Zimbabwe’de Yaşananlar ve Çıkartılması Gereken Dersler

 

isediyani

İbrahim Sediyani yazdı: “Zimbabwe’de Yaşananlar ve Çıkartılması Gereken Dersler”

 

 

 

Zimbabwe’de Yaşananlar ve Çıkartılması Gereken Dersler

İbrahim Sediyani

     Beyaz adamın Afrika’daki Hristiyanlaştırma ve sömürgecilik faaliyetini çok veciz bir biçimde anlatan ve oldukça da meşhur olan bir söz vardır:

     “Beyaz adam ülkemize geldiğinde bizim toprağımız vardı, onların da İncil’i. Şimdi bizim İncil’imiz var, onların toprağı.”

     Gerçi günümüz “sosyal medya entelektüelizmi” ve bilgi kaynakları da orası olan gazetecileri ve köşe yazarları, bu sözün Kenya Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Mzee Jomo Kenyatta (1893 – 1978)’ya ait olduğunu yazıp çizmektedirler ama, bu söz Jomo Kenyatta’ya ait değil, bir İngiliz ve beyaz olan Cecil John Rhodes (1853 – 1902)’e aittir. Ama aslında O’na da ait değil, Zimbabweli isimsiz bir siyah köylüye ait.

     Beyaz sömürgeci Cecil Rhodes, Zimbabwe’de yaptığı bir gezide, uğradığı bir köyde köylülere konuşma yapıp İncil’den âyetler okurken, köylülerden biri kendisine bu nefis sözü söylüyor. Rhodes ağzının payını alıyor ve rezil oluyor ama, sözün muhteşemliği karşısında saygı duyduğu için, köylüye herhangi bir zarar vermiyor, bilakis takdir ediyor. Cecil Rhodes sonradan bu anısını kaleme aldığı için, o isimsiz siyah köylünün söylediği bu muhteşem söz de böylece dünya çapında meşhur oluyor.

     Peki kim bu Cecil Rhodes?

     Eğer bu ismi hiç duymadıysanız, bu sabah askerî darbenin olduğu ve şu anda dünya gündeminin ilk sırasına oturan Afrika ülkesi Zimbabwe hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir.

     Öyle demektir, çünkü Zimbabwe’nin çok değil, bundan daha 37 yıl öncesine kadar ismi “Rodezya” (Rhodesia) idi ve ülke bu ismini işte bu beyaz adamdan, Cecil Rhodes’ten alıyordu. Cecil Rhodes, bu bölgedeki Britanya Güney Afrika Kumpanyası (İng. British South Africa Company)’sına 19. yy’ın sonunda başkanlık ediyordu.

     Beyaz adamın Afrika’daki hâkimiyeti sona erince ve Afrikalılar bağımsızlığını kazanınca, Rodezya’nın güneyi “Zimbabwe” adını aldı (1980), Rodezya’nın kuzeyi de “Zambiya” adını aldı (1964). Bugünkü bu iki komşu ülke, Zimbabwe ve Zambiya, eski Rodezya topraklarıdır.

     Ülkeye 1980 yılında şimdiki “Zimbabwe” ismini veren de, bu sabah kendisine karşı bir askerî darbenin yapıldığı şimdiki devlet başkanı Dr. Robert Gabriel Mugabe (1924 – halen hayatta)’dir.

     “Zimbabwe”, Zimbabwe’de konuşulan Şona dilinde “Taş evler” anlamına geliyor.

     Yani bu darbe, bizzat ülkenin isim babasına yapılmış bir askerî darbe. Ülkenin adını koyan kişiye yapılan bir darbe.

     20. yy’ın başında bütün Afrika, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Belçika ve Portekiz arasında bölüşülmüştü. I. Dünya Savaşı’nda Almanya yenilince, onun sömürgeleri, zafer kazanan ülkeler arasında bölüşüldü. Bu bölüşmeden sonra, Afrika’da Habeşistan’dan başka bağımsız devlet kalmadı.

     Afrika, dökülen onca kandan ve öldürülen milyonlarca yiğit insandan sonra sömürge halinden bağımsızlığa geçerek, tarihinin çok önemli bir devresini bir sıçrayışla atladı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Asya’da başlayan ve Afrika’ya 1956’da ulaşan – bu tarihte Fas, Tunus ve Sudan bağımsızdı – “sömürgecilikten kurtulma hareketi” bundan sonra birden hızlandı. Gelişme, “Fransız Zencî Afrikası”nda önce “1956 Kanunu” ile bir Fransız birliği (Union Française), iki yıl sonra da bir topluluk (Communauté) halinde değerlendirilmeye çalışıldı. O tarihte yalnız Gine bağımsızlığı tercih ederek sözü geçen topluluğa girmedi. Fakat bu “topluluk düzeni” de çok sürmedi ve 1960’ta bütün “Fransız Zencî Afrikası”, tam bağımsızlığa doğru ciddî adımlar attı.

     Bütün olumsuz koşullara karşın, siyah Afrika’nın, uluslararası ticaret ağına katılması önce sınırlı, savaştan sonra ise çok hızlı gelişen kentleşme, öğrenim görmüş bir elit kesimin oluşması, henüz “Nasyonalizm” (Millîyetçilik) sözkonusu olmadan, “Afrikalılık” bilincinin doğmasına yol açtı. Savaş öncesi, Afrika’nın birliğine yönelik olarak gözlenen “Afrikalılık” adı altındaki “özedönüş” hareketlerinin propagandasına oranla çok geniş kitleleri etkileyen 1939 – 45 İkinci Dünya Savaşı, Afrika’da, beyazların saygınlıklarını yitirmelerine neden oldu. Bunda, 1940 bozgunu, Fransızlar arası iç çekişmeler ve Fransa – İngiltere rekabeti de önemli rol oynadı. (1)

     1947’deki Malgaş ayaklanmaları, Kenya’da 1952 – 56 arasındaki Kikuyu, diğer adıyla Mau Mau ayaklanmaları ve Kamerun’da 1955 – 58 arasındaki Kamerun Halklar Birliği’nin ayaklanması, Beyaz Adam’a ve emperyalizme karşı verilen en onurlu, en şedîd ve “siyah devrimci” eylemlerdi.

     Siyah millîyetçiliğine dayalı onurlu ve şiddetli hareketler, 1914 – 18 Birinci Dünya Savaşı öncesinde de bazı yörelerde, özellikle Mısır’da, Fransa’nın işgali altındaki Kuzey Afrika topraklarında, Senegal’de ve İngiliz işgali altındaki Batı Afrika’da bir ölçüde gelişme göstermişti. Başka yerlerde, anti – emperyalist hareketler, geleneksel örgütlere dayanıyor, modern bir ulusal devlet kurma hedefinin gerisinde kalıyordu. Kimi yörelerde, Avrupa’nın kültürel etkinliğine karşı, dînler bağdaştırılmaya çalışıldı. 1950’lerde Kenya’daki Mau Mau ayaklanmasında izlendiği gibi, tüm bu tepkimelerin, “etnik var olma” özlemiyle bütünleştiği hareketler oldu. (2)

     1958 sonunda, Afrika’nın her yanından gelen siyâh millîyetçileri, Gana’da, Accra’da toplanarak ilk “Bütün Afrika Halkları Konferansı”nı düzenlediler. Joseph Kasa – Vubu (1910 – 69)’nun gitmesi “çok tehlikeli” bulunduğu için, Kongo’yu bu kongrede Patrice Émery Lumumba (1925 – 61) temsil etti. Bu kongreye katılanlar arasında Nyassaland (günümüzdeki Malawi)’dan Dr. Hastings Kamuzu Banda (1898 – 1997), Kuzey Rodezya (günümüzdeki Zambiya) heyetlerinin başındaki Kenneth David Buchizya Kuanda (1924 – halen hayatta) ve Harry Mwaanga Nkumbula (1916 – 83) ile Güney Rodezya (günümüzdeki Zimbabwe)’dan Joshua Mqabuko Nyongolo Nkomo (1917 – 99) da vardı. Bu genç siyasal örgütçüler, kongreden, ülkelerinde beyazların egemenliğine karşı kesin sonuç alınıncaya kadar savaşım vermek konusunda daha kararlı olarak döndüler. (3)

     Bunda, Accra’daki öteki millîyetçilerden büyük destek görmüş olmalarının da payı vardı. Gana Cumhurbaşkanı Francis Nwia Kofi Kwame Nkrumah (1909 – 72) ve Mısır önderi Cemal Abdunnasır Hüseyin (1918 – 70), büyük bir olasılıkla para, hatta silah yardımı yapma konusunda söz vermişlerdi. Patrice Lumumba, Leopoldville’e, Belçikalılar’a karşı ancak ulusal bir kampanyayla başarı kazanılabilineceğine kesin olarak inanmış şekilde döndü ve hemen ivedi bir biçimde bağımsızlık istemeye başladı. (4)

     Güneyde, her iki Rodezya’da ve Nyassaland’da, İngiliz hükûmeti, 1953’te, iktidarın Afrikalılar’a değil, ülkede yaşayan beyazlara devredilmesi kararı alarak, “Rodezyalar ve Nyassaland Federasyonu”nu oluşturdu. Afrikalı önderler, beyazların hükûmetine güvenmediler ve Güney Rodezya’da, Kuzey Rodezya’da ve Nyassaland’da, beyazların egemenliğine karşı Afrika Ulusal Kongreleri kurdular.

     Hastings Kamuzu Banda, İngiltere’de ve Gana’da 40 yıl kaldıktan sonra, Nyassaland Afrika Kongresi’nin başına geçmek için 1958’de ülkesine döndü. Joshua Nkomo, Güney Rodezya’daki Afrika Ulusal Kongresi (AUK)’nin başkanlığını üstlendi. Kuzey Rodezya’da Kenneth Kaunda, Harry Nkumbula’nın ılımlı AUK’sinden ayrılarak, Birleşik Ulusal Bağımsızlık Partisi (BUBP)’ni kurdu. (5)

     1959’da Nyassaland ve Kuzey Rodezya, toplumsal huzursuzluklarla ve militanların eylemleriyle sarsılmaya başladı. BUBP, siyahlar için yapılan ülke çapındaki ilk seçimleri boykot etti. Her üç sömürgede de “olağanüstü hal” ilan edildi. Güney Rodezya’da UHK’nin 500 üyesi, Nyassaland’da Hastings Kamuzu Banda ve 1000 kadar yandaşı, Kuzey Rodezya’da da Kenneth Kaunda ve BUBP’nin öteki önde gelen üyeleri tutuklandılar.

     Her üç bölgedeki beyazlar, böylece ulusal siyah hareketin sona ereceğini umuyorlardı. Ne var ki, 1959’daki beyaz şiddet ve misilleme, İç Afrika’daki siyah ulusal savaşımının sonu değil, başlangıcı oldu. İngilizler, Afrika’daki topraklarını ancak çoğunluğun onayıyla yönetebileceklerini anladılar. Bunun üstüne İngiltere, federasyonun dağıtılacağını açıkladı ve federasyon, 1963’te dağıtıldı. Doğu Afrika’daki gibi, bir dizi seçim yapıldı. Bu seçimler Afrikalılar’ın gücünü ortaya koydu. Nyassaland’da cezaevinden çıkan Banda, yeni Malawi Kongre Partisi (MKP)’nin başına geçti ve 1961’de yapılan geniş tabanlı seçimlerde kesin bir zafer kazandı. Ardından, 1964’te Nyassaland’ın bağımsızlığı ilan edildi ve adı “Malawi” olarak değiştirildi. (6)

     Kuzey Rodezya’da, Afrikalılar’ın hak istemleri gün geçtikçe artarak sürdü ve siyahlar ile beyazların çekiştikleri iki seçimden sonra BUBP, 1963’te tam çoğunluğu elde etti. Sömürge, 1964 sonunda “Zambiya” adıyla bağımsızlığa kavuştu.

     Güney Rodezya’daki beyazlar daha kalabalıktılar ve siyahların egemenliğini engellemekte kararlıydılar. 1965’te, tek yanlı olarak “Rodezya” adıyla sömürgenin bağımsızlığını (!) ilan ettiler.

     Ne komik, değil mi? Beyazlar, Afrika’nın bir ülkesinin “Afrikalılar’dan bağımsızlığını” ilan ediyor! Ne var ki, hiçbir ülke bu “plastik devleti” tanımadı ve yaptırımlar uyguladılar. Bununla birlikte yaptırımlar sonuç vermedi ve beyaz sömürgecilerin iktidarı 1972’ye kadar, ne hikmetse içte hiçbir sorunla karşılaşmadan ayakta kaldı.

     O tarihte, Robert Mugabe’nin ve Josiah Magama Tongogara (1938 – 79)’nın yönetimindeki Afrikalılar, bir gerilla savaşına girişip beyazların ekonomisini ve güvenliğini gün geçtikçe daha çok tehlikeye düşürmeye başladılar.

     1979’da Londra’da bütün tarafların katıldığı bir konferansta, savaşa son verilmesi, yeni bir anayasanın yürürlüğe konması ve İngiltere’nin denetimi altında genel seçimler yapılması kabul edildi. 1980’de yapılan seçimlerde liderliğini Dr. Robert Mugabe’nin yaptığı Zimbabwe Ulusal Afrika Birliği (ZUAB), liderliğini Joshua Nkomo’nun yaptığı Zimbabwe Afrika Halk Birliği (ZAHB) karşısında kesin bir zafer kazandı.

     Mugabe başbakan oldu ve ülkenin “Rodezya” olan ve Cecil Rhodes’in adından gelen asimile adı atılarak, ülke gerçek ve Afrikalı adına, “Zimbabwe” adına kavuştu. (7)

     Başbakanlığı döneminde Mugabe, ülkesinin birçok alanda atılım yapmasını ve gelişim göstermesini sağladı. Siyahîlerin yaşam standartlarını geliştirmeye çalışan Başbakan Dr. Mugabe, bu süreçte sağlık, eğitim ve tarım alanlarında uyguladığı politikalar ile Zimbabwe’ye hakikaten önemli bir ivme kazandırmıştır. (8)

     Örneğin iktidara geldiği yıl olan 1980’de yetersiz beslenen çocukların oranı % 22 iken, iktidarının ilk on yılından sonra 1990’da bu oran  %12’ye düşmüş, ortalama yaşam süresinde de aynı yıl on yıl öncesine oranla gözle görülür artış sağlanmış, 1980’de % 0, 86 olan çocuk ölüm oranları 1990’da % 0, 49’a düşmüştür. Ekonomik alanda da ülke, 1980 – 89 yılları arasında % 4, 47 düzeyinde büyüme göstermiştir. (9)

     Liderliğini Dr. Robert Mugabe’nin yaptığı Zimbabwe Ulusal Afrika Birliği ile liderliğini Joshua Nkomo’nun yaptığı Zimbabwe Afrika Halk Birliği, 1982 yılına kadar hükûmet ortağı idiler. Ancak Mugabe, 1982’de bu ortaklığa son verdi.

     Nkomo ve partisi, Mugabe ve partisini kendilerini devirmekle suçladı. Nkomo’yu hükûmet dışında bırakan Mugabe, Zimbabwe Afrika Halk Birliği mensuplarına karşı da sert bir tutum içerisine girdi. Bu olaylardan sonra ülke içerisinde yaşanan çatışmalarda çoğunluğu Nkomo’nun mensup olduğu etnik köken olan Ndebeleler olmak üzere binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. (10)

     Ancak “düşman” görülen Joshua Nkomo ve partisi ile 1985 yılında anlaşma yapılarak yeniden barışın önü açıldı, Nkomo da başbakan yardımcısı olarak hükûmete dahil edildi.

     Ancak 1965 ve 1980’den sonra diyebiliriz ki Zimbabwe tarihinde üçüncü “dönüm noktası” olan yıl, 1987 olmuştur.

     Niye mi? Şunun için: O tarihe kadar devlet başkanı, Canaan Sodindo Banana (1936 – 2003) idi. Dr. Robert Mugabe ise başbakandı. 1987 yılında Mugabe, devlet başkanlığını kazandı. Canaan Banana’dan görevi devralarak ülkenin ikinci devlet başkanı oldu. “Başkan” olunca da (tıpkı aramızdaki bazı “başkan olma” heveslisi cumhurbaşkanı, aynı zamanda şair, aktivist, futbol yorumcusu ve çocuk doğum uzmanının yapmak istediği gibi) başbakanlık makamını ortadan kaldırdı.

     Mugabe iktidara geldikten sonra 1990, 1996, 2002, 2008 ve 2013 yıllarında yapılan seçimlerin hepsini de kazanarak görevini bu günlere kadar sürdürdü.

     Mugabe, 2015 yılında “Konfüçyüs Barış Ödülü”ne layık görüldü. (11) Aynı yıl Afrika Birliği Başkanı da seçilmiş ve bu görevini Ocak 2016’ya kadar sürdürmüştü. (12)

     Ancak hem ülke içinde hem de dünya genelinde birçok eleştiriye uğrayan Mugabe dönemi yolsuzluk, siyasî muhalefeti bastırmak, toprak reformunu kötü idare etmek, ekonomiyi batırmak ve insan haklarını ihlal etmek ile suçlanmıştır. (13)

     Devlet başkanlığı döneminde uyguladığı baskıcı politikalar nedeniyle birçok kez uluslararası alanda eleştirilere maruz kalan Mugabe’ye, Avrupa Birliği (AB) tarafından 2008 yılından itibaren “AB ülkelerini ziyaret yasağı” konmuş, Mugabe bu dönem boyunca Zimbabwe Devlet Başkanı olarak sadece AB dışında olan ve geçiş için İtalya’nın izin verdiği Vatikan’a gidebilmiştir. Sadece, Afrika Birliği Başkanı olduğu 30 Ocak 2015 – 30 Ocak 2016 dönemindeki 1 yıl zarfında, AB kendisine “AB ülkelerine geçici olarak giriş izni vereceğini” açıklamıştır. (14)

     Yaşanan bütün bu sancılı ve ibret verici süreçten sonra bugüne gelindi ve bugün (15 Kasım 2017), ülkede askerî darbe oldu. Zimbabwe ordusu yönetime el koydu. (15)

    Ülkedeki askerî darbenin ardından ordu yetkilileri, Devlet Başkanı Robert Mugabe ve eşinin gözaltında olduğunu duyurdu. Ekonomik krizle boğuşan Zimbabwe’de – ki 2007’den bu yana dünyanın en yüksek enflasyon oranına sahip ülkesi konumundadır (16) – ordu devlet binalarının büyük bir kısmı ele geçirdi.

     Zimbabwe Genelkurmay Başkanı Constantino Guveya Dominic Nyikadzino Chiwenga (1956 – halen hayatta ve görevinin başında) emrindeki ordu yetkilileri, Zimbabwe devlet televizyonu ZBC’de yaptıkları açıklamada, Devlet Başkanı Robert Mugabe ile eşi Grace Ntombizodwa Mugabe (1965 – halen hayatta)’nin gözaltında olduğunu belirterek, Mugabe’nin çevresindeki “suçluların” da yakalanması için harekete geçildiğini bildirdi. Zimbabwe medyasında yer alan haberlere göre, Yüksek Öğrenim Bakanı Jonathan Nathaniel Moyo (1957 – halen hayatta)‚ Yerel Yönetim Bakanı Saviour Kasukuwere (1970 – halen hayatta) ve Maliye Bakanı Ignatius Morgan Chombo (1952 – halen hayatta)’nun da gözaltına alındığı belirtildi. (17) 

     Daha önce görevden alınmış olan Devlet Başkan Eski Yardımcısı Emmerson Dambudzo Mnangagwa (1942 – halen hayatta), sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ülkeye geri döndüğünü ve gelecek günlerde yoğun bir şekilde çalışacağını duyurdu. Mnangagwa’nın destekçileri arasında bulunan siyasetçi Christopher Hatikure Mutsvangwa (1955 – halen hayatta), yaptığı açıklamada, ordunun Zimbabwe’yi hakikî bir demokrasiye döndüreceğini ve ülkeyi modern ve örnek bir ulus haline getireceğini söyledi. Mutsvangwa, Genelkurmay Başkanı Chiwenga’nın, “iktidarın çirkin şekilde suistimal edilmesini kansız bir şekilde cezalandırdığını” belirtti.

     Ülkede geçen hafta Mnangagwa’nın görevden alınması sonrası ordu ve hükûmet arasında gerilim artmış, Genelkurmay Başkanı Chiwenga, “Mnangagwa’nın destekçilerine yapılan tasfiyeye son vermek için adım atmaya hazır olduğunu” söylemişti. Genelkurmay Başkanı’nın açıklaması sonrası iktidar partisi yetkilileri, Chiwenga’yı “vatana ihanet” ile suçlayarak, askerî baskıya boyun eğmeyeceklerini belirtmişlerdi.

     Ancak geri kalmış ülkelerde “vatan hainliği”, ne yapıldığıyla ilgili değil, kimin iktidarda olduğuyla ilgili bir vasıftır. Zimbabwe ve tıpkı onun gibi geri kalmış bazı ülkelerde (ismi lazım değil) olduğu gibi, iktidarda kim varsa, diğerleri “vatan haini”dir.

     Geçen hafta Zimbabwe’de iktidar “vatansever”, muhalefet ise “vatan haini” idi. Bugün ise iktidar devrildi ve bu sefer de onyıllardır muhalefete “vatan haini” diyen iktidar mensuplarının kendisi “vatan haini” oldular. Dünkü “vatan hainleri” ise şimdi “vatansever” oldular.

     Zimbabwe’nin siz sevgili okurlarımız için aktardığımız bu yakın tarihi, yalnızca onların değil, onlarla aynı hataları yapıp aynı gaflet içinde yüzen tüm ülkelerin olası mukadderatı olmaya namzet ibretlerle dolu öyküsüdür aynı zamanda.

     Ülkesinde çok sevilen, hatta o ülkenin “kurtarıcısı” gözüyle bakılan, başta sağlık ve tarım olmak üzere ülkeye takdire şayan pekçok hizmetler de yapmış olan bir lidere “sınırsız ve kontrolsüz güç” verilmesi halinde ülkeyi nasıl bir felâketin ve uçurumun eşiğine getireceğinin trajik öyküsüdür.

     Yaptığı onca hizmetler ve kahramanlıklardan dolayı “tek güç” özelliğine sahip kontrolsüz bir “başkanlık” hevesine engel olunmayan, “başbakanlık” gibi makamları ortadan kaldırmasına ses çıkarılmayan, sağlık alanında ve ekonomide yaptığı iyileştirmeler nedeniyle ayyuka çıkan “yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet” skandallarına halkın göz yumduğu, “çalıyor ama çalışıyor” dediği, AB ülkeleri kendisine “Avrupa’ya giriş yasağı” koyarken uluslararası alandaki bu sıkıntılarının bilakis kendi ülkesindeki iç politikada “güç kaynağı”na dönüştüğü ve aksine ülkesinde oylarını daha da arttırdığı, medenî dünya kendisini yolsuzluk, siyasî muhalefeti bastırmak ve insan haklarını ihlal etmek gibi sebeplerden dolayı kara listeye alırken bu durumun kendi ülkesinde tam tersine O’na karizma kazandırdığı ve kendi seçmenleri tarafından O’nun “dünya lideri” olarak görülmesine vesile olduğu bir devlet reisinin ülkesini sürüklediği felâketin trajik öyküsüdür.

     Bazen geleceği görebilmek için geçmişe bakmak gerekiyor. Bazen de bir toplumun yakın geçmişi, aslında başka bir toplumun da yakın geleceği oluyor. “Sünnetullah”ın ne olduğunu bilen bir mektepten gelenler, bu cümleleri okurken anlamakta sıkıntı çekmeyeceklerdir. Bu öyle bir “denge yasası”dır ki, ne ırktan ırka değişiyor ne de kıtadan kıtaya.

     Geçen hafta Zimbabwe’de iktidar “vatansever”, muhalefet ise “vatan haini” idi. Bugün ise iktidar devrildi ve bu sefer de onyıllardır muhalefete “vatan haini” diyen iktidar mensuplarının kendisi “vatan haini” oldular. Dünkü “vatan hainleri” ise şimdi “vatansever” oldular.

     Dedim ya, geri kalmış ülkelerde “vatan hainliği”, ne yapıldığıyla ilgili değil, kimin iktidarda olduğuyla ilgili bir vasıftır. İktidardayken hiçbir zaman bitmeyecek zannettiğiniz gücünüze güvenerek bütün muhalifleri “vatan hainliği” ile suçlarsınız ama, bir gün o iktidarınız sona erdiğinde bakarsınız ki bu sefer de siz “vatan haini” olmuşsunuz.

     Kızım sana söylüyorum, 15 çocuk doğurması istenen gelinim sen anla.

sediyani@gmail.com

     DİPNOTLAR:

(1) İbrahim Sediyani, Siyah Devrim, s. 51 – 52, Parafiks Yayınları, Edirne – 2015

(2) age, s. 52

(3) age, s. 55

(4) age, s. 55

(5) age, s. 58

(6) age, s. 58 – 59

(7) age, s. 59

(8) Christian Meyer, Robert Mugabe – Simbabwe: Vom Höhenflug des Revolutionärs zum Sündenfall des Autokraten, Der Freitag, 28 Nisan 2000

(9) Worldbank Report 1995, Report No: 13540 – ZIM, Zimbabwe Archieving Shared Growth, bölüm 1, Macro, Industry and Finance Division Africa Region, Southern Africa Department (PDF’ine şu linkten ulaşabilirsiniz: http://documents.worldbank.org/curated/en/690731468781181684/pdf/multi0page.pdf)

(10) Andrea Jeska, Mugabe Lässt Seine Schlächter Aufmarschieren, Welt.de, 8 Mart 2011

(11) Richard Macauley, Zimbabwean Dictator Robert Mugabe is The Latest Strongman to Win China’s Confucius Peace Prize, QZ, 21 Ocak 2015

(12) Edmund Blair, Zimbabwe’s Mugabe Becomes African Union Chairman, Reuters Africa, 20 Ocak 2015

(13) Panicked Zimbabwe Government Postpones Inflation Announcement, Cape Times, 17 Nisan 2007

(14) Brüssel: Als AU – Präsident Darf Mugabe in EU Einreisen, Zeit Online, 3 Şubat 2015

(15) Ajanslar, 15 Kasım 2017

(16) Zimbabwe Inflation to Hit 1, 5 m %, The Guardian, 21 Haziran 2007

(17) Zimbabwe Broadcasting Corporation, 15 Temmuz 2017

     SEDİYANİ HABER

     15 KASIM 2017

506 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir