Ağustos 2017 İnstagram Paylaşımları

 

isediyani

Kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşan yazar İbrahim Sediyani’nin İnstagram’da Ağustos ayında paylaştığı fotoğraflar…

 

     Kendisine ait kişisel Twitter, Facebook ve İnstagram hesaplarında birbirinden ilginç ve güzel fotoğraflar paylaşıp altına düşündüren sözler yazan yazar İbrahim Sediyani’nin bu yılın Ağustos ayında İnstagram’da paylaştığı fotoğrafları sitemiz takipçilerinin ilgisine sunuyoruz.

     İşte Sediyani’nin Ağustos ayı boyunca paylaştığı birbirinden ilginç ve güzel doğa, hayvan, insan, toplum, çocuk ve kadın, aile, kırsal yaşam ve san’ât fotoğrafları ve onların altına yazdığı düşündüren, anlamlı ve güzel sözler…

     * * *

“Altıma ediyorum, o halde varım.”

Orda bir yer vardı, herkes mutluydu. Çocuklar seviyordu. Hayvanlar ile bitkiler, arkadaştı. Haritada aradım bulamadım, yeri kalplerdeydi.

İzmirli 12 yaşındaki kızımız Nehir Özzengin, İtalya’nın Napoli kentinde düzenlenen “Ischia” Uluslararası Piyano Yarışması (“Ischia” International Piano Competition)’nda dünya ikincisi oldu.

İtalya’nın Napoli şehrinin hemen karşısında, Tirene Denizi üzerinde yer alan 46, 3 km² büyüklüğündeki volkanik Ischia Adası üzerinde 5 – 8 Temmuz 2017 günlerinde düzenlenen 5. “Ischia” Uluslararası Piyano Yarışması (5th “Ischia” International Piano Competition)’nda sonuçlar açıklandı. İzmir şehrimizden 12 yaşındaki Nehir Özzengin, dünya ikincisi oldu.

Dünya çapındaki bu müzik yarışmasına 26 ülkeden 80 yarışmacı katılmıştı.

Müzik yeteneği 4 yaşında keşfedilen yetenekli kızımız Nehir, şu anda 7. sınıf öğrencisi. 5 yıl önce burslu kazandığı İzmir Yaşar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi Müzik Akademisi’nde klasik piyano eğitimi aldı.

Girdiği daha önceki yarışmalarda da uluslararası ödüller almış olan Nehir, bundan önce de Uluslararası Mozart Academy Piyano Yarışması’nda ikincilik ve üçüncülük, Belçika’da düzenlenen Uluslararası Cesar Frank Piyano Yarışması’nda ikincilik elde etmişti.

Yetenekli kızımız Nehir, her gün en az iki saat piyanoyla antrenman yaptığını söylüyor. Bu nedenle tatile gittiği mekânlarda dahi piyano bulunması şartı aradığını belirten Nehir, “İleride tüm dünyayı dolaşıp konserler vererek, müziğimi ve ülkemi herkese tanıtmayı hayâl ediyorum” diyor. Müzik yeteneği henüz 4 yaşında bir çocukken keşfedilen, piyanonun yanısıra gitar ve bateri gibi farklı enstrümanları da iyi düzeyde çalabilen Nehir Özzengin, sporu da ihmal etmeyerek, aynı zamanda lisanslı olarak basketbol ve tenis de oynuyor.

– Bunları anneye, bunları da babaya verelim.

– Peki bunları abla?

– Onları da bizim odaya koyarız.

– Tamam. En güzellerini anneye verelim ama.

– Öyle yapacağız.

“Benimle bir ömür fındık kırmaya var mısın?”

Çiçekler Allah’ın sanatıdır, çiçekçilik ise insanların sanatı.

Öğretmenine âşık olunca, başına gelecekler…

Çift şeritli yol.

Bir vatan bırakın biz çocuklara,
Islanmış olmasın gözyaşlarıyla.
 
Bir bahçe bırakın biz çocuklara,
Göklerde yer açın uçurtmalara.
 
Bir barış bırakın biz çocuklara,
Uzansın şarkımız güneşe ve aya.
 
Bir dünya bırakın biz çocuklara,
Yazalım üstüne “Sevgili Dünya”.
 
(Çocuk şarkısı)
 
 
Sevdikçe Allah’a daha çok yakınlaşırmışsın, ahiretteki mükâfatını dünyada kazanıyormuşsun. Allah, sevgi demekmiş, “Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmekmiş”, yargısızca, kusurları görmeden, görsen de aldırmadan sevmek demekmiş. Aşk, Allah’a en yakın olmak demekmiş. Bunu öğretirmiş aşk.
 
“Ben”den vazgeçip “sen”de bitmek ve nihayetinde “biz” olmakmış hayatın anlamı. Bunu öğretirmiş aşk.
 
Âşık seviyorsa maşuk bahaneymiş. Aşk gönüle girince gerisi yalan kalırmış. Bunu öğretirmiş aşk.
 
Âşık olunca insan kendi dışına çıkarmış, kendi benliğini terk edip bir başkasının içinde erimek istermiş. Erimek, yeni bir bedende canlanmak demekmiş. “Yaşamak istiyorsan kendini öldürmelisin” diyen ses aslında yeni bir dünya vaadedermiş. Ölmeden önce ölürsen, ölmeden önce bir yaşam daha hak edermişsin. Dünyanın içine yeni dünya, hayatın içine yeni hayat açan aşkmış. Bunu öğretirmiş aşk.
 
Gerçek dünyadan uzak olup ama aynı zamanda o gerçekliğin içinde başkasına doğru akmak demekmiş. Bunu öğretirmiş aşk.
 
Doğrusu senin doğrun, onun güzeli senin güzelin olurmuş. Kendi gerçeklerini, seni tanımlayan herşeyi umursamaz olur, hatta kendini reddedermişsin. Kendine yabancılaştıkça yeni bir hayatın içine doğarmışsın. Bunu öğretirmiş aşk.
 
Karşındakinde ne görüyorsan kendi verdiğinin yansımasıymış o. Onun yaptığı ayna tutmakmış sadece. Kendini de bir kere daha tanıtırmış insana. Bunu öğretirmiş aşk.
 
(İbrahim Sediyani, Sözlerim Var Sevgiye Dair, sayfa 93 – 94)
 
 
 
 
 
Gölün üstünde akan nehir. (Sørvágsvatn, Faroe Adaları – Danimarka)
 
 
Çiğnemeden yeme sakın!
 
 
Sağdakinin adı Tadelle, soldakinin adı Nutella.
 
 
 
 
 
Çin’de yüksek dağların zirvesine yapılan cam balkonlar.
 
 
Danimarka’nın ve başkenti Kopenhag’ın sembolü olan meşhur Küçük Denizkızı (Dan. Den Lille Havfrue) heykeli, dünyaca ünlü çocuk masalları yazarı Hans Christian Andersen (1805 – 75) tarafından 1837 yılında kaleme alınan ve O’nun 157 adet masalından biri olan “Küçük Denizkızı” adlı masalından esinlenerek yapılmıştır. Masal kahramanının heykelidir.
 
Hem şehrin hem de ülkenin sembolü olan Küçük Denizkızı heykeli, 23 Ağustos 1913 tarihinde işte buraya dikilmiştir.
 
Bu bronz heykelin boyu 1 m 25 cm, ağırlığı ise 175 kg’dır.
 
Yılda ortalama 1 milyon turist bu heykeli ziyaret etmektedir. Ayrıca bu heykelin yılda ortalama 5 milyon kez fotoğrafı çekilmektedir.
 
İstanbul için Kız Kulesi neyse, Kopenhag için de Küçük Denizkızı o.
 
(Sediyani Seyahatnamesi, cilt 10, bölüm 14, İskandinavya Seyahatnamesi, Vikingler Selam Durdu Ben Âşık Olunca İskandinavya’ya – 14)
 
 
Anne 140 yaşında, yavrular 5 günlük.
 
 
Polis köpeklerinin yemek saati.
 
 
Fay hattında bir yaşamın
elleri çatlak çatlak
ve umutları bir beşik gibi sallanan çocuklarıyız biz
yıkıldı evimiz
yıkıldı yuvamız loo
dünümüz bugünümüz yarınımız
bize ait ne varsa, şimdi
enkaz altındadır…
 
Ben daha doğmadan yapılan evimizin
ben büyüdükçe küçülen odaları
üç ölüm beş de doğum gören eşyalarımız
enkaz altındadır…
anamın her hamileliğinde
ninemim ördüğü patikler bebek kazakları
dedemden yadigâr Oltu taşı tesbih
oy ömrüm ömrüm
enkaz altındadır…
 
(İbrahim Sediyani, “Deprem”)
 
 
Eskiden evlerimiz karanlıkken, nasıl da aydın bir toplumduk. Evler aydınlandıkça, insanlar karanlığa gömüldü.
 
 
Sincap yavrusu.
 
 
Tüp bebek sahibi olmak için kullandığı ilaç ve iğneleri doğumdan sonra bebeğinin etrafına dizip fotoğraflayan anne…
 
 
Bakmak var, bir de bakmak var. Aşk var, bir de saf aşk var.
 
 
Harflerim nakış nakış, kelimelerim bakış bakış.
 
 
Mutluluk, hayata hangi pencereden baktığınıza bağlı.
 
 
Yemeğin lezzetli olmasının formülü, ateşe enstrüman çalar gibi üflemektir.
 
 
Kurban olayım o yüreğine senin, çocuk!
 
 
Gerçek sevgiyle yapılan bir öpücük, ayak parmaklarının da hissettiği öpücüktür.
 
 
İkisi de ana kuzusu; biri mutlu olunca oynayan, biri oynayınca mutlu olan.
 
 
Erol Taş gibi yıldızları “çekirdekten” yetiştirmek lazım.
 
 
Çocuğun ismi Baran’dı, kedi ıslanmasın diye şemsiye tutuyordu. Kedinin ismi Yağmur’du, çocukla birlikte ıslanmak istiyordu.
 
 
Sevgi ve merhamet, dünyadaki en büyük iki hazinedir. Birincisi en çok hayvanlarda, ikincisi en çok çocuklarda bulunur.
 
 
Onyıllardır özyurtları Arakan’da ırkçı – faşist Myanmar (Burma) devletinin ve devlet destekli fanatik Budist çetelerin saldırı, zûlüm ve katliâmlarına maruz kalan ve BM tarafından da resmî olarak “dünyanın en mazlum halkı” ilân edilen Müslüman Rohingya halkı, canını kurtarmak için periyodik olarak komşu veya bölge ülke topraklarına hicret etmektedir.
 
Toplam sayıları 2, 5 milyon olan Rohingya nüfûsunun 1, 5 milyonu vatanlarından uzakta, mülteci hayatı yaşamaktadır. Yani dışarıda mülteci hayatı yaşayan Rohingyalar’ın sayısı, Rohingya topraklarındaki Rohingya sayısından daha fazladır.
 
Rohingya mültecilerin büyük çoğunluğu komşu Bangladeş’teki mülteci kamplarında “yaşamaktadır.” Bangladeş topraklarında 2’si kayıtlı (resmî; BM denetiminde), 2’si de kayıtsız (kaçak, illegal) olmak üzere 4 tane Rohingya mülteci kampı vardır. Bunların dördü de birbirlerine yakın ve “Bangladeş Arakanı” olan Chittagong il sınırları içinde, Myanmar sınırına oldukça yakındır.
 
Ben bu kampları 2012 yılında ziyaret etme imkânı buldum. Hayatımda şahid olduğum en inanılmaz görüntülerdi. O mültecilerin durumlarını görünce, hayata lanet ettim, doğduğum güne lanet ettim, “Keşke doğmasaydım” dedim, “Keşke beni yaratmasaydın” diyerek neredeyse Tanrı’ya isyan edecektim.
 
Ağaç yapraklarıyla besleniyorlar, inanır mısınız, çocuklarına toprak yedirerek besliyorlar. Hiçbir şeyleri yok!.. Ve gördükleri herkesten korkuyorlar, her yabancıdan korkuyorlar. Ben onlarla konuşmaya çalışırken onlar bana korku dolu gözlerle bakıyorlardı, bizden öyle bir korkuyorlardı ki, anlatamam. Çünkü bugüne dek, onlardan olmayan her insandan sadece kötülük görmüşler. Onlara benzemeyen her insan, onları ya yakmak ya da şiş ve baltalarla parçalayıp öldürmek için yaklaşmış onlara. İnanın bana, vahşî aslanlarla dolu bir ormanda yaşayan küçük bir ceylan yavrusu bile Myanmar’daki bir Rohingya çocuktan daha emniyettedir.
 
(İbrahim Sediyani ile Röportaj, Miray Tamer, T 24, 30 Ağustos 2017)
 
     INSTAGRAM
 
     31 AĞUSTOS 2017
 
287 Total Views 1 Views Today
Twitter'da Paylaş     Facebookta Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir