Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri – 4

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

 – geçen bölümden devam –

     BAŞKURDİSTAN

     Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgelerinde bulunan Başkurdistan, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Rusya ve Rusya’nın Udmurtya Özerk Cumhuriyeti, batısında Rusya’nın Tataristan Özerk Cumhuriyeti ve Rusya, güneyinde Rusya, doğusunda ise Rusya’nın Asya toprakları bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     Asya – Avrupa sınırını çizen Ural Dağları, Başkurdistan’ın içinden geçer. Başkurdistan’ın % 80’lik batı toprakları Avrupa’ya, % 20’lik doğu toprakları da Asya’ya düşer.

     142 bin 947 km² büyüklüğündeki bu devâsâ coğrafyada 4 milyon 66 bin 972 insan yaşar. Dînleri İslam, mezhepleri Sünnîlik’tir. Başkenti, 1574 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1586 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 1 milyon 115 bin 560 nüfûslu Ufa (Bşkr. Өфө [Öfe]; Rus. Уфа́ [Ufá])’dır.

     Başkurtlar’ın % 68’i Özerk Başkurdistan’da yaşarken, geriye kalan % 32’si de yine Ural bölgesinde, uzak olmayan yerlerde hayatlarını sürdürmektedir. Kentsel yöreler yerine daha çok kırsal bölgelerde yerleşik olmayı seçmiş bir halktır. Konuştukları dil olan Başkurtça, Tatarca’ya yakın bir dildir. Birbirlerine akraba olan bu iki komşu kavmin kaderleri de tarih boyu hep aynı olmuştur. Başkurtlar hep Tatarlar’la içiçe yaşamışlardır. Başkurtça daha çok konuşma dilinde kullanılmıştır.

     12. yy’da yaşamış olan Arap coğrafyacı El- İdrisî’nin aktardığı bilgilere göre, kadim Başkurdistan’da o dönemler Kastra, Mastra, Karukiya, Gurhan ve Nimcan isimli beş şehir var olmuştu. Nimcan şehrinin halkı Hazar Kağanlığı, Orta Asya bölgeleri ve İran ile ticarî ilişkilerde bulunmuştur. Arapça kaynaklardaki bilgiler, Batı Avrupa haritalarında da yer almakta.

     1552 tarihinde Kazan Hanlığı’nın yıkılmasından sonra Başkurtlar ve Tatarlar Ruslar’a karşı birlikte ayaklanmışlardır. Başkurtlar’ın daha yoğun olduğu bölgelerde ayaklanmalar 18. yy’ın sonlarına kadar sürmüş olup, en büyük ayaklanma 1774 tarihinde vuk’u buldu. Fakat sonunda güçsüz düşen Başkurtlar da 18. yy’ın sonlarında Rus egemenliğine girmek zorunda kalmışlardır.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, topraklarının yüzölçümü bir zamanlar gezegen kabul edilen Plüton’un yüzölçümünden bile daha büyük olan bu devâsâ Rusya (Sovyetler Birliği) topraklarında değişik değişik siyasî akımlar ve millî hareketler de etkinliğini arttırmıştı. O dönemde Ahmet Zeki Velidî liderliğindeki Başkurtlar, Tatar aydınlarının kültürel millî muhtariyet tezine karşı çıkarak, tek başlarına “Küçük Başkurdistan” kurma faaliyetlerine giriştiler. Bunu gerçekleştirmek için başta Bolşevikler aleyhindeki Çarlık taraftarı güçlerin lideri General Kolçak’la işbirliği yaptılar. Kazak millî hareketi “Alaş Orga” da bu işbirliğine katılmıştı. Ancak Rus Kozakları’nın lideri Dutov ve Kolçak’la uzlaşmaya varılamayınca Zeki Velidî bu sefer de Lenin ve Stalin’le işbirliği yapmak zorunda kaldı. Velâkin Bolşevik rejiminin milletler komiseri (bakanı) olan Stalin, başta “Tatar – Başkurt Sovyet Cumhuriyeti”ni ilan etmiş ve Ahmed Zeki Velidî’yi azletmişti. Neticede A. Zeki Velidî, Orta Asya dolaylarına kaçmak zorunda kaldı. Böylece “Küçük Başkurdistan” hayâli de sona ermiş oluyordu.

     İç savaştan başarılı çıkan Bolşevikler, 23 Mart 1919 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) içinde Başkurdistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni, bir yıl sonra, 27 Mayıs 1920’de de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdular.

     Bolşevik İhtilâli’nden önce, bütün Başkurtlar Tatarca eğitim görmekteydiler. Sovyet hâkimiyetinden sonra 1920’lerde artık bu bölgede birden fazla dilde eğitim başlatılmış oldu. Örneğin 1966 – 67 ders yılında 7 ayrı dilde eğitim yapılmakta ve 762 Başkurt okulu, 1070 Tatar okulu ve 2085 Rus okulu mevcut idi. SSCB yönetimi Başkurdistan’da okuma – yazma probleminin çözüldüğünü belirterek okuma – yazma oranının Başkurtlar’da % 98, 9, Tatarlar’da % 99,1, Ruslar’da ise % 98, 6 olduğunu belirtmekteydi. Başkurdistan’da 4 bin 600 okulda toplam 800 bin öğrenci okuduğu Rusça, Başkurtça, Tatarca’nın dışında Mari, Mordva, Çuvaş ve Umdurt dillerinde de dersler alabilmekteydi. Sovyet Cumhuriyeti’nin 84 teknik okulunda tahsil görenlerin sayısı ise 33 bine ulaşmıştı. Başkurdistan’ın 7 yüksek okulunda 1600 pedagog görevlendirilmiş olup, bunların 440’ı öğretim üyesiydi.

     SSCB döneminde Başkurdistan’da Rusça dilinde 68 gazete, Başkurtça dilinde 21 gazete ve Tatarca dilinde 5 gazete çıkarken, Başkurtça 5 dergi, Rusça 3 dergi ve Tatarca 1 dergi yayınlanmaktaydı. Bunların tamamı mahallî (yerel) gazete ve dergiler idiler. Başkurtça dergiler arasında en önemlisi, Başkurdistan Yazarlar Birliği’nin yayın organı olan “Agidil” idi. Bu edebiyat, sanat, kültür ve politika dergisi, Tataristan’da yayınlanan “Kazan Utları” dergisinin muadili durumundaydı. “Agidil” dışında “Başkurdistan Ukutisıhı” (Başkurdistan Okutucusu) adlı pedagojik dergi ile “Henek” (Yaba) adlı mizah dergisi, Başkurdistan’ın kültür hayatında mühim bir yer işgal ettiler. O dönem Başkurtça dilinde toplam satış adetleri 841 bin olan 141 kitap, toplam tirajları 1 milyon 350 bin olan beş dergi basılmıştı. Kitap, dergi ve gazetelerin haricinde Ufa Radyosu, Rusça başta olmak üzere Başkurtça ve Tatarca yayın yapmaktaydı.

     SSCB döneminde Başkurdistan’ın başkenti Ufa, aynı zamanda “dînî merkez” hüviyetini de kazanmıştı. Rus Çariçesi II. Katerina tarafından 1789’da kurulan müftülük 1943 yılında tekrar organize edilmişti. Ufa, “SSCB Avrupa Bölümü ve Sibirya Müslümanları’nın Ruhanî İdare”sinin merkezi idi.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, Başkurtlar’da millî çabaların yeniden zuhur ettiğini görmekteyiz. Başta “Ural” isimli hareket olmak üzere değişik millî ve siyasî cemiyetler kurarlar. Bu dernekler değişik toplantılar düzenleyerek bilhassa Başkurt nüfûsunun azalması konusunu gündeme getirmekteydiler. 22 – 23 Şubat 1991 günlerinde, Ural, Başkurt Halk Merkezi, Başkurt Gençler İttifakı ve Başkurt Kadınlar – Kızlar Teşkilâtı başkent Ufa’da ortaklaşa “V. Bütün İttifak Başkurt Halk Toplantısı” düzenlerler. Bu kongrede “Başkurt halkının durumu ve milleti canlandırma ile ilgili manifesto” ilan edilir.

     Moskova’nın uyguladığı politikalar nedeniyle Başkurtlar problemlerinin nedenlerinden biri olarak da Tatarlar’ı görmekteydiler. Tarih boyu iki kardeş ve hatta kaderdaş olan Başkurtlar ve Tatarlar, Sovyet ideolojik aşısının onyıllarca süren etkisiyle birbirlerine düşman olmuşlar, kendi kötü durumlarının suçunu yêkdiğerine yükler olmuşlardı.

     Asimilasyonun en kötü ve canyakıcı sonucudur bu. Asimilasyon, zûlüm ve işgal; mazlum halkların yalnızca maddî ve manevî değerlerini kaybetmesine sebep olmaz, aynı zamanda o halkları kişiliksizleştirir de. Dünya üzerinde hürriyet ve istiklâl mücadelesi veren herhangi bir mazlum halka dünyadaki en büyük düşmanlığı kendisi gibi mazlum olan başka halkların yapması veya o halkın kendi içinde birbirine düşman olması, bu durumun göstergesidir. Örneğin Kürtler arasında Kurmanc – Zaza çekişmesi veya Alevî – Sünnî çekişmesi gibi. Ya da Türkiye’de “anadilde eğitim” ve “eski yer isimlerinin iadesi” mücadelesi veren Kürt halkının bu mücadelesine karşı Türkiye’de en büyük öfke ve husumetin aynı şekilde anadili yasaklanmış ve hatta unutturulmuş Lazlar’dan, aynı şekilde şehir ve köy isimleri haritadan silinip değiştirilmiş ve hatta bu asimilasyon politikalarının ilk olarak hayata geçirildiği bölge olan Doğu Karadeniz’den gelmesi gibi. Veyahut da, Irak’tan bağımsızlığını kazanmaya çalışan Güney Kürdistan’ın bu haklı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine dünyadaki en büyük düşmanlığı aynı şekilde mazlum olan Filistinliler’in yapması gibi. Yüzyıllar boyunca kardeş ve kaderdaş olan Başkurtlar ile Tatarlar’ın da onyıllarca süren Sovyet egemenliğinden sonra birbirlerine hasım olmasını bu şekilde okumak gerekir. Asimilasyon, zûlüm ve işgal; mazlum halklara yalnızca maddî ve manevî değerlerini kaybettirmez, aynı zamanda o halkları kişiliksizleştirir de, şahsiyetsizleştirir de. Çünkü köle bireylerden uygar davranışlar beklenemez. Aklın hür olmaması, erdemin de yitirilmesine sebep olur.

     Ancak Başkurdistan’ın resmî yönetimi Rusya Federasyonu’ndan kopma gücünü gösterememiştir. Başkurdistan, 11 Ekim 1991 tarihinde Başkurdistan Cumhuriyeti resmî adıyla Rusya Federasyonu’na bağlı federal bir cumhuriyet oldu. 31 Mart 1992’de de Başkurdistan, “Yeni Federasyon Antlaşması”nı imzalayarak Moskova’ya bağımlılığını göstermiştir.

     Başkurdistan, 2015 yılında kendi rızasıyla Uluslararası Türk Kültürü Teşkilâtı’ndan çıkmıştır.

     UDMURTYA

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Udmurtya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde, batısında ve doğusunda Rusya, güneydoğusunda Rusya’nın Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti, güneyinde ise Rusya’nın Tataristan Özerk Cumhuriyeti bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     42 bin 61 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 1 milyon 516 bin 826 insan yaşar. Dînleri Hristiyanlık, mezhepleri Ortodoksluk’tur. Başkenti, 1760 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1918 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 646 bin 277 nüfûslu İjevsk (Udm. Иж [İj]; Rus. Ижевск [İjevsk])’tir.

     “Arlar”, “Otyaklar” veya “Votyaklar” gibi isimlerle de anılan Udmurtlar, kendi topraklarında azınlık durumundadırlar; çünkü Udmurtya nüfûsunun % 60’ı Rus’tur. Udmurtlar, Udmurtya nüfûsunun yalnızca % 27’sini teşkil ederler. Coğrafyadaki diğer etnik topluluklar Bessermenler, Tatarlar, Ukraynalılar, Mariler, Başkurtlar ve Almanlar’dır.

     Udmurtlar ilk kez 6. yy’da Votyaklar adıyla ortaya çıktılar. 8. yy’da toprakları Hazarlar’ın işgaline uğrar. 9. yy ortalarında ise bölgeye Volga Bulgarları hâkim olur. 13. yy’da bu kez Moğollar gelir.

     1552 tarihinde Kazan Hanlığı’nın yıkılmasından sonra Ruslar bu toprakları ele geçirirler. O tarihlerde Udmurtlar, Başkurtlar, Tatarlar ve Çuvaşlar, hepsi içiçe yaşıyorlardı. Kazan Hanlığı’nın Korkunç İvan yönetimindeki Ruslar’a yenilgisinden sonra Rus egemenliğine boyun eğmek zorunda kaldılar.

     1740 yılına kadar Paganizm’in farklı bir kolundaki Animist dînî inançlarını ve dillerini koruyan Permik halklardan biri olan Udmurtlar, Çarlık rejiminin etkisiyle bu tarihte Hristiyanlık’ı benimsedi.

     Çarlık Rusyası, 1756 yılından itibaren bölgenin imârına büyük önem verdi. Çünkü zengin demir ve bakır yataklarına sahip Urallar’ın bu bölgesi, Çarlık’ın en önemli cevher sağlayan eyaleti oldu. İlk özel demir çelik fabrikası 1759 yılında kuruldu.

     Udmurtya’da sanayi ve kültür, 19. yy’ın ikinci yarısından başlayarak hızlı bir gelişme sağlamıştır.

     Millî bilinç ise 1917 Devrimi sonrası başlıyor Udmurtlar’da. Udmurtya, Sosyalist Devrim sonrasında 1920 yılında Votskaya Otonom Oblastı adını aldı. 1932 yılında ise bu isim Udmurtya Otonom Oblastı olarak değiştirildi. Devrimden sonra Udmurtya’ya verilen özerklik, 1934 yılında daha da ileri düzeye taşındı; Udmurtya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (UASSR) adıyla kendi sınırları içinde yönetim birimlerini kurdu.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 1990 yılında UASSR, onun “Yüksek Sovyet” kararı uyarınca Udmurtya Cumhuriyeti olmuştur.

     1993 yılında Udmurtya Cumhuriyeti kendi bayrağını tanıttı. Millî amblem ve Udmurtya millî marşı ise 1994 yılında tasdik edilmiştir.

     Udmurtlar anaerkil (maderşahî, matriarşal, kadın egemen) bir kavimdir. Evin reisi erkek değil kadındır. Toplumu da kadın yönetir.

     TATARİSTAN

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Tataristan, Rusya’nın egemenliği altındadır. Doğusunda Rusya’nın Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti, kuzeyinde Rusya’nın Udmurtya Özerk Cumhuriyeti, Rusya ve Rusya’nın Mari El Özerk Cumhuriyeti, batısında Rusya’nın Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti, güneyinde yine Rusya bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     67 bin 847 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 3 milyon 885 bin 253 insan yaşar. Tatarlar’ın tamamı Müslüman’dır. Başkenti, 1177 yılında kurulmuş bir yerleşim birimi olup bugünkü nüfûsu 1 milyon 231 bin 878 olan Kazan (Tat. Казан [Kazan]; Rus. Каза́нь [Kazánı])’dır.

     Tatarlar, 665 yılı ve civarında bugünkü coğrafyalarına yerleşmeye başlamışlardır. Onlar geldiklerinde, bu mıntıkalarda Çeremişler, Mordvalar, Zuryenler ve Votyaklar (Udmurtlar) yaşamaktaydı.

     Tatarlar, 922 yılında İslam’ı kabul edip Müslüman olmuş bir kavimdir.

     13. yy’daki Moğol istilâsından sonra bu coğrafyada Altın Orda Devleti kuruldu. Bu devlet, 16. yy’ın hemen başında yıkıldı ve hâkim olduğu bölgelerde Kazan, Kırım, Kasım, Astrahan, Sibir hanlıkları ve bağımsız Nogay urugları ortaya çıktı.

     Uzun mücadelelerden sonra Ruslar, 13 Ekim 1552 tarihinde Kazan Hanlığı’nı yıkarak bölgeye hâkim oldular. Bu tarihten sonra Ruslar’ın doğuya doğru ilerleme hareketleri evre evre devam etmiştir.

     Müslüman Tatarlar arasında hatırı sayılır bir kesim, 18. yy’ın ikinci yarısında, Ruslar’ın siyasî, iktisadî ve dînî baskıları yüzünden yurtlarını terk ederek bugünkü Başkurdistan’a, Urallar bölgesine ve ötesine göç etmek mecburiyetinde kaldı. 1552’de Kazan Hanlığı’nın Korkunç İvan tarafından yıkılmasından beri, Tatarlar’ın bugünkü başkentleri Kazan’a, nehir ve ulaşım yollarına yakın yerlere yerleşmeleri yasaklanmıştı. Hristiyanlaştırılmaya çalışılan ancak İslam’dan vazgeçmeyen Tatar halkı, köylerde yaşamaya mahkûm edilmişti. Bu dönemde kontrolden uzak olması sebebiyle Başkurdistan ve Mordovya’ya yerleşen Tatarlar’dan bazı gruplar, buralarda gizli mektepler açtılar.

     1774 yılında çıkan Pugaçev İsyanı sonunda Tatarlar, Ruslar’dan birtakım dînî ve ticarî serbestlikler aldılar. 1789 yılında yayınlanan bir kararnameyle Orenburg’da müftülük kuruldu ve İslamiyet resmen Ruslar tarafından tanınmış oldu. Velâkin bu durum ancak yarım asır sürdü. 1860’lı yıllarda Tatarlar devletin “Hristiyanlaştırma” ve “Ruslaştırma” politikalarına maruz kaldılar ancak buna karşı direndiler. Bu durumun sonucu olarak Tatarlar’ın bir kısmı çeşitli bölgelere ve Anadolu’ya göç ettiler.

    Aralarında Tataristan’ın da bulunduğu İdil muhiti, 19. yy başlarında Rusya’daki Türkî topluluklar arasında başgösteren “Ceditçilik” (Yenilikçilik, Aydınlanma) hareketlerinin merkezi konumuna geldi. İdil – Ural Tatarları arasında aydınlanma fikirlerinin öncülüğünü başta Abdunnasır Kursavî, Abdurrahim Utız – İmenî, İbrahim Helfin gibi kültür ve eğitim adamları yapıyordu. Lakin aydınlanma fikirlerinin yaygınlık kazanmasını sağlayacak sosyal, kültürel ve iktisadî şartlar gerekli derecede oluşmadığından, bu fikirler halk arasında yayılmamış, geniş bir yankı bulmamıştır.

     Bununla birlikte 19. yy ortalarında Tatarlar arasında aydınlanma fikirleri yeniden gelişmeye başlamış ve bu devrede yaygınlık kazanmıştır. Bu yıllarda Tatar aydınlanmasının Şehabeddin Mercanî, Hüseyin Feyzhanov ve Kayyum Nasırî gibi temsilcilerinin fikirleri ve uygulamaları yaygınlık kazanmıştır. Batılı tarzda eğitim görenler, Tatar halkının eğitimde ilerlemesi için Batılı tarzın Tatar mektep ve medreselerine sokulması için girişimlerde bulundular. “Usul-i Cedid” denen ve Avrupa’daki okullar gibi yazı tahtası, öğretmenin kürsü ve sandalyesi, öğrencilerin de sıraları olmalı, sınıflar gerekli olan tablo ve haritalarla donatılmalıydı. Bu fikri savunanlara “Ceditçi” (Yenilikçi) dendi.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, bütün Rusya Müslümanları’nın İttifakı toplandı ve ilk defa Çar’ın tayin etmediği bir müftü seçildi. 1917 yılının Haziran ayında Kazan’da toplanan kurultayda ise İç Rusya ve Sibirya Müslüman Tatarları’nın Medenî Muhtariyeti ilan edildi. Ardından 120 kişilik Millet Meclisi için seçimler yapıldı. Bu meclis 29 Kasım 1917 tarihinde İdil Ural Devleti projesini ilan etti. Ancak bu devlet bir yıl içerisinde, 1918’de Bolşevikler tarafından ortadan kaldırıldı.

     Sosyalist Devrim sonrasında Bolşevikler, 23 Mart 1919 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) içinde Başkurdistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni, bir yıl sonra, 27 Mayıs 1920’de de Tataristan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni kurdular.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 30 Ağustos 1990 günü Tataristan da tam bağımsızlığını ilan etti. Ancak bu bağımsızlığı dünyada hiçbir devlet tanımadı. Rusya’dan ayrılma niyetini bildirince, Rusya Parlamentosu da buna ret cevabı verdi.

     15 Şubat 1994 tarihinde Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ile Tataristan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Mintimer Şamiyev arasında imzalanan anlaşma ile Tataristan resmen Rusya Federasyonu içerisinde Tataristan Cumhuriyeti adıyla bir federal yapı niteliğini kazanmıştır. Sözkonusu anlaşma daha sonra Tataristan Devlet Konseyi tarafından kabul edilmiş, Tataristan Anayasası’nın 1. maddesi anlaşma doğrultusunda değiştirilmiştir.

     Tataristan, petrol ve maden zengini bir özerk cumhuriyettir.

     Türkiye’de de pekçok Tatar yaşamaktadır. Osmanlı’nın yıkılması ve Karadeniz’in kuzey taraflarının Rus idaresine girmesinden sonran Balkanlar’dan, Kırım’dan, Kafkasya’dan ve Kazan çevresinden Anadolu ve Kürdistan’a göç yaşanmıştır. Türkiye’de yaşayan toplam Tatar nüfûsu hakkında kesin bir bilgi yoktur.

     MARİ EL

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Mari El, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde, batısında ve doğusunda Rusya, güneyinde ise Rusya’nın Tataristan ve Çuvaşistan özerk cumhuriyetleri bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     23 bin 375 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 684 bin 684 insan yaşar. Mariler ağırlıklı olarak Ortodoks Hristiyan’dır. Başkenti, 1584 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1781 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 266 bin 675 nüfûslu Yoşkar Ola (Mari. ve Rus. Йошкар – Ола [Yoşkar – Ola])’dır.

     Topraklarında 200 tane göl bulunan ve coğrafyanın % 57’si ormanlarla kaplı olan Mari El’in nüfûsu neredeyse yarı yarıya Rus ve Mari’dir. “Çirmişler” olarak da adlandırılan Mariler’in de % 48’i Mari El dışındaki Rusya topraklarında, % 4’ü de Rusya dışında yaşamakta.

     “Mari” kelimesi Marice (Çirmişçe) dilinde “erkek” anlamına gelir (Kürtçe’deki “mêr” sözcüğü). “El” ise “ülke” demektir (Türkçe’de de “el” sözcüğü bazen bu anlamda kullanılır). Yani bu özerk ülkenin ismi olan “Mari El”, aslında “Erkeklerin Ülkesi” mânâsındadır.

     Mari (Çirmiş) halkının 11. – 12. yy’larda sabit yerleşim yerleri oluşmuştur. Yoğun olarak Volga Nehri’nin sağ yanında yer alan dağlık alanlara ve nehrin sol kıyısındaki düzlüklere yerleşmişler. Bu alan, Batı ile Doğu’nun amansız savaşlarına konu olmuş, bunun bir sonucu olarak Mari halkı, Düzlük Marileri ve Dağ Marileri olmak üzere iki ayrı etnik gruba ayrılmıştır.

     Mari El bölgesinin Rusya’nın bir parçası haline gelmesi Mari halkının yazgısı bakımından belirleyici olmuştur. Mari halkının tarihi bu noktadan sonra, 4 – 5 asır boyunca Rus, Tatar, Çuvaş ve diğer halkların tarihi ile girift bir biçimde şekillenmiştir.

     Mari El bölgesinin Rusya’ya bağlı bir yer haline gelmesinin en önemli sonucu, Mari halkının bir etnik grup olarak korunması oldu. Mari halkı 20. yy’da devlet yapısına büründü. 1920 yılında Mari Otonom Cumhuriyeti oluşturuldu.

     Günümüzde de Rusya Federasyonu’na bağlı, kendi federal hakları olan bir cumhuriyettir.

     ÇUVAŞİSTAN

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Çuvaşistan, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Rusya’nın Mari El Özerk Cumhuriyeti, batısında Rusya, güneybatısında Rusya’nın Mordovya Özerk Cumhuriyeti, güneyinde Rusya, doğusunda ise Rusya’nın Tataristan Özerk Cumhuriyeti bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     18 bin 343 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 1 milyon 235 bin 863 insan yaşar. Bulgar kökenli bir etnik topluluk olan Çuvaşlar Ortodoks Hristiyan bir halktır. Başkenti, 1469 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1781 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 489 bin 498 nüfûslu Şupaşkar (Çuvş. Шупашкар [Şupaşkar]; Rus. Чебокса́ры [Çeboksárı])’dır.

     1552 yılında Kazan Hanlığı idaresinde iken Ruslar’ın egemenliğine geçen Çuvaşistan, Başkurdistan gibi ardı arkası kesilmeyen isyanlara katılmışlardır. Bunlardan özellikle 1572 – 84 Stafin – Razin Köylü Savaşları ve 1774 – 76 ayaklanmaları en kanlıları olmuştur.

     Çuvaşlar’ın Hristiyanlaştırılması, çok geç tarihlerde, 18. yy’da gerçekleştirilmiş bir dînî asimilasyondur. Ruslar bu bölgede misyonerlik amacı ile İncil’i Çuvaşça’ya çevirmeye çalışmış, misyonerlere Çuvaşça gramer eğitimi vermek amacıyla 1769 yılında ilk Çuvaşça gramer hazırlanmıştır. Kazan Federal Üniversitesi (Rus. Казанский Федеральный Университет [Kazanskij Federalınıj Universitet]) bünyesindeki Doğu Dilleri Fakültesi dil alanındaki çalışmalara öncülük yapmış, 1836 tarihinde Vişnevski’nin gramer ve sözlüğü yayımlanmıştır.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, 24 Haziran 1920 tarihinde özerk, 21 Nisan 1925 tarihinde de federe cumhuriyet olan Çuvaşistan, SSCB’nin dağılması üzerine 24 Ekim 1990 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiş, ancak Rusya’nın baskısı üzerine 3 Temmuz 1991 tarihinde Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet olmuştur.

     Kendisine has meclisi, anayasası, bayrağı ve millî marşı bulunan Çuvaşistan’da devlet başkanı aynı zamanda meclis başkanı olarak da vazife yapmaktadır. Devlet Başkanı Nikolay Vasiyeviç Fyodorov, aynı zamanda Rus Devlet Başkanlığı hukuk bürosu üyesidir. Mecliste üstün durumda bulunan Çuvaşlar, Rusya’dan birçok taviz koparttıkları için aktif direniş halinde değiller.

     Uzaya giden kahramanları, Sovyetler’in uzaya giden üçüncü kozmonotu, bir Çuvaş olan Andrian Grigorıeviç Nikolaev (1929 – 2004) ise Çuvaşistan’ın gururu. Köyü olan Şorşelı’da müzesi ve anıt mezarı var.

     MORDOVYA

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Mordovya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde, batısında ve güneyinde Rusya, doğusunda ise Rusya’nın Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti ve yine Rusya bulunur. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     26 bin 128 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 808 bin 541 insan yaşar. Mordvinler Ortodoks Hristiyan’dır. Başkenti, 1641 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1780 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 314 bin 789 nüfûslu Saransk (Mrdv. Саранош [Saranoş]; Rus. Сара́нск [Saránsk])’dır.

     Mordovca dilinin Ezyanca ve Mokşanca olmak üzere iki ayrı lehçesi bulunuyor.

     13. yy’daki Moğol istilâsından sonra bu toprakları da kapsayan geniş bir coğrafyada Altın Orda Devleti kurulmuş, ancak bu devlet 16. yy’ın hemen başında yıkılarak hâkim olduğu bölgelerde Kazan, Kırım, Kasım, Astrahan, Sibir gibi hanlıklar ve Nogay gibi bağımsız uruglar ortaya çıkmıştı. Uzun mücadelelerden sonra Ruslar, 13 Ekim 1552 tarihinde Kazan Hanlığı’nı yıkarak bölgeye hâkim oldular. Bu tarihten sonra Ruslar’ın doğuya doğru ilerleme hareketleri evre evre devam etmiştir.

     Mordvinler’in 16. yy’da başlayan “Hristiyanlaştırma” ameliyesi 18. yy’da tamamlanır ve Mordvinler bütünüyle Hristiyanlaştırılır.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, 16 Temmuz 1928 tarihinde Mordovya Ogrugu kurulur ancak bu statü 10 Ocak 1930 tarihinde Mordovya Özerk Oblastı olarak değiştirilir. 20 Aralık 1934 tarihinde ise Mordovya Özerk Sosyalist Cumhuriyeti kurulur.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, Mordovya 25 Ocak 1994 tarihinde Rusya Federasyonu’nun özerk bir cumhuriyeti oldu.

– devam edecek –

     SEDİYANİ HABER

     13 EKİM 2017

Ибрагим Седияни в Средняя Азия, 16 Января 2015 Γ.

 

1628 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir