Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri – 5

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

 – geçen bölümden devam –

     KALMUKYA

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Kalmukya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde, batısında ve doğusunda Rusya, güneyinde Rusya’nın Dağıstan Özerk Cumhuriyeti, güneydoğusunda ise dünyanın en büyük gölü olan Hazar Gölü bulunur.

     74 bin 731 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 277 bin 803 insan yaşar. Dînleri Budizm’dir. Başkenti, 1865 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1930 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 103 bin 899 nüfûslu Elista (Kalm. Элст [Êlst]; Rus. Элиста́ [Êlistá])’dır.

     Kalmuklar’ın en önemli özelliği, Avrupalı olup da Budist olan yêkane kavim olmasıdır. Kalmukya da Avrupa kıt’âsındaki tek Budist ülkedir.

     14. yy’da yaşamış olan Arap coğrafyacı İbn-i Wardî, “Kalmuk” adını yazılı bir kaynakta kullanan ilk kişidir. Daha sonra 16. yy’dan başlayarak bu kavram Rus kaynaklarında da kullanılmaya başlanmıştır.

     Kalmuklar’ın ataları Oyratlar, Güney Sibirya steplerindeki İrtiş Nehri kıyılarından Aşağı İdil bölgesine 1630 yıllarında gelmişlerdir. İdil deltası üzerinde kuzeyde Saratov’dan güneydeki Astrahan’a kadar olan geniş steplere yerleşmiş, burada Kalmuk Hanlığı’nı kurmuşlardır.

     Bu topraklara yerleştikten sadece 25 yıl sonra Rus Çarlığı’na bağlandılar, Kalmuklar. Ruslar’la bir anlaşma yaparak gerçekleşti bu bağlanma. Anlaşma şuydu: Kalmuklar Rusya’nın güney sınırını koruyacak, buna karşılık Kalmuklar da Rus sınır yerleşimlerinde ticaret yapma ayrıcalığı kazanacaklardı. Ancak bu bağlılık daha çok sembolik kalmıştır. Zirâ Kalmuk hanları “Göçebelerin Büyük Yasası” (Kalm. İgi Tsaajhin Biçig) adını verdikleri kurallara göre genellikle kendi kendilerini yönetiyorlardı.

     Ancak Ruslar, 18. yy’ın ortalarında başlayarak Kalmuklar’ın içişlerine daha fazla karışmaya başlar. Bunun üzerine son Kalmuk Hanı Ubaşi Han, halkını 1770 yılında anayurtları Cungarya’ya geri götürme kararı alır. Sayıları tam olarak 168 bin 80 kişi olan Kalmuk, Ubaşi Han’ın öncülüğünde Orta Asya’nın diğer ucundaki vatanlarına doğru yola çıkar. Yolda Kazaklar’la ve Kırgızlar’la savaşan, bir taraftan da açlık ve susuzluğa maruz kalan Kalmuklar’ın çoğu ölür. Aylarca süren zorlu yolculuğun sonunda yalnızca 66 bin 73 Kalmuk, Mançular’ın denetimindeki Sincan’a ulaşır. Rus Çariçesi II. Ekaterina (Büyük Katerina), Kalmuk Hanlığı’nı feshederek bölgeyi Astrahan valisine bağlar.

     Rusya’da kalan Kalmuklar savaşlarda Rusya adına savaşmış, yavaş yavaş yerleşik bir yaşam tarzını benimsemişlerdir.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi’nden sonra çoğu Sosyalist Devrim karşıtı Beyaz Ordu (Rus. Белая Армия [Belaya Armiya]) saflarında Sovyet rejimine karşı savaşan Kalmuklar, iç savaştan Sosyalistler’in galip gelmesi üzerine yurtdışına kaçarlar. Kalmuk diasporası ilk önce Türkiye’de bir süre kaldıktan sonra Yugoslavya, Bulgaristan, Çekoslovakya ve Fransa’ya dağılır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) yönetimi ise geride kalanları sert bir biçimde cezalandırmış, yüzlercesini (kimi kaynaklara göre binlercesini) idam etmiştir.

     Kalmukya, 4 Kasım 1920 tarihinde SSCB içinde özerk bir bölge olarak ilan edilir. 1935 yılında ise özerk bir cumhuriyet olur.

     Yosif Stalin döneminde Budist manastırları kapatılır. Kalmuk dînî metinleri yakılır.

     Yine Stalin döneminde 1928 – 37 yılları arasında uygulanan Kollektivizasyon (Rus. Коллективиза́ция [Kollektivizáçiya]) sürecinde yaklaşık 60 bin kişi açlıktan ölür.

     Kalmukya, II. Dünya Savaşı (1939 – 45) sırasında Nazi işgaline uğrar. 1943 yılında Sovyetler bölgeyi geri alır. Stalin, “Naziler’le işbirliği yaptıkları” gerekçesiyle Kalmuklar’ın tümünün Orta Asya ve Sibirya’ya sürülmesini emreder. Bu tehcir (zoraki sürgün) esnasında Kalmuklar’ın yarısı yolda, geriye kalanların büyük bir bölümü de Sibirya’da ölmüştür. Ancak 1957 yılında Nikita Kruşêv’in izniyle Kalmuklar yurtlarına geri dönebilmiştir.

     1958 yılında Kalmukya, yeniden özerk bir Sovyet cumhuriyeti olur.

     Ermeni kökenli SSCB’li ünlü kadın yazar Marietta Sergeevna Şaginyan (1888 – 1982), 1917 Sosyalist Devrim’in lideri ve SSCB’nin kurucusu Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin’in babaannesi Anna Smirnov’un bir Kalmuk olduğunu iddiâ etmiştir.

     Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet olarak varlığını sürdürmektedir.

     Yakın zamanda, Kalmukya Özerk Cumhuriyeti’nin çok ilginç bir lideri olmuştu. 1993 – 2010 yılları arasında Kalmukya’nın devlet başkanlığını yapan ve tam bir satranç fanatiği olan Kirsán Nikoláeviç İlyumjînov, ülkenin birçok yerine satranç merkezi ve satranç oyun alanları kurmuş, bölgeyi satranç sembolü haline getirmeye çalışmıştı. Kısa adı FIDE olan Uluslararası Satranç Federasyonu (Frsz. Fédération Internationale des Échecs) başkanlığı da yapan İlyumjînov, başkanlığı döneminde yaptığı bir açıklama ile tüm dünyayı şoka uğratmıştı. İlyumjînov, evindeyken uzaylılar tarafından kaçırıldığını, uzay gemisi ile başka bir gezegene götürüldüğünü iddiâ etmişti. İddiânın en çarpıcı kısmı ise; uzaylılar kendisine 50 milyon Dolar değerinde bir “satranç şehri” kurmalarını önermiş. Kalmukya zengin bir ülke olmamasına rağmen, İlyumjînov’un “uzay seyahati” sonrasında Kalmukya bugün yaklaşık 40 milyon Dolar harcanarak yapılmış bir “satranç şehri”ne sahip.

     DAĞISTAN

     Kafkasya bölgesinde bulunan Dağıstan, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Rusya’nın Kalmukya Özerk Cumhuriyeti, batısında Rusya ve Rusya’nın Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti, güneyinde Gürcistan ve Azerbaycan, doğusunda ise dünyanın en büyük gölü olan Hazar Gölü bulunur.

     50 bin 270 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 3 milyon 41 bin 900 insan yaşar. Dînleri İslam’dır. Başkenti, 1844 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1857 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 592 bin 976 nüfûslu Mahaçkale (Avar. МахӀачхъала [Mahiaçhıala]; Lak. Гьанжи [Gıanji]; Lezg. Магьачкъала [Magıaçkıala]; Kumk. Анжи – Кала [Anji – Kala]; Rus. Махачкала [Mahaçkala])’dır.

     Büyüklüğü 50 bin km² olmasına rağmen nüfûsu 3 milyonun üzerinde olan Dağıstan, Rusya’daki tüm özerk cumhuriyetler, oblast ve iller arasında nüfûs yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. Dağıstan’da km² başına 58 kişi düşer. Nüfûsunun % 29, 4’ünü Avarlar, % 17’sini Dargiler, % 14, 9’unu Kumuklar, % 13, 3’ünü Lezgiler, % 5, 6’sını Laklar, % 4, 5’ini Azerîler, % 4, 1’ini Tabasaranlar, % 3, 6’sını Ruslar, % 3, 2’sini Çeçenler, % 1, 4’ünü Nogaylar, % 1, 1’ini Agullar, % 1’ini Rutullar, % 0, 3’ünü Sahurlar teşkil ederler. Dağıstan nüfûsunun % 94’ü Müslüman’dır.

     Dağıstan’ın bir “kimlik” olarak tarih sahnesine çıkışı, 5. ve 6. yy’lara tekabül etmekte. Bu dönemde Kafkas halklarının tarihinde önemli roller oynayacak olan Lak, Tabasaran, Zêrixgeran, Qaytax, Kumık, Serir, Derbend ve Maskut krallıklarının oluşmaya başladığını görüyoruz. 7. yy’ın ortalarında ise çeşitli halklar, yerleşik ve göçer kabilelerin karışımından oluşan bir devlet olan Hazar İmparatorluğu boy gösteriyor. Hazar kıyısındaki Dağıstan da bu güçlü imparatorluğun sınırları içinde kalıyor.

     Bu topraklar, 651 yılından itibaren Arap – Hazar Savaşları’na sahne olmuştur. Kendi dînlerini yaymak isteyen Araplar’a karşı yapılan bu savunma savaşlarına Dağıstan halkları da katılmıştır. Sonunda Cerrah bin Abdullah el- Hakemî, Mesleme bin Abdulmelik ve Mervan bin Muhammed liderliğindeki Arap – İslam birlikleri, Dağıstan’ın iç kısımlarına da akınlar düzenlemişlerdir.

     632 – 34 yılları arasında Arap – İslam kuvvetleri tarafından Sasani İmparatorluğu çökertilip İran toprakları Araplar’ın eline geçince, Arap – İslam akınları bir yandan Kürdistan yolu ile Kafkaslar’a doğru, bir yandan da Suriye üzerinden Anatolya (Anadolu) içlerine kadar gelişmeye başlamıştır. Araplar’la Hazarlar’ın mücadeleleri çok şiddetli ve süreklilik arzeden bir biçimde olmuştur. İlk büyük taarruz, 651 – 52 yıllarında Halife Ömer zamanında Selman bin Rabiâ komutasında yapılmış ve İslam orduları Hazar topraklarına girip Derbend’i alarak Hazarlar’ın bu sıralardaki başkentleri olan Belencer’e kadar ilerlemiş, ancak Hazarlar tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Belencer’in Araplar tarafından istilâ edilmesinden sonra Hazarlar, başkentlerini Aşağı İdil civarına nakletmişlerdir.

     Karadeniz’in kuzeyindeki Büyük Bulgarya Hanlığı’nın kuvvetli Hazar genişlemesi karşısında dayanamayarak parçalanması sonucunda Dinyeper’e kadar olan düzlükler Hazarlar’ın eline geçmiş ve Hazar Hanlığı, Kafkaslar’ın güneyinde de Arap – İslam akınlarına karşı yolları kapamıştı. 669 yılında Sabirler ve Urgianlar, Obrianlar’ın yönetiminden ayrılarak Don Nehri ve Kafkaslar arasına yerleşmişler ve Hazarlar’ın hakimiyeti altına girmişlerdi. Hazarlar, 679 yılında Bulgarlar’ı egemenlikleri altına alarak Don ve Dinyeper arasında batıya doğru yayıldılar. 683 yılında ise İberya, Albanya ve Ermenistan’a saldırıp ganimet elde edip geri döndüler. Bu arada 685 yılında Ermeni prensi, ülkesini istila etmek isteyen Hazarlar’la savaşarak ordularını geri püskürtmüştür. Daha 7. yy sona ermeden Hazarlar, Kırım’ı ele geçirip Azak Denizi çevresinde tam bir hâkimiyet sağlamışlardı ve böylece Hazar Gölü’nden Dinyester’e, Kafkaslar’ın güney eteklerinden Oka Nehri’ne kadar bütün bölgeyi ve Kırım’ı ele geçirmişlerdi.

     651 – 52’deki bu ilk karşılaşmadan sonra 3. Halife Osman’ın 656 yılında öldürülmesi ve Ali’nin halife seçilmesi akabinde İslam toplumunda meydana gelen karışıklıkların Kafkaslar yönündeki İslam saldırılarını azaltması üzerine harekete geçen Hazarlar, Arran’a kadar indiler.

     Arap – İslam orduları, Emevî Halifesi Muaviye zamanında Kafkasya taarruzlarına yeniden başlamıştır. 708 – 09 yıllarında Mesleme bin Abdulmelik komutasındaki Arap – İslam orduları Azerbaycan bölgesinden geçerek Derbend’e saldırmış ve Hazarlar’la savaşa tutuşmuştur. 711 yılında Mesleme tekrar Hazarlar’a saldırdı ve Derbend havalisine kadar uzanarak 714 yılında Derbend’i zaptetti. Ancak kendisinin 717 yılında Konstantinopolis (İstanbul)’e yürümek üzere Kafkasya’dan ayrılmak zorunda kalmasıyla Hazar taarruzu karşısında Arap kuvvetleri geri çekilmiştir. Bunun üzerine Hazar ordusu 717 – 18 yıllarında Şirvan’a girdi ve Azerbaycan’ın büyük bir kısmını ele geçirdi. Ancak Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz’in görevlendirdiği Hatim bin Numan el- Bahilî, Hazarlar’ı durdurmayı başardı. Fakat 5 yıl sonra Kıpçaklar ve bölgedeki diğer Türk boylarının yardımını alan Hazarlar’ın bozguna uğrattığı İslam ordusu ciddi kayıplar verdi. Bu bozgundan kurtulabilenler Dimeşq (Şam)’ten gelmişlerdi. Bu durum karşısında Halife II. Yezid, Cerrah bin Abdullah el- Hakemî’yi “Ermenistan valiliği”ne getirerek Hazarlar ile mücadelede görevlendirmiştir.

     721 – 23 yılları arasında Cerrah, Hazar ülkesinde büyük başarılar kazanmış ve Derbend’i ele geçirmişti. İki tarafın orduları Derbend’in 6 fersah kuzeyindeki Narvan mevkiinde karşılaştılar. Bu savaşta Hazarlar ağır bir yenilgiye uğradılar. Cerrah’ın kuvvetleri önce Tarki’yi daha sonra da Belencer’i ele geçirdi. Bundan sonra Hazar hakanı, İdil Nehri üzerinde bulunan İdil şehrine taşınarak burayı başkent yapmıştır.

     Halife Hişam bin Abdulmelik zamanında 726 yılında Mesleme, tekrar Hazar ülkesine saldırarak Azerbaycan ve Dağıstan üzerine yürüdü ve bazı kaleleri ele geçirdi. Mesleme aynı yıl yeniden Hazar topraklarına saldırarak pekçok esir ve ganimetle geri döndü. 730 yılında Cerrah Hazarlar’a saldırdı ve Beyda şehrini ele geçirdi. Hazarlar 731 yılında büyük bir güç toplayarak karşı saldırıya geçip Araplar’ı ağır bir yenilgiye uğratarak Cerrah’ı öldürdüler. Araplar böylece tekrar Azerbaycan’a gerilemek zorunda kaldılar. Buna karşı Said el- Hareşî komutasında yeniden toparlanan Araplar, Hazarlar’ı geri püskürttüler. Bu olaydan bir yıl sonra Mesleme komutasındaki Arap – İslam orduları yeniden Hazarlar’a saldırdılar ve Belencer Dağı’na geçerek hakanın oğlunu öldürdüler. Ancak Hazarlar buna karşı saldırıyla cevap verince Mesleme Derbend’e sığınmak zorunda kaldı.

     732 – 33 yıllarında – daha sonraları halife olacak olan – Mervan bin Muhammed, Kafkasya’ya vali tayin edildi. Araplar en önemli başarılarını onun zamanında elde ettiler. Arap – İslam valisi Mervan, 40 bin kişilik ordunun başında Derbend geçidini aşıp Belencer’e giderek şehri yağmaladı ve sonra 150 bin kişilik bir orduyla iki koldan Hazarlar’ın merkezi ve yeni başkentleri olan İdil şehrine doğru yürüdü. Terek ve Semender şehirleri Araplar’ın eline geçti. Böylece Hazar şehirlerini ele geçiren Mervan, Dağıstanlılar’ı da vergiye bağladı. 737 – 38 yıllarında Mervan, 150 bin kişilik orduyla İdil şehrine kadar ilerledi. Daha sonra Kura Nehri üzerindeki Gazah şehrinden Hazarlar’ın Dağıstan’daki ikinci büyük şehri olan Semender’e saldırdı. Tarihsel kaynakların belirttiğine göre, Arap ordularının bir kısmı Derbend yolundan, fakat büyük bir kısmı şahsen Mervan’ın idaresinde olan Dalyal Geçidi üzerinden hareket ederek ansızın Hazarlar’a saldırdılar. Hazarlar buna karşı koyamadılar ve Mervan bütün kuvvetleriyle İdil üzerine yürüyerek İdil şehrinin batı kısmı olan Beyza’yı ele geçirdi. Bunun üzerine Hazar hakanı bu şehirden kaçarak İdil Nehri’nin kuzeyine çekildi ve oradan Araplar’a karşı 40 bin kişilik bir ordu gönderdi. Ancak Mervan, Hazar hakanını orada yakalayarak şehri savunan Tarhan’ı öldürmeyi başardı. Bu savaşta Hazarlar 10 bin ölü ve 7 bin kadar esir verdiler. Hazar hakanı Arap hâkimiyetini ve İslamiyet’i kabul etmek şartıyla barışa razı oldu. Bunun üzerine Mervan, hakanın İdil’e dönmesine izin verdi.

     Yapılan antlaşmaya göre başkent İdil’de iki fakih kalacak ve Hazarlar’a İslamiyet’i öğretecekti. Ancak Hazar hakanının Müslümanlık’ı çok uzun sürmemiş ve hakan, Araplar’ın gitmesini müteakip eski dînine dönmüştür. Böylece de İslamiyet, gerek Hazarlar arasında gerekse de bu topraklardaki diğer kavimler arasında güçlü bir şekilde yayılma fırsatı bulamamıştır.

     İslam halifeliğinde Abbasîler’in iktidara geldiği 750 yılından sonra Arap – Hazar mücadeleleri eski hızını kaybetmiştir. Hakan, Hazarlar’ı As – Tarhan komutasındaki bir ordu ile göndererek Araplar’a 764 – 65 yıllarında yeniden saldırtmıştır. 775 yılında Hazarlar Tiflis’i tekrar ele geçirmişler ve birçok Müslüman’ı öldürmüşlerdir.

     Hazarlar’ın Müslüman ülkelerine son akınları Halife Harun Reşid zamanında olmuştur. 799 yılında Arap veziri Fadıl bin Yahya el- Bermeke, Hazar hakanının kızı Sitit ile evlenmiş ve Sitit hamileyken zehirlenerek Berde’de ölmüştür. Sitit’in ölümü üzerine yanında bulunan Hazar askerleri ülkelerine dönerek hakana kızının eceliyle değil de kasten öldürüldüğünü söylemiştir. Bu durum karşısında hakan, İslam topraklarına saldırmış ve 100 bine yakın Müslüman’ı esir almıştır. Bunun üzerine Halife Harun Reşid, kumandanı Yezid’i Hazarlar’ın üzerine göndermiş ve o da Hazarlar’ı Kafkasya’nın güneyinden çıkarmayı başarmıştır. Böylece Güney Kafkasya’da hâkimiyet için yapılan Arap – Hazar mücadelesi sona ermiştir.

     Bu savaşlar Dağıstan’ın üretim güçlerini tahrip etmiş, köylerini yıkmış ve tarım ile zanaatin gerilemesine neden olmuştur. Arap – Hazar Savaşları’nın sona ermesinden sonra Arap fetihleri sürmüş, Dağıstan’da İslamiyet’in yayılması başlamış ve 15. yy’da tamamlanmıştır.

     Moğol istilâsı ise Dağıstan tarihinde başlıbaşına bir felâkettir. 1220 – 22 yıllarında Cibe ve Subedey komutasındaki 20 bin kişilik ordunun Kuzey Kafkasya’ya, Transkafkasya ve İç Dağıstan üzerinden girerek düzenlediği saldırılar, bunun ardından 1227 yılında ve 1239 – 40 yıllarında Moğol ordularının Dağıstan’a karşı Kuzey Kafkasya’dan düzenlediği seferler, Dağıstanlılar’ın direnişiyle karşılaşmışsa da, oldukça yıkıcı olmuştur. Moğol istilâları, Dağıstan’daki yerli halkın sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan gerilemesine neden olmuştur.

     Moğol imparatoru Timur Leng, büyük bir ordunun başında 1395 yılında Azerbaycan’a ve Derbend Geçidi yoluyla Dağıstan topraklarına girmiştir. Timur’un barbarca katliâmları, Dağıstan halklarına sayısız felâketler getirmiş ama özgürlük düşkünü Dağıstanlılar O’nun önünde diz çökmemiştir.

     16. yy’da ise İran Safevî İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu, Dağıstan’a egemen olabilmek için birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bölgeye büyük bir huzursuzluk getiren bu İran – Osmanlı Savaşları, yerleşim yerlerinin kan gölüne dönüştürülmesi, şehirlerin yağmalanması, üretim güçlerinin tahribi, halkın katledilmesi ve köleleştirilmesi gibi korkunç neticelere yol açtı. Özgürlük ve bağımsızlık için Moğollar’a karşı olduğu gibi Türkler’e ve İranlılar’a karşı da direnişlerini sürdüren Dağıstanlılar, 1582 tarihinde Lak, Avar ve Dargiler’den oluşan birleşik kuvvetleriyle verdikleri tarihî direnişte Türk yeniçerilerini yenip bozguna uğratmış, ardından İran Şâhı Nadir’e karşı yürütülen kahramanca bir savaş başlatmışlardır. Dağıstanlılar’ın birleşik ordusu, İranlılar’ı önce 1738 yılında Canik’te, ardından 1741’de Dağıstan’da yenmiştir. İranlılar’ın 1742 – 43 yıllarında düzenlediği tüm saldırılar da İran Safevîleri’nin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Nihayet Dağıstanlılar’a karşı savaş kazanma umudunu yitiren Nadir Şâh, 1743’te ordularını hızla geriye çekmiştir.

     7. ve 8. yy’larda Arap sömürgeciliğine, 13. ve 14. yy’larda Moğol sömürgeciliğine, 16. – 18. yy’lar arasında ise Osmanlı ve İran sömürgeciliğine karşı uzun süreli direnişler gösteren özgürlük ve bağımsızlık düşkünü Dağıstanlılar, 19. yy’dan başlayarak da Rus sömürgeciliğine karşı direnmeye başlamışlardır. Rus Çarlığı’nın yayılmacı ve sömürgeci işgallerine karşı Dağıstanlılar’ın kahramanca direnişi ve destansı özgürlük savaşımları, hem Dağıstan’ın hem de bütün Kafkasya’nın tarihinde en canlı sayfa olmuştur. Dünyanın o zamanki en kudretli imparatorluğuna karşı yürütülen bu savaşım, Dağıstan ve diğer Kuzey Kafkasya halklarının hem “dînî lider” hem de “millî lider” vasfı taşıyan üç tane imamın önderliğindeki bir kahramanlık destanıdır: Qazî Muhammed, Mücahid Hamzat Beg ve Şeyh Şamil.

     Bu direniş savaşları sırasında bir de devlet kurulmuştur: İmamat İslam Devleti. Bu devlet 1829 yılında kurulmuş, 1859’da yıkılmıştır. Toplam ömrü 30 yıl olmuştur.

     Dağıstanlılar’ın bu direnişi 25 Ağustos 1859 tarihinde Rus Çarlık kuvvetlerinin Şeyh Şamil’in son kalesi olan Gunip’i ele geçirmesi ile son bulmuştur.

     Kafkas Savaşı’nın sona ermesiyle Dağıstan, Rusya İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş ve burada askerî bir hükûmet kurulmuştur. Ancak bunlar, Dağıstanlılar’ın özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini bitirememiştir. 1877 yılında Dağıstan, Çeçenistan ve Adiğe’de yeni bir kıyam hareketi vuk’u buldu, ancak bu da Rus kuvvetleri tarafından sert biçimde bastırıldı.

      Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, 13 Kasım 1920 tarihinde yalnızca yerli halkların katıldığı “Dağıstan Halkları 1. Kongresi”nde alınan kararla Dağıstan Sovyet Otonomu ilan edildi. Ancak 20 Ocak 1921 tarihinde tümüyle Ruslar’dan oluşan Sovyet Merkez İcra Komitesi tarafından alınan kararla Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Aralık 1921’de ise SSCB Kurucu Kongresi’nin yalnızca Dağıstanlılar’dan oluşan üyeleri tarafından Dağıstan Cumhuriyeti Anayasası yürürlüğe kondu. 1937 yılında ise yeni bir anayasa hazırlandı. 

     II. Dünya Savaşı esnasında 1941 – 45 yılları arasında yaşanan Alman – Sovyet Savaşları, tüm Rusya için olduğu gibi Dağıstan için de büyük bir trajedi oldu. Dağıstan’da akrabalarını yitirmeyen tek bir aile kalmadı. Bu savaşta gösterdikleri cesaret ve kahramanlık nedeniyle 52 Dağıstanlı’ya devlet tarafından “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvânı verildi. Savaş sonrasında yaralar sarıldı, ekonomi iyileştirildi ve refah artışı oldu.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, Dağıstan Parlamentosu 1991 yılında statüsünü yükselterek tam cumhuriyete dönüştürdü. Dağıstan Cumhuriyeti, 31 Mart 1992’de imzaladığı anlaşma ile Rusya Federasyonu’na dahil oldu.

     ÇEÇENİSTAN

     Kafkasya bölgesinde bulunan Çeçenistan, Rusya’nın egemenliği altındadır. Doğusunda ve kuzeyinde Rusya’nın Dağıstan Özerk Cumhuriyeti, kuzeybatısında Rusya, batısında Rusya’nın Kuzey Osetya ve İnguşetya özerk cumhuriyetleri, güneyinde ise Gürcistan ve Avrupa – Asya sınırını çizen Kafkasya Dağları bulunur. Avrupa ile Asya arasındaki sınırı çizen Kafkasya Dağları, aynı zamanda Çeçenistan’ın güney sınırlarını belirler. O dağların zirvesinden kuzey yönünde (Çeçenistan, Rusya) indiğinizde Avrupa toprakları, güney yönünde (Gürcistan) indiğinizde Asya toprakları başlar.

     15 bin 647 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 1 milyon 414 bin 865 insan yaşar. Dînleri İslam’dır. Başkenti, 1818 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1870 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 291 bin 687 nüfûslu Grozni (Çeç. Соьлжа – ГӀала [Soılja – Qala]; Rus. Гро́зный [Gróznıî])’dir. Başkentin “Grozni” olan ismi, Rusça bir kelime olup “Korkunç” demektir.

     Çeçenler, kendilerine “Naxçi”, ülkelerine de “Naxçiço” diyorlar. “Naxçi” kelimesi onların dilinde “halktan olan kimse” anlamına geliyor. Komşuları ise Çeçenler’i farklı farklı adlandırır. Örneğin Kumuklar onlara “Miçikis”, Avarlar onlara “Burtel”, Kabardinler onlara “Şaşan”, Türkler onlara “Çeçen”, Ruslar ise “Çeçentsamı” diyorlar. Tarihte ise pekçok zaman diliminde farklı kavimler tarafından Gargar”, “Duvay”, “Jurjuk”, “Alaroid”, “Çaçani”, “Ganari”, “Pşavva”, “Xavur”, “Tuş”, “Mohevç”, “Kiti”, “Kistü” gibi değişik değişik isimlerle anılmışlardır.

     Çeçenler’den yazılı kaynaklarda ilk bahseden, 7. yy’da yaşamış olan ünlü Ermenî tarihçi M. Kagan – Katvatsi’dir. Bu tarihçi, “Argvani Tarihi” adlı eserinde, Çeçenler’in atalarının Ura adlı bir babanın üç çocuğu olan Utaoy, Sadoy ve Gergaroy’un soyundan çıktığını yazmıştır.

     Ruslar’ın Çeçenler’le ilk karşılaşmaları 16. yy ortalarına tekabül ediyor. Korkunç İvan’ın Astrahan Hanlığı’nı devirip topraklarını Rusya’ya katmasıyla Ruslar, Çeçenler’in yaşam alanlarını ele geçirmeye başlarlar. Ancak Çeçenistan ve Dağıstan’da Kafkas – Rus Savaşları, bölgenin ve halkının özelliklerinden dolayı Çerkesya’nın genelinden farklı seyretti. Bunun başlıca sebebi, Çerkesler genel olarak 16. yy’dan itibaren Osmanlı ve Kırım Türkleri tarafından Müslümanlaştırılırken, Dağıstanlılar ve Çeçenler oldukça erken bir dönemde, 8. yy’daki Arap fetihleri sırasında Müslüman (Şafiî) olmuşlardı. (Bunun tarihini az önceki Dağıstan bölümünde anlatmıştık)

     Çerkesler’deki “sınıflı toplum” yapısından farklı olarak, klan denebilecek “tuhum” ve “teyp”ler halinde örgütlenmişlerdi. Bu nedenle burada dîn üzerinden güçlü bir direniş hareketi örgütlenebilmiştir.

     Rus işgaline karşı ilk örgütlü direnişi, Çeçenistan’ın Aldı köyünde yaşayan bir çoban başlattı. Rus işgaline kadar kendi köyünde çobanlık yapan, kendi halinde bir köylü olan bu adamın adı Uşurma idi. Bu köylü çoban, özgürlük ve bağımsızlık direnişini başlatınca kendini “şeyh” ilan etti. Uşurma (1750 – 94), halk lideri olduktan sonra da “Şeyh Mansur” adını aldı ve artık bu isimle anılmaya başlandı. Evet; Çeçenler’in efsanevî millî liderlerinden biri olan Nakşibendî imamı Şeyh Mansur’dan başkası değil, bahsettiğimiz bu Uşurma adındaki köylü çoban.

     Kendisini “şeyh” ilân eden ve Şeyh Mansur adını alan çoban Uşurma, etrafına topladığı adamlarla Rus birlikleri karşısında birkaç önemli başarı da kazandı. Hatta öyle ki, Kızılyar Kalesi’ni ele geçirmeyi bile denedi.

     Şeyh Mansur (Uşurma), geleneksel yönetim tarzını bırakıp 1784 tarihinde Şeriât’ı uygulamaya başladı; Çeçenistan İslam Devleti’ni kurdu. Şeyh Mansur, tütün ve kahve içimini yasakladı, Ruslar’la evlenmenin “haram” olduğuna dair fetvâ verdi. Rus ordusuna karşı savaşmanın kutsal bir savaş (cihad) olduğunu ilan etti. İmamların öncülüğünde müridlerin toplandığı bu harekete “Müridiye” adı verildi.

     Bir “yaşayan halk efsanesi” haline gelen köylü ve çoban Uşurma’nın, nam-ı diğer Şeyh Mansur’un “mucizeleri” ile ilgili rivayetler arttı ve hatta halk arasında söylene söylene yayılan bu rivayetler Osmanlı topraklarında dahi etkili oldu. Örneğin Anteb (Gaziantep) ulemâsından Seyyîd Halif Efendi, 200 talebesiyle gidip O’na katıldı.

     Rus ordusuna karşı 5 ay boyunca – hakikaten tarafsız bir gözle bakıldığında dahi “destansı” olarak nitelenebilecek – cesur bir direniş gösteren Şeyh Mansur, Ruslar’ın üstünlüğü ele geçirmesinden sonra Osmanlılar’la işbirliği yapmak istedi; ancak Osmanlılar Şeyh Mansur’a destek vermediler ve Çeçenler’i kendi kaderleriyle başbaşa bıraktılar. Destek bulamayan Şeyh Mansur, o sıralar Osmanlı’nın elinde bulunan Anapa Kalesi’ne sığındı. Fakat bu kale 1791 tarihinde Ruslar’ın eline geçince, Şeyh Mansur da burada yakalandı. Ruslar’a esir düşen Şeyh Mansur, Rusya’nın nerdeyse tâ öbür ucunda, Baltık Denizi kıyısında bulunan Petrograd (St. Petersburg) kentine getirilip buradaki Schlüsselburg Kalesi’ndeki hapishaneye atıldı. Üç yıl sonra da bu mahzende öldü, Nisan 1794.

     Ancak Şeyh Mansur’un ölümü ile Müridiye hareketi bitmedi. O’nun ölümünden sonra Qazî Muhammed ve Mücahid Hamzat Beg hareketi devam ettirdiler. Müridiye hareketi üçüncü evresinde ise Şeyh Şamil’in liderliğine geçti.

     Ekim 1813’te Rusya’nın İran’la imzaladığı Gülistan Antlaşması’yla Dağıstan, Karabağ, Şirvan, Bakü ve Derbend hanlıkları Rusya’ya geçti. Askerî hatlar ve istihkâm mevkiîleri kuran Ruslar, Çeçenistan’da Groznaya Kalesi (bugünkü Grozni)’ni inşâ ettiler. İşgal edilen ve boşaltılan topraklara Kazaklar yerleştirildi. Rus birlikleri, Yermolov’un planına göre köyleri yakarak ve ormanları keserek, kale hattının bulunduğu Terek ve Sunja nehirlerinden itibaren Kafkasya Dağları’nın içlerine doğru ilerlediler.

     Buhara’dan Kafkasya’ya gelen Sufî öğretisi, ilk müridlerden ve imamlardan biri olan Qazî Muhammed tarafından Dağıstan’ın dağ köylerine yayıldı. Qazî Muhammed’in 1829 yılında 15 bin civarında müridi vardı. 1829 yılında İmamat adını verdiği bir İslam devleti kurduğunu ilan etti. Qazî Muhammed 1832 yılında, yerine geçen Mücahid Hamzat Beg ise 1834 yılında öldürüldü.

     Üçüncü imam Şeyh Şamil oldu. Şeyh Şamil, Kuzeydoğu Kafkasya’da İmamat’ı gerçek anlamda bir devlet haline getiren kişi oldu. En güçlü olduğu dönemde İmamat, Çeçenistan’ın büyük kısmını kaplıyordu. Sadece dînî değil, askerî, yasama, yürütme ve yargı güçlerini de elinde toplayan Şeyh Şamil, reformları sayesinde Rusya İmparatorluğu’na karşı çeyrek asır boyunca karşı koymayı başardı.

     Ancak Şeyh Şamil’in Çerkesler’i birleştirme ve İmamat’ın hâkimiyetini tüm Çerkesya’ya yayma girişimi başarılı olamadı. Çerkesler’e gönderdiği ilk naibi Hacı Muhammed 1844’te öldürüldü. Ordusuyla Kabardino’ya yaptığı sefer hüsranla sonuçlandı. 1848 yılında Çerkesler’e yeni naibi Muhammed Emin’i gönderdi. Fakat Çerkesler’in bağımsızlık mücadelesinde dînî motif baskın değildi. Dîn, Kafkasya halkları arasında çok dîndar ve tutucu bir halk olan Çeçenler’de baskındı yalnızca; Kafkasya’nın diğer Müslüman topluluklarında bu derece baskın bir kimlik değildi. Muhammed Emin’in yanında faaliyet gösteren Müftüler Konseyi’nde bile Çerkes sayısı azdı. Çoğunluğu Nogaylar ve Osmanlı’dan gelen üyeler oluşturuyordu.

     Şeyh Şamil, Rusya için ciddi bir tehdit olmaya başlayınca, seleflerine göre çok geniş yetkilerle donatılan Kont Vorontsov, Rusya tarafından 1844 yılında Kafkasya’ya “yeni başkomutan” olarak atandı. O’nun Kafkasya başkomutanlığı 1854 yılına kadar sürdü, yani 10 yıl. Vorontsov zamanında Şeyh Şamil’in kontrolündeki dağlık bölgelerde askerî harekâtlar hız kazandı.

     1 Nisan 1859 tarihinde Rus birlikleri ani bir hücûmla Şeyh Şamil’in Çeçenistan’daki karargâhı Vedeno’yu ele geçirdiler. Bunun ardından Çeçen taraftarları bütün Çeçenistan’da direnişi bıraktılar. Şeyh Şamil müridleriyle beraber Dağıstan’ın içlerindeki dağ köyü Gunib’e çekildi. Ama çevresindeki çember daralıyordu. 9 Ağustos 1859 günü 16 bin askerden oluşan Rus ordusunun kuşattığı Gunip’te Şeyh Şamil ve adamları ancak iki hafta direnebildi. Şeyh Şamil, 25 Ağustos 1859’da teslim oldu. Artık Kafkasya’nın bu en zorlu bölgesi de tamamen Ruslar’ın eline geçmişti.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, kendisi de Kafkas kökenli (Gürcü) olan Yosif Stalin, Kafkas liderleriyle bizzat görüşmeler yaptı ve SSCB devleti altında geniş bir otonomi sözü verdi. Kuzey Kafkasya’da Kuzey Kafkasya Dağlık Cumhuriyeti kuruldu. Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Kabardino – Balkarya, Dağıstan ve Karaçay – Çerkes bölgeleri bu cumhuriyete dahildi. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin altında 1922 yılında Çeçen Özerk Oblastı oluşturuldu.

     Ancak 1924 yılında bu büyük Kuzey Kafkasya Dağlık Cumhuriyeti dağıtıldı ve yerine 6 yeni cumhuriyet kuruldu; Çeçen Oblast’ı da, Kuzey Osetya Özerk Oblastı ve İnguşetya Özerk Oblastı adı altında ikiye ayrıldı.

     1934 yılında iki oblast tekrar birleştirildi ve adı Çeçen – İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldu.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 1 Kasım 1991 tarihinde Çeçen – İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ettiyse de Rusya bu bağımsızlığı tanımadı. 4 Temmuz 1992 tarihinde bu cumhuriyet, Çeçenistan Cumhuriyeti ve İnguşetya Cumhuriyeti olarak ikiye ayrıldı.

     Daha sonra Çeçenistan Cumhuriyeti, kendisini İçkerya Çeçen Cumhuriyeti ilan ederek bağımsızlık kazanmaya çalışmıştır. Çeçenistan, Rusya’yla yapılan I. Çeçen Savaşı’nı takiben İçkerya Çeçen Cumhuriyeti olarak fiilen bağımsızlığını ilan etti ancak Rusya’nın bu bölge üzerindeki federal kontrolü II. Çeçen Savaşı ile birlikte tekrar sağlandı. O zamandan itibaren sistematik bir şekilde yeniden yapılanma ve restorasyon yapılmakta, ancak yine de cumhuriyetin güney bölgelerinde ve dağlarda düzensiz çatışmalar devam etmektedir.

     1991 yılında bağımsızlığını ilan eden İçkerya Çeçen Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını dünyada ilk tanıyan devlet, kendisi de SSCB’den ayrılarak bağımsız bir ülke olan güney komşusu Gürcistan oldu. Ocak 2000 tarihinde de Afganistan tarafından tanındı. 1991’de yapılan ilk seçimde ilk cumhurbaşkanı, General Çehar Dudayev oldu. Rusya lideri Boris Yeltsin “sıkıyönetim” ilân ederek savaşa devam etti. Temmuz 1992’de Çeçen – İnguş Parlamentosu, Kiril Alfabesi’ni bırakıp Latin Alfabesi’ni kabul etti.

     1996 yılında çatışmalara son vermek amacıyla Zelimhan Yandarbiyev, Ruslar’la barış anlaşması imzaladı. O yıl geçici başbakan olarak Aslan Meşhedov atandı. Ardından 1997 yılında rakibi Şamil Basayev’i geride bırakarak Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti’nin ikinci cumhurbaşkanı oldu, fakat 2005 yılında öldürüldü. Ölümünden sonra Argunlu Abdulhalim Sadullahev cumhurbaşkanı oldu fakat O da 17 Haziran 2006’da öldürüldü.

     İNGUŞETYA

     Kafkasya bölgesinde bulunan İnguşetya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Doğusunda ve kuzeydoğusunda Rusya’nın Çeçenistan Özerk Cumhuriyeti, batısında ve kuzeybatısında Rusya’nın Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti, güneyinde ise Gürcistan ve Avrupa – Asya sınırını çizen Kafkasya Dağları bulunur. Avrupa ile Asya arasındaki sınırı çizen Kafkasya Dağları, aynı zamanda İnguşetya’nın güney sınırlarını belirler. O dağların zirvesinden kuzey yönünde (İnguşetya, Rusya) indiğinizde Avrupa toprakları, güney yönünde (Gürcistan) indiğinizde Asya toprakları başlar.

     3 bin 628 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 480 bin 474 insan yaşar. Dînleri İslam’dır. Başkenti, 1995 yılında kurulup 2000 yılından beri kent statüsü kazanmış 22 yıllık küçük bir yerleşim birimi olan 7 bin 818 nüfûslu Magas (İngş. ve Rus. Магас [Magas])’tır.

     “İnguşetya” adının, eski bir köy olan ve 1944 yılında Kuzey Osetya’ya bırakılmış olup hâlâ onlara ait olan Enguşt köyünün isminden geldiği kabul edilir. Bu kelimenin sonuna Gürcüce “–eti” eki eklenmiş ve ortaya “İnguşlar’ın ülkesi” anlamında “Enguşeti / İnguşeti” kavramı çıkmıştır. İnguşlar kendilerine “Galgay” derler. Çeçen ve İnguşlar’ın kendi dillerindeki ortak ismi ise “Vaynax”tır. Mânâsı, “bizim insanlarımız”.

     Çeçenler’le akraba ve aynı kökenden gelen, birlikte hareket eden İnguşlar, 1810 yılında kendi arzularıyla Ruslar’ın tabiiyetine geçtiler ve imzaladıkları anlaşmayla, savaş sırasında Ruslar’ın yanında yer almayı kabul ettiler.

     Ruslar, İnguşlar’ın dağlık bölgelerden düzlüklere inmelerine izin vererek, kendilerine karşı savaşmalarını önleyen bir politika izlediler. Böylece, o döneme kadar Çeçenler ile aynı kaderi paylaşan ve ortak kökten gelen İnguşlar, onlardan koptular. Bu gelişmeden dolayı ve Çeçenler’den farklı davranışlar ortaya koymalarından ötürü Ruslar, o zamandan sonra İnguşlar’ı “Çeçenler’den ayrı bir halk” olarak ilan etti.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, kendisi de Kafkas kökenli (Gürcü) olan Yosif Stalin, Kafkas liderleriyle bizzat görüşmeler yaptı ve SSCB devleti altında geniş bir otonomi sözü verdi. Kuzey Kafkasya’da Kuzey Kafkasya Dağlık Cumhuriyeti kuruldu. Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Kabardino – Balkarya, Dağıstan ve Karaçay – Çerkes bölgeleri bu cumhuriyete dahildi.

     Ancak 1924 yılında bu büyük Kuzey Kafkasya Dağlık Cumhuriyeti dağıtıldı ve yerine 6 yeni cumhuriyet kuruldu; Çeçen Oblast’ı da, Kuzey Osetya Özerk Oblastı ve İnguşetya Özerk Oblastı adı altında ikiye ayrıldı. 7 Temmuz 1924 tarihinde İnguşetya Otonom Bölgesi kuruldu.

     1934 yılında iki oblast tekrar birleştirildi ve adı Çeçen – İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldu. 5 Aralık 1936 tarihinde de yönetim yapısı yeniden şekillendirildi.

     II. Dünya Savaşı (1939 – 45) ile ilgili olarak Rusya’da yaşanan en ilginç olay, İnguşetya’dadır. SSCB devleti tarafından “Almanlar’la işbirliği yaptıkları” gerekçesiyle İnguş nüfûsunun tamamı Şubat 1944’te Orta Asya’ya ve Kazakistan’a sürüldü. Sürgünle birlikte Çeçen – İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti de feshedilerek, topraklarının bir kısmı Kuzey Osetya’ya, bir kısmı da Dağıstan’a verildi. 1956 yılında Komünist Parti’nin sürgünü kınaması sonrasında, 1957’de hakları iade edildi ve yeniden topraklarına döndüler. Ancak 9 Ocak 1957 tarihinde İnguşetya Cumhuriyeti yeniden kurulurken eski yerleşim birimi Prigorodniy bölgesi bu kez İnguşetya sınırları dışında kaldı.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 1 Kasım 1991 tarihinde Çeçen – İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ettiyse de Rusya bu bağımsızlığı tanımadı. Aynı ayın sonunda, 30 Kasım 1991’de Çecen – İnguş Cumhuriyeti’ndeki İnguşlar yaptıkları halk oylaması (referandum) sonucu, İnguşetya Özerk Cumhuriyeti adıyla Rusya Federasyonu içinde kalmayı benimsediler ve böylece bağımsızlık isteyen ve bunun için de savaşan Çeçenler’den tamamen ayrıldılar. 4 Temmuz 1992 tarihinde bu cumhuriyet, Çeçenistan Cumhuriyeti ve İnguşetya Cumhuriyeti olarak ikiye ayrıldı.

     İnguşetya, Rusya’nın en fakir bölgelerinden biridir. Ayrıca topraklarında en yoğun mülteci nüfûsu barındıran özerk cumhuriyetlerden biri durumunda.

– devam edecek –

     SEDİYANİ HABER

     15 EKİM 2017

 

648 Total Views 4 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir