Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri – 3

 

İbrahim Sediyani

 

 

 

 

 

 – geçen bölümden devam –

     LAPONYA

     İskandinavya bölgesinin en kuzeyinde bulunan Laponya ülkesi, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Rusya arasında dört parçaya bölünmüş bir coğrafyadır. Kaderi tıpkı Kürdistan’a benzer. Norveççe ve İsveççe adı “Lappland”, Fince adı “Lappi” ve Rusça adı “Laplandiya” olan Laponya’nın Laponca özgün adı ise “Sápmi” olup, bu toprakların yerlileri olan Laponlar, Samî ırkındandırlar.

     Samî ırkından olan ve kendilerine de “Sámit”, ülkelerine “Sápmi” diyen Laponlar, bugün tüm dünyanın onlar için kullandığı “Lapon” (Lapp) ismini asla kabul etmezler. Çünkü “Lapp” kelimesi İskandinavya dillerinde “yama” anlamına geliyor ve Samiler (Laponlar) geleneksel olarak giydikleri reng á reng giysileri dolayısıyla kendilerine bu ismin istihzâ amaçlı (kendileriyle alay edilmesi amacıyla) verilen bir isim olduğunu düşünmektedirler.

     Laponlar, tüm Avrupa kıt’âsının ilk yerlileri olarak kabul edilirler. Asıl anayurtları Avrupa’nın tam ortası olan Laponlar, doğudan ve güneyden gelen kavimlerce sürekli göç ettirilerek Avrupa’nın en kuzeyine, kıt’ânın bittiği yere kadar sürüklenmiş ilginç bir halktır. Laponlar, tarihin hiçbir döneminde kendilerine ait bir devlet kuramamışlardır.

     Günümüzdeki net sayıları 137 bin 477 kişi olan Laponlar’dan yaklaşık 60 bin kişi Norveç Laponyası (Kuzeybatı Laponya)’nda, yaklaşık 36 bin kişi İsveç Laponyası (Güneybatı Laponya)’nda, 9 bin 351 kişi Finlandiya Laponyası (Güney Laponya)’nda, 1991 kişi Rusya Laponyası (Doğu Laponya)’nda, vatanlarından uzakta bulunan 136 kişi de Ukrayna’da yaşamaktadır. Norveç, İsveç, Finlandiya ve Rusya devletlerinin Lapon halkına karşı yüzyıllarca süren katliâm, soykırım, işgal ve asimilasyon politikalarından geriye kalanlardır bunlar. Laponlar’ın % 70’i anadilleri Laponca’yı halen konuşabilmektedir.

     Laponlar’ın bu coğrafyaya yaklaşık 4 bin yıl önce geldikleri tahmin edilmektedir. Vikingler ve onları takip eden Ortaçağ yıllarında en kalabalık toplumun Laponlar olduğu bilinmekte. Bu yıllarda Vikingler ile sürekli savaş halinde olan Laponlar, Vikingler tarafından kutup dairesi dolaylarına doğru sürülürler. Bir süre sonra dünyayı keşfe çıkan Vikingler, Laponlar’ın ticaret ortağı haline gelirler.

     Laponlar ilk kez 10. yy’dan başlayarak diğer halklarla (Ruslar, Finler, İsveçliler ve Norveçliler) karşılaşırlar. Her ne kadar Kutsal Kitaplar’da “Birbirinizle tanışmanız için sizi kavim kavim yarattık” diye buyrulmuşsa da, bu “tanışma” Laponlar için hiç de hayırlı olmamıştır. Laponlar’ın acı ve trajedi dolu kaderi, diğer kavimlerle tanıştıktan sonra başlar.

     Norveç ve İsveç krallıkları tarafından 17. yy’dan itibaren asimile edilmeye başlanan Lapon halkı, zorla kendi inançlarını bırakarak, baskı ve katliâm yoluyla Hıristiyanlık dînini seçmeye zorlanır. Bir önceki bölümde anlattığımız Frizler’den bile çok daha sonra Hristiyanlaştırılmış bir halktır. İsveçli ve Norveçli sömürgeciler, yanlarında Protestan misyonerler olmak üzere Laponya ülkesinin içlerine doğru ilerlediler.

     Laponca dili yasaklanır, Laponlar’ın kendi anadilleriyle konuşmasına bile yasak getirilerek asimilasyon politikaları en acımasız biçimde uygulanır. Laponlar “Tanrı adına” köleleştirilip maden ocaklarında zorla çalıştırılmaya başlanır. Ne de olsa Tanrı, gönderdiği Kutsal Kitaplar’ın hiçbirinde köleliği yasaklamamış hatta gayet normal görmüş, kendi yarattığı kullarının bir kısmına yine kendi yarattığı kullarının bir kısmının erkeklerini öldürmeyi ve kadınlarını cariye, çocuklarını köle yapmalarını emretmişti.

     Tâ 18. yy’a gelene kadar dağlarda ve ormanlarda Kızılderili misali yaşayıp avcılıkla geçinen Laponlar, avcılığı bırakıp ülkenin iç kesimlerine iner ve ren geyiği beslemeye başlar. Çünkü avcıların sattıkları deriler, Kuzey Amerika’dan yapılan ithalat sebebiyle değerini kaybetmişti. Geçinemez oldular. Norveç ile İsveç arasında yapılan 1751 tarihli anlaşma, Laponlar’a ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde sürülerin ardından gidebilmeleri ve sınırı geçebilmeleri imkânını tanımıştı. Ren geyiği yetiştiricisi olan Laponlar böylece işgalcilerin lütfedip (!) tanıdıkları kolaylıklardan yararlanırken, yerleşik olan ve avcı, çiftçi ve kıyıda balıkçı olan Laponlar, ilerleyen sömürgeci gruplar tarafından sürekli geriye itildiler. Ancak 19. yy’ın sonlarında demir ve bakır madenlerinin işletilmesiyle başlayan sanayiî, bölgeye yeni göçlerin olmasına ve Laponlar’ın azınlığa düşmelerine sebep olur. Laponlar’ın bir kısmı baskılara dayanamadığı için yeni gelenlerin arasında asimile olup eridi.

     İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya ulusal sınırlarının çizilmesinden sonra Laponya toprakları 4 parçaya bölünür. Dedik ya, kaderi tıpkı Kürdistan’a benzer. Laponlar zorla vatandaşı olmak zorunda oldukları ülkelerin kültürüne ve diline adapte olmak mecburiyetinde kalırlar.

     1900’lü yılların başında İsveç devleti tarafından sistematik bir asimilasyon politikasına tabi tutulan Laponlar, zorla kısırlaştırılırlar. Laponlar’ın bugünkü nüfûslarının çok az olmasının sebebi, kendilerine karşı yüz yıl kadar önce işlenen bu insanlık suçudur. 1935 ilâ 1975 yılları arasında arî bir İsveç ırkı yaratmak amacıyla toplam 63 bin Lapon kadını zorla kısırlaştırılmıştır.

     Norveç’in II. Dünya Harbi (1939 – 45) esnasında Naziler tarafından işgali ve Finlandiya’da süren savaşlar, Laponya vatanının büsbütün tahrip olmasına yol açar.

     1950 – 70 yılları arasında Laponlar, Norveç devletinin sistematik eritme politikasına tabi tutuldu. Tehcir politikasına maruz kalırlar, zorla yerlerinden sürülürler. Hatta, üzerlerinde biyolojik deneyler yapılır.

     Evet; bugün “dünyanın en medenî devletleri” denildiğinde akla gelen ilk iki devlet olan İsveç ve Norveç devletlerinin Lapon halkına karşı, çok değil, daha bundan 50 yıl önce, 100 yıl önce uyguladığı politikalar bunlar. 50 – 60 yıl önce Norveç devletinin Laponlar’a uyguladığı tehcir politikası, üzerlerinde biyolojik deneyler yapma, 100 – 120 yıl kadar önce İsveç devletinin uyguladığı asimilasyon, Laponlar’ı zorla kısırlaştırma. Onlardan da daha önce gerçekleştirilmiş olan katliâmları da unutmayalım, tabiî.

     1956 yılında Finlandiya, İsveç ve Norveç’te yaşayan Laponlar, Kuzey Sami Konseyi (Lap. Sámiráđđi)’ni kurduktan sonra hakları için mücadele etmeye başladılar ve bugün bu ülkelerde resmî olarak azınlık statüsünde olsalar, dillerini ve kültürlerini okullarında öğrenebilseler de, toprak ve doğal kaynaklar konusundaki mücadeleleri halen devam ediyor.

     Tabiâtı tahrip eden sanayileşme, Laponya coğrafyasındaki hammaddelerin sömürülmesi, Alta – Kautekeyna Nehri’ndeki hidroelektrik santrali, balık yönünden zengin olan akarsuyu ve çevreyi mahvetmiştir. Laponlar bu inşaata karşı direndiler, açlık grevi yaptılar. Sonunda 1982 yılında bu şantiyeyi havaya uçurdular ve bunu yapan Nils Somby adındaki Lapon, Kanada’ya kaçtı. Bu eylemci, kaçtığı Kanada’da bir Kızılderili kabilesi olan Nuksalklar tarafından “Sen bizdensin” diye bağırlarına basılarak karşılandı. Ancak Hristiyan Beyaz Adam’ın yönettiği Kanada devleti, Nils Somby’yi “ülkeye izinsiz girmekle” suçlayarak 1984 yılında Norveç’e iade etti.

     Laponlar, topraklarında dev şirketlerin maden aramasına izin verdiği için de İsveç devletine tepkililer. Şirketlere verilen iznin iptal edilmesi için topladıkları imzaları yetkililere ileten Laponlar, İsveç hükûmetinin taleplerini karşılamaması üzerine yaşadıkları yerleşim birimlerinde protesto gösterileri yaparlar. Ancak İsveç hükûmeti, Laponlar’ın sesini duymamakta ısrarlı.

     İsveç’teki 36 bin kadar Lapon’un hepsinin hayatı bu kadar kötü olmasa da, bölgelerinde yapılan barajlar, maden ocakları ve kesilen ağaçlar, ren geyiği yetiştiricilerinin hayat kaynağını yok etmektedir. Zira ağaçlar üzerinde büyüyen likenler (yosunlar), ren geyiklerinin besin kaynağı. Ağaç olmadı mı, geyikleri beslemek zorlaşmakta. Finlandiya’daki 9 bin kadar Lapon da ilerleyen teknoloji ve sanayinin tehdidi altında.

     Bütün bunlara rağmen, kendilerini dış dünyaya şirin ve hoşgörülü göstermede oldukça maharetli olan Beyaz Adam, yani Avrupa devletleri, Laponlar’ın dil ve kültürlerine önem verir görünmekte, okullarda Laponca’nın öğretilmesinin yanısıra kendi gazete ve radyo istasyonlarının olmasına izin vermektedirler.

     Rusya’nın Kola Yarımadası’nda yaşayan Laponlar’ın durumu ise daha iyi görünmektedir. En azından gelişmiş İsveç, Norveç ve Finlandiya egemenliğindeki Laponya toprakları gibi sanayiî ve sömürü tehdidi altında değiller.

     Topraklarında 700 bin dolayında ren geyiği yaşayan Laponlar’ın temel uğraşı ren geyiği yetiştiriciliğidir. Ehlileştirdikleri ren geyiklerini binek veya yük hayvanı olarak kullandıkları gibi, etini de yerler. Ren geyikleri ile Lapon kültürü arasında kopmaz bir bağ var. Kış aylarında geyik, Laponlar için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Geyiğin derisi, dondurucu soğuktan koruyan giysilerin yapımında kullanılıyor. Geyiğin ayrıca sütünden de yararlanıyorlar. Bu sıkı bağ nedeniyle resimden elişine pekçok alanda geyik motifleri kullanıyorlar; ayrıca geyik kemiklerinden bıçaktan müzik aletine türlü objeler yapıyorlar.

     Ulaşım için kullandıkları araçlar, kayaklar ve kızaklardır. Geyik sürüleriyle oradan oraya giderler. Ancak bugün ren geyiklerinin yaşam alanlarının bir kısmı, ticarî faaliyetler ve petrol arama çalışmaları yüzünden zarar görmüş durumda. Geyiklerin nesli de tehdit altında. 

     Laponlar’ın çok ilginç bir özelliği de, her mevsim için ayrı bir ev inşâ etmeleri ve yılın hava şartları farklılaşan her mevsimini ayrı evlerde geçirmeleridir. Kış mevsimlerinde, piramit şeklinde yapılmış, penceresi olmayan kulübelerde yaşarlar. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerinde ise Eskimolar’ın “iglu”larını andıran, sıkıştırılmış topraktan büyük bir ustalıkla inşâ edilmiş yuvarlak şekilli konutlarında yaşarlar. Yaz aylarında ise genelde açık alanlarda veya üstü açık yerlerde ikamet ederler. Köpekleri de kendileriyle birlikte aynı evde kalır.

     Geleneksel kıyafetleri, giyim tarzları ilginçtir. Mavi renkli olan geleneksel elbiselerini kırmızı ve sarı kurdelelerle süslerler. Avrupa’nın en kısa boylu topluluğu oldukları halde oldukça sağlam yapılı ve sağlıklı insanlardırlar.

     SVALBARD

     Avrupa kıt’âsının en kuzey toprakları olan Svalbard Adaları, Norveç’in egemenliği altındadır. 74º – 81º kuzey paralelleri ile 10º – 35º doğu meridyenleri arasında bulunan adaların kuzeyinde Kuzey Kutbu, doğusunda Barents Denizi, batısında Grönland Denizi ve güneyinde Norveç Denizi bulunur. “Svalbard” adı Norveç dilinde “Serin Sahil” anlamına gelmekte.

     61 bin 22 km²’lik alanı kapsayan Svalbard Adaları’nın 2 bin 583 kişilik az bir nüfûsu var ve zaten bunun da 2 bin 144 kişisi başkent Longyearbyen’de yaşamakta. Norveççe’de “byen” kelimesi “köy” demektir; dolayısıyla başkentin ve adadaki en büyük yerleşimin “Longyearbyen” olan ismi aslında “Longyear Köy” yani “Uzun Ömürlü Köy” anlamına gelmektedir. Soğuk iklime sahip bu adalarda yaşayan insanlar gerçekten de uzun ömürlüdürler.

     Adaların % 60’ı buzullardan oluşmakta ve pekçok dağ ve fiyort bulunmakta. Adalar üzerinde yerleşim ilk olarak 20. yy başında zengin kömür yatakları nedeniyle kurulmuştur. 1900 tarihinden önce adalarda insan yaşamıyordu.

     1920 yılına kadar adaların ismi “Sivri Dağlar” (Nor. Spitsbergen; Alm. Spitzbergen) idi. Bu, aynı zamanda takımadalardaki en büyük adanın da ismiydi. 9 Şubat 1920 tarihinde Fransa’nın başkenti Paris’te imzalanan Spitzbergen Antlaşması (Nor. Spitsbergentraktaten)’ndan sonra Norveçliler tarafından takımadalara “Svalbard” adı verildi. Ancak bu isim Norveç dışında pek yer edinmemiştir; dünyanın pekçok ülkesinde halen “Spitzbergen” olarak adlandırılmakta. Sözkonusu antlaşma ile 40 kadar ülkenin adada yerleşim kurmasına hak tanınmış olmasına rağmen günümüzde bu hakkı sadece Norveç ve Rusya kullanmaktadır. Yasal bir engel olmadığı halde diğer devletlerin bu hakkı kullanmaması, siyasî değil, coğrafî ve iklimsel etmenlere dayalı bir isteksizlik. Adalar bu bahsini ettiğimiz sözleşmeye göre “demilitarize bölge” ilan edilmiş olup, oraya – Norveç dahil – herhangi bir devletin askerî güç göndermesi yasaktır.

     Adalar, Antarktik bilimi için “dünyanın en büyük laboratuarı” olarak kabul edilir. Başkent Longyearbyen’de bulunan ve 1993 yılında kurulmuş olup kısa adı UNIS olan Svalbard Üniversite Merkezi (Nor. Universitetssenteret på Svalbard)’nde buzul araştırmalar yapılır. Üniversitede 1993 yılından beri “Arktik Jeoloji” (Buzul Jeoloji) ve “Arktik Jeofizik” (Buzul Jeofizik) bölümleri, 1994 yılından beri “Arktik Biyoloji” (Buzul Biyoloji) bölümü, 1996 yılından beri de “Arktik Teknoloji” (Buzul Teknoloji) bölümü mevcut. Bu üniversitenin bünyesinde halihazırda 40 ilâ 100 arası araştırmacı görev yapmakta. Bunların tamamı arktik (buzul) alanda araştırmalar yapan bilim kadın/adamlarıdır.

     Svalbard Adaları daha yakın zamanlardan başlayarak, araştırma roketleri için fırlatma sitesi de dahil olmak üzere kutup araştırmaları için “dünyanın en büyük laboratuarı” olarak görülüyor. İsmi “Svalbard Rakettskyttefelt” (SvalRak) olan bu roket fırlatma sistemi, Norveç devletine 7, 4 milyon Norveç Kronu’na mal olmuştur.

     Adaların iklimi son onyıllarda bütün kutupsal bölgelerde olduğu gibi eskiye nazaran ısınmış olup, bugün artık Svalbard Adaları’nın etrafını gemiyle dolaşmak mümkündür. Hızlı eriyen buzdan dolayı artık avlanacak yerleri yeterince bulamayan buz ayıları, açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya.

     Avrupa kıt’âsının en kuzey toprakları olan ve ondan ötesi Kuzey Kutbu olan Svalbard Adaları, dünya üzerinde, ölmüş bir insanın cesedinin hemen hemen hiç bozulmadan kaldığı nadir yerlerdendir.

     ÅLAND ADALARI

     İskandinavya bölgesinde, Baltık Denizi üzerinde bulunan Åland Adaları, Finlandiya’nın egemenliği altındadır. İsveççe adı “Åland”, Fince adı ise “Ahvenanmaa” olan takımadalar “otonomi” statüsündedirler. İsveç ile Finlandiya arasında paylaşılamayan bu bölge bugün Finlandiya’ya ait olduğu halde resmî dili İsveççe’dir.

     1580 km²’lik alanı kaplayan takımadalarda 28 bin 93 kişi yaşıyor. 1921 yılından beri Fin hakimiyeti altında bulunan Åland Adaları’nın başkenti, 11 bin 565 nüfûslu Mariehamm (İsv. Mariehamm; Fin. Maarianhamina)’dır. Ülke nüfûsunun % 90’ı, en büyük ada olan Fasta Åland (İsv. Fasta Åland; Fin. Manner – Ahvenanmaa) üzerinde yaşamlarını sürdürmektedir.

     Toplam 6 bin 757 adadan oluşan Åland Adaları, Finlandiya kıyılarına sadece 15 km, İsveç kıyılarına ise 40 km uzaklıktadır. 6 bin 757 adanın yalnızca 60 tanesinde insan bulunmaktadır. Tam 6 bin 697 tane ada ıssızdır.

     Ada halkı 12. yy’da İsveçli misyonerler tarafından Hristiyanlaştırılmıştır.

     1700 – 21 yılları arasında kuzey devletleri arasında vuk’u bulan, bir tarafında İsveç Krallığı, İngiltere, Hollanda, Almanya, Polonya hatta Osmanlı İmparatorluğu, diğer tarafında da Rusya Çarlığı ve Danimarka – Norveç Krallığı’nın olduğu, tam 21 yıl süren Büyük Kuzey Savaşı’nda İsveç’e karşı büyük bir deniz zaferi kazanan Rus Çarı I. Petro, 1714 tarihinde tüm Finlandiya ile birlikte Åland Adaları’nı da ele geçirdi.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, aynı yıl Finlandiya bağımsızlığını ilan edince, Åland halkı da kendi kaderini tayin hakkı istedi. Finlandiya adaların özerkliğini kabul etmekle beraber, ayrılmalarına karşı çıktı. Sorunun çözümü için Milletler Cemiyeti’ne (bugünkü Birleşmiş Milletler) başvuruldu. Milletler Cemiyeti’nde oluşturulan bir komisyon, adalara özerklik verilmesi şartıyla Finlandiya’nın egemenliğinin tanınmasına karar verdi. Karara göre, tarafsızlığı hükme bağlanan Åland Adaları, hiçbir zaman silahlandırılmayacak, askerî üs olarak kullanılmayacaktı. Finlandiya, 6 Mayıs 1920 tarihinde Åland Adaları’na özerklik tanıyarak kendi eyalet parlamentosunu kurma hakkı verdi.

     6 Mayıs 1920’de özerklik kazanan Åland Adaları’nın 3 Nisan 1954 tarihinde kendine ait bayrağı da oldu. 1984 yılından beridir de kendi posta pulu var.

     Adanın başlıca geçim kaynağı gemiciliktir. Ticaret malları taşınarak gelir elde edilir. Bir diğer önemli geçim kaynağı ise çiftlik işletmeciliği ve balıkçılık.

     KARELYA

     İskandinavya bölgesinde bulunan Karelya, Finlandiya ile Rusya arasında ikiye bölünmüş bir ülkedir. Karelce ve Fince adı “Karjala”, Rusça adı “Karelya” ve İsveççe adı “Karelen” olan Karelya’nın doğusunda Beyaz Deniz ve Rusya, kuzeyinde Rusya Laponyası (Kola Yarımadası), batısında Finlandiya, güneyinde Avrupa’nın en büyük gölü olan Ladoga Gölü ve yine Rusya bulunur.

     Yaklaşık olarak 200 bin km²’lik alanı kapsayan coğrafya, bugün altı ayrı bölüme ayrılmış durumda. Beyaz Karelya, Olonez Karelya ve Ladoga Karelya, Rusya’ya aittirler. Başkenti, 278 bin 551 nüfûslu Petrozawodsk (Karl. Petroskoi; Rus. Петрозаво́дск [Petrozawódsk])’tur.

     Karelya coğrafyasını ele geçirmek için 13. yy’da İsveç Krallığı ile Novgorod Feodal Cumhuriyeti arasında çok şiddetli savaşlar yaşanmıştı. İsveç – Novgorod Savaşları olarak adlandırılan bu harplerin sonunda 1323 tarihinde imzalanan Nöteborg Antlaşması ile, Karelya toprakları ilk kez iki devlet arasında ikiye bölünür. Ülkenin doğusu Novgorod’un, batısı İsveç’in payına düşer.

     1721 tarihinde bu kez İsveç Krallığı ile Rusya Çarlığı arasında imzalanan Nistad Antlaşması ile Karelya topraklarının büyük kısmı Rusya’ya geçti. Karelya toprakları, bundan böyle “Eski Finlandiya” olarak anılıyordu.

     1809 tarihinde bütün Finlandiya ülkesi Rusya tarafından işgal edilir.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, aynı yıl Finlandiya bağımsızlığını ilan edince, Fin İç Savaşı’nda en şiddetli çatışmaların yaşandığı bölge Karelya olur. Finler, Boşvekiler’i Doğu Karelya’dan (bugünkü Rusya Karelyası) atmak için çok uğraşır. Başarısızlıkla sonuçlanan Olonez Seferleri (1918 – 21) bu teşebbüslere verilen isimdir.

     Rusya, 1920 yılında Finlandiya’nın bağımsızlığını tanır. Aynı yıl imzalanan Tartu Antlaşması ile yeniden Finlandiya – Rusya sınırı çizilir. Karelya iki devlet arasında ikiye bölünmüş, ancak büyük payı Rusya’ya düşmüştür.

     Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) devletinin kurulmasından sonra 1923 yılında Rus Karelyası, “özerk bir Sovyet cumhuriyeti” yapılır.

     II. Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında herhangi bir silahlı çatışmanın yaşanmadığı Karelya, savaşta Finlandiya’nın yenilmesinden sonra, büyük bir bölümü SSCB’ye bağlandı. 1940 yılında imzalanan Moskova Barış Antlaşması ile Fin Karelyası’nın büyük bölümü SSCB’ye geçti. Bu durumdan oldukça ürken Karelyalılar, neredeyse coğrafyanın bütün nüfûsuna tekabül eden 400 bin insan, yerini yurdunu terk ederek Finlandiya içlerine kaçtı; Sovyet vatandaşı olmamak için Finlandiya içlerine dağıldı. 1941 – 44 yılları arasında çıkardığı Uzatma Savaşı ile Finlandiya, Rusya’nın eline geçmiş olan Doğu Karelya’yı işgal edip tekrar geri aldı. Ancak Finlandiya, Kış Savaşı ve devamında gelen Rus ilerleyişi ile hissedilir derecede zayıflamıştı. Doğu Karelya alınamadı. Finlandiya bu savaşlarda kendi 2. büyük şehri olan Vipuri’yi kaybetti. (Bu şehir halen Rusya’ya ait olup Leningrad iline aittir)

     Savaştan sonra imzalanan barış antlaşmasının neticesi olarak, Karelo – Fin Sovyet Cumhuriyeti dağıtılarak, Karelya Özerk Sovyet Cumhuriyeti’ne dahil edildi.

     1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra bu coğrafya, 13 Kasım 1991 tarihinde “Karelya Özerk Cumhuriyeti” adıyla Rusya Federasyonu’nun bir parçası oldu.

     Karelya, “Sovyet Cumhuriyeti” vasfından “Rusya Sovyet Federal Cumhuriyeti”ne bağlı “Federe Cumhuriyet” vasfına geçirilen tek idarî bölgedir. 13 Kasım 1991 tarihindeki bu değişiklik, bilinçli ve kasıtlı olarak yapıldı. SSCB dağılıyordu. Muhtemel bir “ayrılık korkusu”ndan dolayı Karelya için apartopar böyle özel bir değişiklik yapıldı. Nitekim “Sovyet Cumhuriyeti” vasfını taşıyan bütün konfedere devletler (Estonya, Letonya, Litvanya, Belarus, Ukrayna, Moldova, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan) ondan sonra bağımsız birer devlet oldular. 1991’e değin Karelya da bu listedeydi. “Özerk Sovyet Cumhuriyeti” niteliğindeki devletlerden farklı olarak, “Sovyet Cumhuriyeti” vasfına sahip konfedere devletler anayasal olarak istedikleri zaman bağımsız olma hakkına sahipti.

     İşte küçücük bir “statü farkının”, tek kelimelik eksik veya fazla tanımlamanın, bir coğrafyanın ve ulusun kaderini nasıl farklı şekillendirdiğini gösteren, hakikaten ibret alınması gereken bir yakın tarih örneği.

     Toprakları Finlandiya ve Rusya arasında ikiye bölünmüş durumda olan Karel halkı, Fin halkıyla akraba olan ve dilleri de çok benzeyen bir kavimdir. Rusya’yı kendi topraklarında işgalci olarak gören bu halk Finlandiya devletine ise aynı gözle bakmamakta, hatta Finlandiya’nın Doğu Karelya’yı da alması gerektiğine inanmakta ve bunu savunmaktadır. Yani Finlandiya devletinin resmî ideolojisi ile aynı çizgidedirler. Hatta Finlandiya’nın bu “kaybedilmiş toprakları” geri alması talebinden beslenen Karel siyasî hareketleri dahi vardır. “Karyalan Lîtto” ve “ProKarelya” gibi siyasî hareketler, buna örnek gösterilebilir. Bunlar Rusya devleti tarafından “terör hareketleri” olarak nitelendirilirken, Finlandiya devleti tarafından ise bizzat el altından desteklenmektedir.

     NENETSYA

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Nenetsya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeybatısında Barents Denizi, kuzeydoğusunda Kara Denizi, güneyinde ise Rusya bulunur.  Avrupa – Asya sınırını çizen Ural Dağları, en kuzeyde yeni başladığı yerde Nenetsya Özerk Ogrugu’nun doğu sınırını belirler.

     176 bin 810 km² büyüklüğündeki coğrafyada 43 bin 937 insan yaşar. Toprakları çok büyük, ama nüfûsu çok azdır. Başkenti, henüz ilk kez 1929 yılında küçük bir köy olarak kurulmuş, 1935 yılında ise “şehir” statüsü kazanmış olan 24 bin 654 nüfûslu Naryan Mar (Nen. Няръянa мар [Nyarıyana Mar]; Rus. Нарья́н – Мар [Narıyan – Mar])’dır.

     1929 yılında Nenetsya Özerk Ogrugu kurulmuş, aynı yıl da küçük bir köy olarak Naryan Mar, sürekli büyütülerek 1935 yılında kentleştirilmiş, 1936 yılında da ogrugun başkenti yapılmıştır.

     Nenetsçe, ogrugun sınırları içinde Rusça ile birlikte 2. resmî dilidir.

     “Yurak” olarak da adlandırılan Nenets halkı, toplam sayıları 44 bin olan küçük bir kavimdir ve tamamı kendi topraklarında yaşamaktadır. Özerklik gibi bir hakka sahip oldukları için hallerinden memnun olup, Rusya devletiyle aralarında herhangi bir sorun yoktur. Sayıları az olmasına rağmen toprakları oldukça büyüktür (İsveç veya Finlandiya topraklarının her biri kadar). Burası nüfûs yoğunluğunun seyrek olduğu bir coğrafyadır.

     Nenetsler etnik olarak içlerinde Enets, Selkup ve Nganasan halklarının da dahil olduğu Samoyed kavmi grubu içine girerler. İki büyük Nenets grubu bulunuyor: Tundra Nenetsleri ve Orman Nenetsleri.

     Toprağa ve doğal kaynaklara saygı temeline dayanan Animist ve Şamanist bir dînî inanca sahip olan Nenetsler’in klan temelli bir sosyal yapılanmaları var. Nenets şamanlarına “Tadibya” deniyor.

     Nenetsler geleneksel olarak ren geyiği bakıcılığını yapan bir halk. Basit ve kırsal hayat tarzı yaşamalarına rağmen, çok yetenekli ve ticaretleri başarılı bir şekilde düzenleyen bir topluluk olduğunu söylemek mümkün. Buradaki uçsuz bucaksız tundralarda yaşayan ren geyiği sürüleri, bu bölgenin geleneksel geçinimi için büyük önem taşıyor. Her yıl geleneksel olarak yapılan ren geyiği yarışları, yerli halkın en büyük keyfi ve adetâ “millî sporu” durumunda.

     Geyiklerini sırf otlatabilmek için 1000 km yol yürüyen bir topluluktan bahsediyoruz. Eti de çiğ yiyor, bu insanlar. Sibirya soğuklarına dayanabilmek için de yılın 365 günü de kalın giyiniyorlar, giyinmek zorundalar. Soğuklar bazen – 50°’ye kadar inebiliyor.

     Modern yaşam tarzını kendi rızalarıyla reddediyorlar. Geleneklerine son derece bağlılar ve bu durumun bozulmasını istemiyorlar.

     KOMİ

     Doğu Avrupa bölgesinde bulunan Komi, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Rusya’nın Nenetsya Özerk Ogrugu, batısında ve güneyinde Rusya, doğusunda ise Avrupa – Asya sınırını belirleyen Ural Dağları bulunuyor. Asya – Avrupa sınırını belirleyen Ural Dağları, aynı zamanda Komi Cumhuriyeti’nin de doğu sınırlarını çizmektedir. Kısaca, dört tarafı da Rusya topraklarıyla çevrilidir, tamamı Rusya’nın içinde olan özerk bir cumhuriyettir.

     416 bin 774 km² büyülüğündeki bu devâsa geniş coğrafyada 850 bin 554 insan yaşar. Başkenti, 245 bin 313 nüfûslu Sıktıvkar (Komi. Сыктывкар [Sıktıvkar]; Rus. Сыктывка́р [Sıktıwkár])’dır. Komi dilinde “sıktıv” kelimesi “nehir” (ırmak) anlamına gelirken, “kar” sözcüğü de “şehir” demektir. Dolayısıyla başkent Sıktıvkar’ın ismi, bu dilde “Nehir Şehri” anlamındadır.

     Devâsâ büyüklükteki Komi topraklarının % 72’si ormanlarla kaplı, % 15’i ise bataklıktır.

     1922 yılında “özerk cumhuriyet” olmuştur. 1936 yılında ise Sıktıvkar, bu özerk cumhuriyetin başkenti yapılmıştır.

– devam edecek –

     SEDİYANİ HABER

     11 EKİM 2017

Ibrahim Sédiyani i Skandinavia, 28. Mai 2017

Ibrahim Sédiyani i Skandinavien, 28 Maj 2017

Ibrahim Sédiyani or Skandinaviassa, 28. Toukokuuta 2017

Ибрагим Седияни в Скандинавии, 28 Mая 2017 Γ.

 

1797 Total Views 2 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir