonra da ceketinin içinden çıkardığı Ruger Mini – 14 adlı yarı otomatik silahla 90 dakika boyunca kalabalık gençlik topluluğunu yakın mesafeden taramış, 69 genci hunharca katletmiştir.

     İki saat arayla gerçekleşen iki terör saldırısının bilançosu: 77 ölü.

     Saldırıdan bir saat sonra yakalanıp gözaltına alınan Anders Behring Breivik, ertesi gün yaptığı katliâmı itiraf etmiş, 90 dakika boyunca adadaki gençleri nasıl silahla taradığını soğukkanlılıkla anlatmıştır. Breivik konuşmasında sık sık İslam karşıtı vurgular kullanmış, İslam düşmanı ve yabancı düşmanı bir ırkçı olduğunu ortaya koymuştur. Polis kaynakları ise yaptıkları açıklamada, ilk saldırı olan Oslo’daki bombalı saldırıdaki video görüntülerinde Breivik’in bir kamyonla olay yerinden uzaklaşmaya çalıştığının görüldüğünü, dolayısıyla her iki eylemi de kendisinin gerçekleştirdiğini, Oslo’daki bombalı katliâmı yaptıktan sonra Utøya’ya gidip bu sefer de adada silahlı katliâm yaptığını söylemiştir.

     Bir yıl süren yargılamalar sonucunda terörist Anders Behring Breivik, 24 Ağustos 2012 tarihinde verilen nihaî kararla 21 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak Norveç yasalarındaki en ağır ceza olan 21 yıl hapse mahkum edilen Breivik’in cezası müebbete çevrilebilecektir. Breivik bu cezanın en az 10 yılını yattıktan sonra durumu her 5 yılda bir yeniden değerlendirmeye alınacak. Karar, Breivik’in belli aralıklarla durumunun değerlendirilmesinin ve bu yolla ömür boyu hapiste kalmasının da önünü açıyor. (Katliâmın 4. yıldönümünde, 22 Temmuz 2015 tarihinde başkent Oslo’da “22 Temmuz Enformasyon Merkezi” açılmıştır.)

     Utøya’daki terörist saldırıda hayatını kaybeden mâsumlar arasında, 17 yaşındaki Gaziantepli kızımız Gizem Doğan (1994 – 2011) da vardı. Gizem, tüm insanlığın, vicdanlı yüreklerin “ortak sembolü” oldu.

     Gizem’in kalbinde bir Rachel Corrie (1979 – 2003) yaşıyordu. En büyük hayâli bir gün gemiyle Gazze’ye gitmekti Gizem’in. Arkadaşlarına, “Bir gün evlenirsem oğlumun adını Nelson Mandela koyacağım” diyordu. Yaşasaydı, beyaz gelinlik giyseydi, anne olsaydı, oğlunun adını “Nelson Mandela” koyacaktı. En çok hayran olduğu kişiler Norveç Sanayiî Bakanı Trond Giske (1966 – halen hayatta) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu (1959 – halen hayatta) idi. Sınıf arkadaşlarının anlattığına göre, Gizem bir sevgi kelebeğiydi. Yüreği Allah sevgisi ile dolu imânlı bir insan, tertemiz bir Müslüman’dı. Kul hakkını hep gözeten, insanları ırk ve kavmine göre değil, kalpleriyle değerlendiren erdemli bir insandı. (İnşallah-û Teâlâ mekânı cennet olsun. Rabbim O’nu “şehîd” mertebesiyle mükâfâtlandırsın.)

     Evet, mâlesef dünya bir akıl tutulmasına çarpılmış durumda. Kimileri dîn adına, kimileri mezhep adına, kimileri ırk ve kavim adına, kimileri de başka ideolojiler adına, hiç gözünü kırpmadan mâsum insanları öldürebiliyor, toplu cinayetler işleyebiliyor. Oysa terör terördür ve hangi gayeyle, hangi amaçla olursa olsun, mâsum insanların öldürülmesi, hele hele böyle acımasızca öldürülmesi kabul edilebilir mi? İslam (!) adına ortaya çıktıklarını iddiâ eden ve “küresel cihad” adını verdikleri eylemlerle mâsum insanların canına kıyan, sivil insanları çocuk – kadın demeden katledenlerle, Hristiyanlık (!) adına ortaya çıktıklarını iddiâ eden ve “Haçlı rûhu” adını verdikleri eylemlerle mâsum insanların canına kıyan, sivil insanları çocuk – kadın demeden katledenler arasında ne fark vardır? İslam, Hristiyanlık, Musevîlik, Budizm, hangi dîn, hangi öğreti böyle vâhşetlere, bu tür cinayetlere cevaz verebilir? Hangi amaç, hangi dâvâ, hangi ülkü, oyun çağındaki küçücük çocukların, kucağındaki bebeği emziren kadınların, bu gencecik insanların yaşam hakkından daha kutsaldır?

     Barış dîni olan dînimiz, İslam, “Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir, bir insanı yaşatan tüm insanlığı yaşatmış gibidir” buyurmuyor mu, ve diğer tüm dînler de buna benzer öğretileri dillendirmiyor mu? “Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir, bir insanı yaşatan tüm insanlığı yaşatmış gibidir” buyuran azîz İslam dîni ve “Biri sağ yanağına bir tokat attığında karşılık verme, ona sol yanağını göster” buyuran Hristiyanlık dîni, mâsum insanların acımasızca katledilmesine, vahşîce işlenen cinayetlere, toplu taşıma araçları olan otobüslere ve trenlere bomba koyup yüzlerce sivil insanın öldürülmesine, hele hele insanların, hem de kameralar karşısında, insanların tavuk keser gibi boğazlanmasına, böyle vahşetlere nasıl cevaz verebilir? Hangi dînde, hangi öğretide bu tür vahşetlere yer vardır?

     Dîn adına işlenen bu tür cinayetlerden ve terörist eylemlerden daha tehlikeli olan ise, bu tür fanatik hareket ve oluşumların Hristiyan dünyada olsun İslam dünyasında olsun, bu kadar rahat ve bu kadar çok taraftar bulabilmesi değil midir? Evet, asıl tehlike bu değil midir?

     2012 yılında, Oslo’daki Tjuvholmen adlı ada üzerinde İtalyan mimar Renzo Piano (1937 – halen hayatta) tarafından tasarlanmış olan Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi (Nrv. Astrup Fearnley Moderne Kunstmuseet) inşâ edilir. Sanatseverler tarafından “en iyi modern sanatlar müzesi” olarak tanımlanan bu müze, süreli sergilerinde çoğunlukla çağdaş İskandinav sanatçıların eserlerini tanıtma misyonunu üstleniyor. Tjuvholmen üzerindeki en güzide mekân olan Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi (Nrv. Astrup Fearnley Moderne Kunstmuseet), adaya olağanüstü bir güzellik kazandırmış durumda. Müze 1993 yılında açılmıştı, bugünkü modern bina da 2012 yılında yapılır. (Tjuvholmen adlı bu ada üzerinde bulunan Astrup Fearnley Modern Sanat Müzesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 22)

     Oslo’da yapılan son belediye başkanlığı seçimleri, 14 Eylül 2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Belediyesi 1838 tarihinden beri var olan bu şehrin, II. Dünya Savaşı sonrasından günümüze kadar belediye başkanlığını yapan isimleri şunlardır: Einar Gerhardsen (1945), Rolf Stranger (1945, 1956 – 59 ve 1962 – 63), Arnfinn Vik (1945 – 47), Halvdan Eyvind Stokke (1948 – 50), Brynjulf Bull (1951 – 55, 1960 – 61 ve 1964 – 75), Albert Nordengen (1976 – 90), Peter Nicolai Myhre (1990 – 91), Ann – Marit Sæbønes (1992 – 95), Per Ditlev – Simonsen (1995 – 2007), Svenn Kristiansen (2007), Fabian Stang (2007 – 15), Marianne Borgen (2015 – görevi devam ediyor).

     2015 yılında Oslo’nun nüfûsu, 634 bin 463 kişi. 2017 yılında ben ordayken Oslo’nun nüfûsu 666 bin 759 idi fakat benden sonra ne oldu, kaç kişi vefat etti kaç yeni doğum gerçekleşti, Şükrü abi hiç arayıp sormadığı için bilmiyorum.

     Günümüz itibariyle başkent Oslo, Avrupa’nın en hızlı büyüyen şehri haline geldi. Bu büyüme, çoğunlukla yüksek doğum oranlarından ve uluslararası göçlerden kaynaklanmakla birlikte, ülke içi göçlerden de kaynaklanmakta. Şehirdeki göçmen nüfûs, “yerli ve millî” Norveç nüfûsundan biraz daha hızlı bir şekilde büyüyor ve şehirde bu oran toplamın % 30’udur. Şehrin % 30’u göçmen kökenlidir.

     Oslo şehrinde yaşayan yabancılar arasında ilk sırada 23 bin 10 kişiyle Pakistanlılar, ikinci sırada 16 bin 624 kişiyle Polonyalılar, üçüncü sırada 15 bin 137 kişiyle Somalililer, dördüncü sırada 13 bin 18 kişiyle İsveçliler, beşinci sırada 8 bin 215 kişiyle Iraklılar (Kürdistanlılar dahil) geliyor. Sri Lankalılar 7 bin 64 kişiyle altıncı, Faslılar 6 bin 830 kişiyle yedinci, İranlılar 6 bin 306 kişiyle sekizinci, Türkiyeliler 6 bin 298 kişiyle dokuzuncu, Vietnamlılar 6 bin 276 kişiyle onuncu sırada geliyor. Onbirinci sırayı 6 bin 164 kişiyle Filipinliler, onikinci sırayı 5 bin 671 kişiyle Hindistanlılar, onüçüncü sırayı 3 bin 852 kişiyle Afganistanlılar, ondördüncü sırayı 3 bin 813 kişiyle Almanyalılar, onbeşinci sırayı 3 bin 802 kişiyle Rusyalılar alıyor. Onaltıncı sıradaki Danimarkalılar’ın sayısı 3 bin 787 kişi, onyedinci sıradaki Bosna – Hersekliler’in sayısı 3 bin 436 kişi, onsekizinci sıradaki Etiyopyalılar’ın sayısı 3 bin 346 kişi, ondokuzuncu sıradaki Eritreliler’in sayısı 3 bin 277 kişi, yirminci sıradaki Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı kökenlilerin sayısı 3 bin 59 kişi. Sayıları 3 bin 57 kişi olan Litvanyalılar yirmibirinci, sayıları 2 bin 988 kişi olan Çinliler yirmiikinci, sayıları 2 bin 941 kişi olan Romanyalılar yirmiüçüncü, sayıları 2 bin 876 kişi olan Kosovalılar yirmidördüncü, sayıları 2 bin 315 kişi olan Fransalılar yirmibeşinci sırada yer alıyorlar.

     Oslo, farklı dîn, mezhep ve inançtan insanların birarada barış ve kardeşlik içinde yaşadığı “çok dînli” ve “çok mezhepli” bir şehirdir. Bu barış ve kardeşliği sağlayan da Laiklik ve Demokrasi’dir. Şehirde Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudîler, Budistler, birarada yaşarlar. Ülkede Laiklik ve Demokrasi olduğu için, her biri birer “sevgi pıtırcığı” olan bu dînlerin mensupları birbirlerine kötülük yapamamakta, barış içinde ve karşılıklı hoşgörü temelinde yaşamaktadırlar.

     Oslo’nun 15 tane semti vardır. Bu semtler şunlardır: Frogner (nüfûs 55 bin 965 kişi), Grünerløkka (nüfûs 54 bin 701 kişi), Gamle Oslo (nüfûs 49 bin 854 kişi), Nordstrand (nüfûs 49 bin 428 kişi), Nordre Aker (nüfûs 49 bin 337 kişi), Østensjø (nüfûs 49 bin 133 kişi), Alna (nüfûs 48 bin 770 kişi), Vestre Aker (nüfûs 47 bin 24 kişi), Sagene (nüfûs 39 bin 918 kişi), Søndre Nordstrand (nüfûs 37 bin 913 kişi), St. Hanshaugen (nüfûs 36 bin 218 kişi), Ullern (nüfûs 32 bin 124 kişi), Stovner (nüfûs 31 bin 669 kişi), Bjerke (nüfûs 30 bin 502 kişi) ve Grorud (nüfûs 27 bin 283 kişi).

     Oslo, Norveç’in ticaret ve ekonomi merkezi. Kent ayrıca ülkenin sanayi, bankacılık ve nakliye merkezidir. Denizcilik alanında ise ülkenin değil tüm Avrupa’nın hatta dünyanın en önemli merkezlerinden biridir. Kent, denizcilik sektöründeki birçok şirkete ev sahipliği yapıyor. Oslo’da denizcilik sektöründe yaklaşık olarak 1980 şirket bulunmakta ve bunların bünyesinde yaklaşık 8 bin 500 çalışan bulunmakta. Bunlardan bazıları dünyanın en büyük denizcilik şirketleri, gemi müteahhitleri ve denizcilik sigortası brokerleri arasında yer alıyor. Merkezi Oslo şehir merkezinin 10 km batısındaki Høvik’te bulunan Norveç Veritas (Nrv. Det Norske Veritas), dünyanın en büyük üç denizcilik sınıflandırma derneğinden biridir ve dünya filosunun % 16, 5’ini kendi sicilinde barındırmaktadır. Şehrin limanı, ülkedeki en büyük genel kargo limanı ve önde gelen yolcu geçididir. Oslo Limanı’na / Limanı’ndan her gün 6 bine yakın gemi yanaşmaktadır / kalkmaktadır. Bunlar yıllık 5 milyondan fazla yolcu ve 6 milyon ton yüke tekabül etmekte.

     Norveç’te diploması olmayanlar cumhurbaşkanı, okuma – yazma bilmeyenler başbakan, konuşmasını bilmeyenler bakan, oturup kalkmasını bilmeyenler de milletvekili yapılmadığı için, Oslo aynı zamanda “eğitim şehri”dir. Kentte üst düzey eğitim veren pekçok lise, yüksekokul ve üniversite bulunur. Oslo Üniversitesi (Nrv. Universitetet i Oslo), Norveç Yaşam Bilimleri Üniversitesi (Nrv. Norge Miljøg- og Biovitenskapelige Universitet), Teolojik Cemaat Fakültesi (Nrv. Det Teologiske Menighetsfakultet), Teknolojik Toplum Fakültesi (Nrv. Det Teologiske Menighetsfakultet), Barış Araştırmaları Enstitüsü (Nrv. Institutt for Fredforskning), Oslo ve Akershus Yüksekokulu (Nrv. Høgskolen i Oslo og Akershus), İşletme Enstitüsü Ticaret Yüksekokulu (Nrv. Handelshøyskolen Bedriftsøkonomisk Institutt), Norveç İnformasyon Teknolojisi Yüksekokulu (Nrv. Norges Informasjonsteknologiske Høgskole), Norveç Savunma Yüksekokulu (Nrv. Norges Forsvarets Høgskole), Norveç Veteriner Yüksekokulu (Nrv. Norges Veterinærhøgskolen), Oslo Yönetim Menajerliği Yüksekokulu (Nrv. Markedshøyskolen i Oslo), Norveç Savaş Okulu (Nrv. Norges Krigsskolen), Norveç Polis Akademisi (Nrv. Norges Politihøgskolen), Norveç Spor Bilimleri Akademisi (Nrv. Norges Idrettshøgskole), Norveç Müzik Akademisi (Nrv. Norges Musikkhøgskole), Oslo Mimarlık ve Tasarım Akademisi (Nrv. Arkitektur- og Designhøgskolen i Oslo), Oslo Sanat Akademisi (Nrv. Kunsthøgskolen i Oslo) ve Oslo Güzel Sanatlar Akademisi (Nrv. Statens Kunstakademi i Oslo), ilk etapta isimlerini zikredebileceğimiz eğitim kurumları. Oslo şehrinde toplam 27 bin 400 öğrenci ile 7 bin 28 öğretmen ve öğretim görevlisi bulunuyor ama kimse KHK ile görevden ihrac edilmiyor.

     Bir “kültür şehri” olan Oslo, Avrupa Konseyi (İng. Council of Europe) ve Avrupa Komisyonu (İng. European Commission) tarafından yürütülen “Kültürlerarası Şehirler” programının pilot kentidir. Kentte onlarca müze ve turistik mekân bulunuyor; bunların bazılarını Türkiye’deki siz sevgili okurlar için gezip önceki bölümlerde anlattık. (Benim “vatana ve millete hizmet”im de bu şekilde, n’apim? Para yok, pul yok, makam mevki yok, güç yok, arkamda sponsor yok; elimden ancak bu geliyor…)

     Norveç’in başkenti Oslo’nun, dünyadaki yedi şehir ile arasında “kardeş şehir” bağı bulunuyor. Bunlar; İsveç’in Göteborg şehri (onu da gelecek bölümlerde aynen bu şekilde anlatıp tanıtacağız), Almanya’nın Kiel şehri, Polonya’nın başkenti Varşova (Leh. Warszawa), Litvanya’nın başkenti Vilnius, Rusya’nın Sankt – Peterburg şehri, Çin’in Şanghay şehri ve Güney Afrika’nın Mbombela şehri.

     Her ne kadar bizim Elazığ kadar güzel olmasa da yine de çok güzel bir şehir olan Oslo, Kuzey Denizi kıyısında olup Norveç – İsveç sınırına 115 km mesafede bulunuyor.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Oslo hatırâsı, 27 Mayıs 2017

 

1505 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir