Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri – 7

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

– geçen bölümden devam –

     KIRIM

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Kırım, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Ukrayna, batısında ve güneyinde Karadeniz, doğusunda Azak Denizi, Karadeniz ve Rusya bulunur.

     26 bin 81 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 1 milyon 912 bin 168 insan yaşar. Dînleri Hristiyanlık ve İslam’dır. Başkenti, 1784 yılında kurulmuş bir yerleşim birimi olan 341 bin 155 nüfûslu Simferepol (Tatr. Акъмесджит [Aqımesdjit]; Ukr. ve Rus. Сімферополь [Simferopolı])’dur.

     Kırım nüfûsunun % 65, 3’ü Rus (1 milyon 492 bin kişi), % 15, 7’si Ukraynalı (344 bin 500 kişi), % 12, 2’si Tatar (246 bin 73 kişi), % 0, 9’u Beyaz Rus (21 bin 700 kişi), % 0, 5’i Ermeni (11 bin kişi), % 0, 2’si de Yahudî (5 bin 500 kişi)’dir.

     Coğrafyanın dînî demografyası ise şu şekilde: % 73 Hristiyan, % 15 Müslüman, % 7 Ateist, % 2 de diğer dîn ve inançlar.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) devleti kurulurken, Ukrayna da SSCB’nin bir parçasıydı.

     19 Şubat 1954 tarihinde SSCB Yüksek Sovyeti Prezidyumu, Kırım Oblastı’nı Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nden çıkararak Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağladı.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, Ukrayna, 1991 yılında Kırım’ın özerk statüsünü teyit etmiş ve tüm Kırım Tatarları’nın sürgünden dönmesine de izin vermiştir.

     Üçbuçuk yıl öncesine kadar Ukrayna’ya bağlı olan Kırım, Mart 2014’te Rusya yanlısı ayrılıkçılar ve Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin yarımadayı ele geçirmesinin ardından bölgenin Rusya’ya katılması için bir referandum düzenlendi ve referandumda Kırım halkı Rusya’ya katılmak istediğini ortaya koydu. Rusya daha sonra Kırım Cumhuriyeti ile Sivastopol’u federal birimleri olacak şekilde ilhak etti.

     16 Mart 2014 tarihinde yapılan referandumda halka iki soru soruldu:

     1) Rusya’ya bağlanmaya razı mısınız?

     2) 1992 Kırım Anayasası’nın yeniden yürürlüğe girmesi ve Kırım’ın Ukrayna’nın bir parçası olmasına razı mısınız?

     Referandumun sonucuna göre Kırım Özerk Cumhuriyeti ezici bir çoğunluğun oyuyla Rusya Federasyonu’na bağlanmayı kabul etti.

     Hemen iki gün sonra, 18 Mart 2014’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya bağlanması ve yeni federal bölgeler oluşturulması anlaşmasını imzaladı. Daha sonra anlaşma metni Anayasa Mahkemesi tarafından onaylandıktan sonra parlamentonun alt ve üst kanatlarında görüşülüp kabul edildi ve yürürlüğe girdi. Böylece konu Rusya açısından resmîleşmiş oldu.

     Rusya ve birkaç BM üyesi devlet Kırım’ı Rusya’nın bir parçası olarak tanırken Ukrayna, Kırım’ı Kırım Özerk Cumhuriyeti adıyla kendi bölgesi olarak görmeye devam etmektedir. Ukrayna’nın bu iddiâsı pekçok yabancı hükûmet ve BM Genel Kurulu’nun 68 / 262 sayılı kararı ile desteklenmektedir.

     Kırım’a Ukrayna üzerinden giriş yapmak isteyenler önce Ukrayna Devlet Göç Hizmetleri İdaresi’ne başvurmalı.

     TRANSDİNYESTER

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Transdinyester, Moldova’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde, batısında ve güneyinde Ukrayna, batısında Moldova bulunur.

     3 bin 567 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 475 bin 665 insan yaşar. Dînleri Hristiyanlık’tır. Başkenti, 1792 yılında kurulmuş bir yerleşim birimi olan 128 bin 807 nüfûslu Tiraspol (Mold. Тираспол [Tiraspol]; Ukr. ve Rus. Тирасполь [Tiraspolı]; Rom. Tiraspol)’dur.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, 6 Ocak 1919 tarihinde Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş, ardından 12 Ocak 1924 tarihinde Ukrayna’nın içinde ve Ukrayna’nın bir parçası olarak Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oluşturulmuştu. Transdinyester de bu özerk cumhuriyetin bir parçasıydı. Bu özerk cumhuriyetin başkenti Balta kentiydi, sonra 1929 yılında başkent olarak Tiraspol seçildi.

     Ancak Fransa ve Britanya’nın Çekoslovakya’nın Südet bölgesini Almanya’ya terkettikleri 29 Eylül 1938 tarihindeki Münih Antlaşması sonucunda, tecrit edilen SSCB, Nazi yayılmacılığının ve Batı Avrupalılar’ın korkaklığının bir sonraki kurbanı olmamak için Almanya ile bir anlaşmaya varma girişiminde bulundu. II. Dünya Savaşı (1939 – 45)’ndan çok kısa bir süre önce, Faşist Almanya ile Komünist SSCB arasında SSCB’nin başkenti Moskova’da 24 Ağustos 1939 günü Alman – Sovyet Saldırmazlık Paktı (liderlerin isimlerinden dolayı Hitler – Stalin Paktı veya dışişleri bakanlarının isimlerinden dolayı Molotow – Ribbentrop Paktı olarak da anılır) imzalandı. Bu antlaşma, bütün Orta Avrupa’nın bölünmesini öngörüyordu. Bu etki alanı oyununun sonuçlarından biri, Romanya topraklarının bir bölümünün SSCB tarafından ilhakı ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir parçası olan Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne idarî olarak bağlanması, böylece aynı zamanda hem Romence hem de Rusça konuşulan yeni Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulması oldu.

     Büyük Savaş esnasında, 1941 yılında Transdinyester toprakları Alman Nazi ordusu ve ona bağlı olan Romen müfrezeler tarafından işgal edildi. 1941 – 44 yılları arasında bu coğrafya Romen ordusunun işgali altında kaldı. Bu topraklar, idarî olarak Romanya’nın Transdinyester vilayeti yapılmıştı.

     Cihan Harbi’nde Nazi Almanyası ile müttefik olan Romanya’nın egemenliği altındayken, Transdinyester topraklarında yaşayan Yahudîler’in büyük çoğunluğu öldürüldü veya bu topraklardan sürüldü. Romanya’nın egemenliği altında bulunduğu 3 yıl boyunca bu coğrafyada öldürülen Yahudî sayısı 250 bin – 300 bin arasındadır.

     Mart – Nisan 1944 tarihlerinde büyük bir atak gerçekleştiren Sovyet Kızılordu, Transdinyester ve Moldova topraklarını tekrar geri aldı.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, halklar ve özerk cumhuriyetler ardı ardına bağımsızlık ilan ettiler. Rusya Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un karşı çıkmasına rağmen, Baltık ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya) ve Moldova – Ukrayna arasındaki Transdinyester, 1990 yılında tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan etmeyi denediler. Moskova, Baltık ülkelerine “düzeni sağlamak” üzere kısa bir süre sonra özel birliklerini gönderirken, küçük Transdinyester’i ciddiye almadı ve buraya müdahalede bulunmadı.

     Moldova ise, SSCB’nin dağılması sürecinde, aynı dili konuştuğu Romanya ile olan ortak geleceğini düşünmekteydi ve dolayısıyla da kısa vadede Rusça konuşulan Transdinyester ile ayrılığı kabul etmekteydi.

     19 Ağustos 1990 tarihinde Moskova’da, Sovyet Komünist ideolojisine nostaljik bir şekilde bağlı olan bir grup general, Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’u devirmeye çalıştı ama askerî darbe teşebbüsü üç gün içerisinde başarısızlığa uğradı. Bu büyük karmaşalı ortamın içerisinde, Estonya ve Litvanya SSCB’den nihai olarak ayrıldılar. Belarus (Beyaz Rusya) ve Moldova 25 Ağustos 1990’da, Transdinyester – ikinci kez olmak üzere – 1 Eylül 1990’da, ardından da iki ay boyunca birer birer diğer tüm eski Sovyet cumhuriyetleri onları izledi.

     SSCB’nin dağılması karşısında zevkten dört köşe olan emperyalist ABD, yeni doğan devletleri kendi kucağına alabilmek için vakit kaybetmeden harekete geçti. Kapitalizm’e özenen Moldovalılar’ın aklı fikri Batılı yaşam düzeyinde iken, Sosyalizm’e bağlılıklarını koruyan Transdinyesterliler ise Gorbaçov’un terkettiği düşü gerçekleştirdikleri iddiâsındaydılar. Transdinyester’in amacı, Perestroyka (Yeniden Yapılanma) ve Glasnost (Şeffaflık) ilkelerini uygulayarak Sosyalizm’in kazanımlarını korumaktı. Bu durum, Yugoslavya’yı dinamitlemekle meşgul olan ve artık Sosyalizm’e karşı ebedî bir zafer kazanma umudunda olan Beyaz Adam için kabul edilemez bir durumdu. O andan itibaren Washington, Batılı yaşam tarzına geçmek isteyen Kişinev’i (Moldova’nın başkenti) hâlâ dahi Sosyalizm’de ısrar eden Tiraspol’a (Transdinyester’in başkenti) karşı kullanma konusuna yoğunlaştı. Bağımsızlık ilan eden Transdinyester’in ilk cumhurbaşkanı olan İgor Nikolayeviç Smirnov’un Moldova gizli servisleri tarafından kaçırılması ve bundan sonra gelişen olaylar da arkasında ABD’nin olduğu tezgâhlardı.

     ABD, büyük bir zafer edâsıyla 28 Şubat 1992 tarihinde aralarında Moldova’nın da bulunduğu 8 yeni devletin Birleşmiş Milletler (BM)’e girmesini sağladı. Ama Transdinyester bunların arasında yoktu. Böyle olunca, Transdinyester “uluslararası tanınma bekleyişi içerisinde olan yeni bir devlet” statüsünden, “Moldova içerisindeki bir ayrılıkçı bölge” statüsüne düştü. Uluslararası hukuk açısından Moldova’nın eli güçlenmişti: Artık bundan sonra Transdinyester’e yönelik bir askerî fethi, “ayrılıkçılara karşı kamu düzeninin sağlanması amacıyla düzenlenen basit bir harekât” gibi göstermek mümkün olabilecekti.

     20 Haziran 1992 tarihinde Moldova, Transdinyester’e saldırdı. Hedef stratejik bölgeleri ele geçirmek değil ama göçe zorlamak için halka dehşet saçmaktı. Askerler gördükleri her yerde halkın üzerine ateş açtılar. Bendery’nin ana caddeleri cansız bedenlerle kaplanmıştı. Çatışmalar üç hafta kadar sürdü.

     Kremlin’in klasik “böl ve yönet” stratejisinin üretimi olan ve 1990’ların başında merkezî yönetimle ayrılıkçı unsurlar arasında çatışmalara yol açan Transdinyester sorunu, henüz dahi nihaî bir çözüme kavuşturulamamıştır. Gagavuzya sorununda 1994’te bölgeye sağlanan özerklik statüsüyle mesafe alınmışsa da, Moskova’nın tutumunun Transdinyester bölgesindeki bağımsızlık yanlısı eğilimi güçlendirdiği gözlemlenmektedir.

     Moldova, eski SSCB ülkeleri arasında Komünist Parti’nin iktidarı seçimlerle kazanabildiği tek ülkedir. 2001, 2005 ve 2009 parlamento seçimlerini Moldova Cumhuriyeti Komünistler Partisi (Mold. Партидул Комуништилор дин Република Молдова [Partidul Komuniştilor din Republika Moldova]; Rus. Партия коммунистов Республики Молдова [Partiya Kommunistov Respubliki Moldova]; Rom. Partidul Comuniștilor din Republica Moldova) kazanmış ve parti başkanı Vladimir Voronin 2001 – 09 yılları arasında ülkenin cumhurbaşkanı olmuştur.

     2006 yılında yapılan referanduma göre halkın % 97, 2 gibi ezici bir çoğunluğu Moldova’dan ayrılıp bağımsızlık isterken, aynı zamanda Rusya Federasyonu ile birleşmeyi de istemektedir.

     Moldova’nın gerek Romanya açısından taşıdığı önem ve Ukrayna sınırında bulunması, gerekse Kremlin’in iktidardaki AB yanlısı koalisyona karşı Komünist Parti’yi desteklemesi, bu ülke üzerindeki Rusya – Batı rekabetini arttırmakta ve hatta kızıştırmakta. Nitekim Rusya’nın Mart 2014’te Kırım’ı ele geçirmesiyle başlayan kriz sürecinde Transdinyester sorununun taraflar arasında tekrar çatışmaya dönüşme ihtimali ortaya çıkmış, Kremlin’in “yayılmacı” politikasının bir sonraki hedefinin Transdinyester mi olacağı sorusu gündeme gelmiştir. (Kırım konusunu bir önceki bahsimizde anlatmıştık)

     Moldova içinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden de – facto bir cumhuriyet olan Transdinyester, kendi siyasî yapısı, meclisi, ordusu, polisi ve posta sistemi olan bir bölgedir. Bölgenin yöneticileri Transdinyester’in kendi anayasasını, bayrağını ve millî marşını kabul etmişlerdir. BM üyesi hiçbir devlet tarafından tanınmamaktadır. Transdinyester’in bağımsızlığını dünyada sadece hepsi de Kafkasya’da olan Güney Osetya, Dağlık Karabağ ve Abhazya tanımaktadır ama onların kendisi de bağımsızlıklarını kazanamamışlardır.

     GAGAVUZYA

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Gagavuzya, Moldova’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde ve batısında Moldova, doğusunda ve güneyinde Ukrayna bulunur.

     1832 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 134 bin 535 insan yaşar. Dînleri Hristiyanlık’tır. Başkenti, 1789 yılında kurulmuş bir yerleşim birimi olan 20 bin 113 nüfûslu Komrat (Mold. ve Rus. Комрат [Komrat]; Rom. Comrat)’tır.

     Gagavuzya nüfûsunun % 82, 1’i Gagavuz, % 5, 1’i Bulgar, % 4, 8’i Moldov, % 3, 8’i Rus, % 3, 2’si de Ukraynalı’dır.

     11. yy’da Balkanlar’a göç edip burada Hristiyanlık’ı kabul etmiş olan Gagavuzlar, daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır.

     Balkanlar’da 18. ve 19. yy’larda başlayan ve bağımsızlık hedefi güden hareketler sırasında Bulgarlar’ın baskısına dayanamayan Gagavuzlar, 1750 – 1846 yılları arasında Tuna Nehri üzerinden Rusya’ya göç ettiler ve 1769 – 91 yılları arasında Tuna bölgelerine, 1801 – 12 yılları arasında Besarabya’ya yerleştiler. Moldova’da yaşayan Gagavuz halkının bir bölümü 19. yy’ın başındaki Osmanlı – Rus Savaşları sırasında Bulgaristan’dan Moldova’ya geldiler ve 1906 yılındaki 15 günlük bağımsızlık dönemi dışında, sırasıyla Rus, Romen ve Sovyet yönetimleri altında yaşadılar.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, 6 Ocak 1919 tarihinde Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuş, ardından 12 Ocak 1924 tarihinde Ukrayna’nın içinde ve Ukrayna’nın bir parçası olarak Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oluşturulmuştu. Gagavuzya da bu özerk cumhuriyetin bir parçasıydı.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, Moldova bağımsızlığını ilan edince, Gagavuzya da Moldova’ya bağlı özerk bir bölge olarak kaldı.

     VOYVODİNA

     Balkanlar bölgesinde bulunan Voyvodina, Sırbistan’ın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Macaristan, doğusunda Romanya, batısında Hırvatistan, güneyinde Bosna – Hersek ve Sırbistan bulunur.

     21 bin 506 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 1 milyon 916 bin 889 insan yaşar. Dînleri Hristiyanlık’tır. Başkenti, 231 bin 798 nüfûslu Novi Sad (Sırp. Нови Сад [Novi Sad]; Mac. Ùjvidèk)’dır.

     Anlamı “Güney Slavya” olan eski Yugoslavya, 6 federal devlet ve 2 özerk bölgeden oluşuyordu. Bu özerk bölgelerden biri de Voyvodina’ydı.

     1989 yılından başlayarak Yugoslavya’nın parçalanması akabinde Sırbistan ile Karadağ (Montenegro)’ın oluşturduğu yeni Yugoslavya Cumhuriyeti’nde özerk konumunu sürdürdü.

     3 Haziran 2006 tarihinde Karadağ (Montenegro)’ın bağımsızlığını ilan edip Yugoslavya’dan ayrılmasından iki gün sonra, 5 Haziran 2006’da kurulan Sırbistan Cumhuriyeti’nde özerk konumunu hâlâ korumaktadır.

     SANCAK

     Balkanlar bölgesinde bulunan Sancak, Sırbistan ile Karadağ (Montenegro) arasında ikiye bölünmüş bir ülkedir. Sancak’ın kuzeyi ve doğusu Sırbistan’ın, güneyi ve batısı Karadağ (Montenegro)’ın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Bosna – Hersek ve Sırbistan, batısında Karadağ (Montenegro), doğusunda Kosova, güneyinde de Arnavutluk bulunur.

     8 bin 686 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 390 bin 737 insan yaşar. Dînleri İslam’dır. Başkenti, 66 bin 527 nüfûslu Novi Pazar (Yeni Pazar)’dır.

     Sancak nüfûsunun % 48, 42’si Boşnak (toplam 189 bin 186 kişi; bunun 142 bin 373 kişisi Sırbistan Sancakı, 46 bin 813 kişisi Montenegro Sancakı tarafında), % 33, 87’si Sırp (toplam 132 bin 345 kişi; bunun 77 bin 565 kişisi Sırbistan Sancakı, 54 bin 780 kişisi Montenegro Sancakı tarafında). Diğer etnik gruplar ise Karadağlılar ve Arnavutlar.

     Coğrafyada yaşayan insanların % 56, 97’si Müslüman, % 40, 35’i Hristiyan’dır. Müslümanlar genelde Boşnak ve Arnavutlar’dan, Hristiyanlar ise genelde Sırp ve Karadağlılar’dan oluşur.

     Sancak bölgesi 11. yy’da kurulan bir Sırp krallığının adı olan Raşka ismiyle anılıyordu.

     Bölge, 14. – 15. yy’larda Osmanlı İmparatorluğu’na katıldı. Osmanlı’nın 15. yy’a kadar kurulan Anadolu, Rumeli ve Amasya eyaletlerinin arkasından, Balkanlar’da Bosna, 1590 yılında eyalet haline getirildi. Özerk bir yönetim birimi haline gelen Yeni Pazar Sancakı’ndan, ilk kez Bosna eyaletinin yedi bölgesinden biri olarak 1578 tarihinde söz edildi.

     Osmanlılar’ın 1699 tarihinde başlayan “Gerileme Dönemi”nde Avrupa’ya karşı akınlarında anahtar rol oynayan Bosna ve Sancak, bu tarihten sonra imparatorluğun savunmasında da aynı şekilde önemli bir işlev üstlendi.

     1878 Berlin Antlaşması çerçevesinde Osmanlı’nın hakimiyeti korunmakla birlikte Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’na Bosna’da asker bulundurma hakkı verildi.

     Bölge 1908 yılında Osmanlı kontrolüne girse de, 1912 yılında meydana gelen I. Balkan Savaşı’nda Sırbistan ve Karadağ tarafından işgal edilerek ikiye bölündü.

     I. Dünya Savaşı (1914 – 18) sonrasında Sırplar’ın, Hırvatlar’ın ve Slovenler’in oluşturduğu, daha sonra “Yugoslavya” (Güney Slavya) adını alacak olan federal devlete dahil olan Sancak’ta bu Komünist dönemde Müslümanlar zor şartlarda yaşadılar ve birçoğu aralarında Türkiye’nin de olduğu çeşitli ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

     Dönemsel olarak yaşanan etnik krizler sonrası Yugoslavya’daki Josip Broz Tito yönetimi tarafından 1943 yılında “özerk bölge” ilan edilen Sancak’ın bu statüsü uzun sürmedi. 1945 yılında Sancak’ın özerkliğinin elinden alınmasının sebebi olarak, Sancak’ta etnik, ekonomik ve siyasî yeterliliğin mevcut olmaması gösterildi. Sancak’ın Sırbistan ile Karadağ arasında paylaştırılmasına karar verilerek, bölge ile ilgili 1913 yılındaki sınırlara geri dönüldü.

     Yugoslavya İç Savaşı (1991 – 95) ve Bosna Savaşı (1992 – 95) sonrası dönemde kurulan Sırbistan – Karadağ Cumhuriyeti bünyesinde kalan bölge, Karadağ’ın 3 Haziran 2006 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesiyle, iki farklı ülke arasında parçalanmış bir şekilde kaldı.

     GÜNEY MAKEDONYA

     Makedonya coğrafyası, bugün bağımsız Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Kosova ve Arnavutluk arasında 6 parçaya bölünmüş bir coğrafyadır. Bağımsız Makedonya, Yunanistan Makedonyası ve Bulgaristan Makedonyası bu ülkenin “büyük parçalarını”, Sırbistan Makedonyası, Kosova Makedonyası ve Arnavutluk Makedonyası ise bu ülkenin “küçük parçalarını” oluşturur.

     Toplam yüzölçümü 67 bin km² olan ve toplam nüfûsu 4 milyon 900 bin civarında belirtilen tarihî ve coğrafî Makedonya’nın 6 parçasından sadece biri “Makedonya Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlığını kazanmış durumdadır.

     Yunanistan Makedonyası, “Makedonya Coğrafî Bölgesi” (Yun. Γεωγραφικό Διαμέρισμα Μακεδονίας [Ğeoğrafiko Diamerisma Makedonias]; Mak. Егејска Македонија [Egejska Makedoniya]) olarak adlandırılır ve başkenti Selanik (Thessaloníki)’tir. Yunanistan Makedonyası üç vilayetten oluşur ki, bunlar Doğu Makedonya ve Trakya (merkezi Kavala), Batı Makedonya (merkezi Kozani) ve Orta Makedonya (merkezi Selanik) illeridir. Bulgaristan Makedonyası ise, Bulgaristan’ın en güneybatı ili olan Blagoevgrad ilinden (merkezi Blagoevgrad şehri ve kendisine bağlı 14 ilçe) müteşekkildir. Sırbistan, Kosova ve Sırbistan Makedonyaları ise nisbeten çok daha küçük toprak parçalarıdırlar.

     Ayrıca; tarihî ve coğrafî Makedonya ülkesinin her parçasının da kendine özgü bir ismi vardır ve bu isimler zikredilerek Makedonya’nın hangi parçasının kastedildiği anlatılmış olur. Bugünkü bağımsız Makedonya Cumhuriyeti’nin kurulduğu parçanın ismi “Vardar Makedonyası”, Yunanistan Makedonyası’nın ismi “Ege Makedonyası”, Bulgaristan Makedonyası’nın ismi “Pirin Makedonyası”, Arnavutluk Makedonyası’nın ismi “Mala Prespa ve Golo Bardo Makedonyası”, Kosova Makedonyası’nın ismi “Gora Makedonyası”, Sırbistan Makedonyası’nın ismi “Prohor Pchinski Makedonyası”dır.

     Şimdi size dünya siyaset sahnesinin en komik olaylarından birini anlatacağım: Makedonya’nın ismi her ne kadar “Makedonya Cumhuriyeti” ise de, Yunanistan’ın itirazından dolayı Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde bu isimle değil, “FYROM” ismiyle tanınıyor; yani “Former Yugoslavian Republic of Macedonia” (Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya). Yugoslavya’nın dağılmasının (1991) ardından Atina ile Üsküp arasında “Makedonya” adıyla ilgili 25 yıldır süregelen anlaşmazlık hâlâ çözülebilmiş değil ve öyle kolayca çözüleceğe de benzemiyor. Yunanistan, bağımsızlığını kazandığı günden beri Makedonya Cumhuriyeti’nin uluslararası platformlarda bu isimle tanınmasını engellemeye çalışıyor. Krize arabuluculuk eden BM’nin önerdiği “Makedonya – Üsküp Cumhuriyeti”, “Yukarı Makedonya” ve “Yeni Makedonya” gibi isimler Üsküp’te kabul görmedi. Makedonyalılar, “Kabul ettiğimiz tek isim, anayasamızda yazılı olan, Makedonya Cumhuriyeti ismidir” diyorlar. Makedonya Cumhuriyeti, Türkiye dahil 120 ülke tarafından bu isimle tanınmasına rağmen “Makedonya” adını kesinlikle kabul etmeyen Atina’yla kriz yaşıyor. Kendisini “Makedonya Cumhuriyeti” olarak adlandıran ülke, Yunanistan’ın itirazları nedeniyle BM nezdinde “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya” olarak anılıyor. Çünkü Yunanistan, kendi topraklarında “Makedonya” adında bir bölge olduğunu belirterek, bu adın kullanılması halinde yanlış (?) anlamlara yol açacağını ve ayrılıkçı imâlar taşıdığını ileri sürüyor. Üsküp hükûmeti ise “Makedonya” ismini değiştirmeyi reddediyor. Yunan devleti, “Makedonya” isim hakkının sadece kendilerinde olduğunu ve bu ismi kendilerinden başka hiç kimsenin kullanamayacağını savunuyor. Yunanistan, Makedon Kralı Büyük İskender’in anavatanı ve bugünkü Yunanistan ülke sınırları içinde bulunan antik Makedonya bölgesinin adının başka bir ülke tarafından kullanılamayacağını söylerken, Makedonya Cumhuriyeti ise “Hiçbir ülkenin başka bir ülkenin adını değiştirmesine hakkı yoktur” diyor. Evet, Yunanistan’ın bu çocukça tavrı çocukları bile güldürecek nitelikte ancak, Yunanistan’ın tavrından ziyade burada daha ironik olan tavır, bizzat BM’nin tavrıdır. BM’nin bu konuda Yunan tarafının kaprislerini dikkate alması tek kelimeyle komedidir. Düşünün; sizin bir isminiz var ve sırf komşunuz o isminizi kabul etmiyor diye siz isminizle kimlik alamıyorsunuz! Makedonya şu anda BM’nin 193 üyesi içinde kendi ismiyle tanınmayan, kendi ismiyle tanınmadığı için kendisine başkalarının taktığı isimle üyeliği kabul edilen tek üyesidir.

     Yunanistan’ın yukarıdaki paragrafta anlattığımız kaprislerinden dolayı Makedonya Cumhuriyeti sadece ismini değil, 1992 – 95 arası kullandığı bayrağını da değiştirmek zorunda kalmıştır. Makedonya bayrağındaki güneş sembolü, Vergina Güneşi’ni sembolize etmektedir. 3 bin yıldan fazladır Makedonlar’ın kültürel simgesi olarak kullanılmaya devam eden ve dünyadaki en yaşlı simgelerden biri olan Vergina Güneşi, 8 büyük ışın ve 16 küçük ışın yayan bir semboldür. Büyük İskender’in babası II. Philipp’in hanedanının sembolü olan Vergina Güneşi, uzun yıllar boyunca madenî paralar, askerî malzemeler üzerine işlenmiş bir desen olup, Makedon Krallığı’nın sembolü sayılmıştır. Modern zamanlara kadar tarih boyunca Makedonlar’ın ulusal nişanları olmaya da devam etmiştir. Makedon kadınlarının halk kostümlerinde özel olarak kullanılmaktadır. Bir takım mücevheratlara da yansıdığı görülmüştür. Makedonya Cumhuriyeti 8 Eylül 1991’de bağımsızlığına kavuşunca, devlet bu Vergina Güneşi’ni bayrak sembolü olarak belirledi. Bağımsızlığın kazanılması şerefine Makedon Postanesi, 1992’de Makedon bayrağını yansıtan bir pul piyasaya sürdü. Ancak tıpkı doğu komşusu Türkiye devleti gibi başka halklara ve kültürlere ait herşeyi sahiplenmeye meraklı olan Yunanistan devletine göre Vergina Güneşi bir “Yunan sembolü” idi. Bu yüzden AB’ye ve Makedonya’ya bayrak konusunda baskı yapılmaya başlandı. Makedonya Cumhuriyeti’nin baskılara dayanamayan ilk cumhurbaşkanı Kiro Blagoje Gligoro, imzalanan 13 Eylül 1995 tarihli antlaşma ile Makedonya bayrağını değiştirmek zorunda kaldı ve kırmızı fon üzerinde altın renkli bir güneş bulunan bugünkü bayrağı benimsedi.

     Makedonlar tarihte Balkanlar bölgesinin ilk medeniyetlerini ve ilk güçlü devletlerini kuran topluluk oldukları halde özellikle son iki yüzyılda talihleri tam ters dönmüş, komşu kavimlerin veya devletlerin imhâ ve inkâr politikalarına maruz kalmış, geçmişin bu güçlü kavmi bırakın egemen olmayı, artık var olma kavgası vermeye başlamıştır. Kimlikleri dahi saldırıya uğrayan bu halk, “Nie ne sme Grçki. Ne sme Bugarski ili Srpski. Nie sme Makedonski.” (Biz Yunan değiliz. Bulgar ve Sırp da değiliz. Biz Makedon’uz.) demek zorunda kalmıştır.

     Dîn konusunda ise Makedonya’dan aktarmamız ve kesinlikle atlamamamız gereken en önemli anekdot, belki de şudur: Makedonya’daki en kalabalık dînî topluluğu (% 64, 7) oluşturan Ortodoks Hristiyanlar, Makedon Otokefal Kilisesi’ne bağlıdırlar ve bu mezhep (veya tarikat), dünyadaki Ortodokslar tarafından kabul edilmemekte, “sapkın” olarak görülmektedir. Dolayısıyla Hristiyan Makedonlar, Hristiyan dünyası tarafından dışlanan bir kavimdir ve bu yüzden çok sorun yaşamışlardır. Bugünkü Makedonya Cumhuriyeti siyasetinin izlediği “dış politikayı” ve hangi ülkelerle ne tür ikili ilişkiler içinde olduğunu dikkatli bir şekilde gözlemlerseniz, şöyle ilginç bir durumu müşahade edersiniz: Makedonya Cumhuriyeti, Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Hristiyan ülkelerle pek iyi ilişkiler kuramamaktadır. Buna mukabil, Hristiyan bir devlet olmasına rağmen Makedonya Cumhuriyeti, Müslüman ülkelerle çok sıcak ilişkiler içinde olan bir devlettir. Hristiyan bir devlet olan Makedonya, etrafındaki Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan gibi Hristiyan ülkelerle “düşman” gibidir; fakat etrafındaki Arnavutluk, Bosna – Hersek ve Türkiye gibi Müslüman ülkelerle bırakın “dost” olmayı, “kardeş” gibidir.

– BİTTİ –

     SEDİYANİ HABER

     22 EKİM 2017

Ибрахим Сѐдијанй во Македонија, 18 Ноември 2010

Ibrahim Sëdijani në Maqedoni, 18 Nëntor 2010

Ιμπραχημ Σέδηιανή στην Μακεδονία, 18 Νοεμβρίου 2010

 

549 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir