Cizre’nin Sasaniler Tarafından Kuşatılması ve İstilâsı

 

isediyani

Cizreli araştırmacı Erkan Özkalay, Sediyani Haber için yazdı…

 

 

 

Cizre’nin Sasaniler Tarafından Kuşatılması ve İstilâsı

Erkan Özkalay

     Sasani Kralı II. Şahpur, son imparatorun kendisine bıraktığı topraklardan daha fazlasını istilâ etmeye çalışıyordu. Amida (Diyarbakır)’nın çöküşü ise Roma vilayetlerinin güvenliği demekti. Roma ve Persler arasında sancılı bir kapışmaya neden olan bölgede Cizre ve diğer yerleşimler için felâketler zincirinin ilk basamağıdır bu.

     Şahpur’un Diyarbakır’ı muhasarası zaferle biten ama hüsranla sonuçlanan bir kuşatmadır. Kuşatma aralıksız olarak 73 gün sürmüş ve Şahpur’a çok pahalıya mal olmuştur. Son bahar mevsimi (savaş zamanı) biterken, Şahpur’un Diyarbakır surları dibinde 30 bin askerinin ölmesiyle sonuçlanan bir savaştır.

     Amida (Diyarbakır) Kalesi düştüğünde sevinmiş görünmesine rağmen, savaşın çok uzun sürmesi, çok asker kaybına sebep olması haddizatında Şahpur’un canını sıkmıştır. Hayâl kırıklığına uğrayan kral, yıpranmış bir ordu ve buruk bir zafer ile başkentine döndü.

     Bu kuşatmanın sonucu, Şahpur’un Kürdistan’ın diğer şehirlerine yönelmesine sebep teşkil etmiştir.

     “Şahpur doğuyu fethetmeye çalışmak yerine kuvvetlerini Mezopotamya’nın iki güçlü şehri Sincar ve Bazend (Cizre)’i dizginlemeye odakladı. Bu şehirlerden biri (Sincar) bir çölün ortasında, diğeri yani Cizre, hemen her yanı Dicle’nin derin ve coşkun akıntısıyla çevrili bir yarımadada bulunuyordu.”

     Diyarbakır seferinden sonra Şahpur, 360 yılında sefere çıktı ve hücûmlarını tazeledi. Önce Mezopotamya’daki Sincar Kalesi’ni askerleri ile birçok gün kuşattı. Teslim etmeleri için önce kaleyi savunanlara subaylarını gönderdi. Bunlar teslim olmayı reddedince Persler şehre saldırıyı başlattılar. Birkaç gün içinde önceki kuşatmalarda zayıflayan surlardan açılan gediklerle Sincar Kalesi düştü. Kaleyi savunamayan müdafiler katledildiler.

     Canlı kalanlar Şahpur’un emri ile alınıp hapsedildiler ve esir olarak İran diyarına sürüldüler. Sincar surlarını yerle bir eden savaşın galibi II. Şahpur, bu tenhâ yeri terketti ve Cizre Kalesi’ne doğru yöneldi. Pers İmparatoru II. Şahpur, Sincar’ı aldıktan sonra yan yolları tercih ederek Dicle’nin doğu yakasında üç Roma lejyonu tarafından savunulan “oppidium” (karargâh) olan Cizre’ye geldi.

     “Cizre ile bu kadar ilgilenilmesi ve kuşatmanın sadece burası ile sınırlandırması hem düşündürücü hem de Cizre’nin bir savaş ganimeti olması açısından büyük bir önem arzetmektedir. Konuyu araştırmam açısından önemli bir anekdottur.”

     Neden mi?

     Çünkü Cizre, dedesi Narseh tarafından 297 yılında Romalılar’a terkedilen beş vilayetin, özellikle Zapdike’nin önemli bir şehriydi. Cizre öteden beri imparatorluklar için vazgeçilmez bir yer olma özelliğini taşımıştır. (Cizre şehrimizin günümüzde de sınıra yakın olması ve coğrafî özellikleri ile siyasî, sosyal ve ekonomik olarak büyük bir önem arzetmektedir.)

     Sasani ordusu Cizre önlerine geldiğinde hemen hücûma geçmedi. Şahpur diğer şehirlerde olduğu gibi geleneksel bir deklarasyon gerçekleştirdi. Kuşatma ve saldırıdan önce kale muhafızlarına teslim olmaları için dâvette bulundu. Bu O’nun âdetiydi; ilk saldırıdan önce kaleyi teslim etmeleri hakkında düşünmeleri için kısa bir süre bahşederdi. Diyarbakır’da da benzerini yapmıştı.

     Cizre’de kral, hücûm etmeden önce şehirdekilere teslim olmaları için dâvette bulundu. Ne var ki kaynaklar barış şartına hiçbir karşılık gelmediğini belirtiyorlar. Teklif reddedilince hakikî saldırılar başladı. Şahpur’un ok menzilinde dört bir yandan muhasara edilen tek şehir Amida değildi. Cizre şehri de yakın bir ok menzilinden kuşatmaya başlandı.

     Sasani ordusundan Cizre Kalesi’ne ilk saldırı, parıldayan zırhı ve gümüş renkli başlığı ile Şahpur tarafından kendisine yüksek bir kule içinde refakat eden Pers askerleriyle yapılmıştır. Kral Şahpur, kalenin surları etrafında önce çepeçevre bir keşif devri yaptı. Kral ve beraberindekiler siperlere o kadar çok yaklaşmışlardı ki kaleyi savunan topçu birlikler mancınıklarıyla okçular üzerlerine beklemedikleri bir şekilde ateşe başladılar. Şahpur, gafil avlanmıştı. Ancak kral kaplumbağa kılıfı gibi bir koruma kalkanı altına alınmıştı. Şahpur, Cizre Kalesi kuşatmasında isabet alan kalkanının altında yaralanmadan zor bela canını kurtarmıştı.

     Romalılar’ın kendisine bu davranışı karşısında öfkelendi. Geçirdiği tehlikeden dolayı hiddetlenmiş bir şekilde müstahkem Cizre Kalesi’ni tahrip edip yok etmeden buradan ayrılmayacağına dair yemin etti. Nitekim uzaktan müstahkem kaleye bakan hücûm başlayıncaya kadar sahadan ayrılmadı. Ancak kuşatmanın daha ilk gününde ani olarak yapmak istediği acele ve vahşi saldırıyı başlatmaktan, nüfûzlu danışmanlarının soğukkanlı tutumları sayesinde vazgeçti. (Bu Cizre için bir felâket demekti. Cizre talan olacak, taş üstünde taş kalmayacaktı.)

     Bir an için öfkesini bastıran kral, elçiler göndererek kale muhafızlarının teslim olmaları ve düşünmeleri için kısa bir süre verdi. Şahpur şehir kapılarının açılmasını (bugünkü Tör Kapısı ve diğer girişler) ve “cihan fatihinin” yani kendisinin merhametine teslim olmalarını istiyordu. Şahpur, Amida, Sincar (Şengal) ve Cizre savaşlarında uyguladığı zalim tavırlara rağmen gerektiğinde ılımlı bir tutum sergileyebiliyordu.

     Ancak bu sefer savaşmayı tercih etti. Cizre şehri uzun süren bir kuşatma neticesinde ele geçirildi.

     Cizre, Sasani İmparatorluğu’nun Mezopotamya’da ayak bastığı ilk Roma toprağıdır. Cizre’de Şahpur’un piyadeleri Amida Kalesi’nde olduğu gibi bir gedik açtıktan sonra şehri yağmaladılar. Cizre’yi birçok yerden tahrip ettiler. Cizre Kalesi’nin düşüşü Şahpur’un haşin, zalim tabiat ve mizacında hayvan kesercesine büyük bir katliâma dönüşmüştür.

     “Kanaatimizce hem Amida hem Cizre’de hayvan boğazlar gibi yapılmış bulunan katliâm, haşin ve zalim tabiatlı bir gücenmenin neticesidir.”

     Gerçekten Persler’e karşı yapılan dokuz ağır harpten hiçbiri, Nusaybin’in 346 ve 350 yılları ile Amida ve Cizre’nin 360 yılındaki kuşatmalarından daha ağır değildi.

     KAYNAKLAR:

     – A. Marcellinus, Res Gestae, XX. 6 – 7 – 11, XX. 15 – 3, Constantin’den Julien’e Bizans Manzaraları, s. 211 – 212

     – Dr. Mesut Tüzün, Nuh Tufanı ve Cudi Dağı, Cizre Tarihi, s. 191 – 193

     – Edward Gibbon, The History of The Decline and Fall, cilt 2, bölüm 19, s. 228 – 229

     – Bikencham, Rıhleti ile Irak, cilt 1, s. 16

     – Jacop Neusner, A.History of the Jews in Bobylonia, cilt 4, s. 9, Akademik Brill – 1969

     SEDİYANİ HABER

     3 KASIM 2017

 

1382 Total Views 3 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir